Ana Sayfa Blog Sayfa 5060

Tarihi Yarımada’ya gökdelen gölgesi

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş bir büyük skandala daha imza attı. Topbaş, İstanbul’un Sultanahmet ve tarihi adayla simgeleşen siluetini hukuksuz biçimde bozan gökdelenlere göz yumuyor.

Radikal Gazetesi’nden Ömer Erbil’in haberine göre, Zeytinburnu’nda tarihi surların yakınına yapılan üç gökdelen kentin tarihi siluetini bozuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Zeytinburnu Belediyesi’nin sorumluluğunda yapılan gökdelenlerin Koruma Kurulundan izni yok. İstanbul 4 nolu Koruma Kurulu raportörleri, yapımı süren gökdelen inşaatlarının İstanbul Marmara silueti kapsamında olduğunu bu yüzden yarımadanın siluetini olumsuz etkilediğini söyledi. Konuya dair Kültür ve Turizm Bakanlığı da inşaatı durdurun diyor ancak Belediyelerin onayı inşaatların tam gaz devam etmesine olanak sağlıyor. Ayrıca bu duruma yol açan bir diğer etken de bir Kanun Hükmünde Kararname ile Koruma Kurulu’nun lağvedilmesi oldu.

ASTAY Gayrimenkul tarafından geçen yıl inşaatına başlanan ve 2012 Mart ayında hizmete açılması beklenen üç gökdelenin yanında Bizans askeri garnizon kalıntılarının olduğu haberde yer alıyor. İstanbul’un tarihi alanlarından olduğu için Belediyenin inşaat için Koruma Kurulu’ndan onay alması gerekiyordu ancak Topbaş buna gerek dahi duymamış. Ayrıca tarihi alan olduğu için hafriyat alanında Arkeoloji Müzesi uzmanlarının da çalışmalarda yer alması gerekiyordu ancak bu da yapılmadı. Yani Kültür Bakanlığı’nın sözde durdurun çağrısı, Belediye’nin tam gaz onayı işi öyle bir noktaya getiriyor ki İstanbul’un tarihi silueti yok oluyor ve bir tarih gelişi güzel inşaat çalışması ile yok ediliyor.

Vatandaş şikâyetleri ile ‘ortaya çıkan’ durumun ardından Kültür ve Turizm Bakanlığı Genel Müdür Yardımcısı Nermin Beşbaş, bir araştırma için bölgeye ekip yolluyor. Ekibin raporunda alanın İBB ve Zeytinburnu Belediyesi’nin kontrolünde bulunduğu, herhangi bir tescil kaydı olmadığı, Marmara siluetini olumsuz etkilediği ve parselle ilgili işlem dosyası olmadığını dile getirdi.

Bakanlığın ‘geri dönüşsüz zarara yol açar’ diyerek gönderdiği rapora rağmen inşaat son hızla devam ediyor. Üstelik bu raporu hazırlayan Koruma Kurulu da çıkarılan bir KHK ile lağvedildi. Böylelikle KHK ile tarihin talanına dönük bir adım daha atılmış oldu.

Haberin sonunda üç gökdelenin ruhsat iznini Zeytinburnu Belediyesi’nin verdiği belirtilirken, Belediye’nin yapıyı onaylarken yapının yüksekliğini değil genişliğini hesaba kattığı belirtiliyor. Bu görünümün Topbaş’ı rahatsız ettiği ileri sürülüyor denilirken, hem sadece genişliğin temel alındığı hem de Topbaş’ın durumdan rahatsız olması onca hukuksuzluk sürerken gerçeğe uzak gözüküyor.

Adliye girişinde kadın avukata tekme

Çantalarının aranmasına karşı çıkarak Çağlayan Adliyesi‘ne toplu giriş yapmak isteyen avukatlar darp edildi, bir özel güvenlik görevlisi Avukat Karabağ’a tekme attı.

Bianet’ten Ayça Söylemez‘in haberine göre Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi, Çağlayan Adliyesi’nin açıldığından beri avukatlara uygulanan “X-Ray uygulamasını” toplu giriş yaparak protesto etti. Adliyeye birlikte girmek isteyen ve çantalarını aratmak istemeyen 100 kadar avukat kapıda durduruldu, bazı avukatlar darp edildi.

ÇHD İstanbul Şubesi Cezaevi Komisyonu Üyesi Avukat TK, dün (12 Eylül) ve bugün uygulamayı protesto etmek için adliye önünde basın açıklaması yaptıklarını, ardından hep birlikte içeri girmeye çalıştıklarını şöyle anlattı:

“Özel güvenlik görevlileri adliye girişine etten duvar örmüşlerdi. Geçmemize izin vermediler, içeri girmeye çalışınca da darp edildik. İsmail Günaltay isimli güvenlik görevlisi, kadın olmamdan da cesaret alarak bana tekme attı. Arkadaşlarım araya girdiler, daha sonra kendisinin adını öğrendim ve suç duyurusunda bulundum. Ayrıca uğradığımız muameleye karşı topluca suç duyurusunda bulunduk.”

Bugün de adliye girişinde yine aynı muameleyle karşılaştıklarını açıklayan Karabağ, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı‘nın, konuyla ilgili İstanbul Barosu Yönetim Kurulu ile yaptığı görüşmede, uygulamanın devam edeceğini söylediğini belirtti.

Karabağ, yasal ve demokratik haklarını kullanmak istediklerini, adliye kapısında avukatların ya da yanındaki eşyalarının aranmasının hukuksuz bir uygulama olduğunu vurguladı.

Avukatlar, konuyu Türkiye Barolar Birliği‘ne ve Adalet Bakanlığı‘na taşıyacaklarını açıkladılar.

İşsiz gençlerde Türkiye birinci!

Genç nüfusunun yüzde 28.7’si işsiz olarak sınıflandırılan Türkiye, işsiz gençlik konusunda dünyanın en kötü ülkesi oldu.

Genç işsiziler açısından en kötü durumda olan Türkiye’yi, İsrail ve Meksika izledi.

Bugün yayımlanan uluslararası istatistiklere göre, Türkiye’de üniversiteye giremeyen ve işsiz olan genç sayısı, diğer tüm gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerden daha fazla.

Türkiye, 15 ile 19 yaş arasında olup da yapacak bir işi olmayanların sayısına göre yapılan sıralamada 32 ülke arasında sonuncu oldu.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından açıklanan istatistikler, AKP iktidarı döneminde genç insanların iş yaşamına hazırlanması konusunda atılan adımların başarısız olduğuna işaret ediyor.

Rakamlar orta öğretimi tamamlayan her 10 gençten yaklaşık üçünün işsiz olup 2009 yılında üniversiteye giremediğini gösteriyor. Bu rakam uluslararası ortalamanın çok üzerinde bir oran oldu.

OECD tarafından yayımlanan ayrı bir istatistikte ise öğretmen maaşlarında en fazla artış yüzde 50’nin de üzerinde oranlarla Çek Cumhuriyeti, Estonya ve Türkiye’de gerçekleşti.

(CnnTurk)

Avustralya’da karbon vergisi parlamentoya sunuldu

Avustralya Başbakanı Julia Gillard, ülkede büyük tartışma yaratan karbon vergisine ilişkin tasarıyı parlamentoya sundu.  Karbon vergisi yürürlüğe girerse, ülkede çevreyi en çok kirleten 500 şirket, çevreye saldığı her ton karbondioksit için ceza ödeyecek.

Gillard hükümetinin iklim değişikliğiyle mücadele politikalarının temelini karbon vergisi oluşturuyor. Son genel seçimde tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kazanamayan Gillard, Yeşiller’in desteğiyle başbakan olmuştu. Karbon Vergisi yasa tasarısı da Yeşiller’in bastırmasıyla tekrar gündeme geldi.

Ancak karbon vergisine karşı çıkanlar, bunun ülkede istihdam kaybına neden olacağını ve geçim masraflarını da artıracağını öne sürüyordu. Ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılası son çeyrekte arttı ama işsizlik son 10 ayın en yüksek düzeyinde. Avustralya’nın birçok kentinde Ağustos ayı boyunca birçok protesto gösterisi düzenlendi.  Bu protestolardan birinde yüzlerce kamyon şoförü, parlamento binasının çevresini kamyonlarla sararak Gillard’ı Yeşiller’in desteğini alabilmek için sözlerini tutmamakla suçladı.

Gillard, geçen yılki seçimlerden önce böyle bir vergiyi gündeme getirmeyeceğini söylemişti. Parlamentoda tartışmaya sunulan karbon vergisinin 1 Temmuz 2012′den itibaren yürürlüğe girmesi öngörülüyor. Tarım ve ormancılık sektörleri ise vergiden muaf tutuluyor. Çevreyi en fazla kirletenlere ceza getirilirken 2020 yılına dek ülkenin ürettiği karbondioksit miktarının 159 milyon ton azaltılması hedefleniyor. 

(BBC)

“Nihai çözüm öncesi büyük kapışma”- Ruşen Çakır

Bir yanda PKK, dağda ve şehirde peş peşe saldırılar düzenleyerek “devrimci halk savaşı” hazırlıkları yapıyor. BDP, içindeki bütün tartışmalara ve itirazlara rağmen TBMM’ye gitme konusunda ayak diriyor ve seçim öncesinde düzenledikleri ve hayli etkili olan “sivil itaatsizlik” eylemlerine benzer yeni bir kampanyanın işaretlerini veriyor.

Diğer yanda güvenlik güçleri dağda ve kentlerde operasyonlarını sürdürüyor, jetler düzenli olarak Irak’ın kuzeyindeki PKK hedeflerini bombalıyor, daha önemlisi geniş kapsamlı olma ihtimali hayli yüksek bir kara harekatının altyapısı oluşturulmaya çalışılıyor.

Bir de bunlara karşılıklı yapılan son derece sert açıklamaları eklediğinizde Türkiye’yi nerdeyse bir felaketin beklediği düşünülebilir, ama yıllardır Kürt sorununu yakından izlemeye çalışan bir gazeteci olarak, görünürdeki bütün olumsuzluklara rağmen, çözüm için son derece umutluyum. Örneğin 17 Ağustos günü şöyle yazmıştım: “Bugün itibariyle havanın kurşun gibi ağır olduğu tartışılmaz. Fakat kurşun gibi ağır havaya rağmen barışa her zamankinden daha yakın olduğumuz yolunda bir tespit yapmak hiç de kolay olmayacaktır. Yine de son günlerde yaşadığımız gerilimin belli bir noktaya kadar tırmanıp bir süre sonra yeniden ‘normalleşme’ yaşayacağımız kanısındayım.”Tabii ki bu görüşlerime itibar eden pek olmadı. Analiz yapmayıp temennilerimi dile getirdiğimi söyleyenler, beni saflık derecesinde iyimser bulanlar oldu. Zaten mevcut olan gerilimin bu yazının ardından daha da artmasıyla iyimser bakış açımı pek fazla seslendiremez oldum. Ta ki düne kadar.

Dün bazı gazetelerde gördüğüm şu cümle bana son derece moral verdi: “Büyük meselelerde bazen nihai çözümler, bütün kozlar oynandıktan sonra gelir.” Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Ankara’da bir grup gazeteciyle sohbetinde böyle demiş ve hemen ardından Kürt sorununda nihai aşamada olduklarını belirtmiş.

Büyük kapışmanın üç coğrafyası

Kimileri Atalay’ın bu sözlerini “PKK son kozlarını oynuyor ama Tamil Kaplanları gibi sonları yakın” şeklinde okumak isteyecek ve okuyacaktır. Bana göreyse Atalay burada PKK’ya ek olarak devletin de bütün kozlarını oynamakta olduğuna vurgu yapıyor. Sonuç olarak her iki tarafın da nihai çözüm arifesinde ellerini alabildiğine güçlü tutmak istediğine tanık olduğumuz söylenebilir. Bunu “nihai çözüm öncesi büyük kapışma” olarak tanımlamak yanlış olmayacaktır.

Bu tanımın bir tarafında “nihai çözüm”, yani olumlu bir gelişme; karşısındaysa “büyük kapışma”, yani olumsuz bir durum var. Bu “büyük kapışma” üç farklı coğrafyada gerçekleşeceğe benziyor: 1) Irak’ın kuzeyi ki bir kara harekatı durumunda gözler esas olarak buraya çevrilecektir; 2) Güneydoğu ki PKK son günlerde sadece kırsal alanda değil kent merkezlerinde de çok tedirgin edici saldırılar düzenliyor; 3) Büyük şehirler ki PKK ne zaman Irak ve Güneydoğu’da kendini sıkışmış hissetse “kör terör” eylemleriyle çatışmayı farklı alanlara kaydırmak istemiş ve bunda belli ölçülerde başarılı olmuştur.

Görüldüğü kadarıyla PKK bu “büyük kapışma”nın bir an önce yaşanması için elinden geleni yapıyor. Umarım Türkiye bu aşamayı olabildiğince hızlı ve az hasarla atlatır ve bir an önce Kürt sorununda nihai çözüm noktasına varır.

Ruşen Çakır – Vatan

Meclis’te “kadın” dönemi

0

1 Ekim’de açılacak olan TBMM‘nin ilk gündem maddelerinden biri iç tüzük değişikliği olacak. Kadın vekiller pantolon özgürlüğüne kavuşurken, Meclis’te artık ‘bayan’ denilemeyecek.

Kadın milletvekillerinin pantolon yasağının yeni yasama yılında kalkıyor.

CHP’nin engelli milletvekili Şafak Pavey’in TBMM Genel Kurulu’na tekerlekli sandalye ile gelmesi sırasında etek zorunluluğu nedeniyle güç anlar yaşamasının konuyla ilgili içtüzük değişikliğinin hızlanmasını sağladığı belirtiliyor. Pavey’in, geçen dönemde gündeme gelen değişikliğin yapılmasını sağladığı ifade ediliyor.

Meclis tatile girmeden AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener ile Kocaeli Milletvekili Sibel Gönül’ün, kadın milletvekillerinin TBMM Genel Kurulu’nda pantolon giyebilmesi için verdiği içtüzük değişikliği teklifi, 1 Ekim’den sonra gündeme alınacak.

AKP Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, teklifin ilk yasalaşacak düzenlemelerden birisi olacağını belirterek, tüm grupların da desteği olduğunu söyledi. Teklif, TBMM İçtüzüğü’nde “kadınların tayyör” giymesinin yanı sıra “ceket ve pantolon giymesi”ne de imkan tanıyor.

Teklifle içtüzüğün “kıyafet” başlıklı 56. maddesinde yer alan, “bayanlar tayyör giyerler” şeklindeki ifade, “kadınlar tayyör ya da ceket ve pantolon giyerler” şeklinde değiştiriliyor.

Teklifin gerekçesinde, Genel Kurul çalışmalarının zaman zaman uzun ve yorucu olduğu, bu yorucu mesai içinde özellikle kadın milletvekillerinin daha rahat kıyafetlerle çalışmalara katılımın sağlanması yönündeki taleplere işaret edilerek, “Son dönemde içtüzükteki kıyafete ilişkin hükümler, kadın hakları bağlamında eleştiri konusu yapılmaktadır. Ayrıca bazı durumlarda milletvekillerinin farklı kıyafet tercihlerinde bulunması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır” denildi.

Gerekçede, kadın devlet memurlarının etek giyme zorunluluğunun mevzuat değişikliğiyle kaldırıldığı, kumaş pantolonla görevlerini yapabilmelerine imkan sağlandığı hatırlatılarak, teklifle kadın milletvekillerinin de ceket ve kumaş pantolon ile görevlerini yerine getirmelerine imkan tanındığı belirtildi.

Teklifte, içtüzükteki ‘bayan’ ibaresinin de yaygın olarak kullanılan ve mevzuata uygun olan ‘kadın’ ibaresiyle değiştirilmesi de yer alıyor.

(CnnTurk)

Rahim kanseri önlenebilir

Spiral gibi rahim içi gebelik önleyici araçlar, rahim kanserini yarı yarıya önleyebilir.

İspanya öncülüğünde yapılan uluslararası araştırmada, spiral gibi rahim içi gebelik önleyici araçların rahim kanserini istatistik olarak yarı yarıya azaltabildiğini ortaya koydu.

İspanya’nın kuzeydoğusunda Katalonya bölgesinde Llobregat Hastanesi’nin öncülüğünde 20 bin kadın üzerinde yapılan çalışma, aile planlaması doğum kontrolünün rahim kanserini de önemli ölçüde önceyebildiği yönünde ilginç sonuç ortaya çıkardı.

Llobregat Hastanesi’nin kanser-salgın araştırma bölümünün program yöneticisi Dr. Xavier Castellsague, İngiliz Reuters ajansına yaptığı açıklamada, “Araştırmamızın sonucu umulmadık biçimde gelişti” dedi.

Dr. Castellsague, “Kanser oluşumuna neden olan ‘insan papilloma virüsü’nün hamilelik önleyici aygıtlarla bu denli önlenebileceğini bilmiyorduk. Hamilelikten koruyucu önlemler aynı zamanda rahim kanserini önleyici etki getirdi” dedi.

Araştırma sonucuna göre, spiral gibi rahim boynu ve içi araçlar “insan-papilloma-virüsü”nü “kazıyarak”, vücudu bu virüse karşı dirençli duruma getiriyor.

(CnnTurk)

Somali şimdi de yağmur tehdidi altında!

“İnsanlar sadece açlıktan ölmüyor. İnsanlar bir de yağmurlar geldiğinde ölecek, hastalıklar yüzünden”

Açlık ve kıtlıkla boğuşan Sahraaltı Afrikası şimdi de yaklaşan yağmur mevsiminin tehdidi altında. Küresel iklim değişikliği nedeniyle değişen yağmur-kuraklık mevsim ve oranları nedeniyle kısıtlı tarım olanağı ve içme suları azalan afrikalıları bu sefer de yine iklim değişikliği nedeniyle şiddeti artan yağmur mevsimi vuracak.

Hayatları tehlikeye girecek insan sayısının milyonları bulması bekleniyor. ABD Uluslararası Kalkınma Sekreteri Andrew Mitchell’e göre, “Açlık ve kıtlık sorunlarını atlatan afrikalılar ve özellikle çocuklara acil olarak aşı programları uygulanmalı”. Mitchell şöyle devam ediyor: “İnsanlar sadece açlıktan ölmez. Yağmurlar geldiği zaman sudan kaynaklı hastalıklar yorgun ve güçsüz düşen bağışık sistemlerini bir bıçak gibi yaracak, parçalayacak.”

Aynı uyarı uluslararası yardım kurumlarından da geliyor. Oxfam İnsani Yardım danışmanı Jeremy Loveless’e göre gelecek ay başlaması beklenen yağmur mevsimi insanların güçsüz bağışıklık sistemlerinde iyice hasara yol açacak, buna bir de seller nedeniyle yaşanacak sorunlar eklenecek.

Birleşmiş Milletler istatistiklerine göre Cibuti, Etiyopya, Kenya ve Somali’de açlıkla karşı karşıya olan 13.3 milyon insan var. 12 ay daha devam etmesi beklenen bu sorunla baş etmek için gereken bütçe ise yaklaşık 1 milyar dolar eksik.

Açlık ve kıtlık özellikle Somali’de etkisini çok güçlü devam ettiriyor. Birkaç yıla kadar aynı sorunlarla boğuşan Karamoja bölgesi (Uganda’nın kuzey batısı) ise bu sene kıtlıktan çok daha az etkilenmiş durumda. Bunun nedeni ise gayet basit: Karamoja’ya son yıllarda yapılan uzun vadeli kalkınma yardımları. Bu tür kırsal kalkınma projeleri aracılığıyla Karamoja bölgesindeki toplulukların kendi kendine yetebilir ve sürdürülebilir, küçük ölçekli tarımsal üretim yapmaları sağlanmış. Somali bölgesinde ise yardımlar, Türkiye’nin bölgeye gönderdiği yardımlar örneğinde de görüldüğü üzere, “günü kurtarmaya” yönelik. Bu nedenle Somali’deki sorunların “taşıma suyla değirmen döndürmeye” çalışarak çözülemeyeceğinin altı çiziliyor.

(Yeşil Gazete, Independent)

Buzullardaki erime rekora doymuyor

Kuzeybatı Geçidi’nde bu yaz, bir kez daha, hiç buz kalmadı. Kutup Bölgesi’nin 30 yıl içinde tamamen erimesi bekleniyor.

Arktik Denizi’ndeki erime uydu gözlemlerinin başladığı 1972 yılından bu yana en büyük orana ulaştı. Bu denli geniş bir erimenin son 8.000 yıldır yaşanmadığına kutup biliminsanlarınca kesin gözüyle bakılıyor.

Bremen Üniversitesi fizikçilerinin yayınladığı günlük deniz-buz uydu haritalarına göre bu seneki “erime dönemi” sonu itibariyle Arktik bölgede kalan buz alanı 4.24 milyon kilometre kareye düşecek. Bu, bundan önce 2007’de gözlemlenen en düşün buz alanından 30.000 kilometre kare daha düşük bir alan demek. ABD Ulusal Kar ve Buz Bilgi Merkezi’nin de önümüzdeki hafta yayınlayacağı rakamlarda aynı oranlara işaret etmesi bekleniyor.

Alman araştırmacılara göre bu rekor düzeydeki erimenin tek ve doğrudan nedeni insan kaynaklı küresel ısınma. Ekibin başındaki Georg Heygster’e göre “Buz-deniz alanlarındaki değişim bir yıldan öbürüne yaşanan meteorolojik değişimlerle kesinlikle açıklanamaz.” Heygster sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu tam olarak insan kaynaklı küresel ısınmanın bir sonucu. İklim modellemeleri açıkça gösteriyor ki bu önemli değişimlerin nedeni insan kaynaklı küresel ısınma, ve özellikle de Kutup bölgesinde etkili olan Albedo etkisi. Albedo etkisi ise dünya yüzeyinin ısıyı yansıtma oranıyla doğrudan alakalı buna göre buzlar eridikçe ısıyı yansıtan “beyaz” buz yüzeyi ısıyı emen “karanlık” deniz yüzeyine dönüşerek küresel ısınma sürecini iyice hızlandırıyor. Diğer bir deyişle, kendi kendini hızlandıran bir süreç yaratılmış olunuyor.

Kuzey Kutup Bölgesi’ndeki yüzen buz kütlelerinin yaz aylarında eriyip kış aylarında yeniden donması bilinen bir olgu. Ancak yaz aylarında eriyen buz alanının sadece bir kuşaklık süreçte, 1972’den bu yana, geldiği rakamlar araştırmacıları şok ediyor. İstatistiklere göre 1972 yılında yaz aylarında yaklaşık 2 milyon kilometre karelik bir buz alanı erirken bu sayı bugün 2 katına çıkmış durumda.

Bu hesaplar buzul alanı değil de buzul hacmi üzerinden yapıldığında durumun vehameti daha da artıyor. Araştırmacılara göre erime bu hızla devam ederse Kuzey Kutbu 30 yıl içinde “buzullardan tamamen arınmış” yazlarla tanışacak. Bu da son düzenlenen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nde sunulan “70 yıl” hesaplarından 40 yıl öncesi demek! Bu durumun en son 125.000 yıl önce yaşandığı tahmin ediliyor.

San Francisco’daki Biyolojik Çeşitlilik Merkezi’nden Shaye Wolf’a göre “Kuzey Kutbu’nda yaşananlar iklim değişikliğinin hemen yanıbaşımızda olduğu ve son derece korkunç yıkımlara neden olacağı” gerçeğini bir kez daha yüzümüze vuruyor.

Kutup buzullarının dünyanın ısısını güneş ışınlarını atmosfere geri yansıtarak düzenlemek gibi son derece bir etkisi var. Buzulların erimesi, bu nedenle, küresel ısınmanın dünyanın diğer bölgelerinde giderek ve hızla artan yıkımlara neden olması anlamına geliyor.

Grönland’da Petermann buzulundan 2010 yılında kopan ve 300 kilometre uzunluğunda, 1 kilometre yüksekliğindeki bir buzulun 10 ay içinde tamamen erimiş olması da araştırmacıları şok eden başka bir detay. Aberystwyth Üniversitesi’nden Alan Hubbard durumu şu sözlerle özetliyor:

“Şaşkınlıktan dilimi yuttum! Sanki ağzına kadar buzla dolu Büyük Kanyon’a bir bakıp, bir sene sonra geri geldiğimde kanyonu tamamen su dolu görmek gibiydi…”

(Guardian)

Çev: Durukan Dudu

Onur Hamzaoğlu’nun ikinci duruşması

Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı üyesi Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, Dilovası’ndaki endüstriyel kirliliğe bağlı sağlık sorunlarıyla ilgili çalışmasını kamuoyuna sunduğu için, Kocaeli Büyük Şehir Belediye Başkanı tarafından “halkı paniğe sürüklemek” suçlamasıyla 2011 başında savcılığa şikayet edilmişti. Ayrıca yerel basında Hamzaoğlu’na yönelik hakaret içeren bir takım açıklamalar yer almıştı. Hamzaoğlu’nun Belediye Başkanı aleyhine açtığı hakaret davasının ilk duruşması da 30 Mayıs 2011 tarihinde Kocaeli Adliyesi‘nde gerçekleştirilmiş ve ardından da geniş bir katılımla “akademik Özgürlük ve Toplumsal Sorumluluk Forumu” yapılmıştı.

Davanın ikinci duruşması 15 Eylül günü saat 11:00′de yine Kocaeli Adliye‘sinde görülecek. Meslektaşları, dostları ve bilim insanları Hamzaoğlu için internet üzerinden “Onur’umuzu savunuyoruz” sloganıyla yürüttükleri kampanyayla herkesi duruşmaya katılıp, Hamzaoğlu’na destek vermeye davet ediyor.

Davalık çalışma neler söylüyor?

Prof. Dr Onur Hamzaoğlu, 2005 yılında “Endüstri Yoğun Bölgelerde Yaşayanlarda Ölüm Nedenleri: Dilovası Örneği” isimli çalışmasının sonuçlarını yayınladı ve kansere bağlı ölümlerdeki aşırılığı gözler önüne serdi. Bu çalışmasını yerel ve ulusal bilim çevreleri ve siyasi otoriteler ile paylaştı. Çözüm önerilerini 2006’da TBMM’ye sundu.

Hamzaoğlu benzer bir çalışmanın sonucunu 2011 yılının ilk günlerinde kamuoyuyla paylaştı. Buna göre annelerin ilk sütünde ve bebeklerin ilk kakalarında bazı ağır metaller ve eser elementler saptandı. Hamzaoğlu bu araştırmayı Kocaeli Üniversitesi’nde Halk Sağlığı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Tıbbi Genetik Anabilim Dallarından akademisyenler ile birlikte yürüttü, araştırma üniversitenin bilimsel araştırma fonu tarafından desteklendi.

Hamzaoğlu yargılanacak mı?

Belediyenin şikayeti üzerine, savcılık hazırladığı dosyayı, incelenmek üzere Kocaeli Üniversitesi Üniversitesi Rektörlüğü’ne gönderdi. Üniversite izin verdiği taktirde Hamzaoğlu, TCK’nın 213. Maddesi uyarınca 4 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak.