Ana Sayfa Blog Sayfa 4723

700 bin öğrenci matematikten sıfır çekti

2012 Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) sonuçları açıklandı. YGS’de en başarılı iller Burdur, Ankara ve Karabük oldu. 50 bin 805 aday tüm puan türlerinde sıfır puan aldı. 700 bin öğrenci matematikten sıfır çekti.

2012 Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) sonuçlarına göre, en başarılı iller Burdur, Ankara ve Karabük, en az başarılı illerse Van, Hakkari ve Şırnak oldu.50 bin 805 aday tüm puan türlerinde sıfır puan aldı. 700 bin öğrenci matematikten sıfır çekti.

En başarılı iller

Tüm puan türlerine göre, en başarılı iller Burdur, Ankara ve Karabük oldu. Geçen yıl, tüm puanlarda en başarılı il Yalova olmuştu.

En başarısız iller

En az başarılı illerse Van, Hakkari ve Şırnak oldu.

Geçen yıl 180 puan olan barajı aşan öğrencilerin oranı yüzde 80’ken, bu sene oran yüzde 72’ye düştü.

700 bin öğrenci matematikten sıfır çekti

1 milyon 837 bin öğrenciden 700 bini matematikten sıfır aldı.

50 bin öğrenci sıfır puan aldı

ÖSYM’den alınan bilgiye göre, sınava 1 milyon 895 bin 476 aday başvurdu, bu adaylardan 57 bin 742’si sınava girmedi.

Sınavı geçerli sayılan aday sayısı 1 milyon 837 bin 344 olarak belirlenirken, 50 bin 805 adayın ise puanları 0,5’ten küçük olduğu için hesaplanmadı.

2011-YGS’de ise 1 milyon 648 bin 240 adayın sınavı geçerli sayılırken, 38 bin 269’unun puanı hesaplanamadı; 2010-YGS’de ise sınavı geçerli olan 1 milyon 487 bin 493 adaydan 14 bin 156’sının puanı hesaplanamamıştı.

Sınavda Türkçe testinde 40 sorunun tamamını doğru yanıtlayan 929, Sosyal Bilimler testinde 40 sorunun tamamını doğru yanıtlayan 56, Temel Matematik testinde 40 sorunun tamamını yanıtlayan bin 316, Fen Bilimler testinde 40 sorunun tamamını doğru yanıtlayan 437 aday çıktı.

Geçen sene testleri doğru yanıtlayan Türkçe’den bin 392, Sosyal Bilimler’den 5, Temel Matematik’ten bin 805, Fen Bilimleri’nden ise 407 aday çıkmıştı.

Doğru yanıt oranına bakıldığında, Türkçe testinde 77 bin 429 aday (geçen yıl 142 bin 752 aday), Sosyal Bilimler testinde 9 bin 652 aday (geçen yıl 4 bin 925 aday), Temel Matematik testinde 35 bin 892 aday (geçen yıl 30 bin 633 aday), Fen Bilimleri testinde 22 bin 313 aday (geçen yıl 18 bin 69 aday) 35 ve üzerinde soruya doğru yanıt verdi.

4’ün altında doğru yanıt veren aday sayısı ise Türkçe testinde 31 bin 249 aday (geçen yıl 15 bin 99), Sosyal Bilimler testinde 253 bin 918 aday (geçen yıl 197 bin 703 aday), Temel Matematik testinde 870 bin 80 aday (geçen yıl 700 bin 800 aday) Fen Bilimleri testinde 1 milyon 260 bin 795 aday (geçen yıl 1 milyon 134 bin 899) oldu.

Sen misin cezaevindeki tecavüzü ortaya çıkartan

Pozantı Cezaevi’nde yaşanan taciz ve tecavüzü anlattığı için tutuklanan T.T hakkında 6 ayrı suçlamayla 40 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

 

Pozantı Cezaevin’de yaşadıkları taciz ve işkenceyi anlattıktan kısa bir süre sonra tutuklanan TT hakkında 40 yıl hapis cezası isteniyor.

ANF’den Meliha Gündüz’ün haberine göre, Adana’nın merkez Seyhan ilçesi Dağlıoğlu Mahallesi’nde ikametgah eden Şırnak merkez nüfusuna kayıtlı 18 yaşındaki tecavüz mağduru T.T hakkında 6 ayrı suçlamayla 40 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

İddianamede T.T, “örgüte üye olmak”, “gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefet etmek”, “kamu malına zarar vermek”, “örgüt propagandası yapmak”, “polise direnmek” ve “örgüt adına eylem yapmakla” suçlandı.

İddianamede gösterilen deliller ise polislerin ifadeleri, mobbese görüntüleri ve çekilen fotoğraflardan oluşuyor.

T.T hakkında açılan davanın duruşması 8 Mayıs’ta Adana 6.Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

T.T’nin avukatı Av. Tugay Bek, “Müvekkilimin tutuksuz yargılanması gerekiyor, ruh sağlığı iyi değil. Adana Ruh ve Sinir Hastanesi’nde tedavi gördü. Hastaneden de memnun değildi onun için tedavisini yarıda bırakıp cezaevine gelmek zorunda kaldı” dedi.

BAĞIMSIZLARIN KOĞUŞUNA VERİLDİ

Müvekkili T.T ile son olarak geçtiğimiz Pazar günü görüştüğünü belirten Av. Bek, “Müvekkilimle görüştüğümde durumu iyi değildi. Kendisi siyasilerin kaldığı koğuşa girmek istemesine rağmen cezaevi yönetimi onu bağımsızların koğuşuna vermiş buda onu çok rahatsız etmiş. Pozantı’yı anlattığı için bu uygulamaya maruz kaldığını ve yakalandığını düşünüyor” diye konuştu.

TT Pozantı Cezaevi’ndeki hak ihlallerini kamuoyu gündemine taşıdıktan kısa süre önce intihar girişiminde bulunduğu için sevkedildiğin hastanede adli bir mahkumun saldırısına uğradı.

Adana Şube Başkanı Osman Kara da TT’nin tedavisinin cezaevi dışında yapılabilmesi için Adalet Bakanlığı’na yazılı olarak başvurduklarını söyledi.

Tarım Bakanı Eker’den müthiş açıklama- Koray Çalışkan

Güzel şeyler de oluyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker 13 Nisan’da Mehmet Ali Önel’in A Haber’de sunduğu Deşifre adlı programda GDO’lu yemle beslenen hayvanlardan elde edilen gıda ürünlerinin etiketlerinde GDO’lu yemle beslendiklerinin belirtileceğini söyledi. Yani çocuğunuza tavuk mu pişireceksiniz? Artık o tavuk etinin GDO’lu gıdayla beslenen tavuktan geleceğini bilme hakkınız olacak.
Mehmet Ali Önel örnek bir gazetecilik işi yaptı. Bakanın aslında ne düşündüğünü ortaya çıkardı. Eker de GDO’lu gıdaları tercih etmiyor. Evinde doğayla barışık bir süreçte üretilmiş gıdaları tercih ettiğini söylüyor. Zaten doğrusu da o. GDO lobicileri bize “Bir sorun yok, kanıtlanmış zararları yok, yiyiniz, içiniz” diyor. Oysa kazın ayağı öyle değil.

Polonya yasakladı
Geçen hafta Polonya’da GDO’ların yeni bir rezaleti ortaya çıktı. Monsanto’nun GDO’lu mısırlarının çevreye yaydığı polenlerin arıları öldürdüğü kesin olarak kanıtlandı. GDO lobicilerinin hurafe dediği ‘zarar’ kanıtlanınca GDO’lu mısırın Polonya’ya girmesi ve üretilmesi yasaklandı. Tarım Bakanı Marek Sawicki GDO’lu mamullerin halk sağlığı ve diğer canlılar için açık tehdit olduğunu söyledi ve Monsanto’nun GDO’lu mısırının ülkeye girişinin bundan sonra mümkün olmayacağını açıkladı.
Avrupa’da genel gidişat da bu yönde. Monsanto’nun tüm AB’de yaptığı “GDO’lu her ürün serbest kalsın” lobisine 7 Avrupa ülkesi karşı çıkmış ve AB’ye gelen tasarıyı engellemişti. Adım adım GDO’ların zararları kabul ediliyor, adım adım GDO’lar sofralarımızdan uzaklaşıyor.
Eker’in açıklamasının nasıl bir sonuç ortaya çıkaracağını yakında göreceğiz. Her şey bir yana, eğer Eker sözünün arkasında durursa AKP’nin tüm icraatları içinde en başarılısı bu olacaktır. Konuyu Biyogüvenlik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Hakan Yardımcı’yla konuştum. Bakanın açıklaması onu da sevindirmiş. Sektörel bir mağduriyet yaşanmaması ve doğru etiketleme sistemi geliştirilmesi koşuluyla o da GDO’lu yemle beslenen hayvan ürünlerinde etiketlemenin doğru olduğunu düşünüyor. Ancak bu Biyogüvenlik Kurulu’nun değil, Hakan Yardımcı’nın kişisel görüşü.
Eker tarımın içinden gelen, sorunları bilen, saygı duyulan bir bakan. Dürüstlüğü ve çalışkanlığını herkes takdir ediyor. Ama sözünün arkasında duracak gücünün olup olmayacağını kimse bilmiyor. Eker’le söz konusu görüşmeyi yapan Mehmet Ali Önel açık sözlü birisi. Bakanın bunu başarıp başaramayacağını sordum. Onun da şüpheleri var. “Bakanın durumu da zor. Umarım yapabilir” dedi.
GDO lobisi çok güçlü. Bakanı ve bürokratlarını her gün dezenformasyona tabi tutuyorlar. “GDO’lar serbest bırakılsın” ve “Kesinlikle etiketlenmesin” diyorlar. GDO’ların ne kadar zararlı olduğunu, ihtiyat prensibi nedeniyle zararsız oldukları kanıtlanmadan halk sağlığına karşı bir tehdit olacağı gerçeğini bir tarafa bırakın. Esas komiklik şurada: Eğer GDO’ların bir tehdit içermediği doğruysa GDO lobicileri neden etiketlenmeye karşı çıkıyor? Çünkü onlar da biliyor. Polonya’da da sorun yok demişlerdi. Arılar ve diğer sinekler, çiçeği, ormanı, çayırı yaşatan canlılar ölmeye başlayınca sustular.
Türkiye için hâlâ şans var. Mehdi Eker konuştu. Ne yapılması gerektiğini söyledi. Konuyla ilgili bilim insanları net. Mesele genetik araştırmaların sorunlu olması değil, genetiği değiştirilmiş organizmaların gıda olarak kullanılması. Şimdilik kamuoyu çok da şey istemiyor. Yalnızca çocuğuma yedirdiğim gıdada GDO var mı yok mu bilmek istiyorum diyor. Bence buna herkesin hakkı var. Bakanın atacağı adımı bekliyoruz.

Koray Çalışkan – Radikal

CHP’den ‘Demokrasi Paketi’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında ‘Darbe Temizliği İçin Demokrasi Paketi’ni açıkladı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, içinde CHP’nin yasal önerilerinin bulunduğu ”Darbe Temizliği İçin CHP’den Demokrasi Paketi” kitapçığını basın mensuplarına tanıttı.

Darbeci zihniyetlerin bugün da hala varlığını sürdürdüğünü, Türkiye’nin hala darbe hukukuyla yönetildiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, 30 yıldır iktidar olanların bunu değiştirmediğini söyledi.

2012 Türkiye’sinde darbe dönemlerini aratmayan uygulamalarla karşılaşıldığını savunan Kılıçdaroğlu, ”Ülkemizde demokrasi varmış gibi bir oyun oynamaktan vazgeçelim. Vazgeçelim ki hiç olmazsa bu ülkedeki yeni kuşaklar gerçek demokrasinin ne olduğunu öğrensinler. Gerçek demokrasinin tadına varsınlar ki onları kimse gömlek demokrasisiyle kandırmasın” dedi.

CHP’li milletvekillerinin bu dönem kendilerine verilen yasama görevini olabildiğince mükemmel şekilde yerine getirmeye çalıştıklarını belirten Kılıçdaroğlu, 24. yasama döneminde hukuk sistemi içindeki totaliter kimlik ve darbe kurumlarını temizlemek amacıyla onlarca kanun teklifi verdiklerini anlattı.

Kılıçdaroğlu, CHP’nin şu ana kadar önerdiği yasa değişikliklerinin ”ülkenin ve halkın yararı için düşünülmüş bir darbe temizliği paketi” olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

”Bu demokrasi paketi içinde yer alan yasa teklifleri çağdaş bir demokrasi için olmazsa olmazlardır. Çağdaş bir demokrasiye kavuşmamız için siyasal partilerimizi, TBMM’nin değerli milletvekilleri ve üyelerini, darbe temizliği için CHP’nin demokrasi paketine katkı sunmaya davet ediyoruz. Hep CHP’ye ‘söylüyorsunuz ama kanun teklifi vermiyorsunuz’ diye eleştiri gelir. Ne kadar garip bir uygulamadır ki verdiğimiz kanun teklifleri, TBMM Başkanı’nın imzasından ilgili komisyonlara gider, ilgili komisyonlarda durur ama hala bazıları çıkar ‘CHP bu konuda kanun teklifi niye vermiyor? Onların görüşlerin nedir?’ diye kamuoyunun önüne çıkar, gazetelerin, televizyonların önüne çıkar konuşurlar. Bizler de büyük hayretle onları izleriz. Kanun teklifini verdik, komisyonlarda duruyor. Bunları yeteri kadar kamuoyuna aktaramıyoruz. Bugün toplu bir sunuş yaptık. Darbe hukukunu, Türkiye Cumhuriyeti hukukundan temizlemek istiyoruz. Hukuk mevzuatı çağdaş bir devletin olması gereken hukuk mevzuatı gibi olmalıdır. Özgürlükler, insan hakları, güçler ayrılığı ilkesi olmalıdır. Hapiste milli irade, tutuklu milletvekilleri olmamalıdır. O kişilerin milletvekili olabileceklerine yargı karar verdi. Bu ayıptan Türkiye’nin kurtulması lazım.”

CHP’nin her dönemde demokrasi, insan hakları için mücadele ettiğini belirten CHP lideri Kılıçdaroğlu, darbelerden en büyük zararı kendilerinin gördüğünü, mal varlıklarına el konulduğunu, CHP’nin arşivinin darbe sonrası SEKA’ya gönderilip hurdaya dönüştürüldüğünü anlattı.

”Ama bir intikam duygusu içinde olmadık. Her zaman, her yerde, her ortamda demokrasi için mücadele ettik” diyen Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, milletvekili seçilmesi için Anayasa ve yasalardaki değişikliklere ”evet” dediklerini ifade etti. Kemal Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

”Çünkü biz, bu ülke için demokrasinin olmazsa olmaz temel ögelerden biri olduğuna inanıyoruz. Demokrasinin olmadığı bir yerde zaten insan haklarından söz edemezsiniz. Bu kadar önemli. Çağrıyı yapıyorum, çağrımızı yineliyorum; TBMM’nin sayın milletvekillerine söylüyoruz, siyasal partilerimizin ve onların genel başkanlarına söylüyoruz, darbe hukukundan Türkiye Cumhuriyeti’ni temizlemek mi istiyorsunuz, CHP hazır. Artık kanun teklifi de veriyoruz. Hiç kimse CHP’ye ‘demokrasiyi yarım yamalak savunuyorsunuz’ demesin. Darbe hukukundan, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurtarmak her siyasal partinin, her siyasetçinin namus görevidir. Bu kadar net ve açık söylüyoruz. İnsanımıza, demokrasiye saygının bir gereğidir. İnsan haklarına saygının bir gereğidir. Çağrımızı umarım bütün Türkiye duymuş olur.”

(NTV)

1 Mayıs Taksim’de kutlanacak

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda İstanbul’da Taksim Meydanı’nı ve ülkenin dört bir tarafında alanları dolduracaklarını açıkladı.

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’den yapılan ortak açıklamada, bu yıl da Taksim’de ve ülkenin dört bir tarafında emekçilerin 1 Mayıs alanlarını dolduracakları belirtilerek, bu yılki kutlamaların emeğin kazanılmış haklarına yönelik yeni saldırıların gündeme geldiği bir dönemde gerçekleşeceğine dikkat çekildi. Kıdem tazminatı, özel istihdam büroları, taşeronlaşma, bölgesel asgari ücret uygulaması gibi çalışma hayatını ilgilendiren birçok konunun “Ulusal İstihdam Stratejisi” adı altında yaygınlaştırılması hesapları yapıldığının belirtildiği açıklamada, diğer yandan grev yasaklarında ısrar eden, işçi sınıfının önüne konulan barajları koruyan, yasakçı bir sendikalar yasasının dayatıldığı belirtildi.

Açıklamada, her türlü hak alma çabasının ve mücadelesinin baskı ve şiddet ile durdurulmak istendiği, hapishanelerdeki tecrit uygulamalarının devam ettiği, kentsel dönüşüm adı altında kentlerin yağmalandığı, kar uğruna çevrenin talan edildiği, sağlık ve eğitim alanının ticarileştiği, kadın cinayetlerini artıran anlayışın yayıldığı, gazetecilerin, sendikacıların tutuklandığı, zorun ve baskının hakim olduğu, ülkenin Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetildiği bir devlet yönetiminin izlerinin hissedildiğine dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:

“Bu süreçte özellikle Kürt halkının demokratik taleplerinin, baskı ve tutuklamalar ile yok sayıldığı, özel yetkili mahkemeler ve terörle mücadele yasası adı altında her türlü hak alma talebinin suç görülerek yaratılan baskı iklimi ortadadır. Ortadoğu’da ve Suriye’de emperyalizmin işgal politikalarının taşeronluğuna soyunmak, ülkemizi içinden çıkılamaz bir cendereye doğru sürüklemektedir.”

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, 1 Mayıs alanlarını, milyonların adalet isteğinin kürsüleri haline dönüştüreceklerini ve talepleriyle, rengarenk bayraklarıyla, türküleriyle, halaylarıyla Taksim 1 Mayıs Alanı’nda olacaklarını açıkladı.

Nişasta bazlı şekerler yüzyılın en büyük felaketi

Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı İsa Gök, son günlerde gıda sektörüne yönelik arka arkaya gündeme gelen olumsuz haberlerin bir taraftan tüketicilerin güvenini zedelerken, günlük hayatta sık kullanılan ürünlerde sağlığa zararlı maddelerin bulunmasının da bir o kadar insanlar üzerinde tedirginlik doğurduğunu bildirdi.

İsa Gök, gıda skandallarına her gün bir yenisinin eklendiği günümüzde özellikle piyasada satılan balların sahte olduğu yönündeki iddialar ile zeytinyağında hile şüphesi, salam, sosis ve sucuklarda virüse rastlandığına ilişkin haberlerin tüketicilerin sektöre olan güvenini kaybetmesine neden olduğunu söyledi. Gök, “Gelinen noktada insanların kafasında ‘Biz artık hangi ürüne, nasıl güveneceğiz?’ şeklinde de birtakım soru işaretleri bırakmıştır. Geçtiğimiz günlerde hammaddesi bir böcek olan ve kola, çikolata, bisküvi, sakız, dondurma, meyve suyu, yoğurt ve daha birçok ürünün renklendirilmesinde kullanıldığı iddia edilen karminin gündeme taşınması konunun önemini bir kez daha gözler önüne sererken, karmin içerikli ürünlerin Türkiye’de de birçok firma tarafından gıda üretiminde kullanıldığına dikkat çekilmesi sağlığımızın hangi boyutlarda tehdit edildiğini de açıkça ortaya koymuştur. Bütün bu gelişmeler yaşanırken, Türk Gıda Kodeksi’nin bu tür katkı maddelerine davetiye çıkartan yaklaşımı ise tartışmanın bir başka boyutuna işaret etmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Söz konusu karmin maddesinin dışında merdiven altı imalat ve nişasta bazlı şekerlerin kotalarının her yıl Bakanlar Kurulu’nca arttırılması ile meydanı boş bulan NBŞ kartelleri reçelden bala, şekerlemelerden çikolata ve süt ürünlerine kadar birçok gıdanın üretiminde insan sağlığı gözetmeden mısır şurubunu kullanabilmektedir.”

“NBŞ ŞEKERDEN YÜZLERCE KAT DAHA TATLI”

“Şekerden yüzlerce kat daha tatlı olan ve sağlığımızı olumsuz etkileyen yapay tatlandırıcıların ithalatındaki artışın temel nedeni şekere göre çok ucuz olmasıdır ” diyen Gök, Amerika’da bir dönem yasaklanan, kansere neden olduğu iddia edilen, diyetisyen ve doktorlar tarafından kullanılmaması tavsiye edilen yapay tatlandırıcıların Türkiye’de özellikle büyükşehirlerde tezgahlarda çok ucuz fiyatlara açıktan satıldığını bildirdi. Gök şunları söyledi:

“Bu ürünlerin ithalatını her yıl daha da artırmaktadır. Mesela, kimyasal tatlandırıcılardan aspartam ve sakarin, market raflarındaki diyet kola, düşük kalorili yoğurt ve şekersiz sakızın yanı sıra açıktan satılan baklava, reçel, helva ve süt tatlıları gibi birçok üründe rahatlıkla şeker yerine geçerken, insanlarımız aldığı birçok ürünün içinde kimyasal tatlandırıcı kullanıldığını bilmemekte, ucuz olduğu gerekçesiyle bu ürünleri tercih etmektedir. Oysaki işin sağlık boyutu dikkate alındığında on kat daha ucuza alınan ürünün sağlığımız üzerindeki olumsuz etkisi sebebiyle cebimizden kat kat daha fazlası çıkarak, bedelini vücudumuz ödeyecektir. Yani ucuz etin yahnisi bize çok pahalıya patlayacaktır.”

“NBŞ’LER YÜZYILIN EN BÜYÜK FELAKETİ”

Açıklamasında “Bize göre sağlık boyutuyla yüzyılın en büyük felaketleri arasında sayabileceğimiz nişasta bazlı şekerlerin günlük hayatta tükettiğimiz ürünlerin imalatında kullanılması gelecekte insan sağlığının önü alınamayacak boyutlara ulaşmasına neden olabilecektir” diyen Şeker-İş Sendikası Başkanı Gök, şeker pancarından elde edilen doğal şeker yerine farklı işlemlerden geçirilerek enzimlerine ayrıştırılan mısır şurubunun kullanılmasının başta obeziteye bağlı olmak üzere birçok hastalığa davetiye çıkardığının uzmanlar tarafından bildirildiğini söyledi. Gök, “NBŞ üretimiyle ülkemizde doğal şeker üretimine de darbe vurulmaktadır. Tatlandırıcıların kontrolsüz üretimi ve ithalatı, bavul ticareti ve sınır ticareti yoluyla ülkemize fazla miktarda girmesi engellenmediği taktirde şeker fabrikalarının kapanmasının yerli katma değer kaybının ve sektörden ekmek yiyen milyonlarca insanın iş ve aşını kaybetmesinin önüne de geçilemeyecektir. Önü alınamayan tatlandırıcı ithalatı ve NBŞ kotalarının her yıl Bakanlar Kurulu’nun inisiyatifi ile artırılması, beraberinde piyasada insan sağlığını olumsuz etkileyen katkı maddeli sahte bal, reçel, kola, meyve suyu gibi daha sayamadığımız birçok ürünlerin boy göstermesine sebebiyet verebilecektir. Alınması gereken tedbirlerin en başında ise ilgili bakanlıkların yapay tatlandırıcıların ithalatı ve nişasta bazlı şekerlerin kotalarını ülkemiz insanının sağlığı adına yeniden gözden geçirerek, NBŞ kotalarını AB ülkeleri seviyesine çekmesi ve halkın sağlığıyla oynayanlara en ağır cezai müeyyideleri uygulaması gelmelidir. Aksi taktirde NBŞ’lerde her kota artırımı karşımıza sahte bal gibi çok farklı ürünleri de çıkartacak, Türkiye’nin sağlığı giderek bozulacaktır” dedi.

Gerzeden Ankaraya yürüyüşün 2. günü

Sinop’un Gerze ilçesine yapılacak olan termik santrale karşı mücadele veren Gerzeliler Gerze-Ankara yürüyüşü başlattı.

Yürüyüşe Gerze’den başlayan emekli öğretmen Ferhat Hançer (57) ve Esnaf Mustafa Kınay’ı (66) Bafra’da Eğitim Sen üyeleri karşıladı.

Ferhat Hançer, “İki gündür yürüyoruz, 11 gün daha yürüyeceğiz. Amacımız Gerze’de yapılması planlanan termik santralin (Çevresel Etki Değerlendirmesi) ÇED görüşmeleri sırasında orda olmak. 30 Nisan günü Çevre ve Şehircilik bakanlığında termik santralle ilgili karar verilecek.

Arkadaşımla beraber yürüyerek 30 Nisan sabahı Ankara’da olmayı planlıyoruz aynı zamanda bir gece önce Gerze halkı otobüslerle sabahleyin Ankara’da olma üzere yola çıkacaklar böylece 30 Nisan sabahı otobüslerle gelen Gerzelilerle buluşarak bakanlığın önüne gitmeyi planlıyoruz.” dedi

Bafra girişinde Bafra Eğitim Sen üyeleri tarafından alkışlarla karşılanan Ferhat Hançer ve Mustafa Kınay hedeflerinin 30 Nisan günü Ankara’da olmak olduğunu söylediler.

Eğitim Sen Bafra Şube Başkanı Tacettin Koca, “Termik santrali sadece Gerze’yi İlgilendirmiyor. Bafra’yı da ilgilendiriyor. Kuş uçuşu mesafe 50 kilometre Gerze üzerine yayılacak o kül bulutları rüzgârla birlikte Bafra ovasına yayılacak ve Bafra’ya da ciddi bir tehdit içeriyor. Bafralılar olarak bizde size desteğe geldik “ şeklinde konuştu.

Eğitim Sen üyeleri Gerze’den Ankara’ya yürüyen Ferhat Hançer ve Mustafa Bafra çıkışına kadar eşlik ettiler.

(bafrahaber.com)

Şampiyon Fenerbahçe

0

Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi Play-Off Final Serisi 4. maçında Galatasaray Medical Park’ı, 96-86 yenen Fenerbahçe, seride durumu 3-1 yaparak 2011-2012 sezonunun şampiyonu oldu.

Türkiye Kadınlar Basketbol Ligi’nin şampiyonu Fenerbahçe oldu.

Fenerbahçe ile Galatasaray Medical Park final serisi 4. maçında Abdi İpekçi’de karşı karşıya geldi.

Seride 2-1 önde olan Fenerbahçe, Galatasaray Medical Park karşısında aldığı 96-86’lık galibiyetle seride 3-1 öne geçti ve 2011-2012 sezonu şampiyonu oldu.

Fenerbahçe’de; Penny Taylor, Galatasaray’da ise Alba Torrens sakatlıkları nedeniyle yine forma giymedi.

İlk periyoda hızlı başlayan Galatasaray ikinci çeyrekte de oyunun kontrolünü elinde bulundurdu.

3. periyoda 47-41 önde başlayan Galatasaray, bu periyodu da 72-62 önde kapadı.

Karşılaşmanın son çeyreği ise müthiş bir çekişmeye sahne oldu.

Galatasaray Medical uzun süre önde götürdüğü çeyrekte son dakikalara doğru üstünlüğünü kaybetti.

Son bölümde toparlanan Fenerbahçe skoru 83-83’e getirdi. Pondexter’ın basketiyle öne geçen Fenerbahçe farkı 4 sayıya kadar çıkardı.

Karşılaşmayı 96-86 kazanan Fenerbahçe şampiyonluğunu ilan etti.

Ümit Usta’yı kaybettik

0

“Ümit Usta” olarak tanınan ünlü aşçı Ümit Ömer Sevinç, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti

Şişli’deki bir alışveriş merkezinde bulunan yemek firmasına danışmanlık yapan Sevinç, kalp krizi geçirdi. Alışveriş merkezindeki görevlilerin ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, yaptıkları incelemede Sevinç’in hayatını kaybettiğini tespit etti.

Yakınları tarafından alınan Sevinç’in cenazesi, yetkililerin incelemelerinin ardından otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

“Ümit Usta” olarak bilinen Ümit Ömer Sevinç’in, birçok mesleki eğitim programı kapsamında ve bazı medya kuruluşlarında yemek alanında eğitim, tabldot aşçılığı, soğuk mutfak, pastacılık, yiyecek hazırlama ve pişirme teknikleri gibi dersler verdiği belirtildi.

Ermeni asker Sevag anılıyor

Ermeni asker Sevag Şahin Balıkçı, ölümünün birinci yıl dönümünde Galatasaray’da anılacak. Arkadaşları, aynı zamanda kışlalardaki şüpheli asker ölümlerine dikkat çekecek.

Ermeni asker Sevag Şahin Balıkçı, Ermeni soykırımının 96. yıl dönümü 24 Nisan 2011’de, beraber askerlik yaptığı Kıvanç Ağaoğlu’nun silahından çıkan kurşunla öldürüldü. Cinayetin “kazara” olduğu söylenirken, Ağaoğlu ilk duruşmada serbest bırakıldı.

Sevag Şahin Balıkçı, ölümünün birinci yıl dönümünde arkadaşları tarafından anılacak. 21 Nisan Cumartesi günü Balıkçı için Galatasaray’dan Taksim’e yürüyüş düzenlenecek. Yürüyüşte aynı zamanda kışlalarda yaşanan şüpheli asker ölümlerine de dikkat çekilecek.

Yürüyüşe ilişkin yapılan açıklamada şöyle denildi: “‘Şaka’, ‘intihar’ gibi bahanelerle örtbas edilmeye çalışılan şüpheli asker ölümlerini afişe etmek ve Sevag Şahin Balıkçı’yı ölümünün birinci yıl dönümünde anmak için 21 Nisan Cumartesi saat 13.00’te Galatasaray Lisesi önünde buluşup Taksim Meydanı’na yürüyoruz.

Sevag Şahin Balıkçı’nın katili ve onu katleden zihniyet hala mahkum edilmedi. 24 Nisan’a yaklaştığımız şu günlerde yine gördük ki 1915’te olduğu gibi bir Ermeni’yi öldürmek ülkede meşruluğunu hala koruyor ve katiller cezalandırılmıyor, devlet yetkilileri meydanlarda faşizmi ve ırkçılığı tetikliyor.”