Ana Sayfa Blog Sayfa 5056

“İsimsiz” Bienal başlıyor

Başlığı ‘İsimsiz‘ olarak belirlenen 12. İstanbul Bienali, 17 Eylül’de kapılarını açacak. 5 karma sergi ve 50’den fazla kişisel sunumun yer aldığı Bienal’de, 500’ü aşkın yapıt 13 Kasım’a kadar gezilebilecek.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından Koç Holding sponsorluğunda düzenlenen 12. İstanbul Bienali, kapılarını 17 Eylül Cumartesi günü sanatseverlere açacak. 5 karma sergi ve 50’den fazla kişisel sunumun yer aldığı bienalde, 500’ü aşkın yapıt 13 Kasım’a kadar gezilebilecek.

12. İstanbul Bienali”nin, İstanbul Modern’de yapılan resmi açılış töreni ve basın toplantısında konuşan İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, vakfın bu organizasyonu ilk olarak 1987 yılında düzenlediğini hatırlattı.

O günden bugüne İstanbul ve bienalin birlikte büyüdüğünü, geliştiğini ve önem kazandığını ifade eden Eczacıbaşı, ”Bienal, İstanbul’un bir kültür-sanat başkenti olarak gelişimine katkıda bulunurken İstanbul da bienale kucak açtı, zengin tarihi, güncelliği ve potansiyeliyle bienale sürekli yenilenen enerji sağladı” dedi.

(Ntv)

Benden sonra tsunami

İlk kez bir bayramda çalışmayıp, tatil fırsatı yakalamışsınız. Ne yapardınız? Evet, ben de aynısını düşündüm ve bir doğa kampı hazırlığına başladım.Programlı yaşayabilenlerden olmadığımdan yine herşeyi son dakikaya bıraktım. Kimlerle gideceğim, nereye ve nasıl gideceğim v.s. Kafamda net olan tek konu, orman bitimi deniz olması gerektiği idi.

Biraz araştırma sonrası Burgaz Adası’nda arkadaşlarla netleştik. Bindik vapura, ver elini Kalpazankaya… Bilen bilir orasını, genellikle çok kalabalık olmaz, çünkü kumsal yoktur denize girerken, kayalardan atlarsınız. Birkaç kez, hepsinde de günübirlik, gitmiştim oraya. İlk kez 5-6 günlük kamp yapacaktım. Ada merkezinden alışveriş sonrası fayton keyfi ile Kalpazankaya’ya vardık.

Her seferinde kirli görmüştüm oraları ama, bu kez çok daha fazlaydı çöpler. Çoğunluğu elbette plastik ambalaj atıklarından oluşuyordu. Bir çöp konteynırı var, içi dolu, yakın çevresi dolu. Bir faal olmayan su kuyusu var, içi dolmaya yakın çöple, yakın çevresi dolu. Ayrıca etrafta öbekleşmemiş pek çok çöp. Mesela yemek yerken sofranızın üzerinden, rüzgarın uçurduğu, bir plastik poşet geçerek tüm doğa zevkinizi kaçırabilir. Şöyle kaba bir hesapla 10-15 kişi 3-5 gün uğraşarak ancak temizleyebilir orayı.

Öncesinden alışkın olduğum bir görüntü olduğu için katlanabildim. Yapacak Birşey yoktu, biz insanlar böyleydik, görmediğimizle ilgilenmiyorduk. Basit, önemsiz geliyordu (Burada kendime şerh düşmek istiyorum: Tanrı hariç). Bizden sonra tufandı. O atıklar doğada 100 yılda mı, 200 yılda mı yok olacaktı. Ne farkeder. Nasıl olsa 100 yıl sonrasını bile göremeyecektik ve bu konu, o zamanlarda yaşayacakların sorunu idi. Galiba onlar bizim çocuklarımız, torunlarımız değil, uzaydan gelenler olacaktı.

5-6 gün süren kampımız oldukça keyifli ve huzurluydu. Yaktığımız ateşte sebze mangalı yaptık hergün. Çay suyunu boş konserve kutusunda kaynattık. İçine uçuşan küllerin düştüğü sallama çayın bu kadar keyifli olabileceğini tahmin edemezdim. Deniz, muhabbet, kitap,kapalı cep telefonu ve elbette akşamları şarap. Daha ne isteyeydim ki. Denize bile doymuştum son güne geldiğimizde.

Son gün sıkıcıydı. O kadar yayılmışız ki, toparlanmak uğraştırdı. Yeniden hızlı tempolu yaşama dönme düşüncesi ise kabus gibiydi. Çöpler de daha bir gözüme batmaya başladı. Hiç olmazsa küçük bir bölümü temizleyeyim diye çöp toplamaya başladım. 7-8 poşet doldurdum 1 saat içerisinde ve dönüp bakınca gerçekten çok da küçük bir alanı temizleyebilmiştim.

Evet, bizzat görmek daha çok etkiliyor insanı. Bunu başka olaylarda da sınayabiliriz. Örneğin Kürt sorununu bizzat yaşayan Kürtlerin dert edinmesi, Türklerin çoğunluğunun bu sorunu anlamaya bile çalışmaması. Hemen tüm derelere HES projesi yapılmışken susuz kalan doğayla ve köylülerle, kentte yaşayanların ilgilenmemesi. Otoyollar yapılırken bozulan florayı görmeyip üzerinden hızla gidilmesi. v.s. Örnek çok, nükleer santrallere girmiyorum bile. Dolayısı ile başlıkta neden tufan değil tsunami sözcüğünü seçtiğim anlaşılmıştır sanırım. Hepimiz tsunamiyi tv’den de olsa gördük, tufanı ise sadece duyduk, hem de kanıksayacak kadar çok.

Nitekim yine son dakikaya bırakılmış yazı bitti nihayet. Çarşambaya söz verilmişken, Cumaya yetişen yazı.

Google’ın doodle’ı C vitamininin babasına

0

Google‘ın 16 Eylül logosu C vitamininin babası Macar Albert Szent-Györgyi oldu.

1937 de tıp ve fizyoloji alanında Nobel ödülü kazanan 1893 Macaristan doğumlu fizyolojist Albert Szent-Györgyi 16 Eylül yani bugün doğdu. Györgi, C vitamini ve sitric asit silküsünün bileşenlerini ve tepkimelerini  bulmuştur. 2. Dünya Savaşı’nda Macaristan Direnişinde aktif olarak yer almış ve savaş sonrasında siyasete katılmıştır.

Greenpeace kırkını devirdi

Uluslararası çevre örgütü Greenpeace dünyanın her tarafındaki Greenpeace ofislerinin web sayfalarında organizasyonun kırkıncı kuruluş yılını kutluyor.

1971 yılında ABD’nin nükleer denemelerini pasifist bir ruhla protesto etmek ve durdurmak için Kanada’nın Vancouver kentinden yelken açan bir gurup ekolojist ve barış aktivisti tarafından tohumları atılan organizasyonun şu anda dünyanın 41 ülke ve bölgesinde yerel ve bölgesel ofisleri bulunuyor. Greenpeace diğer uluslarası çevre STKları gibi raporlar hazırlamak ve lobi faaliyetlerinin yanı sıra şiddetsiz doğrudan eylemler yaparak ekolojik yıkım ve kaynaklarına dikkat çekiyor ve kamuoyu vicdanını harekete geçirmeye çalışıyor.

Türkiye’de ilk şiddetsiz doğrudan eylemini 1993 senesinde gerçekleştiren Greenpeace, faaliyetlerini Türkiye, Lübnan ve İsrail’i kapsayan Greenpeace Akdeniz olarak yürütüyor. Ulusalcı çevrelerce uluslarası bir örgütün parçası olduğu için sık sık hücuma uğrayan Greenpeace, dünya çapında 3 milyona yakın destekçisinin olduğu gibi, Türkiye’de de 25 bin civarında bireysel destekçisinin maddi desteğiyle bağımsızlığını koruyor ve şu anda iklim değişikliği, enerji ve denizlerin geleceği konularında kampanyalar yürütüyor. Ekolojistler arasından başka sesler ise organizasyonu bütüncül bir ajanda sunmamanın yanı sıra aşırı profesyoelleşme ve ana hat medyanın dikkatini kaçırmama kaygısıyla ana hat değerlere teslim olmakla suçluyor, ancak organizasyonun profesyonel çalışma usulü, kabul görecek çözüm sunar dil arayışı ve geniş erişiminin sağladığı faydayı taktir edenler de yadsınmayacak kadar çok.

Greenpeace Uluslarası’nın genel direktörü Kumi Naidoo 40. kuruluş yıldönümü için hazırladığı mesajda artık gezegen olarak başta iklim değişikliği olmak üzere ekolojik, ekonomik ve demokratik krizlerle bir mükemmel fırtına ile karşı karşıya olduğumuzu söyledi ve bunun siyasetçilerin çözüm için cesaret göstermesini vatandaşların da onları sorumlu tutmasını gerektirdiğini vurguladı. Naidoo’nun mesajında bir diğer vurgu ise sivil toplumun işbirliği içinde, koalisyon halinde bir çözüme yönelik çalışması üzerine, ve organizasyon mesajın tonuyla geleceğe dair karamsar değil umutlu bir tablo çizmek istiyor. Kırkıncı yıl kutlamalarında dikkati çeken diğer bir nokta ise şiddetsizlik ve bağımsızlık vurgusunun yanında yaratıcılık vurgusunun da öne çıkarılmış olması.

(Yeşil Gazete)

“Her Şey Olur”‘da Türkiye’nin 46 yılı

Karikatür sanatçısı Cem Dinlenmiş, bu hafta, “”Her Şey Olur” adlı köşesinde çok ilginç bir esere imza attı. “Her Şey Olur’da bu hafta piyonlu zar atmalı aile oyunu var.” başlığıyla sunulan çizimde, Türkiye’nin 1977’den, 2023’e Türkiye’nin başına gelenler çizilmiş.

Çocuk okuldan korkuyorsa

Bu yıl ilköğretim ve liselerde yeni öğretim yılı 19 Eylül’de başlayacak. Oysa ilköğretim 1. sınıf öğrencileri için okul, geçtiğimiz Pazartesi günü, okulöncesi eğitim öğrencileriyle birlikte başladı. Milli Eğitim Bakanlığı bu yıl uygulamaya koyduğu “uyum programı”yla, okulla ilk kez tanışan çocukların yaşabilecekleri sorunları kısa sürede aşmayı hedefliyor. Okula yeni başlayanlarda çok sık görülen sorunlardan biri de “okul korkusu”. Okul korkusu yaşayan çocuklarda; karın ağrısı, baş ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel tepkilerin yanı sıra ağlama, bağırma, hırçınlık , öfke nöbetleri ve çeşitli agresif davranışlar görülebiliyor.

Çocuklar okuldan neden korkar?

Uzmanlara göre, bağımlı ailede yetişen, sorumluluk verilmemiş, özerklik kazanamamış çocuklarda zeka düzeylerinde bir sorun olmasa da okul korkusu yoğun olarak yaşanabiliyor. Aşırı korumacı ailede yetişmiş, arkadaş deneyimi olmayan, sorumluluklarını bilmesine ve üstlenmesine fırsat verilmemiş çocuklarda okulla birlikte sorunlar baş gösteriyor. Çocuk evin korunaklı yapısından, anne ve babasının kanatları altından çıkmak istemiyor; kendine güveni yeterince gelişmediğinden, yalnız kaldığında nasıl davranacağını bilemiyor ve korkuyor.

Bazen bu kaygı ve korku hali, öğretmenin yanlış tutumu veya diğer çocukların alay etmesiyle ortaya çıkabildiği gibi, psikiyatrik bozukluklar olarak adlandırılan; Dikkat Eksikliği, Hiperaktivite Bozukluğu, Özel Öğrenme Güçlüğü/ Zeka Engeli, Davranım Bozukluğu, Depresyon, Sosyal fobi gibi durumlardan da kaynaklanabilir.

Zaman zaman aile içi iletişim sorunları, boşanma, kardeşin evde kalması, kardeş kıskançlığı, ailede ölüm-kaza-hastalık gibi nedenlerde okul reddine sebep olabiliyor.

Çocuğa nasıl davranmalı?

Sorunun çözümünde anne babanın bilgilendirilmesinin ve öğretmenin tutumunun önemli olduğuna dikkat çeken Rehberlik ve Psikolojik Danışma uzmanı Mehmet Menekşe‘nin ebeveynlere önerileri şöyle: “Kendinizi çocuğunuzun yerine koyun ve duyduğu kaygı ve endişeyi anlamaya çalışın. Çocuğunuzu cezalandırmayın, küçük düşürücü sözlerle aşağılamayın. Sabırlı, kararlı ve tutarlı tavır içinde olun. Sorunu görmezlikten gelmek, bir sonraki yıla havale etmek ancak çözümü zorlaştırır. Okula gitme konusunda ödün verilmemeli, mutlaka okula gitmesi sağlanmalıdır. Bu çözümün yarısıdır. Vedalaşmalar çabuk ve kısa süreli olmalı, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilmeli. Çocuğun kendini terk edilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınılmalı. Çocuğunuzda okul korkusu var ve bu konuda sorunu çözmede yetersiz kalıyorsanız bir çocuk psikologundan yardım isteyiniz.”

Devlet Tiyatroları’ndan 12 dünya prömiyeri

Geçen yıl 60. yılında 60 yeni yerli oyunu ilk kez sahneleyen Devlet Tiyatroları (DT), 1 Ekim’de başlayacak yeni sezona 11’i yerli toplam 12 yeni oyunu dünyada ilk kez sahne ışıklarına taşıyacak. Bu oyunlar arasında Yaşar Kemal’in ‘Köroğlu’nun Meydana Çıkışı’, Orhan Asena’nın ‘Ak Kartalın Oğlu Gılgameş’, Kerem Kurdoğlu’nun ‘Ve Hep Birlikte Soldan Çıkarlar’, Faruk Erem ile Mehmet Baydur’un ‘Elma Hırsızları’, Sema Göktaş’ın ‘Yerin Altında’, Firdevs Aylin Tez’in ‘Bir Tayyare Serüveni’ ve John Steinbeck ile Boris Vian’ın öykülerinden oyunlaştırılan ‘Karıncalar’ yer alıyor. Ayrıca, Nagle Jackson’ın ‘Opera Komik’, John Logan’ın ‘Kırmızı’, Savyon Liebrecht’in ‘Aşkın Sıradanlığı’, Wajdi Mouawad’ın ‘Yanık’ ve Angelo Savelli’nin ‘Figaro’ oyunları da Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşacak.

19 ilde 54 yerleşik sahnesi bulunan DT, sezonun ilk yarısında 22’si yerli toplam 46 yeni oyun sahneleyecek. Repertuvarda Aristophanes, Sophokles, Shakespeare, Tennessee Williams, Arthur Miller, Brecht, Haldun Taner, Nazım Hikmet, Turgut Özakman gibi yazarların oyunları da yer alıyor.

‘Pop art’ın babası hayatını kaybetti

Pop art’ın öncüsü ve babası olarak anılan Richard Hamilton, 89 yaşında hayata gözlerini yumdu. Britanya sanatının çığır açan isimleri arasındaki sanatçıya bu unvanı kazandıran ve en çok bilinen eseri, bir vücut geliştiricisi görüntüsünün öne çıktığı kolaj ‘Günümüz Evlerini Bu Denli Farklı, Çekici Kılan Tam Olarak Nedir?’ idi. Bu kolajın pop-art akımında nasıl bir yere sahip olduğunu görebilmek için The Guardian’da ressamla ilgili bir yazı kaleme alan Jonathan Jones’a başvuralım. Hamilton’ın Britanya çağdaş sanatının şekillenmesinde Damien Hirst ve Lucian Freud’dan bile daha etkili olduğunu düşünen Jonathan Jones’a göre bu kolaj, geleceği görmesine rağmen aynı zamanda da ironik bir eser, karşılığını modern dünyada bulacak bir sanatın temsilcisiydi.

Hamilton’a göre savaş sonrası Britanya’nın sıkıntılı ortamında pop ütopik bir ideali temsil ediyordu. Hızlı ve büyük arabalar, rahat ve güzel bir geleceğin metal melekleri gibiydi” Etkisini kaybettiğinin düşünüldüğü bir zamanda Duchamp’ı tekrar gündeme sokan, onun ‘Large Glass’ eserinin bir replikasını üreten Hamilton, 1968’de de The Beatles’ın ‘The White Album’ olarak da bilinen albümünün tasarımını da yapmıştı. Beatles grup elemanlarının görüntülerinin olmadığı tek albüm olan bu albüm, yalnızca beyaz bir fon üzerine konulmuş ‘The Beatles’ yazısı ve bir seri numarayla öne çıkıyor. Albüm kapağının bu kadar yalın olmasının nedenini Hamilton “Peter Blake’in tasarladığı albüm kapağında (bir önceki Beatles albümü Sgt. Pepper) bir sürü insan vardı ve kapak rengârenkti. Bu yüzden bu seferki albümün yalnızca beyaz olmasının uygun olacağını düşündüm” diye açıklamıştı.

Hamilton, ‘Swingeing London’ isimli çalışmasında, The Rolling Stones grubundan Mick Jagger ile Hamilton’ın eserlerinin dağıtıcısı Robert Fraser’ın yasadışı madde kullanımından tutuklandığı an anlatmıştı.

Şimdiye kadar dünyaca ünlü pek çok galeride sergi açmış olan Hamilton’ın ölüm haberi, galerilerde de yankı buldu. Gagosian Galerisi, sanat dünyasının ‘öncü ışığını kaybettiği’ yorumunu yaparken Tate Galerisi yöneticisi Sir Nicholas Serota ise Hamilton’ın ölüm şeklinin, tam da istediği biçimde gerçekleştiğini belirtti: Sanatı için çalışırken… Hamilton’ın ölmeden günler önce retrospektif bir sergi düzenleme çalışmaları içinde olduğu bildirildi.

Serota, son çalışmalarında daha politik görüntülere ve savaş sonrası tüketici toplumunun parodilerine yer veren Hamilton’ın bu çalışmaları hakkında “Tüketici toplumunun bu cazibesi çok kritik. Hamilton’ın Margaret Thatcher, Tony Blair ve Hugh Gaitskell’den yayılan politik düzene olan güvensizliği gayet belirgin” diyor. Sanatçının 2007 yılında yaptığı çalışması ‘Shock and Awe’de Tony Blair kovboy giysileri içinde ve silahlarını kuşanmış olarak betimleniyor. Hamilton bu eseri, Tony Blair’ın George Bush’la bir konferans izlediği sırada ‘kendini beğenmiş’ halini gördükten sonra yaptığını söylemişti. 2010’da Londra Serpentine Galerisi’nde sanatçı ‘Modern Moral Matters’ adlı bir sergisi düzenlenmişti. Son zamanlarda kendisinden ‘pop artın babası’ olarak söz edilmesini eleştiren Hamilton “Pop fenomeniyle uğraşırken kendimi asla bu terimle özdeş görmedim. Bu ifadeyi Elvis Presley ve basit bir Amerikan simgesi olan dondurma külahı ya da hamburgerler için kullanmak daha doğru” diyordu. Sanatçının ölmeden önce üzerinde çalıştığı retrospektif sergi gelecek yıl Londra, Los Angeles, Philadelphia ve Madrid’de düzenlenecek.

(Radikal)

Üniversite muhalefeti yandaş medyanın yeni hedefi

Dün Cihan Haber Ajansı menşeili, polis ropurandan bire bir alınmış bir haber dikkat çekti. ‘Üniversiteleri karıştırmaya hazırlanan TKP’nin planları deşifre oldu‘ başlıklı haberde TKP illegal bir parti gibi gösterilip, polis istihbaratının TKP’li gençlerin faaliyetleri ile ilgili istihbarat raporları ‘illegal faaliyetler ortaya çıkarıldı’ havasında veriliyordu. Harç zamları nedeniyle yavaş yavaş yükselen gençlik muhalefetinin şimdiden karalama ve  ‘onlar terörist’ kampanyasıyla karşı karşıya olduğu haber şu şekilde:

Siyasi parti liderlerine yapılan saldırılar ve üniversitede çıkan olaylarda aktif rol oynayan TKP’nin üniversitedeki faaliyetlerine yönelik önemli bilgiler ele geçirildi.

Terörle Mücadele polisinin, Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi öğrencilerin evine yaptığı baskında ele geçirilen örgütsel dokümanlarda, öğrenci olaylarının tırmandırılmasında aktif rol alan TKP’nin üniversitelerde nasıl örgütlendiği hususunda önemli bilgiler içeriyor.

Ele geçirilen dökümanlara göre, üniversite olaylarında başrol oynayan TKP’nin, taraftar kazanması için üniversite teşkilatlarını profesyonelce kullandığı belirlendi. Polis tarafından ele geçirilen belgelerde, TKP’li gençlerin üniversitelerde taraftar avına çıktığı dikkat çekiyor.

Üniversitelerdeki kulüpler aracılığıyla eylemlerini yasal faaliyet üzerinde temellendirmeye çalıştığı belirlenen TKP’nin, ODTÜ’den sonra Bilkent Üniversitesi’ni yeni üs olarak kullandığı polis kayıtlarına da girdi. Dokümanlar, ayrıca, yeni eğitim öğretim yılından önce başlamadan önce harekete geçen TKP’nin yıl içinde yapacağı etkinlikler için de şimdiden düğmeye bastığını gösteriyor.

TKP üyesi öğrencilerin aralarında iletişim sağlarken aldıkları kararları, takip edilmeyi önlemek için mektuplaşma yöntemi ile parti mensuplarına ulaştırması dikkat çekiyor. Parti içinde gündeme alınan bir belgede, YÖK’ün kuruluşu ile ilgili partinin ÖDP, Öğrenci Kolektifleri, Halk Evleri ile temas kurması, YÖK’e, AKP’ye karşı Vişnelik’te bir şenlik düzenlenmesi talimatı veriliyor. Belge’de, ‘yeni dönemde AKP’nin seçimleri kazandığı 3 Kasım 2002’den günümüze neler değişti?’ başlığı altında bir panel düzenlenmesi de ifade ediliyor.

“TKP’NİN YENİ ÜSSÜ BİLKENT ÜNİVERSİTESİ”

Üniversitelerde öğrenci temsilcilikleri gibi yerleri ele geçirerek hareket kabiliyetlerini yasal sınırlar içinde tutmaya çalıştığı anlaşılan partinin, üniversitelerde ele geçirdiği kulüpler aracılığı ile de faaliyetler yürüttüğü saptandı. Ele geçirilen bir belgede, “Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü’nün düzenli toplantı almayan fakat gündem başlıkları altında paneller düzenleyen ve gündeme dair partinin sesini duyuran bir kulüp olması kararlaştırılmıştır.” deniliyor.
Bu kulüpler aracılığı ile çeşitli etkinlikler düzenlemeye çalıştığı belirlenen parti mensuplarının, Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Kulübü’nde bir panel düzenleyeceği tavsiyesinde bulunuluyor. Panele ise panelist olarak Milliyet Gazetesi Yazarı Fikret Bila’nın çağrılacağı ifade ediliyor.

Bir başka talimatın verildiği gündem maddesinde ise Sosyalist Düşünce Topluluğu’nun ‘Sosyalizmde Ekonomi’ ya da ‘İşsizliğin olmadığı bir düzen mümkün mü?’ başlığı altında, ‘kamuculuğun’ ve aydınlanmacılığında konuşulacağı bir panel düzenlenmesi kararlaştırıldığı belirtiliyor. Ayrıca, Metin Çuhaoğlu’nun panelist olarak davet edileceği ‘Ulusalcılığın Günbatımı’ ya da ‘Cumhuriyetin 6 Oku’ başlığıyla bir panel düzenleyeceği belirtiliyor.

“Belgede bir an önce yapılacakların listesi” başlığı altında ise partililerden şunların yapılması isteniyor: “Aziz Nesin haftası tamamlanacak, Öğrenci hakları broşürü bulunacak ve okunup tartışılacak, ÖTK seçimleri için düzenlenecek forumun hazırlıkları için diğer kulüplerle görüşülecek, Sosyalist Düşünce Topluluğu’nun düzenleyeceği ‘Sosyalizmde Ekonomi’ paneli için Bilkent Üniversitesi İktisat Bilimi Üyelerinden Erinç Y. ile konuşulacak.”

“DAHA FAZLA İNSANA ULAŞMAK İÇİN KÜLTÜREL ETKİNLİKLER DÜZENLİYORLAR”

Belgede, parti üniversitede daha fazla insana ulaşmak için ise genellikle sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlediği ifade ediliyor. Bu kapsamda, üniversite topluluklarının gündemleri başlığı altında, Sosyalist Düşünce Topululuğu’nun nasıl faaliyet yürütmesi gerektiği ifade ediliyor. ‘Daha önce Nazım Hikmet Haftası’ ile kendini tanıtan SDT’nin 12-16 Ekim tarihleri arasında ‘Aziz Nesin Haftası’ düzenlediği aktarılıyor. Belgede, şu bilgiler yer alıyor:

“Bilkent Üniversitesi Tiyatro Kulübü ile düzenlenen bu haftanın amacı ‘Nazım Hikmet Haftası’ndan farklı olarak kulübün kendini tanıtmasından ziyade, daha fazla insana ulaşmaktır. Bu sebeple tiyatro kulüpleri ile görüşülecek, haftanın duyurusunun daha etkin yapılması için küçük skeçler hazırlanması önerilebilir. Buna ek olarak, bilgisayar binasındaki laboratuvarların tahtalarına etkinliklerin tarihi ve yeri yazılabilir. El ilanları hazırlanması ve öğrencilerin yoğun olduğu binalarda dağıtılması gerekmektedir.”

“KULÜPLER ARACILIĞI İLE DAHA FAZLA KİŞİYE ALIŞILMASI HEDEFLENİYOR”

Belgede, üniversite topluluklarının uzun vadeli planları üzerinde de durulmuş. Bilkent Üniversitesi’nde ÖTK seçimleri dolayısıyla etkili bir etkinlik düzenlenmesi uyarısında bulunulan belgede, en az 100-150 kişinin katılması gerektiği bu etkinliğin diğer kulüplerle beraber sağlanması gerektiği üzerinde duruluyor. Belgede şu bilgiler yer alıyor: “Bu sebeple Müzik Kulübü, Bilim ve Sanat Topluluğu, Kültür ve İletişim Topluluğu, Tiyatro Kulübü, Kültür ve İletişim Topluluğu, Tiyatro Kulübü, Sinema Topluluğu, Münazara Topluğu, Genç Aydınlanma Kulübü vb. kulüplerle iletişime geçilmeli.”

Dokümanlarda, partiye üye kazandırılması için belirlenen isimlerle irtibat kurulacağı ve partililiğin teklif edileceği belirtiliyor. ‘İlişkilerin Değerlendirilmesi’ başlığı altında, irtibat kurulması ve parti üyeliğinin teklif edilmesi düşünülen isimlerden bazıları ise şunlar: ‘ajansın haberinde isimler üniversiteler tek tek yazılmış)

Birçok üniversitede örgütlü olan ve zaman zaman olaylara karışan TKP’liler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın rektörlerle toplantısını protesto etmek üzere 4 Aralık’ta başlayan olaylı öğrenci eylemlerinde aktif rol oynamıştı. TKP, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi konferans salonunda düzenlenen ‘Türkiye’de Anayasa’ konulu konferans öncesi CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum’u konuşturmamış, ardından AK Partili Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu’ya da yumurtalı saldırıda bulunmuştu.

Polisin üniversitelere müdahale ettiğini öne süren 400 civarında ODTÜ’lü öğrenci, önce AK Parti Genel Merkezi’ne yürümek isteyince olaylar çıkmıştı. Polis, gençlerin parti binasına yürüyüşüne izin vermezken, öğrenciler taş ve sopalarla polise saldırmıştı. Ellerinde ‘Başkaldırıyoruz’, ‘Eşit, parasız, bilimsel anadilde eğitim istiyoruz’ pankartları taşıyan öğrenciler, polis barikatını aşmak isteyince ODTÜ savaş alanına dönmüştü.

Emniyet’in hazırladığı istihbarat raporu da bu görüşleri doğruluyordu. Rapor, öğrenci olaylarına karışan TKP, Genç-Sen, Öğrenci Kolektifi, Gençlik Muhalefeti adı altında hareket eden grupların, organize hareket ettiğini gözler önüne seriyordu.”

(Haber Merkezi)

Çarşı: Halklar kardeştir

0

Bu akşam Türkiye-İsrail geriliminin gölgesinde oynanacak Beşiktaş – Maccabi Tel Aviv maçıyla ilgili konuşan tribün grubu Çarşı’nın lideri Alen Markaryan ‘Irkçı hareketler kulübe zarar verir, Beşiktaş taraftarı sağduyuludur’ dedi.

Maccabi Tel Aviv taraftarının Beşiktaş taraftarına şeker ikramı için “Bize de lokum ya da baklava ikram edelim önerisiyle geliyorlar, emniyet güçlerinden izin alabilirsek biz de lokum ve baklava ikram edebiliriz” diyen Markaryan, A Haber’de Selin Ongun’a, tüm garip maçların Beşiktaş’ı bulduğunu belirterek, taraftarın bu nedenle talimli olduğunu söyledi.

UEFA Avrupa Ligi’nde Beşiktaş’la karşılaşacak Maccabi Tel Aviv’in taraftarları da iki ülke arasındaki gerginliği yumuşatmak için maça şekerle gelecek.

Çarşı grubu hafta içerisinde Maccabi Tel Aviv maçı ile ilgili bir bildiri yayımlayarak “halklar kardeştir” açıklaması yapmıştı.