Ana Sayfa Blog Sayfa 5055

Hamzaoğlu davasında Etik Kurul şaibesi

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı’nın, Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nu şarlatanlıkla itham etmesi üzerine Onur Hamzaoğlu’nun açtığı tazminat davasının ikinci duruşmasında bir skandal yaşandı.

Daha önce de yazdığımız gibi Kocaeli Belediyesi, Dilovası’nda endüstrileşmeye sağlık bağlı sorunlarıyla ilgili çalışmasını kamuoyuna sunduğu için Hamzaoğlu’nu halkı panik ve isyana sürüklemek suçlamasıya savcılığa şikayet etmiş, savcılık da hazırladığı dosyayı, söz konusu fiilin incelenmesi amacıyla Kocaeli Üniversitesi Rektörlüğü’ne göndermişti.

15 Eylül günü gerçekleşen duruşmada Kocaeli Belediyesi avukatları, Kocaeli Üniversitesi Etik Kurulu’nun soruşturması devam ederken ve rapor henüz verilmemişken Etik Kurul soruşturma raporunun Hamzaoğlu aleyhine sonuçlandığı yönünde üniversiteden duyum aldıklarını ifade ettiler.

Türk Tabibler Birliği Merkez Konseyi yaptığı yazılı açıklamada bu durumu şöyle değerlendirdi:

“Etik Kurul Yönergesinin birinci maddesi soruşturmaların gizliliği esasına dayanmaktadır. Buna rağmen böyle bir duyumun mahkemede dile getirilip üstelik olumsuz sonuçlandığının iddia edilmesi üniversitede yürütülen süreçleri şaibe altında bırakmaktadır. Kaldı ki konu hakkında Türk Biyoetik Derneği’nin görüşü tam aksine böylesi bir çalışma yürütmenin kamu yararına olduğu ve kamuoyu bilgilendirilmesinde hiçbir etik sorun bulunmadığı yönündedir.

Türk Tabipleri Birliği olarak Kocaeli bölgesindeki çevre kirliliğinin yol açtığı halk sağlığı sorunlarının ve ülkemiz bilim insanlarının akademik özgürlüğünün savunucusu olacağımızı bir kez daha karlılıkla iletiriz. Bu bağlamda Kocaeli bölgesi çevre kirliliği konusunda bir rapor hazırlanacak ve bu konuyu kapsamlı bir biçimde ele alan bir sempozyum düzenlenecektir.”

Yargı mensuplarından ilginç (!) öneriler

0

Radikal Gazetesi’nin ‘Bu kafayla şiddet bitmez’ manşetiyle verdiği habere göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca (HSYK) düzenlenen ‘yargının hızlandırılması ve sorunların tespit edilmesi’ toplantısında hâkim ve savcılar iş yükünün azaltılmasını sağlamak üzere inanılmaz önerilerde bulundu. Bunlar arasında tecavüze uğrayan kadının tecavüzcüsüyle evlenmesi halinde davanın düşürülüp işgücünün azaltılması da yer alıyor.

Toplantılara katılan hâkim ve savcılardan gelen öneriler ‘Yargıda Durum Analizi’ isimli raporda toplandı. Söz konusu öneriler HSYK tarafından öncelik sıralamasına göre, Adalet Bakanlığı ve ilgili kurumlara iletilecek. Görüşülen pek çok farklı konuya dair talep ve önerilerin yer aldığı raporda, kadına yönelik şiddetle ilgili şaşkınlık yaratan fikirler de yer aldı. Önerilerden bazıları şöyle: “Adli Tıp’tan cinsel suçlarla ilgili daha hızlı rapor alabilmek için ‘beden ve ruh sağlığının bozulup bozulmadığı’ araştırması yerine sadece ‘beden sağlığının bozulup bozulmadığı’ araştırılmalı. 15 yaşından küçüklere karşı rızaen cinsel ilişki suçlarının ceza miktarları düşürülmeli, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 434. maddesindeki uygulama yeniden hayata geçirilmeli.”

Yürürlükten kaldırılan bu madde kaçırılan veya alıkonulan kadının evlenmesi halinde koca hakkındaki cezanın 5 yıl ertelenmesini öngörüyor. Ayrıca söz konusu madde mağdurun tecavüzcüsüyle evlenme maddesi olarak yoğun şekilde tartışılmıştı.

Çevreyi korumanın işsizliği artırdığı aldatmacasına kanmayın – Elizabeth A. Stanton

Hem iş sayısının artması, hem de çevre ve halk sağlığı için iyi olan nedir? Hayır, bu aldatmacalı bir soru değil; bugünlerde Washington DC’de sağduyu olarak bilinen şeyin yeniden değerlendirilmesi. Cevap, Temiz Hava Yasası, Temiz Su Yasası ve diğer 1960, 70 ve 80’lerin güçlü iki parti destekli oldukça popüler çevre düzenlemeleri…

Sağduyuyla başlayalım. Temsilciler Meclisi’ndeki çoğunluk lideri Eric Cantor, iş olanakları oluşturmak isteyen insanlara Washington tarafından dayatılan maliyetli bürokratik kelepçe dediği 10 “iş düşmanı düzenlemenin” feshedilmesini istedi. Listede hava kirliliğinin sınırlanması, ozon tabakasının korunması, sera gazı salınımının azaltılması ve yeraltı sularının atıklardan korunması gibi düzenlemeler var (Aynı zamanda çalışma standartları ve sağlık önlemleri). Bu önemli çevre düzenlemelerinin yürürlükten kalkması teklifinin arkasında yatan mantık kafa karıştırıcı, ama ben bu durumu aydınlatmaya çalışan bir örnek göstereceğim.

Çevre Koruma Örgütü’nün alan ısıtma sistemleri ile ilgili yeni düzenlemeleri Canton’a göre yatırım ve işletme maliyeti olarak milyarlarca dolara mal olabilir. Soru, bu milyarlarca doların nereye gideceği? Eğer çoğunluk liderine inanırsak, atasözündeki gibi para tuvalete atılıp, sifon çekilecek. Bu düzenlemenin etkileri sadece mal ve hizmetlerin maliyenin artması ve yüzbinlerce işin tehlikeye girmesidir. Çevresel düzenlemeler, bize dendiğine göre, hiçbir şeye yaramaz sadece iş ve emeğe bir yüktür.

Çevresel düzenlemelerin böyle tuhaf ve açıkçası iki yüzlü bir karakterde ele alınması günümüzde ülke politikasına dair tartışmanın merkezinde yer alıyor. Bu mantıkta az sayıdaki kafa karıştırıcı nokta için kimi incelemelerden yararlanabilir. Üç soru akla geliyor:

Nakitte ve uyum için harcanan milyarlara ne olur? Boşa harcanmaktan öte, bu para uyum için destek sağlayacak hizmetler veren sektörlerdeki işleri arttırır. Genellikle yeşil işler olarak anılan bu meslekler mavi yakayı beyaz yakalı bilimsel araştırmalara bağlar. Hava ve suya karışan kirleticileri önleyecek araçlar kurmak, elektrikçi, tesisatçı ve diğer daha özelleşmiş teknisyenlere iş getirecektir. Çevresel düzenlemeler için harcanan para verimli bir şekilde harcanır ve sonuç olarak da yeni meslekler oluşur.

Bu yeni harcamalarla yüzleşirken, işverenler işgücünü azaltacak mı? Bu eski savaş atı ne zaman düzenlemeler olumsuzlanmak istense, ortaya sürülüyor. İş yapmanın maliyeti arttıkça, – ve özellikle hemen hemen her çevre düzenlemesinde olduğu gibi bu maliyet artışı sadece küçük bir gelir paylaşımıysa- firmalar üretimi dolayısıyla da işgücünü azaltmazlar. Bunun yerine harcamaları müşterilerine aktarır, üretimi ve işgücünü sabit tutarlar. (Karın oranla yüksek, talebin ise düşük olduğu şu anda, fiyatların yükseleceği bile kesin olamaz—hiçbir fiyat değişikliği olmadan, küçük kar paylaşımının mallar ve hizmete harcanmasını zorlamak sadece açık bir Keynesyen teşvik olabilir). Daha yüksek fiyatların tüketicinin talebini düşürmesi ve buna karşılık olarak üreticinin üretimi azaltması ise başka ve daha karmaşık bir sorundur. Çevresel düzenlemelerden en çok etkilenen mal ve hizmetler için –örneğin, elektrik üretimi—talep, fiyattaki küçük değişimlerden oldukça az etkilenir. Yapılan çalışmaların gösterdiğine göre çevre düzenlemeleri genellikle düzenlenmiş ve sonuç olarak daha pahalı mal ve hizmetler için azalan talep sebebiyle kaybedilen işlerden daha çok iş oluşmasını sağlamaktadır.

Çevre politikalarının yararı ve kirliliğin devam etmesine izin vermenin maliyeti nedir? Öncelikle yürürlükten kalkması istenen anahtar düzenlemeden bahsederken, bu politikaların çevre ve halk sağlığına olan yararlarına hiç değinilmemektedir. EPA’nın son araştırmasına göre sadece bir yasa – Temiz Hava Yasası- 2010 yılında sadece bir yılda 230.000 ölümü, 3.2 milyon kayıp okul gününü ve 13 milyon kayıp iş gününü önledi. Bu yasanın kazanımı, tıbbi harcamalardaki azalma ve işçi verimliliğinin artması da düşünüldüğünde uygulama maliyetinden 30 kat fazladır ve aynı zamanda uygulamadaki yararın maliyeti fazlasıyla aştığı sıkça görülmektedir. Daha da önemlisi temiz hava ve diğer düzenlemeler bize daha temiz, daha sağlıklı bir doğal çevre sunar.

Az bir haber izledikten sonra buna inanması çok zor olabilir, ancak çevre düzenlemeleri yeni meslekler oluşmasını sağlarken, ölümlerden korur ve yaşam standartımızı yükseltirler. Evet, onlar komşularımızın havasını ve suyunu kirleten mal ve hizmetlerin pahalanmasını sağlar – ve herhangi bir ekonomist bu tür piyasa aksaklıklarını düzeltmenin sadece iyilik için olacağını iddia etmek konusunda hevesli olabilir- ancak onların meslek katili güçleri oldukça abartıldı. İşsizlik bir korku hikayesi ancak bunun gerçekle alakası yok. Bizden işsizliği azaltmakla temiz hava arasında seçim yapmamız istediğinde diye cevabımız “ikisi de” olmalı.

Elizabeth Stanton – Grist

Elizabeth Stanton Stockholm Çevre Enstitüsü ABD Merkezi’den uzman ekonomisttir.

‘Avrupa’da ilaca dirençli tüberküloz hızla yayılıyor’

Dünya Sağlık Örgütü WHO, Avrupa’da her yıl 81 bin tüberküloz (verem) vakasının standart antibiyotik tedavisine cevap vermediğini ve birçok ülkede bu vakalara doğru tanı konulamadığını bildirdi.

Tüberküloz vakalarının en çok Doğu Avrupa’da, özellikle Rusya ve Ukrayna ile Azerbaycan’da görüldüğü; Batı Avrupa’daysa en fazla tüberküloz hastası bulunan başkentlerin başını Londra’nın çektiği kaydedildi.

Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa ve Orta Asya’daki 53 ülkede ilaç tedavisine dirençli tüberkülozla mücadele için plan geliştirdi. Tanının geliştirilmesini ve tedaviye erişimin artırılmasını öngören planla, 2015 yılına dek bölgede 120 bin kişinin hayatının kurtarılacağına inanılıyor.

‘Herkes dikkatli olmalı’

İngiltere’deki tüberküloz vakaları, daha çok büyük kentlerde görülüyor. Londra’da her yıl 3500 tüberküloz vakası teşhis ediliyor.

2009 Yılında İngiltere’de ilaca dirençli 58 tüberküloz vakası görüldüğünü belirten sağlık yetkilileri, hastanın öngörülen tedaviyi tamamlamaması yüzünden mikropların direnç kazandığını belirtiyorlar.

İngiletere Sağlık Koruma Kurumu’nun tüberküloz uzmanı Dr. İbrahim Abubakar, “Genelde sayılar düşük seyretmekle birlikte son on yıldır artış gözlenmekte. Bu duruma kayıtsız kalamayız. Her tübekülozlu hastanın tedavisi birkaç yüz bin sterline mal oluyor. Bir kimsede tüberküloz mikrobu varsa bu başkalarına da geçebilir.” dedi ve aile hekimleriyle hastanelerin âcil servislerini, olası vakalara karşı tetikte olmaya çağırdı.

Tüberküloz havadan geçebilen ve yüzde 7 oranında ölümle sonuçlanan bir hastalık. Çok ilaçlı tedaviye dirençli tüberküloz türüne yakalanan hastaların hemen hemen yarısı hayatını kaybediyor.

İngiltere’de röntgen cihazıyla donatılmış arabalarla, evsizler ve uyuşturucu bağımlıları arasında tüberküloz taraması yapılıyor.

WHO’nun Avrupa örgütünde görevli Dr. Ogtay Gozalov, “Tehlikede olanlar sadece göçmenler ve mahkumlar değil. Hepimiz tüberkülozla yüzyüze olabiliriz.” dedi ve üye ülkelerde harekete geçilmezse ileride daha kötü sonuçlarla karşılaşılabileceğini vurguladı.

(BBC)

Danimarka’da 10 yıl sonra sol iktidar

0

Danimarka‘da yapılan genel seçimler, yaklaşık 10 yıldır muhalefette olan merkez sol bloğun zaferiyle sonuçlandı.

Sosyal demokrat lider Helle Thorning-Schmidt öncülüğündeki blok, az farkla parlamentoda çoğunluğu elde etti.

Thorning-Schmidt ülkenin ilk kadın başbakanı olacak. Şimdiki Başbakan Lars Lokke Rasmussen oy sayımı sürerken yenilgiyi kabul etti.

Helle Thorning-Schmidt seçim kampanyasında vergileri yükselteceğini ve kamu harcamalarını artıracağını açıklamıştı.

Thorning-Schmidt ayrıca şimdiki koalisyonun küçük ortağının önerileriyle hazırlanan göçmenlik yasasını gevşetme sözü vermişti.

Seçimlere katılım oranının Yüzde 87,7 olduğu açıklandı.

Oyların tamamının sayılmasından sonra merkez sol bloğun 179 üyeli parlamentoda 89 sandalye elde ettiği, merkez sağın milletvekili sayısının ise 86’da kaldığı açıklandı.

Helle Thorning-Schmidt, sonuçların açıklanmasından sonra sevinç gösterisi yapan taraftarlarına “Başardık. Bugün tarih yazdık” diye seslendi.

Rasmussen ise konuşmasında Thorning-Schmidt’i kutladı ve “Bu gece başbakanlığın anahtarlarını Helle Thorning-Schmidt’e teslim ediyorum. Sevgili Helle, anahtarlara iyi bak. Çünkü ödünç alıyorsun” dedi.

Rasmussen’in lideri olduğu “Mavi Blok” yaklaşık 10 yıldır iktidardaydı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük ekonomik daralmayı yaşayan Danimarka, Avrupa Birliği üyesi olmasına karşın euroya geçmemişti.

(BBC)

FBI ünlüleri bilgisayar korsanlarından koruyacak

Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI, ünlülerin bilgisayarlarına sızan bilgisayar korsanları hakkında kapsamlı bir araştırma yürütüldüğünü belirtti.

FBI’ın Los Angeles temsilciliği, aralarında Amerikan eğlence dünyasından bazı tanınmış isimlerin de bulunduğu birçok kişinin şahsi bilgisayarına müdahale eden kişi ve grupların soruşturulduğunu duyurdu.

FBI Los Angeles temsilciliğinden Laura Eimiller tarafından yapılan açıklamada herhangi bir isim belirtilmese de, bu açıklama ünlü sinema oyuncusu Scarlett Johansson‘a ait mahrem fotoğrafların internet sitelerine sızması ardından geldi.

Johansson’un, kendisinin çekmiş olduğu anlaşılan yarı çıplak fotoğrafları, geçtiğimiz günlerde birçok internet sitesinde yayımlanmıştı.

Johnson internet üzerinden yayılan söz konusu fotoğraflarından birinde üstsüz olarak yatağa uzanmış, bir diğerinde ise duştan çıkarken görünüyor.

Eğlence dünyasına yakın isimler, Johansson’un fotoğraflarının yayılması üzerine FBI’la temasa geçmeyi düşündüğünü belirtmişlerdi.

Ünlü yıldız Scarlett Johansson ise konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmadı.

Tanınmış isimlerin kişisel bilgisayarlarına sızarak, özel fotoğraflarının çalınması ve yayımlanması olayları sık sık yaşanıyor.

Son olarak Justin Timberlake, Mila Kunis ve Jessica Alba‘nın özel fotoğrafları internette yayılmıştı.

(BBC)

Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi’ne çok ‘farklı’ başladı

0

İnönü Stadı‘nda Maccabi Tel Aviv‘i ağırlayan Beşiktaş, karşılaşmadan 5-1 galip ayrıldı ve üç puanı hanesine yazdırdı.

Siyah beyazlıların gollerini Almeida (2), Aurelio, Egemen ve Edu kaydetti.

Beşiktaş karşılaşmaya Rüştü Reçber, Ekrem Dağ, Tomas Sivok, İsmail Köybaşı, Egemen Korkmaz, Necip Uysal, Mehmet Aurelio, Ricardo Quaresma, Simao Sabrosa, Manuel Fernandes ve Hugo Almeida ilk 11’yle başladı.

Tortum’da halk kazandı

Erzurum‘un Tortum İlçesi‘ne bağlı Bağbaşı Beldesi‘nde yapılacak olan Hidro Elektrik Santraline (HES) karşı çıkan halk, iş makinesi önünde oturup çalışmayı engelledi.

Çok sayıda jandarma, çevik kuvvet ve özel güvenlikçinin tedbir aldığı bölgede 06.30’dan 18.30’a kadar yapılan eylem nedeniyle namazlar dışarıda kılınıp, yemekler de kayalıkların arasında yendi. Tortum’un Bağbaşı beldesinde HES çalışmaları sabah erken saatlerde başladı. İş makinesini gören belde sakinleri peşinden giderek aracı durdurdu. Yaklaşık 500 kişi iş makinesinin önüne oturup çalışmasını engelledi. Çok sayıda jandarma, çevik kuvvet ve özel güvenlik ekibinin tedbir aldığı eylemde köylüler, namazlarını arazide kıldı. Cami Mahallesi muhtarı Ali Adalar, nöbet tutanlara ekmek arası domates dağıttı.

Köylülerin avukatı Ercüment Şenol, köylülerin Erzurum ve yöresindeki suları kurtarmak istediklerini belirtti. HES firmasının özel güvenlikçilerinin halkı tahrik ettiğini ileri süren Şenol, “Beldeliler sadece oturma eylemi yapıyorlar. Erzurum yöresindeki suları kurtarmak istiyor. Anayasanın kendilerine vermiş olduğu toplanma hakkını gerçekleştiriyorlar. Kimseye yaklaşmıyor, sadece oturuyorlar. Bu son derece yasaldır. Özel güvenlikçileri buradan çeksinler, yoksa daha nahoş olaylara sebebiyet verecektir” dedi.

Avukat Ercüment Şenol, konuşmasında 6 Eylül günü bölgede HES’e tepki için düzenlenen oturma eyleminde ’görevi yaptırmamakta direnme’ eylemine katıldığı gerekçesiyle Tortum Sulh Ceza Mahkemesinin 17 yaşındaki L.Y.’ye verdiği cezaya itiraz ettiklerini söyledi. Şenol, mahkemenin verdiği kararın kalkabileceğini bildirdi.
Bağbaşı Belde Belediye Başkanı Başkan Karabey Eroğlu, sıkıntının çözüleceğini belirterek “Bizim amacımız 4 ay boyunca beldemize su verilmesidir. Tarım zamanı boyunca su verilsin o bize yeter. Yetkililerler görüştük bir hafta boyunca çalışma olmayacak. Sonrasında da işin çaresine bakacağız” dedi.

Köylülerin akşam saatlerine kadar sürdürdükleri eylem sonuç verdi. Bölgeden ilk olarak özel güvenlikçiler daha sonra çevik kuvvet ayrıldı. Bunun üzerine kadınlar iş makinesi ayrılmadan bölgeyi terk etmeyeceklerini söylediler. Muhtar ve belediye başkanının konuşmalarının ardından belde sakinleri evlerine döndü.

(Ajanslar)

Tarımsal Biyoteknoloji ve Genetik Kaynaklar Enstitüsü”ne onay çıktı

Pamukkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sabahattin Nas, Türkiye’nin en kapsamlı Tarımsal Biyoteknoloji ve Genetik Kaynaklar Enstitüsü için Üniversite Senatosu’ndan onay alındığını bildirdi.

Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Rektör Yardımcısı ve Gıda Mühendisliği Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sabahattin Nas, Türkiye’nin en kapsamlı Tarımsal Biyoteknoloji ve Genetik Kaynaklar Enstitüsü için Üniversite Senatosundan onay alındığını bildirdi.

Paü Fen Edebiyat Fakültesi Toplantı Salonu’nda “Tarımsal Biyoteknoloji ve Genetik” konulu bir toplantı düzenlendi.

Toplantı öncesi konuşan Prof. Dr. Nas, Paü’nün Denizli’nin Çal ilçesinde Türkiye’nin en kapsamlı “Tarımsal Biyoteknoloji ve Genetik Kaynaklar Enstitüsü”nü açmak için Üniversite Senatosundan karar çıkartıldığını ifade etti.

2012’de hizmete girmesi planlanan enstitüsünün, ülkenin geleceği açısından önemli olduğunu belirten Nas, “Ülkemiz genetik çeşitlilik açısından büyük öneme sahip. Dünya genelinde bulunmayan birçok genetik çeşitlilik ülkemizde mevcut. Bunların farkına varıp korumamız lazım. Yoksa bu çeşitlilik yok olabilir” dedi.

Nas, gen kaynaklarının korunmasının önemine de değinerek, şu görüşleri dile getirdi:

“Gen kaynaklarını koruyamayan ülkeler, yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. 21. yüzyılın en hızlı gelişen alanı biyoteknoloji ve tarımsal verimliliğin artırılmasıdır. 21. yüzyılda genetik kaynakların korunması petrolden bile önemli. Tarımsal üretimde verimliliği artırmak için ithalat çözüm değildir. Ülkemize ait gıda, bitki ve hayvansal genleri geliştirerek korumak zorundayız. Ülkemiz çok önemli gen kaynaklarına sahip. Dünyanın hiçbir ülkesinde bulunmayan gen kaynaklarımız yok olma tehdidiyle karşı karşıya. Çağımızda gen kaynaklarını koruyan ülkeler yarınlara güvenle bakar. Genetik Kaynaklar yok olursa bir daha geri gelmez. Çocukluğumuzda yediğimiz elmanın tadı, kokladığımız gülün kokusu aynı mı? Hayır, değil. Çünkü genleri bozuluyor.”

Nas, Çal’da kurulması planlanan enstitüsünün Türkiye’de büyük bir boşluğu kapatacağını sözlerine ekledi.

Toplantıda, Kanada’nın Guelph Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Praveen Saxena ve Finlandiya Biyoteknoloji ve Gıda Araştırmaları Merkezi Araştırma Başkanı Dr. Veli-Matti Roka, Paü öğretim üyeleriyle görüş alışverişinde bulundu.

Prof. Dr. Saxena, “Bitkiler için araştırma programlarının geliştirilmesi”, “Koruma amaçlı biyoteknoloji araştırmaları ve eğitim programları”, Dr. Matti Roka da “Biyoteknolojik yöntemlerle patatesin genetik olarak geliştirilmesi” konularında sunum yaptı.

(Ajanslar)

Erdoğan MİT-PKK görüşmesine sahip çıktı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Mısır’ın başkenti Kahire’den Tunus’a geçerken uçakta bazı gazetecilerin sorularını yanıtlarken şu mesajları verdi:

Ses kaydının kim tarafından sızdırıldığına ilişkin soru: Kimin yaptığına dair bir bilgim var diyemem. İncelemeleri yapması için Hakan Bey’e ‘Tunus ve Libya bölümlerine katılma, Ankara ’ya dön’ dedim. Malum çevrelerin geçmişte de Hakan Bey’i hedef aldığı biliniyor. Sızma nasıl olmuş onu araştırıyoruz. Ama hatası da olsa Hakan Bey’i böyle nedenlerle harcamayız. Biz kolay kolay adam yemeyiz. Bu, sızdıranların içlerindeki art niyeti ortaya koydu. Bu kimseye bir şey kazandırmaz.

İç siyasetteki tartışmaların hatırlatılması üzerine: Siyasete malzeme yapılmasına sıcak bakmıyoruz. (Kemal) Kılıçdaroğlu ve (Devlet) Bahçeli’nin açıklamaları nedeniyle telaş içinde değilim. Emre Bey’i de (eski MİT Müsteşarı Emre Taner), Hakan Bey’i de gönül rahatlığı içerisinde İmralı’ya gönderdik. Bunlar hükümet tanımı ile devlet tanımını ayırt edemiyorlar. Biz ne dedik? ‘Hükümet olarak İmralı ile görüşmeyiz. Ama devlet üzerine düşeni yapar’ dedik. Şimdi ben bunlarla terörle mücadelede nasıl işbirliği yapayım?

Sızma olayı süreci etkiler mi: Hayır, etkilemez. Devlet üzerine düşeni yapmaya devam eder. Süreç etkilenmez. İstedikleri kadar tehdit mekanizmaları oluştursunlar, devlet karar verdiğini uygular. Bölücü terör örgütü ve siyasi uzantıları geçmişte olduğu gibi bizden iyi niyet ve anlayış beklemesinler. (Habur anlayışı) bitti. Bu tarz anlayış beklememek lazım artık.

(Radikal)