Ana Sayfa Blog Sayfa 5040

“Çevre direnişleri değil, çevreyi kirletenler suçludur”

2005 yılında  5 Haziran Çevre Günü’nde yaşanan olaylarla ilgili Koza Altın’ın sahibi Akın İpek, yargılandığı davada sanık sıfatıyla ifade verecekti. Bu duruşmada şikayetçiler ve vekilleri olarak avukatlar kendisine sorular yöneltebilecekti. Fakat Akın İpek’in önceden gelip ifade verdiğini için bu olanak ortadan kalktı.

Bu durum üzerine sivil toplum örgütleri bir açıklama yayınladı. “Çevre direnişleri değil, çevreyi kirletenler suçludur” temasına sahip basın açıklamasının tam metni şu şekilde:

ÇEVRE DİRENİŞLERİ DEĞİL, ÇEVREYİ KİRLETENLER SUÇLUDUR

Türkiye’de son bir yılda çevre direnişlerine karşı gerçekleştirilen yüzlerce gözaltı ve tutuklamayla, verilen idari para cezalarıyla birlikte, binlerce çevre direnişçisi hakkında soruşturma ve ceza davaları açıldı. Yaşamını, toprağını, suyunu savunanlar hakkında her fırsatta yeni davalar ve  soruşturmalar açılırken Bergama’da 2005 yılında çevrecilere karşı taşlı, sopalı saldırıyı organize eden ve bizzat yöneten Koza Altın Şirketinin patronu Akın İpek ve diğer şirket yetkilileri hakkında açılan davalarda usul eksiklikleri bitmek bilmiyor.

Hopa tutuklamaları başta olmak üzere, Tortum’da, Gerze’de, Yuvarlakçay’da, Ulukışla’da, Pazarcık’ta, Çine’de, Kayseri-Sarız’da ve diğer çevre direnişlerinin yaşandığı yörelerde Anayasa’da bir yurttaşlık görevi olarak tanımlanan, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını savunan çevreciler, baskı ve gözaltılara maruz kalıyor ve yargılanıyorlar. Onur Hamzaoğlu gibi onurlu bilim insanları, Dilovası’ndaki çevre ve halk sağlığı sorunlarına dikkat çektikleri için haklarında soruşturma açılıyor. Çevre Direnişçileri hakkında açılan davalar, bir yıldan daha kısa sürede sona erdirilerek haklarında hapis ve para cezaları veriliyor. Çevre haberleri yapan gazeteciler, çevreci direnişçilerinin avukatları, destekleyen kurumlar ve bilim insanları, kirli yatırımların sahibi şirketler tarafından haklarında tazminat davalarıyla susturulmak isteniyor.

Bütün bu gelişmelere kamuoyunun göz önünde yaşanırken 2005 yılında 5 Haziran Çevre Günü’nde çevre direnişçilerine yapılan saldırının azmettirici olan Akın İpek hakkında ancak altı yılda iddianame hazırlandı. Bergama Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede Akın İpek hakkında; “kamu malına zarar verme, mala zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına azmettirme suçunu işlediği” gerekçesiyle dava açıldı. Ancak bu davada sanık olan Akın İpek’in kendisinden şikayetçi olan çevrecilerin ve avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada ifadesinin alınması sağlanamıyor. Bu şekilde usulüne uygun bir yargılama yapılamadığı gibi Akın İpek, çevre direnişçilerine saldırmaktan “sanık” olduğunu kamuoyundan gizlemeye çalışmaktadır. Dava, zamanaşımına uğratılmak istenmektedir.

Siyanürlü altın, nükleer santral, termik santral, HES, çimento fabrikaları, taş ocakları ve geleceğimiz yok eden projelere karşı direnen yöre yurttaşlarına polis ve jandarma bu kirli şirketlerin özel güvenlik görevlisi gibi saldırmaktadır. Yargı kararlarını uygulamayanlar hakkında hükümette bulunan Bakanlar ve diğer idari amirleri soruşturma izni vermezken, çevre direnişçilerinin yargılanması kamuoyundaki adalete olan güven duygusunun ve inancın sarsılmasına yol açmaktadır. Bu nedenle Koza Altın Şirketinin 20 Eylül’de Gümüşhane’de yapılan Halkın Katılımı toplantısında altı yıl önce Bergama’da yaşanan olayların benzerleri yaşanmıştır.

AKP, her gün yenisini çıkarttığı Kanun Hükmünde Kararnamelerle kanun tanımazlığa devam etmekte, sadece doğamızı değil hukuku da kirletmektedir. Hükümetin hukuk alanında yatırımcı şirketler lehine uyguladığı çifte standartlar, çevre direnişlerine karşı anti demokratik baskıları arttırmaktadır. Bergama’da çevre direnişçilerine saldıranlarla bugün Turgutlu’da aba altından sopa gösterenlerin bu cesaretlerini en fazla hükümetten aldıklarını biliyoruz.

Doğamıza, tarihimize, kültürümüze kasteden gerçek suçlular, yargılanana ve hesap verene kadar mücadelemiz devam edecektir.

ANKARA NÜKLEER KARŞITI PLATFORM

ANKARA TABİP ODASI

ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEĞİ

EGE ÇEVRE VE KÜLTÜR PLATFORMU

DEVRİMCİ 78’LİLER FEDERASYONU

DERELERİN KARDEŞLİĞİ PLATFORMU

DİSK ANKARA BÖLGE TEMSİLCİLİĞİ

HALKEVLERİ

İZMİR-BERGAMA-EŞME-SİVRİHİSAR-HAVRAN-KÜÇÜKDERE ELELE HAREKETİ

KESK ANKARA ŞUBELER PLATFORMU

ODTÜ MEZUNLARI DERNEĞİ

PAZARCIK OVAMA DOKUNMA ÇEVRE HAREKETİ

TMMOB ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ

TMMOB İNŞAAT MÜHENDİSLERİ ODASI ANKARA ŞUBESİ

TMMOB JEOLOJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

TMMOB METALURJİ MÜHENDİSLERİ ODASI

TÜRKİŞ TEZ-KOOP-İŞ ANKARA 2.NOLU ŞUBESİ

TÜRK-İŞ TÜMTİS ANKARA ŞUBESİ

Şırnak, İdil ve Silopi belediye başkanları gözaltına alındı

Şırnak’ta KCK‘ye yönelik olduğu iddiasıyla yürütülen operasyon kapsamına Şırnak, İdil ve Silopi belediye başkanları gözaltına alındı.

Şırnak’ta yürütülen KCK operasyonları kapsamında bugün sabaha karşı Şırnak merkez, İdil ve Silopi ilçelerinde gerçekleştirilen operasyonlarda, Şırnak Belediye Başkanı Ramazan Uysal, İdil Belediye Başkanı Resul Sadak, Silopi Belediye Başkanı Emin Toğurlu ve Silopi BDP ilçe başkanı Bahattin Alkış‘ta gözaltına alındı.

Memura referandumda verilen geri alınıyor

0

12 Eylül 2010’da referanduma giden paketin en önemli maddelerinden biri de memurlara toplu sözleşme hakkı getirecek maddeydi. Memurun zam oranını Hakem Heyeti belirleyecekti. Hükümet bağımsız hakem heyetini kabul etmedi.

Vatan Gazetesi’nin haberine göre memurların toplu sözleşme hakkını kullanabilmeleri için gereken yasayla ilgili zaman daralırken, memurların toplu sözleşme süreci Hükümetin “samimiyetine” kilitlendi. Anayasa değişikliğiyle memurlara “toplu sözleşme hakkı” getiren Hükümet, bu hakkın kullanılabilmesi için kritik önemdeki “hakem heyeti”nin bağımsız olmasını kabul etmiyor. Memur konfederasyonları, kararları bağlayıcı olacak olan Hakem Heyeti’nin, hükümet temsilcilerinden oluşmamasını, bağımsız bir heyet oluşturulmasını istedi. Aksi halde toplu sözleşme sürecinin hiçbir anlamı olmayacağını, görüşmelerin ardından yine Hükümet ne derse o olacağını savundu ve ‘Madem böyle olacaktı biz niye referanduma evet dedik” diye serzenişte bulundu.

Önceki günkü toplantıda Memur Sen, bağımsız Hakem Heyeti oluşturulması için, memur konfederasyonlarından 4, kamu bürokrasisinden 4 ve tarafsız 3 olmak üzere Hakem Kurulu’nun 11 üyeden oluşmasını istedi. Üniversitelerin İdare Hukuku ve İş Hukuku alanlarında çalışan akedemisyenler ile yargı temsilcilerinden bir adayın da yer alacağı bir yapı önerdi. Diğer konfederasyonlar da bağımsız “hakem heyeti” konusunda ısrar ettiler.

Kamu Sen, Hakem Heyetinin tamamen bağımsız olması, kurulda her iki taraftan da hiç üye olmaması, kamu ve memur taraflarının kurula sadece danışmanlık yapmasını önerdi. Hükümet ise kamu kesimi 5, memur konfederasyonlarından 4 olmak üzere 9 kişiden oluşması, kurula da ya Çalışma Bakanı’nın ya da Bakanlar Kurulu’nca seçilecek bir üyenin başkanlık yapmasını istiyor. Ancak Hükümet “kararı verici” konumundan vazgeçmek istemedi. 2012 yılı memur maaş ve haklarını belirleyecek “toplu sözleşme” sürecinin bir an önce başlayabilmesi için sözkonusu yasanın Meclis’e gönderilmesi ve yasalaşarak yürürlüğe girmesi gerekiyor. Bu amaçla Çalışma Bakanı Faruk Çelik başkanlığında önceki gün kamu sendikaları konfederasyonları heyetleriyle yapılan toplantıdan sonuç çıkmadı. Toplantıya Cuma günü devam edilmesi kararlaştırıldı. Hakem Kurulu’nun şekli de aynı toplantıya bırakıldı.

Sivas Katliamına isyan eden Metin Altıok’un kızı işinden oldu

Sosyal medyadan yaptığı açıklamaya göre şair ve ressam Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok Akatlı’nın Doğuş Üniversitesi’ndeki görevine  “Sivas Katliamı ile ilgili açıklamaları sakıncalı” bulunduğu için son verildi. Akatlı, üniversitede Kurumsal İletişim Birimi Sorumlusu olarak görev yapıyordu.

 

zeynabelle zeynep altıok akatlı
Çalıştığım “eğitim” kurumundaki görevime Sivas Katliamı ile ilgili açıklamalarım sakıncalı bulunduğu için son verildi.

Zeynep Altıok Akatlı Sivas katliamının yıldönümü olan 2 Temmuz’dan bir gün önce “Sizin hiç babanız yandı mı?” başlıklı bir yazı yayınlamış ve Sivas Katliamı kurbanlarını anmak için yapıldığı iddia edilen anıtta katillerden ikisinin de saldırı sırasında ölmesi bahane gösterilerek isminin bulunmasına isyan etmişti.  Anıtta yer alan isimler alfabetik olarak sıralanmış ve saldırganlardan birinin ismi  de bu nedenle en üstte yer almıştı.

(Yeşil Gazete)

Kadının kaydı yok

0

Kadın Yönetici ve Kadın Çalışanlar Dayanışma Derneği (KAYÇAD) tarafından yaptırılan “Kadın İşgücü Dağılımı” konulu araştırmada, Türkiye’de istihdam edilen kadınların yüzde 71’inin kayıtdışı çalıştığı bildirildi. Rapora göre kadın işgücünün en çok istihdam edildiği sektör yüzde 48,5 ‘le tarım olurken, ikinci sırayı yüzde 33’le hizmet sektörü aldı. Bu sektörde yer alan iş alanlarından bazılarının özellikle “kadınlar için uygun alanlar” olarak toplumsal kabul gördüğü belirtildi. Kadın işgücünün kullanıldığı üçüncü sektörün, “sanayi” olduğuna dikkat çekilirken, buna rağmen bu sektörde kadın istihdamının oldukça sınırlı kaldığı kaydedildi.

Türkiye’nin, AB istihdam stratejisine dahil olma çabalarının, kadın istihdamının artırılmasında itici bir role sahip olduğu vurgulanan araştırmada, “Türkiye genelinde kadın istihdam oranı yüzde 27 , AB ülkelerinde ise bu oran yüzde 57 civarındadır. Türkiye’de her 3 kadından 2’si işsizdir. İstihdam edilen kadınların yüzde 71’i kayıtdışı olarak çalışmaya devam etmektedir. Kadın nüfusun istihdam artışı, erkek istihdam artışının üçte biri kadardır. Kadınların işgücüne katılımı, ABD’de yüzde 46.5, İngiltere’de yüzde 44 ve Romanya’da yüzde 90 seviyelerinde yer almaktadır” ifadelerine yer verildi.

Kamu sektöründe kadınların en çok yer aldığı kurumların başında Sağlık Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı’nın geldiği açıklanırken; Türkiye’de kadınların hizmet sektöründe memur, banka görevlisi, ebe, hemşire, odacı, hastabakıcı, hostes, sekreter, öğretmen, gişe memuru ve benzeri gibi düşük ücretli, yükselmeye kapalı, yaratıcı yönü olmayan, geleneksel rollerin uzantısı mesleklere yönlendirilmekte olduğu bildirildi.

(CnnTurk)

 

Bienal’e “Karşı sanat” etkinlikleri

12. İstanbul Bienali’yle birlikte İstanbul’da düzenlenen sanat etkinliklerinin bir kısmı bienale alternatif sağlarken bir kısmı da bienal karşıtı.

Kamusal Sanat Laboratuvarı

Kamusal Sanat Laboratuvarı, bienalin ana sponsoru Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç’un 12 Eylül darbesine verdiği desteği yazdığı bir mektubu bienal açılışında dağıtarak “karşı etkinlik” düzenledi.

Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç‘un 3 Ekim 1980’de, Kenan Evren‘e yazdığı mektubu bienalin tanıtım kartlarına basan Kamusal Sanat Laboratuvarı, ziyaretçilerin “kazı-kazan” yöntemiyle mektubu okumasını sağladı.

Bienal açılışına giden 15 kişilik ekip, kartları ziyaretçilere dağıttı. Bienal kartlarının üzerindeki parlak zemin kazındığında, altından Koç’un mektubu çıkıyor. 12. İstanbul Bienali’nin “İsimsiz” şeklindeki temasına gönderme yaparak adı “İsimsiz mektup“.

Koç’un Evren’e yazdığı mektup şöyle:

“Emrinize amadeyim”

Sayın Kenan Evren,

Yakalanan anarşistlerin ve suçluların mahkemeleri uzatılmamalı ve cezaları süratle verilmelidir. Polis teşkilatı teçhiz edecek ve onu kuvvetlendirecek imkânlar genişletilmeli, gerekli kanunlar bir an önce çıkarılmalıdır.

İşçi-işveren ilişkilerini düzenleyecek olan kanunlar asgari hata ile çıkarılmalıdır. Bazı sendikaların Türk Devleti’ni ve ekonomisini yıkmak için bugüne kadar yaptıkları aşırı hareketler, göz önünde bulundurulmalıdır.

DİSK’in kapatılmış olmasından dolayı bir kısım işçiler sendikal münasebetler yönünden bekleyiş içindedirler. Militan sendikacılar bu işçileri tahrik etmek ve faaliyeti devam eden sendikaların yönetim kadrolarına sızarak davalarını devam ettirmek niyetindedirler. Bu durum bilinerek hazırlanacak kanunlarda gerekli tedbirler alınmalıdır.

Komünist Parti’nin, solcu örgütlerin, Kürtlerin, Ermenilerin, birtakım politikacıların kötü niyetli teşebbüslerini devam ettirecekleri muhakkaktır, bunlara karşı uyanık olunmalı ve teşebbüsleri mutlaka engellenmelidir. Zatıalilerine ve arkadaşlarınıza muvaffakiyetler temenni ediyorum. Emrinize amadeyim.”

 

Kamusal Sanat Laboratuvarı, “Bir dize şiiri, bir paragraf romanı, bir muhalif resmi, cezaevlerinde işkencelerle sanatçıların burunlarından fitil fitil getiren bir güç hangi sanata destek çıkar? Devletin savunma ihalelerini alan bir firma neden biz sanatçılara sponsor olur?” diye soruyor.

Kamusal Sanat Laboratuvarı’ndan Niyazi Selçuk, bianet’e yaptığı açıklamada, “bienalin kendisine karşı olmadıklarını, bilakis önem verdiklerini ancak darbeye destek veren birinin şirketinin sanat etkinliğine sponsor olmasını istemediklerini” söylüyor.

Uluslararası İstanbul Bienali 2007’den beri Koç Holding’in sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. Holding, önümüzdeki 15 yıl boyunca da ana sponsor olacak.

 

Diyarbakır Hapishanesi ne yana düşer” sergisi

(tıklayınız)


78’liler Girişimi’
nin ön ayak olduğu   Diyarbakır Cezavi Gerceğini Araştırma ve Adalet Komisyonu‘nun Diyarbakır 5 Nolu Askeri Cezaevi’nde kalan siyasi mahkumlarla  yaptığı  görüşmelerin toplumla paylaşılma süreci Karşı Sanat’ın  girişimiyle  Diyarbakır Hapishanesi ne yana düşer?” sergisiyle bir başka boyutta zenginleşerek sürüyor.

Sergide, fotoğraf, resim, performans, heykel, edebiyat, grafik ve video art alanında 122 sanatçının 122 çalışması yer alacak. Sergide yer alan çalışmaları, daha geniş bir kitleye ulaştırmak için, iki  farklı mekana böldük. 17 Ekim tarihine kadar devam edecek sergi Karşı Sanat Çalışmaları Galerisi ve  Evrensel Sanat Kültür Merkezi’nde gezilebilecek

 

 

SERGİYE KATILAN SANATÇILAR

Sergi Görseli

Adil Okay
Ali Ziya Çamur
Altan Çelem
Anti – Pop
Arzu Kılıçdoğan
Aslan Cem  Şahin
Ayca Telgeren
Barış Eviz
Başak Bugay
Beyza  Boynudelik
Burhan  Yıldırım
Burhan Kum
Bülent Demirbağ
Caner  Karakaş
Cem Arslan
Cihat  Aral
Ciler Belen
Çağla Cömert
Dilan Gümüş
Dilara Hançer Sebah
Dürnaz Akşit
Ebru Dede
Eggi Jus
Elif İpek
Ercan Vural
Erdal Arslan
Erdinç  Gümüş
Erdinç Ünlü
Erim  Bayrı
Eşber Karayalçın
Eşref Yıldırım
Evrensel Ürüm
Fatih  Tan
Fulya Çetin
Füruzan  Şimşek
Gül  Bolulu
Gülcan  Kartal
Günay  Demir
Halil Yavuz Ertürk
Hazal Hüngül
Hülya Bakkal
İbrahim  Çiftçioğlu
içmihrak
İnci Furni
İsmail Agan
Ingrid Frauenberger
Juan Botella
Kader Genç
Kainat Güzeli
Kamil  Fırat
Kamusal Sanat Laboratuvarı
Komet
Lütfiye  Bozdağ
Maria Sezer
Mehmet Ali  Boran
Mehmet Ceper
Mehmet Latif Sağlam
Memed Erdener
metin üstündağ
Murat  Germen
Murat Olcay
Mustafa  Horasan
Müjgan Arpat
Necdet Kutlucan
Necla Sağlam
Nurettin  Erkan
Nurseren Tor
Okay Özkan
Olgu Ülkenciler
Oya Papatya  Erkalan
Özcan  Yaman
Özgür  Erkok
Özgür  Ertürk
Özgür  Korkmazgil
Özgür  Vural
Rahşan Yorozlu
Rauf  Kösemen
Rafet Arslan
Rüzgar Özer
Saadet Sorgunlu
Saeid Esmaelli
Sebahattin  Tuncer
Serpil  Odabaşı
Sertap Yeğin
Seyfettin Aslan
Sezai  Özdemir
Sezer Cihaner
Şafak Taner
Şahin Çetin
Şakir Sağlam
Turgut  Yüksel
Umut Germeç
Vahid Akça
Yasemin Erengezgin
Yavuz Tanyeli
Yeşim Ağaoğlu
Yeşim Şahin
Zenep  Özdemir
Zeynep  Serdar
Zülfikar Tak

 

GRUP GÖÇEBE

Arzu Çorbacı
Çetin Pireci
Deniz Pireci
Müjgan Atukalp
Serdar Çongar
Serhan Atukalp)

 

SERGİ MEKANLARI
1. Bilgi Üniversitesi Sempozyum Alanı
2. Cigerxun Kültür Merkezi (Diyarbakır)
3. Karşı Sanat Çalışmaları
4. Evrensel Kültür Merkezi
5. Tüyap Kitap-Sanat Fuarı

bianet – Yeşil Gazete

Gerze’de yaşananlara Kaymakamlıktan cevap var

Gerze‘nin Yaykıl Köyü‘nde termik santral kurmak isteyen Anadolu Grubu‘nun 5 Eylül’de sondaj çalışmaları için gelen ekiplerini bölgeye sokmak istemeyen halkla güvenlik güçleri arasında yaşanan olaylar hakkında Yeşiller Partisi‘nin Gerze Kaymakamlığı‘na gönderdiği soru dilekçesine Gerze Kaymakamlığı’ndan yanıt geldi.

Yeşiller Partisi eş sözcüsü Ümit Şahin tarafından kaymakamlığa gönderilen dilekçede özetle şu ifadeler yer alıyordu:

” Gerze halkının termik santrale karşı mücadelesi bugün polis ve jandarmanın ölçüsüz müdahalesi ve şiddetine maruz kaldı. (…) Uzunca bir süredir bölgelerine termik santral yapılmaması için direnen Gerzelilere, üç otobüs jandarma, polis ve panzerlerle müdahale edilmesi ve ölçüsüz şiddet uygulanması karşısında büyük bir endişe ile gelişmeleri izliyoruz. (…) Mülki amirliğinizin konu ile ilgili gerekli tedbirleri derhal alarak fiziki şiddete derhal son verilmesini, yaralanan yöre halkının tedavilerinin yapılarak demokratik haklarını kullanan yurttaşlar ile avukatlarının görüştürülmesi için gerekli emir ve talimatların derhal verilmesini ve gelişmeler ile ilgili tarafımızın yazılı olarak bilgilendirilmesini talep ediyorum. ”

Kaymakamlığın bu sorulara cevabı gecikmedi. 15 Eylül 2011 tarihli resmi cevapta, “400-500 kişilik grubun termik santral için sondaj çalışmasının emniyetini almakla görevlendirilen jandarma ve polise taşlı, sopalı, molotof kokteyli ve içinde arıların bulunduğu arı kovanlarıyla saldırıda bulunduğu” iddia edildi. Olaylar sırasında 8 ayrı noktada yangın çıkarıldığı ve şirketin sondaj aracıyla Gerze Hastanesi’nin ambülansının camlarının kırıldığı ifade edildi.

Gerze’de güvenlik kuvvetleriyle halk arasında yaşanan olaylarda yanarak zarar gören alanlar içinse kaymakamlık “3 dönüm makilik alan, 1 samanlık ve 1 evde yangın çıkarıldı, itfaiyemiz engellemelere rağmen yangınları söndürdü” ifadelerini kullandı. Olaylarda 2 jandarma, 7 polis ve vatandaşın da yaralandığı belirtildi.

Kaymakamlıktan gelen resmi cevabın geri kalanı ise yaşananlara ilişkin anayasa ve kanun hükümlerine vurgu yapıyor. 3 sayfalık cevapta silahsız toplanma ve gösteri özgürlüğünün anayasal güvence altında olduğunun ve ama bu durumun “sınırsız” olmadığı belirtiliyor. Emniyet güçlerinin mevcut kanun ve hükümlere uygun olarak hareket ettiğinin iddia edildiği cevapta, kolluk kuvvetlerinin “demokratik haklarını kullanan vatandaşlarımızın vuku bulan hadiseler esnasında zarar görmemesi için azami ölçüde duyarlılık gösterdiği” savunuluyor.

Resmi cevabın sonunda ise kolluk kuvvetlerinin halkın tamamı ve sivil toplum örgütleriyle seviyeli ve sayglı bir ilişkide olmaya, “kanun hakimiyeti içerisinde” insan haklarına bağlı kalmaya, yasal ve “makul” seviyede kuvvet kullanmaya ve toplumun tamamına “sevgi ve şefkatle yaklaşmaya” devam edeceği bildirilerek olaylar “bir daha yaşanmaması temenni edilen üzücü hadiseler” olarak tanımlanıyor.

Yorum: Bursaspor’da beş dakikada “kafa”lar karıştı

Pazartesi kendi sahasında Ankaragücü ile oynayan Beşiktaş, perşembe de deplasmanda Bursaspor ile karşılaşıyor. Pazar bir maç daha yapacak ve sonra hafta içi Avrupa’da oynayacak. Düşünüyorum da eskiden, çok da eski değil, Avrupa maçları öncesi lig maçı ertelenirdi. Şimdi, yedi günde üç maç temposuyla gidiyoruz. Günün birinde umarım alışır oyuncular buna. Yoksa şimdi, birilerinin sürümden kazandığı bir uygulama olmaktan öteye geçmez bu yaşadıklarımız.

Bursaspor maçı ise herhangi bir maç değil Beşiktaş için. Geçen sezon bu maç oynanamamıştı. Onlarca taraftar gözaltına alınmıştı, Bursaspor’a da anormal cezalar verilmişti. Beş maç seyircisiz ve üç maç deplasmanda seyircisiz… Sonra ne olduysa oldu, bir oylamada Bursaspor’un oyu gerekti (herhalde) ve beş maç seyircisiz ceza tamamen kalktı. İndirilmedi! Tamamen kaldırıldı. Benzeri bir uygulama olmuş mudur daha önce? Tabii ki hayır. Şans bu ya, cezanın kapsamındayken çıkan maçlardan bir tanesi de Beşiktaş’a denk geldi.

Peki neden bu ceza alınmıştı? Beşiktaş taraftarı maça gelecekken, şehirde olaylar çıkmıştı, maç oynanamıştı. Peki ceza kalktığına göre Beşiktaş taraftarı maça gelebiliyor olmalı değil mi? Hayır! Yani yine o taraftarların orada “hedef” olduğunu kabul ediyor birileri ama ceza kalktı. Bu kadar anlamsız bir olay yani. Olanlar, şehri birbirine katanların yanına kar kaldı kısaca.

Maça gelince, Bursa’da yoğun yağmur altında oynandı karşılaşma. Yağmurun etkisiyle, tribünlerde boşluklar vardı (10.000 kadar koltuk boştu) ve maçın tribün ateşini de biraz yağmurla düştü denilebilir.

Maça gelirsek, iki kişi maça damgasını vurdu. Bunlardan ilki Beşiktaş’ın antrenörü Carlos Carvalhal! Bugün maç kazanıldıysa, Carvalhal’a rağmen kazanıldı. Hiçbir antrenör 86. dakikadan sonra gelecek golleri planlayamaz! Böyle olunca sahaya çıkan takımın defansifliği, etkisizliği tamamen Carvalhal’in seçimleri sonucu oldu. Guti gibi bir oyuncunun kaybedilmeye çalışılmasına hiç girmiyorum bile. Düşünün, Beşiktaş, Bursaspor’un karşısında 4-5-1 gibi bir oyun dizilişinden ancak rakip 10 kişi kaldıktan sonra vazgeçebiliyor.

Maça damga vuran diğer isim ise Yunus Yıldırım’dı. Taraflıydı demiyorum fakat hakem çok kötüydü. Maçın bu kadar sert oynandığı bir ortamda, Bursaspor’un tek kırmızı kartının küfürden çıkmış olması dab u kötü yönetimin kanıtı gibi. Sadece üstün koru bir bakış ile, Bursaspor’dan iki (Dakika 15 Ozan ve Dakika 86 Tagoe) ve Beşiktaş’tan da bir (Dakika 75 Simao) kırmızı kart daha olmalıydı maçta.

Maçın genelinde, sahanın da ağırlığıyla birlikte mücadele gücü çok yüksekti. Fakat bu mücadele gol pozisyonlarına dönemedi. Üç golün de, organize bir atak sonrası olmamasının nedeni olarak da bu mücadele ve ağır saha gösterilebilir. Bursaspor’un ikinci yarıda skoru korumaya çalışması, Beşiktaş’ın da bir türlü hücum edememesi maçı pozisyonsuz bıraktı. Buna rağmen Beşiktaş’ın organize olamayan takımların ilacını iyi kullandığı artık bir gerçek. Son beş golün, beşi de kafayla geldi. Holosko bile çok zor bir pozisyonda kafa golü attı! Beklenmedik bir anda skor tersine döndü. Bu oyun ve skor, Bursaspor’u Beşiktaş’a karşı daha fazla bileyecektir. 86 dakika Beşiktaş’ı yenen takım, 93. dakikada sahadan yenik ayrıldı.

Son bir söz de Bursaspor tribünlerine söylenmeli. Boşluklar olmasına rağmen çıkan ses mükemmeldi. Tabii ki burada enteresan da iki nokta vardı. Bir Beşiktaş maçında, Beşiktaşlı futbolcuların İnönü’den alışık olduğu tezahüratları yapmak enteresan bir durumdu. Yabancı oyuncuların çok olduğu Beşiktaş’ta bazı oyuncular evinde hissetmiş olabilir. Bir diğer nokta da, neredeyse her dakika küfür vardı tribünlerde.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Fransız ve Alman Yeşilleri’nden ortak inisiyatif

0

2009 ve 2010’daki seçimlerde büyük kazanımlar elde eden Fransa ve Almanya Yeşiller’i genel seçimler için ortak hareket etme kararı aldı. Partiler, 2012 ve 2013’te ülkelerinde gerçekleşecek genel seçimlere de yeni taktiklerle hazırlanmak gerektiğini düşünüyor. Bunun en önemli nedeni ise Avrupa’nın ekolojik bir kriz içerisinde olması. Partilerin hedefi ise bu seçimlerden daha büyük kazanımlar elde ederek çıkmak.

30 Eylül 2011’de Paris’te iki partinin Avrupa Parlamenterleri, ulusal milletvekilleri ve yerel seçilmişleri veya yöneticileri 4 tema çerçevesinde (enerji, ekonomi, konut ve entegrasyon) bütün gün toplantılar düzenleyecek. Aynı şey Ocak 2012’de Berlin’de tekrarlanacak.

Paris’tekine Cem Özdemir, Cécile Duflot, Pascal Canfin ve Reinhard Bütikofer katılacak.

Çev: Serkan Köybaşı

Türkiye’de Hak Temelli Sivil Toplum Örgütleri

“Türkiye’de Hak Temelli STÖ’ler –Sorunlar ve Çözüm Arayışları” kitabı aktif sivil toplum örgütlerinin (STÖ), kendi kurumsal kapasitelerine, işbirliklerine, kurum içi demokrasiye bakışlarını anlatmaları amacıyla hazırlandı. Kitabın birinci baskısında yer alan yedi farklı alana (toplumsal cinsiyet, çevre ve doğanın korunması, kültür/kültürel haklar ve sanat, gençlik, çocuk, engelliler, insan hakları) 5 farklı alan (HIV ile yaşayan bireylerin hakları, hayvan hakları, yaşlı hakları, mülteci hakları, kent hakkı) daha eklendi.

Kitap için on iki farklı uzman, on iki farklı alanda çalışma yapan STÖ ile görüştü. Sivil alandaki mevcut durumu, STÖ’lerdeki değişimi bizzat bu STÖ’lerin aktörleri aktardı.

Kitabın 2007 ilk baskısının seslendirilmiş versiyonunu dinlemek ve sesli kitabı bilgisayarınıza indirmek için aşağıdaki adresi ziyaret edebilirsiniz.

http://www.stgm.org.tr/tr/icerik/detay/turkiye-de-hak-temelli-sivil-toplum-orgutleri-genisletilmis-2-basim-2

(Yeşil Gazete)