Ana Sayfa Blog Sayfa 4930

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne baskın: 42 gözaltı

İzmir Büyükşehir Belediyesi‘ne yönelik olarak yapıldığı öğrenilen operasyonda 42 kişi gözaltına alındı. Operasyonun içeriği ile ilgili henüz bilgi verilmedi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik geçen 2 Mayıs günü yapılan operasyonla bağlantılı olarak bu sabah polisin düzenlediği ikinci operasyonda 42 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınanlar arasında Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Erhan Bey, Özel Kalem Müdürü Levent İşler, ESHOT Genel Müdür Yardımcısı Alim Gürsoy, İZULAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Gül Şenel’in de bulunduğu öğrenildi.

Polis, gözaltıların hemen ardından İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde arama başlattı.

Vicdani Ret ile Ali Cengiz Oyunu!

Hükümet “bedelliyi hazırlıyoruz” haberini verirken yanında da bonus bir hikaye ile geldi: Vicdani Ret

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye’ye “Vicdani Reddi Tanı” diye verdiği süre Aralık’ta dolarken, savaş karşıtlarının söylemlerine uzun süre kulak tıkayan Hükümet, bir anda şapkadan bedelli ile beraber vicdani reddi de çıkardı.

Vicdani retçilere adil yargılama yolunun kapalı olduğunu birinci ağızdan kabul eden yetkililer, Avrupa’da zorunlu askerliğin olduğu ülkelerdeki kamu hizmetinde çalıştırma modelini benimsediklerini ve benzer bir kamu hizmeti olabileceğini kamuoyuna duyurdu.

Türkiye bu konuşmalar ile bir yandan bedelliyi tartışırken, vicdani ret konusu da ilk defa bu kadar açık bir biçimde masaya yatırıldı. Hatta, “30 ay olacak kamu hizmeti” bile denildi.

Ben mutlu oldum açıkçası, tanıdığım birçok savaş karşıtı da tartışmayı ve vicdani reddin bir hak olarak kabul edileceğine dair söylemleri mutluluk ve heyecanla takip etti.

Ancak, ne yazık ki; yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadı bu sefer.  İlk önce, adil yargılamanın sorunlu olduğunu ve sadece onu ortadan kaldıracağını iddia etmeye başlayan sevgili bakanlarımız, sonrasında ise kazı çevirmeye ve yan çizmeye başladılar.

Bugün bedelliyi açıklayan Tayyip Erdoğan vicdani ret için ise “Vicdani ret olarak adlandırılan düzenleme hükümetimizin gündeminde asla olmamıştır” diyerek olaya noktayı koydu.

Benim anlamadığım nokta, bakanlar, yetkililer vicdani ret ile ilgili açıklama yaparken, nasıl oluyor da bu konu hiç gündemimizde olmadı denilebiliyor? Bu insanlar hariçten gazel mi okuyorlardı?

Bence, hep beraber çok güzel bir ali cengiz oyunu izledik. Bedelliyi vicdani ret ile masaya yatırarak, bedelli konusuna gelecek milliyetçi, militarist tepkileri bir anda vicdani redde yönelterek, tüm kamuoyu ile oyun oynadılar. Hem de milliyetçilere ve militaristlere, “bedelliden “daha beteri” var, vicdani reddi de getiririz ha!” Diyerek sopayı gösterdiler ve gelecek tepkileri yumuşattılar.

Göz göre göre kamuoyunu manipüle ettiler. Oyunun tutup tutmadığını hep beraber gelecek günlerde göreceğiz, ama bir gerçek var ki; o da bedelliyi çıkardıkları ve oyunun ilk perdesini kendi açılarından başarı ile tamamladıkları.

Vicdani ret mi?

Vicdani reddin bir temel insan hakkı olduğunu görmek istemeyenlerin at gözlükleri halen gözlerinde.  Kamuoyunu böyle göz göre göre manipüle eden bir hükümetin vicdani nedenlerle savaşmak istemeyenlerin vicdanlarını önemsemediğini ve umursamadığını bir kez daha hep beraber gördük.

Savaş karşıtları olarak iki haftalığına pembe bir rüyaya dalmıştık, Erdoğan dürttü ve uyandık.

AİHM’in verdiği süre mi? O da Aralık’ta doluyor, bakalım hükümet AİHM ile nasıl bir ali cengiz oyunu oynayacak?

 

EDP ve Yeşiller Partisi’nden ortak çalışma kararı

Yeşiller Partisi ile Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) ortak çalışmalar yapmak için görüşmelere başlama kararı aldı. Konuyla ilgili ortak bir açıklama yayımlayan iki partinin dünyada ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerle ilgili olarak birbirine yakın politikalara ve benzer hasassasiyetlere sahip oldukları, aynı hassasiyetleri paylaşan sivil girişimler ve bireyler için de çekim gücü yaratacağı umuduyla, birlikte yeni bir siyasi atılım yaratmayı hedefledikleri belirtildi.

EDP-Yeşiller ortak açıklaması şöyle:

“Türkiye siyasi hayatında daha güçlü ve etkili olmak ve geniş kitlelere ulaşmak isteyen Yeşiller Partisi ile Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) arasında kısa bir süredir devam eden görüşmeler 19-20 Kasım  günlerinde her iki partinin yetkili kurullarında eş zamanlı yaptıkları toplantılarda değerlendirilmiş ve iki partinin ortak politik değerlendirmeleri ve tartışmaları sistemli ve sonuç alıcı bir şekilde sürdürmesi kararlaştırılmıştır.

Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) ve Yeşiller Partisi olarak, AKP İktidarının giderek otoriterleşen yönetim tarzından, kanamaya devam eden Kürt sorunundan ve hükümetin küresel kapitalizmin neoliberal uygulamalarına paralel olarak doğanın yıkımına ve halkın yaşam alanlarının yok edilmesine yol açan pervasız  politikalarından derin kaygı duyuyoruz. Partilerimizin hassasiyetleri ve politikaları arasında ciddi yakınlıklar olduğunu memnuniyetle gözlemliyoruz.

Bu siyasal ve fikri yakınlığa dayanarak birlikte yeni bir siyasi atılım yaratmanın yollarını aramak için görüşmelere başlamayı ve bu doğrultuda ortak çalışmalar yapılmasını kararlaştırmış bulunuyoruz. Bu görüşme sürecinin aynı hassasiyetleri paylaşan sivil girişimler ve bireyler bakımından çekim gücü yaratacağı ve yeni bir toplumsal muhalefet adımı olarak görüleceği umudunu da paylaşıyoruz.

Yeşiller  ve EDP, demokrasi anlayışlarının gereği olarak bu süreci bütün üye ve örgütlerinin doğrudan ve aktif katılımlarıyla yürütecek ve umulan sonuca ulaşması için bütün çabalarını ortaya koyacaktır. “

İki parti arasındaki görüşmelerin bu hafta içinde başlatılacağı öğrenildi.

(Yeşil Gazete)

Fransa’nın ‘sol vicdanı’ öldü

0

Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Francois Mitterrand‘ın eşi Danielle Mitterrand 87 yaşında vefat etti. Henüz 17 yaşındayken Nazilere karşı savaşan Danielle Mitterand’ı, eşi Francois Mitterrand iktidarı döneminde “sol vicdanı” olarak nitelendirmişti.

Mitterrand’ın İnsan Hakları Vakfı ”France Libertes”in Sözcüsü Rita Cristofari, sağlığı bozuk olan Danielle Mitterrand’ın, Paris’teki Georges-Pompidou hastanesinde dün gece öldüğünü belirtti.

Fransa direnişinin üyesi ve insan haklarının ateşli savunucusu olan Danielle Mitterrand, Fransa’nın ilk sosyalist cumhurbaşkanının yanında kalıpları yıkan bir cumhurbaşkanı eşiydi.

Berna Yılmaz tutuklandı, işkence gördü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın katılımıyla gerçekleşen “Roman Açılımı” toplantısında “Parasız eğitim istiyoruz” pankartı açan ve örgüt üyeliğinden 18 ay tutuklu yargılanarak geçen ay tahliye edilen öğrencilerden Berna Yılmaz, 17 Kasım Cuma günü Halkalı’da bir protesto eylemi sırasında gözaltına alındı.

Milliyet Gazetesi’nden Burcu Karakaş’ın haberine göre, götürüldüğü karakolda dövüldüğünü söyleyen Berna Yılmaz, “Bir polis memuru elinin tersiyle yüzüme vurdu. ‘Daha yeni çıktın, rahat durmuyorsun. Böyle yaparsan daha çok işkence görürsün’ dediler. Burnum kırık, yüzümde, omuzlarımda, dizlerimde morluklar var” dedi.

Yılmaz, Malatya Kürecik’te kurulması planlanan füze kalkanını protesto etmek için Liseli Dev-Genç olarak “Füze kalkanı değil, demokratik lise istiyoruz” adlı bir kampanya başlattıklarını anlattı. Yılmaz “Savcı, yüzümün halini gördü ama hastaneye sevk etmedi. Adliyeden sonra kendi imkanlarımla Şişli Etfal Hastanesi’ne giderek rapor aldım. Hem savcı hem de polis memuru hakkında suç duyurusunda bulunacağız” dedi.

Bugün Tıp fakültelerinde grev var!

0
İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri, uzman ve asistan hekimleri, öğrencileri ve sağlık çalışanları, uyarı amacıyla, bugün “Tıp eğitimi ve sağlıktaki yıkıma karşı g(ö)rev”de olacak
Çapa ve Cerrahpaşa hastanelerinde yapılacak olan grevde acil hastalar dışında hizmet sunulmayacak.

Saat 09.00’da İstanbul Tıp ve Cerrahpaşa Tıp Fakültelerinde kurulan G(ö)rev çadırının önünde toplanacak olan sağlık emekçileri halka bildiri dağıtacaklar. Saat 10.00’da İstanbul Tıp ve Cerrahpaşa Tıp Fakültelerinden yürüyüşe başlayan sağlık emekçileri 10.30’da Fındıkzade’de bir araya gelerek toplu olarak İstanbul Tıp Fakültesine yürüyecek ve saat 12.00’de İstanbul Tıp Fakültesinde G(ö)rev çadırının önünde basın açıklaması yapacaklar.

Bedellinin şartları şekillendi

Bedeli askerliğin koşulları açıklandı: Yaş sınırı 30, ödenecek para 30 bin lira. 21 gün temel askerlik eğitimi yok.

Başbakan Erdoğan AKP Grup toplantısında bedelli askerlikle ilgili ayrıntıları açıkladı. Erdoğan’ın yaptığı açıklamaya göre, yasa yürürlüğe girdiğinde 30 yaşından gün almış olanlar bedelli askerlikten yararlanabilecek.

Bedelli askerlikten yararlanmak isteyenler 30 bin lira ödeyecek, temel askerlik eğitimi yapmayacak, ödemenin yarısını başvuruda, yarısını altı ay içinde yapacak; temel askerlik eğitimi de almayacaklar.

Erdoğan, dövizli askerlikten ise yurtdışında üç yıl bulunanların yararlanabileceğini, yaş sınırı olmadığını söyledi. Dövizle askerlik yapacaklar 10 bin euro ödeyecek, temel askerlik eğitimi almayacak.

Bedelli askerlik yasası resmi gazete yayınlanınca yürürlüğe girecek. Erdoğan tasarıyı bugün Meclis’e teslim edileceklerini söyledi.

Erdoğan açıklamasında vicdani ret tartışmalarına da değindi. Vicdani ret düzenlemesinin gündemlerinde olmadığını söyledi.

(Ajanslar)

ABD’nin füze kalkanına Rus misillemesi

0

Rusya, ABD ile yürütülen füze kalkanı görüşmelerinden sonuç elde edilememesi halinde Belarus ve Rusya Federasyonu, sınırlarına taktik füzelerini yerleştirme tehdidinde bulundu.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan adı açıklanmayan üst düzey bir Rus diplomat İnterfaks haber ajansına yaptığı açıklamada, Moskova’nın “İskender” taktik füzelerini Belarus ve Rusya’nın Krasnadar bölgesine yerleştirebileceğini söyledi.

Kaynak, ABD ile yürütülen füze kalkanı görüşmelerinin sonuçsuz kalması halinde söz konusu bölgelere misilleme olarak kendi kalkanlarını kuracaklarını belirterek, “Bu, sınırlarımıza yerleştirilecek, stratejik kuvvetlerimize karşı Amerikan füze savunma unsurlarının tehdidine karşı koymamızı sağlayacak” dedi.

Rusya daha önce kendisiyle sınırı olmayan Avrupa içindeki Kaliningrad kentine İskender füzelerini yerleştirme tehdidinde bulunmuştu. Moskova ancak 2020 yılına kadar tamamen kurulabilecek ABD füze kalkanını stratejik güçlerine karşı tehdit sayıyor. Rusya, ABD’nin kaygılarını gidermemesinin yeni bir silahlanma yarışına yol açabileceği uyarısında bulunmuştu.

George Bush’un ABD Başkanı olduğu dönemde İskender füzelerini Kaliningrad’a yerleştirme kararı alan Rusya, Barack Obama’nın iktidara gelmesi ve Rusya ile ilişikleri sıfırlayarak yeniden başlatacakları açıklamasının ardından bu planını askıya almıştı.

(Ajanslar)

Zorunlu, bedelli ve vicdani…

Bu yazının yayına girmesinden çok kısa bir süre sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uzun zamandır toplumun önemli bir bölümünün beklediği bedelli askerlik üzerine açıklamalarda bulunacak ve kaç yaşından büyüklerin, bedelli askerlik hakkını elde edeceği gibi, konuya dair en önemli sorunun yanıtını verecek. Bu sorunun yanıtı belli olunca, bedelli askerlik yapma “şansını” elde edenler için yeni sorular ortaya çıkacak. Onların en önemlisi de herhalde “Bu bedeli nasıl ödeyeceğiz?” Şimdilik, zorunlu askerlik için harcanacak süresinin bir ayından daha fazlasını, devletten satın alınmasının bedelinin ne kadar olacağı belli değil. Belli olan bir konu var ki, yaşı uygun olan herkes, bedelli askerliğe gitmek için kendi koşullarını zorlayacak.

Bedelli askerliğin yaşı ve bedeli konuşulurken, başka bir kavram daha yüksek sesle dillendirilerek kamuoyunun dolaşımına girdi. Vicdani Ret! Uygar ülkelerin hepsinde, tanınan bu hak, Türkiye’nin uluslararası hukuka uyma zorunluluğu sayesinde gündeme geldi.

Vicdani ret nedir diye bakarsak, kısaca şöyle özetlemek mümkün: Bir kişinin çeşitli nedenlerle eline silah almayı kabul etmemesi, ordu gibi katı hiyerarşik bir kuruma girmek istememesi ve buradan hareketle de her türlü şiddeti ve savaşmayı reddetmesi durumu. Bu nedenle de, çeşitli düzenlemelerle vicdani retçiler kamu hizmeti yaparak askerliklerini yapmış sayılıyorlar.

Bu kavramlara dair önemli bir başka nokta ise bedelli askerlik ve vicdani ret arasındaki felsefi ve politik fark. Vicdani retçi olmanın, bedellini ödeyerek askere gitmekten farkı, vicdani retçilerin çeşitli nedenlerle (politik, dini, felsefi vb.) kısa süre veya uzun süre ellerine silah almayı kabul etmemelerinde yatıyor. Buradan hareketle, zorunlu askerlik savaşın insan kaynağını sağlıyorsa, bedelli askerlik de savaşın maddi kaynağını sağlıyor demek savaş karşıtı bir dille zorunluyu, bedelliyi ve vicdaniyi açıklayabilir.

Aynı zamanda vicdani ret, bilgili, bilgisiz herkesin üzerinde yorum yaptığı gibi asker kaçaklığı da demek değil. Hele Türkiye gibi bir ülkede korkaklık demek hiç değil. Bedelli askerlik rakamlarından yararlanarak bunun böyle olmadığını anlamak çok rahat olacak. Şöyle ki, Türkiye, 30 yaş üzeri 400 bin kişinin, 35 yaş üzeri ise 200 bin kişi çeşitli nedenlerle askerlik yapmadığı bir ülke. Bu kadar büyük sayıda insan, hayatlarını normal şekilde sürdürebilirken, vicdani reddini açıklayıp, bunun her türlü hukuksal, siyasal ve toplumsal sonucuna katlanmayı cesaretle seçen ve sayıları bu rakamların binde birinden bile daha az olan vicdani retçilerin başına gelenler ortada. Hapis, işkence, bitmeyen bir ceza sarmalı (üniforma giymemekten ve emre itaat etmemekten sürekli alınan cezalar) ve en önemlisi de kamudan yok sayılma ile karşı karşıya bırakılan bu insanlar için sanırım en son söylenebilecek yakıştırmalardır, asker kaçaklığı ve korkaklık.

“Her Türk asker doğar” sloganıyla uyutulmuş ve üstü örtülmüş bir kamuoyunun bir anda bu kadar çok zorunlu askerlik dışı kavramla yüzyüze gelmesi ve kendi gerçeği ile bu kadar net karşılaşması sarsıcı oldu tabii ki. İnsanların önemli bir bölümünün zorunlu askerlikten “kaçarak” bedelli askerlik için yıllarca askere gitmemesi ve bedelliyi beklemesi, bedelli çıkınca da bankalara kredi başvurusunda bulunup, borçlanacak kadar zorunlu askerlikten, çekingen bir şekilde, uzak duruyor olmaları gerçeği bile yeterince sarsıcıyken, bir de isteyenin kamu hizmeti yapma koşuluyla askere girmemesi fikri televizyonlara çıkan asker emeklilerinin yüzlerinde bir dehşet ifadesi oluşmasına yol açtı. “Kimse askere gitmezse, kim savaşacak?” sorusunu soranlar, “kimse askere gitmezse, kimse savaşmayacak” yanıtı karşısında doğal olarak sarsıldılar. Fakat sarsıcı olduğu kadar da yararlı oldu bu durum. (Gerçi AKP hükümeti, her türlü uygar, demokratik hakta olduğu gibi, vicdani ret konusunda da bildiği yol olan, ilk önce umut yaratıp, sonra hayal kırıklığı doğurmayı başardı. Vicdani retçi olmayı, yaşamı yasal bir şekilde işkenceye çevirerek kabul edecekleri ya da hiç etmeyerek cezasını netleştirecekleri bir düzenleme bizi bekliyor gibi.)

Sonuç olarak, Türkiye son bir aydır enteresan bir durumu yaşıyor. Zorunlu askerlikle ilgili bazı masallarla uyutulduğu düşünülen insanlar, meğerse yorganlarının altında gözlerini kapatmış, masalcının bitirip gitmesini bekliyormuş. Onlar yorganlarının altında “yasal” şekilde beklerken, uyumak istemeyen çocuklar ise çoktan pencereden atlayıp, sokakta özgürce oynamaya başlamış.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Fukushima hayvanları hala felaketin içinde

“8 ay önce Japonya’da meydana gelen felaketin ardından terk edilen evcil hayvanların yaşam mücadelesi devam ediyor.

11 Mart’ta meydana gelen deprem ve ardından oluşan tsunamiden sonra Fukushima nükleer tesisinin zarar görmesi sebebiyle boşaltılan bölgede terk edilen evcil hayvanlar hayatta kalmaya çalışıyor.

Japonya’nın tarihinde yaşadığı en büyük felaketlerden birinin üzerinden aylar geçmesine rağmen bölgedeki hayvanlar yiyecek ve su kaynaklarına erişemiyor. Kedi, köpek gibi evde bakımı yaygın olan hayvanlar ve çiftlik hayvanlarının yaşamlarını devam ettirebilmesi için ihtiyaçları olan yardım yalnızca gönüllüler tarafından sağlanıyor. Gönüllü grupları; tecrübeli hayvan kurtarma örgütleri ve sivil topluluklardan oluşuyor.

İNSANLAR KAÇTI, PEKİ YA HAYVANLAR?

Felaketten önce tahliyenin gerçekleştiği bölgede 10 bin civarı kedi ve köpek olduğu tahmin ediliyor. Yardım organizasyonunda yer alanların açıklamalarına göre; bu hayvanların 2 bin 600’ü tsunamide öldü, 300’ünü bakımını üstlenen aileler yanlarında götürdü ve 2 bin köpek gönüllüler tarafından kurtarıldı. 2004’teki Chuetsu felaketindeki hayvan tahliyesi ile kıyaslanınca ortaya çıkan tabloya göre; Fukushima’da ailelerin evcil hayvanlarını yanında götürme oranı %3 iken bu oran Chuetsu felaketinde yaklaşık %70’ti. Aradaki bu büyük farkın en önemli sebeplerinden biri acil tahliye sırasında Japonya Savunma Kuvvetleri’nin tahliye araçlarına evcil hayvan almaması olarak görülüyor. Yerleşim yerinin boşaltılmasından sonra bölgede kalan yaklaşık 5 bin hayvanın 600’ü hükümete bağlı ekiplerce kurtarıldı. İlgililere göre terk edilen hayvanların azımsanamayacak bir kısmı başka yerleşim birimlerine göç etmek zorunda kaldı.  Tahminlere göre bölgede yüzlerce başıboş evcil hayvan bulunmakta.

Ancak Japonya hükümetinin bölgedeki denetimsiz hayvanların kısırlaştırılması konusunda bir planının olmaması gönüllüleri endişelendiriyor. Yiyecek yardımı yapılan hayvanların popülasyonunu kontrol altına almanın zaman içinde güçleşmesinden korkuluyor. Öte yandan yardımların yetersiz kalmasıyla bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkma ihtimali gönüllüler tarafından gündeme getiriliyor. Yapılan tüm yardım çağrılarına rağmen hayvanlar açlık sebebiyle ve su kaybından yavaş yavaş ölüyor. Hayatta kalanların radyasyondan etkilenmemesi için önlem alınamazken bu hayvanlardan insanlara ve diğer canlılara radyasyon bulaşmaması için de hiçbir şey yapılamıyor.

Hükümet, felaketten bugüne kurtarılmayı bekleyen ve yardıma muhtaç hayvanlarla ilgili kararları yerel yönetimlere bırakmış durumda.

“BİRKAÇ GÜN SONRA EVİNİZE GERİ DÖNEBİLECEKSİNİZ”

11 Mart’ta yaşanan büyük felaketin ardından Japonya, Fukushima Daiichi Nükleer Tesisi’nin 20 km çevresinin acil tahliye edilmesi talimatını vermişti. Tahliye sırasında insanlara birkaç gün içinde evlerine geri dönebileceklerinin söylenmişti. Bunun üzerine insanların bir kısmı hayvanlarıyla beraber ayrılırken büyük çoğunluğu 3 günlük su ve yiyecekle evcil hayvanlarını evde ya da bahçede bırakmıştı. Birkaç gün içinde evlerine geri dönebileceklerini düşünen bölge halkı, çiftlik hayvanlarını da ağıllara kilitlemişti. Tıpkı kedi ve köpekler gibi birkaç günlük yiyecekle bırakılan atlar, sığırlar, domuzlar ve tavukların büyük kısmı kısa sürede ölmüştü. Çayırlarda kalan hayvanların büyük kısmı ise yiyecek sıkıntısı çekmese de susuzluk sebebiyle can vermişti.

Binlerce yıl önce insanların kamp ateşinde pişirdikleri etin kokusuna gelen kurt sürülerindeki zayıflar kamptaki insanlara yaklaştı. Zamanla vahşi tarafları genetik özelliklerinin dışında kaldı. Şimdi ise tamamen insanlara bağımlılar. Kedilerin avcılık yetenekleriyle hayatta kalmaları daha kolay gözükse de yeniden yaban hayatına dönmek hazır yiyeceğe alışık kediler için olağanüstü zordur.”

Ş. Esin Erben