Ana Sayfa Blog Sayfa 4724

Pippa Bacca’nın katiline ömür boyu hapis onandı

Barış Gelini Pippa’ya önce tecavüz eden sonra öldüren Murat Karataş’ın ömür boyu hapis cezası onandı. Kararda, sanığın insani değerlerden tamamen uzak bir kişilik yapısı sergilediği, olaydan sonra pişmanlık duymadığı belirtildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, İtalya’nın Milano şehrinden dünya barışı ve Filistin topraklarında işgalin sonra ermesi için gelinliği ile yola çıkan ve Türkiye’de tecavüz edilerek öldürülen Pippa Bacca’nın katili Murat Karataş’a verilen ömür boyu hapis cezasını onadı.

Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde, aracına aldığı “Pippa Bacca” ismiyle tanınan İtalyan sanatçı Giuseppina Pasqualina Di Marineo’ya tecavüz ettikten sonra boğan sanık Karataş, vücut dokunulmazlığını ihlal, ırza geçme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten öldürmek, yakalanmamak için delilleri ortadan kaldırmak ve hırsızlık suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) takdiri indirim nedenlerinin sayıldığı 62. maddesi uyarınca hafifletici sebepleri gözönünde bulundurarak cezayı ömür boyu hapis cezasına çevirdi.

Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyayı görüşen Yargıtay 1. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını oybirliğiyle onadı. Daire’nin kararında, sanığın sabıkalı olduğu ve suçların işleniş biçimlerinden de açıkça anlaşılacağı üzere insani değerlerden tamamen uzak bir kişilik yapısı sergilediği belirtildi.

Kararda, sanığın olaydan sonra gerçek anlamda pişmanlık duymadığı, maktuleden aldığı cep telefonunun sim kartını çıkarıp yerine kendi sim kartını takarak cep telefonunu kullanması üzerine yakalandığı, maktulenin giysileri üzerinde kendisinden başka bir erkeğe ait sperm artıkları bulunmasına rağmen bu konuya açıklık getirmediği, olayın yapılan teknik inceleme ve fenni bulgular sonucu ortaya çıkarıldığı, sanığın ise duruşmalarda olaya açıklık getireceğine eski ifadelerini tekrar etmekle yetindiği ifade edildi.

Olayda, cezanın bireyselleştirilmesi sırasında uygulanma yeri bulunmadığı gözardı edilerek TCK’nın takdiri indirime ilişkin 62. maddesi ile indirim yapılmış olmasını yerinde görmeyen Daire, aleyhe temyiz olmadığından bunu bozma nedeni saymadı.

Sanık ve avukatının cinsel ilişkinin rızaya dayalı olduğuna ve eksik incelemeye dayalı temyiz itirazlarını reddeden Daire, ceza miktarına ve tutuklulukta geçen süreye göre sanığın tahliye isteminin de oy birliğiyle reddine karar verdi.

Gelinlikle Milano’dan yola çıkmıştı

33 yaşındaki Pippa Bacca, sanatçı arkadaşı Silvia Moro ile 8 Mart 2008’de Milano’dan barış ve güven mesajı vermek amacıyla gelinlikle yola çıkmıştı. İki sanatçı, Balkan ülkeleri ve Türkiye üzerinden karayoluyla otostop yaparak Tel Aviv’e ulaşmayı hedefliyordu. 19 Mart 2008’de İstanbul’da birbirlerinden ayrılan iki sanatçı, farklı güzergahları izlemelerinin ardından Beyrut’ta yeniden buluşmayı planlıyordu. Ancak Bacca’dan, 31 Mart 2008’de İtalya’daki arkadaşına cep telefonundan kısa mesaj göndermesinin ardından haber alınamamıştı.

Sanatçının en son Gebze’de görüldüğü ve kredi kartıyla son harcamayı 31 Mart 2008’de öğle saatlerinde Gebze’de yaptığı belirlenmişti. Bacca’nın cesedi, Gebze ilçesi Tavşanlı Köyü Ballıkayalar mevkisinde birlikte görüldüğü hırsızlık suçlarından sabıkalı Karataş’ın yer göstermesi üzerine çıplak ve toprağa gömülü olarak bulunmuştu.

ÇEHAV: Kimse takla atmasın

Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları (ÇEHAV) her gün yeni bir skandala imza atan İdris Naim Şahin hakkında bir açıklama yayınladılar.

” Bizler çevre ve ekoloji hareketi içinde yer alan savunucular olarak, ekoloji mücadelemizin sadece doğal yaşam alanlarının yok edilmesine değil, aynı zamanda iktidarın tahakküm altına alan ve yoz diline karşı bir mücadele olduğunun, elindeki iktidar  ile sarhoş olmuş, Deli Dumrul’un kötü kopyası bu bürokratların aşağılayıcı ve ayrımcı dilinin bu topraklar üzerinde yaratığı cehennemin farkındayız.” denilen açıklamanın tamamı şu şekilde:

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin inciler saçmaya devam ediyor. Daha önce 75 bin “vatan hainini” tükürükle boğmaya kalkışan Bakan, son olarak Ağrı’da yaptığı basın açıklamasında bu ülkenin kiralanmış buğday tarlası değil, kan akıtılmış vatan toprağı olduğunu bir kez daha bilincimize nakşetmiş; hızını almayarak, kendisini karşılamaya gelen bir köylünün “geldiğinize çok sevindim” demesi üzerine, “nereden bileyim sevindiğini, hadi bir takla at göreyim” deme sakilliğini göstermiştir.

Bakan’ın bu sözleri Karasu-2 HES baraj gölünde hayatını kaybeden 5 işçi ile ilgili inceleme gezisinde sarf etmesi,düşündürücüdür. Orman ve Su İşleri Bakanı’nın da HES projelerine karşı mücadele edenleri karalamak amacıyla sık sık baş vurduğu, kendi politikalarına karşı duranları vatan hainliği ile suçlayan militarist bir söylem üzerinden üretilen bu iktidar dili HES yaparak doğayı, istihdam sağlıyorum diye HES’te çalışan işçiyi öldürdükten sonra, hiç sıkılmadan halkın, kendisinin “yüce varlığı” karşısında takla atmasını isteme cüretini gösterebilmektedir.

Bizler çevre ve ekoloji hareketi içinde yer alan savunucular olarak, ekoloji mücadelemizin sadece doğal yaşam alanlarının yok edilmesine değil, aynı zamanda iktidarın tahakküm altına alan ve yoz diline karşı bir mücadele olduğunun, elindeki iktidar  ile sarhoş olmuş, Deli Dumrul’un kötü kopyası bu bürokratların aşağılayıcı ve ayrımcı dilinin bu topraklar üzerinde yaratığı cehennemin farkındayız.

Bu ülkenin geleceğinin kanlı topraklarda olmadığına, insanın ve doğanın özgürleşmesinin Bakan’ın küçümsediği sebze bahçeleriyle, şeker pancarı tarlalarıyla, meralarla, zeytinliklerle ve buğday tarlalarıyla mümkün olacağına inanıyoruz.

Bizler, Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları olarak; İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in nezdinde, Anadolu’nun kadim halklarıyla ve o halkları var eden topraklarla dalga geçen tüm bürokratları, halkın, toprağın, havanın ve suyun önünde -takla atmaya değil ama- özür dilemeye davet ediyoruz.

Sağlık çalışanları iş bıraktı

Antep’te Dr Ersin Aslan’ın bir hasta yakını tarafından bıçaklanarak öldürülmesi üzerine hekimler bugün tüm Türkiye’de iş bıraktı.

İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok kentte hekime yönelik şiddete karşı yürüyüşler düzenleniyor. Birçok hatane eylemlere yüzde yüz katılım sağlarken Aile Sağlığı Merkezleri’nde ve özel hastanelerde çalışan hekimler de eylemlere katıldı.

Dr. Amaral: ‘Hükümet tedbir almalı’
İstanbul’da Çapa ve Cerrahpaşa hastanelerinde buluşan binlerce hekim Beyazıt’a doğru yürüyüşe geçti. Çapa’daki buluşmaya, Türkiye’de bulunan Dünya Tabipler Birliği Başkanı Dr. José Luiz Gomes do Amaral da katıldı. AKP hükümeti tarafından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin hekimleri tehdit ettiği ve bu nedenle TTB’ye destek için 16 Nisan’da Türkiye’ye gelen Amaral, hekime yönelik şiddete karşı Çapa’daki buluşmada bir konuşma yaptı. Amaral, öncelikle öldürülen hekimin ailesine baş sağlığı diledi ve hekime yönelik şiddetin tüm dünyada arttığını belirtti. Amaral, Türkiye’de hekime yönelik şiddette karşı hükümetin acil tedbirler alması gerektiğini söyledi.

‘Sağlık sistemi öldürüyor, hekimler öldürülüyor’
Çapa’da bir konuşma yapan İstanbul Tabip Odası Başkanı Taner Gören, sağlık sistemi öldürüyor, hekimler öldürülüyor dedi ve hekime yönelik şiddetin sorumlusunun hekimle hastayı karşı karşıya getiren düzenlemeleri hayata geçiren AKP hükümeti olduğunu ifade etti.

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu da bir konuşma yaparak TTB’nin hekime yönelik şiddete karşı talepleri açıkladı. Çerkezoğlu, daha önce 14 Mart 2012’de sundukları hekime şiddete yönelik yasa maddesi önerisinin adının bugün itibariyle “Dr Ersin Arsan Yasa maddesi önerisi” olduğunu açıkladı. Hekime yönelik şiddet davalarının kamu davası statüsünde görülmesi gerektiğini söyledi. Çerkezoğu, taleplerinin karşılanmaması durumunda eylemlerin süreceğini söyledi.

İstanbul Avrupa Yakası’ndaki hekimler Çapa ve Cerrahpaşa hastanelerinde buluştuktan sonra Beyazıt’a doğru yürüyüşe geçti. Aile Sağlığı Merkezleri ve özel hastanelerden de hekimlerin yoğun bir şekilde katıldığı yürüyüş boyunca “Sağlık Bakanı istifa” sloganları sık sık atıldı.

İstanbul’daki yürüyşe on binden fazla hekim katıldı. İstanbul’da Çapa’da ameliyatlar etrelendi. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastanlıkları Hastanesi, Bakırköy Devlet Hastanesi, Bahçelievler 70’inci Yıl Fizik Tedavi Hastanesi, Haseki, Cerrahpaşa, Pendik Marmara Üniversitesi Hastanesi, Lütfi Kırdar Devlet Hastanesi, Göztepe Marmara Üniversitesi Hastanesi, Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde hekimler iş bırakma eylemlerine yüzde 100 katılım gösterdi. İstanbul’da hekimlerin yürüyüşü sürüyor.

Ayrıca İstanbul Üniversitesi Çapa Hastanesi’nde sabah saatlerinde Prof Dr. Alper Toker adlı hekimin hasta yakınları tarafından darp edildiği öğrenildi.

Ankara’da hekimler Sağlık Bakanlığı’na yürüyor
Ankara’da da 5 bine yakın hekim Numune Hastanesi’nde bir araya gelerek Sağlık Bakanlığı’na doğru yürüyüşe geçti. Ankara’da da hekimler “Sağlık Bakanı istifa” sloganını atıyor.

Hekimlerin eylemleri sürerken Sağlık Bakanlığı’nın TTB’den bir görüşme talep ettiği öğrenildi.

(sendika.org)

Ankara’da ‘2. Evrimsel Biyoloji Öğrenci Kongresi’ni düzenliyor

Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Topluluğu, 2-3 Mayıs 2012 tarihlerinde “2. Evrimsel Biyoloji Öğrenci Kongresini” düzenleyecekken, bu yılki kongrenin teması “insan evrimi” olacak.

Hacettepe Üniversitesi biyoloji öğrencilernin, bu yıl ikincisini düzenleyecekleri “2. Evrimsel Biyoloji Öğrenci Kongresi”nin bu yılki teması “insan evrimi” olacak.

Biyoloji Topluluğu’nun yaptığı açıklamaya göre, geçen yıl yapılan kongreden farklı olarak bu yıl Evrim konusunu daha da genişletip katılımcılara daha geniş bir yelpazede “İnsan Evrimi” anlatılacak.

2-3 Mayıs 2012 tarihlerinde Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampüsü K Salonu’nda gerçekleştirilecek olan kongrede 7 oturumdan oluşan öğrenci sunumlarının yanı sıra “Akdeniz, İnsan Hareketleri ve Vektör Evrimi” konusunda Prof. Dr. Bülent Alten, “Sosyobiyolojinin Kritiği” panelinde ise Prof. Dr. Suavi Aydın, Prof. Dr. Hüseyin Özel ve Doç. Dr. Ergi D. Özsoy ev sahipliği yapacaktır.

2. Evrimsel Biyoloji Öğrenci Kongresi ‘İnsan Evrimi’ hakkında ayrıntılı bilgi almak ve katılımcı olmak için www.hubito.com adresini kullanabilirsiniz. Poster sunumlarıyla katılmak isteyen katılımcılar en geç 20 Nisan 2012, saat 23:59’a kadar [email protected] adresine hazırladıkları poster sunumlarının özetini göndermeleri gerekmektedir.

(sol.org.tr)

Gerzeliler Ankara’ya yürüyor

Bölgelerinde yapılmak istenen termik santrale karşı mücadele veren Gerzeliler termik santralin Gerze için bir yıkım olduğuna kamuoyunun dikkatini çekmek için Gerze-Samsun-Ankara yürüyüşü başlattı. Yürüyüş Yaykıl köyündeki direniş çadırından geniş bir halk topluluğu tarafından yapılan uğurlama ile başladı.

18 Nisan günü Gerze’de de yapılan uğurlama töreninden sonra Samsun-Ankara yürüyüşçüleri Mustafa Kınay ve Ferhat Hançer, Gerze-Yakakent etabını yürümek üzere yola çıktılar. Yürüyüşçülerin sırayla Alaçam, Bafra, Atakum, Kavak, Havza, Merzifon, Çorum, Sungurlu, Kırıkkale güzergâhını takip ederek Ankara’ya ulaşması planlandı.

GERZELİLER ANKARA SOKAKLARINDA OLACAK

Öte yandan Yaykıl köylüleri ve Gerze’liler Çevre Bakanlığınca oluşturulan ÇED Komisyonunun ‘ÇED olumlu’ veya ‘ ÇED’ olumsuz raporunu vermek üzere toplanacağı 30 Nisan 2012 günü bu komisyona Sinop halkının termik santral istemediği mesajını bir kez daha iletmek üzere otobüslerle Ankara gidecek. Ankara girişinde Samsun-Ankara yürüyüşçüleriyle buluşacak olan Gerzeliler Ankara sokaklarında olacaklar.

(Evrensel)

28 Şubat’a ikinci operasyon

28 Şubat’a yönelik başlatılan soruşturma kapsamında polis 6 ilde çok sayıda adreste arama başlattı.

Kamuoyunda ‘Post Modern Darbe’ olarak bilinen 28 Şubat’a yönelik soruşturma kapsamında geçen hafta gerçekleştirilen ilk operasyonun ardından bugün saat 08.30’dan itibaren 6 ilde bazı adreslerde arama başlatıldığı öğrenildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Batı Çalışma Grubu’na yönelik yürüttüğü soruşturmada ağırlıklı olarak Ankara, İstanbul ve İzmir’de arama gerçekleştirilirken çok sayıda emekli ve muvazzaf asker hakkında gözaltı kararı alındığı belirtildi.  Geçen hafta yapılan ilk operasyonda 31 kişi gözaltına alınmış, 18 kişi tutuklanmıştı. Tutuklananlar arasında dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Emekli Orgeneral Çevik Bir de bulunuyordu.

Orman yağması yasalaştı

2-B yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı. Tasarıya verilen değişiklik önergesiyle komisyonda yüzde 50’ye düşürülen rayiç bedel yeniden yüzde 70’e yükseltildi.

TBMM Genel Kurulu, 2-B olarak bilinen Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazine’ye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun Tasarısı’nı görüştü.

Tasarı, görüşmelerin ardından, kabul edilerek yasalaştı.

Arazilerin satış bedeline ilişkin madde üzerinde, AK Parti değişiklik önergesi verdi.

Kabul edilen önergeyle, hak sahiplerine doğrudan satılacak olan taşınmazların satış bedeli, rayiç bedelin yüzde 50’sinden 70’ine çıkarıldı.

 

Topbaş umutları söndürdü: ‘Bu müdahale değil, demokrasi’

İstanbul Şehir Tiyatroları Yönetmeliği’ni değiştirme kararına tepkiler sürerken, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ”Bir kişi tespit etmeyecek. Demoktratik olacak. Belediye aktif olarak işin içinde olmayacak. Herkes işini yapacak…” diye konuştu.

Büyükşehir Belediye Meclisi’nin repertuvarı belirleme yetkisini ‘edebi kurul’a devretmesine sanatçılar isyan etmişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, NTV muhabiri Ilgaz Gürsoy’a yaptığı açıklamada, sanatçıların, eleştirmenlerin ve tiyatroseverlerin tepkilerine şöyle cevap verdi:

“Büyükşehir Belediyesi’nin müdahale edeceği ifade ediliyor. Doğru değil. Hemen farklı yorumların getirilmesinden üzüntü duyuyorum. Tiyatrolarımız yüzde 55 dolulukla sahnelenmektedir. Sanatçıların hassasiyetini anlıyorum ama bu müdahale değil. Muhsin Ertuğrul hayatta olsa kendisine teslim ederdik.

‘Başkan bugüne kadar hiçbir oyuna müdahale etti mi?’ diye sorun, hayır etmedik. Kurulda sanatçılar da var. Bir kişi yerine yedi kişilik bir kurul seçecek. İkisi belediyede sanattan sorumlu kişiler olacak. Sanata sanatçıya saygımız var.

‘BİR KİŞİ TESPİT ETMEYECEK’
Yönetmen diye artık bir şey yok, kurul tespit edecek. Bir kişi tespit etmeyecek. Bir kişiye göre değil, demoktratik olacak. Şimdi repertuarı beraber değerlendirelim diyorum. Buna ihtiyaç vardı çünkü. Belediye aktif olarak işin içinde olmayacak. Herkes işini yapacak.”

Meclis’ten geçen yönetmelik, genel sanat yönetmeninin görevlerini tırpanlarken, repertuvarı oluşturma görevini oluşturulan ‘edebi kurul’a veriyor.

Çin’in dev barajı 100 bin kişiyi daha göçe zorlayacak

Dünyanın en büyük altyapı projelerinden biri olan Çin’in Üç Vadi Barajı çevresindeki heyelan ve çökmeler dolayısıyla, bölgeden 100 bin kişi daha tahliye edilecek.

Yangtze Nehri üzerindeki barajın inşaatı dolayısıyla şimdiye dek bölgede yaşayan yaklaşık 1 milyon 400 bin kişi başka bölgelere nakledildi.

Çin medyası, devlet görevlilerine dayanarak, bölgedeki jeolojik felaketlerin 2010’da baraj gölünün azami seviyesine ulaşmasından bu yana ciddi şekilde arttığını kaydediyor.

Baraj gölünde suların mevsimsel olarak yükselip alçalması, kıyıdaki setleri zayıflatıyor.

Bu da dünyanın en büyük hidroelektrik santralı olan Üç Vadi çevresinde çok sayıda heyelan ve çöküntüye yol açıyor.

Çin’in tabii kaynaklar bakanlığı müfettişlerinden Liu Yuan, bu nedenle önümüzdeki üç ile beş yıl arasında yaklaşık 100 bin kişinin daha başka bölgelere nakledileceğini söyledi.

Çin Ulusal Radyosu’na bilgi veren Liu, baraj gölü çevresindeki 355 noktada güçlendirme çalışmaları yapacaklarını, tehlike arzeden 5.386 noktayı da izlemeye aldıklarını belirtti.

Ülkenin batısındaki Hubei bölgesinde bulunan Üç Vadi Barajı, Çinli liderlerin büyük gurur duyduğu bir proje.

Çin devriminin lideri ve ilk cumhurbaşkanı Mao Zedong’un hayalini kurduğu barajın1994-2006 arasında sekiz yıl sürdü.

İnşaatın 40 milyar dolara mal olduğu tahmin ediliyor.

Baraj gölü dolduğunda bölgedeki 13 kent, 140 kasaba ve 1350 köy baraj gölünün suları altında kaldı.

Çin hükümeti, daha önce evlerini terketmek zorunda kalanlara destek vermek için yeterince çaba gösterilmediğini kabul etmişti.

Şimdi ise on binlerce kişiye daha yaşamlarını yeniden kurmaları için yardım edilmesi gerekiyor.

(BBC)

“Fukuşima kontrol dışı”

Japonya’da Fukuşima nükleer faciasının üzerinden bir yıl geçti. Ancak Alman nükleer enerji karşıtlarına göre yetkililer bölgede henüz kontrolü sağlayamadı.

Bir Japon gazeteci, hükümetin örtbas politikaları nedeniyle halkın tehlike altında olduğunu iddia ediyor. Söz konusu gazeteci, Fukuşima’daki nükleer tesisi işleten Tepco firmasına karşı girişimde bulunduğu gerekçesiyle işinden oldu. Japon ve Alman nükleer karşıtları geçtiğimiz günlerde Berlin’de düzenlenen bir toplantıda bir araya geldi.

Almanya’da yaşayan 78 yaşındaki Japon Junko Naggai, Japon hükümetinin Fukuşima’daki gelişmelere ilişkin bilgilendirme politikasında yeterince açık olmadığını aylardan beri gözlemliyor. Buna rağmen Berlin’deki toplantıda duyduklarına inanası gelmiyor: “Ben kötü bir şeyler olduğunu düşünüyordum ama, Japonya’da durumun bu kadar da kötü olduğunu düşünmezdim. Japon medyası doğru bilgiler vermiyor; bu benim için gerçekten de bir şok oldu.”

Seul’de düzenlenen iki günlük Nükleer Güvenlik Zirvesi sona erdi. Katılımcı ülkeler, dünya genelindeki nükleer materyaller konusunda uyardı, nükleer terörizme karşı birlik çağrısı yaptı. Japonya’da tanınan eski televizyon sunucusu Tamhaşi Uesugi, Alman Protestan Kilisesi ve sivil toplum kuruluşlarının girişimiyle düzenlenen toplantıda, Japon medyasının nükleer faciayla ilgili yayın politikasından çarpıcı örnekler verdi. Fukuşima nükleer tesisinde üç numaralı reaktörden radyasyon sızdığını haber yaptığı için bir yıl önce işini kaybettiğini anlatan Tamhaşi Uesugi, Japon medyasının bu tür konularda temkinli davrandığını söylüyor:“Gazeteler daha yeni yeni ölçüm değerleri üzerine günlük bilgi veriyorlar; şimdiye kadar böyle bir şey yapılmıyordu. Bu ölçüm değerlerinin de nasıl elde edildiğini bizzat gözlemledim. Aletlerin göstergeleri 1,0 mikrosievert’in altına düşünceye kadar toprağın yüzeyini birkaç kez kürekle kazıyorlar.”

Japon gazeteci Tamhaşi Uesugi, ülkesinde siyasetin, nükleer sanayinin ve medyanın çok yoğun bir çıkar ilişkisi içinde bulunduğuna dikkat çekiyor. Koltuğunu kaybeden politikacılara nükleer tesis işletmecisi Tepco’da üst düzey pozisyonlarda iş bulunduğunu, resmi makamların nükleer kaza ile ilgili sonuçları örtbas etme girişimlerine karşı çıkanların Japon seçkinler sistemi tarafından dışlandığını belirtiyor: “Özellikle şu an düşünülenden çok daha kötü bir durum var. Japon hükümetinin aldığı bir karara göre yetişkinler ve çocuklar şimdiye kadar yasak olan (kaza bölgesinin) 20 kilometre çevresindeki alana dönebilecekler. Bunun sağlık açısından büyük zararlar doğuracağından endişe ediyorum.”

Berlin’deki toplantıya katılan Alman radyasyon uzmanı Sebastian Pflugbeil de bu görüşe katılıyor.

Japonya’da bulunan toplam 54 nükleer enerji tesisinden 15’i risk nedeniyle çalıştırılmıyor. Bir tanesi dışında, diğerleri de denetimden geçirildiği için devre dışı. Ancak nükleer karşıtları gelecekte hiçbir tesisin çalıştırılmamasını ümit ederken, Japon hükümeti Ooi’da yeni bir nükleer tesis kurma planını açıkladı. Gazeteci Uesugi, hükümetin bu planını yaklaşık 60 bin kişinin başkent Tokyo’da protesto etmesine rağmen medyanın bu tür girişimleri haber yapmadığını anlatıyor. Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin Uluslararası Hekimler Birliği (IPPNW) sözcüsü Angelika Wilmen, her şeye rağmen Japonya’da da nükleer direnişin hareketlendiğini belirterek şunları ekliyor: “Bunu, daha muhafazakar yapıdaki Japonya temsilciliğimizde de görüyoruz. Burada şimdiye kadar nükleer enerjinin sivil amaçlı kullanımı destekleniyor ve nükleer silah kullanımının sağlık açısından doğuracağı zararlar konusuna odaklanılıyordu. Şimdilerde bu konudaki bilinç değişiyor. Ama tabii bu uzun bir süreç.”