Ana Sayfa Blog Sayfa 5100

Voleybol’da “Yıldız Kadınlar” Dünya Şampiyonu

Türkiye Yıldız Kadın Milli Takımı, Ankara‘da oynanan Yıldız Kadınlar Dünya Şampiyonası Finali’nde Çin‘i 3-0 yenerek Dünya Şampiyonu oldu.

Yıldız Kızlar Dünya Şampiyonası’nda mücadele eden Yıldız Kadın Milli Takımı, oldukça üstün oynadığı final maçında Çin’i 3-0 yenerek şampiyonluğa ulaştı.

Maçın ilk setini 25-19 kazanan Milli Takım, ikinci seti de 25-17 kazandı ve maçta 2-0 öne geçti.

Karşılaşmanın üçüncü setinde de hırslı bir oyun sergileyen Yıldız Kadınlar, bu seti de 25-22 kazanarak Dünya Şampiyonu oldu.

Yarı final karşılaşmasında Sırbistan Milli Takımını nefesleri kesen bir voleybol ziyafetinden sonra 3-2 mağlup etmeyi başaran Türkiye isimlerini finale yazdırmayı başardı.

Dünya Yıldız Kadınlar Voleybol şampiyonası’nda finalde Türkiye’nin rakibi olan Çin ise, yarı final maçında Polonya’yı 3-1 mağlup etmişti.

Bilim dünyası Ay’ın oluşumu konusunda yanıldı mı?

İnsanoğlu uzay çalışmalarının başından bu yana Ay’ın gizemlerini çözmeye çalışıyor. Aydan getirilen toprak ve kaya örnekleri gizemlerin çözülebilmesinde en önemli anahtarlardan.

Apollo 16’daki astronotların 1972’de getirdiği kaya örneklerine bir de bugünün teknolojisiyle bakan bilim insanları Ay’ın bugüne dek sanılandan çok daha genç olabileceği sonucuna vardı. Hem de 200 milyon yıl kadar!

Nature dergisinde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre Ay yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluştu. Bu da, bugüne dek verilen tarihin 200 milyon öncesine denk geliyor. Uzmanlar Apollo 16 misyonu sonrasında incelenmek üzere getirilen ve Ay üzerindeki en eski kaya örneklerinden olduğuna inanılan bir kayayı farklı tekniklerle inceledi. 3 değişik yöntemle kaya üzerindeki izotopların değişim zamanlarını inceleyen uluslararası ekip, bugüne kadar yapılan hesaplamalardan farklı bir rakama ulaştı.

Araştırmanın dünyaya getirilmiş diğer ay taşları/kayaları üzerinde de benzer yöntemlerle yapılacak bir incelemeyle desteklenmesi gerekiyor. Bilim insanları, aksi takdirde, kesin konuşulamayacağını söylüyor. Araştırmanın başka bulgularla da doğrulanması halinde bu, Ay’ın magma okyanusunun bugüne dek düşünülenden çok daha önce soğuduğu anlamına gelecek. Dünya’ya çarpan Mars büyüklüğünde bir meteorun yarattığı etkiyle yeryüzünden kopan ve uzaya fırlayarak oluştuğu düşünülen Ay üzerine yeni ortaya atılan bu teori, dünyanın yegâne uydusunun oluşumu konusundaki tüm bilinenleri de değiştirebilecek sonuçlar doğurabilir.

Kimi uzmanlarsa bilim dünyasında çok sayıda bilim insanının araştırma sonuçlarından rahatsız olabileceğini düşünüyor. Los Angeles Times’a açıklama yapan Oxford Üniversitesi izotop kimyageri Alex Halliday durumu kısaca, “Kimse daha önceki araştırmaların hepsinin yanlış yapıldığını kolay kolay kabul etmek istemez” diye özetliyor. (Voa)

Dünya Kupası Brezilya’nın

0

Kolombiya’da düzenlenen 20 Yaş Altı (U20) Dünya Kupası Finali’nde turnuvanın ve finalin favorisi olan Brezilya, Portekiz’i uzatmalara giden maçta 3-2 mağlup ederek şampiyonluğa ulaştı.

Turnuvanın başından beri kalesinde gol göremeyen ve final maçının ilk 19 dakikasında da gol yemese finalde ki rakibi Brezilya’nın 1985-1987 yılları arasında  U20 Dünya Kupası’nda en uzun süre gol yememe rekorunu (634 dakika) kıracak olan Portekiz, henüz maçın 5. dakikasında kalesinde golü gördü. Oscar, serbest vuruştan takımını öne geçirdi.

Hızlı başlayan mücadelede Portekiz’in yanıtı geçikmedi. Mücadelenin 10. dakikasında Portekiz, Alex’in ayağından bulduğu golle skoru 1-1’e getirdi.

İlk yarı bu skorla sonuçlanırken, ikinci yarıda sağ kanattan etkili bir şekilde gelen Nelson Oliviera, kalecinin de büyük hatasıyla 59. dakikada skoru 2-1’e taşıdı.

Maçın büyük bölümünde üstün oynayan Brezilya, oyunun rakip alana taşıdı ve baskıları sonucunda Dudu’nun geliştirdiği atakta kalecinin hatasını değerlendiren Oscar, skora denge getirdi. Maçın geri kalan süresinde gol olmayınca maç uzatmalara gitti.

Uzatmaların 20. dakikasında maçı uzatmaya taşıyan Oscar, tekrar sahneye çıktı. Maçın tartışmasız yıldızı olan Oscar takımı ve kendi adına üçüncü golü atarak, Brezilya’yı tarihindeki beşinci şampiyonluğuna taşıdı.

Daha önce 1991 yılında finalde karşılaşan bu iki takımın mücadelesinde Portekiz penaltılar sonucu kupaya uzanmıştı. Böylece Brezilya 20 yıl sonra rövanşı almış oldu.

Din avama mı aittir? M. Şükrü Hanioğlu

Türk ulus-devletinin kurucu kadrosu “ilim havassın (seçkinlerin) dini, din avamın ilmidir” vecizesini İkinci Meşrutiyet Garbcıları’ndan miras almıştır. Dine Karl Marx’ın genellikle bağlamından çıkarılarak kullanılan “halkın afyonu” olduğu ifadesindekine (Hegel Felsefesi’nin Eleştirisi‘nde yaptığı bu tespit öncesinde Marx “dinin ezilenlerin derin bir nefes alması, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuzluğun ruhu” olduğunu söylemiştir) benzer bir rol atfetmekle kalmayarak, ondan istifade edilmesi gerekliliğine işaret eden bu vecize Cumhuriyet ideolojisinin dine bakış açısı ve onun nasıl “ıslâh” edileceği alanındaki tezlerinin de özetidir.
Bu vecize bize aynı zamanda oluşumu lise öğrencilerine bilimci (scientist) tezler çerçevesinde, insanlardaki “korku ve ümit” duygularına bağlanarak anlatılan, modern gelişmeler çerçevesinde artık insanlığın ihtiyacı kalmadığı savunulan “din”de reform yapılması için neden önemli gayretler sergilendiğini de açıklar.
Resmî ideoloji bir yandan “bilim”i yönetici sınıf ve seçkinlerin “din”i haline getirirken, öte yandan da avamın “terbiyesi, eğitimi ve yönlendirilmesi” amacı ile dinin ıslâh edilmesi gerekliliğine işaret ediyordu. Camiye gitmeyen seçkinlerin, ibadetin nasıl yapılacağı, namaz kılmayan bürokratların ezanın hangi dilde okunacağıyla yakından ilgilenmelerinin paradoksal gibi gözüken nedeni de “avamın bilimini ıslâh” arzusundan başka bir şey değildi. Genel yayın siyasetleri fazlasıyla içselleştirilmiş bir “bilimcilik”i yansıtan gazete ve dergilerin okuyucularına “aydınlatıcı” dinî sahifeler vermeleri de bu istekten kaynaklanıyordu.
Diğer bir ifade ile “dinin” bilimsel yolla açıklanabileceğini varsayan seçkinler, onun ıslâhının avamın yararı için gerekli olduğunu düşünüyorlardı. Erken Cumhuriyet’in dine “ıslâh” temelli yaklaşımının en önemli hususiyeti “dindarlığı” “avama” ait bir davranış biçimi olarak içselleştirmesidir. Buna karşılık seçkinlik ise bir inanç biçimi haline getirilen “bilim” ile ilişkilendirilmiştir. Bu anlamı ile bilim kendisine inananlara değişik bir kurtuluş sağlayan, onları farklı bir ahlâk ile teçhiz eden ve onlara “üstünlük” sağlayan bir din halini alıyordu.
Bu yaklaşımın entelektüel köklerinin Osmanlı ve Türk toplumlarında fazlasıyla etkili olan on dokuzuncu asır Alman bilimci ideolojisinden kaynaklandığı şüphesizdir. İlginç olan Ludwig Büchner başta olmak üzere bilimcilerin “eğitimli orta sınıfların yeni dini” haline getirmeye çalıştıkları modern bilimin erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde “seçkinlerin” ideolojisi ve inanç sistemi haline gelmiş olmasıdır.
Bunun önemli bir sonucu Türkiye’nin Tek Parti döneminde, bireysel düzeyde bağdaştırma yapmaya çalışan istisnâlar bir kenara bırakılacak olursa, seçkinleri ve kitlesi ayrı inanç biçimlerine mensup bir toplum haline gelmesi olmuştur. Kendi inanç ve ahlâklarının üstünlüğüne inanan seçkinler, hurafelere inandığını düşündükleri avamı aydınlatmayı, onun inanç sisteminin modernlikle kaçınılmaz olduğunu düşündükleri çatışmasını asgarî düzeye indirmeyi önemli vazifelerinden biri olarak telâkki etmişlerdir.
Türk seçkinlerinin bu yaklaşımları iki temel varsayıma dayanmaktaydı. Bunlardan birincisi, on dokuzuncu asır düşüncesinin temel söylemi olan “dinlerin sonu” tezi idi. İnsanlık tarihini bir din-bilim çatışması olarak kavramsallaştıran bu yaygın kanaate göre on dokuzuncu asır bilimsel devrimi dinlerin sonunu getirmişti. Çok yakın gelecekte din toplumsallık özelliğini kaybederek tarih sahnesinden silinecek, geleceğin toplumunda ise “batıl inanç” kategorisinde ele alınacaktı. İkinci varsayım geri dönülmez bir çöküş sürecine girmiş olan dinler ve gelenekselliğin modernitenin beraberinde getirdiği büyük dönüşüme cevap veremeyecekleri idi. Bu bilimsel devrimle beraber dinlerin kaçınılmaz sonunu getirecekti.
Toplumumuzun yapısal sorunlarından bir tanesi, toplumun önemli bir bölümünün “din” ve “dindarlık”ı on dokuzuncu asır sonunun yaygın varsayımları çerçevesinde kavramsallaştırmakta olmasıdır. Bu kavramsallaştırmayı yapan bireylerin kendilerini “üstün” bir inanç sistemi olduğunu düşündükleri “bilim”le ilişkilendirmeleri ve kendilerine bu nedenle “seçkin” statüsü atfetmeleri ise sorunu daha da derinleştirmektedir.
İnsanlığın yirminci asır serüveni, evvelki asrın yaygın kabul gören her iki varsayımının da tersine bir gelişimi ortaya koymuştur. Dinler sona ermemiş, asır başı bireylerinin yaşamları sona ermeden görmeyi ümit ettikleri “bilimin insanlığın yeni dini” haline geldiği toplum ortaya çıkmamıştır. Beklenenin aksine modernliğe cevap vermelerinin imkânsız olduğu varsayılan dinler, gelenekle modernlik arasında ilginç bir te’lif yaratmışlardır.
Buna karşılık Türk resmî ideolojisi ile onu içselleştiren bireyler her iki varsayıma on dokuzuncu asır sonu bilimcilerine has bir inançla sarılmaya devam ederek “din” ve “dindarlık”a bu çerçevede yaklaşmışlardır. Bu açıdan bakıldığında, 1930’larda donan Türk resmî ideolojisinin modernliğe cevap verebilme yeteneğinin din ve geleneğinkine kıyasla oldukça geride kaldığını söyleyebilmek mümkündür.
Resmî ideolojinin kabul etmemekte direndiği bir diğer gelişme de dindarlığın “avama ait bir davranış biçimi” olduğu varsayımının günümüz toplumunda fazlasıyla anlamsızlaşmasıdır. Seçkinliğin, tek tip modernliği yansıtan yaşam tarzı üzerinden tarif edildiği, bahşedicisinin Tek Parti ve ideal tipinin “bürokrat,” olduğu bir yapı içinde anlamlı olabilen bu kanaat, yirmi birinci asır başı Türk toplumunda bir altın çağ nostaljisinin dile getirilmesinden başka bir anlam taşımamaktadır.
Dünyada dinlerin yükselişine bağlı olarak zamanın ruhunun değişimi ile toplumumuzun ekonomik gelişme ve demokratikleşmesi siyasî seçkinler başta olmak üzere toplumsal elit içinde dindarlığı olağan bir hususiyet haline getirmiştir. Günümüz toplumları için oldukça doğal olan bu gerçeklikle kavga edilmemesi, bilime bir din olarak bağlanmanın kimseye toplumsal bir statü ve üstünlük kazandırmayacağının kabûlü Türkiye’yi rahatlatacaktır. Bu yeni toplumsal tasavvur ise şüphesiz dinin yukarıdan aşağıya ıslâhını amaçlayan “projelerin” ne denli anlamsız olduğunu ortaya koyacaktır.

M. Şükrü Hanioğlu – Sabah

Taksim’de protestoya sert polis müdahalesi

İstanbul Demokratik Kent Konseyi‘nin Taksim Meydanı’nda yapmak istediği eyleme polis müdahale etti. Müdahale sonrası Taksim Meydanı’nda başlayan olaylar Tarlabaşı’na doğru yayıldı.

Siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin oluşturduğu İstanbul Demokratik Kent Konseyi’nin, Kandil’e yönelik hava operasyonunu kınamak amacıyla Taksim’de yapmayı planladığı basın açıklamasına polis izin vermedi. Sabah saatlerinden itibaren başta Taksim olmak üzere BDP İl binası ve birçok yerde yoğun önlem alan polis, Taksim’e gitmek isteyen gruplara izin vermedi.

Meydana yürümeye çalışan gruplara karşı da gaz bombasıyla müdahele edildi. Polis helikopterleri grupların yerlerini bildirerek yürüyüş yapmalarını engelliyor. Helikopterler sürekli uçuş halinde.

BDP İstanbul il binası önünde BDP milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Gülten Kışanak basın açıklaması yaptı.

Kışanak yaptığı açıklamada, askeri operasyonlarda ısrar edilmesinin ülkeyi kan ve gözyaşına boğarak kaosa sürükleyeceğini söyledi; Başbakana seslenen Kışanak,  “Kürt sorununda çözüm için diyalog ve müzakere yolunu açın” dedi.

Yapılan basın açıklamasının ardından dağılan kitleye polis gazla müdahale etti; kitle de polise taş attı.

Zaman zaman çatışmaların devam ettiği Tarlabaşı’nın ara sokaklarında gözaltına alınanlar var.

(Bianet, Ajanslar, Yeşil Gazete)

İklim bozuldukça, Dünya şişmanlıyor

Açıklanan son bir araştırmaya göre dünya genişliyor. Uydu fotoğraflarında, eriyen buzullar yüzünden dünya Ekvator’da dolgunlaştığı görülmekte.

Geophysical Reseacrh Letters dergisinde yayımlanan araştırma, 2002 yılında uzaya gönderilen Grace uydusuyla alınan verilere dayanıyor. Projenin amacı, Dünya’nın yerçekimini ölçmek.

Bilimcilere göre Dünya hiçbir zaman tam yuvarlak değildi. Bu her şeyden önce ekseni etrafındaki dönüş hareketiyle ilgilidir. Rotasyona bağlı olarak kutuplarda biraz “yassılaşırken” Ekvator’da biraz şişer. Grönland ve Güney Kutbu’ndaki buzulların erimesi yüzünden su bu şişman kısımda toplanarak Dünya biraz daha şişmanlamasına neden olmakta.

Bundan 22.000 yıl önce Dünyamızın Kuzey Yarımküresi kilometrelerce kalınlıkta buzla örtülüydü. Kütlesi sudan daha ağır olan buz eriyince altta kalan kara parçası biraz yükselmiş ve Dünya yeniden yuvarlaklaşmıştır diyor Colorado Üniversitesi uzay mühendisi Steve Nerem.

Aslında eriyen buzun azalan baskısıyla Dünya’nın “zayıflaması” beklenirdi. Bilim insanları yıllarca gerçekten de dünyamızın “kilo kaybettiğini” gözlemlemişlerdi. Fakat 1990’lı yıllardan bu yana durum değişti. Bu değişim, rotasyonla ekvator yönüne zorlanan, eriyen ve yükselen su seviyeleriyle Dünya’nın çevresini genişleten (eriyen buzulların) su kütlelerinin dağılımıyla ilgili. Otuz günde bir Grace uydusundan alınan görüntüler sayesinde bilim insanları hem bu değişimi fark etti hem de bundan Grönland ve Güney Kutbu’nda eriyen buzulların sorumlu olduğunu öğrendi.

Sonuçlara göre bu iki bölge erime yüzünden bir yılda 382 ton buz kaybediyor. Suyun büyük bir kısmı Ekvator’a çekilmekte ve bu da Dünyamızın on yılda bir 70 cm. genişlemesi anlamına geliyor. Şu sıralar kutuplar arası çap, Ekvator’daki çaptan yaklaşık olarak 21km. daha kısa.

İklim için büyük sivil itaatsizlik başladı: İlk gün 70 gözaltı

Eylemin ilk gününde Bill McKibben gözaltına alınıyor

ABD son yılların en güçlü sivil itaatsizlik eylemiyle çalkalanıyor. Aralarında birçok ünlü ismin, akademisyenin ve eski devlet yöneticilerinin de bulunduğu grubun Beyaz Saray’ın önünde başlattığı oturma eyleminin ilk gününde aralarında eylemin öncüsü Bill McKibben’ın da olduğu 70 kişi gözaltına alındı. 2 hafta sürmesi planlanan eylemde toplam 2000 kişinin eyleme katılacağı ve gözaltına alınacağı tahmin ediliyor.

Bu müthiş sivil itaatsizlik eyleminin amacı kamuoyunun ve Başkan Obama’nın dikkatini Kanada ile ABD arasında 2700 kilometre uzunluğunda inşa edilmesi planlanan devasa petrol boru hatlarına çekmek. Bu boru hattı, Kanada’da bulunan  “tar sand” (katran kumu) rezervlerinden üretilecek petrolü ABD üzerinden Meksika Körfezi’ne taşıyacak. Kendisini “Tar Sand Action” olarak isimlendiren aktivist grubun sözcüsü dünyaca ünlü iklim aktivisti ve yazar Bill Mckibben’a göre “Bu karar, Obama’nın gerçekten çevreci olup olmadığını gösterecek en büyük sınavı”.

Bu sabah tutuklananlar arasında bulunan Bill McKibben şöyle devam ediyor : “Bakın ben Obama ’08 rozetimi yanımda taşıyorum. Ve tüm kalbimle inanıyorum ki Obama bu boru hattının iptaline bir an önce karar verecek. Hava çok sıcak bugün, özellikle de takım elbise-kravat dolanıyorsanız ortalıkta. Ama biz bu savaşı kaybedersek önümüzdeki yıllar çok daha feci olacak.”

Dünyanın en önemli iklim bilimcisi olarak gösterilen Dr. James Hansen de McKibben’e katılıyor: “Kanada’daki zift kumulları tam kapasite işlenmeye başlanırsa iklim değişikliğine karşı olan savaşımız biter, oyunu sonsuza kadar kaybederiz”.

Çevreciler bunun yanısıra boru hattında olası bir kaza sonucu ABD’de ikinci ve daha büyük bir BP felaketi yaşanmasından da korkuyor. Üstelik planlanan boru hattı ABD’nin en büyük tatlı su kaynaklarının etrafından geçiyor.

TransCanada şirketi tarafından yapımı önerilen boru hattının Kanada’nın batısında Alberta eyaletinden başlayarak ABD’de sırasıyla Montana, Güney Dakota, Nebraska, Kansas ve Oklahoma eyaletlerinden geçerek Teksas’da sona ermesi planlanıyor.

Hattın amacı Alberta eyaletinde bulunan ve üretimi (petrole dönüştürülmesi) devasa oranlarda karbon emisyonuna sebep olarak iklim değişikliği felaketini daha da hızlandıracak zift kumullarının satışını ve nakliyesini kolaylaştırmak. Bu anlamda proje “kıyamet hattı” olarak nitelendiriliyor. Obama’nın Kongre’nin herhangi bir onayına ya da vetosuna gerek olmadan projeyi tek başına imzalama veya iptal etme yetkisi var. Bu nedenle sivil itaatsizliğin hedefinde Obama’nın “doğru kararı” vermesini sağlamak var.

Eylemi düzenleyen gruba http://www.tarsandsaction.org sitesinden ulaşılabilir. Sivil itaatsizlik eylemlerinin yanısıra internet kampanyalarının da 2 hafta daha sürmesi, 2000’e yakın barışçıl aktivistin gözaltına alınmayı göze almış olduğu belirtiliyor.

AFP, Itsgettinghotinhere’den derlenmiştir.

Haber: Durukan Dudu – Yeşil Gazete

Çatı Partisi’nden Kongre’ye

Emek, Demokasi ve Özgürlük Bloğu ortak mücadeleyi sürdürmek, demokratik bir toplum yaratmak, toplumsal hareketleri siyasallaştırmak ve siyaseti toplumlaştırmak için sürdürdüğü Kongre ve Çatı Partisi tartışmalarıyla ilgili olarak, tüm hareketlerin katıldığı ilk hazırlık toplantısını Cumartesi günü (20 Ağustos) İstanbul’da yaptı. Toplantı Blok Milletvekilleri Gültan Kışanak, Levent Tüzel, Sebahat TuncelErtuğrul Kürkçü ve Sırrı Süreyya Önder‘in çağrısı ve katılımıyla gerçekleşti.

Açılış konuşmasını yapan Sırrı Süreyya Önder, Blok oluşumunun, Blok’u desteklemeyen insanlar için bile bir umut doğurduğunu söyledi. Toplumsal muhalefet eksikliğini vurgulayan Önder, bu çalışmaları gerekli toplumsal muhalefet eksenini yaratmak için düzenlediklerini söyledi. Blok’un seçim manifestosunu başlangıç olarak kabul ettiklerini söyleyen Önder, seçim sürecinde yer almayan toplumsal muhalif grupların ve oluşumların katılımına açık olduklarını, bu toplantının bir ortaklaşmanın başlangıcı olduğunu belirtti.

Hükümetin ve onu destekleyen medyanın savaş çığırtkanlığını bırakıp, savaş tam tamları çalmaya başladıklarını söyleyen Önder “karşımızdaki bu zehirli ve tekleştirici dile karşı muhalif oluşumlar dağınık bir halde durursa bunun ağır bir faturası olur” dedi.

Toplumsal muhalefetin yalnızca acil sorunlara acil tepkiler vermekle yetinmemesi gerektiğini belirten Önder, savaşın sebeplerine yapısal çözümler getirebilecek, barışı ve en yaygın temsiliyeti hedefleyen bir örgütlenme biçiminin önemli olduğunu söyledi.

Önder, oluşturulacak kurullar, karar alma süreçleriyle her aşamada demokratik olması hedeflenen bu oluşumun altın anahtarının bir araya gelmenin verdiği enerji ve kolektif zekanın olduğunu belirterek, bu kolektif zekanın yol haritasını oluşturacağını söyledi.

Kongre hazırlıkları başlıyor

Toplantıya Blok milletvekilleri dışında BDP grup eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, BDP eşbaşkanı Filiz Koçalı ve eski BDP milletvekili Akın Birdal da katıldı. Yeşiller Partisi‘ni eş sözcü Ümit Şahin‘in temsil ettiği toplantıda EDP, DSİP, Sosyalist Parti, SDP ve ESP’nin yanı sıra bazı dergi çevrelerinin ve siyasi oluşumların temsilcileri, meslek odası temsilcileri, aydınlar ve aktivistler de yer aldı. ÖDP genel başkanı Alper Taş ve Halkevleri genel başkanı İlknur Birol da toplantıya gözlemci olarak katıldılar.

Toplantı sonunda Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun bir Kongre ve Parti çerçevesinde devam etmesini sağlamak için çalışmalar yapacak bir hazırlık komitesi oluşturuldu. (Bianet, Yeşil Gazete)

Atanamayan öğretmenler yürüdü

Öğretmenlik sınavlarını kazanmalarına rağmen atamaları yapılmayan yaklaşık 700 Atanamayan öğretmen, kendilerine verilen sözlerin tutulmadığı gerekçesiyle protesto gösterisi yaptı.

Taksim Meydanı’nda toplanan ve pankart açarak, çeşitli sloganlar atan grup, Galatasaray Meydanı’na kadar yürüdü. Grup yürüyüş boyunca ‘Öğretmenler atansın Türkiye kalkınsın’ , ‘Adaletli atama istiyoruz’ , ‘Direne direne atanacağız’ , ‘Ücretli köleniz olmayacağız’ , ‘Sadaka değil atama istiyoruz’ , ‘Öğretmenler burada kopyacılar sınıfta’ , ‘Hakkımızı almadan susmayacağız’ şeklinde sloganlar attı. Grup üyeleri, burada ağızlarını siyah bantlarla kapattılar.

Burada grup adına bir açıklama yapan Fen Bilgisi öğretmenliği mezunu Yasemin Çim, öğretmen atamaları konusunda kendilerine verilen sözlerin tutulmadığını ifade etti.

Öncelikle kendilerinin öğretmen adayı değil, yıllar boyunca girdikleri sınavlarda gösterdikleri başarılar sonunda öğretmenlik unvanını almış ancak devlet tarafından kadro açılmadığı için ataması yapılmamış öğretmenler olduklarını belirten Çim, burada ataması yapılmamış 300 bin öğretmeni temsil ettiklerini söyledi.

Eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun her yıl tek bir atama dönemi olacağını ve Ağustos’ta 55 bin kadrolu atama yapılacağını söylediğini hatırlatan Çim, “300 bin öğretmenin mağduriyetini n bir nebze giderileceğini düşündüğümüz bu açıklama sonrasında Ocak ayında Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, öğretmen atamalarına 40 bin kadro için bütçe ayrıldığını söyledi ve Haziran ayında da bu bütçeden 30 bin atama yapıldı. Ağustos ayı içinde 10 bin atama kaldığı gerçeği ile yüzleştik. Kısaca, mağduriyetimizin giderileceği açıklanırken daha da mağdur edileceğimiz bir senaryonun içine düştük.” şeklinde konuştu.

Yaşadıkları sıkıntılardan örnekler veren Çim konuşmasının sonunda Milli Eğitim Bakanından istekleri şöyle sıraladı: “Öncelikle mağduriyetleri acilen giderecek önlemler alınmalı. Her ne kadar bütün sorunu çözmeyecek olsa da yaraların bir kısmını sarmak için 60 bin ek atama yapılmalı. 2012’den itibaren öğretmen atamalarına daha da ağırlık verilerek bir an önce mevcut birikim eritilmelidir.”

(Yeşil Gazete, Ajanslar)

 

Arda Turan’dan cesur çıkış

Futbolcuların güncel toplumsal olaylara bakışı genelde ikiye ayrılır. Birinci kesim, olaylardan haberi olmayan, pek de düşünmek istemeyen futbolcular tarafından oluşturulur. Slogan ise bildiktir: Ne sağcıyız, ne solcu futbolcuyuz futbolcu! İkinci kesim ise, hakip milliyetçi ve dinci atmosferden etkilenen ya da o atmosferin içerisinden çıkan futbolculardır. Tribün kültürünün de bu yönde iteklemesi oyuncuları bu düşüncelere daha fazla bağlamakta.

İşte bu futbol atmosferinden biraz olsun uzaklaşan Galatasaray‘ın eski futbolcusu Arda Turan, Türkiye’de son dönemde tırmanan şiddet ortamına karşı bir açıklamada bulunarak, “sahalarda görmek istediğimiz hareketlere” bir örnek verdi.

Geçtiğimiz günlerde Galatasaray’dan İspanya‘nın Atletico Madrid takımına transfer olan Turan, Star Tv‘de yayınlanan Matrax programına telefonla bağlandı. Son zamanlarda artan şiddet olaylarına dikkat çeken Arda “Hem Türk halkına hem Kürt halkına kendini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı hisseden herkese sesleniyorum. Lütfen bu ölümler dursun. Çünkü ölenlerin hepsi bizim evlatlarımız, ağabeylerimiz, kardeşlerimiz” diye konuştu.