Ana Sayfa Blog Sayfa 5066

Darbeye 31. yılında protesto

12 Eylül Askeri Darbesi, 31. yıldönümünde Kadıköy’de yapılan mitingle protesto edildi. Mitinge hakim tema 12 Eylül zihniyetinin AKP ile aynen devam ettiği oldu.

12 Eylül 1980 askeri darbesi, 31. yıldönümünde Kadıköy’de düzenlenen mitingle protesto edildi. Mitinge katılan gruplar, 13’te Kadıköy’e doğru yürüyüşe geçti.

Yürüyüşe 78’liler Girişimi, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Emek Partisi (EMEP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP), Kaldıraç, Toplumsal Özgürlük Platformu, Dev-Lis, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Askeri Darbelerin Asker Muhalifleri (ADAM) Platformu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği (UİD-Der), Genç Aleviler hareketi, İlerici gençlik derneği (İGD), Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği ve Toplumsal Özgürlük Platformu katıldı.

Yürüyüş boyunca, “Kenan Evren adalete teslim ol”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşasın devrimci dayanışma”, “Zindanlar yıkılsın, tutsaklara özgürlük”, “Gün gelecek devran dönecek, darbeciler halka hesap verecek”, “İmamın ordusu öğretmenin katili”, “Fatsa’dan Hopa’ya mücadele sürüyor” sloganları atıldı.

12 Eylül döneminde hayatını kaybedenler için gerçekleştirilen bir dakikalık saygı duruşunun ardından Mustafa Suphi, Behice Boran, Ruhi Su, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Saffet Alp, İbrahim Kaypakkaya, Metin Lokumcu, Musa Anter, Hrant Dink, Erdal Eren, Hıdır Aslan, Kenan Budak, Turan Dursun, Kemal Türkler ve daha pek çok kaybedilen kişinin adı okundu.

Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı Tahsin Yeşildere miting açılış konuşmasında 31 yıldır darbeyle yaşanmasını siyasilerin ayıbı olarak değerlendirdi; 12 Eylül ile hesaplaşılmadığı sürece darbenin izlerinin de silinemeyeceğini söyledi.

“12 Eylül’ün yasakçı kurumları kalkmadan uzlaşmacı bir anayasa yapılamaz. Darbeciler, insanlık suçu işleyen askerler ve sivil uzantıları yargılanmalıdır.”

78’liler Girişimi sözcüsü Celalettin Can da konuşmasında Tahsin Şahinkaya ve Kenan Evren’in 12 eylül darbesiyle ilgili ifadelerinin göstermelik sorularla alındığını hatırlattı.

”12 Eylül tüm kurumlarıyla sürüyor. Askeri vesayet etkisinin Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) üzerinden kalkması, toplum üzerinden de kalktığı anlamına gelmez.

”12 Eylül, yasama, yürütme ve yargı sistemiyle, Cumhurbaşkanı’nın olağanüstü yetkileriyle, seçim yasasıyla, Terörle Mücadele Kanunu’yla (TMK), Milli Güvenlik Kurulu’yla (MGK) ve özel yetkili mahkemelerle aynen devam ediyor. AKP ile hesaplaşılmadan özgürlükler gelmez.”

BDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder de konuşmasında 12 Eylül döneminde ”tek tip insana heves ediliyordu, bugün de. AKP’liler ağızlarını açtıklarında teklemekten başka bir şey yapamıyor” dedi, TMK’yi ”garabet” olarak değerlendirdi.

”Bugün halay çektiğinizde, slogan attığınızda kendinizi bu maddenin içinde bulabiliyorsunuz. AKP ülkenin tüm dağlarını, tepelerini, derelerini, hayvanlarını, çiçeklerini tekelci sermayeye peşkeş çekiyor.”

Emek, demokrasi, Özgürlük Bloku vekillerinden Levent Tüzel, 12 Eylül’ün hak ve özgürlük mücadelesi verenlere karşı bir savaş ilanı olduğunu, bugün de bu savaşın AKP iktidarı tarafından sürdürüldüğünü söyledi.

”AKP 12 Eylül’ün çocuğudur. Sadece darbecilerin değil, 31 yıldır hak ve özgürlükleri engelleyen tüm yetkililerin yargılanması gerekir.”

(Bianet)

Korkunç şeyler gördüm – Özgür Gürbüz

Bu hafta korkunç şeyler gördüm. Yerlerde sürüklenen köylü kadınlar gördüm; ellerinde ağaç dalları, sopalarla. Hacı dedeler gördüm, namazdan kalkıp eyleme gelmişler sanki, ellerinde sımsıkı sarıldıkları bastonları vardı. “Vurun beni” diye bağıran bir erkek gördüm, tüylerim diken diken oldu. Yarı çıplak, ben diyeyim 20, siz deyin 50 jandarmanın önünde duruyordu. Gırtlağını yırtarcasına bağırıyor, “vurun beni” diyordu. Vurun!
O insanların üstlerine yürüyen jandarmalar, onlara biber gazı sıkan polisler de gördüm. Gözlerim gördüklerine inanamadı. Gözlerim yaşlarla doldu. Hiç umurumda değil ne düşündüğünüz, ağladım işte. Benim iki katım yaşında insanları yerlerde coplanırken gördüm. Köylüler, tüm olan bitene karşın, belki de yaşadıklarına inanamadıkları için, “en büyük asker bizim asker” diye bağırıyorlardı. Bir umut işte. Onca dayağa, biber gazına rağmen. Ama ‘büyük asker’ ve ‘büyük polis’ daha çok vuruyordu sanki. Bir kadın gördüm, “Benim oğlum da asker” diyordu. Götürdüler yaka paça…
Ben bu hafta, yıllardır mücadelesini verdiğimiz yaşam mücadelesi filminin sonunu gördüm. Yaşamı için, köyü için, ağacı için yolu kapayan Yaykıl köylülerini gördüm. Onlara desteğe gelen Gerzelileri, yanlarında Sinopluları gördüm. Kentlileri, köylüler birlikteydi. Üzerlerine panzer yürüyordu. Ve anladım ki yolun sonuna geldik. Kendisinden dört kat daha az ömür tüketmiş polis ve jandarmadan dayak yemeyi göze alan insanları görünce anladım ki, zurnanın zırt dediği yerdeyiz. Ahlakın bittiği, vicdanın tükendiği, para hırsının insanı kör ettiği gündeyiz dostlar. Bilin ki, cehennem gibi bir yerdeyiz. 
Ben bu hafta bir panzer gördüm. Daha önce de panzer görmüştüm, tank görmüştüm ama ben orada ‘düşman’ görmedim dostlar. Ufukta ağaç gördüm, deniz gördüm, çalı gördüm onlar için direnen insanlar gördüm. Direnmek ayıp mı? Ağacını, çalını, denizini, doğduğun köyü, aşık olduğun tepeyi savunmak ayıp mı? Bunun için direnmek suç mu? Cehennem gibi bir yerdeyiz dostlar, yaşamı savunmanın suç olduğu bir memleketteyiz. Zebanilere direnmekteyiz dostlar.
Gece yarısı yeri göğe çıkaracak sondaj makinalarını köye gizlice getirmek suç değil. Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına rağmen termik santral inşasında ısrar etmek hiç değil. Yürütmeyi durdurma kararına edilen itirazın reddedilmesine aldırış etmeden, köye iş makinaları göndermek de yasal. Dünyanın iklimini değiştirecek dev bir kömür santralini kurmak haşa! Denizi, ovayı kömür tozuna bulamak övgüye değer davranış. Hayat pahasına para kazanmak hiç suç değil. Suç, toprağına, derene sahip çıkmakta. Azla yetinmekte. Panzerin karşısına elde ağaç dalı dikilmekte. Öyle olmasa gözaltına alınıp tutuklananlar Yaykıl köylüleri değil de Anadolu Grubu’nun personeli olmaz mıydı?  
Merak ediyorum Gazze’yi, Mavi Marmara’yı aratmayan bu görüntüleri Başbakan gördü mü?
Merak ediyorum Gerze’ye termik santral kurmak isteyen Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan bu olan biteni gördü mü? Benim gördüklerimi görmüş olup da bir insanın bu işten vazgeçmemesi mümkün mü? Bu kadar mı muhtaçsınız paraya? Size cebimdeki beş on kuruşu vermeye hazırım. Yeter ki vurmayın o insanlara, vurdurtmayın. Bütün samimiyetim ve iyi niyetimle soruyorum Sayın Özilhan, ninem yaşında kadınların dayak yemesi pahasına bu santrali kuracak mısınız? Annenizi, babanızı bir kez olsun coplanırken gördünüz mü? Çok merak ediyorum, Gerze’de olanları gördünüz mü? Bir insan neden vurulmak, ölmek ister, ölüm pahasına direnir hiç düşündünüz mü? İzninizle soruyorum Sayın Özilhan, siz hiç dövülen anneanneler, biber gazı yiyen dedeler gördünüz mü?  Bu kadar mı Sayın Özilhan, bu kadar mı?
Ya biz kentliler? Bütün bunları görecek ve hala elektrikli diş fırçamız, 40 yılda bir kullandığınız elektrikli aletleriniz için elektrik istemeye devam mı edeceğiz? Kadınlar, gençler dayak yemesin, ben gerekirse elektriksiz de kalırım demek bu kadar mı zor?
Sinop’ta olan biteni gören çocuklara da bir şeyler söylemek istiyorum. Yapmayın çocuklar, siz siz olun, para için her şeyi yapmayın. Kuşu, ağacı, denizi para için satmayın. İnsanları sevin çocuklar,  cehennem zebanilerini kendinize örnek almayın. Kendinize cehennem gibi bir dünya yaratmayın.
Yaşı iki katıma ermiş nine ve dedelerim, ellerinizden öpüyorum. Bilin ki bu cehennem ateşini siz yakmadınız ama söndürmek için siz kocaman bir adım attınız.
Özgür Gürbüz –http://ozgurgurbuz.blogspot.com / Birgün

Gördeslilerden, nikel madenine karşı GÖRÇEV

Meta Madencilik tarafından Gördes, Akhisar ve Sındırgı İlçeleri arasında bulunan Tavşan Alanı mevkiinde Nikel Madeni İşletmesi açılması planı, Gördes halkını çevre alanında örgütlenmeye itti. Gördes Çevre Kültür ve Tarih Derneği, hem kuruluşu hem de maden ile alakalı bir açıklama yayınladıç

Çaldağı’ndaki nikel madeninin aksine kapalı liç yöntemiyle yapılması planlanan ve 25 yıl süreyle faaliyette bulunacak madenin, yaratacağı doğa tahribatına dikkat çekilen açıklama şu şekilde:

Meta Madencilik tarafından Gördes, Akhisar ve Sındırgı İlçeleri arasında bulunan Tavşan Alanı mevkiinde Nikel Madeni İşletmesi açılması ve 2011 yılında yatırıma başlanması kararlaştırılmıştır. 2 belde ve 5 köyü kapsayan projenin Çevre ve Orman Bakanlığınca onaylanan Çed Raporuna göre 25 yıl süre ile günde 1.000 ton sülfürik asit kullanılarak toplam 250 000 ton metalik nikel ve 20 000 ton kobalt tuzları üretimi öngörülmüştür. Sülfürik asit önceleri her gün 20 tonluk 50 tankerle taşınarak işletme sahasına getirilecek, daha sonraları kullanılacak asit işletme içersinde üretilecektir. Kapalı liç yöntemiyle üretim yapılması planlandığı için çevrede bulunan vasıfsız linyit kömürlerinden yılda 70 000 ton kullanılarak gerekli enerji sağlanacaktır. İşletme için 50 lt/sn su kullanılarak zaten yetersiz yeraltı su kaynaklarına sahip yörede su sorunu artacak, yöreden sağlanacak 50 vasıfsız işçiye karşılık 19 500 dekar tarım alanı, binlerce dekar orman ve mera yok edilerek yüzlerce insanın işi  ellerinden alınacak, ormanlardan 300 000 ağaç kesilecektir.

İşletmenin 25 yıl süreyle neden olacağı görüntü, gürültü hava ve su kirliliği, rüzgar ve yağmur erozyonu yanında su toplama havzası içinde bulunan İzmir kentinin yapılmış ve yapılacak Gördes, Başlamış ve Çağlayan barajları ile Sındırgı göletinin sularında insan sağlığını tehdit edecek kirlenmelere yol açacaktır. E.Ü.T.F. Halk Sağlılğ Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Osman Karababa’nın ifadesiyle proje işletmeye açıldığında İzmir Büyükşehir Belediyesi bu yıl hizmete açılan İzmir içme suyunun % 30unu karşılayacak olan Gördes Barajını unutmak zorunda kalabilecektir.

2011 yılı başından bu yana konu ile ilgili olarak Gördesliler Derneği, bünyesinde oluşturduğu Çevre Komisyonu aracılığı ile çevre köylüleri ve Gördes kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla toplantılar düzenlemiş, çevre örgütleri nezdinde girişimlerde bulunarak konuyu topluma duyurmak yönünde çalışmalar gerçekleştirmiştir.

İşletmenin çevreye, yöre halkına vereceği zararları, doğada yol açacağı tahribatı dikkate alan biz yöre köylüleri kendi aramızda birleşip örgütlü olarak mücadele kararı alarak ve 08. Eylül. 2011 tarihi itibariyle Gördes Çevre Kültür ve Tarih Derneğini

(GÖRÇEV) kurarak çalışmalarımıza başlamış bulunuyoruz.

“İnsanların sağlıklı çevrede yaşama hakkının, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunmasının sadece var olan hukuksal düzenlemelerle sağlanamayacağı düşüncesiyle; Her türlü çevresel kirlenme, doğal, kültürel ve tarihsel değerlerin bozulmasına yönelik çalışmalar konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi ve uyarılmasını, koruma bilincinin geliştirilmesi ve yaygınlaşmasını sağlamak” amacıyla :

1-Süleyman GÜVEN Başkan

2- Fatih AYAZ Başkan Yardımcısı

3-Mustafa CAN Sekreter

4-Erol ÇAVUŞ Sayman

5-Muhittin KAYA Üye

6-Mehmet EFE Üye

7-İbrahim KÜÇÜK Üye. kurucu üye ve geçici yönetim kurulu olarak belirledik.

Girişimimizin hayırlı olmasını diliyor, tüm bölge halkının ve doğaya, çevreye duyarlı kamuoyunun desteğiyle amacımıza ulaşacağımıza inanıyorum.

Ege Bölgesinin en bakir ve en az tahrip edilmiş Gördes, Akhisar ve Sındırgı İlçelerinin sınırları içinde bulunan Tavşan Alanını vahşi madenciliğe teslim etmeyeceğiz, nikel projesinin hayata geçmemesi, doğamızın talan edilmemesi için elimizden gelen her türlü eylemi ve girişimi yapmaktan geri durmayacağız. 09. Eylül. 2011

Süleyman GÜVEN

Gördes Çevre Kültür ve Tarih Derneği ( Görçev )

Geçici Yönetim Kurulu Başkanı

Şemdinli’de çatışma: 5 kişi hayatını kaybetti, 10 yaralı

Yüksekova Haber’in aktardığına göre Hakkari’nin Şemdinli İlçesinde PKK’lı gruplar tarafından dün akşam saat 22.00 sıralarında Şemdinli İlçe Emniyet Müdürlüğü, İlçe Jandarma Komutanlığı, Şemdinli Polis Noktası ve Şemdinli 3. Taktik Tugay Komutanlığına eş zamanlı olarak düzenlenen saldırıda, 3 sivil, 1 asker ve 1 polis hayatını kaybetti. Saldırıda 7’si asker 10 kişi de yaralandı.

Adeta savaş alanına dönen ilçede iki ateşin arasında kalan Necdet Güreli, Tayyar Güreli düğünden çıkıp evlerine giderken, Osman Erbaş ise düğün sırasında kurşunlara hedef olarak hayatını kaybetti.

İlçe merkezindeki çatışmaların yaklaşık 2 saat sürdüğü öğrenilirken. Bu Çatışmalar sırasında bir asker ile bir polis memuru hayatını kaybetti. Çıkan çatışmalar sırasında 7’si asker olmak üzere 10 kişinin de yaralandığını söyledi.

OPERASYON SÜRÜYOR

Yaşanan bu çatışmaların ardından bölge adeta ablukaya alındı. Hakkari ve yakın birliklerde bulunan kobra helikopterler PKK’lıların kaçabileceği noktaları ateş altına alırken, karadan da özel hareket timleri, komandolar operasyon başlattı.

KEPENKLER KAPALI

Gece süren çatışmalar üzerine ilçe sabah saatlerinde sesizliğe gömüldü. Kepenklerin açılmadığı ilçede giriş ve çıkışlar kontrol altına alındı. Şemdinli Devlet Hastanesi morgunda bekletilen cenazelerin yapılacak otopsinin ardından ailelerine teslim edileceği belirtildi.

(Yüksekova Haber)

Kadınlardan her dilde barış

0

Barış İçin Kadın Girişimi‘nin çağrısıyla 9. Eylül Cuma günü Taksim Meydanı’nda bir araya gelen kadınlar barış noktası oluşturarak oturma eylemi yaptı. Eylemde, Türkçe, Kürtçe, Arapça, Ermenice, İngilizce ve birçok dilde “barış” yazılı pankart ve dövizler taşındı. Kadınlar bir balon üzerine çeşitli dillerde “barış” yazdı. Eyleme, BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, sinema oyuncusu Ayça Damgacı, yazar Gülsüm Cengiz ve sanatçı İlkay Akkaya ile Serap Yağız da katıldı.

Türkçe ve Kürtçe açıklama yapan kadınlar, savaşın kadınları etkilediğini, barışın mümkün olduğunu anlatmak için bu eylemi yaptıklarını belirterek, “Barış noktalarında buluşuyoruz, çünkü biliyoruz ki savaşın yol açtığı nefret ve düşmanlık dili evlerimizde, gazete ve televizyon haberlerinde yaygınlaşarak erkek egemenliğini güçlendiriyor. Göçe zorlanarak yoksulluğa mahkum ediliyoruz” dedi.

Açıklamaların ardından sanatçı İlkay Akkaya türküler seslendirirken, şair yazar Gülsüm Cengiz barış şiirleri okudu. Milletvekili Sebahat Tuncel de yaptığı konuşmada, kadınların barış mücadelesini daha da büyütmesi gerektiğini belirtti.

Grup, 2 saati aşkın sürdürülen oturma eyleminin ardından dağıldı.

(Atılım)

Efes’in ismi kömürle kararıyor

Greenpeace Gerze'de olanları Efes üzerinden sorguluyor.

Anadolu Gurubu‘nun Sinop Gerze‘de hukuk dışı bir şekilde inşa etmeye çalıştığı kömürlü termik santrale karşı Türkiye’nin tüm ekolojistlerinin bir anda gösterdiği tepkiyi ve oluşan sürekli direnişi Cuma günü Greenpeace Akdeniz kuvvetli bir şirket kampanyasıyla zenginleştirdi.

Kampanya, doğrudan Anadolu Gurubu’nun en tanınmış markası Efes Birası‘nı hedef alıyor, ve kömür yatırımının Efes’in ismine sürdüğü leke üzerinden Anadolu Gurubu Yönetim Kurulu Başkanı ve iş çevrelerinde tesirli işadamı Tuncay Özilhan’ı gurubunun bu kirli yatırımını durdurmaya çağrıyor.  Çevre örgütünün kampanyası planlanan santralin bölg ekolojisi, insan sağlığı ve gezegenin iklimi üzerindeki menfi tesirine işaret etmekle kalmıyor, ayni zamanda bir yaşam savunusu içinde olan yerel halka uygulanan şiddete de açıkça değiniyor.

Greenpeace’in kampanyası görselde Efes bira şişesi ile termik santral bacası arasında bir benzerlik kurarken mesaj olarak da Efes’in sevenlerini, yani tüketicilerini, üzmemesi çağrısı ve Efes kapağının altında ne olduğu sorgusunu kullanıyor.

Konu hakkında fikrini sorduğumuz ismini vermek istemeyen bir eski Efes içicisi ise “zaten Efes’in GDO’lu olup olmadığını bilemediğim yüksek fruktozlu mısır şurubu kullanmasından rahatsızdım, bir de üzerine biranın köylüleri termik santral yapmak için dövdürdüğünü öğrenince defterini dürdüm. Efes değişinceye kadar hayatta içmem abi” dedi. Efes gurubunun biraları arasında Beck’s, Miller, Gusta, Beck’s, Mariachi, Marmara, Mojo, Satsu, Bomonti ve Tekel birası da var. Greenpeace bir boykot çağrısı yapmamış olsa da Yeşil Gerze Platformu geçen hafta tüm Anadolu Gurubu ürünlerine karşı boykot çağrısında bulunuyor.

Greenpeace geçtiğimiz yıllarda dünyanın pekçok yerinde başarılı şirket kampanyaları yürüttü. Son olarak Puma ardından Nike ve Addidas’ı da üretimlerinde toksik usuller kullanmamaya ikna eden çevre örgütü daha önce Nestle’yi yağmur ormanı tahrib eder şekilde üretilen palmiye yağı kullanmaktan vazgeçirmiş, başta Apple olmak üzere birçok elektronik şirketine temiz üretimi ve enerji verimliliğini seçtirmişti. Türkiye’de ise Sabancı Holding Greenpeace’in baskılarının ardından daha sonra hukuka aykırı bulunup iptal edilen 2009 nükleer santral ihalesine teklif götürmeyeceğini açıklamıştı.

Greenpeace Akdeniz’in Efes üzerinden Anadolu Gurubu’na karşı başlattığı ve Pazar akşamı itibarıyla Facebook sosyal ağında 12 bin kişi tarafından paylaşılmış olan termik santral karşıtı kampanyaya organizasyonun sitesinden ulaşabilir, Özilhan’a yapılan çağrı metnini okuyup imza verebilirsiniz.

Greenpeace’in kampanya ekibi bu kampanyanın  çıkışından önce Gerze halkının haklı yerel mücadelesiyle uzun bir süredir iletişim içindeydi ve geçtiğimiz hafta yaşanan olayların ardından da Gerze’de idiler.

Gerze’de Anadolu Gurubu’nun halkın tüm itirazına rağmen kurmaya çalıştığı 1200 MW gücündeki dev iklim katili santrale karşı Danıştay’ın verdiği ve onadığı bir yürütmeyi durdurma kararı var. Danıştay’ın kararına uymayan şirket ise operasyonlarına devam ediyor, ve Bakanlık’tan aldığı bir uzatma kararı ile artık hukuken durdurulması gereken ÇED dosyasını  kolluk kuvvetleri cebriyle tamamlamaya çalışıyor. Son olarak geçtiğimiz Pazartesi günü polis ve jandarma eşliğinde Yaykıl köyü yakınlardaki araziye sondaj amacıyla girmeye çalışan şirket yetkilileri panzer, basınçlı su, kolluk şiddeti ve biber gazına karşı duran köylüler ve Gerzelilerce durdurulmuştu. Konu üzerine Cuma ve Cumartesi günü İstanbul ve Ankara’da yüksek katılımlı, geniş zeminli protestolar olmuş, Yeşiller Partisi de Anadolu Gurubu yanısıra doğrudan hükümeti de muhatab alan bir basın açıklaması yayınlamıştı.

(Yeşil Gazete)

Şemdinli’de çatışma

Yüksekova Haber’den Zeki Dara’nın aktardığına göre akşam saat 22.00 sıralarında Şemdinli İlçe Emniyet Müdürlüğü, İlçe Jandarma Komutanlığı, Şemdinli Polis Noktası ve Şemdinli 3. Taktik Tugay Komutanlığı’na PKK’lı gruplar tarafından eş zamanlı baskın düzenlendi.

PKK’lıların roket ve ağır silahlarla düzenlediği baskına asker ve polisin karşılık vermesi üzerine ilçede çatışmalar başladı. Yaklaşık 2 saat önce başlayan çatışmaların devam ettiği öğrenilirken, çatışmalarda ölen yada yaralanan olup olmadığı bilinmiyor.

İlçede elektirikler kesilirken, Şemdinli semalarında yoğun bir helikopter trafiğinin yaşandığı öğrenildi. Öte yandan Yüksekova’dan havalanan helikopterlerin Şemdinli’ye doğru gittiği bilgisi alındı.

Hakkari Valisi Muammer Türker, çatışmaların yer yer devam ettiğini belirterek, kendilerine ulaşan ilk bilglere göre 2 kişinin hafif bir şekilde yaralandığını sözlerine ekledi.

 

 

Bunlar sahalarımızda görmek istediğimiz hareketler

0

2011 – 2012 Futbol Sezonu başladı. Yenilenler oldu, kazananlar oldu, sürprizler yaşandı, favoriler sürpriz puan kayıpları yaşadı. Hepsi boş. Haftanın kazananı henüz Pazartesi akşamı oynanacak olan Fenerbahçe – Orduspor maçının başlama düdüğü çalmamasına karşın şimdiden belli. İstanbul Büyükşehir Belediyespor’un taraftar grubu Boz Baykuşlar.

Taraftarsız takımın bir avuç taraftarı olarak son birkaç yıldır futbolumuza renk getiren Boz Baykuşlar ilk haftaya damgalarını vurdu. Atatürk Olimpiyat stadında oynanan İstanbul Büyükşehir Belediyespor – Galatasaray mücadelesi sırasında televizyon kamerelarına takılan 2 pankartları aylardır futbolun üzerine çöken karabasan bulutlarının bir anda dağılmasını sağladı.

Burdan çıkış yok çünkü trafik çok

Atatürk Olimpiyat stadının konumu nedeniyle bir türlü üstesinden gelinemeyen trafik sorunu hepimizin malumu. Stadın açılışı için yapılan Galatasaray – Olimpiakos hazırlık maçını yaşayanlar halen çektiklerini -bu satırların yazarı dahil- anlatır durur. Boz Baykuşlar aslında bir nefret söylemi içeren “Burası bilmem ne stadı,  burdan çıkış yok” tezahüratını kullanmışlar pankartlarında. Asıl anlamı ile futbol şiddetini ve tahammülsüzlüğü içeren bu slogan onlar tarafından dile getirildiğinde trafik sorununa dikkat çeken bir feryat olmuş çıkmış. “Burası Olimpiyat burdan çıkış yok. Çok trafik oluyor

Sayımız az Sesimiz kısık İdare edin

Boz Baykuşlar kullandıkları diğer pankartda kendi elzem sorunlarını dile getirmişler. Bir avuç taraftar olmanın menfi psikoljisini tersyüz edip bunun çözüm yolları üzerine düşünmüşler ve ortaya göreni hem gülümseten hem de binlerce taraftar olsalar dahi bu denli ses çıkartamayacakları bir espri ortaya çıkmış. Kendilerini bir kez daha Yeşil Gazete ekibi olarak tebrik ediyor, önümüzdeki maçlarda da futbolumuzun çehresine daha fazla gülümseme katacaklarına yürekten inanıyoruz

Bunu saymadık ilk hafta iptal de Federasyon

Tanınmış mizah yazarı Birol Güven ise twitterdan dile getirdiği bir temenni ile futbolumuza ilk haftada sinen sempati ortamının bir başka unsuru oldu. Beşiktaş taraftarı olarakta bilinen Güven, hem Beşiktaş’ın hem Galatasaray’ın maçlarını kaybetmesi, Trabzonun da berabere kalması üzerine TFF’nin “ben yaptım oldu” tavrını da ti’ye alan bir twit gönderdi.

birolguven Birol Güven

Hadi be Federasyon. Bu sene bu kadar saçma işler yaptın, gel şu birinci haftayı da saymayalım.Toplanın yarın, ilk haftayı saymıyoruz deyin.”
(Yeşil Gazete)

‘Toprak Ana’nın otomobilsiz günü – Metin Yeğin

Bolivya da otomobilsiz bir gün yaşandı. Pachamama – ‘Toprak Ana’nın koruması ve ulusal yaya günüydü. Makinelerin işgali altındaki kullar bir gün kendi ayaklarını kullanabildiler. Otomobillerden kurtulmuş sokaklar dans edilen yerlere döndü. Büyük kentlerde 2 milyon araç trafikten mahrum oldu. Kimse o gün benzin almadı. Bu benzini satın almak, yeni araba satın almak için çalışmak, eskisini satmak ve almak için çalışmak, yollar yapmak, yollardan geçmek, toprağı öldürmek ve trafik kazalarında ölmek için çalışmadı. Geçmişin deliler günü gibiydi. Yani aklın hegemonyasından kurtulmuştu. Güzel bir gündü. 

İvan İllich yazıyordu. Geçen yüzyılda köylüler yaşamlarının yüzde 8’ini yola harcıyorlardı. Göçerler ise yüzde 10’unun. Biz modern insanlar çok çok hızlı araçlarımızla yaşamımızın yüzde 20’sini yola harcıyorduk. Yani Allah uzun ömür versin 80 yaşına kadar yaşadığınızda bunun 16 yılını, sözde 250 kilometre yapan araçlarınızın direksiyonlarında, ön ve arka koltuklarında, otobüs duraklarında, tren istasyonlarında, köprüler, otobanlar, yonca kavşaklar ve viyadüklerde geçiriyorduk. 

Bolivya Devlet Başkanı, Evo Morales de eşofmanlarını giyip o gün yürüdü. Halkın Pachamama-Toprak Ana Günü’nü kutladı. Seçilmesinden bir gün önce saat sabahın beşinde evinde konuşuyorduk. Uykusuzluktan ölüyordu. Esnemesini durduramıyordu. ‘.Neoliberalizm kapitalizmin yeniden yapılandırılmasıdır ki bu bizim kardeşlerimiz için felaket bir durumdur. Ve insanlık için ve özellikle de Bolivya’daki yerliler için. Bu nedenle eşitlik mücadelesi aynı zamanda yaşamak için bir mücadele, insanlık için mücadeledir ve toprağı, savunmak içindir ki bu aynı zamanda insanlığı ve dünyayı savunmak için birleşmek demektir. Toprak Ana için mutlaka her şeyi ‘naturalize’ etmek gerekir. Naturalizasyon demek toprak ananın yaşamını sürdürmesi demektir. Bu nedenle naturalize etmek Pachamama’dan söz etmek aynı zamanda dünyayı ve insanlığı savunmak demektir. Çünkü bu bir kültür yapılanması demektir. Batı’nın kültürüne karşı, ölümün kültürüne karşı Indian kültürünü yaşam kültürünü biz inşa edeceğiz. Indian hareketi kapitalizmle birleşmek istemiyor. Yaşamak istiyor. Sorumlulukla dayanışma ilişkileri içersinde yaşamak istiyor. Eşitlik istiyor ki bu insanlığın temelidir bizce. ‘ diyordu. 

Önce toprağa 
Bolivya’da Indian’lar bir şey içmeden önce mutlaka önce toprağa döküyorlardı. ‘Para Pachamama Toprak Ana için’ diyorlardı. Eğer toprağa siz su, şarap yani her neyse içtiklerinizden verirseniz toprakda size meyveler verir, hayvanlarınızı besler, ağaçlar ve ormanlar… Eğer ona çimento, beton ve erimiş asfalt verirseniz kanser verir, ölüm verir. 

Bir yere bisikletle mesela 2 saatte ulaşıyorsunuz aynı yere otomobil ile 15 dakikada, yani daha hızlı gidiyor gibi görünüyorsunuz diyordu İvan İllich. Ekliyordu, bisikleti satın almak için belki bir ay çalışıyorsunuz, otomobili satın almak için 2 yıl. Yani o yolu bisikletle 2 saat artı bir ayda, otomobil ile 15 dakika artı 2 yılda gidiyorsunuz. 
Eski bir futbolcuydu Evo Morales. Hala atletik sayılır. La Paz 3900 metre yükseklikte olduğu için FIFA tarafından resmi müsabakalara kapatıldığında sahaya inip maç yapmıştı. Bunun değişmesi için uğraşıyordu. – O sırada AKP’lilerle ilişkisi olan bir arkadaşım beni buldu. Evo Morales’le Tayyip Erdoğan’ı maç yaptıralım dedi. Sessiz kaldığımı görünce; “Evo Morales de yüzüne karşı neoliberalizme karşı bir şeyler söyler” dedi. Bu gibi durumlarda her zaman yaptığım gibi yaptım. Enteresan dedim. Böyle deyince iyi oluyor. Kimseyi kırmıyorsun. 

Aynı anda başkaları da yürüyordu. Hükümetin Amazon ormanları içinde yapmayı planladığı 300 kilometrelik otoyolu protesto etmek için 600 kilometre yürüyeceklerdi. 500 kişiydiler. La Paz’da yürüyen eşofmanlı Evo Morales’e ulaşmak istiyorlardı. Amazon’un kalbine saplanacak otoyolu durdurması için yürüyorlardı. La Paz 3900 metre olduğundan olacak, Evo Morales yükseklerde olduğundan olacak bunu pek duymak istemiyordu. Evo Morales artık devlet başkanıydı. Ben Allah bütün devletlere zeval versin diyordum. 

Şu anda bu yazıyı okuduğunuz yere, bir etrafınıza bakın. Bir oda, bir ofis, kahve ya da herhangi bir kapalı yer. Sizin için yeterince büyüktür, muhtemelen. Kalkın yürüyün. Üç, dört, beş on adım. Her şey normal. Şimdi koşun! Koşamazsınız. Koştuğunuzda odalar, ofis, ev ya da her neresiyse daralır. Hızlı gittiğimizde dünya daralıyor. Bir de Milan Kundera’nın ‘Yavaşlık’ kitabı vardı. Yol kesmek, yolculuk zorunluluğu, yanan lastik amblemi Piqueteros Arjantin, Pachamama, sokak sanatçıları ve oyuncular da bu ulusal etkinlikte yerini aldı. Panayıra dönen sokaklarda bazı Bolivyalılar zebra gibi giyinip yolun ortasında seksek oynadı.

Metin Yeğin – Radikal

Bakın biz nasıl örgütüz – Soner Yalçın

Odatv iddianamesi çıktı. Örgüt olduğumuz iddia ediliyor. Bakın, biz nasıl “örgütüz”?

Yalçın Küçük’le son dört yılda sadece Ankara’da iki cenazede görüştüm. Telefon sayısı ile beşi geçmez.
Nedim Şener, hiç tanışmadım, sadece bir kez telefonda görüştüm.

Ahmet Şık, hiç tanımıyorum.

Hanefi Avcı, 10 yıl önce bir yemekte görüştük, hiç telefon görüşmesi yapmadım.

Kaşif Kozinoğlu, adını bile bilmiyordum; ne tanıştım ne de telefonla görüştüm.

Coşkun Musluk, tanışmıyorum, hiç görüşmedim, telefonda bile tanışmıyorum.

Sait Çakır, tanışmıyorum, hiç görüşmedim, telefonda bile.

Doğan Yurdakul, can dostum; ancak İstanbul dışında yaşıyor, haftada bir kez telefonda görüşürüz.

Müyesser Yıldız, hiç tanışmadık, sadece babası vefat ettiğinde bir kez başsağlığı için telefonla aradım.

Barış Pehlivan, hergün en az dört-beş kez telefonda görüşürüm, haftada bir iki kez yanyana geliriz.

Barış Terkoğlu, hergün telefonla birkez görüşürüm, haftada bir kez de yüz yüze görüşürüz.

İklim Bayraktar, hayatımda iki kez telefonla görüştüm. Bir kez de yüz yüze görüştüm.

İşte “örgüt” bağlantısı bu. Nasıl ama?

Peki…

Bu iddianamenin özü nedir?

Soner Yalçın, en son “Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor”kitabında, cemaatin ABD faaliyetlerini yazdı.

Nedim Şener, “Ergenekon Belgelerinde Fethullah Gülen ve Cemaat”kitabını çıkardı.

Ahmet Şık, “İmamın Ordusu” kitabını yazıyordu.

Hanefi Avcı, “Haliçte Yaşayan Simonlar” kitabıyla cemaatin polis içindeki yapılanmalarını yazdı.

Kaşif Kozinoğlu, iddianameye göre cemaatin Rusya ve Özbekistan faaliyetlerini yazdı!

Diğer Odatv çalışanları ise keza yine cemaat faaliyetlerini haberleştirdiler.

Yani, iddia makamında cemaat oturuyor!

Bu birbirine benzemez kişileri bir araya cemaat getirdi.

Ve…

Kuşkusuz, AKP hükümeti bunun farkında.

Bu nedenle Ergenekon ve Odatv operasyonunu yürüten polis müdürü Ali Fuat Yılmazer ve ardından bu davaların savcısı

Zekeriya Öz, görevlerinden alındılar.

Aslında gizli hiçbir şey yok; her şey aleni olarak ortada.

Sonuç:

Hayatım boyunca kimseden merhamet istemedim, dilenmedim. Ama şimdi…

Ey savcılar, hakimler, siyasal iktidar, adalet bakanı!Doğan Yurdakul’un eşi Güngör Hanım ölüyor.

Bir kez, bir kez eşinin gözlerine bakarak veda etmek için izin istiyor Doğan Ağabey.

Merhamet edin!

Doğan Yurdakul, eşinin yanına hastaneye gitsin, vedalaşsın.

Buna izin veriniz; insanlığın yüce bir değer olduğunu ispatlayınız.

Sizden kendi adıma tek isteğim bu.

İnanın gerisinin; cezaeviymiş, duruşmaymış, iddianameymiş, şuymuş buymuş hiç önemi yok.

Bu insanlığı gösteriniz…

Soner Yalçın
Odatv.com