Ana Sayfa Blog Sayfa 4931

Şerzan Kurt da “kendini vurdurtmasaydı!”

İçişleri Bakanlığı, gösteride öldürülen Şerzan Kurt için “Gitmese ölmezdi” diye savunma yaptı.

Muğla’da Şerzan Kurt adlı üniversitelinin polis kurşunuyla öldürülmesi iddiasıyla ilgili tazminat davasında savunması istenen İçişleri Bakanlığı, mahkemeye ilginç bir cevap gönderdi. Bakanlık, 1.5 yıldır ‘adam öldürme’ iddiasıyla tutuklu yargılanan polis Gültekin Şahin’in ‘görevini yaptığını’ savundu ve “Kusur Şerzan Kurt’a aittir. Kendisinin o saatte kargaşa içinde bulunmuş olması bu sonucu doğurmuştur” dedi.

Muğla Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde okuyan 21 yaşındaki Şerzan Kurt, 12 Mayıs 2010’da kentteki olaylar sırasında, iddiaya göre, polis Gültekin Şahin’in silahından çıkan kurşunla ölmüştü. Şahin cezaevine konulurken, dava Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanmıştı. Şahin, ‘olası kasıtla nitelikli adam öldürme’ savıyla halen yargılanıyor. Bu arada Kurt ailesinin avukatları Muğla 2. İdare Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı aleyhine dava açtı. Radikal gazetesinin haberine göre, Bakanlık adına hukuk müşaviri Ahmet Hamdi Nayir, 23 Eylül 2011’de verdiği yanıtta tek sorumlu olarak Kurt’u gösterdi:

“Dava konusu olayda kolluk kuvvetleri Muğla Üniversitesi’nde çıkan olaylar sebebiyle ortalığı yatıştırmak için polis Gültekin Şahin’in, amirinden izin almak suretiyle havaya birkaç el ateş ettiği ancak davacıların yakınının, yapılan ateş sonucu vefat ettiği anlaşılmaktadır. Polisin görevlerini yaparken direnişle karşılaşması durumunda bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma, silah kullanma yetkisi her zaman vardır. Dava konusu olay da bu kapsamda olup polisin silah kullanma yetkisi olmuştur. Olayların bu noktaya gelmesinde kusur tamamen Şerzan Kurt’a aittir. Hukuka aykırı davranmanın hiçbir mazereti olamaz. Kendisinin o saatte o kargaşa içinde bulunmuş olması bu sonucu doğurmuştur.”

(Ntv)

Ankara Tiyatro Festivali başladı

16. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali‘nin açılışında, Ahmet Levendoğlu‘na ”Onur Ödülü”, Şenol Tiryaki‘ye ”Emek Ödülü” verildi.

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) tarafından düzenlenen 16. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali başladı.

Büyük Tiyatro’da düzenlenen, sunuculuğunu Devlet Tiyatroları (DT) sanatçılarından İpek Çeken’in yaptığı açılış töreni, festival tanıtım filminin gösterilmesiyle başladı.

TAKSAV Genel Başkanı Emin Koramaz, yaptığı konuşmada, vakıflarının Türkiye’nin kültürel ve sanatsal yönden gelişimine özgürlükçü ve demokratik bir anlayışla katkıda bulunmayı, sorgulayıcı, yaratıcı düşüncelerin gelişmesine yardımcı olmayı amaçladığını söyledi.

Bu yılki festivale 63 tiyatro grubunun katılacağını belirten Koramaz, festivalde salon oyunlarının yanı sıra sokak ve dans gösterileri, tiyatro konusunda oturumlar, söyleşilerden oluşan 86 etkinliğin yer alacağını ifade etti.

Festival kapsamında önemli bir projenin hayata geçirildiğini, tiyatroya hiç gitmeyen Ankaralıların tiyatroyla buluşturulduğunu dile getiren Koramaz, ”5 yılda 10 bin Ankaralıyı tiyatroyla tanıştırmayı hedeflemiştik. Daha projemizin ilk 3 yılında 9 bin kişiyi tiyatroyla buluşturduk. Bu yıl hedefimizi daha da artırdık. Festival kapsamında 8 bin ücretsiz bilet Ankaralılara dağıtıldı. Bu sosyal sorumluluk projesini gelecek yıllarda daha çok yaygınlaştırmaya çalışacağız” diye konuştu.

Gecede ”Festival Emek Ödülü”, Şenol Tiryaki’ye verildi. Ödülü takdim eden Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, ”sahnede yapmadığı hiçbir şey kalmayan” sanatçı Tiryaki’ye ödülünü takdim etmekten onur duyduğunu dile getirdi.

Şenol Tiryaki de emeğe vurgu yaptığı için TAKSAV’a ve ailesi, kendisine destek veren hocaları, arkadaşları ile Ankara Deneme Sahnesi’ne teşekkür ettiğini söyledi.

Törende, oyuncu ve yönetmen Ahmet Levendoğlu’na ”Festival Onur Ödülü” sunuldu. DT Genel Müdürü Lemi Bilgin, ”Meslektaşım, büyüğüm, ustam, bütün hayatını, bütün dürüstlüğü ve onuruyla mesleğine adamış değerli hocam Ahmet Levendoğlu’na ödülü sunma onuruna kavuştuğum için çok şanslıyım” dedikten sonra, Levendoğlu’nun elini öperek ödülünü verdi.

Levendoğlu da ödülün kendisini çok onurlandırdığını ifade ederek, TAKSAV’a ve Ankaralı tiyatro izleyicilerine teşekkür etti.

Gine Cumhuriyeti’nden Balandugu Kan Theatre’ın ”Matoto Conakry” adlı gösterisiyle açılış töreni tamamlanan festival, 28 Kasım’da sona erecek.

Van’da bir çocuk daha hayatını kaybetti

Ailesiyle birlikte kaldığı çadırda hastalanan 6.5 yaşındaki Öznur Örgün yetersiz beslenme sebebiyle kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Van Merkez Halil Ağa Mahallesi’nde oturan Cemil-Pakize Örgün çifti kirada oturdukları müstakil evleri hasar görünce, 6.5 yaşındaki kızları Öznur ve 1 yaşındaki ikiz kızlarıyla birlikte kendi imkanlarıyla kurdukları naylon bir çadırda kalmaya başladılar.

Çevre koşullarına dayanıksız olan çadırda kalan 6,5 yaşındaki kız çocuğu 14 Kasım’da hastalandı. Gece rahatsızlanan Öznur, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı.

Burada bir gece yoğun bakıma alınan Öznur, bir gün sonra hayatını kaybetti. Öznur Örgün’ün  soğuk algınlığı, ishal ve kusma şikayetleriyle hastaneye kaldırıldığı ve  ölüm nedeninin yetersiz beslenme, aşırı sıvı kaybı ve soğuk algınlığı olduğu belirtildi.

Öznur’un annesi Pakize Örgün, “Depremde ölmedik, canımızı son anda kurtardık. Ancak şimdi soğuktan kızım öldü. Çaresiziz. İkiz kızlarımın da soğuktan öleceğinden korkuyorum. İkisi de rahatsızlandı, hastaneye kaldırdık. Eğer sahip çıkan olmazsa ikiz kızlarım da soğuktan ölecek. Deprem öldürmedi ancak soğuk hava ve yaşadığımız kötü şartlardan ölmekten korkuyorum” dedi.

Deprem öncesi çimento fabrikasında işçi olarak çalışan ama şimdi işsiz kalan baba Cemil Örgün ise, “Çaresiz. Gidecek yerimiz yok. Ne yapacağımızı bilmiyorum. Bugün kadar bize sahip çıkan olmadı. Kendi imkânlarımızla kurduğumuz bu naylon barakanın altına sığındık. Ama böyle devam ederse hepimiz burada öleceğiz” diye konuştu.

18 Kasım’da da Van’da bir çadırda soba nedeniyle çıkan yangında üç çocuk hayatını kaybetmiş, bir çocuk da ağır yaralanmıştı.

(Bianet)

İkinci TKP de kuruluyor

TKP geleneğinden gelen Ürün Dergisi çevresi yeni bir yasal partinin kuruluş hazırlıklarına başladı.Ürün Okurları 6-7 Kasım 2011 tarihlerinde İstanbul’da yapılan “TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı”na katıldılar. Konferasta Program ve Tüzük Taslağı kabul edildi ve yasal parti kuruluşu için gerekli adımların atılması kararlaştırıldı.

Toplantı sonucu ortaya çıkan sonuç bildirgesi şöyle:

Sonuç Bildirisi

Ülkenin çeşitli il ve ilçelerinden gelen Ürün Okurları 6-7 Kasım 2011 tarihlerinde İstanbul’da yapılan “TKP Yasal Kuruluş Hazırlık Konferansı”na katıldılar. Ürün Okurları, bileşeni oldukları ve TKP’nin siyaset hayatındaki yasal, demokratik ve meşru yerini almasını hedefleyen Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi ‘ne sunulacak kapsamlı önerilerini iki gün boyunca çok yoğun biçimde tartıştılar, değerlendirdiler ve karara bağladılar.

Dünyada sosyalizm çağını başlatan 1917 Büyük Ekim Devrimi’nin 94. yıldönümünde tamamlanan Konferans’ta aşağıdaki başlıklarla belirtilen hususlar karar altına alınmıştır.

1. Konferans katılımcıları, Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi’nin TKP’yi yasal olarak kurma amaç, hedef ve kararını bütün güçleriyle destekleyeceklerini oybirliğiyle beyan ettiler.

2. Konferans katılımcıları, Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi içinde tartışılmak ve nihai halini alması için bütün bileşenlere sunulmak üzere bir Program ve Tüzük Taslağı kabul ettiler.

3. Konferans katılımcıları, kurulacak yasal parti hazırlıkları için oluşturulacak 40 kişilik Parti Meclisi (PM) üye önerilerini bütün konferans katılımcılarının kullandığı gizli oyla ve oy çokluğuyla; Danışma Meclisi ve Başkanlık önerilerini ise açık oyla ve oybirliğiyle seçerek belirlediler.

4. Konferans katılımcıları, bugüne kadar farklı alanlarda yürüttükleri faaliyetlerini bundan sonra sadece Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi’nin içinde yürütme niyet ve kararlarını bu bildiriyle birlikte tüm sol ve sosyalist kamuoyuyla paylaşırlar.

5. Katılımcılar, Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi’nin, Partinin yasal kuruluş hazırlıklarını hızlandırması, bugüne dek yurtiçinde ve yurtdışında ulaşılamamış eski partili bütün dost, taraftar ve yoldaşların da hızla sürece dahil edilmesi, hissettikleri siyasi boşluk nedeniyle şimdiye kadar SİP içinde veya diğer partilerde siyaset yapan eski parti dostlarının tekrar TKP çatısı altına davet edilmesi için görevlendirilmesi önerisini oybirliğiyle kabul etmişlerdir.

6. Katılımcılar, Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi’nin, bugüne dek ortak çalışmalara katılmayıp ayrı duran, TKP’nin yasal kuruluşunu hedefleyen ve faaliyetlerini birey, dernek, grup veya kollektif olarak sürdüren herkesi kuruluş çalışmalarına katılmaya davet etmek için görevlendirilmesini önermişlerdir.

7. Katılımcılar, Suphi’den Bilen’e Gelenek Yaşıyor Girişimi’ne, oluşturulacak yasal parti için yeni gelişecek duruma dair hukukçuların, sendikacıların, gazetecilerin, siyasetçilerin, yazarların, akademisyenlerin ve diğer kesimlerin destek için davet edilmesini de önermişlerdir.

Tüm sol ve sosyalist kamuoyuna duyurulur.

Animasyon haftası başlıyor

Son iki senenin en iyi animasyon filmlerinin gösterileceği 7. İstanbul Animasyon Festivali, yarın başlıyor.

Bu sene yedincisi düzenlenen İstanbul Animasyon Festivali 22-27 Kasım tarihlerinde Pera Müzesi‘nde. Her sene olduğu gibi son iki senenin en iyi animasyon filmlerini programına dahil eden İstanbul Animasyon Festivali seyirciye animasyon dolu bir hafta yaşatacak.

Dünyanın bir çok festivaline katılmış ve ödül almış filmler İstanbul Animasyon Festivali dahilinde izlenebilecek. Festivalin en ağır toplarından biri ünlü yönetmen Kamil Polak’ın son filmi aynı zamanda Annecy Animasyon Festivali’nde en iyi animasyon ödülünü alan The Lost Town of Switez. Bafta ve Cannes Film Festivallerinde boy göstermiş stop motion ikilisi Quay Kardeşler’in son filmi Maska da festivalin önemli filmleri arasında Edebi Uyarlamalar bölümünde izleyiciyle buluşacak. Berlinale’den ödülle dönen farklı tarzıyla dikkaleri üzerine çeken Get Real festivalin Her Şey Değişir bölümünde yer alacak. Arjantinli ünlü yönetmen Juan Pablo Zaramella ise iki filmiyle festivalde yerini aldı. Dünya prömiyerini Berlinale’de yapan Heavy Heads ve yine festivallerin gözdesi Paths of Hate yarışma dahilinde gösterilecek 215 filmden sadece birkaçı.

Festivalde gösterilecek filmler Denizler ve Denizciler, Doyumsuz İnsalık, Edebi Uyarlamalar, Hayvanlar Alemi, Herşey Değişir, Karanlık Öyküler, Savaşı Sevmiyoruz, Stop Motion Güzelleri, Şu Animatör Türkler, Yollar, Tablo Gibi, Çocuklar İçin, 3. Boyutun Ganimetleri, Abstract, Belgeselimsi, Bilimin Adamları, Rüya Mıydı?, Ak Kara, Yalnızlar Kulübü, Çocukların Gözünden, Neşeli Çizgiler, Gündelik Yaşamlar ve Yemek Üzerine olmak üzere 24 farklı konu başlığında toplandı.

Daha fazla bilgi için: iafistanbul.com

Nedim Şener için imza kampanyası

120 ülkede üyesi bulunan Uluslararası Basın Enstitüsü, cezaevinde bulunan gazeteci Nedim Şener için imza kampanyası başlattı.

Ergenekon” soruşturması kapsamında Odatv’de bulunan belgeler kapsamında tutuklanan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık yarın hakim karşına çıkıyor.

İki gazetecinin aylardır tutuklu olmasına da tepkiler devam ediyor.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) geçen yıl “Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı” ilan ettiği tutuklu gazeteci Nedim Şener için imza kampanyası başlattı.

Hürriyet gazetesinin konuyla ilgili haberine göre; Change.org” sitesinde http://tinyurl.com/nedimimza adresinde açılan kampanyanın amacı Silivri Cezaevi’nde geçen hafta 250’nci gününü dolduran Nedim Şener ve diğer tutuklu gazetecilerin adil yargılanması talebiyle 10 bin imza toplamak.

Şimdiden yaklaşık 300 imza toplanan kampanya için yazılan İngilizce dilekçede, Hrant Dink suikastıyla ilgili bir kitap yazan Şener’in “Gerçeği ortaya çıkarmak için bedel ödemeye hazırım” dediği ve “şimdi bu bedeli ödediği” belirtildi.

Dilekçede “Hiçbir gazeteci gerçeği bildirdiği için hapsedilmemeli. Nedim Şener’in demir parmaklıklar ardında olması bir trajedidir” ifadesi kullanıldı.

(Ntv)

Şık ve Şener bugün hakim karşısında

Aralarında Ahmet Şık ve Gazeteci Nedim Şener’in de bulunduğu, Soner Yalçın, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan, Doğan Yurdakul, Müyesser Uğur gibi gazetecilerin yargılandığı Oda TV davasının duruşma süreci bugün Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da başlıyor.

Davayı Türkiye Gazeteciler Sendikası, Gazetecilere Özgürlük Platformu, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi meslek örgütlerinin yanısıra yabancı meslek örgütlerinin temsilcileri de izleyecek.

Uluslararası PEN Başkan Yardımcısı Eugene Schoulgin, başta ‘odatv’ davasından yargılanan gazeteci-yazarlar Ahmet Şık ve Nedim Şener olmak üzere görüşleri nedeniyle tutuklanan tüm gazeteci ve yazarların derhal tahliye edilmesini istedi.

ANGA ve RSF dışında, uluslararası basın meslek örgütleri, 94 basın meslek örgütünü temsil eden başta Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) ve çok sayıda meslektaşları ve aile çevresi duruşmada yerlerini alacaklar.

PEN yetkilisi ve yazar Schoulgin, “Uluslararası PEN olarak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Deklarasyonu’nun 19. Maddesinin sağladığı haklara uygun olarak, sadece görüşlerini açıkladığı için tutukluluk yaşayan -başta Ahmet Şık ve Nedim Şener olmak üzere- tüm yazarların, gazetecilerin, yayıncıların ve aydınların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” dedi.

Schoulgin, Uluslararası PEN adına son 15 yılda dünya çapında ifade özgürlüğünün durumunu izlediğini ifade etti; Türkiye’deyse son 8-9 yılda ciddi bir geriye gidişe rastlandığına işaret etti:

“Bu milenyumun ilk 8 ila 9 yıl boyunca, Türkiye’de bu alanda yapılan iyileştirmeler iyimserlik ve memnuniyetini hissettim. Ancak sadece bu yılın ilk 10 ayında yargısal uygulamalara tanıklık ettiklerimle itiraf etmek zorundayım ki, endişem ve hayalkırıklığı yaşadım. Ahmet Şık ve Nedim Şener’e yönelik gözaltı ve muamele, araştırmacı gazeteciliğe yönelik toleranssızlığa geri dönüşün ciddi bir örneği oldu. Söylemek zorundayım ki, bu maalesef karşımıza çıkan tek örnek de değil.”

“Yazarlar, gazeteciler, yayıncılar ve aydınlara yönelik geçen haftaki kitlesel gözaltı veya tutuklamalar, sadece Uluslar arası PEN tarafından değil, uluslar arası çapta tüm  meslektaşlarımızca dehşetle izlenmeli.”

Sinclair-Webb: Terörizme dair tek bir ikna edici kanıt yok

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye raportörü Emma Sinclair-Webb, “Türkiye’de terörizmin tanımı çok geniş… Hükümet, adalette bu sapmaya neden olan söz konusu düzenlemeleri değiştirmek için acil adımlar atmalı” dedi

“Odatv İddianamesi incelendiğinde savcılığın terörizme dair suçlamalara bir tek ikna edici kanıt ortaya koymadığını görürsünüz^” diyen Sinclair-Webb, daha şaşırtıcı olanınsa her iki habercinin de dava henüz başlıyorken sekiz ayı hapiste geçirmiş olması olduğunu vurguladı.

Webb, davayla ilgili temel sorunu “Türkiye’de terörizmin tanımının çok geniş olması” şeklinde özetledi.

Sinclair-Webb şöyle devam etti: “Gazetecilerin karşı karşıya kaldığı davanın, Türkiye’de şiddetle bağlantıları olmayan, şiddete teşvik etmeyen ve buna lojistik sağlamayan yüzlerce kişi gibi, geçmişte de yıkıcı etkisi oldu. Hükümet, adalette bu sapmaya neden olan söz konusu düzenlemeleri değiştirmek için acil adımlar atmalı.”

RSF’den Bihr ‘Kitaptan Bomba Olmaz!’ Demeye Geliyor

Daha önce ‘Kitaptan Bomba Olmaz’ raporunu kamuoyuyla paylaşan RSF’nin Avrupa Bürosu direktörü Johann Bihr, ‘odatv’ davasını izlemek için İstanbul’da olacak. Bihr, ‘İlk duruşmada tahliyelerini bekliyoruz’ dedi.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü Avrupa Masası direktörü Johann Bihr, 22 Kasım’da kendisinin de katılacağı Ahmet Şık, Nedim Şener ve Odatv çalışanlarına yönelik davanın ‘araştırmacı gazetecilere yönelik ölçüsüzce genişleyen baskıları’ sembolize ettiğini bildirdi.

Bihr, uluslararası delegasyonun bir parçası olarak Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun (GÖP) organize ettiği tutuklu gazetecilerin aileleriyle buluşma etkinliğine katılacağını bildirdi. Bihr, delegasyonun Ankara’dan randevular talep ettiğini, olumlu yanıt veren bakanlarla da görüşme yapılacağını kaydetti.

Johann Bihr şöyle konuştu: “Dava, araştırmacı gazeteciliği hedef alan yaygın bir baskıya işaret ediyor. Gazetecilerin ilk duruşmada tahliye edilmelerini bekliyoruz. RSF bu yargılamanın paranoyak ve baskıcı bir yargı pratiğinin göstergesi olduğu; terörle mücadelenin ötesine geçen, demokratik tartışma ortamını ve araştırmacı gazeteciliği hedefleyen bir yapısı olduğu görüşünde. Gazetecilerin tedbir amaçlı denilen tutukluluk süresi 8 aya ulaştı. Bu, maalesef Türkiye’de oldukça yaygın ancak kabul edilemez bir uygulama.”

Sanık gazetecilerin bir düşünce suçu çerçevesinde yargılandıklarına işaret eden Bihr, gerekçesini şöyle açıklıyor: “Gazeteciler aslında, Ergenekon Dava sürecinin ağır şekilde eleştirmek, yargıçların iktidarın mücadelesine hizmet ettiğini ve siyasi ayıklamaya gittiğinin iddia etmekle suçlanıyorlar”.

TGS’nin duruşmaya çağrı metni…

YARIN ÇAĞLAYAN ADLİYESİ’NDEYİZ

Uluslararası gazeteci örgütlerinin temsilcilerinden oluşan bir heyet, Gazetecilere Özgürlük Platformu’nun ev sahipliğinde, 22–24 Kasım tarihlerinde ülkemize gelerek, basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskılarla ilgili çeşitli temaslarda bulunacak.

Gazetecilere Özgürlük Platformu ve uluslararası heyet temsilcileri, 22 Kasım Salı günü, ODATV iddianamesi kapsamında tutuklu olan 10 gazetecinin Çağlayan Adliyesi 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10.30’da başlayacak ilk duruşmasını izleyecek. Duruşma öncesinde uluslararası heyetle birlikte basın açıklaması yapılacak.

Uluslararası heyette yer alan örgüt temsilcileri şöyle:

Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ – European Federation of Journalists) Başkanı Arne König ve Başkan Yardımcısı Philippe Leruth, Alman Gazeteciler Sendikası’ndan Ramis Kılıçarslan ve Monika Kabay, Uluslararası B asın Enstitüsü (IPI – International Press Institute) Başkan Yardımcısı Pavol Mudry ile Avrupa ve Kuzey Amerika Basın Özgürlüğü Danışmanı Steven Ellis, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF – Reporters Without Borders) Avrupa Sorumlusu Johann Bihr, Avrupa Gazeteciler Birliği (AEJ – Association of European Journalists) Başkan Yardımcısı Saia Tsaouasidou.

Bu arada, yarınki duruşmayı, Avrupa Parlamentosu Üyelerinden Sajjad Karim ve Barbara Matera da izleyecek.

Uluslararası heyet, 23 Kasım Çarşamba günü, tutuklu ve hükümlü gazeteci yakınları ve yargılanan gazetecilerle TGC Burhan Felek Konferans Salonu’nda bir araya gelecek. Görüşme 14.00-18.00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

Uluslararası gazeteci heyeti, 24 Kasım’da Ankara’da CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce,  MHP Grup Başkanvekili Mehmet Şandır ve BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan ile resmi görüşmelerde bulunacak.

Destek ve dayanışmanızı bekliyoruz.

Saygılarımızla.

Özcan Alper ve yeni sinema hareketi: Umut zaferden önemlidir – Mete Çubukçu

1980 öncesinde Fransız Marksist filozof Lois Althusser’i, İtalyan Marksist filozof Gramsci’yi bilen merak eden pek yoktu. Hatta o yıllarda Althusser, Gramsci gibi isimleri tartışmak küçümsenirdi; Türkiye sol hareketenin gündeminde değildi; doğrusu kimsenin umurunda da değildi. Althusser Birikim Dergisinde tartışılırdı, İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları adlı kitabı Birikim Yayınlarıdan çıkmıştı. Birikim çevresinin Türkiye’nin sol düşünce dünyasına yıllar öncesinden önemli katkılarından biriydi; dünyadaki tartışmaları, isimleri Türkiye’de tartışmak, özellikle Avrupa’da sol düşüncenin neleri tartışığına kafa yormak, bunu Türkiye’de de yapmak, sol düşünceyi zenginleştirmek…

* * *
Althusser’in, Gelecek Uzun Sürer adlı otobiyografisi yıllar sonra yayınlandı. Özcan Alper’in aynı adlı filmi de bu hafta vizyona girdi. Alper filmin ismini Althusser’in kitabından esinlenerek koyduğunu söylüyor.

Alper’in filmi de yıllardır Türkiye’nin büyük çoğunluğu tarafından görülmeyen, görülmek istenmeyen, üstü örtülen bir konuyla yolculuk yapıyor; hem geçmişe hem geleceğe.

Filmin kadın kahramanı sevgilisi ararken bu ülkede “nelerin yaşandığının” farkına varıyor. Didaktik, ajitatif olmayan ama son kertede acıtıcı, iç burkucu bir gerçekle yüzleşmenin ya da sorgulamanın yolunu açan politik bir film Gelecek Uzun Sürer. Özcan Alper politik bir filmin estetize edilerek da yapılabileceğini göstermiş. Yan hikayeleri bir yana asıl hikaye gerçek tanıklıklar aracılığı ile son 30 yılın acıları, zülmünü izliyoruz. Filmde Bölge ya da Güneydoğu’daki “kirli savaşta” yakınlarını; oğlunu, kocasını, babasını kaybedenleri, kaybetmekle kalmayıp ölülerini bile bulamayanları dinlerken filmin kadın kahramanı Sumru’nun acı tarihle yüzleşmesini ve bu nedenle kendi yolculuğunu sonuna kadar götürmesini izliyoruz.

Sumru’nun arayışı bu ülkenin “kirli savaş”ında kaybedilenlerin öyküsü. Filmdeki Diyarbakır’daki bir duvar yazısında “umut zaferden daha önemlidir” yazıyor.

* * *
Geçmişle hesaplaşmak ve Geleceğin Uzun Sürmemesini umut etmekten başka çare yok gibi. Umut herkesi, hepimizi, ideallerimizi ayakta tutucak tek unsur. Çünkü bu memlekette daha çok acıyla yüzleşmek zorundayız

Özcan Alper ve Yeni Sinema Hareketini takibe devam.

t24

Yeşiller ve FSD balık hallerini tartışmaya açıyor

Cumartesi günü Yeşil Düşünce Derneği ile Slow Food Hareketi‘nden Fikir Sahibi Damaklar konviviumu  “İstanbul Balıkçısı, Kooperatifler ve Hal bağlamında Kabzımallık Müessesesi” başlıklı bir toplantı düzenliyor.

Nuriosmaniye’de  15:00-18:00 arası YESAM toplantı salonunda (Nuruosmaniye Cad. No: 65 Kat 4 Nuruosmaniye İstanbul) düzenlenecek toplantının konuşmacıları İstanbul Su Ürünleri Hal Müdürü Arif Eker, İstanbul Su Ürünleri Kooperatif Birlik Başkanı Erdoğan Kartal, İstanbul İl Tarım Müdürü Ahmet Kaygusuz, Sarıyer Belediyesi’nden İnan İzci.

Tartışmanın aciliyetine dair düzenleyicilerden Defne Koryürek şu ifadeleri kullandı:

“İstanbul Boğazı yüzlerce sucul tür için olduğu gibi göçmen kuşlar, endemik bitkiler ve çevresini mesken edinmiş, aralarında biz insanların da olduğu tüm canlılar için yaşamsal ve biyolojik önemi yüksek bir geçiş noktası, bir koridordur. Bu koridorun sağlığının korunması, sürdürülebilirliğinin temini aslen yarınımızın teminatıdır.

Buna rağmen İstanbul Boğazı ve bağlı olduğu Karadeniz ile Marmara’da çeşitlilik gün geçtikçe azalmakta.

Kimileri bu azalmanın sebepleri arasında deniz trafiğini, düzensiz yapılaşmayı ve kirliliği görse de, genel kabul aşırı avcılığın türlerin sonunu getirmekte olduğu şeklinde. İstanbul Boğazı ve onun sağladığı sucul kaynakların avcılığı ve bu avcılığın var olan koşulları anlamak, bu nedenle bugün her zamankinden de önemli.

“İstanbul Balıkçılığı, Kooperatifler, Hal ve Kabzımallık Müessesesi” başlıklı toplantı bizlere bu değerli koridoru avcılık alanı olarak değerlendiren biz insanın, balığı nasıl avladığı, nasıl sattığı üzerine biraz düşünmek amacını taşıyor. Bugünü anlamayan, dünü hatırlamayan, yarına dair sağlıklı ve sürdürülebilir politikalar üretemez. “

 

(Yeşil Gazete)

Mısır hükümeti istifasını sundu

Mısır hükümetinin ülkede yönetimde olan Yüksek Askeri Konsey‘e istifasını sunduğu, Yüksek Askeri Konsey’in ise istifa ile ilgili değerlendirme yapılıncaya kadar hükümetin görevine devam etmesini kararlaştırdığı bildirildi.

Mısır’ın resmi Nil televizyonun haberine göre, Mısır Bakanlar Kurulu sözcüsü Muhammed Hicazi, kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Başbakan İsam Şeref’in, siyasi sorumluluk ve ülkenin içinden geçtiği durum karşısında kabinenin istifasına dair dilekçeyi Yüksek Askeri Konsey’e sunduğunu belirtti.  Hicazi, son günlerde yaşanan şiddet olaylarından dolayı hükümetin duyduğu derin üzüntüyü de dile getirdi.  Mısır’da Cumartesi günü sivil yönetim isteği ile muhalefetin başlattığı gösteriler çatışmaya dönüşmüştü.  Mısır Kültür Bakanı İmad Ebu Gazi, güvenlik güçlerinin barışçıl protestoculara karşı sert tutumunu protesto ederek dün istifa etmişti.

(Ajanslar)