Ana Sayfa Blog Sayfa 4348

Güneydoğu’dan ilk sakin şehir Halfeti

Dünyada hızla yayılan Cittaslow (Sakin Şehir) ağına Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesi de katıldı. Halfeti böylece sakin şehir ağına Güneydoğu’dan katılan ilk şehir olma ünvanını da kazandı.

 

Türkiyeyi Citta Slow ile tanıştıran Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, Halfeti'nin Sakin Şehir olduğunu beyan eden beratı alırken

Türkiye’nin 2009 yılında Seferihisar’ın üyeliği ile tanıştığı ve aradan geçen sürede 8 üyeye çıkan ”sakin şehir” ağına Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesinin eklenmesi ile Türkiye’nin sakin şehir (Citta Slow) sayısı da 9’a yükseldi.

Diğer Türkiyeli Sakin Şehirler ise sırasıyla Seferihisar, Gökçeada, Vize, Perşembe, Yenipazar, Taraklı, Yalvaç ve Akyaka.

Halfeti, Citta Slow ağına katılmak için aralık ayında başvuru yapmıştı.

(Yeşil Gazete)

ABD’nin ve Dünyanın önde gelen 30 şirketinden iklim değişikliği deklarasyonu

ABD’nin çok uluslu 30 şirketi iklim değişikliği ile ortak mücadele edeceklerini bidiren bir deklarasyon yayınladı.

ABD’nin dünya önderliğinin iklim değişikliği mücadelesinde de geçerli olması gerektiğinin vurgulandığı metninde politik karar alıcıların harekete geçmesini beklemeden iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine engel olmak için hep birlikte hareket edilmesinin elzem olduğu belirtiliyor.

Deklarasyon BICEP ( Business for Innovative Climate & Energy Policy) tarafından yayımlandı.  BICEP, İklim ve Enerji Politikaları üzerinde yenilikçi adımlar atılmasını savunan ve iklim değişikliği ile uyumlu bir ekonomik büyüme benimsenmesi gerektiğini savunan şirketlerin birleştiği bir platform. Üyeleri arasında Levis, Starbucks, Gap gibi çokuluslu firmalar bulunuyor.

Manifestoda temiz enerji kullanımının teşviki, karbon salımları düşürülmesi, gelecek nesillere temiz bir dünya bırakmak vurgusu ve birlikte hareket etme gerekliliği vurgulanıyor.

BICEP başkanı Anne Kelly iklim değişikliği düzenlemelerini ve politakaları ekonomik bir fırsat olarak değerlendiriyor. Deklarasyona imza atan firmalar karbon salımlarını azaltacak adımlar atacaklarını taahhüt ediyor ve Washington’u da göreve çağırıyor.

İklim değişikliği deklarasyonunu imzalayan firmalar: Adidas Group, Annie’s, AspenSnowmass, Ben &Jerry’s, CA Technologies, Clif Bar &Company, eBay, EileenFisher, EMC Corporation, Ikea, Intel, JonesLangLaSalle, KB Home, L’Oréal, Levi Strauss &Co., Limited Brands, Nestle, New BelgiumBrewingCompany, New Chapter, Nike, OrganicValley, OutdoorIndustryAssociation, Patagonia, thePortlandTrailBlazers, SeventhGeneration, Starbucks, Stonyfield Farm, Swiss Re, Symantec, The North Face, Timberland, Unileverand United Natural FoodsInc.göze çarpıyor.

Deklarasyona destek veren şirketler, geçtiğimiz yaz yaşanan rekor seviyede kuraklık ve Sandy kasırgası gibi iklim olaylarının kendilerini olumsuz etkilediğini ve iklim değişikliğinin ekonomi üzerindeki etkisine maruz kaldıklarını belirtiyorlar.

BICEP üyeleri bundan önce de 2012 yılında yasalaşan akaryakıt verimlilik standartları ve rüzgar enerjisi vergi indirimlerini uzatılması gibi bazı iklim değişikliği kökenli politikaları desteklemişlerdi.

Deklarasyon, başkan Obama’nın ikinci seçim dönemi kampanyasında taahhüt ettiği iklim değişikliğine karşı önlem ve Ceres, Calvert Investments ve WWF tarafından yayınlanan geleceğin 100 güçlü şirketinin yenilenebilir enerji ve sera gazı salımı düşürme hedefleri raporundan hemen sonra geldi.

Ceres.org’da yayınlanan İklim Deklarasyonununda ABD ve Dünyanın önde gelen 30 şirketi iklim değişikliği ile mücadelenin artık kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Deklarasyon metninde ABD’nin dünyaya önderlik vasfını iklim konusunda da göstermesi gerektiği vurgulanırken, “Günümüzde bilim insanlarının ortak fikri iklim değişikliğinin nedeninin havanın kirlenmiş olmasıdır. Çocuklarımızın geleceğini bilim insanları belki de yanılmıştır boş hayaline kapılıp riske atamayız. Amerika olarak geçmişte olduğu gibi yine mücadelenin içine girmeli, yapılması gerekeni yaparak bu mücadeleyi kazanmalıyız” deniyor.

Haber: Gizem Hasırcıoğlu

(Yeşil Gazete, Environmental Leader.com, Ceres.org)

Alakır Nehrini kuruttular!

Ve korkulan oldu, tüm itirazlara ve Antalya Bölge İdare mahkemesi’nin “Çevreye telafisi mümkün olmayan zararlar” verdiği gerekçesi ile mühürlemiş olmasına rağmen  Dedegöl Enerji Şirketi’ne ait Kürce HES hakkında mahkemenin usul’ yönünden zaman aşımı gerekçesiyle tekrar santralin faaliyetine izin vermesinden sonra Alakır nehri baharın ortasında kurudu!

Alakır Nehri’nden hayat bulan onbinlerce canlı, nehrin tamamen borulara hapsedilmesiyle ‘susuzluktan’ telef olma tehlikesiyle karşı karşıya. Alakır Nehri Kardeşliği platformu şimdiden, nesli tükenme tehlikesi altındaki ‘kırmızı benekli alabalık’ dahil nehirde yaşayan birçok canlının telef olduğunu belirtiyor.

Mahkeme kararı usül yönünden bozuldu

Dedegöl Enerji Şirketi’ne ait Kürce HES, Antalya Bölge İdare mahkemesi’nin “Çevreye telafisi mümkün olmayan zararlar” verdiği gerekçesi ile mühürlemişti. Karar duruşmasında ise ‘usul’ de hata yapıldığı ’60 günlük başvuru süresinin geçildiği’ gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulma kararı kaldırıldı ve santral tekrar Alakır Nehri’nin sularını borulara hapsederek çalışmaya başladı.

Alakır Nehri Kardeşliği’nden yazılı açıklama

Alakır Nehri Kardeşliği platformu tarafından yapılan yazılan açıklamada mahkemenin ‘zaman aşımı’ yönünden verdiği bu
karar ile demokratikleşme, ifade özgürlüğü, yaşam hakkı, adil yargılama kapsamında hak arama hürriyeti gibi hak ve ilkeler tamamen
ihlal edilmişti denildi.

Alakır Nehri Kardeşliği tarafından yapılan yazılı açıklamada bundan sonraki süreçte nasıl bir tavır alınacağı şu şekilde ifade ediliyor

Şimdi ne olacak?

Baştan bilinmesi gereken, mahkemenin ‘zaman aşımı’ yönünden verdiği bu karar ile demokratikleşme, ifade özgürlüğü, yaşam hakkı, adil yargılama kapsamında hak arama hürriyeti gibi hak ve ilkeler tamamen ihlal edilmiştir. Mahkemenin, hakkını arayanların hak aramalarını engelleyecek şekilde bir yorum ile davayı süre yönünden reddetmesi, idare hukukunun bilinen tüm amaç ve hedeflerine aykırıdır.

Hukuksal açıdan hakkımız olan ‘temyiz’ yoluna gitmenin dışında artık insan hakları ihlali, hukuk ihlali, kazanılmış hakların ihlali… gibi
birçok konu ve mevzuatı kapsamış olan bu süreçte, başta DEDEGÖL ENERJİ şirketi ve ANTALYA VALİLİĞİ olmak üzere bu adaletsizliğin ve soykırımın tüm muhattaplarına karşı mücadelemiz devam edecek.

‘Yaşam hakkı mücadelesi bitmez!

Bütün bu adaletsizliklere, fütursuzca yapılan HES yıkımlarına karşı her geçen gün daha çok insan uyanıyor, yalanlara kanmıyor,
bilinçleniyor, korkmuyor ve tepkisini ortaya koyuyor. Bizler de, Alakır Nehri Kardeşliği (A.N.K) olarak, vadideki tüm canlıların yaşamını, adalet kavramını, insani, ahlaki ve kültürel değerleri tamamen yok etmek üzere planlanan  HES’ lere karşı her
koşulda, baskı, şiddet, tehdit ve ayak oyunlarına rağmen yaşam hakkı mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.

YAŞAM HAKKI İÇİN  MÜCADELE EDEN HERKESE SELAM OLSUN!

ALAKIR NEHRİ KARDEŞLİĞİ”

(Yeşil Gazete)

Özgür Üniversite’de “Ekonomik Küçülme” masaya yatırıldı

Özgür Üniversite’de  her Çarşamba düzenlenen ekolojik seminerlerin bu haftaki konuğu Ekoloji Kolektifi’nden Ethemcan Turhan oldu. Turan’ın yeşil ekonomi, sürdürülebilir kalkınma ve küçülme politikalarını ele aldığı ders, “sürdürülebilir planlı ekonomik küçülme” yöntemleri ve örnekleri ile gerçekleşti.

Barcelona Otonom Üniversitesi’nde doktora öğrenimini de  sürdürmekte olan Turhan’ın; “Yeşil Kapitalizme Cevaplar: Sürdürülebilir Planlı Ekonomik Küçülme” dersine ekonomist Georgescu-Roegen’in “ekonomik küçülme” kavramı, büyümeye karşı güçlü bir alternatiftir söylemini aktararak başladı.

1972 Stockholm Konferansı’nda en sık kullanılan kavram “çevre” iken, 2012 yılında Rio’da “sürdürülebilir kalkınma” kavramının vurgulandığını belirten Turhan, “Çevre” kavramının zamanla silinip atılmasını ve yerine “yeşil ekonomi” denilen muğlak ve küreselleşmenin kötü niyetlerine alet edilen kavramla açıklamak mümkün olacağını belirtti.

Büyümenin değil tam aksine küçülmenin sürdürülebilir olduğunu ifade eden Ethemcan Turhan, “Burada amaç planlı bir şekilde ekonomik küçülmedir. Büyüme şüphesiz sonsuz değil ve duvara çarpmanın şiddetini azaltmak gerekiyor. İspanya örneğindeki gibi son hızla ilerleyen bir otomobilin duvara toslaması yerine; planlı bir şekilde küçülerek ekonomi dönüştürülebilir” şeklinde konuştu.

Haber ve Fotoğraf: Fatih Serdar Özgültekin

(Yeşil Gazete)

Can Yücel’in mezarına saldırı davası görüldü

Şair Can Yücel’in, Datça’daki mezarına 2011 yılı Ağustos ayında yapılan saldırıyla ilgili davanın duruşmasını izlemeye şairin maskesiyle gelen okurları davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

Türkçe edebiyatının usta şairi Can Yücel’in, Muğla’nın Datça ilçesindeki mezarına 2011 yılı Ağustos ayında yapılan saldırıyla ilgili davanın duruşmasını izleyen Rize’nin Çamlıhemşin Belediye Başkanı İdris Melek, olayın takipçisi olacaklarını söyledi.

‘İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme’ suçlarından, tutuksuz sanıklar 72 yaşındaki T.K. ile 22 yaşındaki Ş.K.’nin 1 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandıkları davaya Datça Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşma, sanıklardan T.K.’nin olay gecesi telefon görüşmelerini hangi baz istasyonu üzerinden yaptığının belirlenmesi için Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na yazılan yazının yanıtının beklenmesine karar verilerek ertelendi.

Sanıkların katılmadığı duruşmanın ardından yüzlerinde Can Yücel’in maskesiyle dışarıya çıkan grup adına açıklama yapan Çamlıhemşin Belediye Başkanı bağımsız İdris Melek davanın takipçisi olacaklarını belirterek şunları söyledi:

“Ölmüş bir insanın, hele hele Türkiye’ye mal olmuş bir şairin mezarına hiç olmaması gereken bir saldırı yapılmıştır. Bu saldırıyı yapanların açığa çıkarılmalarını ve cezalandırılmalarını istiyoruz. Türkiye’nin ve Datça’nın devrimci insanları olarak, bu davanın takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilmesini istiyoruz.”

(Radikal)

Hizbullah Alevileri ve solcuları suçladı

Dicle Üniversitesi’ndeki çatışmaların ardından Radikal’den İsmail Saymaz’a konuşan Huda Par Genel Başkanı faturayı sola ve Alevilere çıkarmaya çalıştı.

Hizbullah’ın siyasi ayağı olduğu öne sürülen Hür Dava Partisi (Hüda Par) Genel Başkanı Avukat Hüseyin Yılmaz, BDP’li gençlerle kendi partisine yakın Bilge Öğrenci Derneği (BÖD) üyesi grup arasındaki çıkan çatışmanın BDP tarafından başlatıldığını, “Türk solu ve Aleviler” tarafından PKK-Hizbullah çatışması yaratılmak istendiğini savundu.

Öcalan’ın İslam değerlere vurgu yapmasını ve barış sürecini desteklediklerini söyleyen Yılmaz, devlet veya polislerce korundukları iddiasını ise reddetti.

Yılmaz şehirdeki ilk gerginliğin BÖD’ün Dicle Üniversitesi’nde yaptığı konferans öncesi ilan dağıtımında çıktığını ifade ediyor. BDP’li öğrencilerin ilanları yırtıp iki öğrenciyi darp ettiğini savunan Yılmaz, anlaşma sağlandığı halde önceki gün BDP’lilerin bıçakla saldırdığını, altı BÖD’lünün yaralandığını, ikisinin yoğun bakıma alındığını buna karşılık iki BDP’linin bıçaklandığını iddia etti. “İki taraf da bıçaklı mı gitti?” sorusu üzerine Yılmaz, bıçakların BDP’lilere ait olduğunu, kavga sırasında onlardan alınarak karşılık verildiğini öne sürdü.

“Hizbullah barış sürecini provoke etmek üzere sokağa mı döküldü?” şeklindeki soruya karşılık Yılmaz, şöyle devam etti:

“Bu öğrenci arasındaki bir gerginliktir. BDP-Hudapar veya PKK-Hizbullah gerginliği değildir. Fakat ‘Burası benim, başkası faaliyet yürütemez” anlayışı provakatiftir. BDP ile hareket eden HDK ve ESP gibi Türk soluna mensup kişiler PKK ve Hizbullah çatışması yaratmak istiyor. BDP’nin dikkatli olması, dolduruşa gelmemesi lazım. Öcalan, İslam bayrağı altında biraraya gelmekten bahsediyor. Öcalan’ın İslam değerlerine vurgu yapması nedeniyle boşta kalacağını ve dışlanacağını düşünen Türk solu ve Alevi kesim BDP’yi maceraya sürüklemek, süreci tıkamak istiyor.”

Yılmaz, barış sürecini desteklediklerini belirterek, “Öcalan’ın İslami vurgu yapması, yıllardır bizim söylediğimiz şeylerdir. Tasvip ediyoruz. Bu saatten sonra Kürt gençlerini birbirine kırdırtmak isteylenlere prim verdirtmeyeceğiz. Kürtler önce kendi iç barışını sağlamalıdır. İç barış sağlamadan Türklerle barış da havada kalır” diyor. Yılmaz, kitlesinin polis tarafından korunduğu iddiasını da reddediyor.

(Radikal)

 

Fenerbahçe’nin rakibi Portekiz Kartalları

0

Avrupa Ligi’nde tarihinin yükselişini yaşayan Fenerbahçe, çeyrek finalde Lazio’yu devirerek adını yarı finale yazdırmıştı. İlk defa Avrupa Ligi’nde yarı final gören Fenerbahçe’nin rakibi Benfica oldu. Sarı-lacivertliler ilk maçı kendi evinde oynayacak.

Portekiz temsilcisi 1961 ve 1962 yıllarında sırasıyla Barcelona ve Real Madrid’i devirerek Kupa 1’de şampiyon olmuştu. Son olarak 2010-2011 sezonunda Avrupa Ligi’nde yarı final gören Benfica, aynı ülkeden Braga’ya elenmişti.

Diğer yarı final eşleşmesinde ise Chelsea ile Basel karşılaşacak.

Yarı final ilk maçları 25 Nisan, rövanşlar ise 2 Mayıs’ta oynanacak

 

Nükleer Atıklar Almanya’da 1000 Metre Türkiye’de 1 Metrede ‘Saklanıyor’

Almanya’da nükleer atıklar 36 yıldır 1000 metre derinde saklanıyor, “güvenli depolama” hâlâ araştırılıyor. Türkiye’de 1 metreye gömmek yetiyor.

Radikal’den Serkan Ocak’ın haberine göre;

Almanya ’da 23 yıldır nükleer atıklar konusunda çalışan uzman Christian Islinger, İzmir Gaziemir’de radyoaktivite içerdiği bilinen maddelerin fabrika arazisine, toprağa gömülmesi ile ilgili, “Açık bir tehlike olduğu ortada. Kamuoyunun dikkati ısrarla bu meseleye çekilmeli” dedi. Nükleer atıklara çözüm bulabilmek için Almanya uzun yıllardır çalışıyor. Federal hükümet kontrolünde ülkenin değişik bölgelerinde çalışmalar devam ediyor. Gorleben’deki DBE adlı şirket yerin yaklaşık 1000 metre altındaki bir tuz madeninde en tehlikeli atık sınıfındaki radyoaktif maddeleri kalıcı olarak saklayabilmek için araştırmalarını sürdürüyor.

Üstüne toprak attılar
Islinger, 8 yıllığına girdiği şirkette 23 yıldır çalışıyor. Alman hükümeti ve DBE kısa sürede nükleer atıklara çözüm bulacağını tahmin etti. Ancak 36 yıl geçmesine rağmen hâlâ atıklara bir çözüm bulamadı.

İzmir Gaziemir’de fabrika arazisine gömülen atıkları, Türkiye Radikal’in haberi üzerine duymuştu. Aradan geçen 4 ayda, atıklarla ilgili olarak yapılan tek şeyin üstlerine toprak atmak olduğu da TBMM’ye verilen bir soru önergesiyle ortaya çıktı. Islinger’a ulaşarak Gaziemir’deki toprağa gömülen radyoaktif bulaşmış maddeleri sorduk. Islinger’in yanıtı şu oldu: “Açık bir tehlikenin olduğu ortada. Sorumlu olan mercilere ısrarla bu meseleyi iletmek gerekir. Bu da yetmez. Kamuoyunun dikkati tekrar tekrar bu meselenin üzerine çekilmeli.”

Almanya ne yapıyor?
Halbuki Islinger’in verdiği bilgilere göre, Almanya’da radyoaktif atıklarla ilgili şunlar yapılıyor: Radyoaktivite içeren maddeler yüksek, orta ve düşük olarak 3’e ayrılıyor. Hacim olarak en az yeri yüksek derecede tehlikeli radyoaktivite içeren maddeler kaplıyor. Ancak asıl sorun da yüksek seviyedeki atıklarda. Dünyada hâlâ bu atıklara çözüm bulunmuş değil. Almanya’daki araştırmacılar, Gaziemir’deki gibi düşük ve orta seviyede radyoaktivite içeren atıklarla ilgili çareyi, bu maddeleri yerin 500-750 metre altında tuz madenine gömmekte buldu.

Atıklar sızdırmaz kaplara konuldu ve yerin altına binlerce yıllık zararı olmayacak şekilde gömüldü. Ancak Almanya’da bu çalışmaların ASSE adı verilen Aşağı Saksonya bölgesindeki tuz madenini su bastı. Şu anda tuz madenine gömülen düşük seviyedeki 126 bin varile ulaşmaya çalışılıyor. Yani tüm çalışmalara rağmen risk sıfır değil.

Gaziemir için suç duyurusu
Gaziemir’de ise 60 yıldan fazla kurşun üreten fabrikanın gömdüğü bu zehirli atıklarla ilgili meslek örgütleri de dün harekete geçti.
Nükleer Karşıtı Platform’un İzmir bileşenleri İzmir Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Fabrikanın sahipleri ve herhangi bir işlem yapmayan sorumlu yetkililer hakkında suç duyurusunda bulundu.

Basın bildirisini okuyan İzmir Elektrik Mühendisleri Odası’ndan Mustafa Çınarlı, “Bugüne kadar tatmin edici bir açıklama kamuoyuyla paylaşılmadı. Ülkemizde henüz bir nükleer santral bulunmamasına karşın, Tuzla’da, İkitelli’de, Karadeniz sahillerinde ve son olarak kentimizde yaşanan nükleer atık olayları, acaba daha nerelerde nükleer atıklar vardır sorusunu akla getirmekte. Ülkemize girişi yasak olan bu atık malzemelerin kentimizin ortasında bir tesiste ortaya çıkması yasal olmayan yollarla yürütülen atık ticareti gerçeğini gündemimize getirmekte” dedi.
Açıklamada İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı, İzmir Valiliği ve İçişleri Bakanlığı’nın görevini yerine getirmediği belirtildi.

TAEK de karıştı
Türkiye’de nükleer konusunda tek uzman kuruluş Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK). Tüm idare TAEK’in direktiflerine göre hareket ediyor. Gaziemir olayının TAEK bünyesinde de tartışmalara neden olduğu öğrenildi. Kurum, Gaziemir’de gömülen radyoaktivite içeren maddelerin bir şekilde güvenli yere alınmasını düşünüyor. Ancak bunun nasıl yapılacağı henüz kesinlik kazanmış değil. TAEK’in bu maddeleri bertaraf etmek gibi bir sorumluluğu bulunmuyor. Ancak Başbakanlık’a bağlı, konusunun tek uzmanı TAEK, talimat vererek gereğinin yapılmasını talep etme noktasında yetkili.

Radikal

 

Adanalı öğrencilerin 3’te 2’sine göre azınlıklar vatan haini

Adana’da Eğitim-Sen, 800 eğitimci ve 1066 öğrenciyle anket yaptı. Anket sonuçlarına göre öğrencilerin yüzde 70’i Türkiye’de yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilerin bir kısmının fırsat bulduklarında ülkeye zarar vermeye çalışacağına inanırken, yüzde 68’i tokat ve cezayı insan haklarına aykırı buluyor, yüzde 51’i ise ‘Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığını’ düşündüğü belirlendi.

Eğitimle ilgili anket sorularını da yanıtlayan öğrencilerin yüzde 43’ü ders kitaplarında kadın erkek eşitliği ile ilgili işlenen konuların az olduğuna inanırken, yüzde 37’si yeterli, yüzde 20’si ise bu konulara fazla yer verildiğine inanıyor. Ayrıca, yüzde 71’i Müslüman olmayan bir öğrencinin bulunduğu sınıfta Müslümanlığın övülüp diğer dinlerin küçümsenmesini insan haklarına aykırı bulurken, yüzde 68’i eşcinsel eğilimleri olan birinin alay edilerek küçük düşürülmesinin insan haklarına aykırı olduğuna, yüzde 68’i ise okullarda tokat ve cezayı insan haklarına aykırı olduğunu düşünüyor.

Güven Boğa

Anket için oluşturulan komisyonun başkanlığını yapan öğretmen Güven Boğa, sordukları sorulara çok değişik cevaplar aldıklarını söyledi. Anket sonucunu kitaplaştırarak Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim edeceklerini belirten Boğa şöyle konuştu:

“Anketi ortaokul ve liselerde olmak üzere 800 eğitimci, bin 66 öğrenci ile gerçekleştirdik. Belli bir sınıflandırma yapılmadı. Genel eğilimi, eğitim alanındaki yansımayı incelemek istedik. Biz toplumsal şekillenişte bu anketin çok büyük bir rol oynayacağını düşünüyoruz. Objektif kriterler içeriyor. Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin gerçekten modern, barış içinde yaşayan, kimseyi ötekileştirmeyen, kadın ve erkeğin eşit olduğu ders kitapları istiyoruz. Bu anketin toplumsal barışın tesisinde rol oynamasını istiyoruz.”

(Agos)

 

 

Kıbrıs 5 milyar euro daha istiyor

0

Haftalar süren tartışmaların ardından Euro Bölgesi ve Uluslararası Para Fonu’nun kurtarma paketini alabilen Kıbrıs’ın tahmin edilenden daha fazla mali desteğe ihtiyacı olduğu ortaya çıktı.

Bütçesindeki açıklar nedeniyle şimdiye dek 17 milyar 500 bin euroya ihtiyacı olduğu sanılan Kıbrıs’ın aslında 23 milyar euroluk mali desteğe ihtiyacı olduğu açıklandı.

Kıbrıs hükümet sözcüsü Hristos Stilyanidis, ülkenin 5 milyar euroya daha gereksinimi olduğunu belirterek bunun sorumlusunun önceki hükümet olduğunu ifade etti.

Eski hükümeti sorumsuzlukla suçlayan Stilyanidis, “Biz neden buralara kadar geldik. Çünkü eski hükümet gerekli kararları almaya ve sorumluluk üstlenmeye korktu” şeklinde konuştu.

Kabul edilen kurtarma paketi

Kıbrıs’ın iflastan kurtarılması için yapılan anlaşma uyarınca, Uluslararası Para Fonu ve Euro Bölgesi ülkelerinin Kıbrıs’a 10 milyar euro aktarması, geri kalan ihtiyacın da Kıbrıs yönetiminin uygulayacağı tasarruf önlemleriyle elde edilmesi planlanıyordu.

Kıbrıs’ta hayata geçirilen reformlar ise tartışma yaratmıştı. Buna göre, 100 bin euronun üzerinde banka mevduatı olan kişilerden vergi kesilmesi öngörülmüştü.