Ana Sayfa Blog Sayfa 5141

Somali’de iklim değişikliği ve kuraklık: 10 milyon insan açlıkla yüz yüze

Somali’de iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklığın ağır bir açlık ve kıtlık dalgasına neden olacağı bildiriliyor.

Birleşmiş Milletler Afrika’nın doğu kıyılarında yer alan Kenya, Etyopya ve Somali’de  yaklaşık 10 milyon kişinin, ciddi bir kuraklık krizi ile karşı karşıya ve yardıma muhtaç durumda olduğunu açıkladı. Somali’de on yıllardır süregiden iç savaş nedeniyle altyapının harap olması, kuraklığın daha da büyük bir krize dönüşmesine yol açıyor.

Birleşmiş Milletler’in insani yardım koordinatörü Valeri Amos İngiliz The Telegraph gazteesine yaptığı açıklamada iklim değişikliğinn kuraklığın asıl nedeni olduğunu söyledi. Eskiden 10 yılda bir kuraklık görüldüğünü, ardından bunun 5 yılda bire düştüğünü söyleyen Amos bugün kuraklığın 2 yılda bir görüldüğünü söyledi. Eğer yılın ilk veya son aylarında ciddi yağışlar olmazsa bunun izleyen yılın ağır kuraklık içinde geçeceğini gösterdiğini söyleyen Amos iklim değişikliğinin sonuçlarını daha fazla ciddiye almamız gerktiğini belirtti.

Öte yandan Somali’deki kuraklıktan kaçanlar Kenya topraklarında, dünyanın en büyük mülteci kampı olan Dabaab Kampı’nda barınıyor. Yaklaşık 380 bin kişinin yaşadığı Dadaab kampına her gün yaklaşık 1.400 kişi daha gidiyor.

“Dünyadaki en büyük insani felaket”

Dün kampı ziyaret edip mültecilere görüşen Antonio Guterres, Somali’nin Kenya ve Etiyopya sınırını kasıp kavuran kuraklığın, şu anda “dünyadaki en büyük insani felaket” olduğunu söyledi.

Guterres’in burada öykülerini dinlediği Somalililer arasında, kampa ulaşmak için 35 gün yürüyen, ancak üç çocuğu yolculuğa dayanamayıp ölen bir kadın da vardı. Göçebe çobanlıkla yaşamlarını sürdüren pek çokları, otlak kalmadığını, hayvanlarının telef olduğunu anlatıyor. Bölgeden, dayanıklılığı ile bilinen develerin bile ölmeye başladığı haberleri geliyor.

BM’nin mülteciler sorumlusu Antonio Guterres, Eş Şebab denetimindeki alanlara da yardım malzemesi ulaştırabilmek için müzakerelerde bulunduklarını söyledi. Guterres, yardım kuruluşlarının faaliyetlerini yayabilmesi için güvenlik sorunlarının aşılması gerektiğini söyledi. Yardım dağıtımı için bir uzlaşmaya varılması ABD’nin ‘terör örgütü’ kabul ettiği Eş Şebab ile BM nezdinde bir anlaşmaya varılmasını gerektiriyor.

BM Çocuklara Yardım Fonu UNICEF, bölgede iki milyon çocuğun yetersiz beslendiğini, hayatta kalabilmeleri için yardım gerektiğini söylüyor. Kuruluş, bölgedeki faaliyetleri için gereken 477 milyon dolarlık bütçede yüzde 40’ı bulan bir açık olduğunu kaydediyor.

Bu bölge 1980’lerde de açlık krizi ile dünyanın gündemine oturmuştu. Kuraklığa bir an önce müdahale edilmezse, bu krizin de kıtlığa dönüşmesinden endişe ediliyor.

Somali ile Kenya ve Etiyopya sınırlarının kesiştiği alanın yanı sıra, Uganda ve Cibuti de kuraklıktan etkileniyor. (BBC, The Telegraph)

Yeşil Gazete

Futbolda şike soruşturmasında 2. dalga

Türkiye’de yürütülen şike soruşturmasının ikinci dalgasında eski futbol federasyonu başkanı Mahmut Özgener, Trabzonspor Başkanı Sadri Şener ve Futbol Federasyonu’nu eski üyesi Levent Kızıl’ın da aralarında bulunduğu yeni isimler gözaltına alındı.

Operasyonun başladığı 3 Temmuz’da gözaltına alınan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım dün gece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Operasyonun yeni ayağında gözaltına alınan Trabzonspor Başkanı Şener, sağlık kontrollerinin ardından emniyete götürüldü.

Eski TFF Yönetim Kurulu üyesi ve eski Bursaspor Başkanı Levent Kızıl da gözaltına alındı. Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirilen Kızıl, burada sağlık kontrolünden geçirildi.

Şike soruşturmasının ikinci dalgasında gözaltına alınan bir diğer isim Ankaragücü’nün eski yöneticisi Mümtaz Karakaya oldu.

Soruşturmada ayrıca eski Fenerbahçe kalecisi, şimdi Ankaragücü forması giyen kaleci Serdar Kulbilge de gözaltına alındı.

Futbolda şike soruşturması kapsamında polis, Süper Lig ve Bank Asya 1. Ligi’nde toplam 19 maçta şike ve teşvik faaliyetlerinin gerçekleştirildiğinin tespit edildiğini açıklamıştı.

Soruşturmanın ilk aşamasında 50’den fazla kişi gözaltına alınmış, aralarında Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz, Eskişehirspor Teknik Direktörü Bülent Uygun ve bazı Fenerbahçe yöneticileriyle futbolcular ve menajerlerinin de bulunduğu 26 kişi tutuklanmıştı.

NTV, Banu Güven’in işine son verdi

NTV Banu Güven’in işine son verdi.Son olarak Banu Güven’le Artı programını sunan Güven, 12 Haziran seçimleri öncesi Can Dündar ve Mirgün Cabas, Çiğdem Anad gibi kanalın ağır toplarıyla birlikte ‘erken’ tatile gönderilmişti.

Hükümete muhalif olarak gösterilen bu isimlerin, seçim öncesi NTV ekranına çıkan Başbakan Erdoğan’a soru sormamaları için kanal tarafından bilinçli bir şekilde ‘erken’ tatile gönderildiği iddia edilmişti.

SIRADA ONLAR MI VAR?
NTV Ankara eski temsilcisi Murat Akgün’ün ardından Banu Güven’in de kanaldan gönderilmesi bir süredir ekranlardan uzak olan ve diğer iki isim gibi hükümete muhalif duruşlarıyla bilinen Can Dündar ve Mirgün Cabas’ın da işine son verileceği yolundaki söylentileri akıllara getirdi.

GEREKÇE VEDAT TÜRKALİ SÖYLEŞİSİ Mİ?
Bir iddiaya göre 3 Haziran günü “tatile” çıkarılan Banu Güven, programları nedeniyle sansüre uğradı. Buna göre ‘erken’ tatilin perde arkasında 2 Haziran’da Vedat Türkali’nin konuk olduğu program yatıyordu.

Yazar Vedat Türkali, programda Öcalan’ı görmek istediğini belirterek, “12 yıldır hapsetmişler Öcalan’ı oraya. Hiç kimseyle görüşmüyor. Şimdi buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Selam ve sevgi benden Öcalan’a” demişti.

ARŞİV YOK OLDU
Bir gün sonra Güven’i tatile çıkaran nedenin bu program olduğu belirtilirken, Banu Güven ile Artı programının arşivlerinde 2 Haziran tarihli programın silinmiş olması da bu şüpheyi doğrular nitelikte.

BASIN ODASI DA ‘ERKEN TATİL’ KURBANI
Nuray Mert’in de konuşmacı olarak yer aldığı Basın Odası programı da ‘erken tatil’ gerekçesiyle apar topar yayından kaldırılmış, konu hakkında görüşlerine başvurduğumuz Nuray Mert, kendisine belirtilen nedenin ‘erken yaz tatili’ olduğunu ancak gerçek nedenin ise medyaya yönelik baskı olduğunu ifade etmişti.

Avrupa Parlamentosu’ndan %30’a ret, GDO yasağı için önemli adım

Avrupa Parlamentosu (AP) önceki hafta yaptığı oylamada 2020’ye kadar sera gazı emisyonlarındaki kesinti taahhüdünü yüzde 20’den yüzde 30’a çıkarmayı reddederken Genetiği Değiştirilmiş Organizma’lar (GDO) konusunda yasak getirme yetkisini üye devletlere iade etme yolunda önemli bir adım attı.

Avrupa Birliği tarafından 2007 yılında belirlenen “20/20/20” hedefleri doğrultusunda Birliğin sera gazı emisyonlarının 2020 yılına kadar yüzde 20 oranında düşürülmesi taahhüt edilmişti. Ancak, bu rakamın yetersiz olduğu İklim Değişikliği Üzerine Uluslararası Panel (IPCC) başta olmak üzere birçok kurum tarafından dile getiriliyordu. Bu kapsamda, yaklaşık bir sene önce İklim Değişikliği Konusunda Eylem’den Sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi Connie Hedegaard’ın açıkladığı bir rapor sera gazı emisyonlarında yapılacak kesintinin yüzde 20’den yüzde 30’a çıkarılmasının ek ekonomik maliyetinin öne sürülen rakamlardan çok daha düşük olacağını ortaya koymuştu.

Ancak, 5 Temmuz’da yapılan oylamada, kesinti oranının artırılmasını öngören bir düzenleme 347 red oyuna karşı 258 kabul oyuyla reddedildi. 63 AP üyesi ise çekimser kaldı. Kararı değerlendiren Hollandalı Yeşiller Grubu Üyesi ve konuyla ilgili parlamento raportörü Bas Eckhout oylamanın demokratik olmayan lobicilik çalışmaları tarafından etkilendiğini söyledi.

Eckhout özellikle BusinessEurope isimli lobi kuruluşunun liberal Alman milletvekilleri üzerinde baskı kurarak oylamaya etki ettiğini dile getirdi. Bu şekilde küçük bir çıkar grubunun kararı yönlendirdiğine dikkat çeken AP üyesi, bu durumun her türlü demokrasi tanımından uzak olduğunu vurguladı.

Konuyla ilgili konuşan BusinessEurope iklim sözcüsü Folker Franz ise kurumunun birçok AP üyesine yönelik yoğun bir mektup kampanyası yürüttüğünü doğrulayarak bunu “normal” lobi çalışmalarından saydı. Folker, ayrıca çevreci grupların da azınlıkta olduğunu iddia etti.

GDO yasağı yetkisi üye devletlere

Öte yandan, Avrupa Parlamentosu’nda 5 Temmuz’da yapılan bir diğer oylamada üye devletlere kendi toprakları içinde Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) yetiştirilmesini yasaklama yetkisini iade eden bir Avrupa Komisyonu önerisi görüşüldü. Mevcut AB mevzuatına göre üye devletler topraklarında GDO yetiştirilmesini ancak katı kurallara göre kısıtlayabiliyorlar. Parlamento’da onaylanan rapor ise bu konudaki kuralları esnetmesi öngörülen yeni Komisyon önerisini destekliyor. Avrupa Birliği’nin ikili karar alma sistemine göre önerinin yasalaşması için Parlamento’nun yanı sıra Konsey’in de onayı gerekiyor.

Haber: Mahir Ilgaz – Yeşil Gazete

Halk ozanı katledildi, Latin Amerika yasta

Latin Amerikalı halk ozanı Facundo Cabral, uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

Arjantinli ünlü şarkıcı Facundo Cabral, Guaremala’da uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. 1970’lerde protest müzik yaparak sivrilen Cabral, havalimanına giderken içinde bulunduğu araç saldırıya uğradı. Olayda Cabral’ın şöförü de hayatını kaybetti.

İtfaiye yetkilileri saldırı sırasında ünlü şarkıcının yalnız olmadığını, birlikte seyahet ettiği bir işadamı arkadaşının da olayda yaralandığını açıkladı. Polise göre asıl hedef işadamı olabilir.

Latin Amerika’nın bu ünlü sesinin hayatını kaybettiğini öğrenen hayranları olay yerine akın etti. Bunlar arasında Cabral’ın arkadaşı, Nobel Ödüllü Rigoberta Menchu da vardı. “Bu ülkemiz açısından utanç verici bir cinayet. Kınıyoruz bu iğrenç saldırıyı. Aklıma gelen tek şey idealleri uğruna öldürülmüş olabileceği. Yoksa burada, Guatemala’da öldürülmesi için bir başka sebep olabileceğini sanmıyorum.”

Bölgenin en fakir ülkelerinden biri olan Guatemala, Latin Amerika’nın en yüksek cinayet oranlarından birine sahip. Devlet Başkanı Alvaro Colom, saldırının adi bir suç mu yoksa planlı bir cinayet mi olup olmadığının araştırıldığını açıkladı. Turne için Guatemala’da bulunan 74 yaşındaki şarkıcı, birçok kez bu ülkede konserler vermişti.

(Ajanslar)

Atlantis Uzay İstasyonu’yla kenetleniyor

Atlantis uzay mekiği bugün Uluslararası Uzay İstasyonu ile kenetlenecek.

Bu Atlantis’in son yolculuğu.

Cuma günü ABD’deki Cape Canaveral uzay üssü ve çevresinde binlerce kişi uzay mekiğinin son kalkışına tanıklık etti.

Uzay mekiği, yörüngedeki Uluslararası Uzay İstasyonu’na dört astronot taşıyor.

Seferde komutan Chris Ferguson, pilot Doug Hurley ve uzman Sandy Magnus ile Rex Walheim görev alıyor.

12 gün sürecek seferde asıl olarak 3,5 tonluk gıda ve malzemenin Uluslararası Uzay İstasyonu’na taşınması amaçlanıyor.

Bunun istasyonda bir yıl yaşanmasına yetecek kadar olduğu belirtildi.

Son seferin ardından NASA uzay mekiği programına son verecek ve filonun üç mekiği Amerikan müzelerine kaldırılacak.

ABD, bu son yolculukla 30 yıllık sefer programının 135’incisini gerçekleştirmiş olacak.

NASA, taşımacılık ve nakliye işlerini özel şirketlere bırakarak bu masraftan kurtulmaktan yana.

İlk ticari uzay taşımacılığının ise dört, beş yıl içerisinde başlaması planlanıyor.

ABD, bu süre içerisinde Uluslararası Uzay istasyonu’na astronotlarını göndermek için Rus Soyuz füzelerine bağlı kalacak.

Sarı mayo el değiştirdi

0

Fransa Bisiklet Turu’nun dokuzuncu etabı olan Issoire – Saint-Flour’u Luis Leon Sanchez kazandı. Yedi etaptır sarı mayoyu giyen Thor Hushovd ise beklendiği gibi gerilerde kalınca, mayo Thomas Voeckler’e geçti. Yarışın başında düşen Alberto Contador çok gerilerde kaldı.

Heyecan, dram, üzüntü, coşku… Hepsini barındıran dokuzuncu etabı İspanyol Luis Leon Sanchez kazandı.

İtalya Bisiklet Turu’nu kazandıktan sonra, Fransa’da da aynı performansı göstermesi beklenen Alberto Contador’un kazanması gereken etaplardan biri olan Issoire – Saint-Flour’da İspanyol bisikletçi için işler hiç de iyi gitmedi. Yarışın henüz başlarında çok ilginç bir şekilde düşen Contador, yarış sonunda da oldukça gerilerde kaldı.

Team Europcar’ın bisikletçisi Thomas Voeckler ikinci sırada yer alarak sarı mayoyu ele geçirirken, Sandy Casar podyumda yer alan başka bir isimdi.

Hopalılara cezaevinde de zulüm

Sokak, karakol, adliye yetmedi, şimdi de cezaevinde…

Artvin’in Hopa İlçesi’nde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 31 Mayıs günü düzenlediği seçim mitingini protesto ederek taleplerini dile getirdikleri için tutuklanan Hopalılara ‘özel muamele’ yapıldığı bildirildi.

Tutuklanarak Erzurum’da cezaevine götürülen 12 kişinin durumu ve davanın seyrine dair Hopa Belediye Konferans Salonu’nda basın toplantısı düzenleyen avukatlar, bir aydan daha fazla zaman geçmesine rağmen soruşturmanın sonlandırılmadığına, dava dosyası üzerindeki ‘gizlilik’ kararının kaldırılmadığına dikkat çekti.

Hazırladıkları raporu açıklayan avukatlar, Hopa tutuklularına, karakol ve adliyede uygulanan ‘özel’ muamelenin cezaevinde de sürdüğü bilgisini verdi.

Basın toplantısında konuşan Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Osman Küçükali, yaşanan olayların sorumlusunun polis olduğuna dikkat çekti, tutuklanan gençlerinin bir an önce serbest bırakılmasını istedi. Yönetmen Özcan Alper de basın açıklamasına katılarak ailelere destek verdi.

Avukat Meriç Eyüboğlu, gözaltına alma süreciyle başlayan hukuksuzluğun sürdüğünü belirtti. Tutuklanan 12 kişiden 4’ünün Erzurum E Tipi Cezaevi’ne 8 kişinin ise Erzurum H Tipi Cezaevi’ne götürüldüğünü söyleyen Eyüboğlu, “Ali Aksu, bir arkadaşının parmak izi alınırken yaşanan tartışmaya müdahil olması üzerine kamerası olmayan bir odaya götürülmüş ve 10-15 kişi olduklarını tahmin ettiği koruma memuru tarafından, kaba dayağa maruz kalmıştır. Bu işkenceye varan kötü muamele müvekkilin kafasına ve özellikle de sırt bölgesine tekme ve tokat vurularak gerçekleştirilmiştir” dedi.

4 tutuklunun götürüldükleri Erzurum E Tipi Cezaevi’nde fareler ve fare pisliği bulunan ortamlarında tutulduğunu söyleyen Eyüboğlu, tutukluların en büyük sorununun ise günün sınırlı zamanlarında havalandırmaya çıkarılmaları olduğuna işaret etti.

Avukatlar, H Tipi Cezaevi’ndeki 8 tutuklunun 3 gün içinde Erzurum E Tipi Cezaevi’ne götürüldüklerini söyleyerek, müşahade adı verilen E-5 koğuşuna konulduklarını belirtti. 8 tutuklunun günde sadece 1 saat havalandırmaya çıkarıldıklarına dikkat çekti.

Avukat Meriç Eyüboğlu, 12 tutuklunun bir arada kalma taleplerinin de bugüne kadar karşılanmadığını kaydetti.

E Tipine geçtikleri tarihten bu yana, Erzurum’a gelmediği gerekçesiyle Birgün ve Gündem gazetelerinin müvekkillerine verilmediğini söyleyen Eyüboğlu, “Tutuklu müvekkillerin yazdıkları mektupların postalanması, onlara gönderilen kart ve mektupların iletilmemesi meselesi de bir diğer problemdir. Keza müvekkillerin tamamı gönderilen kitapların verilmemesinden şikayetçidir. Öyle ki Şaban Kotil öğrencisi olduğu Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi’ne ait ders kitaplarını bile bir haftadır teslim alamamıştır” dedi.

Basın açıklamasına katılarak ailelere destek veren yönetmen Özcan Alper ise şunları söyledi: “İktidarla aynı düşünmeyen herkese suçlu diye muamele ediyorlar. Doğayı böyle tahrip edenlere karşı Hopalılar onurlu bir karşı çıkış yaptı. Ve bu ülkede onurlu, kişilikli bir hayat yaşamak isteyen herkes de bu nedenle Hopa’ya sahip çıktı. Ben Metin Hoca’yı saygıyla selamlıyorum. Hopalılar şimdi eskisinden daha birlik içinde, yine onurluca içerideki arkadaşları sahiplenmelidir. Biz de aydınlar, sanatçılar olarak elimizden geleni yapacağız, Hopalıların ve ailelerin yanında olacağız.”

Polisten taraftara da gaz!

Fenerbahçeli taraftarlar, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında, gözaltında bulunan sarı-lacivertli kulübün başkanı Aziz Yıldırım ile tutuklu olarak yargılanan yönetim kurulu üyeleri Şekip Mosturoğlu ve İlhan Ekşioğlu’na destek için planladıkları yürüyüş yaptı.

Fenerbahçeli taraftarların, futbolda şike iddialarına yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan kulüp başkanı Aziz Yıldırım ve yönetim kurulu üyeleri Şekip Mosturoğlu ile İlhan Ekşioğlu’na destek olmak amacıyla düzenledikleri yürüyüş olaylı bitti.

Bağdat Caddesi üzerindeki Şaşkınbakkal’da toplanan taraftarlar, burada tezahüratlar eşliğinde yürüyüşün başlamasını bekledi.

Fenerbahçe formalarıyla ve bayraklarla caddeye gelen taraftarlar, yöneticiler ve kulüplerine destek veren tezahüratlar yaptı.

Yol boyunca tepkili tezahüratlarını dile getiren taraftarlar ”Fenere uzanan eller kırılsın”, ”Aziz Başkan oley”, şeklinde tempo tuttu. Ellerinde çok sayıda döviz taşıyan taraftarlar, desteklerini bu şekilde de dile getirmeye çalıştı. Dövizlerden birinde ”Büyük Fenerbahçe’nin büyük taraftarı büyük başkanının her zaman yanında” yazısı yer aldı.

Daha çok kulüp başkanı Aziz Yıldırım’a destek tezahüratları yapan taraftarlar, Yıldırım’ın sıkça kullandığı ”Darağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe” ifadelerinin yer aldığı tezahüratlar söyledi.

Taraftarların yürüyüşü sürerken Aziz Yıldırım’ın tutuklanma kararı, yavaş yavaş kalabalık içinde yayıldı.

Bundan sonraki bölümde özellikle yürüyüşte ön bölümde yer alan taraftarlar ”Fenerbahçe köprüye” şeklinde tempo tuttu. Kızıltoprak’a gelindiğinde taraftarların önünde yer alan grup dururken, köprüye doğru yürüme fikri daha da destek buldu.

Bunun üzerine Bağdat Caddesi’nde yürüyen binlerce taraftar ikiye bölündü. Bir bölüm Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nın protokol tribün girişinin bulunduğu ön tarafına doğru giderken, diğer bölüm ise Boğaziçi Köprüsü’ne doğru yöneldi.

Herhangi bir müdahaleyle karşılaşmayan grup, Kızıltoprak’tan Boğaziçi Köprüsü’ne doğru giden yolu trafiğe kapatarak, yürüyüşünü sürdürdü. Metrobüs yoluna da engel olan taraftarları bir süre sonra diğer istikamette çevik kuvvet ekipleri takibe aldı.

Sarı-lacivertli taraftarlar Uzunçayır Metrobüs Durağı’nı geçip köprüye doğru yokuş çıkmaya başladıklarında kısa bir süre sonra çevik kuvvet ekiplerinin biber gazıyla müdahalesiyle karşılaştı.

Bir anda ortalık beyaz dumanlarla kaplanırken, rüzgarında etkisiyle biber gazının tesiri taraftarların kapladığı yola yayıldı. Gazdan etkilenen taraftarlar yoldan çıkıp, Göztepe yönüne doğru kaçışmaya başlarken, taraftarların yürüyüşü kısa süre içinde sona erdi ve yol trafiğe açıldı.

Fenerbahçeli taraftarlar, Şaşkınbakkal’dan, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı önüne kadar yapmayı planladığı yürüyüşte Bağdat Caddesi boyunca herhangi bir engelle karşılaşmadı. Yürüyüş sırasında da caddede polis ekibi bulunmadığı görüldü.

Taraftarlar yürüyüş boyunca yöneticilere ve kulüplerine destek veren tezahüratlar yaparken, rakip takımlardan özellikle Trabzonspor Kulübü Başkanı Sadri Şener’e tepkili tezahüratlarda bulundu.

Taraftarlar şike soruşturmasıyla ilgili medyada yer alan haberler nedeniyle de yürüyüşü takip eden muhabirlere tepki gösterip zaman zaman müdahalede bulundu.

Merak edenler için izlenimler: Biz Yeşiller kamptayken…

Aytaç’ın dikkat ve ustalıkla kullandığı kiralık  beyaz minibüsümüzle bir yanı uçurum, daracık ham yoldan, 1774 metre yükseklikteki Kaz Dağlarına tırmanıyoruz. Yüreğim hem yükseklik korkusuyla, hem de mitoloji kahramanı bir coğrafyada bulunmanın heyecanıyla kabarıyor. Ege denizinin çekici maviliğine direnip  gözlerimi uçurumlardan kaçırıyor, kendimi  ormanın keyfine bırakmaya çalışıyorum. Yavaş yavaş yükselmeye devam ediyoruz.  Ne kadar yükseldik, rakım kaç, bilmiyorum.  Darıdere tabelasından sonra  inişe geçiyoruz.  Korkum da inişe geçiyor.

Kamp yerimiz,  muhtemelen on bin yıl önce Kaz Dağlarına düşen kocaman bir meteor çukurunda, doğal bir cennet.  Darıdere Mesire Yeri yazan bir kapıdan geçiyor, dairesel kocaman platoya kurulmuş tesise park ediyoruz. (Yaklaşık 20 km yol almışız – Aytaç’ın raporundan.) Kendimizi, yeşil bir serinlikle bütünleşen  davetkar bir su sesiyle kuşatılmış buluyoruz.

Kamp yerine  yeşil, mavi,  sarı, kırmızı  minik minik  çadırlar kurulmaya başlanmış bile. Bunlar geceden gelen kampçıların.  Gece gelen Devin’in  kırık cam şişeyle ayağını kestiğini, dört dikiş atıldığını yolda üzülerek öğrenmiştik. İner inmez onu görmeye gidiyoruz. Bir ağacın altında arkadaşlarıyla sohbet ederken buluyoruz. Olayı karikatürize ederek anlatıp bizi güldürmeye çalışıyor, ama başaramıyor, neden gülmediğimize şaşıyor! Kampta doktor var, eczacı var, ne gam, havasında. Devin’in başına (ayağına) gelen küçük (!) kaza dışında kamp yerinde her şey çok güzel görünüyor gözümüze. Hepimiz mutluyuz.

Etrafa bakınıp, ortalıkta gördüğüm  görevlilerden bilgi almaya çalışıyorum. Bir ara tesis yöneticisi Ramazan Bey’le tanışıyoruz. Kendisi emekli bir öğretmen. (Koyu CHP’liymiş. Mahmut, Ramazan Beyi Yeşiller Partisi’ne alacağız, diye takılıyor. O ise, ben sizi CHP’ye alacağım, diyor. Cumhuriyet gazetesini ikişer ikişer aldırıyor kampa.)

Darıdere Mesire Yeri taraçalar halinde kat kat düzenlenmiş, üçüncü kademeye küçük bir lokanta kondurulmuş. Lokanta kısmını kamp yerinden ayıran  çizgide 50-60 cm. genişliğinde bir arktan  şıkır şıkır buz gibi bir su hızla akıyor-kampçı arkadaşlar o suda karpuz, rakı falan soğuttular… Akan suyun içine, bir kaç yere suyla fırıl fırıl dönen ahşap küçük çarklar yerleştirilmiş. Fonksiyonel mi dekoratif mi bilemedim. Suyun  üzerinden kamp alanına ağaç dallarından örülmüş iki köprüyle geçiliyor. Lokantanın yanında  küçük bir alabalık havuzu var. Bazıları akşama meze olacak bir sürü balık akıbetlerinden habersiz yüzüyorlar.

Orman Bakanlığı, bu “meteor çukuru”nu, belki de bu yüzden pek verimli olan bu yeri, fidanlık olarak kurup işletmiş. Yıllar sonra da ihaleye çıkarıp mesire yeri olarak işletmeye vermiş. Kamp alanındaki kameriye, lokanta, bungalovlar, her şey, aklınıza ne gelirse her şey ahşap, dal, hasır, taş gibi tamamıyla doğal malzeme kullanılarak yapılmış. Masalar, sandalyalar vb.eşya hakeza…

Güller, çiçekler, çalılar, ağaçlar, otlar, her şey ama her her şey olabilecek en üst düzeyde gelişkin, iri, gümrah ve güzel… Hiçbir şekilde gübreleme, ilaçlama vs. yapılmıyormuş. Sadece sulanıyor. Bu bilgileri aldığım, Bakanlık görevlisi,  tahliller yaptırarak yörenin en iyi suyunu buraya getirdiklerini anlatıyor.  Suyun harika olduğunu gelmeden öğrenmiştik. Aytaç sakın içme suyu satın almayın diye uyarmıştı.

Ve… sıkı durun, bu sudan yararlanıp minik bir HES kurmuşlar ve Darıdere Mesire Yeri’nin elektriğini kendileri üretiyorlar. Minik binada bir müştemilatın içinde bir jeneratör ve beş altı akümülatör var.  Tabii elektriği idareli kullanma konusunda uyarılıyoruz. Elektrikli su ısıtma, saç kurutma makinası kullanılmaması, ütü yapılmaması konusunda. Aksi halde gece karanlıkta kalmak gibi bir durumla karşı karşıya kalınabilrmiş.

Çekernokta dört çeker!

Sabit telefon yok. Devlet buraya ne elektrik ne telefon hattı çekmiş. Görevliler şikayetçiler ama, iyi ki de yapmamış. Bana göre  burası tesis olarak, bir alternatif sayılabilir. Bergama’da siyanürlü gümüş madencilerine, Kaz dağlarında altın arayanlara inat korunmuş bir ekobölge. Yöre halkı, çevreciler, örgütlü direnişi sürdürüken sistemin yartmaya çalıştığı çölde bir vaha gibi.

Ama cep telefonları da çekmiyor! Ne gam, Yeşillerde çare tükenmez. Geliş istikametimizde iki km kadar gidildiğinde yol kenarında bir noktadan konuşulabildiğini keşfetmiş arkadaşlar. O noktaya bir kazık çakıp, çevresini taşlarla döşeyip iplerle bağlayarak işaret koymuşlar. Haberleşmesi gelen kampçı, araba, minibüs, motosiklet (Sevgili Ali Uçarman arkadaşımız motoruyla gelmişti İstanbul’dan) ne bulursa atlayıp Çekernokta’ya gidiyor konuşup geliyor. Böylece, erzak vs. alışveriş siparişlerinin yanına bir de telefonla iletişim siparişleri eklenmiş oldu. Bir kağıda numarayı yazıp arkadaşın eline veriyorsun, çekernoktaya çıkıp mesajını iletiyor.

Böylece kampta, “Nereye?” “Çekernoktaya…” “Şu numarayı arayıp anneme iyi olduğumu söyler misin?” türünde konuşmalar olağan hale geldi. “Yahu, her giden kazığa bir çaput bağlasa Çekernoktayı daha kolay bulur insan. Hem gelen geçen yatır var sanıp bir çaput bağlar, dilek diler de, bakarsın bizim nokta ilerde “Çeker Baba Türbesi” olmuş,” türünden espiriler türemeye başladı aramızda. Hatta Akademisyen (Sosyolog) arkadaşımız Gökçen, çeker noktada tuhaf şeyler düşündüğünü itiraf ederek, “Yahu… nerdeyse Dağın bir ruhu olduğuna inanısım geldi,” diye şakalaştı.

Giderayak, bir yanımızın Çanakkale, bir yanımızın  Balıkesir olduğunu öğrendim. İki ili ayıran sınır bu cennetin kıyısından-dağın dibindeki dereden  geçiyormuş. İki il, Kaz Dağlarını da aralarında paylaşmışlar sanki. Zeus’un ruhu çarpsın bölenleri! Bir coğrafyayı hangi kriterlerle (galiba kelle sayısına göre)  il, ilçe, belde diye, sınırlarlarla bölerler ki! Darıdere Mesire Yeri’ni, Tanrıların Dağını idari sınırlarla bölmek anlamlı hiç gelmiyor bana. Aklıma, ekobölgeler, ekosistemler halinde yönetilen bir Türkiye hayali düşüyor.  Ancak, bizim, Hayaldi gerçek oldu!” diyebilmemiz için AKP iktidarını gördüğü büyüme-büyüklenme rüyasından uyandırabilmek gerekiyor.

***

Cuma akşama kadar hatta ertesi gün ve ertesi gün kampçılar gelmeye devam ettiler. Kamp alanı renk renk çadırlarla doldu.  Komünler oluştu.  Siparişler hazırlandı, tedarikçiler şehre inip alışveriş yaptılar. Mutfaklar kuruldu, yemekler pişti, masalar kuruldu. Oyunlar oynandı. Yediğimiz içtiğimiz bizim olsun, biraz da kampçılardan söz edelim..

Kaynak Aytaç’ın raporu

Kampçılar İzmir, Ankara, Yalova, İstanbul, Çorum, Eskişehir, Bursa, Muğla, Datça, Tekirdağ, Çaanakkale, Edremit, Hatay, Erzurum, Bergama, Ayvalık ve Bodrum’dan gelenlerle 17 ayrı il, ilçeden 115 kişiyi bulmuş. Yaş ortalaması- kendimi çıkararak tahmin yürüyorum- sanırım, 20-25 (yanlışsam, biri beni düzeltsin). Tek başına gelenler, arkadaş gruplarıyla, aileleriyle, sevgilileriyle, çocuklarıyla gelenler… Dayanışmacı,  barışçıl, güzel güzel, genç insanlar. Onları tanımak beni de gençleştiriyor, geleceğe umudumu artırıyor. Yaşasın  gençler!

Sabun, tarhana ve siyasetten yıldızlara…

Program harika, ama çok yoğun;  insan hangisine katılacağını şaşırıyor. Katılmadıklarında aklı kalıyor. Büyük beyaz kağıtlara çıkarılan kısa raporlardan pek fazla bir şey anlaşılmıyor ne de olsa.

Gençler (ve orta yaştakiler) sabah 7 akşam 7,  kampbed’ini, battaniyesini kapıp çayırlara, Yasemin Sarı Hoca’yla yoga yapmaya koşuyor. Ben imrenerek bakıyorum (ah şu protezim olmasa!). Bir buçuk saat inanlmaz pozisyonlara girip sabırla vücutlarını esnetiyor, ruhlarını arındırıyorlar. Kime sorduysam, kendini yogadan sonra çok çok iyi hissettiğini söylüyor. Yoganın hikmetine inanmak gerek…

Sabah onda, akşam beşte kameriye’de toplanıyoruz.  Aytaç çoktan seçmeli (dört şık)  atölye programlarını bildiriyor. İsteyen istediği çalışmaya katılıyor. Sabah pratik atölyelerde üretim bilgileri alıyoruz, öğleden sonra politik konuları tartışıyoruz. Her iki tür çalışma da yararlı ve keyifli geçti. Gittiğimiz gibi dönmedik yani.

***

Aytaç’ın raporundan:

Gümçed başkanı Mehmet Akif Öznal yıllardır sürdürdükleri maden mücadelesini anlattı.

Hasan Basri Avcı, Kaz dağlarının florası ve faunasını anlattı.

Bloğun Muğla adayı Şehbal Şenyurt Arınlı seçimleri değerlendirdi.

Küçükkuyu’dan Mehmet Bozal bize zeytinyağlı sabun yapmayı öğretti.

Yakın köyden Hatice Çördük tarhana yapmayı öğretti.

Büyük Anadolu Yürüyüşü’ne katılan Halim Aslan, Kevser Çetin ve Fırat Korkmaz yürüyüşü anlattı.

Çanakkale Rasathane Müdürü Osman Demircan yıldızları ve gökyüzünü tanıttı.

***

Üretim  zor iş vesselam!

Sabun atölyesi pratiklerin en ilgi çekeni oldu. Ben de oradaydım. Genç bir arkadaşımız ciddi notlar tuttu. Ancak, katılan arkadaşların tanık oldukları üretim sürecinden sonra sabun yapmaya kalkışacaklarına pek ihtimal vermiyorum…. Neredeyse tam gün ayakta, altında odun ateşi yanan gaz tenekesinin başında, fıkır fıkır kaynayan dört kilo zeytinyağına belli oranlarda suda eritilmiş sudkostik’in yavaş yavaş yedirilerek karıştırılmasına, kaynatılmasına tanık olduk.

Meseleyi kaptıktan sonra ilgimiz dağıldı, biz de dağıldık ama, Mehmet Bozal Usta bütün gün ateşin başındaydı, sonra da soğumasını bekledi, ardından kalıplara döktü ve kesti. Ertesi sabah krem renginde zeytinyağlı sabun kalıplarımız hazırdı. Herkesin birer kalıp alabileceği duryuruldu. Yazık ki, ben almayı unuttum.  Doğal yollardan, el emeği Sabun yapmanın pek de öyle kolay bir şey olmadığını gördük.  Bizim kamp yerinde, 4 kilo zeytinyağının işlendiği sürede atölyede yüzlerce kilo zeytinyağı işlenebildiğini öğrenince biraz rahatladık.

Bir grup arkadaş Sevgili Mahmut’un Zeytinyağı Müzesi ve üretim atölyelerini gezmeye gittiler. Belki aralarından biri bizimle izlenimlerini paylaşır.

Tarhanacılar da sabuncular gibi uygulamalı atölye yaptılar. Onlar da ürünü gördüler sanırım.  Şarap, bira yapım atölyeleri sözeldi galiba; neler öğrendiler, bilmiyorum. Ama akşamları çoğumuzun meşrebimize göre üretilmiş rakı, şarap, bira ile tüketim uygulamaları yaptığımızı ilave etmem gereksizdir herhalde.

Yere yatıp gökteki yıldızlara bakamadım yazık ki. Çünkü, dağın yamacında, ormanın içinde saklı olduğundan gündüz gözüme çarpmayan  futbol sahasına gecenin on buçuğunda bir arkadaşımın kolunda tarlalar arasında zar zor ilerlerken ormana doğru yükselen merdivenleri görünce çıkmayı göze alamadım. Ertesi sabah bir keşif yürüyüşü yaptığımda baktım; ağaç dalları, toprak, kum gibi doğal malzemeden yapılmış, tahminen yüzü aşkın basamaklı merdiveni görünce, iyi ki çıkmaya kalkışmamışım, diye şükrettim.

Sağ olsun Aytaç, benim için bir bungalov ayarlamasaydı bu kamptan mahrum kalacaktım. Ahir ömrümde benim için çok özel bir yaşantı oldu kampımız.  Aytaç başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürler. Daha nice yaz kamplarına sevgili Yeşiller!

Biz bu yaz erdik murada, darısı başınıza!