Ana Sayfa Blog Sayfa 5041

24 Eylül mitingi için geri sayım

24 Eylül’de Kadıköy’de “iklimi değil sistemi değiştirelim” mitingine hazırlanan Küresel Eylem Grubu, Greenpeace ve Yeşiller Partisi bugün bir basın toplantısı düzenleyerek İstanbulluları sokağa çıkmaya çağırdı. Basın toplantısında termik santral kurulmasına direnen Yeşil Gerze Çevre Platformu temsilci Öznur Özden ve Açık Radyo’dan Ömer Madra birer konuşma yaptı.

Küresel ısınmayı en fazla artıranların başında kömürle çalışan termik santrallar geliyor. Bilim insanları termik santralların kapatılmasının iklim değişikliğini durdurmanın başlıca gereklerinden biri olduğunu söylüyor. Yeşil Gerze Çevre Platformu’dan Öznur Özden, 2008 yılında itibaren Anadolu Grup tarafından Gerze’de kurulmak istenen termik santrala karşı gelişen büyük mücadeleyi anlatı.

Halkın termik santral istemediğini Anadolu Grubu’nun yetkililerine söylemelerine rağmen şirketin bunu “halkı bilgilendirme toplantısı yaptık” diye kamuoyuna duyurduğunu söyleyen Özden, Gerze’de yapılmak istenen santralın hiç bir yasal dayanağı olmadığını, halkın direncinin de bölgedeki jandarma ve polis baskısıyla kırılmak istendiği anlattı.

Öznur Özden, bölge halkının kendi arasında çok ciddi örgütlendiğinden Ağustos ayından itibaren termik santral kurulmak istenen bölgede kamp kurduklarından ve termik santral kurulmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Açık Radyo’dan Ömer Madra’da iklim değişikliği karşısında hükümetlerin sorumsuzluğuna dikkat çekti ve felaketi önlemek için insanların harekete geçmesi gerektiğini söyleyerek herkesi 24 Eylül cumartesi günü Kadıköy’de buluşmaya çağırdı.

Miting ve konser: İklimi değil sitemi değiştirelim! 24 Eylül cumartesi saat 14.00’te Kadıköy’de Et Balık Kurumu önünde buluşuyor, İskele Meydanı’na yürüyoruz. Saat 16.00’de birçok grup ve sanatçının sahne alacağı iklim konseri başlayacak. Düzenleyenler: Küresel Eylem Grubu, Greenpeace, Yeşiller Partisi.

(Marksist.org)

[Son dakika] Solaklı’da HES karşıtlarına sert müdahale: 7 yaralı, 3 gözaltı

Solaklı'da Ağustos ayındaki bir protesto gösterisinden

Trabzon’un Çaykara ilçesinde köylüler, Solaklı deresi üzerinde mahkeme kararına rağmen yapımına başlanan HES şantiyesini bastı. Jandarmanın köylülere müdahalesi çok sert oldu. Çıkan arbedede 7 kişi yaralandı.

Karaçam beldesi Derebaşı mevkiinde  yapımı planlanan Dereköy Hidroelektrik Santral projesine karşı çıkan köylüler bir süre önce Trabzon İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Mahkeme, 3 ay önce bölgede yapımı planlanan projenin yürütmesini durdurarak, bölgede bilirkişi incelemesi yapılmasını kararlaştırdı. Köylüler de HES’in yapılacağı alana önceden, “Katiller vadimizden defolun” pankartı astı.

Enerji şirketi, mahkeme kararına rağmen dün gece geç saatlerde bölgeye iş makinelerini götürerek şantiye kurmaya başladı. Durumdan haberdar olan köylüler, Derebaşı mevkiine doğru yürüyüşe geçti. Köylülerin yolu, şantiye sahasına 300 metre kala jandarma timlerince kesildi. Köylüler, geçişlerine izin vermeyen askerlerle tartıştı. Bu arada bir grup köylü, jandarmaya fark ettirmeden dağ yolunu kullanarak şantiye sahasına ulaştı. Bir süre buradaki bir yamaçtan çalışmaları gözleyen köylüler, iş makinesinin harekete geçmesi üzerine saldırıya geçti.

3 gözaltı

Çıkan kavga sırasında taraflar yol kenarındaki kayalık alana yuvarlandı. Dere yatağına inen jandarma güçleri tarafları ayırmaya çalıştı. Ancak kavga bir süre devam etti. Takviye jandarma ekiplerinin müdahalesi ile taraflar ayrıldı. Bazı köylüler iş makineleri ve HES çalışanlarına kaya parçaları fırlattı. Köylülerden bazıları kaçarken, jandarma 3 kişiyi gözaltına aldı.

Bu olayların ardından şantiye sahasına 300 metre uzaklıkta kurulan jandarma barikatının arkasında bekleyen köylüler de harekete geçti. Barikatı geçerek şantiye sahasına yürümek isteyen köylüler ile jandarma güçleri arasında arbede çıktı. Bu sırada bir asker yamaçtan yuvarlandı. Barikatı aşamayan köylüler geri çekilmek zorunda kalırken bazı köylüler de dağa tırmanarak arka taraftan şantiye sahasına ulaşmaya çalıştı. Çıkan olaylar sırasında 2’isi asker 7 kişi yaralandı. Yaralılara ilk müdahale olay yerinde hazır bekletilen 112 Acil Servis ambulansında yapıldı. HES firması çalışmalarına bir süre ara verince olaylar yatıştı. Ancak köylüler şantiye sahasına yakın bir bölgede bekleyişlerini sürdürüyor. Jandarma’da bölgede geniş güvenlik önlemleri aldı. (Cumhuriyet, Vatan)

Olayla ilgili fotoğraflar için TIKLAYIN

Ankara saldırısını TAK üstlendi

Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK), Ankara Kızılay’da 3 kişinin ölümüne 30’u aşkın kişinin yaralanmasına yol açan bombalı saldırıyı üstlendi.

ANF’ye gönderilen TAK imzalı elektronik postada, Ankara’da 20 Eylül günü düzenlenen saldırının “bir başlangıç” olduğu tehdidi yer aldı. TAK, Eskişehir ve Antalya’daki saldırıları da üstlendiğini duyurdu.

TAK “Daha önce uyardığımız gibi artık örgüt olarak hiçbir hassasiyetimiz kalmamıştır. Her yer eylem sahası, her yer hedeftir” diye tehdit etti.

Türk hükümeti tarafından Kürt halkına yönelik açık saldırılar gerçekleştirildiğini belirterek buna “anladıkları dilde cevap verme hakları” olduğunu savunan örgüt, “Barış çabalarına karşı Faşist AKP hükümetinin imha ve savaşla cevap vermesi bizi geri dönüşü olmayan bir yola sokmuştur” dedi.

Açıklamada, “Özellikle Türkiye metropolleri temel savaş sahamız olacaktır. Ankara Kızılay’da bu eylemin düzenlenmesi bir başlangıçtır, bu tarz eylemlerin artık startı verilmiştir” dendi.

“Daha önce Eskişehir yolunda ve Antalya’daki patlamalar birer uyarıydı” diyen TAK, AKP hükümetinin işin ciddiyetini kavramaktan çok uzaklaştığını ifade ederek, şöyle tehdit etti: “Bundan sonra gelişecek olan savaşın ve insan kayıplarının tek sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bundan sonra kimse bizden, hassas yaklaşmamızı beklemesin savaş kararını alan AKP hükümetidir ve bunun Türkiye’de yaratacağı etkiye ve sonuçlarına katlanır.” (ANF)

Şiddetsiz çözümü tartışmaya hâlâ hazır değil miyiz?

MİT-PKK görüşmelerinden birine ait bant kaydının ortaya çıkması ve toplumun buna verdiği tepki birçok ezberi bozacak nitelikte. Herkesin açıkça gördüğü şey, toplumun büyük çoğunluğunun müzakereden yana olduğu. Türkiye’nin Batı tarafında yaşayan, devletin dışlayıcı ve şiddet yanlısı diline alışmış insanlar bile ekseriyetle devletin PKK ile masaya oturup silah bırakma şartlarını ciddiyetle konuşmasından memnun görünüyor.

Mithat Sancar’la Yeşil Gazete için geçen Pazartesi günü yaptığım ve bence çok önemli olan röportajın ana fikrini “şiddetle şiddetsiz mücadele etmenin yolu müzakere etmektir” diye özetleyebilirim. Biliyorsunuz politikacısından yazarına kadar milliyetçi-devletçi taife yıllardır “teröristle pazarlık yapılmaz” diye söylenir durur. Ama Türkiye’de müzakerenin önemini vurgulayan kesimler vardı: Kürt siyasi hareketi ve sol-sosyalist örgütler. Bu kesimlerin bu açıdan, Türkiye’nin müzakerenin ne olduğunu yeni yeni anlamaya (belki de bu işin savaşla çözülemeyeceğini gördükten sonra mecburen müzakere üzerine düşünmeye) başlamış çoğunluğuna göre bir üstünlüğü ve öncülüğü olduğunu söylemek, haklarını teslim etmek gerek.

Ama Mithat Sancar’ın müzakereye dair sözünü ettiğim düşüncelerinin birinci kısmı, yani şiddeti şiddetsiz bitirmeyi amaçlamak ve bizi bu amaca yönelten ilkesel şiddet karşıtlığı, bu kesimlerin tamamı tarafından paylaşılan ortak fikriyat sayılmaz. Bu eksiğin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle sormamız gereken sorulardan biri, kendi aralarında ciddi bir etkileşim içinde olan bu iki kesimin yeni duruma ayak uydurup uyduramayacakları olabilir.

Kürt sorunu, şiddet bir şekilde veya bir nedenle meşru görüldüğü sürece çözülemez. Bu önermeye karşı çıkan bütün kesimlerin artık toplumu hakikaten ikna etmeleri gerekiyor.

***

Konuyu somut ve güncel bir noktaya bağlayarak bitireyim. Bildiğiniz gibi Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu, seçim başarısının ardından bir Kongre çatısı altında yoluna devam etmeye karar verdi. Çalışmaları şu anda aktif biçimde devam eden bu Kongre girişiminin hazırlık grubunda ben de Yeşiller Partisi adına bulunuyorum. Bu girişimin özellikle Kürt sorununun çözümü yolunda ortak bir mücadele zemini oluşturacağı, milliyetçiliğe ve ayrımcılığa karşı da panzehir olacağı yönünde umutluyum.

Ama girişimin güçlü bir oluşuma evrilmesi için ezberleri bozmaya cesaret etmesi gerekiyor. Bozulması gereken en önemli ezber de bu işte. Şiddet konusunda teoriye uyan açıklamalar yapmak ya da Kürt halkının şiddete meyyal bir tabanı olduğunu imâ ederek bir nevi popülist sularda dolaşmak bu savaşı durdurmayacak. Durdurur, diyen varsa, bir zahmet nasıl olacağını açıklasın.

Şu andaki ilk ve tek önceliğimiz ise herhalde savaşı durdurmak ve Kürt halkının meşru taleplerinin silahla bastırılmasının önüne geçmek olmalı.

Mesela ben pasifistim. Şiddetle hiçbir şeyin çözülmeyeceğine, şiddetin daha fazla şiddet doğuracağına inanıyorum. Ama (yeter ki bu savaş dursun diye) şiddeti reddetmeden savaşı daha kolay durdururuz diyen herkesi de dinlemeye hazırım.

Herkesin de kendi önkabullerini bir kenara bırakıp dinlemeyi öğrenmesi gerekiyor. Şiddetle bu işin çözülmeyeceğini, şiddetsiz çözümün ve silahsızlanmanın zorunlu olduğunu dinlemeye hazır mısınız?

Eğer bu tartışma cesaretle yapılabilirse, işte ancak o zaman bu Kongre de zamanın ruhunu yakalamayı başarabilir.

 

Konuyla ilgili önceki yazım “Belki de bütün iş ‘şiddetsiz çözüm’ diyebilmekte…” – 25 Ağustos 2011

Yeşiller: “Şiddeti tırmandıranları kınıyoruz!”

Yeşiller Partisi, Ankara ve Siirt’te sivillere yönelik olarak yapılan saldırıları kınadı.

Eşsözcüler Yüksel Selek ve Ümit Şahin, yaptıkları açıklamada “şiddeti, ‘her nereden gelirse gelsin’ diyerek kınamaktan yorulduk” derken “devletin çözümsüzlük üreten politikalarını meşrulaştırmaya çalışan siyasi partileri, stratejistleri ve yazarları da, Kürt siyasi hareketinin ve sosyalist solun bir bölümünün, reel politika adına, şiddetin hala bir politika aracı olarak meşru sayılabileceğini düşünen mensuplarını da” aklıselime davet ediyor.

Açıklama şöyle:

“ŞİDDETİ TIRMANDIRANLARI KINIYORUZ!

Ankara’da ve Siirt’te sivillere yönelik olarak önceki gün yapılan saldırıların, en ağır lanetlemeyi hakettiğine, barış isteyen hiç kimsenin şüphesi olmadığından eminiz. Ama şiddeti, “her nereden gelirse gelsin” diyerek kınamaktan da yorulduk!

PKK’nin şiddet atmosferini besleyen eylemlerini, gerek jandarma-polis, gerekse sivillere yönelik saldırılarını ve şiddeti yücelten bir dil kullanmasını kınıyoruz.

Devletin “örgütü bitirmekten” bahsederek savaşı körüklemesini, hava saldırılarını, kara harekatı ve her türlü silahlı çözüm planını ve KCK adı altında Kürt siyasal hareketine yönelik sürdürdüğü şiddeti, gözaltı ve tutuklamaları, operasyonlarını kınıyoruz.

Devletin çözümsüzlük üreten politikalarını meşrulaştırmaya çalışan siyasi partileri, stratejistleri ve yazarları da, Kürt siyasi hareketinin ve sosyalist solun bir bölümünün, reel politika adına, şiddetin hala bir politika aracı olarak meşru sayılabileceğini düşünen mensuplarını da aklıselime davet ediyoruz.

Müzakerelerin sürmesi, silahsızlanmanın sağlanması, Kürt halkının meşru taleplerinin karşılanması ve gerçek anlamda barışa ulaşılabilmesi ancak ve ancak her türlü şiddeti dışlayan demokratik siyasetin inşasıyla mümkün olacaktır.

Yeşiller Partisi olarak, başta Hükümet, AKP ve BDP olmak üzere, tüm siyasal parti ve oluşumları, sivil toplum kuruluşlarını, barışın dilini ve demokratik siyaseti kurmak üzere acilen harekete geçmeye çağırıyoruz.

Savaş daha fazla tırmanmasın, daha fazla insan ölmesin!

Türkiye’nin bütün halkları bugün, barışa her zamankinden daha hazırdır.

Yüksel Selek – Ümit Şahin
Yeşiller Partisi Eşsözcüleri”

FOÇEP termik santral nöbetinde

20 yıl önce de kurulmak istenen, ancak İzmir halkının eylemleri ve hukuk mücadelesi sonucu yargı kararıyla yapımı durdurulan Termik Santral’lerin tekrar kurulması çalışmalarını önlemek için Foça Çevre ve Kültür Platformu (FOÇEP) üyeleri adeta nöbet tutmaya başladı.

İzmir Demir Çelik (İDÇ) firmasının termik tantral kurmayı planladığı alanda bulunan ve ağır metal içerdiğini öne sürdükleri atıkların Foça ilçesi sınırları içinde Ilıpınar ile Kozbeyli arasındaki vadiye dökülmesini engellemek isteyen çevreciler eylemlerini Foça Demokrasi Meydanı’na kurdukları çadıra taşıdılar. Çevreciler konu ile ilgili olarak yöre belediyelerinin bypass edildiğini ve firmanın izni direkt bakanlıktan alarak hiçbir altyapı oluşturma gereği bile duymadan direkt toprağa döküm yaptığını iddia ettiler. Foça Çevre ve Kültür Platformu (FOÇEP) dönem sözcüsü Nermin Korkmaz, “ 5 Eylül’de askıya asılmış bir ilan var. Bu ilanda İDÇ’nin bünyesinde bulunan bir buçuk milyon ton cürufun Foça’ya bağlı Ilıpınar bölgesinde Termik santral yapılmak amacıyla bir alana aktarılması söz konusu. Döküm yapılacak alan belediye tarafından değil direkt Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından imara açılmış ve onlara tahsis edilmiş bir bölge. Bakanlık belediyeye bu yeri onlara verin diye bir emir gönderiyor. Gönderdiği bu emir nedeniyle askıya çıkıyor ve biz buna itiraz ediyoruz. Cürufun o bölgeye dökülmesi demek oranın tamamen ağır metaller altında kalması demek. Orası hem ormanlık hem de tarım arazisi. Kirlenmesi bölgenin kirlenmesi anlamına geliyor. Durdurmak için imzalardan sonra Çevre ve Orman Bakanlığı’na müracaat edecek ve yasal yollara başvuracağız. Termik Santrallerle ilgili davalar devam ediyor. Bilirkişi henüz raporunu açıklamadı. Ama Foça yöresi kirletilmeye başlandı bile. Onlarca demir çelik tesisi, rafineri, petrokimya ve gemi söküm tesisleri tarafından yıllardır kirletilen Bakırçay havzası ve Foça termik santralin vereceği çevre zararını kaldıramaz. Mevcutlarla birlikte 7’ye çıkarılmak istenen termik santraller Foça ve İzmir’de hayatı öldürecektir. Yerel ve Anakent Belediye Başkanları’ndan başlamak üzere İzmir halkından ve tüm yurttaşlarımızdan destek bekliyoruz”dedi.

Kadınlar voleybolda zorlu rakipler

0

Avrupa Kadınlar Voleybol Şampiyonası, yarın başlıyor. İtalya ve Sırbistan’ın, 23 Eylül-2 Ekim tarihlerinde ortaklaşa düzenleyeceği şampiyona, grup maçlarıyla start alacak. Sakatlıklarla eksilen milli takımı, gruplarda zorlu rakipler bekliyor.

Şampiyonada, A, B, C ve D gruplarında dörder olmak üzere, toplam 16 ülke takımı yer alacak. İki yılda bir düzenlenen ve bu yıl statüsünde değişikliğe gidilen organizasyonda, gruplarında ilk sırayı alacak takımlar çeyrek finale yükselecek. Grup maçları sonunda 2’nci ve 3’üncü olanlar çeyrek finale yükselebilmek için play-off karşılaşmaları oynayacak. Grup 4’üncüleri ise elenecek ve grup maçlarında aldıkları puanlara göre 13, 14, 15 ve 16’ıncı olarak sıralanacak.

Play-off turunda ise eşleşmeler A2-C3, B2-D3, C2-A3, D2-B3 şeklinde olacak. Tek maç üzerinden yapılacak turda galipler çeyrek finale yükselirken, mağlup olan takımlar elenecek ve şampiyona süresince topladıkları puana göre 9, 10, 11 ve 12’nci sıraları alacak. Şampiyona, çeyrek ve yarı final karşılaşmalarının ardından final maçıyla sona erecek.

Gruptaki en zorlu ekip İtalya
Türkiye, İtalya’nın Monza kentinde yapılacak B Grubu maçlarında, Azerbaycan, Hırvatistan ve İtalya ile karşılaşacak.

A Milli Takım’ın rakipleri arasında şampiyona karnesi en iyi olan ülke, son iki şampiyonanın altın madalyalı ekibi İtalya. 2007 ve 2009 yıllarında Avrupa şampiyonu olan İtalya’nın, 2001 ve 2005 yıllarında gümüş, 1991 ve 1993’te de bronz olmak üzere toplamda 6 madalyası bulunuyor.

Öte yandan Hırvatistan, son beş organizasyonda ilk dörde giremese de 1995, 1997 ve 1999 yıllarında 3 kere gümüş madalyanın sahibi olarak dikkati çekiyor.

Azerbaycan’ın ise 2005 yılındaki dördüncülüğünün dışında herhangi bir derecesi bulunmuyor.

Sakatlar can sıktı
Dizinin üst ön baldırında birinci derece yırtık oluşan Neslihan Darnel tedavisinin sürdüğünü söyledi. Darnel “Çok zamansız oldu bu sakatlık” şeklinde konuştu.

Türkiye Voleybol Federasyonu (TVF), kasığından geçirdiği sakatlıkla ilgili olarak ameliyat olması gerektiğini öne sürerek milli takımın çalışmalarına katılmayan Naz Aydemir, operasyon geçirmemesi ve kulübüyle antrenmanlara devam etmesi üzerine Ceza Kurulu’na gönderilmesine karar verdi.

Naz, Cuma günü başlayacak Avrupa Şampiyonası kadrosunda bulunmuyor. Filelerin Sultanları’nda pasör olarak, Vakıfbak Güneş Sigorta Türk Telekom ile voleybolun devler liginde şampiyonluğuna ulaşan Özge Kırdar Çemberci ile Eczacıbaşı Vitra’nın 2. pasörü Asuman Karakoyun görev yapacak.

Şampiyonada, gruplarda yer alan ülkeler ve Türkiye’nin de yer aldığı B Grubu’ndaki maç programı şöyle:

Gruplar
A Grubu: Almanya, Ukrayna, Fransa, Sırbistan
B Grubu: Türkiye, Azerbaycan, Hırvatistan, İtalya
C Grubu: İsrail, Polonya, Romanya, Çek Cumhuriyeti
D Grubu: Hollanda, İspanya, Bulgaristan, Rusya

Millilerin maç programı
23.09.2011 – TSİ 20.30: Türkiye-Azerbaycan
24.09.2011 – TSİ 20.30: Hırvatistan-Türkiye
25.09.2011 – TSİ 23.30: İtalya-Türkiye

HES’i savunmak için sıra ateş açmaya geldi

Elazığ’ın Karakoçan İlçesi’ndeki Paş Köyü’nde LİMAK Holding’in inşa etmeye çalıştığı Pembelik Barajı şantiyesi karşısında çevre köylerdeki gençler 3 haftadır direniyor. Jandarma, 19 Eylül günü direniş çadırına taciz ateşi açtı ardından bölgedeki ormanlık alanda yangın çıkardı. Jandarmanın seyirci kaldığı yangın köylülerin çabasıyla söndürüldü

Paş Suyu (Perisuyu) üzerindeki dördüncü baraj olması planlanan Pembelik Barajı için Paş Köyü’nde 3 haftadır direnişlerini sürdüren gençlerin çadırının bulunduğu bölgeye 19 Eylül günü Karakoçan Koçyiğit Karakolu’ndan taciz ateşi yapıldı. Direniş çadırında bulunan gençler ateşe sloganlarla karşılık verdi.

Barajın yakınında bulunan jandarma, bir süre sonra direniş çadırının bulunduğu ormanlık alana bomba atarak yangın başlattı. Karakolun 300 metre yakınından başlayan yangına jandarma seyirci kaldı. 19 Eylül gecesi başlayan yangın Akkuş ve Pamuklu köyleri arasındaki alanda hızla büyüdü. Köylüler jandarmanın yangına seyirci kalması üzerine kendi çabalarıyla yangına müdahale etti. Yangın, köylülerin çabalarıyla 20 Eylül öğlen saatlerinde söndürüldü.

Yangın haberinin basına yansımasından sonra Karkoçan Kaymakamı köylüleri arayarak “Neden bana haber vermeden önce basına bilgi veriyor sunuz?” dedi.

Limak Holding’e ait Pembelik Barzı’nın çalışmaları için Paş Kötyü’ne büyük bir taş ocağı kuruldu. Bölge köylerdeki gençler, şantiyelerin karşısına kurdukları çadırlarda 3 haftadır direniyor. Gençler, 3 hafta boyunca şantiyeye kum kamyonlarının girişini ve şantiyeye su girişini engelliyor. Direniş sürüyor.

(sendika.org)

İşsizlik azalıyor: 45 kişilik işe 3 bin 470 başvuru

Anayasa Mahkemesi‘nin yapısının değiştirilmesinin ardından personel ihtiyacını karşılamak üzere açılan 45 raportör yardımcısı kadrosu için toplam 3 bin 470 kişi başvuru yaptı.

Yüksek Mahkeme, üye sayısının artırılmasının ardından diğer personel sayısının da artırılması için çalışma başlattı. Bu kapsamda, 45 raportör yardımcısı alma yoluna giden Anayasa Mahkemesi, raportör yardımcılığına başvuru için duyuru yaptı.

Anayasa Mahkemesinin duyurusuna, toplam 3 bin 470 kişiden talep geldi.

Başvuru yapanlarda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda yer alan genel şartları taşımaları, hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadi ve idari bilimler alanlarında en az dört yıllık yükseköğrenim yapmış veya bunlara denkliği kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olmaları ya da yabancı bir hukuk fakültesini bitirip de Türkiye’deki hukuk fakülteleri programlarına göre eksik kalan derslerden sınava girip başarı belgesi almış bulunmaları şartı arandı. Başvuranların ayrıca, 30 Ekim 2011 tarihi itibarıyla lisans, lisansüstü ve doktora öğrenimini tamamlamış olanlar için 35 yaşını doldurmamış olmaları, KPSS 103 puan türünden en az 75 puan almaları istendi.

Yüksek Mahkeme, 45 raportör yardımcılığı için başvuran 3 bin 470 kişiyi, yazılı ve mülakat sınavına tabi tutacak.

Yazılı sınav 30 Ekim 2011 Pazar günü ÖSYM tarafından yapılacak. 100 tam puan üzerinden 70 ve daha fazla puan alanlar başarı sırasına konularak 45 adet kadro sayısının dört katı kadar aday adayı bu sınavda başarılı sayılarak mülakata çağrılacak. Son sıradaki aday adayı ile eşit puan alan aday adayları da mülakata girmeye hak kazanacak.

Anayasa Mahkemesinde yapılacak mülakat sonrası, belirtilen şartları taşıyan 45 kişi raportör yardımcısı olarak göreve başlayacak.

Geçtiğimiz hafta sonu Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz çalışma saatlerinin 3-4 saat kısaltılabileceğini, ve haftalık 45 saat gibi Avrupa ortalamasının son derece üstünde bir mesaiye indirilebileceğini söylemiş, bunun işsizliği azaltacağını iddia etmişti. Yeşiller ekonomi politikaları dahilinde mesai saatlerinin çok daha radikal bir şekilde azaltılmasını, bu şekildehem isteyen herkesin çalışabilmesi, işsizlik sorununun yok olmasını, hem de insanların hayatta tatmin edici başka uğraşlara ve yerel topluluklarında inisiyatif almaya vakitlerinin kalmasını savunuyor.

(Ajanslar)

Erzincan’da 5.6’lık deprem

Erzincan‘ın Kemah ilçesinde 5,6 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Erzincan’da meydana gelen depremin büyüklüğünü 5,6 merkez üssünü ise Refahiye’nin Cengerli köyü olarak belirtti. Saat 06.22’de meydana gelen depremin büyüklükleri 2.6-3.4 arasında değişen 11 artçı sarsıntısı daha yaşandı.

Erzincan Valisi Selman Yenigün, ”İlk belirlemelere göre herhangi bir can kaybı ya da hasar yok” dedi.

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı yaptığı açıklamada “Bu fay zonu Erzurum’un doğusunda Pülümür, Ovacık Malatya üzerinden devam ederek DAFZ (Doğu Anadolu Fay Zonu) ile birleşir. Depremlerin bu fay zonunun Kemah ilçesi yakınlarında olan doğrultu atımlı fay segmentinden kaynaklanmış olabileceği düşünülmektedir. Bu bölgede en son hasar yapan deprem 1992 Erzincan Depremi (6.8) olup çevresinde etkin olan depremlere bakıldığında, son yüzyılda meydana gelen Türkiye’de olmuş en yıkıcı deprem olan Erzincan depremi ülkenin yüzde 5’inde hasar yapmış yüzde 20’sini etkilemiş bir depremdir” ifadelerine yer verildi.

Bu arada, çevre ilçeler ve Elazığ’dan da hissedilen sarsıntının çok kısa süreli olduğu öğrenildi.

(Ajanslar)