Ana Sayfa Blog Sayfa 4722

Tarihi binanın çatısı kısa yapıldı

Yalova’da aslına uygun olarak yeniden yaptırılan binanın çatısını oluşturan tahtalar kısa çıkınca açılış 2 ay ertelendi.

Yalova’da 1968 yılında yıkılan tarihi hükümet konağının yerine Kent Müzesi olması için aslına uygun yeni bir bina yapıldı.

Valilik ve Belediye tarafından yaptırılan ve 23 Nisan’da açılışı yapılması beklenen binanın üst cephe bölümünü kaplayan tahtalarda sorun çıktı.

Orijinal halinde binanın üst cephe bölümünü kaplayan tahtaların 14 santimetre genişliğinde olduğu buna karşın, şu anda kaplanan tahtaların 11 santimetre olduğu belirlendi. Kocaeli Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından onay verilmedi.

Kurulun kararı sonrası üst cephe kaplamalarının yeniden yapılacağı ve bunun da yaklaşık 2 ay süreceği belirtilirken, bu nedenle yeni açılış tarihi olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı belirlendiği kaydedildi.

Fransa’da seçim günü: ‘Sosyalistler için çok iyi bir başlangıç’

Yeni cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına giden Fransa’da ilk tur seçim sonuçları bu gece netlik kazanıyor.

Sosyalist Parti milletvekili Aurelie Filippetti, ilk tur seçimlerinin sosyalistler için oldukça iyi neticeyle sonuçlanacağını söyledi.

Seçim sonuçlarına ilişkin yayın yasağı yerel saatle 20:00’de kalkıyor.

Fransızlar, Avrupa’nın derin bir ekonomik krizden geçtiği bir dönemde yapılan seçimlere yoğun ilgi gösteriyor. Seçimlere katılım oranı yerel saatle 17:00 itibariyle yüzde 70’in üzerinde seyrediyor.

Taşrada yerel saatle 18:00, başkent Paris ve diğer büyük kentlerde 20:00’de sona erecek oy verme işlemine kadar seçimlere katılım oranının yüzde 80’i geçmesi bekleniyor.

Önümüzdeki 5 yılda Fransa’nın kaderini belirleyecek seçimler için ülkede kayıtlı 45 milyon seçmen bulunuyor.

Seçimlerde ikinci kez göreve talip olan Nicolas Sarkozy’e karış 9 rakip yarışıyor. Nicolas Sarkozy ile Sosyalist Parti adayı Francois Hollande arasında geçecek.

‘Güçlü Fransa’ sloganıyla yola çıkan Nicolas Sarkozy, Fransa’yı krizden çıkarmayı vaat ediyor. Uzun yıllar iktidardan uzak kalan sosyalistler ise ‘değişim’ sloganıyla artık ‘yönetme sırası solda‘ diyor.

(EN)

Yeşiller- EDP Birleşmesi- Nasıl Bir Parti?

Yeşiller- EDP birleşmesi ile oluşacak yeni partinin siyaset yapma yöntemleri ve siyasi konumu ile ilgili fikirlerimi toparlamaya çalıştım.

Vahap’ın sakatlanmasının ardından Atletizmde kazanlar kaynamaya devam ediyor

Londra 2012 paralimpik oyunları baraj müsabakaları kapsamında Tunus’ta gerçekleştirilen Atletizm oyunları 100 metre yarışı sırasında Abdulvahap Berktaş’ın sakatlığının ertesinde Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Atletizm Branşı ile Vahap’ın bağlı bulunduğu Genç Engelliler Spor Kulübü arasında gerilen ilişkiler güncelliğini korumaya devam ediyor.

30 Mart tarihli haberimizde konuyu Yeşil Gazete olarak kamuoyunun gündemine taşımış, “Vahap’ın sakatlanmasından Atletizm Milli Takımı mı sorumlu?” diye sormuştuk.

İlgili haber sonrası BESF (Bedensel Engelliler Spor Federasyonu) Atletizm Branşından sorumlu Asbaşkanı Hüseyin Ataşer, Genç Engelliler Spor Kulübü Başkanı Celal Karadoğan’ı hedef alan zehir zemberek bir açıklama yapmıştı. Karadoğan’ın yanıtı da gecikmedi.

Bu gelişmeler üzerine konunun muhatapları ile görüşmek, meseleyi bir de kendilerinden dinlemek istedik. İlk görüşmeyi Genç Engelliler Spor Kulübünde Başkan Celal Karadoğan ile Londra 2012 Paralimpik oyunlarında uzun atlama ve 100 metre branşlarında ülkemizi temsil etmesi beklenen fakat tüm bu tartışmaların fitilini ateşleyen sakatlık neticesinde Paralimpik rüyasını Rio 2016’ya ertlemek zorunda kalan Abdulvahap Berktaş ile gerçekleştirdik. BESF Atlettizm Branşından sorumlu Asbaşkan Hüseyin Ataşer ile yaptığımız telefoın görüşmesinde kendisi bize döneceğini ve durumu açıklayacağını ifade etmiş olsa da daha sonra kendisi ile görüşmemiz mümkün olmadı. Bize konu ile ilgili detayları aktarır ise gazetemizde görüşlerine yer vermekten memnunluk duyacağımızı bir kez daha belirtmek isteriz.

Vahap’ın Tunus’taki yarış sırasında sakatlanmasında Atletizm Milli Takımının sorumlu olduğunu savunan Genç Engelliler Spor Kulübü 2 noktaya işaret ediyor. 1. Tunusa giden kafilede neden fizyoterapist bulunmuyordu ve 2. Kafile listesinde refakatçi olarak ismi bildirilen kişilerin tekerlekli sandalye kullanıyor olmaları bir soru işareti uyandırmıyor mu?

Vahap’ın aşil tendonundaki rahatsızlığın Aralık 2011’de Dubai’deki yarışma sırasında da sorun teşkil ettğini belirten Celal Karadoğan, Tunus’taki baraj müsabakası esnasında ayağındaki zorlanmayı hocalarına ileten Vahap’ın teskin edildikten sonra ilgili bölgeye soğutucu sprey sıkılarak yarıştırılmasnın affedilemez bir hata olduğu görüşünde.

“Bu tip sakatlanmalarda sporcu yarışa sprey kullanmadan çıkar ki ağrısı fazlalaştığında yarışı bırakabilsin. Soğuk sprey ağrı hissini yok ettiği için Vahap’ın elinden bu imkanı da alındı ve sonuçta yarış sırasında aşil tendonu koptu” şeklinde konuştu.

Yaşadığı sakatlık sonrası son derece üzgün görünen Vahap Berktaş ise uzun zamandır olimpiyatlar için hazırlandığını, olimpiyatlar öncesi Hollanda’da gerçekleşecek Avrupa Şampiyonasında ise avrupa rekorunu kıracağına kesin gözü ile bakıldığını vurgulayarak, “Daha yaşım genç, önümde en az 3 olimpiyat daha var. Tunus’ta yarışmasam bile diğer baraj müsabakalarının birinde barajı geçip 2012 Londra’ya katılabilecek olduğum halde atletizm milli takımındaki hocalarımın telkinleri sonucunda yarışmaya çıktım ve sakatlandım” şeklinde görüş belirtti.

Celal Karadoğan ve Vahap Berktaş’ın görüşleri bu yönde. BESF Atletizm Branşından sorumlu Asbaşkan Hüseyin Ataşer’den bilgi alabildiğimiz taktirde konunun Atletizm Milli Takımı yönünü de aktarmak isteriz

(Yeşil Gazete)

İleri demokrasilerde kırmızı kurdele işi..Selahattin Duman

Demokrasilerde âdettir.. İster umumi kenef yap, ister nükleer enerji santrali.. Açılışta illa ki bir “kırmızı kurdele” gerilecek ve bu kurdele büyüklerimizden biri tarafından kesilecek.. Kesim hatası oldu mu o tesis kimseye hayretmez..

“Seyrek bıyıklı asabi şahsiyet..” açılış için düzenlenen törende on metrelik kırmızı kurdeleyi kesti..

Trump Towers resmen açıldı..

Niye on metrelik kurdele, derseniz “Aile fotoğrafı..” geniş de ondan..

“Seyrek bıyıklı asabi şahsiyet..” ve eşi ortaya dikildiklerinde ailenin bütün üyeleri o kareye girebilmek için birlikte saf tutacaklar..

Olmazsa olmazlardan bir Büyükşehir Belediye Adamı, iyilerinden bir iki Hükümet Adamı da o safın içinde yer alacaklar..

Beş metrelik bir kurdele mutlu görüntüyü kurtarmaz..

Orada imam da yok ki “Muhterem cemaat, safları sıklaştıralım..” diye uyarsın..

Mecburen kurdeleye kuvvet vereceksin..

***

Bizde açılış törenlerinin birinciye gelen raconu, büyüklerin önüne çekilen kırmızı kurdeleye tutunabilmektir..

Kurdeleyi şahadet parmağın ve başparmağın arasına alıp resim çektirdin..

Kurdeleyi tutarken çektiremedin de arkalarda kaldın mı o törenden hayır bekleme.. Ne siyasi ne ekonomik kariyerine bir hayrı olur..

Bu yüzden önce doğru yerde saf tutacaksın.. Sonra kurdeleyi münasip bir şekilde, hükümet büyüklerinin vakarına uygun biçimde tutacaksın..

Diyelim arkalarda kaldın.. Yine de kolunu hükümet adamının kolunun altından uzatıp kurdeleye yapıştın..

Vaziyete hiç uymaz..

Senin aradan uzattığın kol yüzünden koskoca Hükümet Adamı’nın sanki doğuştan üç kolu varmış da kabineye “özürlüler kontenjanından girmiş” gibisinden bir görüntü oluşur..

Bu da eli ayağı tutan hükümetimizin birlik ve berberlik görüntüsünü bozar.. Çok affedersiniz, hükümete muhalefet etmek gibi bir şey olur..

NİYE ON METRE?

İşte bu tedbir önceden düşünüldüğünden Trump Towers açılışında “kurdele masrafından” kaçınılmadı..

İstense otuz metrelik kurdele bile tedarik edilirdi.. Lakin o zaman da “Otuz metrelik mühim şahsiyetler safını..” kadraja sığdırma meselesi çıkar..

Belki teleobjektif ile uzaktan çekip cümlesini kadraja sığdırırsın.. Peki o kareyi sayfaya nasıl koyacaksın?

Yay bakalım o fotoğrafı dokuz sütuna..

Yüksekliği taş çatlasa beş santimlik bir fotoğraf çıkar.. Gelin Başı’na takılan kırmızı şeridin biraz kalını..

Haydi gözünü kararttın onu da yaptın, diyelim.. Ertesi gün, kimse kendini tanıyamaz..

Trump Towers açılışında kurdelenin on metre ile sınırlı tutulmasının içindeki “habercilik sırrı” budur.. (Ve ilk kez gazeteniz Vatan’da yayınlanıyor..)

Allahtan damatların hepsi birden gelip de “İlla ki biz de kurdeleyi ucundan tutacağız..” diye tutturmamışlar..

Damatları temsilen bir kişi, o da kurdelenin en ucuna zor bela yapışmış..

Bunu yaparken de Büyükşehir Belediye Adamını hafiften omuzla kaktırıp, kendine yarım omuzluk yer açmış..

Ancak kurdeleyi tutuşunda bir sorun yok.. Gayet kavi tutuyor.. Hatta tutuş şeklinin aklına getirdiklerinden mi en mutlu o görünüyor..

Tek sıra saf tutan kurdele tutuculara kenardan bakarken aklından “Şimdi buradan bir çeksem, yallah hepsi yerde..” mizansenini yaşıyormuş gibi..

***

Kurdele meselesi Hükümet Adamları’nın da başını çok ağrıtır.. Döt kadar bir şey açacaksın.. Bakmışsın beş metrelik bir kurdele..

Ötenin, berinin ne kadar mühim şahsı varsa Hükümet Adamı ile birlikte kurdelenin başında.. Biraz cesaret bulsalar, Hükümet Adamı’nın elinden makası kapıp kendileri kesecek kurdeleyi..

Esas mesele birden fazla Hükümet Adamı’nın katıldığı törenlerde çıkar ki hepsine birden birer makas vermek icap eder..

Şahsen dört Hükümet Adamı’nın bir kurdeleyi lime lime ettiklerini bizzat görmüş biriyim.. Bir uyumsuzluk manzarası çıkar ortaya..

MAKAS KAZASI..

Hükümet Adamları’ndan birinin makası keser, diğerininki kesmez.. Veya kendisi kesmeyi beceremez..

O elindeki kör makası kurdele üzerinde kırt kırt zorlarken arkadan bir yalaka “Sayın büyüğüm, izin verirseniz..” diye zıplar..

Makası büyüğümüzün elinden kapmaya çalışır..

Diğer Hükümet Adamları bunu izlerken gülüşürler.. Ahali bu gülüşten “Görün işte.. Hükümet adamı var, hükümet adamcığı var..” mânâsını çıkarıp iyice yılışır..

Yanındaki bürokrata veya başka şekil bir yalakaya makasını kaptırmak istemeyen Hükümet Adamı direnir.. Demokrasimiz açısından hoş olmayan bir manzara çıkar..

Bir gün makasını vermek istemeyen Hükümet Adamı ile onu alıp yalakalık icraatı yapmak isteyen şahıs arasındaki bu fiziki çekişme başımıza iş çıkaracak..

Makası tutan el istem dışı bir hareketle savrulacak, o makas da zevattan birinin “badem gözüne” saplanacak..

(Not: Sakatlanan göz, badem olmasa bile kör olduktan sonra badem sayılır..)

O zaman görürüm sizi.. Bu iş bugüne kadar başımıza gelmediyse “ileri demokrasimizin” şansındandır..

***

Bunları yazıp, kuru kuru eleştirmek benim tarzım değildir.. Hükümete aykırı gitmeyen “muvafık bir köşeci” olarak, diğer “münafıkların” yaptığını yapmam..

Yani yazıp bırakmam.. Çözümü de gösteririm..

Çare Devlet Malzeme Ofisi’nin böyle günler için bolca tören makası ithal etmesi ve bunları Hükümet Adamları’na zimmetlemesidir..

Her biri makası ya kendisi taşır ya da müsteşar adamına taşıtır.. Böylece rejimin kaderi “kör makasın insafına” kalmamış olur..

Trump Towers açılışının bende bıraktığı hissiyatı sizlerle paylaşmış oldum..

Mutluluğumu dile getirirken de önemli bir memleket meselesini “Demokrasilerde Kurdele-Makas ilişkisi..” başlığı altında dillendirdim..

Trump Towers herkese hayırlı uğurlu olsun, Allah her gazeteye benim gibi hayırlı köşeci versin..

 

Selahattin Duman – Vatan

Türkiye için idrak zamanı – AGOS

97 yıl önce yaşanmış olanları unutmak istemeyişimizin nedeni, sadece yitip giden masum canların anısına saygı değil, başka türlü bir geleceğe duyduğumuz inanç. “Abrek yereğek, payts mez bes çabrek” (Yaşayın çocuklar ama bizim gibi değil) diyen büyük ozan Hovhannes Tumanyan’ın sözlerindeki derin anlamın işaret ettiği ise, barışçı bir gelecek inşa etme sorumluluğu. 1915’te insanın, tabiatın ve medeniyetin nasıl yok edildiğine dair idrakin kök salması ise, bunun olmazsa olmaz koşulu.

1915’i hatırlarken, gücümüzü cezalandırma veya bedel ödetme arzusundan değil, hep birlikte geçmişin prangalarından kurtulma isteğinden alıyoruz. Çünkü hepimizi özgür kılacak olan, gerçeklerdir. İnsanları “Dedelerimize katil diyorlar!” diye korkutuyorlar, ama sorumlular Türkler, Müslümanlar veya Kürtler değildir. Çünkü soykırımları halklar değil, zihniyetler yapar. Tıpkı Naziler gibi, İttihatçı zihniyet de, aslında hem mağduru hem de faili kurban etti; ölen öldü, geride kalan ise hastalandı. Sonraki iktidarları bu derin suça ortak edense, yürütülen sistemli unutturma ve reddetme politikası oldu.

Aslında Türkiye’de artık 1915’te ne olduğunu tartışmıyoruz. O karanlık yıl ve sonrasında yüz binlerce insanın yerinden yurdundan edildiğini ve bir daha geri dönemediğini, pek çoğunun Anadolu toprağının bir köşesinde veya Suriye çöllerinde bir mezar taşı bile olmadan yattığını, bu konu üzerine konuşan herkes biliyor. Hayatta kalmak için çok sayıda insanın din değiştirmek zorunda kaldığını; Müslüman ailelerin yanına sığındığını da… Bu gerçekler artık sadece “Kimse bize soykırım yaptınız diyemez!” diklenmesiyle savunulabiliyor. Sanki başka türlü bir adlandırma, olup biteni hafifletecekmiş gibi…

2015 yaklaşırken, Türkiye’yi daha milliyetçi bir zemine çekmek için gösterilen çabalara tanık oluyor ve bundan endişe duyuyoruz. Geçen yıl 24 Nisan’da, askerliğini yapmakta olan Sevag Balıkçı’nın öldürülmesi, Hocalı anmasında yükselen nefret, Türkiye’nin dört bir yanındaki okullarda verilmekte olan ‘1915 yalanı’ konferansları, 2015 için yapılan propaganda hazırlıkları, bu yolun nasıl döşenmekte olduğunu gösteriyor. Bu süreçte, yurtdışından Türkiye’ye 1915 konusunda baskıların artacağını ve bunun da içeride milliyetçi tepkileri yükseltmek için kullanılacağını görmek zor değil. Türkler ve Ermeniler, üçüncü ülkelerin, aralarındaki meseleyi nasıl riyakârca kullandığını görüp sorunlarını birlikte çözmek için uğraşmadıkça, bu kaygıları daha çok yaşamamız da kaçınılmaz.

Türkiye, cumhuriyet tarihinin gerçeklerini geç ve güç de olsa hatırlıyor. Darbelerle, katliamlarla, devletin suçlarıyla hesaplaşıyor. Ergenekon davası, 12 Eylül yargılaması, 28 Şubat soruşturması, Dersim’de 1938’de yaşananların araştırılması, hepsi ama hepsi, tarihi önemde, hakkıyla yürünmesi halinde ülkeyi yepyeni bir mecraya taşıyacak yollar. Bu dava ve soruşturmaların ifade ettiği alanlara baktığımızda ise, Türkiye’de her grubun, Türklerin de, Kürtlerin de, Müslümanların da, Alevilerin de, devlet uygulamalarının kurbanları olduğunu görüyoruz. Her grubun içerisinde kendi mağduriyetini öne çıkarma eğilimi ağır bassa da, bütünlüklü bir siyasi bakış, bu mağduriyetlerin kökünde sistemin, kurucu ideolojinin olduğunu gösteriyor.

O kurucu ideolojinin temelindeki ayaklardan birinde ise, Anadolu topraklarının, binlerce yıldır üzerinde yaşayan halklardan temizlenmesi duruyor. Modernizm öncesi millet-i hâkime anlayışı ile modernist toplum mühendisliği, el birliğiyle, Ermenileri, Rumları, Süryanileri yaşadıkları haritadan sildi. Bu nedenle, 1915 salt bir vicdan sorunu değil, bundan çok daha fazla, bir siyasi tercih sorunu. Çünkü 1915, Türkiye’nin hesaplaşmaya çalıştığı yakın tarihin üzerinde yükseldiği sessizlik anlaşması. Onu hakkıyla anımsamadan, Müslüman’ı, Alevi’yi, Türk’ü ve Kürt’ü de kurban eden devlet anlayışıyla yüzleşmek mümkün değil. Ermeni meselesi, tam da bu yüzden bir yeni Türkiye meselesi. 1915’te yaşananlar idrak edilemeden, yeni bir Türkiye’nin kapısına gelinebilir belki, ama eşiğinden geçilemez.

AGOS

 

Ayten Alpman hayatını kaybetti

Ünlü sanatçı Ayten Alpman, geçtiğimiz Salı günü akciğer yetmezliği teşhisi ile kaldırıldığı Şişli Özel Osmanoğlu Hastanesi’nde 3 günlük yaşam mücadelesini dün akşam saat 19.20’de kaybetti.

Bir Başkadır Benim Memleketim” gibi pek çok eseri seslendiren Alpman, 83 yaşındaydı. Ayten Alpman zatürre teşhisi ile tedavi gördüğü Osmanoğlu Kliniği’nde hayatını kaybetti.Türk Pop ve caz müziğinin usta sesi Ayten Alpman’ın ölümü müzik dünyasını da derinden etkiledi. Ayten Alpman’ın ölüm haberini eski gelini Nilgün Belgün gözyaşları içinde duyurdu. Nilgün Belgün “Şarkılar öksüz kaldı, çok üzgünüz” diye konuştu.

AYTEN ALPMAN KİMDİR?

Ayten Alpman 20 Kasım 1930 İstanbul – Yeşilköy doğumludur. Alpman’ın müzikle tanışması ilk defa Nişantaşı Kız Lisesi’nde öğrenci iken İlham Gencer sayesinde olur. İlk olarak Ingilizce şarkılar söyledi. Daha sonra ailesi onu Erenköy Kız Lisesi’ne gönderdi ve lise eğitimini orada tamamladı. Liseden sonra İlham Gencer’in solistlik teklifi ile Istanbul Radyosu’nda programa başladı. Radyoda ilk söylediği parça “You Are Always In My Heart” oldu.

Sahneye ilk defa Taksim Belediye Gazinosu’nda Tıp Balosu’nda çıktı ve sahnede ilk defa söylediği parça yine “You Are Always In My Heart”tı. Daha sonra Arif Mardin ile tanışan Alpman, onun teşviği ile caz şarkıları söylemeye başladı.

1953 yılında İlham Gencer ile evlenen Ayten Alpman, eşinin Çatı Gece Kulübünü kurmasıyla birlikte Çatı’da sahne almaya başladı.

1959 yılında ilk plağı olan “Sayanora / Passion Flower” taş plak olarak yayınlandı.1963 yılında çalışmak için İsveç’e giden Alpman iki sene boyunca İsmet Sıral’la, bir sene de bir caz orkestrası ile sahne çalışmasına imza attıktan sonra Türkiye’ye döndü.

Fecri Ebcioğlu’nun ısrarlarıyla Türkçe söylemeye başlayan Alpman’ın ilk çalışması “İnan Bana / Ayrıldık Yalnızım” 45lik plak olarak yayınlandı.

Ayten Alpman ilk büyük çıkışını Fecri Ebcioğlu ile birlikte plak yaptıkları “Sensiz Olamam” ile gerçekyeştirdi.

1972 yılında yaptığı ve sözlerini Fikret Şeneş’in yazdığı “Bir Başkadır Benim Memleketim” 1974 yılında tekrar 45lik plak olarak piyasaya sürüldüğünde büyük satış rakamlarına ulaştı.

Mireille Mathieu’nun Fransızca seslendirdiği bu şarkı Fikret Şeneş’in Türkçe sözleriyle adeta Ayten Alpmanla özdeşleşir ve bir milli marş halini alır.

2 adet LP çalışması yapan Alpman, son profesyonel sahne çalışmasını 1990 yılında Yeniköy Bilsak Kulübü’nde yaptı. Alpman 1995 yılında ses tellerinde oluşan nodüllerden ameliyat oldu. 1999 yılında en sevilen şarkılarından oluşan bir albümü Ada müzik tarafından yayınlandı.

 

 

TEMA Vakfı İklim Değişikliği’ni anlatacak

TEMA Vakfı’nın İklim Değişikliği hakkında düzenleyeceği konferansta Prof. Dr. Murat Türkeş “İklim Değişikliği, Kuraklık ve Çölleşme”yi anlatacak.

24 Nisan Salı günü saat 13:30’da Teşvikiye’deki Milli Reasürans Binası’nda düzenlenecek konferansın ilk bölümünde iklimde gözlemlenen ve öngörülen değişiklikler aktarılacak, “iklim sisteminin korunması” konusu ele alınacak. Konferansın ikinci bölümünde ise bu konuda var olan ve hazırlanmaya gayret edilen uluslararası anlaşmalar konuşulacak. Konferans soruların aktarılabileceği bir soru-cevap bölümüyle sona erecek.

Katılımın ücretsiz olduğu konferansa katılım durumu için [email protected] adresine e-mail göndermesi rica ediliyor.

(Yeşil Gazete)

BDP’li vekil 17’lik katile özendi

Eşi ve çocuğunun bulunduğu araç kaza yapan BDP Milletvekili Özdal Üçer’in, hastanede doktoru darp ettiği ve hakarette bulundu.

Van-Gürpınar karayolu Kurabaş mevkinde BDP Van Milletvekili Özdal Üçer’in eşi ve çocuğunun içinde bulunduğu araç kaza yaptı.

Kazada hafif yaralanan milletvekilinin eşi ve çocuğu ambulansla Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Üçer ve çocuğuna burada doktorlar tarafından müdahale edildi.

Kazayı duyan Özdal Üçer, beraberindeki bazı partililerle hastane acil servisine gitti.

Üçer’in serviste müdahaleyi yapan doktorla tartışarak hakaret ettiği ve ardından darp ettiği iddia edildi.

Olayı öğrenen Başhekim Vekili Volal Polat’ın Acil Servis’te Milletvekili Üçer’in sözlü hakaretlerine maruz kaldığı önü sürüldü.

Olayın duyulması üzerine Vali Münir Karaloğlu, Emniyet Müdürü Mustafa Uçkan hastaneye giderek Başhekim Vekili Polat ve darp edilen doktorla bir süre görüştü.

BAŞHEKİM VEKİLİ POLAT: VEKİLİ KINIYORUZ
Yazılı açıklama yapan Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Vekili Voral Polat, şu ifadeleri kullandı:

“Özdal Üçer, hastanemiz acil tıp uzmanı Oğuz Eroğlu’na tekme tokat saldırmış, hem doktorumuza hem de Başhekim olarak şahsıma hakaretlerde bulunmuş ve hastane koridorlarında yankılanan küfürler savurmuştur.

Hastane çalışanları olarak millete örnek olması beklenen bir vekilin bu saldırısını kınıyoruz. Yapılan bu fiil ve sözsel saldırıları karşısında tüm hukuksal haklarımızı sonuna kadar takip edeceğiz.”

DOKTOR ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ
Gaziantep’te Ersin Arslan isimli bir doktor hasta yakını tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü.

Olayın ardından doktorlar ülke çapında eylem yapmış, hastanelerde işlemler durmuştu.

Erdoğan’ın savunduğu kitap hurafelerle dolu

İsmet İnönü döneminde yasaklanan, “54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası-Türkçe Namaz Sureleri” adlı kitapta, “don ve şalvarı ayaktayken giymek” yoksulluk sebebi, uzun kollu giysi giymek de “imansız ölme” nedeni olarak gösteriliyor.

Milliyet’in haberine göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bu bir hurafe kitabı” dediği Burdurlu Abidin Karaaslan’ın “54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası-Türkçe Namaz Sureleri” kitabında birbirinden ilginç bilgiler dikkati çekiyor.

Kitapta, “yoksulluk sebepleri” başlığı altında şunları sıralanıyor: “ışığı üfleyerek söndürmek”, “don ve şalvarı ayaktayken giymek”, “yoksul adamdan ekmek satın almak”, “alimlerin önüne geçip yürümek”, “ayakta çiş etmek”, “eşik üstüne oturmak”, “yüzünü eteği ile silmek”, “elini çamurla yıkamak”, “soğan ve sarımsağın kabuğunu yakmak”, “ağaç çöpü ile diş karıştırmak”, “aç iken soğan yemek”, “evde örümcek ağı bırakmak”.

Kitapta “karnı doyduktan sonra yemek” ve “muharebeden kaçmak” da büyük günahlar arasında sayılıyor.

Kitapta, “imansız gitmek (imansız ölmek)” başlığı altında da bazı “sakıncalı” davranışlar şöyle sıralanıyor:

“Erkek için ipekli giymek”, “bıyıklarını kesmemek”, “üstadının sözünü tutmamak”, “elbisenin yenlerini ve eteğini uzun yapmak”, “bir adamı tecrübe etmeden iyi demek”, “ilim ve ameline güvenmek”, “sihirbazlık etmek”.

(NTV)