Ana Sayfa Blog Sayfa 4473

İşaret dili 2013 itibarı ile Rusya’da resmi dil

Rusya’da işaret dili, yeni yıldan itibaren resmi dil statüsü kazandı. İşitme engelli 190 bin vatandaşı ilgilendiren federal kanun, Rus İşaret Dili’nin statüsünü netleştiren yeni değişiklikleri öngörüyor.

1 Ocak’tan itibaren yürürlüğe giren yasa, işaret dili tercümanlarının uygun eğitim ve öğretime sahip olmaları maddesini de içeriyor. Bu uygulamayla, engelli insanlar için hizmet kalitesini artması hedefleniyor.

Yeni yasa sonrası ayrıca, İşitme engellilerin  eğitimi için gerekli özel derslikler, kılavuzlar ve diğer eğitim edebiyatının yanı sıra işaret dili tercüman hizmeti ücretsiz olarak sunulacak.

(Engel olma Destek ol.com)

 

Kar yağışı nedeni ile eğitime ara verilen iller

Türkiye genelinde etkili olan kar yağışı hayatı olumsuz etkilerken bazı il ve ilçelerde ilk ve orta dereceli okullar tatil edildi. Eğitime ara verilen il ve ilçeler şu şekilde.

Muş‘ta etkili olan kar yağışı nedeniyle merkez ve merkeze bağlı köylerde okullar Pazartesi günü için tatil edildi. Milli Eğitim Müdürü Ali Tatlı, aşırı kar yağışı dolayısı ile okulları 1 gün süre ile tatil ettiklerini açıklayarak, cumartesi günü başlayan kar yağışının aralıksız olarak devam ettiğini hatırlattı. Tatlı, kar yağışının durması halinde eğitim ve öğretimin Salı günü yeniden başlayacağını söyledi.

Gümüşhane‘de kar yağışının etkili olduğu 4 ilçede taşımalı eğitime bir gün ara verildiği bildirildi. Gümüşhane Valiliğinden yapılan açıklamada, Cumartesi gününden beri il genelinde etkili olan kar yağışının ardından çok sayıda köy yolunun ulaşıma kapandığı, yağışın aralıksız olarak devam etmesi nedeniyle yollarda çalışma yapılmasında güçlük çekildiği belirtildi.

Açıklamada, öğrencilerin can güvenliğinin tehlikeye atılmaması için Merkez ilçe, Kelkit, Şiran ve Köse ilçelerinde taşımalı eğitim yapılan ilk, orta ve lise okullarında eğitime 7 Ocak Pazartesi günü bir günlük ara verildiği bildirildi.

Öte yandan yağış nedeniyle toplam 321 köyü bulunan Gümüşhane’de kapalı köy yolu sayısının 160’ın üzerinde olduğu öğrenilirken, Cumartesi gününden beri il genelinde gerçekleşen kar yağışının yarından itibaren etkisini artırması bekleniyor.

Kars Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada elverişsiz hava koşulları nedeniyle kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hamileler ile engelli personellerin 7-8 Ocak günleri idari izinli sayılacakları bildirildi. Ayrıca il genelinde faaliyet gösteren bütün örgün ve yaygın eğitim kurumlarında 7-8 Ocak günleri eğitime ara verileceği ve okulların Çarşamba günü eğitimlerine devam edecekleri kaydedildi.

Hakkari Valiliği İl Hıfzı Sıhha Kurulu kararıyla, Hakkari Merkez ile Yüksekova ve Çukurca ilçelerinde ilk ve orta dereceli okullar 1 gün süreyle tatil edildi. Akşam saatlerinde etkisini artıran kar yağışı nedeniyle onlarca köy ve mezra yolunun ulaşıma kapandığı Hakkari’de akşam saatlerinde Vali Yardımcısı Önder Bozkurt, başkanlığında toplanan Hıfzı Sıhha Kurulu kararını açıkladı. Alınan karar doğrultusunda Hakkari merkez ile Yüksekova ve Çukurca ilçelerinde ilk ve orta dereceli okulların 1 gün süreyle tatil edildiğini belirtildi.

Ağrı Valiliği, yoğun kar yağışı nedeniyle il genelindeki köy ile YİBO’lar ve taşıma merkezi ilköğretim ve ortaöğretim okullarını tatil ettiğini açıkladı. Ağrı Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, “İlimizdeki yoğun kar yağışı nedeniyle; il merkezine bağlı eğitim kurumları hariç; köylerimiz ile YİBO’lar ve taşıma merkezi ilköğretim ve ortaöğretim okullarımız için 7-8 Ocak 2013 tarihlerinde (Pazartesi ve Salı günleri) iki gün süreyle, Tutak ve Hamur ilçelerimizde; ilçe merkezleri hariç, YİBO’lar ve taşıma merkezi ilköğretim ve ortaöğretim okullarımız 7 Ocak 2013 tarihinde (Pazartesi günü) bir gün süreyle, Eleşkirt ilçemizde ilçe merkezi ile bütün köy okulları 7 ocak 2013 tarihinde (pazartesi günü) bir gün süreyle tatil edilmiştir” denildi.

Erzurum‘da merkez ilçeler Yakutiye, Palandöken ve Aziziye’nin ardından il genelinde okulların 1 gün tatil edildiği duyuruldu. Erzurum İl Kriz Merkezi’nden yapılan açıklamada, “Kar Yağışı nedeniyle, Erzurum il genelinde okul öncesi, ilköğretim, özel eğitim merkezleri ve liseler, 07 Ocak 2013 (yarın) bir gün süreyle tatil edilmiştir.” ifadelerine yer verildi.

Tunceli‘de etkili olan kar yağışı nedeniyle il merkezi ve 4 ilçede okullar 2 gün, 1 ilçede ise 3 gün süreyle tatil edildi. Tunceli’de iki günden beri etkili olan kar yağışı nedeniyle, İl Sağlık Kurulu’nun aldığı karar gereği, il merkezi ve bağlı köylerdeki ilk ve orta dereceli okullar ile Ovacık, Pülümür, Nazımiye ve Hozat ilçelerinde yarından itibaren iki gün tatil edilirken, Mazgir ilçesinde ise yarından itibaren 3 gün süreyle tatil edildi.

Ayrıca kar yağışı nedeniyle engelli ve hamile kamu personelinin de iki gün idari izin verildiği belirtildi.

(T24)

 

 

 

 

Tecavüz sanıklarının yargılanmasına Delhi’de başlandı

Hindistan’ın başkenti Delhi’de geçen ay toplu tecavüze ve saldırılara hedef olan ve daha sonra hastanede hayatını kaybeden 23 yaşındaki tıp öğrencisiyle ilgili mahkeme başladı. Mahkemeye sunulan DNA tahlili sonuçları 5 zanlının tecavüz ve saldırılarla ilişkili olduğunu doğruladı.

Savcı Rajiv Mohan, yargıç Namrita Aggarwal’a, Merkezi Adlî Tıp Laboratuvarı’nca incelenen DNA sonuçlarının suçlanan kişilerin hepsinin giysilerinde bulunan kan izlerinin kurbanın kanıyla aynı olduğunu açıkladı. Mohan, tıp öğrencisinin can verdiği Singapur’daki Mount Elizabeth Hastanesi’ndeki kayıtlarda, tecavüz ve saldırı kurbanının kan zehirlenmesi ve çoklu organ yetmezliğinden öldüğünün belirtildiğini de aktardı.

Delhi’nin Saket yöresindeki Bölge Mahkemesinde yapılan ön duruşmada, yargıç, 5 zanlının Pazartesi günü duruşmaya çıkarılmasını istedi. Saldırıda rol alan altıncı zanlının ise çocuk mahkemesinde yargılanması bekleniyor. Tecavüz, adam kaçırma ve cinayetle suçlanan ve yaşları 19’la 35 arasında değişen zanlılar ölüm cezasına çarptırılabileceği gelen bilgiler arasında.

Savcı ayrıca, saldırı kurbanından çalınan eşyanın da zanlıların üzerinde bulunduğunu bildirdi.Mahkemenin bir sonraki oturumu 10 Ocak’ta yapılacak. Öte yandan Mahkeme dışında toplanan protestocular toplu tecavüz kurbanı için adaletin yerini bulması talebiyle gösteri yaptı.

Zee News’a yaşadığı dehşet gecesini anlatan ölen tıp öğrencisinin erkek arkadaşı, kız arkadaşıyla birlikte sinemadan çıktıktan sonra camları karartılmış olan otobüse binerek bilet parasını verdiklerini, daha sonra otobüsteki erkekler tarafından şuurunu kaybedinceye kadar dövüldüğünü, erkeklerin daha sonra kız arkadaşına saldırdığını söyledi.

Tıp öğrencisinin erkek arkadaşı, saldırganların kendilerini otobüsten attıklarını, daha sonra otobüsle ezmeye çalıştıklarını da doğruladı. Yoldan geçenlerden yardım istediklerini ama yavaşlayan otomobillerdekilerin, çifti çıplak halde görünce durmadan uzaklaştıklarını anlatan genç erkek, yetkilileri de eleştirerek polislerin yardıma gelmekte geciktiklerini, gelince de yetki tartışmasına girdiklerini ve kendilerini yanlış hastaneye götürdüklerini belirterek,  “Kız arkadaşım büyük miktarda kan kaybediyordu. Bizi yakındaki hastaneye götürecekleri yerde çok daha uzaktaki bir hastaneye sevkettiler.” diye konuştu.

Delhi polisi ise, olay yerine geç ulaştıkları suçlamasını reddetti.

(BBC Türkçe)

 

 

 

Yargıtay kürtçe davetiyeye hapis cezasını onadı

Şırnak’ın İdil İlçesi’nde 2007 yılındaki Nevruz kutlamalarına katılım için Kürtçe davetiye dağıttığı için kapatılan DTP’nin (Demokratik Toplum Partisi) İlçe Başkanı Faik Kaplan ve 6 yöneticiye 2008 yılında verilen ve daha sonra 3 bin 600 TL para cezasına çevrilen 6’şar aylık hapis cezaları Yargıtay tarafından onandı.

İdil’de 2007 yılı Nevruz kutlamalarına halkın katılması için bastırılan Kürtçe davetiyeleri çarşıda dağıttıkları gerekçesi ile kapatılan Demokratik Toplum Partisi (DTP) İlçe Başkanı Faik Kaplan ile parti yöneticileri Salih Karaviş, Hüsnü Babat, Celile Elaslan, Fehmi Demir, İsa Yağbasan ve Metin Medir hakkında İdil Asliye Ceza Mahkemesi tarafında Siyasi Partiler Yasası’na muhalefet suçundan dava açıldı.

Mahkeme, Siyasi Partiler Yasası’nın 117’nci maddesinde yer alan ‘Siyasi partiler Türkçe’den başka dil kullanamaz’ maddesine aykırı olarak parti amblemiyle bastıkları Kürtçe davetiyeleri dağıttıkları için ilçe başkanı Faik Kaplan ile 6 yöneticisine 17 Ağustos 2008 tarihinde 6’ar ay hapis cezası verdi.

Mahkeme daha sonra hapis cezasını her sanığa ayrı ayrı olmak üzere 3 bin 600 TL para cezasına çevirdi. Sanık avukatlarının Yargıtay’a yaptığı temyiz başvurusu reddedildilirken İdil Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı onandı.

(Ötekilerin Postası)

Gerard Depardieu artık bir rus vatandaşı

0

Dünyaca ünlü fransız aktör Gerard Depardieu, Rusya Başkanı Vladimir Putin ile görüşmesinin ardından rus pasaportunu aldı. Depardieu, Fransa’nın açıkladığı yüksek vergi oranlarında sonra başka bir ülkede yaşamak istediğini açıklamış, Putin’in teklifi üzerine de rus vatandaşlığına geçmeyi kabul etmişti.

Fransız aktör ile Rus liderin görüşmesi Karadeniz’in şirin sahil kasabası Sochi’de gerçekleşti. Putin’in danışmanı tarafından yapılan açıklamada pasaportun Fransız aktöre rus lider tarafından şahsen verilmediği kaydedildi.

Depardieu, kendisine rus pasaportu takdim edilen ziyaretin hemen ardından Stalin’in dönemi öncesi dönemde mahkumların kapatıldığı mekan olarak bilinen Mordovia bölgesine davet edildi. Mordovia valisi Vladimir Volkov’un eşliğinde kendisine yeni ikametgah seçen Gerard Depardieu, Mordovia’nın başkenti Saransk’da yerel rus kıyafetleri ile basın mensuplarına yaptığı açıklamada yeni pasaportunu göstererek, “Bu güzel ve iyi niyetli insanlarla dolu yerde kendimi çok mutlu hissediyorum” şeklinde konuştu.

Depardieu’nun rus tabiyetine geçme hikayesi geçtiğimiz hafta sonunun ilk günlerinde başladı. Depardieu’nun açıklamasının ardından Vladimir Putin, fransız aktörün rus vatandaşlığına geçmesinden memnunluk duyacaklarını belirten bir açıklama yapmıştı. Putin’in bu çağrısında açık bir mektup ile yanıt veren Depardieu, “Ülkenizi, insanlarınızı, kültürünüzü çok beğeniyorum” şeklinde duygularını ifade etmişti.

Depardieu, Fransanın yeni Başbakanı Francois Hollande’ın kazandığı yıllık 1 milyon euro kazancın %75’ini (yaklaşık 817,400 euro) vergi olarak ödemesi gerektiğini açıklamasının ardından fransız vatandaşlığından çıkma, ülkesi Fransa’dan da taşınma kararı almıştı.

(Yeşil Gazete, BBC)

“Yargı kadına şiddet uygulayan erkeğe en alt düzeyde ceza veriyor”

Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı gönüllüsü Avukat Özlem Özkan ile İMECE Kadın Sendikası Girişimi’nden Serpil Kemalbay, kadına karşı günden güne artan şiddet vakaları ile ilgili gelinen son durumu DİHA’dan Hülya Emeç’e anlattı.

Türkiye’de kadına dönük cinayet, şiddet ve tecavüz vakaları hız kesmeden her gün devam ediyor. Resmi kayıtlara göre 2012 yılının ilk 11 ayında toplam 147 kadın katledildi, 300 kadın tacize ve tecavüze uğradı, 208 kadın şiddete maruz kaldı. Erkeğin işlediği cinayetlerin yaygın medyada ”aldatma”, “boşanma”, ”aşk”, ”namus” veya “kıskançlık” adı altında  haberleştirilmesi bu katliamları meşrulaştırırken, yargının katillere alt seviyeden ceza vermesi ya da delil yetersizliğinden serbest bırakması  sorunun erkek egemen toplum tarafından görmezden gelindiğinin de bir göstergesi.

2013 yılının ilk 6 gününde dahi en az 4 kadın erkek eliyle katledilirken, 2 kadının ise intihar ettiği iddia edildi.  Kadın katliamlarına karşı kalıcı çözüm üretilmediğini düşünen kadın kurumları hükümetin kadın politikalarını ve 2012 yılını değerlendirdi

Özlem Özkan: Erkeğin işlediği suça “kadın cinayeti” denmesinin özel bir nedeni var”

Özlem Özkan

Mor Çatı Kadın Sığınma Vakfı gönüllüsü Avukat Özlem Özkan, erkeğin işlediği katliamlara “kadın cinayeti” denmesinin özel bir nedeni olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Kadına dönük yapılan tacizin, tecavüzün münferit, sıradan, yaşanabilir bir olay olmadığını ve kadınların sadece cinsiyetlerinden ötürü ayrımcı bir bakış açısıyla ele alındığını görüyoruz. Bu fiilleri işleyenlerin sıradan bir suçlu muamelesi değil, bilinçli işlenen suçlar statüsüyle ele alınması gerektiğini düşünüyorum.”

2012 yılının başlarında devletin kadına dönük yasalar çıkardığını dile getiren Özkan, 6284 sayılı Kadına Şiddetin Önlemesi ve Ailenin Korunması Kanunu çıkarılmasının rağmen pratik anlamda işletilmediğini belirterek, kadına dönük şiddetin yasal anlamda eksik kaldığı boyutları şu şekilde sıraladı: “Mahkemelerin kadına dönük şiddetin kanıtlanması konusunda delil istemesi başlı başına bir sorun olarak karşımızda durmakta. Şiddetin delili her zaman bulunamayabilir. Kadın yaşadığı şiddetin hem tanığı hem de mağdurudur. Bir de şiddet sadece fiziki anlamda değildir. Cinsel, ekonomik ve psikolojik şiddet de bu şiddetin birer parçasıdır.”

Şiddetin bir diğer yüzünün de iktidar olduğunu kaydeden Özkan, erkeklerin iktidarını sağlamak için şiddet uyguladığına dikkat çekerek, şöyle devam etti: “Bu ülkede kadınlar küpe taktıkları, tayt giydikleri, kısa etek giydikleri veya boşanmak istedikleri için eşleri, babaları, ağabeyleri, amcaları tarafından öldürülüyor. Yaşanan cinayetlere karşı mahkemeler haksız tahrik indirimi yaparak erkeği kollayıp yeni cinayetlere davetiye çıkartmaktadır.” şeklinde konuştu.

Serpil Kemalbay: “Yargı şiddet uygulayan erkeğe en alt düzeyde ceza veriyor”

Serpil Kemalbay

İMECE Kadın Sendikası Girişimi’nden Serpil Kemalbay ise, kadınlar açısında geçen yılların bir birinin tekrarı olduğunu kaydetti. Giderek güçlenen bir kadın mücadelesi olduğu kadar bunun yanında her geçen gün daha da azgınlaşan erkek iktidarı ve katliamının geliştiğini söyleyen Kemalbay, günde 5 kadının erkekler tarafından katledildiğini anımsatarak, “2012 yılı da kadın katliamlarının yoğun yaşandığı bir yıl oldu. Hükümet kadın katliamlarının önüne geçmek yerine, yargı yoluyla tecavüzcülere verdiği cezalarla kadın katliamlarını meşrulaştırdı” dedi. Devletin kadın konusunda çok eril bir dil kullandığını belirten Kemalbay, “AKP hükümetine bakıldığında kadına dönük şiddetin köküne inebilecek bir yan göremiyorum. Sistemin bekasının nasıl koruyayım, kolluyayım diye düşünüyor. Kendine en temel görev olarak hükümet bunun önüne koymuş. Saldırgan bir dille ve militarist bir tarzla kadına yaklaşımlar her geçen gün daha fazla sürdürülüyor. Böyle bir ortamda AKP hükümetinden kadına dönük şiddet için medet ummak anlamsız olur” dedi.

Devletin yaklaşımının aileyi her şeyin merkezine koymak olduğunu söyleyen Kemalbay, “Kadının bedenine dönük saldırılar, haklarına dönük saldırılar hız kesmeden devam ediyor. Hükümet bilinçli olarak kendi ideolojisini; yani ılımlı İslam politikalarını uyguluyor ve aileyi kutsallaştırarak kadını kimliğinden, cinsinden uzaklaştırıyor” diye konuştu.

Yargı alanında kadına dönük şiddet konusunda erkeklere büyük bir tolerans sağlandığını söyleyen Kemalbay, “Yargı şiddet uygulayan erkeğe, ya en alt düzeyde ceza veriyor ya da delil yetersizliğinden serbest bırakıyor. Şiddet uygulayan erkeklerle ilgili kalıcı ve sindirici önlemler alınmadığı için bu tür olayların toplum nezdinde meşrulaştırılıyor”diye konuşan Kemalbay, erkek şiddetini kabul etmeyen kadınların sokağa çıktığında bu sefer de devlet şiddetiyle karşılaştığını ifade etti.

(Alternatif Siyaset.net)


 

İmralı açılımına Tatlıses’den destek

Görsel Balıklıgöl.com'dan alınmıştır

İbrahim Tatlıses, twitter hesabından Öcalan’ın İmralı’da MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile başlayan ve milletvekilleri Ahmet Türk ve Ayla Akat Ata ile devam eden görüşmelerine destek verdi.  İbrahim Tatlıses, sosyal medya üzerindeki takipçilerine, PKK’nın silahsızlanması ve Kürt sorununun çözümü konusunda 4 ayrı twit attı.

Tatlıses, twitter hesabı üzerinden MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile başlayan ve milletvekilleri Ahmet Türk ve Ayla Akat ile devam eden Öcalan’la görüşmelere destek verdi.

Tatlıses, twitter üzerinden şu mesajları iletti:

“Silah bırakma meselesi ne bir şahsın, ne de bir partinin meselesidir. Bu mesele ağlayan anaların, babaların, bacıların, Türkiye’nin meselesidir.

Ben de insan sevdalısı bir sanatçı olarak, istek ve arzum şudur ki, özlediğim barış yolunun önüne hendek değil, köprü kurulmasını görmektir.

Buna şahsım da dahil olmak üzere, kim engel olursa olsun, tarih bunu affetmeyecektir ve dibi görülmeyen karanlık bir çukura gömecektir. 40 yıllık sanat hayatım bu acıları görmek ve yaşamakla geçti. Ne kadar ömrüm kaldı ki? Bırakın da bu gözler barışla süslenmiş ülke görsün.”

Tatlıses’in twitter hesabı twitter.com/imparatoribo

(RotahaberMarksist.org, Balıklıgöl.com)

 

West Hamlı futbolculdan eşcinsel meslektaşlarına destek

0

İngiltere’de yayımlanan Attitude dergisinin ocak sayısına röportaj veren West Ham Unitedlı futbolcu Mark Jarvis, futbolda barınmakta zorluk çeken eşcinsellere destek çıkılması gerektiğini belirterek, “Eşcinsellik hayatın her alanında olan bir şey. Şok olunacak bir durum yok ortada.” dedi.

Daha önce David Beckham, Freddie Ljungberg gibi futbolcular ile yaptığı röportajlar ile  eşcinsellere yönelik haber yapan dergiye verdiği röportajda West Ham’lı futbolcu eşcinsel futbolculara destek ve cesaret verilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Futbol dünyasında bir çok eşcinsel sporcunun olduğuna inandığını ancak gizlendiklerini düşündüğünü belirten Jarvis, “Bunu açıklamaları gerçekten çok zor. Açıklarlarsa rahatlayıp sahada daha iyi performans göstereceklerine inanıyorum. Bunun herkes tarafından bilinmesi halinde kafalarının rahatlayıp futbola odaklanabileceklerini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

Profesyonel Futbolcular Derneği’nin ve futbol oyununun bir parçası olduğunu düşünen herkesin destek vermesi gerektiğini düşündüğünü ileten 26 yaşındaki evli futbolcu Jarvis , “Eminim ki eşcinsel sporculara destek verecek bir çok topluluk bulunuyordur.” ifadelerini kullandı.

(Goal.com)

Bahsedilmeyen kıyamet: İklim Değişikliği 2 – Kamil Çöllü

29 Aralık Cumartesi günü öğle haberlerini okurken gözüme takıldı: “Bodrum’u sel aldı”. Aslında gözüme ilişen tek haber o değildi ve 28 Aralık Cuma günü yazmış olduğum yazımın ardından daha 1 hafta bile geçmeden bu tarz iklimle ilgili olayların meydana gelmesi, aslında bu konu üzerinde yeterince açıklama yapamıyormuşuz hissine kapılmama sebep oldu.

Öncelikle, Bodrum’u sel almışsa ne olmuş diyebilirsiniz. Sonuç itibariyle ülkemizin birçok bölgesini sel alabilir; ama önemli olan bilgiler, haberin ayrıntılarında gizliydi. Haberin ayrıntılarına değinecek olursak; olayın geçtiği günün gecesinde Bodrum, sadece 1 saat içerisinde 76 metreküplük bir yağış almıştır. İşin bizi ilgilendiren tarafı, Bodrum Belediye Başkanı’nın da dediği gibi -ki kendisi 61 yaşındadır- bugüne kadar böyle bir sağanak görmemesiydi. Bodrum’da görülen bu olay, geçen haftaki yazımda da bahsetmeye çalıştığım uç noktalardaki olayların görülme sıklığının artması veya hiç görülmeyen olayların görülmeye başlanmasıyla ilgili üzücü bir örnekti. Burada üstünde durmaya çalıştığımız konu, sel olayının görülmesi değil, 1 saat içerisinde 76 metreküplük bir yağış bırakabilecek düzeyde güçlü bir sel olayının görülmesiydi.

İkinci olarak bahsetmek istediğim konu, 26 Aralık’ta çıkan “İklim çıldırdı” haberi doğrultusunda Doğu Avrupa’da dondurucu soğukların görüldüğü dönemde, Batı Avrupa’da tarihin en sıcak Noel’lerinden birinin yaşanıyor olmasıydı. 24 Aralık’ta Almanya’nın Münih kentinde ölçülen sıcaklık değerleri 20 derecenin üzerinde idi. Bu ölçümü özel kılan durum, Almanya’da hava sıcaklığı ölçümlerinin başlamasından bu yana, 24 Aralık‘ta yapılan en sıcak ölçümün olmasıydı. Ancak, iklimin çıldırması sadece Almanya’da tarihe geçen bu yüksek sıcaklık ile sınırlı değildi; asıl bizleri korkutan ve iklimin çıldırdığını düşünmeye iten olay, Almanya’daki bu yüksek sıcaklığın yanında Doğu Avrupa’da dondurucu soğukların can alıyor olmasıydı. Bu dönemde Rusya’daki aşırı soğuklardan ötürü hayatını kaybedenlerin sayısının 123 olması ve 345’inin 26 Aralık günü son 24 saat içerisinde olmak üzere toplamda 833 kişinin soğuğa bağlı rahatsızlıklar nedeniyle hastaneye kaldırıldığının açıklanmasıydı. Bu duruma neden olan hava sıcaklıklarının Moskova’da sıfırın altında 30 dereceye düşmesi ve Sibirya’nın doğusunun ise eksi 60 dereceyi görmesi olarak belirtilmiştir. Küçük bir hatırlatma yapmam gerekirse, iklim değişikliğinin, kışlarımızı daha sıcak geçireceğiz anlamında olmadığını aksine, dünyanın bir bölgesinin sıcaklıklarının artarken diğer bölgelerinde dondurucu soğukların görüleceğini geçen yazımda belirtmiştim.

Üçüncü olarak, yukarıdaki olayların doğrudan ya da dolaylı olarak etkilediği bir durumdan bahsedeceğim. Özellikle, yüksek sıcaklıklar ve seller sonucu oluşabilecek mahsul kayıplarından kaynaklanan dünyanın besin maddeleri açısından çekeceği sıkıntı ne yazık ki uzak bir zaman diliminde değildir. En üst düzey bilim dergilerinden kabul edilen Nature dergisinin Aralık sayısında yayınlanan makaleye göre, dünyanın en önemli besin kaynaklarından dördü olan mısır, pirinç, buğday ve soyanın üretiminin durağanlaştığı, hatta bölgelere bağlı olarak azalmaya başladığı görülmüştür. Dünya nüfusunun halen artmakta olduğu düşünüldüğünde, bu besin maddelerinin üretiminin durağanlaşması bile büyük bir sorundur. Öyle ki, Amerika, Çin ve Hindistan’da bile bu azalma görülebilmektedir.

Aşağıdaki grafikte; a) Hiç Artmayan Ürünleri b) Durağanlaşan Ürünleri c) Ciddi Miktarlarda Azalan Ürünleri d) Halen Artmakta Olan Ürünler ile ve  Bu ürünlerin yetiştiği bölgelere ait bilgiler verilmektedir

(Grafikte Maize -> Mısır, Rice -> Pirinç, Wheat-> Buğday , Soybean->Soya; Morocco -> Fas, North Korea-> Kuzey Kore ‘yi ifade ediyor).

Günümüzde önlem alınmayacak olursa, artan dünya nüfusunun da olumsuz etkisiyle gelecekte tüm insanlığı ciddi şekilde besin bulabilme kaygısı beklemektedir (Burada belirtmekte fayda var ki, besin maddelerindeki azalmayı sadece iklim değişikliği etkilememektedir, başka faktörler de bulunmaktadır).

Dördüncü ve son olarak, olası su savaşlarından bahsetmek istiyorum. CLICO (İklim Değişikliği, Su Çatışmaları ve İnsan Güvenliği) projesi çerçevesinde, 10 ve 11 Aralık tarihlerinde 14 enstitüden araştırmacıların katıldığı ve Kıbrıs’ın Nicosia kentinde yapılan konferansta, su üzerine yapılan çalışmalar ve olası su sıkıntısının doğurabileceği sorunlar tartışıldı. Bu konferansta özellikle Akdeniz, Orta Doğu ve Sahel (Sahra çölünün kuzey bölümündeki yarı kurak bölge) bölgeleri üzerinde duruldu. İklim değişikliğinin su kaynakları üzerindeki etkisinin, Akdeniz bölgesi ve çevresinde, önümüzdeki yıllarda artacağı açıklandı. Böyle bir durumun, nüfusun güvenliğini tehlikeye atabileceği ve özellikle kuraklığa ve sellere karşı savunmasız bırakabileceği bildirildi. Dahası, su savaşlarının ve iklim değişikliğinin ulusal güvenliği tehdit ettiği açıklandı. Bu konferansın sonucu olarak, özellikle hükümetlerin politikalarında bu konuya daha çok yer vermeleri kararlaştırıldı.

Sonuç olarak, geçen hafta yazdığım konuları daha ayrıntılı ele almaya çalıştım. Özellikle ülkemizde, üzerinde pek de vakit ayırmadığımız bir konu olan iklim değişikliğinin olası etkileri, uzun vadede ciddi sorunlara yol açacaktır.  Yol açabileceği sorunları bugünden tahmin ederek, bunlar için geç olmadan bir şeyler yapmak bizlerin elindedir.

 

Kamil Çöllü

Boğaziçi Üniversitesi
İklim Değişikliği Çalışma Grubu

İklim Değişikliği etkisi ile Orta Dünya sandığımız kadar uzak değil

Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütülen çokuluslu bir projenin sonuçlarına göre iklim değişikliği ve atmosferdeki CO2 artışı sonucu gelecekte insanlar Tolkien’in meşhur Hobbitlerini andırabilir.

Bighorn Basing Coring projesi kapsamında ABD, Almanya, Birleşik Krallık ve Hollandalı 30 biliminsanı tarafından yürütülen araştırma, ABD’nin Wyoming bölgesindeki 55 milyon yıl yaşındaki kaya tabakalarını inceleyerek iklim değişikliğinin canlı yaşamı üzerindeki etkilerini ortaya koymayı hedefliyor. Dünyanın en son 55 milyon yıl önce bugünküne benzer bir iklim değişikliği sürecinden geçtiği düşünülüyor. Ancak, iki dönem arasında “küçük” bir fark bulunuyor. Biliminsanları, 55 milyon yıl önce, dünyanın ortalama ısısının 6o derece artmasının yaklaşık 10.000 yıl aldığını söylüyor. Bugün ise Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) öngörülerine göre, küresel ısınma üzerindeki insan etkisi nedeniyle gezegenin benzer oranda ısınması sadece 200 yıl sürecek.

Bahse konu proje kapsamında çalışan biliminsanları, Paleosen-Eosen Termal Maksimum veya “ateş dönemi” olarak adlandırılan ve 55 milyon yıl önce yaşanan iklim değişikliği süreci sırasında birçok canlı türünün kitlesel olarak yok olduğunu söylüyor. Buna rağmen, ısınma sürecinin 10.000 yıl alması nedeniyle birçok başka türün ısı değişikliğine uyum sağlayabildiği ve kuzeye ya da güneye göç ederek hayatta kalmayı başarabildiği belirtiliyor. Benzer bir iklim değişikliği sürecinin IPCC’nin öngördüğü gibi 200 yıl içinde gerçekleşmesi durumunda ise ağaçlar başta olmak üzere uzun yaşayan birçok canlı türünün yeni koşullara uyum sağlayarak daha uygun iklimlere göçünün imkansız olduğu vurgulanıyor. Bu göç sürecini tüm memeliler için zorlaştıran bir diğer etken ise şehirler ve tarım arazilerinin olası göç yolları üzerinde olması.

Öte yandan, atmosferdeki CO2 oranının artmasının iklim değişikliği dışında başka olumsuz etkileri de bulunuyor. Yine Bighorn Basing Coring projesinde çalışan ve Birmingham Üniversitesi Coğrafya, Yeryüzü ve Çevre Bilimleri enstitüsünden Dr. Phillip Jardine, 6o dercelik ısınmanın gezegen üzerindeki olası etkileri sorulduğunda, küresel karbon dengesini bozmanın sonuçlarının büyük ve çok yönlü olduğunun altını çiziyor. Biliminsanlarına göre artan CO2 oranı sadece sıcaklıkların artmasına sebep olmakla kalmıyor, bitkilerin besin değerini de düşürüyor. Bitkiler üzerinde yapılan araştırmalar, CO2nin yüksek olduğu ortamlarda bitkilerdeki nitrojen ve karbon dioksit sabitlemesini denetleyen Rubisco proteininin azaldığını ortaya koyuyor. Bu da bitkilerin besin değerinin düşmesine yol açıyor. Dolayısıyla, otoburların aynı oranda kalori almak için daha fazla bitki yemesi gerekiyor. Birçok otobur bu süreç sonucunda şartlara uyum sağlamak için küçülme yoluna gidiyor; bu da etoburların et kaynaklarının azalmasına yol açıyor.

Dr. Jardine, artan nüfus ve azalan su kaynakları da göz önüne alındığında, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere tüm dünya nüfusunu etkileyecek bir “felaket”le karşı karşıya olduğumuz uyarısını yapıyor.

Böyle bir dünyada hayatta kalabilmek için insanların da küçülme yoluna giderek hobbit boyuna gelmesinin olası olduğu belirtiliyor. Ancak, bu değişimi gerçekleştirmek için önümüzde sadece 200 yılımız bulunuyor. Şimdilik iklim değişikliğini sınırlamaya çalışmak daha gerçekçi bir seçenek gibi gözüküyor.

(Climate News Network, Yeşil Gazete)