Ana Sayfa Blog Sayfa 4725

James Bond’a asırlık ağaçlar feda

007 James Bond serisinin son filmi ‘Skyfall’ın Eminönü ve Beyazıt’ta gerçekleşen çekimleri başlamadan önce kapatılacak yollarla tartışmalara neden olmuştu. Şimdi ise bölgede ikamet eden bazı görgü tanıkları, filmin çekimleri için ikisi asırlık çınar, 12 ağacın kesildiğini iddia etti.

Habertürk Gazetesi’nden Serkan Akkoç ve Ozan Köse’nin haberine göre; 007 James Bond serisinin son filmi “Skyfall”un İstanbul Eminönü ve Beyazıt’ta gerçekleşen çekimleri için, önce ağaçlar kesildi, yollar kapatıldı. Sonra bir motosikletli, kovalamaca sırasında tarihi bir binada yer alan mücevher dükkânının vitrinini paramparça etti. Aralarında Hürrem yüzüğünün de bulunduğu birçok özel mücevherat yerlere saçıldı. İşyerine gelip tutanak tutturan Mete Boyberi, “Dükkânım olan bina 1461 ila 1489 yılları arasında yapılmış. Omotor alev alıp dükkânımı yaksa bunun hesabını kim verecekti? Şikâyetçiyim” dedi. Daha sonraki gün olan pazartesi ise özellikle 550 yıllık tarihi Kapalıçarşı’nın, 1785’te yapılan, 227 senelik çatısına çıkarılan motosikletler, kiremitlerin üstünde cirit atıp, bazılarının kırılmasına neden oldu.

EMİNÖNÜN’DE İKİSİ ASIRLIK ÇINAR, 12 AĞACI KESTİLER

Adana’da başlayan Bond filminin İstanbul çekimlerinin yankıları, film ekibi gelmeden günler öncesinden başladı. Eminönü Meydanı’nın 5 Mayıs’a kadar aralıklarla trafiğe kapatılacak olması ilk günden tartışmalara neden oldu. Fatih Belediyesi, günler öncesinden bölgede hazırlıklara başladı. Öncelikle bölgedeki bazı ağaçlar kesildi ve budandı. Kesilen ağaçlar arasında kavak ve incirin yanı sıra, yaşı asırlara varan çınar ağaçları da bulunuyordu. Fatih Belediyesi ise kesim ve budamanın filmle ilgili olmadığını açıklarken, ağaçlara mevsimsel budama yapıldığı açıklandı. Kesilen ağaçların yerine ıhlamur ve dişbudak gibi ekonomik ömrü olan ağaçların dikildiği belirtildi. Ancak bölgede ikamet eden bazı görgü tanıkları senelerdir böyle bir uygulama yapılmadığını 2’si asırlık çınar 12 ağacın film için kesildiğini iddia etti.

PARAVANLI ÖNLEM

3 motorsikletin bulunduğu çatıda yaklaşık 20 görevli hummalı bir çalışma yapıyordu. Beton zeminde kovalamaca sahnesinin provalarını yapan motosikletlerden biri, 550 yıllık tarihi olan Kapalıçarşı’nın çatısındaydı. Kiremitlerin üzerinde son hızla seyrediyordu. Tarihi eser kapsamında olduğu için tamiratı izne bağlı çatıda onlarca kırık kiremit göze çarptı. Dün yeniden Kapalıçarşı’ya giden muhabirimiz, bu sefer bir paravanla karşılaştı. Çekimekibinin, çatının görüntülenmemesi için alanı ahşap paravanlarla kapladığı görüldü.

 

‘ESERLERİ TANITIM İÇİN FEDA ETMEYİZ’

Kapalıçarşı’nın çatısında yaşanan görüntüler, uzmanların da tepkisine neden oldu. James Bond filmi sahnelerinin çekilmesini değerlendiren sanat tarihçisi Prof. Dr Gönül Cantay, yasalara göre kazı alanlarında dahi alet kullanılmasının yasak olduğunu hatırlatarak, “İstanbul, özellikle de Tarihi Yarımada film ya da belgeseller için bulunmaz bir plato gibi. Eğer izin verilecekse de bütün çekimlerin, Kültür Bakanlığı veya Kapalıçarşı özelinde mal sahibi görünen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün denetimi altında yürütülmesi gerekir. Uygun yapımlarla filmlerin ülke tanıtımına katkısı elbette ki olumlu olacaktır. Ancak reklam katkısı olacak diye anıt eserlerimizin zarar görmesi kabul edilebilir mi? Anıt eserlerimiz reklama feda edilebilir mi?” diye konuştu. Prof. Cantay, Kapalıçarşı’nın problemlerinin aslında çekimlerle başlamadığını, binanın uzun bir süredir onarım beklediğini söyledi.

Binlerce kişi susuz kaldı

Hürriyet’ten Dinçer Gökçe’nin haberine göre, 16 bin kişinin yaşadığı yerleşim bölgelerine içme suyu sağlayan Birlik’in elektrik borcu ödenmeyince şalter indirildi; binlerce kişi susuz kaldı. Yazıhan Belediye Başkanı Ali Kaya “halimiz içler acısı” dedi ve sorunun çözümü için Ankara’da olduğunu söyledi.

Günlerdir susuz kalan yerleşim bölgelerinin içme suyunu birkaç yıl önce kurulan Karasu İçme Suyu Birliği sağlıyordu. Birlik elemanları, iki ayda bir köy ve mezralardan su bedellerini tahsil ediyordu.

Toplanan paralardan elektrik borcu ve işçilerin ücretleri ödeniyordu. Ancak Karasu İçme Suyu Birliği’nin 700 bin TL’yi bulan borcu ödenmeyince dağıtım şirketi elektrikleri kesti.

MALATYA’DA ÇÖZEMEDİ ANKARA’YA GİTTİ
Elektriklerin kesilmesi ile birlikte içme suları da kesildi. Suların kesik olduğu yerler arasında, okul, hastane, cami gibi alanlar da bulunuyor.
Aynı zamanda Karasu İçme Suyu Birliği’nin de başkanı olan Yazıhan Belediye Başkanı Ali Kaya, önceki dönemden kalan borçlar olduğunu, ifade ederek şunları söyledi: “Durumumuz içler acısı. Binlerce insan susuz durumda… Okullar, hastaneler de aynı durumda. Sorunun çözümü için Ankara’ya geldi. Enerji Bakanımız (Taner Yıldız) ile görüşebilirsem derdimizi anlatacağız” dedi.

HASTALIK TEHLİKESİ VAR
Faiziyle beraber bu borcu ödeyeceklerini taahhüt ettiklerini belirten Kaya, buna rağmen elektriğin kesilmesi nedeniyle mağduriyetlerin yaşandığını vurgulayarak, içme suyunun kısıtlı imkanlarla temin edilebilmesi nedeniyle hastalık tehlikesinden endişe ettiklerini kaydetti.

‘SU PARALARINI DÜZENLİ OLARAK ÖDÜYORUZ’
hurriyet.com.tr’nin konuştuğu muhtarlar “Su paralarını iki ayda bir düzenli ödüyoruz. Bu borç nasıl oluştu anlamış değiliz” diyor. Bereketli Köyü Muhtarı Ali Ekber Akkaya, 60 kadar hanenin bulunduğu köylerinde su paralarını düzenli olarak ödediklerini kaydetti. Günlerdir susuz olduklarını söyleyen Akaya, su sorununu artezyenlerden sağladıklarını, ancak bu durumun sağlık açısından sıkıntılı olduğunu söyledi.

110 haneli Tecirli Köyü Muhtarı Mehmet Poyraz, köy olarak düzenli olarak paralarını ödediklerini, hane başında iki ayda bir 90-100 TL ödendiğini söyledi.

Dedekargın Köyü Muhtarı Battal İncesu da benzer sorunlar yaşadıklarını, anlatarak “Düzenli olarak paralar ödeniyor. Bu borç nasıl oluştu anlamış değilim. Sorunun çözümü için Vali Bey ile de görüşmeler yapıldı. Ancak bir çözüm bulunamadı. Üstelik önümüz yaz, daha sıkıntılı günler yaşayacağız” dedi.

Yazıhan Sulama Birliği Mehmet Zeki Yücel ise, elektrik kesintilerinin sürekli olduğunu, sorunun nasıl çözüleceğini ise bilmediklerini söyledi.

Irkçılık zehiri – Mithat Sancar

Yine bir “ırkçılık” mevzuu, yine aynı manzara. Meselenin derinlemesine tartışılmasını isteyenler, her zaman olduğu gibi azınlıkta. Yine bir geçiştirme çabası, yine bahane arayışı.

Pek çok köklü sorun karşısında sergilenen aynı toplumsal refleks: Yüzleşmek yerine kaçmak!

Aynı zamanda bir yönetim tekniği: Yok saymaya, önemsizleştirmeye çalışmak!

En temel hakikatlerimizden biri: Hakikatlerimizle yüzleşme korkusu ve/veya beceriksizliği!

Ve kahredici bir kısır döngü!

Oysa “hakikat” bu konuda hiç de karmaşık değil: Yüzleş(e)mediğiniz sorunları bir süre idare edebilirsiniz; ama halledemezsiniz. İdare etmek de ancak bir yere kadar! Zira hayat, köleniz değil; her isteğinize, istediğiniz karşılığı vermez. Yüzleşmediğiniz sorunlar, gün gelir kendileri sizinle yüzleşir. Hayatı kandırdığınızı, uyuttuğunuzu sanırsanız, fena halde yanılırsınız. Hayat bildiğince akar; yok saydığınız sorunları vaktin birinde önünüze yığar ve bir bakarsınız, kaçacak yeriniz kalmamıştır. Hem o sorunlar da, akan zaman içinde büyüdükçe büyümüştür. Küçüğünü çözemediğiniz sorunun, büyüğünü çözmeniz çok daha zordur. Üstelik yüzleşmekten kaçındığınız için, sorun çözme bilginiz ve beceriniz de iyice düşmüştür. Ayrıca sorunları mevzu etmekten, tartışmaktan kaçınmak; bunlarla bağlantılı duyguların yok olmasını sağlamıyor; aksine bu duygular çeşitli şekillerde alttan alta kaynamaya devam ediyor. Bu kaynamanın ne zaman, nerede ve nasıl patlayacağını öngörmek mümkün değilse de, bir şekilde patlayacağını “hayat bilgisi” söylüyor.

Yukarıdaki satırları, 2,5 yıl kadar önce yine bir futbol maçının ardından yazmıştım. MeşhurBursaspor- Diyarbakırspor maçı esnasında ve sonrasında, Diyarbakırspor üzerinden Kürtlere yönelik iğrenç saldırılar olmuştu. Her şey buram buram ırkçılık kokuyordu. Bir fotoğraf ve birkaç söz, olan biteni tüm çıplaklığıyla anlatıyordu. Diyarbakırspor taraftarlarına ayrılan tribün köşesinde bir adam, kucağında iki çocuk. Çocukların gözlerinde korku, adamın yüzünde buruk bir sitem. “Güvenlik sağlanana kadar” tribünde bekleyecekler. İşte o adamın söyledikleri:“Maçı izlerken atılan sloganlar nedeniyle ben kendimi başka bir ülkenin vatandaşı, Diyarbakırspor’u da başka bir ülkenin takımı gibi hissettim.”

Peki, maçtan sonra ne olduğunu hatırlıyor musunuz? Dönemin Futbol Federasyonu başkanı, iki kulübün başkanlarını yanına alıp bir basın toplantısı düzenledi. Sanki ortada sadece o iki şahsı ilgilendiren küçük bir ihtilaf varmış da, onlar kucaklaşıp öpüşünce hallolacakmış gibi!

Buradaki sihirli sözcük, “uzlaşma”! Biz uzlaştık, sorun da toz oldu! Bursaspor’a göstermelik bir ceza verildi, “olay tatlıya bağlandı”!

Oysa ırkçılık bir zehirdir, öyle yok saymakla tatlıya dönüşmüyor; aksine bünyeye iyice yerleşiyor, onu çürütüyor. Son örnekler futboldan!

Pazar günü oynanan Fenerbahçe- Trabzonspor maçından sonra ZokoraEmre Belözoğlu’nun kendisine “ırkçı ifadelerle” küfrettiğini söyledi. Emre önce bunu açıkça ve doğrudan inkâr etmedi. Oysa Emre İngiltere’de futbol oynarken, benzer bir iddia karşısında hemen inkâra başvurmuştu. Emre’nin bu iki davranışı arasındaki fark bile, bize bir “hakikatimiz” hakkında fikir verebilir: Türkiye’de “ırkçılığın” normal olduğuna, en azından bir “skandal” sebebi sayılmayacağına dair yaygın algı, hatta kuvvetli bir inanç var!

Fakat bu olay, Emre’nin ve onun gibilerin tahmininden daha fazla tepki uyandırdı. Bunun üzerine Emre, ertesi gün bir basın toplantısı düzenleyerek kendini savunmaya çalıştı. Sözleri ve tavırları, bence bir sefalet örneğiydi. Lakin burada beni en çok hüzünlendiren, bu basın toplantısına Fenerbahçe’nin siyahî futbolcusu Yobo’nun da katılmış olmasıydı. Bilmeyenler için hatırlatayım: Yobo, Emre’nin İngiltere’de ırkçı sözlerle saldırdığı iddia edilen kişidir. Yobo’nun bu basın toplantısına isteyerek mi, yoksa başka sebeplerle mi katıldığını bilmiyorum. Ama görebildiğim kadarıyla hiç de rahat değildi ve Emre’ye bütünüyle inanıyormuş gibi gelmedi bana.

Herhalde bu basın toplantısını kurgulayanlar, Emre’nin yanına Zokora’yı koymayı çok isterlerdi, tıpkı Bursaspor- Diyarbakırspor maçından olduğu gibi. Böylece “uzlaşma” tiyatrosu mükemmel bir şekilde kurulmuş olacaktı. “Uzlaşma” olunca da, sorun yok olacaktı. Zaten maçtan sonra Emre, Zokora’nın böyle bir açıklama yapmasına şaşırdığını söylemişti. Gerekçesi de mealen şöyleydi: “Saha içinde aramızda bir şeyler oldu, sonra sarıldık uzlaştık.” Böylece mesele kapanmış olmalıydı Emre’ye göre.

Hakan Şükür
’e de bu “olay”la ilgili görüşü sorulmuş ve iyi ki de sorulmuş. Hakan’ın cevabı, başta tasvir etmeye çalıştığım zihniyetin kusursuz bir ifadesi gibi duruyor, özellikle de şu sözleri:“Ben bunun çok fazla uzatılmaması taraftarıyım. Uzatıldıkça çok farklı kesimlere çok farklı şekilde yansıyor. Kendi aralarında çözmüşler, helallik almışlar. Bize kalan da bunu kapatmaktır.”

Üzerine kapatalım da, nereye kadar? Bu ülkede en fazla ertesi güne kadar! Beşiktaş- Galatasaray maçında, bu sefer de Galatasaray’ın siyahî futbolcusu Eboue’ye hem de tek kişi tarafından değil, tribünlerden, gizli saklı da değil alenen ırkçı saldırılar geldi. İşin hazin yanı, bu saldırıların Çarşı gibi bu konularda örnek duyarlılıklar sergilemiş taraftar grubunun bulunduğu tribünlerden gelmiş olmasıdır.

Bu vesileyle bir kez daha söyleyelim: Bu ülkede, ciddi bir ırkçılık sorunu var. O iki maçta bu ırkçı saldırılar olurken, kimbilir ülkenin kaç köşesinde bucağında ne tür ırkçı ve ayrımcı olaylar yaşanmıştır! Bu, “utanılacak” bir hâldir. Üstünü örtmeye çalışmak, ırkçılığın meşrulaşmasına ve daha da yaygınlaşmansa hizmet eder! Irkçılığın yaygın olması bir utançtır, ama bence bununla yüzleşmekten kaçınmak daha büyük bir utançtır…

Mithat Sancar – Taraf

 

İkinci KCK iddianamesi kabul edildi

Özel yetkili İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK’nin şehir yapılanması KCK’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında çoğunluğu avukatlardan oluşan 50 şüpheli hakkında hazırlanan iddianameyi kabul etti.
Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı İsmail Tandoğan tarafından çoğu avukat 35’i tutuklu 50 şüpheli hakkında hazırlanan 892 sayfalık iddianamenin İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nce incelenmesi tamamlandı.

Mahkeme, iddianamenin kabulüne karar verdi.

İddianamede, bir numaralı şüpheli olarak avukatlardan Mehmet Nuri Deniz yer alırken, kapatılan DEP’in eski milletvekili Mahmut Alınak da şüpheliler arasında bulunuyor.

Ankara’da çatılar uçtu ağaçlar devrildi

Türkiye, Orta Akdeniz üzerinden gelen yeni bir yağışlı havanın etkisinde. Bu yağışlı sistem, batı bölgelerinde kuvvetli sağanak yağışı da beraberinde getirdi. Kuvvetli rüzgar, iç ve batı bölgelerde etkili.

Kuvvetli lodosun etkili olduğu yerlerden biri de başkent Ankara’ydı. Kuvvetli lodosun hızı saatte 90 kilometreye kadar ulaştı. Bazı yerlerde çatıların uçtuğu görüldü.

Ayrıca başkentte kum fırtınası etkili oluyor.

Kuvvetli rüzgar, yağışı da beraberinde getirecek.

Ankara’da öğleden sonra yağışlı hava etkili olacak. Uzmanlar vatandaşları uyarıyor.

Kuvvetli lodosun görüldüğü yerlerde özellikle çatı uçması ve ağaç devrilmesi konusunda dikkatli olunması istendi.

Çok Sayıda İl Fırtınaya Teslim

Kuvvetli rüzgarın etkili olduğu yerlerden birisi Eskişehir’di.

Kentte birçok binanın çatısı uçtu, yolda yürüyen bir üniversite öğrencisinin üzerine ağaç devrildi. Yaralanan öğrenci Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Düzce ve Bolu’nun Kaynaşlı ilçesinde fırtına hayatı olumsuz etkiledi. Stadyum caddesinde park halinde bulunan otomobilin üzerine ağaç düştü.Araçta önemli ölçüde hasar meydana geldi.

Isparta’nın Yalvaç ilçesi Büyüklü Beldesinde saatteki hızı 70 kilometreye ulaşan fırtına sebebiyle bir caminin minaresi yıkıldı.

Kütahya’da etkili olan şiddetli rüzgarda ise çatılar uçtu, tabelalar devrildi.

Konya’da kum fırtınası etkili oluyor.Şehirde çok sayıda trafik kazası meydana geldi.

Cihanbeyli-Konya arasında karayolu trafiğe kapatıldı.

Doktorlar şiddete karşı iş bırakıyor

Gaziantep’de Dr. Ersin Aslan bir hasta yakını tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi acil koduyla toplanarak 19 Nisan Perşembe günü “Sağlıkta Şiddete Karşı” bir günlük GöREV kararı aldı .

Gaziantep’te göğüs cerrahisi uzmanı olarak görev yapan Dr. Ersin Aslan, bugün görev yaptığı Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’nde ameliyattan çıktıktan sonra serviste dinlenirken, 10 gün önce yaşamını yitiren bir hastasının 17 yaşındaki torunu tarafından arkasından bıçaklandı. Ağır yaralanan Aslan acilen ameliyata alındı.

Göğsünden ve vücudunun değişik bölgelerinden aldığı bıçak darbeleriyle yaralanan Dr. Ersin Aslan, çalıştığı hastanede meslektaşları tarafından ameliyata alındı. Aşırı kan kaybettiği için yaklaşık 80 ünite kan verilen Aslan, 8 saat süren ameliyatta kurtarılamadı.

Aslan’ın öldürülmesi hekimler ve sağlık çalışanları arasında infial yarattı. Gaziantep Tabip Odası’nın öncülüğünde Aslan’ın görev yaptığı hastanenin önünde toplanan hekimler ve sağlık çalışanları buradan Gaziantep Valiliği’ne doğru sessiz yürüyüş gerçekleştirdi. Tüm gün ve gece boyunca hastane önünde protestolar da devam etti.

“İntikam” için bıçaklamış!
Hastane yetkililerinden alınan bilgiye göre, Gaziantep Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’nde görevli kalp damar cerrahisi uzmanı Dr. Ersin Arslan (26), servisteki odasında M.G’nin saldırısına uğradı. Bağırma sesleri üzerine odaya giren meslektaşları ve sağlık görevlilerinin göğsünden ve karnından bıçaklanmış halde bulduğu Arslan, meslektaşları tarafından bir üst kattaki ameliyathaneye kaldırıldı.

Olay sonrasında servisin tuvaletine gizlenen M.G. (17), güvenlik görevlileri ve hastane personeli tarafından saldırıda kullandığı tahmin edilen bıçakla yakalanarak, polise teslim edildi.

Çocuk Şube Müdürlüğü’nde gözaltına alınan M.G’nin, dedesinin bir süre önce Dr. Arslan’ın da katıldığı bir ameliyatta hayatını kaybettiği, saldırıyı bu nedenle ”intikam” için gerçekleştirdiğini söylediği iddia edildi.

Bu arada birçok meslektaşının ameliyatına girdiği Dr. Arslan’ın tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Dr. Arslan’a yönelik saldırıyı duyarak ameliyathane önüne gelen eşi, yakınları ve bazı meslektaşları sinir krizi geçirdi, farklı hastanelerden çok sayıda doktor da kan vermek ve Arslan’ın yakınlarına destek için hastaneye geldi.

Dr. Ersin Arslan’ın katledilmesiyle ilgili taziye mesajları ise arka arkaya geldi.

Türk Tabipleri Birliği Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, Sağlık Bakanı Recep Akdağ başta olmak üzere çeşitli kurum ve kuruluşların temsilcilerinden konuya yönelik açıklamalar geldi.

Doktorlar ‘şiddete karşı’ iş bırakıyor
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi acil koduyla toplanarak 19 Nisan Perşembe günü “Sağlıkta Şiddete Karşı” bir günlük GöREV kararı aldı. Bugün açıklanan kararla birlikte hekimler görevi başında katledilen meslektaşları Dr. Ersin Arslan başta olmak üzere saldırıya uğrayan, yaşamını yitiren tüm meslektaşlarını anmak ve sağlıkta yaşanan şiddeti ve şiddeti körükleyen popülist sağlık politikalarını protesto etmek amacıyla 1 gün iş bırakacak.

Kaynak: Hekimedya Haber Merkezi

Londra Olimpiyatları’na 100 gün kaldı

0

Londra Olimpiyatları’nın başlamasına 100 gün kala düzenlenen etkinlikler çerçevesinde olimpiyat sloganı da açıklandı: Bir kuşağa ilham ver.

Londra Olimpiyat Komitesi Başkanı Seb Coe kentin batısındaki bir botanik bahçesinde, 25 bin çiçekten oluşan dev olimpiyat halkalarının açılışını yaptı.

Seb Coe “Beklentiler yüksek ve biz de sizleri hayal kırıklığına uğratmayacağız.” diye konuştu.

Bu arada bir BBC anketi, halkın %64’ünün olimpiyatlar için vergi mükelleflerinin kesesinden yapılan masrafı fazla bulduğunu ortaya koydu.

Ancak katılımcıların %55’i, İngiltere’ye getirileri açısından, yapılan masrafın karşılığının alınacağı görüşünde.

Telefonla 2 bin kişiye ulaşılarak yapılan ankete göre Londra’dan uzaklaştıkça yapılan masrafı fazla bulanların oranı artıyor.

İngiltere hükümeti olimpiyatlar için kamu bütçesinden 9,3 milyar sterlin (14,8 milyar dolar) ayırdı. Londra’nın pekçok semtinde de belediye vergileri artırıldı.

Bu bütçe, olimpiyatlara evsahipliği başvurusunun yapıldığı 2005 yılında öngörülenin neredeyse dört katı.

Kültür Bakanı Jeremy Hunt, BBC’ye “Bence insanlara ‘Yapılan harcamanın karşılığı alındı mı?’ sorusu olimpiyatlardan sonra, ülke için ne kadar iyi olduğunu gördükten sonra yöneltilmeli.” dedi.

Bakan Hunt ülke çapında 69 “canlı nokta” kurarak, herkesi olimpiyatların bir parçası yapmaya çalışacaklarını söyledi.

Kumdan kaleler

Londra Olimpiyatları 27 Temmuz’da, kentin doğusundaki Stratford’da bulunan Olimpiyat Stadyumu’ndaki törenle başlayacak.

Oyunlara 70 gün kala İngiltere’de dolaştırılmaya başlayacak olan olimpiyat meşalesi bu törende stadyuma getirilerek olimpiyat ateşi yakılacak.

Olimpiyatlara 100 gün kala açılışı yapılan çiçekten olimpiyat halkaları ise kentin batısında, her gün Heathrow Havaalanı’na inen binlerce yolcunun havadan görebileceği Kew Botanik Bahçeleri’nde yer alıyor.

50 metrelik bir alana yayılan halkalar için 20 bin adet menekşe, hercai menekşe ve elma nanesi kullanıldı.

Londra 2012 Komitesi Başkanı Lord Coe da bahçeye bir meşe fidanı dikecek. İngiltere’nin modern olimpiyatların kuruluşundaki rolünü kutlamak için bu yıl ülkede 40 meşe fidanı dikiliyor.

Bu fidanlar, modern olimpiyatların babası Baron Pierre de Coubertin’in anısına 1890 yılında dikilmiş bir ağacın palamutlarından yetiştirildi.

100 günlük geri sayımı kutlamak için öğrenciler bu hafta ülkenin güney kıyılarındaki Weymouth’da dev bir kumdan kale yapmışlardı.

Bugün de Londra’nın ünlü tiyatrolar semti West End’deki müzikal, tiyatro ve dans gösterilerinin oyuncuları ile İngiltere’nin olimpiyat atletleri, kent merkezindeki Trafalgar Meydanı’nda “Hoşgeldin Dünya” adlı bir performans sergileyecek.

Güvenlik

Öte yandan Londra Olimpiyatları’na 10 bin güvenlik görevlisi sağlayacak olan G4S şirketinin yöneticisi Mark Hamilton, bu 10 bin kişiyi seçme sürecinde büyük ilerleme kaydettiklerini söyledi.

Hamilton “Muazzam bir ilgi oldu; olağanüstü adaylardan başvurular gelmeye devam ediyor.” dedi.

Hamilton’a göre 67 bin kişi söyleşiye çağrıldı, 3 bin kişi eğitime başladı ve 1400 kişi de görev başında.

Ve olimpiyatlarda üç kez altın madalya kazanan Usain Bolt, Londra’da 100 metreyi 9,4 saniyede, 200 metreyi de 19 saniyede koşarak dünyayı “hayrete düşürmek” istediğini söyledi.

(BBC)

125 km’lik fırtına İstanbul’u vurdu

İstanbul’da fırtına özellikle Avrupa Yakası’nda etkili oluyor. Fırtına nedeniyle sallanan Boğaziçi Köprüsü trafiğe kapatıldı.

Marmara ve Ege’de bugün beklenen fırtına etkili olmaya başladı.

İstanbul’da aniden bastıran lodos fırtınası bazı çatıların uçmasına yol açtı. Şiddetli rüzgar sebebiyle Kapalıçarşı’nın çatısı zarar gördü. Fırtına nedeniyle kentin büyük bölümü toz bulutuyla kaplandı.

Fırtına nedeniyle sallanan Boğaziçi Köprüsü trafiğe kapatıldı.

Fırtına nedeniyle İDO’nun bazı seferleri de iptal edildi. Bostancı-Kadıköy-Yenikapı-Bakırköy Hattı seferleri şu anda yapılamıyor. Bandırma-Yenikapı-Bostancı ile Bostancı-Yenikapı-Bandırma seferleri de iptal edildi.

Siyaset denizi için tekne tasarımı – 1

Ateş İlyas Başsoy “Akp neden kazanır? Chp neden kaybeder?” isimli kitabını neredeyse tamamen Selim Türkhan üzerine kurmuş. Son on yılın tüm seçimlerinde nasıl olup da Akp’nin bu başarıyı gösterdiğini güzel bir teori ile açıklamış. Bu teoriye göre Türkiye seçmeninin kabaca %25-30’u  Selim Türkhan’lardan oluşuyor. Selim Türkhan ise herhangi bir partiye kalıcı bir bağlılığı olmayan “siyasetsiz” seçmeni temsil eden hayali bir isim.

Selim Türkhan Partisi (STP)

Başsoy'un analizine göre 2011 seçim sonuçları

Başsoy’a göre Selim Türkhan seçimlerin sonucunu belirliyor. Zira Akp ve CHP’nin kendi tabanlarından aldıkları oylar birbirine yakın. Fakat STP’yi (Selim Türkhan Partisini) sadece Akp ikna edip kendi oylarına ekleyebiliyor ve bu sayede 10 senedir iktidarda.

Yukarıdaki ve Başsoy’un kitabındaki diğer öneriler genel olarak Chp’nin ders alabileceği tespitler. Bizim gibi muhalif siyasetle ilgilenen küçük partilerin üyelerini, hatta BDP’yi bile pek ilgilendirmiyor gibi. Çünkü Selim Türkhan merkezi politikaların başarılı uygulanmasına oy veren bir insan. Somut ve kalkınmacı icraatlara saygı duyan, politik doğruculuk ve tutarlılıkla pek ilgilenmeyen bir vatandaş.

Türkiye Muhalif siyaseti Selim Türkhan’a yaranmak için kendi söylemini değiştirmediği ve ilkelerinden ödün vermediği sürece toplam oy oranını arttıramayacak. Zira 2011 genel seçimlerinde bağımsızların meclise giriş başarısı bile, muhalif siyasetin sandıkta kendi sınırlarına vardığını gösteriyordu. Eğer hiç bir seçim barajı olmasaydı blok’un vekil sayısı 36 değil 39 olacaktı. Başka bir değişle barajın varlığı blok’un seçim performansını neredeyse hiç etkilememiştir.

Ben yine de seçim barajının kalkması durumunda muhalif siyasetin tamamen değişeceğine inanıyorum. Bir gün gelir de seçim barajı yerini milli bakiye sistemi gibi daha adil bir sisteme bırakırsa, küçük siyasi partiler bir kaç seçim süresi içinde net olarak iki gruba ayrılacaktır:

  1. Seçime girip, sandıkta başarı yakalamaya çalışan partiler
  2. Seçimleri önemsemeyen fikri partiler

Bizler yani Yeşiller ve EDP’liler ortak bir partiye doğru evrilen ortaklık sürecimizin sonuna gelmeden nasıl bir parti istediğimize karar verip bir tasarım yapmalıyız.

Nasıl bir parti kurmalı?

Yukarıda ortaya koymaya çalıştığım kaba ayrıma göre düşünelim. Kurmak istediğimiz parti seçimlerde başarıyı hedefleyen bir parti mi olmalı, yoksa fikri bir parti mi?

Benim kafamdaki yeni parti mevcut seçim sistemimiz daha demokratik bir sisteme dönüşünceye kadar sandığa odaklanmamalı. Fakat seçimleri önemsemeyen fikri bir parti de olmamalı. Nasıl mı?

Yeni partimizin öncelikli amaçlarından biri seçim sistemini ve siyasi partiler kanununu değiştirmek olmalı. Bu amaç için  platformlar oluşturmalı, seçim sistemi ve siyasi partiler kanunu alternatifimizi hazırlamalıyız. Mevcut seçim sisteminin ülkemiz demokrasisine verdiği hasarlar konusunda kamuoyu oluşturmalıyız.

Seçimlere müdahil olmak için HDK gibi seçim sistemini hacklemeyi hedefleyen platformlara destek vermeliyiz. İlla seçimlere katılacaksak bu HDK gibi güç birlikleri ile birlikte ve sonuç alma şansımızın yüksek olduğu yerlerde olmalı.

Seçim sistemi değişmediği sürece STP oylarına göz dikmemeliyiz. Zira Selim Türkhan uzun süreli politik bağlılıkların insanı değil. Bugün söylediklerimizi seçime iki gün kala unutur gider. Biz ise Selim’e yaranmak için kıvırdığımızla kalırız.

Gündem oluşturan, kampanyalar düzenleyen, somut öneriler ve planlar sunan bir parti olmalıyız. Bu sayede biz meclise giremesek bile, fikirlerimiz girebilir. (Bugün Yeşillerin meclise giremediği sayılı Avrupa ülkesinde meclisteki muhalif partilerin programları pek çok Yeşil politikayı içermektedir.)

Uzun vadeli düşünmeli ve bu sebepten ötürü en eğlenceli, en cool parti biz olmalıyız. Gençler arasında bir rüzgar estirmeliyiz. Selim Türkhan’ı değil Selim’in çocuklarını kazanmalıyız.

 

12 EYlül’de AKP mağdur, Erdal Eren ve Doğan Öz değil

12 Eylül askeri darbesinin hayatta kalan mimarları Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında açılan davaya, ‘suçtan zarar’ gördükleri gerekçesiyle yüzlerce kişinin yaptığı müdahillik başvurusu, 3’ü dışında, ‘itibar edilecek belge’ sunulmadığı gerekçesiyle Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi. Böylece aralarında yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren, öldürülen Abdi İpekçi ve Savcı Doğan Öz’ün ailesinin de bulunduğu kişilerin müdahillik talebi de kabul edilmemiş oldu. “Çocuklarımız, yakınlarımız idam edildi, işkencede öldürüldü ama bu durum ‘itibar edilecek belge’den sayılmıyormuş” diyen aileler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava açmaya hazırlanıyor.

Evren ve Şahinkaya hakkında açılan davaya yüzlerce kişi müdahil olmak için başvuru yapmıştı. Yargılamayı yapan özel yetkili Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Nisan’daki TBMM, Başbakanlık, CHP, MHP, DİSK, Hak-İş ve gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın annesi Berfo Kırbayır’ın müdahillik talebini kabul etmişti. Mahkeme, müdahillik talebinde bulunan yüzlerce kişiye ise 16 Nisan’a kadar süre vererek, ‘işkence, kötü muamele, işkence ile adam öldürme, gözaltında kaybolma’ ve diğer hak ihlalleriyle ilgili mahkeme kararlarının ya da mahkemece itibar edilecek resmi belgelerin sunulmasını istemişti.

Sınırlar belirlendi
Mahkeme verdiği ara karar uyarınca, gerçek kişilerin müdahillik talebini görüşmek üzere toplandı. Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda verilen kararda, savcılığın, darbe sürecinin başlangıcını ve suç tarihini, askerler tarafından dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e verilen uyarı mektubunun, 02 Ocak 1980’de dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve CHP lideri Bülent Ecevit’e iletilmesini esas aldığı belirtilerek, “12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbenin, 06 Aralık 1983 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı’nın oluştuğu tarihi de kapsadığının iddia edildiği anlaşılmıştır” denildi.
Kararda, 6 Nisan 2012 tarihinde yapılan duruşmada “duruşma zabıtları ile yargılama aşamasında verilen dilekçelerde, işkence, kötü muamele ve zabıtların” özel yetkili savcılığa gönderilmesine karar verildiği de hatırlatılarak, “117 adet müdahale talep dilekçesi ile duruşma zabıtlarının Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine 13 Nisan tarihli müzekkere ekinde gönderildiği tespit edilmiştir” denildi.

3’ü kabul edildi
Mahkeme darbe yapıldığında milletvekili olan Ahmet Türk ve Abdulgani Aşık ile Ahmet Cihan’ın ‘suçtan zarar görmüş olma ihtimali ve usulünü uygun olarak yapılan talep doğrultusunda’ müdahilliklerini kabul etti. Ancak diğer başvuruları, “Sanıkların yargılandıkları suç, suç tarihi korunan hukuksal değer, bu suçun işlenmesi sırasında işkence, kötü muamele ve benzeri suçlar işlendiği iddia edilen gerçek kişilerin bu suçlara ilişkin mahkemece itibar edilecek karar ve belge örnekleri sunmamış olmaları” nedeniyle reddetti.

Devrimci 78’liler Federasyonu Avukatı Mehmet Horuş “Karar, darbenin devlet içi bir mesele olarak kabul edildiğini ortaya koymaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz” dedi. Mahkemenin ‘kurumsal müdahillik’ talebinde bulunanlara ilişkin kararını ise önümüzdeki günlerde açıklaması bekleniyor.

(Radikal)