Ana Sayfa Blog Sayfa 4259

İsrail’den Gazze’ye hava operasyonu

0

Gazze Şeridi’nden İsrail’in güneyini hedef alan roketler fırlatılması ardından, İsrail savaş uçakları bölgeye hava saldırıları düzenledi.

Gazze’nin kuzeyinden İsrail’i hedef alan en az altı roket fırlatıldığı, ancak herhangi bir hasara ya da yaralanma ve can kaybına neden olmadığı belirtildi.

Roket saldırılarından kısa süre sonra İsrail savaş uçakları da Gazze Şeridi’nde belirledikleri hedeflere hava saldırıları düzenledi.

Bir süredir herhangi bir saldırının yaşanmadığı bölgede bu yeni gerginliğe, Cumartesi akşamı bir İslamî Cihad liderinin Hamas’a bağlı polisler tarafından öldürülmesinin yol açmış olabileceği belirtiliyor.

Raid Kasım Cundeyi adlı İslamî Cihad komutanının, ailesi ve polis arasında çıkan çatışmada öldürüldüğü, Cundeyi’nin İslamî Cihad’ın silahlı kanadı El Kuds Tugayları’nın üyesi olduğu belirtiliyor.

İsrail’e dün gece düzenlenen roket saldırılarının arkasında da İslamî Cihad örgütünün olduğu tahmin ediliyor.

Gazze’den fırlatılan roketlerin ardından İsrail’in güney bölgelerinde sirenlerin çaldığı belirtilirken, İsrail basını, iki roketin Aşkelon kentinde, Demir Kubbe savunma sistemi tarafından imha edildiğini duyurdu.

Roket saldırılarının ardından İsrail savaş uçakları Pazartesi sabahı erken saatlerde Hamas ve İslamî Cihad’a ait hedeflere operasyonlar düzenledi.

Gazze Şeridi’nde İslamî Cihad’a ait bir eğitim tesisi ve Hamas yönetimine ait hükümet binalarının hedef alındığı saldırıların ardından İsrail ordu sözcüsü, savaş uçaklarının hedefinde silah depolarının ve roket fırlatma rampalarının bulunduğunu açıkladı.

(BBC)

Trans Onur Yürüyüşü gerçekleşti

Trans Onur Yürüyüşü binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. Transların özgürlüğünün tüm toplumu özgürleştireceğinin belirtildiği basın açıklamasında ““Yaşasın Gezi Kardeşliği, Yaşasın Parkların Kardeşliği!” denildi.

21. LGBT Onur Haftası on binlerin katılımıyla Taksim Meydanından Tünel`e yapılan Trans Onur Yürüyüşü ile yürüyüşle başladı.

Saat 17 sularında git gide kalabalıklaşan topluluk dağıtılan gökkuşağı bayrakları ve dövizlerle büyük bir gökkuşağı bayrağının çevresinde toplandı. Bayrağı sallarken bir yandan da direniş sloganları atan topluluk homofobiye ve transfobiye karşı ses çıkarttı.

Yürüyüşe Binnaz Toprak, Sezgin Tanrıkulu, Eren Keskin, Füsun Demirel, Melda Onur, Ayça Damgacı, Derya Karadaş gibi sanat ve siyaset dünyasından isimler de katıldı.

Dağıtılan dövizlerin çoğunun bir yüzü Türkçe ve diğer yüzü Kürtçeydi: “Trans kimlikler hastalık değildir!”, “Trans hakları insan haklarıdır!”, “Trans cinayetleri politiktir!”, “Ekmek, adalet, özgürlük.”.

Avukat Eren Keskin’in yaptığı “Türkiye’deki yerleşik heteroseksüel erkek egemen düzenini homoseksüeller, translar, feministler, vicdani retçiler yıkacaklar” açıklamasıyla başlayan yürüyüş, sloganlar ve danslarla tünele kadar aynı kalabalıkta devam etti.

Kalabalık İstiklal Caddesindeki bazı dükkanların önünde durdu. 2011 yılında trans bir kadını giyinme kabininden çıkarmaya çalışan Mango mağazasının ve Demirören’in önünde dururken “Bu gördüğünüz şirket hem kapitalisttir, hem trans hem de çapulcu düşmanıdır” diye açıklama yapıldıktan sonra sloganlarla yürüyüşe devam edildi:

“Transfobik Mango”, “Her yer Taksim, her yer direniş”, “Diren Taksim eşcinseller seninle”, “Okulda, işte, direnişte, eşcinseller her yerde”, “İnsanca yaşam bizim de hakkımız”,”Transfobik devlet istemiyoruz”, “Sevişe sevişe kazanacağız”.

Yürüyüşte, öldürülen translar da unutulmadı: “Öldürülenler burada, katilleri nerede?” diye soruldu.

Gezi direnişine destek için Mado’nun önünde duran kalabalık “Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiç birimiz!” sloganlı atıp işletmeyi yuhaladılar. Starbucks Cafe’nin önünde de “Batsın, batsın, kahven batsın!” sloganı atılırken, İstanbul Barosunun önünden geçerken gözaltına alınan avukatlar için slogan atıp baroya yardımlarından dolayı teşekkür edildi.

Aktivist Beren’in yaptığı 4. Trans Onur Yürüyüşü LGBT örgütlerinin ortak basın açıklaması sık sık alkışlarla kesildi:

“Merhaba sevgili dostlar,

“Direniş kardeşlerimiz, devrim kardeşlerimiz merhaba!

“Bugün her sene olduğu gibi zulme ve baskıya karşı tek ses çok renk olmak için buradayız bir aradayız. Yalnızca bir sene içinde 18 trans birey nefret cinayetlerine kurban gittiği için buradayız. Başta Meis sitesi ve Bayram sokak olmak üzere trans kadınların evleri mühürlendiği ve çalışma barınma gibi en temel hakları gasp edildiği için buradayız. Eşcinsel ve transseksüeller aileleri tarafından kaçırılıp kaybedildiği için buradayız. Trans kadınlar zorunlu seks işçiliğinin cenderesine iten transseksüel düşmanlığına karşı buradayız…

“İktidar sahipleri efendiler!

“Mahalle baskısı, ırkçılık, cinsiyetçilik gibi her türden ayrımcı, faşizan ideolojiyle yoğurduğunuz toplum Gezi Direnişiyle bu kirli oyununuzu bozdu. Bir ay boyunca dünyaya kardeşliğin ve dayanışmanın en güzel örneklerini verdi… Polisiniz, sivil polisler aracılığıyla kurduğunuz mahalle baskınız ve nefreti kışkırtan kirli medyanız hayatımızdan çıktığı andan itibaren eşitlikçi ve özgür bir toplumu hemen orada bulunduğumuz yerde kurabildiğimizi gördük. Üzgünüz özgürlüğün tadını aldık. Umudumuzdan vazgeçmiyoruz.

“Zalimlerden insaf, adalet beklemek gibi bir safdillik içinde değiliz. Esas olarak halkımıza seslenmek istiyoruz. Halk olarak kanla zulümle katliamla özdeşleşmiş kaderimizi; parkları sokakları meydanları birer halk meclisine dönüştürerek tersine çevirdik… Despotluk ve zulümle felç olmuş Ortadoğu’da umudu gerçek kıldık. Ve kardeşleştik…

“Çok zor kavuştuk çok zor barıştık ve artık birbirimizi bırakmayalım… Yüzümüzü birbirimize dönelim ve artık gerçekten birbirimize kulak vermeye başlayalım. Gezi kardeşliği hepimize çok büyük kazandırdı ve kardeşleşerek devam edersek çok daha büyük kazanacağız.

“Kısacası bu şanlı direniş, bu bir aylık tatlı kaos bizlere başından beri doğru yolda olduğumuzu gösterdi. Dün olduğu gibi bugün de direnmeyi umudu taşırmaya devam edeceğiz. Adliye karakol kapılarını her gün her gün her gün zorlayacağız!

“Cinselliğin siyahları olan bizler; dünyanın tüm siyahları ile birlikte kolkola sokaklarda özgürlük şarkıları söyleyeceğimiz günleri hep beraber yaratacağız!
İnanın translar özgür olsa dünya yerinden oynar.

“Transların Özgürlüğü Tüm Toplumu Özgürleştirecektir!

“Yaşasın Gezi Kardeşliği, Yaşasın Parkların Kardeşliği!”

Destek veren örgütlerin isimleri sayıldıktan sonra haftaya Pazar günü yapılacak olan LGBT Onur Yürüyüşüne katılım çağrısı yapıldı. Eyleme katılanlar daha sonra Tünel Meydanı ve çevresinde çalgılarla halay çekip dans ettiler.

(Bianet)

Kahrolsun Bağzı Şeyler / Anıl Doğan

Sevgili Arkadaşlar,

İster 88 kuşağı deyin, ister 90’larda doğanlar. Ben Zeki Müren’in vefat ettiği gün aile büyüklerinin neden o kadar üzüldüğünü anlayamayan kuşak diyorum. Sıklıkla 80 darbesinin ürünü olduğu tekrarlanan, ‘hiç bir şeyi değiştiremeyeceği öğretilen’  apolitiklerden biriyim ben de. Biz büyürken Devlet’ten anladığımız, Süleyman Demirel’in fötr şapkasıydı. O kadarını görüyorduk. Büyüdük ve baktık ki şapkanın içinden KCK çıkmış, Balyoz çıkmış… Çok da anlamadık olanı biteni…

paylaşmak için tklynz / click for to share

Fakat bir gün kendine demokrat bir Başbakan her şeyimize karışmaya başladı. AKP’nin etnisite ve din siyasetiyle farklı uçlara itildik biz. Başbakan haklı. Yıllardır o kadar da uğraşmamıza rağmen marjinal olmayı beceremesek de  ‘uçlardayız’ her birimiz. Kimimiz Mustafa Kemal’in askerleriyiz, kimimiz Mustafa Keser’in. Bambaşka sebeplerden kızgınız hükümete. Bir araya gelsek, neye kızacağımızı bilmiyorduk.  İşte tam da bu nedenle ‘Kahrolsun Bağzı Şeyler’ yazdık Taksim Meydanı’na.

Gezi Parkı olaylarının patlak verdiği gün İstanbul’da değildim.  Fakat bir hafta içinde, İstanbul ve Antalya’daki direnişi görme fırsatım oldu.  Malum artık Türkiye’de artık ‘biber gazı’ yemeyeni adam yerine koymuyorlar. AKP düzeninin ‘biber gazı’nı soluma şerefinden mahrum olmakla birlikte, ‘üç kıtada direnişi gördüm’ diyebilirim. Tabii benimki ‘tatlı su’ direnişi. Biber gazı yok,  cop yok, tazyikli su yok…

Takip ettiğim haber siteleri Gezi Parkı protestolarına alt manşetleri layık görmüştü. Rahmetli Zeki Müren hayatta olsa bizi televizyondan göremeyecekti.31 Mayıs gecesi İstanbul’da ne olduğunu anlamak için yakın bir arkadaşımı aramam gerekti.  Başar’ı evinde bulmayı beklerken, ‘Dur TOMA’lar geliyor, seni bir beş dakikaya arayayım’ dedi, iyi mi? İşte ben de böyle TOMA ve Gezi Parkı ruhuyla tanıştım. Çok şanslı sayılırım. Bir bedel ödemedim, henüz.

Bir anda New York’taki tatlı su direnişçileri olarak kendimizi Occupy Wall Street (Wall Street’i işgal et) eylemlerinin mabedi Zucotti Park’ta bulduk.  Türk bayrağı vardı,  Atatürk de vardı ama endişeli teyzeler ve amcalar yoktu ortalıkta.  Bir şeyler ters gidiyordu. Biz bu farkı idrak ettiğimiz sırada, Erdoğan protestoları CHP ve yıllardır ne olduğunu anlayamadığım ‘CHP zihniyeti’nin üzerine yıkmaya çalışıyordu. Ama kimse buna inanmadı. Tahminen kendisi de farketmiş olacak ki, kısa süre sonra  bu söylemden vazgeçti.

7 Haziran Cuma günü Gezi Parkı’ndaydım. Polis Taksim’den çekilmişti. O gün Türkiye’nin en kozmopolit şehrinin ana meydanında ‘devlet’ yoktu.  Ne yalan söyleyeyim, her şey de tıkırında gidiyordu. Devrim Kafe’yi, Devrim Müzesi’ni, tıp öğrencilerinin kurdukları çadırı, kütüphaneyi ve daha da önemlisi önündeki kalabalığı görünce neye uğradığımı şaşırdım. Park’ta otururken, bir anda biri gelip: ‘Aç mısınız?, sandviç ister misiniz’ dedi. Teşekkür ettik. İş çıkışı saatlerinde ‘daha bir beyaz yaka’ gezi.  Hiç bu kadar ‘çapulcu’yu bir arada görmemiştim. ‘‘Yetmez ama Evet’çi’ bir arkadaşım, seninle bir protestoda aynı tarafta olacağım hiç aklıma gelmezdi, ama burada LGBT üyeleriyle ülkücüleri yan yana gördükten sonra çok da şaşırmıyorum hiç bir şeye’ demişti. O an anladım ne demek istediğini. Gezi Parkı sayesinde birbirine mesafeli duran sessiz kitleler özgürlük için omuz omuzaydı.  Başbakan’ın kibirine dur demek için Taksim’deydi, Kuğulu Park’taydı, Gündoğdu’daydı…  Üzgünüm Başbakan. Türban için ‘Velev ki siyasi sembol’ demiştiniz. Artık hiç bir şeyin sembölü olamaz. O da oradaydı.

Uzunca bir süredir Pazar günleri AKP’nin Taksim projesini protesto etmek için Gezi Parkı’nda piknik yapan Canan’la bana gaz maskesi aldık. Bir kere bile o pikniklere katılmaya tenezzül etmediğim için biraz mahcuptum. Canan anlatmaya başladı: ‘Bugün müdahele olmaz ama aklında bulunsun, biber gazına suyla karıştırılmış talcid iyi geliyor, eğer portakal gazı ise sirke. Haa bir de şu maske bir işe yaramaz, içine Vicks sür’.  Canan en son bıraktığımda taş kışlada mimarlık yüksek lisansı yapıyordu, kısa bir süre içinde faiz lobisine hizmet eder olmuştu.  Şaşırdım doğrusu.

Türkiye ekonomisinin sıcak paraya olan bağımlılığını ‘iyi bilen’ Başbakan, borsadaki gidişattan rahatsız olmuş olacak ki ‘faiz lobisi’ diye bir ortak düşman yaratmaya kalktı o aralar. Başbakan kavgasını demokratik olmayan kurumlara ve onların sivil uzantılarına karşı vermeye alışkın. Fakat bu sefer karşısında ilk defa ‘halk’ var. Ondan ezberi de morali de bozuldu. CeHaPe’de, ‘faiz lobisi’de tutmadı. Ergenekon’a da bağlayamıyor olayı. Ne yapsın, ‘marjinal uçlar’ dedi bu sefer. Bir Allah’ın kulu da çıkıp ‘soğuk savaş’ taktiklerinden vazgeçiremedi kendisini.

Bir kaç gün sonra Antalya’daki ‘marjinal uçları’ görmek için Cumhuriyet meydanındaydım. Cumhuriyet meydanı da Taksim’in bir replikası gibi.  Devrim kafe olmuş ‘Tencere tava’ kafe. Antalya’da da İstanbul gibi meydan daha ideolojik, parkın içi daha sessiz. Kimsenin askerine benzemeyen kütüphanenin sorumlusu arkadaşa dayanamayıp sordum: ‘Ulusalcılarla nasıl aranız?’. ‘Yarım saatte bir İstiklal Marşı söylüyorlar, fenalık geldi, ama iyiyiz’ cevabını aldım. Meydan’da kalabalık toplanmış Nazım’ın şiirini dinliyordu. Kalabalığın içinde bir grup ise kurt işareti yapıyordu. ‘Bu da iyi ya ne güzel’ derken bir anda ‘Bella Ciao’ söylenmeye başlandı. Aynı grup sol yumruğu havaya kaldırıp: ‘İşte bir sabah uyandığında…’ diye başlamasın mı? Yanımdaki uzun yıllardır AKP sempatizanı olduğunu sandığım bir akrabam devamını getirdi: ‘ Elleri bağlanmış bulduğum yurdumun her yanı işgal altında’… ‘Ne sandın?’ dedi bir de üstüne. İçimden sadece ‘Kahrolsun bağzı şeyler’ demek geliyor. Ben birbirimize karşı bu kadar anlayışlı olduğumuzu bilmiyordum. Afalladım. Başbakan bile bu kadar salak yerine koymaya kalkmamıştı beni. Haberleri Facebook’tan, Twitter’dan takip ediyoruz. Evini toplamaya üşenen arkadaşlarımız, Taksim’e temizlik yapmaya gidiyorlar.  İnsanlar AKP’nin TBMM’den gece yarısı geçirdiği yasalardan bahsediyor.  Sanırım bize nazar değdi.

Annesi, İrem İzmir’den İstanbul’a taşındığında ‘acaba Kısıklı’da mı ev bulsak? Başbakan’ın da evi orada, güvenlidir orası’ diyordu. Bir de baktım ki Nurdan Teyze telefon açıp biber gazına iyi gelen solüsyon tarifi verecek neredeyse. Annannem’in dizilerini bırakıp balkonda tencere kırmasından belliydi aslında. Sonun başlangıcı bu.  Ya kendi gibi olmayana saygı duyacaklar, ya da ‘yeni Türkiye’ye uyum sağlayamayıp, sandığı koltuk altına alıp gidecekler. Artık bu halk iktidarın ‘zar tutması’na izin vermeyecek. Çapulcular sağolsun, ‘korku imparatorluğu’ yıkıldı. Ben buna inanmak istiyorum. Bir yerde de yazıyordu Taksim’de: ‘Korkma la, biziz halk’.

Teşekkürlerimle,

Doğan, Anıl (Haziran, 2013), “Kahrolsun Bağzı Şeyler! ”, Cilt II, Sayı 4, s.67-70, Türkiye Siyasi Analiz ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye), Londra: AnalizTürkiye (http://researchturkey.org/?p=3613&lang=tr)

Anıl Doğan

Asistan Editör, Türkiye Siyasi Analiz ve Araştırma Merkezi (AnalizTürkiye)

 

 

Gaz fişeğindeki uyarılar değişti mi?

Sosyal medyada, yeni olduğu iddia edilen biber gazı kapsüllerinin üzerindeki ‘uyarılar’ kısmının değiştirildiğine dair fotoğraflar dolaşıyor.

Hafta sonu sosyal paylaşım sitelerinde dolaşan ve 22 Haziran tarihinde çekildiği öne sürülen bir fotoğraf, bir biber gazı fişeğinin üzerindeki uyarıların değiştirildiğini ortaya koyuyordu. Buna göre yeni olduğu iddia edilen gaz fişeğinin üzerindeki ‘uyarılar’ kısmındaki maddelerin bir kısmı değişmiş, hatta yeni maddeler de eklenmişti.

Yeni gaz kapsüllerinde; ‘Direkt olarak insanların üzerine atış yapmayınız.’ ifadesi yerine, ‘Yakın mesafede hedeflerin alt uzuvlarına doğrultarak atış yapabilirsiniz.’ yazıldığı öne sürülüyor. Henüz fotoğrafın doğruluğuna dair bir kanıt olmamasına rağmen görüntüler, özellikle sosyal paylaşım sitelerinde hafta sonunun en çok konuşulan konularından biri haline gelmiş bulunuyor.

Orijinal biber gazı fişeklerinin uyarı kısmında yer alan maddeler şu şekilde;

1- Direkt olarak insanların üzerine atış yapmayınız.
2- Olası yangın tehlikesi yaratabilir.
3- Sadece iyi eğitimli personel tarafından kullanılmalıdır.
4- Yalnız açık alanda kullanılır.
5- En uzak mesafeye atabilmek için 45° lik açı ile atış yapınız.
6- Son kullanma tarihinden sonra kullanılması tehlikelidir.
7- Gaza maruz kalınan durumlarda etkili alandan uzaklaşıp, gözlerinizi bol su ile yıkayınız.
8- Gaza maruz kalınan bölgelere kesinlikle merhem ya da losyon uygulamayınız.

Değiştiği iddia edilen yeni uyarılarda ise şu maddeler yer alıyor;

1- 3 metreden yakın mesafeden direkt olarak insanların üzerine ateş etmeyiniz.
2- Yakın mesafede hedeflerin alt uzuvlarına doğrultarak atış yapabilirsiniz.
3- 40 mm’lik gaz tüfeklerde kullanılmalıdır.
4- Sadece gerekli eğitimi almış polis ve asker tarafından kullanılmalıdır.
5- Olası yangın tehlikesi yaratabilir.
6- Son kullanma tarihinden sonra kullanılması tehlikelidir.
7- Gaza maruz kalınan durumlarda etkili alandan uzaklaşıp gözlerinizi bol suyla yıkayınız.
8- Gaza maruz kalan bölgelere kesinlikle merhem ya da losyon uygulamayınız.

 

Ankara’da evlere biber gazı atıldı

Ankara’da Dikmen Caddesi’nde toplanıp Kızılay’a yürümek isteyen göstericiler polisin sabaha kadar süren müdahalesiyle dağıtıldı. Atılan gaz kapsülleri pencerelerden evlerin içine girince Dikmen sakinleri isyan etti.

Gezi Parkı protestolarının 25. gününde gece geç saatlerde Ankara Dikmen Caddesi’nde toplanan göstericilere polis, basınçlı su ve biber gazıyla müdahale etti. CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, olaylar sırasında 10 yaşındaki Alperen isimli bir çocuğun da gözaltına alındığını öne sürdü.

Dikmen Caddesi’nde toplanan ve Kızılay’a yürümek isteyen yaklaşık 5 bin kişilik grup, “Her Yer Taksim Her Yer Direniş”, “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganları attı. Polis, TOMA ve Akrep tipi araçlarla göstericilere tazyikli suyla müdahale etti. Polisin müdahalesine rağmen sabah saatlerine kadar göstericiler Dikmen Caddesi’nden ayrılmadı. Zaman zaman barikat kurarak caddeyi trafiğe kapamaya çalışan grup, polisin basınçlı su ve biber gazlı müdahalesiyle karşılaştı. Sabah saatlerine kadar cadde üzerinde devam eden müdahale, barikatın dağıtılmasının ardından ara sokaklarda sürdü.

APARTMANLARA BİBER GAZI GİRDİ
Müdahale sırasında atılan biber gazı kapsüllerinden bazıları doğrudan civardaki apartmanların camlarından içeri girdi. Evlerinde oturan, eylemlere hiç katılmayan vatandaşlar camlara çıkarak isyan etti. Vatandaşlar evlerde bebeklerin, küçük çocukların, yaşlıların, hastaların da kullanılan yoğun gazdan etkilendiğini söyledi.

Polisin müdahalesinden görev yapan basın mensupları da etkilendi. En az 3 göstericinin hastaneye kaldırıldığı ifade edildi. Gece geç saatlerde Dikmen Caddesi ve ara sokaklara giren Çevik Kuvvet polisinin bazı göstericileri gözaltına aldığı belirtildi. CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, sosyal paylaşım sitesi twitterdaki hasabından Dikmen Caddesi’ndeki müdahale sırasında 7 vatandaşın gözaltına alındığını, 10 yaşındaki Alperen isimli bir çocuğun da gözaltında olduğunu bildirdi.

Polis işkencesi duran adama da yöneldi

Taksim Meydanı’ndan cumartesi gecesi yaşanan polis müdahalesi sırasında duran adam eylemi yapan bir kişiye yönelik polisin tekme tokat müdahalesinin görüntüleri ortaya çıktı.

Taksim Dayanışması ’nın, Taksim Meydanı’nda cumartesi günü düzenlediği karanfil bırakma eylemine polisin müdahalesi sırasında ‘ duran adam ’ eylemi yapan bir kişinin polisin tekme ve yumruklu müdahalesiyle karşılaştığı ortaya çıktı.

 

Melih Gökçek ve Redhack arasında hashtag savaşı

BBC Spikeri Selin Girit’in attığı bir tweete tepki gösteren Melih Gökçek’e karşı başlatılan #provokatörmelihgökcek hashtagi 15 saatten uzun süre dünya genelinde TT oldu.

Sosyal medya, dün akşamdan itibaren çok ateşli bir tartışmaya sahne oldu. BBC muhabiri Selin Girit’in attığı bir tweeti takipçileriyle paylaşan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Girit’i vatan hainliği ile suçlayarak takipçilerinden gazeteciye karşı tavır göstermelerini istedi.

Melih Gökçek’in başlattığı hashtag’e cevap Redhack grubundan geldi. Karşı bir hamle başlatan hacker grubu #provokatörmelihgökcek hashtagi açarak takipçilerinden destek istedi. Gökçek’e karşı açılan hashtag kısa sürede dünya genelinde en çok konuşulan konular arasında birinci sıraya oturdu.

Hashtag yaklaşık 15 saat dünya TT listesinde kalmaya devam etti. Bu sırada Gökçek ile Redhack grubu arasında twitter’dan zaman zaman setleşen bir polemik de yaşandı.

Akdeniz Oyunları açılış töreninden yaka paça dışarı atılan nükleer karşıtının mektubu

Mersin’den bir mektup var. Uzun yıllardır hem Tabip Odası içinde hem Nükleer Karşıtı Platformda Akkuyu’ya Nükleer Santral yapılmasına karşı duruşuyla bilinen bir hekimden. Bu mektubu okuduktan sonra sizde aynı şeyi düşünecek misiniz bilmem ama şöyle bir sonuç çıkarmak hiç de yanlış değil galiba:

Bu iktidar, polisiyle, zabıtasıyla, parti görevlileriyle çevresinde bir kendi gibiler bölgesi yaratmış ve ötesini görmüyor görmek istemiyor. Başbakanın bulunduğu her yeri , tören , toplantı yerini birer gül bahçesi haline getirme gayreti içindeler . Bu alanda farklı düşünce ve renklere yer yok. Üstelik bunu yaparken kolluk yoluyla yaptıklarının suç olup olmaması da önemli değil, bir insanı hiçbir şey yapmadığı halde biletiyle girdiği bir törenden, salondan yaka paça atma hakkına sahipler. Hoşlanmadıkları fikirleri ifade etme özgürlüğünü kullanan bir topluluğun üzerine,  hiçbir şiddet göstermemiş olsa da gazla, suyla saldırabilme hakkını kendilerinde rahatlıkla görebiliyorlar.

İşin kötü tarafı bu gayretin esas amacı tüm ülkeyi bu hale getirmek, sessiz ve renksiz. Türkiye’nin tamamını Kazlıçeşme haline getirmeye çalışıyorlar .

Kahraman Şahin


Sayın Ful Uğurhan mektubunda başına gelenleri şöyle anlatıyor.


Akdeniz Olimpiyatları açılış töreni ve “Olağan Şüpheliler”

Bu yıl pek çok Mersinli gibi ben de tatil programımı Akdeniz Olimpiyatları‘na göre yapmıştım.

Gezi Parkı Direnişi’ne kadar hepimiz tatlı bir heyecanla olimpiyatların kentimize getireceği hareketi bekliyorduk. Kendi aramızda hangi yarışları izleyeceğimizi, açılış törenini konuşuyorduk.

Ancak 31 Mayıs’tan sonra Gezi Direnişi’nin yarattığı umutla, ormanlarımızın, derelerimizin, dağlarımızın talandan kurtulacağı,  hepsinden öte 37 yıldır mücadele ettiğimiz nükleer santralin yapımının durdurulabileceği olasılığını konuşur olduk.

Barış Meydanı’na çadırlarımızı kurduk, yürüyüşlerimizi yaptık. Gençliğin yaktığı bu ateşle, yitirdiğimiz umutlar yeniden yeşerdi. Ülkenin her tarafından gelen ölüm, sakatlık, yaralanma haberlerine karşın, polis bize son derece anlayışlı davranıyor, ortalıkta dahi görünmüyordu, ta ki  19 Haziran  gecesine  kadar.

O gece saat üçte, mini bir revir olarak düzenlediğim çadır dahil bütün çadırları topladılar. Çünkü ertesi gün açılış konuşması yapmak üzere başbakan Mersin’e gelecekti. Böylece aynı gün biz de tomaları gördük, anti asitli solüsyonlar hazırlar olduk.

O gün dalga geçer gibi Mersin’in bütün caddelerine “Tüm Mersin Halkı Açılış Seremonisi’ne Davetlidir” yazan pankartlar astılar. Oysa Mersin’de hiç kimse açılış töreni bileti bulamıyordu. Biletler satışa çıktıktan 20 dakika sonra tamamen tükenmişti . Belli ki biletler yandaşlara dağıtılmak üzere toplu olarak alınmıştı.

Nitekim güçlükle ulaşabildiğimiz birkaç biletle açılış törenini izlemek için stadyuma gittiğimizde bunun gerçek olduğunu gördük. Çevre illerden, ilçelerden, köylerden otobüslerle insan taşıyorlardı. Gelenlere lahmacun, ayran su dağıtıyorlardı. Ortalık tıpkı semt pazarlarının akşam toplandıktan sonra görüntüsü gibi çöp içindeydi.

Nükleer karşıtı platformdan tanıştığımız sekiz kişi ile birlikte üç araçla alana geldik. Ben giriş biletimi gösterip içeri girdim. Girişte çantalarımızdaki kalemleri, rujları topladılar. Rujları neden aldıklarını sorduğumda “etrafa yazı yazılmasını önlemek için” olduğunu söylediler. Yazı yazmak için bedeli 50-60 lira olan bir ürünü kullanacak kadar akılsız olduğumuzu düşünmeleri gücüme gitse de nasıl bir korku içinde olduklarını anlamamı sağladı.

Saat 20.00 de başlayacak tören için 19.45 de yerime oturdum. Salonun üçte biri bile dolu değildi. 20.20 sıralarında üç tane sivil giysili adam yanıma gelerek son derece kaba bir şekilde kimliğimi istedi. Neden diye sorduğumda hakkımda ihbar olduğunu söylediler. Ben kimliğimi verirken hakkımdaki ihbarın ne olduğunu ısrarla birçok kez sordum, cevap vermediler. Daha ileri giderek, yanımda oturan beyefendiden, benimle birlikte olduğu şüphesi! ile yine son derece kaba şekilde kimliğini istediler.

Kimlik sorgulaması sürecinde etraftaki yandaş seyircilerin kötü bakışları arasında düştüğüm durum yüzünden bağırmaya başladım. Kimlik sorgusu sonucu bana hiçbir bilgi verilmediği için “nükleer karşıtlığı duruşum ” yüzünden olduğunu sandığım gerekçe ile üç kadın polis tarafından yerimden kaldırılmaya çalışıldım. Her zaman yakındığım kilolarım bu sefer işe yaradı ! Beni yerimden kaldıramayınca üzerime bir sürü erkek polis çullandı ve beni yaka paça dışarı attılar.

O sırada seyircilerden birinin “susturun şu pislikleri ” dediğini duydum ve o zaman pislik olmadığımı kanıtlamak istercesine avazım çıktığı kadar “Nükleer Santral İstemiyorum” diye bağırdım. Uğradığım psikolojik ve fiziksel şiddetin yarattığı duygular içerisinde karakola götürüldüm. Karakolun bahçesinde diğer sekiz arkadaşı görünce gülmeye başladık. Yerel bir gazetenin başlığında yazdığı gibi “olağan şüpheliler” yakalanmıştı.

Meğer onları arabada iken tanımışlar ve hemen göz altına almışlar. Sonuç 3 saat karakolda sidik kokulu bir koridorda alıkonulmak oldu. Başbakanın rujla yazılacak protestolardan bile korktuğu bir durumda bizden korkması gayet doğaldı. Çünkü biz nükleer karşıtlarıydık.

Bu ülkede yandaş olanlardan olmamanın bedelini ödettiklerini sananlara, bunun hesabının sorulacağı günlerin yakın olduğunu bize fark ettiren Taksim Direnişçilerine teşekkürü bir  borç biliyorum.

 

Dr. Ful Uğurhan

MERSİN”

Haber: Kahraman Şahin

(Yeşil Gazete / Türkiye)

 

Anadolu Üniversitesi’nde FOMA’lı mezuniyet

Eskişehir Anadolu Üniversitesi öğrencileri mezuniyet töreninde ilginç bir eylem gerçekleştirdi.

Anadolu Üniversitesi öğrencileri mezuniyet töreninde polisi ve hükümeti eleştiren pankartlarla yürüyüş yaptı. Törende öğrencilerin elindeki FOMA ise dikkat çekti.

Törene gelen ziyaretçileri selamlayan öğrenciler TOMA’ya benzer bir el yapımı kutuyla alanda yürüyüş yaptı. Öğrenciler bu kutunun adını ise FOMA (Fikri Olanlara Müdahale Aracı) koydu.

Anadolu Üniversitesi öğrencileri mezuniyet töreninde polisi ve hükümeti eleştiren pankartlarla yürüyüş yaptı. Törende öğrencilerin elindeki FOMA ise dikkat çekti.

Alanda her fakülteden ayrı tepkiler ve pankartlar görmek mümkündü.

İktisat Fakültesi öğrencileri “Fazi Lobisi ne ki?” yazılı bir pankartla alana gelirken, Eğitim Fakültesi öğrencileri “Atanamayan %50′yi evde zor tutuyoruz” yazılı bir pankartla yürüyüş gerçekleştirdi.

Veliler ve diğer ziyaretçiler ise öğrencilerin geçişi esnasında alkış tutarak bu eylemi desteklediler.

(Cumhuriyet)

AKP’li vekilin oğlu sınava başkasını soktu!

AKP Milletvekili Seyit Eyyüpoğlu’nun oğlu Cenap, Hacettepe Üniversitesi’nde yapılan LYS sınavına kendisi yerine başkasını soktu. Durumu anlayan gözetmen sınav salonuna polis çağırdı. Sınava girenA.Y. ile Eyüpoğlu gözaltına alındı.
Ankara  Cumhuriyet Başsavcılığı’na yansıyan sınav sahtekârlığı, 16 Haziran’da yapılan LYS sınavında gerçekleşti. 18 çocuk sahibi AKP Şanlıurfa Milletvekili Seyit Eyyüpoğlu’nun 21 yaşındaki oğlu Cenap Eyyüpoğlu, iddiaya göre, kendi yerine LYS sınavına girmesi için, arkadaşı A.Y. ile anlaştı. A.Y., sınav formunu Cenap Eyyüpoğlu’nun bilgileriyle doldurduktan sonra, kendi fotoğrafını yapıştırdı. Form daha sonra ÖSYM’nin başvuru bürosuna teslim edildi. Cenap Eyyüpoğlu, 16 Haziran sabahı, sınavın yapılacağı Hacettepe Üniversitesi Beytepe Kampusu’na A.Y. ile birlikte gitti.

“Oğlum size emanet”

A.Y., sınav saatine dakikalar kala, üzerinde kendi resmi bulunan giriş belgesi ve Cenap Eyyüpoğlu’na ait nüfus cüzdanıyla, kimya bölümündeki salona girdi. Sahte giriş belgesini optik okuyucudan geçiren A.Y., soru kitapçığı ile cevap kağıdını alarak yerine oturdu. Ancak sınav başladıktan yaklaşık 20 dakika sonra, gözetmen, A.Y.’den, nüfus cüzdanını istedi. Telaşlanan A.Y., Cenap Eyyüpoğlu’na ait nüfus cüzdanını çıkardı. Nüfus cüzdanı ile sınav belgesindeki fotoğrafların farklı olduğunu gören gözetmen, durumu sınav başkanına bildirdi. Salona gelen başkan, sınav belgesi ile nüfus cüzdanındaki fotoğrafların farklı olduğunu tespit edince polis çağırdı. Beysukent Polis Merkezi’nden gelen ekipler hem A.Y.’yi hem de “Beni kampusta bekliyor” dediği Cenap Eyyüpoğlu’nu gözaltına aldılar. Durumu öğrenen AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Seyit Eyyüpoğlu, iddiaya göre polisi arayarak, “Oğlumu bir süreliğine size emanet ediyorum, ona göre” dedi. İfadeleri alınan iki genç adliyeye sevk edildi. Savcılıkta suçlamaları kabul eden Cenap Eyyüpoğlu ve A.Y., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Olay, tutanakla, ÖSYM’ye bildirildi.

(Cumhuriyet)