Ana Sayfa Blog Sayfa 5101

EMO’dan HES raporu

0

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Trabzon, Rize ve Artvin illerinde inşaat aşamasında veya yapımı tamamlanmış HES‘lere gerçekleştirdiği yerinde incelemelere ilişkin raporunu açıkladı.

Rapora ilişkin açıklamayı düzenlenen basın toplantısında yapan EMO Yönetim Kurulu Üyesi Erdal Apaçık, Trabzon, Rize ve Artvin illerinde inşaat aşamasında ve yapımı tamamlanmış HES’lere teknik bir gezi düzenlendiğini, aynı zamanda bölgede yaşayanlarla görüşüldüğünü, geziye farklı odalardan temsilciler ve basın mensuplarının katıldığını söyledi.

Bugün Türkiye genelinde toplam bin 941 adet HES projesi bulunduğunu belirten Apaçık, Doğu Karadeniz’de yapılan yüzlerce HES’in çevreye hassasiyet gösterilmeden inşa edildiğini ve çevrenin tahrip edildiğini, dere yataklarının kurutulduğunu savundu.
Hidrolik potansiyelin değerlendirilmesinde toplum yararı gözetilmeksizin, derelerin piyasacı bir anlayışla özel sektöre devredildiğini öne süren Apaçık, hidroelektrik santrallerin bilimsel ölçütlerle, havza planlaması temelinde, yerel halkın onayı alınarak projelendirilmek yerine, ciddi çevre tahribatları yaratılarak, her türlü denetimden uzak, tamamen şirket karlılığı temelinde yapıldığını iddia etti.

Hidrolik enerji potansiyelinin tespitinde ekolojik ve kültürel değerlerin dikkate alınması gerektiğini belirten Apaçık, sadece enerjinin teknik tarafından bakılarak, yani düşü ve debi üzerinden tespit edilen potansiyelin ekonomik olarak değerlendirilemeyeceğini kaydetti.

Nehir tipi santrallerin Türkiye’nin toplam kurulu gücünün yüzde 10’u bile olmadığına dikkati çeken Apaçık, bu santrallerden vazgeçilebileceğini sözlerine ekledi.

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

Can Yücel Dostları, Can Yücel’e sahip çıkıyor

Dün Datça’da Can Yücel’in mezarına karşı yapılan saldırıyı kınamak için Can Yücel Dostları, şairin mezarı başında bir açıklama yapacak. 21 Ağustos Pazar günü, saat 14.00’te saldırıya uğrayan mezarın başında gerçekleşecek açıklamanın tam metni şu şekilde:

“Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi”dizelerinin yazılı olduğu Can Yücel’in mezarı vahşi bir saldırıya uğrayarak kırıldı.  Yaşadığımız topraklarda yabancısı olmadığımız bir hunharlıkla yine karşı karşıya kaldık. Toplumun yerleşik kanaatlerine boyun eğmeyen ama bu toprağın insanlarına olan sevgisini her zaman dile getiren Can Yücel, bu tarihsel kişiliğiyle örnek bir mücadele insanı oldu. O bir sosyalist, o bir şair, o “insana ait olan hiçbir şey bana yabancı değildir” diyen dünya görüşünün takipçisi oldu. Resmi görüşe hiçbir zaman teslim olmadı. Devlet de,  egemen olan da hiçbir zaman onu sevmedi. O yoksulların, garibanların, çöpçünün şairi oldu. Onun tercih ettiği yaşam tarzının bedelini de ödemesini bildi, işsiz kaldı, beş parasız dolaştı, yolundan dönmedi.

Onun mezarına saldıranların kim olduğunu bilmiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki, bu topraklarda ‘öteki’nin mezarının saldırıya uğraması sıradan bir olay.  Yapılan her saldırı için de toplumun hassasiyeti değişmez bir gerekçe oluyor. Muhalif olanı yaşarken yasalarla, şiddetle bastırmayı tarz haline getirenler, onun mezarına da nefretlerini kusarak insanlık dışı davranışlarını sürdürüyorlar.

Bizler, Can Yücel’in dostları olarak, yerleşik kanaatlerle uzlaşmayan ancak insani olanı kavrayan, insana ait olan her inanca, her düşünceye değer veren dünya görüşünü paylaşıyoruz.
Can Yücel’in mezarına yapılan saldırının fikri zeminini hazırlayanlar, her zamanki gibi kutsalları istismar ettiler. Mezarında şarap içilmesi karşısında, gerek bazı siyasi parti başkanlarının ve bazı yerel basın mensuplarının “kutsala saygı” içerikli açıklamaları fitili ateşleyen bir rol oynadı. Kuşkusuz her inanç sahibinin karşısındakinden saygı beklemesi demokrasinin gereğidir. Ancak bu kesimler toplumun çoğunluğunu teşkil edenlerin dışında kalanların da inançlarına, dünya görüşlerine saygı gösterilmesi gerektiğini bir kenara ittiler. Çoğunluktan farklı inançlara sahip olanlara, ne istedikleri gibi yaşam tarzını veriyorlar ne de yaşama veda ettiklerinde istedikleri törenlerin ve anmaların yapılabileceği yasal imkânı sağlıyorlar. Bu partilerin tutumu ikiyüzlülüklerini ele veriyor.

Datça Mezarlığı farklı inançlara sahip insanların yattığı bir hoşgörü mezarlığıdır. Bizler de farklılıklarımızla birlikte yaşayabilme erdemliliğini gösterebilmeliyiz.

Mülki Makamlardan ivedilikle failleri bulup yargı önüne çıkartmasını bekliyoruz.

Can Yücel Dostları

“Raul, Beşiktaş’tan teklif almadı”

0

Schalke‘de teknik direktör Ralf Ragnick ile sorunlar yaşayan Raul’un menajeri yaptığı açıklamada İspanyol oyuncunun Beşiktaş‘tan teklif almadığını söyledi.

Schalke’nin hafta içi UEFA Avrupa Ligi’nde Helsinki ile yaptığı maçın kadrosuna alınmayan Raul‘un Almanya’dan ayrılacağı konuşuluyor. Oyuncunun AS gazetesine konuşan menajeri Gines Carvajal “Beşiktaş ve PSG’den teklif aldığımız haberleri gerçeği yansıtmıyor. Geçen sezon birçok takımdan teklif aldık ama Raul kariyeri için Almanya’ya gelmesinin daha iyi olduğunu düşündü.Ama sanırım Ragnick, Magath ve Raul ile aynı fikirde değil” dedi. Oyuncunun geleceği ile ilgili başka bir açıklama yapmayan Gines Carvajal, Schalke ile ilişkilerinin saygı çerçevesinde sürdüğünü vurguladı.

Şeytan lakaplı golcü oyuncu geçen sezon Schalke forması ile çıktığı 34 lig maçında rakip fileleri 13 kez havalandırmıştı. Real Madrid’in yıldızlarından Guti’yi katan Beşiktaş, geçen yıl Raul’u da kadrosuna katmak istemiş ama İspanyol yıldız Bundesliga ekibini tercih etmişti.

ABD’de doping şoku!

0

Güney Kore‘de gelecek hafta başlayacak Dünya Atletizm Şampiyonası‘na katılacak ABD takımında yer alan sprinter Mike Rodgers, doping kontrolünün pozitif çıkmasının ardından takımdan çıkarıldı.

Doping yaptığı belirlenen sprinter Mike Rodgers, ABD takımından çıkarıldı.

ABD Anti Doping Ajansı’nın (USADA) açıklamasında, Rodgers’in geçici olarak müsabakalardan men edilmeyi ve takımdan çıkarılmayı kabul ettiği belirtildi.

26 yaşındaki Rodgers’ın, Daegu’daki şampiyonada 100 metre ve 4×100 metrede ABD’yi temsil etmesi planlanıyordu.

100 metrede 9.85 ile sezonun en iyi derecesini yapan Rodgers’ın geçen ay Lignano’daki yarışların ardından yapılan doping testinde yasaklı maddeye rastlanmıştı.

Rodgers’ın menajeri, kontrolde rastlanan yasaklı maddenin bir enerji içeceğinde bulunduğunu söylemişti. Rodgers’ın yerine Trell Kimmons’ın takıma alındığı bildirildi.

13. Dünya Atletizm Şampiyonası, Güney Kore’nin Daegu kentinde 27 Ağustos-4 Eylül tarihlerinde düzenlenecek.

Sansürlü internet için denemeler başlıyor

TTNET Genel Müdürü Tahsin Yılmaz, filtreli internet hizmeti altyapısı için gerekli olan yatırımları neredeyse tamamladıklarını belirterek, 22 Ağusto’sta buna yönelik test sürecini başlatacaklarını ve öngörüldüğü gibi 22 Kasımda da bu hizmeti verebiliyor olacaklarını bildirdi.

Sorularını yanıtlayan Yılmaz, internete filtre getirilmesi konusunda ilk günden itibaren düzenleyici kurum olan Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu‘nun (BTK) çizdiği çerçevede adım attıklarını ve gereken yatırım çalışmalarına başladıklarını anlattı.

Bu hizmeti ilk belirlendiği şekliyle sunabilmek için hazırlıklarını tamamladıklarını ancak değişiklikler nedeniyle ek süreye ihtiyaç duyduklarını belirten Yılmaz, “Bu süreçte gördük ki TTNET olarak belirtilen tarihte hazır olamayacağız. Durum böyle olunca resmi yazıyla BTK’dan ek süre talep ettik. 3 aylık bir test süreci eklendi. Bu konudaki kamuoyu görüşleri olgunlaşmaya başlayınca BTK bunları dikkate aldı. En son aldığı kararla bazı değişiklikler yaptı. ‘Yurtiçi’ profilini kaldırdı” diye konuştu.

Hizmetin altyapısına ilişkin önemli bir aşama kaydettiklerini belirten Yılmaz, “Yakın zamanda BTK ile beraber bir test yaptık. Kurum bazı küçük düzenlemeler istedi. Altyapı için gerekli olan yatırımları neredeyse tamamladık. 22 Ağustosta test sürecini başlatacağız. Öngörüldüğü gibi 22 Kasımda da bu hizmeti verebiliyor olacağız” dedi.

(CnnTurk)

‘Devlet 91 cinayeti biliyor’

5 faili meçhul cinayete ilişkin yürütülen soruşturmada tutuklanan eski özel harekâtçı Ayhan Çarkın, savcıya verdiği ek ifadede yeni cinayetlere ilişkin ipuçları verdi.

Ömer Lütfü Topal’ın öldürülmesi olayı nedeniyle gözaltına alındığında “iki şahsın kendisine 91 tane cinayeti saydığını” belirten Çarkın, “Bundan haberimiz var dediler. O sorguda şunu anladım ki işlenen tüm cinayetlerden Emniyet’in ve devletin haberi bulunuyormuş” dedi. Çarkın, öldürülen MİT Ajanı Tarık Ümit’in özel harekâtçılar Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu tarafından “alındığını” ilk kez açıkladı.

Çarkın’ın ifadelerine Cumhuriyet ulaştı. Çarkın’ın, ANAP Keskin ilçe başkanı “Metin Vural’ın alınmasını Abdullah Çatlı’dan Mesut Yılmaz’ın istediğine” yönelik iddiası sorgu tutanağına da aynen girdi. Ancak Çarkın, bu bilgiyi Oğuz Yorulmaz’dan duyduğunu söyledi.

2.5 saatlik sorguda Çarkın şunları anlattı:

Sevgililerini öldürüyorlardı: O dönemler bu işler zıvanadan çıkmıştı. Bu birimde çalışan kişiler bazı özel şahsi işlerini de bu kapsamda hallediyorlardı. Mesela bazı bu birimde görevli insanlar sorun yaşayan sevgililerini öldürüyorlardı. Daire başkanı İbrahim Şahin İstanbul’a geldiğinde Topkapı Otel’de kaldığında Rus sevgililerinin eline Uzi marka silahları verip fotoğraf çektiriyordu.

Semih Sueri her şeyi biliyor: Semih Sueri isimli şahısa ulaşıldığı zaman çok detaylı bilgilere ulaşılabilir. Bu şahsın her konuda bilgisi vardır. O dönem polis kimliği kullanmaktaydı. Ayrıca galerici Yıldıray olarak, yine soy ismini bilmediğim, Samatya SSK Hastanesi’nin orada bir galerici dükkânı vardır. Ayrıca Azerbaycan’da da işyerleri bulunmaktadır. İbrahim Şahin, Ayhan Akça ve Veli Küçük bu şahsın Azerbaycan’daki işyerine çok sık gitmekteydiler.

Korkut Eken’den Antalya’da eğitim: Bu infaz işlerini gerçekleştiren özel harekât polisleri ile bir kısım asker kökenli şahıslar Antalya’da “Rehine kurtarma” adı altında 50 günlük özel bir eğitime tutuluyorlardı. Bu eğitimin koordinatörü Korkut Eken’di. Bu eğitimden Mehmet Ağar’ın haberi olduğunu da biliyorum.

Tarık Ümit’i Akça ve Bandırmalıoğlu aldı: İnfaz işleri gerçekleştirildiği sırada, bu işlemleri gerçekleştiren görevlilere farklı bir ilde görevliymiş gibi görev kağıtları düzenleniyordu. Mesela Ayhan Akça ve Ziya Bandırmalıoğlu, Tarık Ümit isimli MİT ve Emniyet’le çalışan şahsı aldıklarında Ayhan Akça Diyarbakır’da görevli gözüküyordu. (…) Bu ölümler Ağar ve İbrahim Şahin’in bilgisi dahilinde gerçekleşmiştir.

Öldürülecektim, Yorulmaz kurtardı: Daha önce infaz edilmem için birkaç kez emir verildiğini biliyorum. Bir keresinde Aksaray’a götürüldüm. Beni götüren ekip Sami Gece, “Pala” lakaplı Ahmet Sakarya, Sait Yıldırım ve Tuncay isimli polis memurlarından oluşmaktaydı. Benim öldürülmemi arkadaşım Oğuz Yorulmaz engelledi.

91 cinayetten haberimiz var: Bu olaydan sonra Topal olayı sebebiyle gözaltına alındım. Orada bana iki tane şahıs, 91 tane cinayeti sayarak “hadi bunlar devlet adına ama Ömer Lütfi Topal’ı kendi adınıza öldürdünüz” diye söyledi. Bu sorgu sırasında bana Mecit Baskın, Faik Candan, Namık Erdoğan, Yusuf Ekinci ve Ankara dışındaki diğer cinayetleri de söylediler. “Bundan haberimiz var” dediler.

EGM’nin talimatıyla Ankara’ya…: Daha sonra bizi Emniyet Genel Müdürlüğü’nün talimatıyla Ankara’ya iki arabayla götürülürken, oğlumun sünnetine gitmek için Boğaz Köprüsü’nde bir taksinin önüne geçtim. Taksiye binerek düğüne gittim. Sonra İstanbul Emniyeti’ne teslim oldum.

(Cumhuriyet)

Venezuela’da altın sekörü kamulaştırılıyor

Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, ülkenin altın sektörünü kamulaştırmayı planladığını açıkladı.

Chavez, önümüzdeki günlerde bir kararname ile altın çıkartma ve işleme tesislerini kamulaştırılacağını söyledi.

Sosyalist lider, bu şekilde Venezuela’nın uluslararası rezervlerini artırmayı planlıyor.

Borsalara duyulan güvensizlik ve euro bölgesindeki borç krizinin yarattığı uluslararası kaygılar nedeniyle yatırımcıların altına yönelmesi, bu değerli madenin fiyatını son zamanlarda hızla tırmandırdı.

Altın sektörünün Venezuela’da mafyanın elinde olduğunu söyleyen Hugo Chavez, ”Bu serveti daha fazla alıp götürmelerine göz yumamayız.” diye konuştu.

Venezuela’daki en büyük altın madeni şirketi, Kanada’da kayıtlı olan ve Rus Agapos ailesinin sahibi olduğu Rusoro firması.

Venezuela, Latin Amerika’daki bazı en zengin altın yataklarına sahip, ancak altın üretiminde ilk sıralarda yer almıyor.

Chavez hükümeti bundan önce Venezuela’da petrol, çelik ve bankacılık dahil bir dizi sektörde kamulaştırmaya gitti. (BBC)

Bir isyanın hiç de romantik olmayan anatomisi 2 – Ece Temelkuran

GECENİN, uyuşturucu müptelalarının ve Londra’nın ustası dev siyah adam Londra’nın arka sokaklarını anlatırken çok hızlı bir film izliyor gibi oluyor insan. Uyuşturucu trafiğini, isyanın çetelerle ilgisini, polisin çetelerle ilişkisini ve sonunda da isyan boyunca niyeyse hiç ortada olmayan polisin sırrını anlattıktan sonra devam ediyor. Siyah dev adam her şey birbirine karışmasın diye basitleştiriyor hikâyeyi:

“Polis, devlet bir isyan çıkmasını istediler. Çıktı. Sonra da 1500 kadar tutuklama oldu. Niye? Çünkü burada temizlik yapmak istiyorlar. Niye sence?” Dev adam durup başka bir yerden devam ediyor:

“Nottinghill Karnavah’nı duydun mu? Rio Festivali kadar büyük bir karnaval. Eskiden o karnavalın alanı olayların çıktığı yerleri de kapsardı. Şimdi küçülttüler. Bu sene yine yapılacak. Ağustosun son haftası. Bütün buradaki gençler orada olacak. Orada insanlar dar sokaklarda sıkışık halde olacak. Fareleri labirente sokuyorlar yani. Bana sorarsan orada da olay çıkacak ve bu sefer polis hazır olacak. Temizlik niye peki?”

Duruyoruz. Bende genel geçer olanlar dışında cevap yok. Dev adam tek kelimeyle açıklıyor:

“Olimpiyat!”

KİMSENİN SÖYLEMEDİĞİ

Dev adam masanın üzerinde eliyle hayali bir Londra haritası çiziyor:

“Burası Stratford, olimpiyatların yapılacağı yer. Burası Hackney, Türklerin-Kürtlerin mahallesi. Burası Tottenham, siyahların ve diğer azınlıkların yaşadığı yerler. Yani bunlar yan yana. Burayı temizlemek zorundalar. Olimpiyat gibi dev bir organizasyonda bir olay çıkmasını göze alamazlar. Şimdi işte bu temizliğe başladılar. Ama ellerinde meşru bir sebep olmalı değil mi!”

Londra’nın arka sokaklarında sürmekte olan av, savaş, mücadele karşısında biraz sessiz kalıyorum. Peki bu isyanın, sistemin patlaması, yoksulların isyanı olduğu tamamen bir romantizasyon mu? “Hayır, elbette değil. Sonuçta bu çocuklar bu sistemin bir yan ürünü olarak bu zamanda en büyük suçun yoksul olmak olduğuna inanıyorlar. Her yoksul gibi isyan ediyorlar. Romantizasyon değil. Savaş yeni başlıyor.”

Plastik mermiler, tazyikli su… İngiliz polisinin bunları kullanmasına bu olaylardan sonra izin verilecek, öyle görünüyor. Dev adamın buna cevabı şu:

“Çocuklar ‘Tamam, getirin mermilerinizi biz de bizimkileri getiririz’ diyecek. Ben o evlerden birinde bazuka bile gördüm. Siz neden bahsediyorsunuz?”

POLİTİKAYA KARŞI UYUŞTURUCU

Siyah dev adamın uyuşturucu trafiğini anlatırken söylediği bazı şeylerden ötürü son bir soru soruyorum:

“Amerika’da devrimci siyah hareket Kara Panterler’i siyah gettolara uyuşturucu sokarak bitirmişlerdi. Sence burada da mı aynı şey oluyor?”

“Aynen. Aynısı oluyor. 2005-06 yıllarında hükümet bir açıklama yaptı. Esrar ile ilgili bir deney yapıp serbest bırakıp bırakmamaya karar vereceklerini söyledi. Bu açıklamayı okullar tam yaz tatiline çıkarken yaptı. O yaz boyunca sokakların doğal parfümü esrar oldu. Polis her yerde farklı yasalar uyguladı. Burada 10 gram bulunduranı aldılar, öteki mahallede 20 gram bulundurana karışmadılar. Bunu niye yaparsınız?”

KAPÜŞON VE BARİKAT

Siyah dev adam bana olaylara karışmış birkaç çocukla görüşme yapma sözü vermişti. Çocuklar son yarım saatte gelmekten vazgeçtiler. Çünkü bir televizyonda yüzleri görünmeden ve sesleri değiştirilerek röportaj yapılmasına rağmen hokkabaz kameraman, dövmelerini ve onları ele verecek özel işaretleri de çekmiş. Şimdi saklanıyorlar.

Hepsi kapüşonlarının altında şehrin her bir metrekaresini izleyen kameralardan kaçmaya çalışıyor. Blackberry’leh ile gizlice haberleşiyor, barikat kurmayı Black Ops veya benzeri bilgisayar oyunlarından öğreniyorlar ve sosyal yardım kesintileri tepelerine binmeye başladı. Yani savaş sürecek. Belki biz görmeyeceğiz, ama savaş sürecek.

Haberturk – 19.08.2011

Elton John: Af Örgütü’nün çağrısına destek vermekten onur duyuyorum

Elton John, 5 Temmuz 2011'de İstanbul'da bir konser vermişti

Ünlü müzisyen Elton John, Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye’deki lezbiyen, gey, biseksüel ve trans (LGBT) bireylerin korunmasına çağrı yapan uluslararası kampanyasına destek verdi.

Elton John; “Türkiye’deki lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireyler diğer herkes gibi polis ve mahkemeler tarafından korunmalıdır.Bireylere cinsel yönelimleri ve cinsiyet kimliklerinden dolayı ayrımcılık yapmak, yasalara aykırı olmalı. Uluslararası Af Örgütü’nün LGBT bireylerin haklarına saygı gösterilmesi için yaptığı çağrıya destek vermekten onur duyuyorum” dedi.

Uluslararası Af Örgütü, Türkiyeli yetkilileri cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelinde yapılan ayrımcılığın yasaklanmasına yönelik anayasal değişiklik yapmaya çağırıyor.

Dünyanın en büyük insan hakları örgütü olan Uluslararası Af Örgütü de, sağlık hizmetleri, eğitim, barınma ve çalışma hayatında yetkililer tarafından uygulanan ayrımcılık da dahil olmak üzere LGBT bireyleri yaygın ayrımcılıktan koruyacak yasaların derhal yürürlüğe girmesi konusunda Türkiyeli yetkililere çağrıda bulunuyor.

Haziran ayında açıklanan Af Örgütü raporu Türkiye’deki bireylerin cinsiyet kimliklerini işverenlerinden, yetkililerden ve kendi ailelerinden şiddet ve önyargıyla karşılanma korkusu ile saklamak zorunda kaldığını ortaya koyuyor. Şiddet içerikli saldırılar ve cinayetleri de kapsayan nefret suçları yaygın olmasına rağmen yetkililer tarafından büyük oranda reddediliyor.

 

Uluslararası Af Örgütü Türkiye araştırmacısı Andrew Gardner, “Meclis’teki tüm partiler herhangi yeni bir anayasal değişiklikte cinsel yönelim veya cinsiyet kimliği nedeniyle ayrımcılığın hukuka aykırı olarak kabul edilmesini sağlamakla yükümlülerdir” dedi.

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Direktörü Murat Çekiç ise, “Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğine dayalı ayrımcılıkla mücadele etmek için kapsamlı mevzuat şart ve bu en kısa zamanda oluşturulmalı. Ayrıca, yetkililer homofobik söylemin kabul edilemez olduğunu, öncelikle bu dili kendileri kullanmaktan kaçınarak siyasi bir irade ile göstermeliler. Hükümet yetkilileri tarafından yapılan homofobik açıklamalar bireylere yönelik ayrımcılığa teşvik ediyor. Geçmişte yaşanan başarısızlıkları tekrarlamak yerine, yeni hükümet, sözleri ve hareketleriyle LGBT bireylerin haklarına saygı göstermeli ve haklarını korumalı” dedi.

Türkiye’de lezbiyen, gey, biseksüel ve trans bireylere yönelik yaygın önyargı, toplumsal dışlanma korkusu ve saldırılar birçok insanın cinsel yönelimlerini ailelerinden bile saklamak zorunda hissettikleri anlamına geliyor.

Af Örgütü, herkesi Türkiye’deki LGBT bireyler ile dayanışma için imza kampanyasına katılarak harekete geçmeye davet ediyor. http://www.acileylem.org/#/tehdit-altinda/threat adresinden kampanya için imza vermek mümkün.

(Yeşil Gazete, www.amnesty.org.tr)

Bir su alabilir miyim? – İbrahim Sediyani

18 Ağustos 2011 11:39

 
 

“Kedi sevgisi imândandır.”

Evliyâ Çelebi

     “Bir su alabilir miyim?”

     Kimbilir kaç kez kuruyoruz bu cümleyi; bir bakkala, bir garsona, şişeden daha küçük elleri olan bir su satıcısına…?

      Peki, bu cümleyi kurarken, çevrenizdeki bir hayvanın da aynı sözleri söylemek istediğini hiç düşündünüz mü veya onun gözlerinde de bu ifadeyi hiç gördünüz mü?

     İnsan olmak, sadece düşünebilmek, düşündüğünü dile getirebilmek demek değildir.

     Gelin birlik olalım; hisseden, susayan ama söyleyemeyen bir kedinin, bir köpeğin, yani bütün hayvanların dili olalım.

     Güneşin kasıp kavurduğu, bir damla suyun paha biçilmez olduğu bu zamanlarda, gelin bir çağlayan olalım! Kapımızın önünde, balkonumuzda ya da bir kaldırım taşında…

     İster plastik bir kap ister demirden bir tabak, hiç fark etmez; yeter ki içinde bir yudum su olsun.

     Ve o bir yudum su bir can bulsun!

     * * *

     Yukarıdaki çağrı, merkezi İstanbul’un Fatih semtinde bulunan Çevre Kuruluşları Dayanışma Derneği (ÇEKÜD) tarafından yapıldı.

     Çevre ve kültür değerlerimizi birlikte korumak ve yaşatmak gibi erdemli bir gaye etrafında buluşan, çeşitli meslek gruplarından oluşan çevre gönüllüleri tarafından kurulan ÇEKÜD, yüzümüzü ağartan güzel çalışmalarını 1999 yılından beridir ilk günkü heyecanından hiçbir şey kaybetmeden aynı şevkle sürdüren güzide bir derneğimizdir.

     ÇEKÜD, doğa ve insan arasında bozulan uyum ve dengenin yeniden kurulmasına, bunun olmazsa olmaz şartlarından biri olarak ahlakî ve manevî değerlerin evrensel düzeyde yaygınlaştırılmasına, kamuoyu bilincinin yükseltilmesine çalışan, çevre sorunlarının tesbiti ve çözümünde öncü, ilme ve teknolojiye açık, ilmî birikimleri teknolojik ilerlemelerle buluşturarak beyinsel ve üretimsel gelişimden yana olan, ülkesi ve halkıyla bütünleşmiş, bireysel ve toplumsal hak ve özgürlüklere saygılı olup, uluslararası düzeyde etkin bir kurumdur.

     Ekolojik dengenin korunması, doğal çevrenin güzelleştirilmesi ve geleceğe güvenle aktarılması amacıyla sivil toplum ve kamu kuruluşlarıyla dayanışma halinde, kritik ve analitik düşünce yapısında, yüksek ahlak sahibi ve çevre bilinci taşıyan insanlardan meydana gelen bir toplum oluşmasına katkıda bulunma gayesiyle yola çıkan ÇEKÜD, tam 12 yıldır çevre sorunlarına bilimsel verilerin, teknolojik gelişmelerin ve manevî dinamiklerin ışığında sağlıklı, uygulanabilir ve kalıcı çözüm önerileri üreten projeleriyle, ülkemize ve milletimize her türlü takdire şayan hizmetler sunuyor.

     İşte bu güzdide derneğimiz tarafından “Bir Yudum Su, Bir Can” adıyla tüm yurt çapında bir kampanya başlatıldı.

     Kampanyanın amacı, yaz mevsimini yaşadığımız bu sıcak aylarda, sokakta yaşayan, sahipsiz, tüm gün sıcakta susuz dolaşan mâsum ve günâhsız hayvanlara bir tas su içirebilmek, mübarek Ramazan ayının bereketini böylesine büyük bir sevabın manevî lezzetiyle taclandırmak.

     ÇEKÜD’ün bizden istediği şey zor değil. Çok kolay bir işi yapmamızı istiyorlar: Herkes evinin önüne, kapısına, balkonuna, parklara, cadde kenarlarına bir tas su bıraksın.

     Mâsum hayvanlar, günâhsız hayvancağızlar için.

     Bizler susadığımızda “Bir su alabilir miyim?” diye sorabiliyoruz etrafımızdakilere.

     Fakat bu hayvancağızların dili yok. Onlar da tıpkı bizim gibi susuyorlar, susadıklarında bizim gibi bitkin düşüyor, boğazları bizimkiler gibi kuruyor.

     Fakat onların dili olmadığı için, bize gelip de “Bir yudum su alabilir miyim?” diye soramıyorlar.

     Oysa bu arzuları mahzun bakışlarından çok rahat okunabilir. Sadece bakmak, okumaya çalışmak gerekiyor.

     Bizler mâlesef bunu bile yapmaktan imtinâ ediyoruz.

     Biz insanlar bu dünyada tek başımıza yaşamıyoruz. Hayvanlar, bitkiler; kediler, köpekler, tavuklar, kuşlar, ağaçlar, çiçekler, otlar, bunların hepsi de bizim gibi canlı. Onların da canı var.

     Bizim ihtiyaç duyduğumuz her şeye onlar da ihtiyaç duyuyorlar.

     Fakat onların dili yok; söyleyemiyorlar bunu.

     Öyleyse biz düşünebilmeliyiz.

     Çok zor bir şey istenmiyor bizden. Yapmamız gerek şey çok basit.

     Herkes kapısının önüne bir tas su bıraksın.

     Kapımızın önüne, balkonumuza ya da bir kaldırım taşına…

     İster plastik bir kap ister demirden bir tabak, hiç fark etmez; yeter ki içinde bir yudum su olsun.

     Ve o bir yudum su bir can bulsun.

 

İbrahim Sediyani – www.ceylanpinari.com