Ana Sayfa Blog Sayfa 4253

Lice’de karakol istemeyen halka kurşun: 1 ölü, 8 yaralı

Diyarbakır’ın Lice ilçesindeki Kayacık karakoluna ek binalar yapılmasını protesto etmek isteyen halkın üzerine asker tarafından ateş açıldı. Açılan ateş sonucunda Medine Yıldırım hayatını kaybederken, IMC TV ölü sayısının ikiye yükseldiğini öne sürdü. Müdahale nedeniyle yaralanan 8 kişi Lice Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı.

T24’den Helin Alp’in haberine göre Lice’deki karakol inşaatını protesto etmek isteyen bir grup, karakol yakınında bulunan işçilerin kaldığı çadırları ateşe verdi. Halk daha sonra karakola doğru yürümeye başladı. Karakol yakınlarında basın açıklaması yapan kitle içerisinden bir grubun, inşaat halindeki binalara molotof ve taş atmasının ardından askerler tarafından kitle üzerine ateş açıldı.

T24’e konuşan BDP Lice İlçe Başkanı Harun Erkuş,”Barış umudumuz var. Ancak yeni karakolların yapılması bizi kaygılandırıyor. Basın açıklamsından sonra kitle içerisinden çocuklardan oluşan bir grup karakola taşve molotf attı. Askerler de kurşun yağdırdı. Beton yığınlarını molotof ve taş atılmasına kurşun mu yağdırılır?” dedi.

Erkuş’un konuşmasının satır başları şöyle:

“30 seneden beri süren bir savaş vardı. Binlerce insan faili meçhule gitti. Gözaltına alındı, işkenceye uğradı. Barış sürecinin korunmasını istiyoruz. Yeni karakolların yapılması, bu sürece karşı güvensizlik yarattı. Aylardır asker ve gerilla cenazesi gelmiyordu”

“Kesinlikle böyle bir müdahale beklemiyorduk. Acımasız bir saldırı yapıldı. Yalnızca çocuklar taş attı.içlerinden bazıları da molotof attı. Beton yığınlarına molotof ve taş atılmasına kurşun mu yağdırılır? Böyle silahla yapılan bir saldırıyı anlamakta zorlanıyoruz.”

(T24)

Küresel Eksen Değişimi

İklim değişikliğini durdurmak için artık zamanımız daralıyor. Hepimiz en hızlı biçimde bu büyük değişikliği durdurmak için elimizden geleni yapmalıyız. Burada hepimizin üzerine düşen en önemli görev; iklim değişikliği problemini hem kendi gündemimizde, hem çevremizin gündeminde hem de politikanın gündeminde en başa oturtmaktır.

İklim değişikliği atmosferdeki karbondioksit miktarındaki artıştan kaynaklanıyor. Doğal şartlarda milyonlarca yıldır atmosferde milyonda en fazla 280 molekül olan karbondioksit miktarı bugün 400 moleküle yükselmiştir. Milyonda 400 molekül karbondioksit ile dünyadaki hayatın bildiğimiz gibi sürmesi mümkün değildir ve bu miktarın hemen azaltılması gerekmektedir. İnsanlık ise bu miktarı azaltmanın yerine her sene milyonda 2-3 molekül arttırmaktadır. Eğer en kısa sürede milyonda 350 molekül seviyesine inmeyecek olursak hepimizi gittikçe artan şiddette iklim felaketleri bekleyecektir.

350.org Amerika’lı iklim aktivisti olan Bill McKibben tarafından kurulmuş ve atmosferdeki karbondioksit miktarını milyonda 350 molekül seviyesine indirmemiz gerektiğini savunan bir sivil toplum kuruluşudur. 350.org bu hedefine ulaşmak için toplumda bu konudaki bilincin artmasına çalışmaktadır. Bu sene küresel iklim bilincinin artması için Küresel Eksen Değişimi Projesi‘ne başlanmıştır. Bu projenin temel amacı önce tüm dünyada, iklimin değişmemesi için sistemin değişmesi gerektiği bilinciyle toplumda çalışmalar yürütecek iklim aktivistleri yetiştirmek, sonra da bu aktivistlerin kendi ülkelerinde yapacakları aktiviteleri küresel bazda desteklemektir.

Küresel Eksen Değişimi Projesi başlangıç eğitimini bu sene 24-30 Haziran tarihleri arasında İstanbul’da yapmaya karar verdi. İTÜ’de hafta başından beri süren eğitimde dünyanın 140 ülkesinden gelen altı yüzden fazla iklim aktivistine ileride yapacakları çalışmalar konusunda eğitim verilmektedir.

Küresel Eksen Değişimi eğitimi sonunda bu iklim aktivistleri ve ülkemizden katılacak çevre ve iklim gönüllüleri ve STK’lar, 29 Haziran Cumartesi günü saat 15:00’de Haydarpaşa Numune Hastanesi önünden başlayıp, Kadıköy İskele Meydanı’na uzanan bir “İklimi Değil Sistemi Değiştir” yürüyüşü yapacaklar. Yürüyüşün ardından konuşmalar yapılacak ve 18:00’de bir konserle program sona erecektir. Bu programın ardından 18:30’da Kadıköy Yoğurtçu Parkı’nda “İklim ve Çevre Adaleti” konulu bir forum düzenlenecektir.

İklim değişikliği insanlığın bugüne dek karşılaştığı en ciddi sorunların başında gelmektedir. Ancak, iklim değişikliği konusunda ciddi politikalar geliştirilememesinin arkasındaki temel sebep, bu değişikliğin etkilerinin her geçen gün artarak görünmesine rağmen sonuçta daha da tehlikeli olayların uzun süre sonra görülecek olmasıdır. Buna karşın, hükümetler 3-5 senelik süreler için seçildiklerinden uzun soluklu bu problemi ve çözümlerini çoğu zaman göz ardı edebilmektedirler. İklim değişikliğinin ciddi bir problem olduğuna inanan insanların vakit geçirmeden bu problemi, gerek kamuoyunun gerekse de siyasilerin gündemine sokması ve gündemden çıkmamasını sağlaması gerekmektedir. Küresel Eksen Değişimi bu yolda önemli bir adımdır. Bu adımı hepimiz desteklemeliyiz ve iklim değişikliğinin her gün gündemin üstlerinde yer almasını sağlamalıyız. Yaşayabileceğimiz sadece bir dünya var ve bu dünya yaşanmaz hale gelmeden hepimiz harekete geçmek zorundayız.

 

Prof. Dr. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniversitesi
İklim Değişikliği Çalışma Grubu

Binali abiyi kızdırmayın Facebook ve Twitter, yoksa sizi “cıs” yapar!

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, önceki gün ‘Türk hükümetiyle işbirliği’ konusunda açıklamalar yapan sosyal medya kuruluşlarıyla ilgili sert konuştu, “Milyonlarca kullanıcıyı yanlarında hisseder gibi davranarak, bize afra tafra yapmasınlar. 76 milyon onlara Osmanlı tokadını çakar.”

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, sosyal medyaya kısıtlama getirileceği yolundaki söylentilerle ilgili yaptığı açıklamada, “Özgürlüklere sonuna kadar evet, internetin sonuna kadar kullanılmasına evet ama suç işlenmesine, kaos, kargaşa, şiddetin aracı olarak kullanılmasına asla ve asla geçiş yok. Onun için milyonlarca kullanıcıyı yanlarında hisseder gibi davranarak, bize afra, tafra yapmasınlar. Türkiye Cumhuriyeti ‘ni tanımayanı, Türkiye Cumhuriyeti de tanımaz. 76 milyon da onlara Osmanlı tokadını çakar” dedi.

Sosyal medyanın özgürlük alanı olduğunu, yasaklanamayacağını vurgulayan Yıldırım, şöyle konuştu:

“Eğer bir suç varsa, bu suç gerçek hayatta da suçtur. Sanal hayatta da suçtur. Bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Avrupa Konseyi Siber Suçlar Sözleşmesi Türkiye’nin imzaladığı, 47 ülkeyle tanıdığı, bu günlerde de meclisimizde onaylanacak bir belgedir. Bu belge sanal ortamda işlenebilecek suçlara karşı mücadele ve işlenen suçların cezalandırılmasını öngören tek ve en önemli uluslararası bir sözleşmedir. Benim dediğim şey çok basit. Eğer bu ülkede faaliyet yapıyorsanız, bu ülkede var olmanız lazım. Hem burada faaliyet göstereceksiniz, tüm Türk vatandaşının sırtından külliyatlı miktarda para kazanacaksınız, vergi dairesinin yolunu bilmeyeceksiniz. Bir suç işlendi. Bu suç çok büyük sonuçlar doğurdu, çok büyük mağduriyetler oluşturdu. Bu suçun kaynağına yargı, soruşturma, kovuşturma aşamasında erişmesi lazım. Özgürlüklere sonuna kadar evet, internetin kullanılmasına sonuna kadar evet ama suç işlenmesine, kaos, kargaşa, şiddetin aracı olarak kullanılmasına asla ve asla geçiş yok. Bunu istemek de bir hukuk devleti olarak bizim en tabi görevimizdir. Onun için milyonlarca kullanıcıyı yanlarında hisseder gibi davranarak, bize afra, tafra yapmasınlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni tanımayanı, Türkiye Cumhuriyeti de tanımaz. 76 milyon da onlara Osmanlı tokadını çakar. Bu iş bu kadar basit. Kimse bu ülkenin itibarıyla, gururuyla, onuruyla oynayamaz.”

(T24)

 

[Etkinlik İptal Edildi] Taksim’den dünyaya, “Toma eksik kalsın, biz kendimizi sularız!”

Binlerce kişinin yarın saat 18.00′da Taksim Meydanı’nda su tabancalarıyla su savaşı yapacağı sosyal medyadan duyuruldu.

Sosyal medya araçlarıyla yayın yapan ‘Ötekilerin Postası’nın duyurduğu habere göre , “ TOMA suyu yoksa o zaman bizim suyumuz var” sloganıyla 1. Geleneksel Water War Şenliği’ni düzenleyen gençler, içinde “şenlik” kelimesi geçen hiçbir şeyin başkaldırı olamayacağını vurgulayarak su savaşına bazı kriterler getiriyorlar.

500 ml su limiti ve 10-15 dakikalık bir etkinlik gerçekleşeceği belirtilirken sürenin sınırlı tutulmasının nedeni ‘su israfından kaçınabilmek’ olarak açıklandı.

(Radikal, Ötekilerin Postası)

Su, çatlağını buldu: Gezi bir kez daha halkın!

Taksim yayalaştırma projesi sırasında iş makinasının su borusunu patlatması ve metroyu su basmasının ardından devlet 10 gündür el koyduğu halka açık Gezi Parkı’ını mecburen yeniden ait olduğu halka açmak zorunda kaldı

Bizim de aklımıza Hrant Dink’in unutulmaz, “Su çatlağını buldu” hikayesi geldi

Hrant abimizin o eşsiz sesini ve unutulmaz gerçek yaşamöyküsünü bir kez daha yad edelim

Su bir kez daha çatlağını buldu ve Gezi, 10 gündür hasret kaldığı halkına bir süreliğine de olsa kavuştu

#budahabaslangicmucadeleyedevam

Haber: Alper Tolga Akkuş / #anavarrza

(Yeşil Gazete / Türkiye)

Kırmızı giysili kız ya da devlet bireyin kurdudur / Rahmi Öğdül

Kırmızı giysili kızı yutmaya çalışan kurda daha yakından bakarsak şayet, tüm farklılıkları bir hamlede silip, soyut tümeller ya da kolay lokmalar halinde mideye indirmeye çalışan devlet mantığını göreceğiz.

Kırmızı giysili kız bir sabah ormandaki büyükannesine çörek götürürken kurtla karşılaşır ve kurt kırmızı giysili kıza gaz püskürterek onu gaz haline getirip yutmaya çalışır. Masal böyle başlıyor. Kırmızı giysili kızı yutmaya çalışan kurda daha yakından bakarsak şayet, tüm farklılıkları bir hamlede silip, soyut tümeller ya da kolay lokmalar halinde mideye indirmeye çalışan devlet mantığını göreceğiz.  Klasik mantık, bir uçta tikelin, öteki uçtaysa tümelin bulunduğu bir sopadır devletin elinde. Tikel, oluşa kapalı, olup bitmiş bir varlıktır ve sabit bir kimliği vardır; ve bu haliyle kendisini tümele teslim etmeye hazırdır ve tikel, tümel haline gelirken bireysel özellikleri, dışsal farklılıkları, dikenleri, çıkıntıları bir çırpıda budanır. Devlet mantığı tikel özellikleri budayarak çalışır: Taksim-Gezi Parkı’nda bireysel özellikleriyle tikel bireyleri budayan devletin, onları çapulcular tümeli altında topladığını görüyoruz ve devlet çapulcu olarak adlandırdığı bu bireyleri bir oturuşta mideye kolaylıkla indirebilir.

Tüm çapulcular birbirine benzer

Tikel, bir sınıfa ait olma ve kimlik taşıma özellikleriyle devlet açısından kolay lokmadır, demiştik. Mevcut özelliklerinden birini soyutlayarak her türlü tikel varlığı kolaylıkla bir sınıfın altında toplayıp tümelleştirebiliyor: Çingene, Rum, Yahudi, Türk, Kürt, aşırı uç, gay, marjinal, işçi, hayvan, ağaç; saymakla tükenmeyecek kolay lokmalar var devlet açısından. Gezi Parkı’ndaki, o yere ait ağaçları o halleriyle, ağaç oluşlarıyla sevdiğimizi söylediğimizde devlet mantığı bunu anlamak istemez; “bu ağaçları başka yere taşıyacağız, yerine ise çok daha güzellerini yerleştireceğiz” diye yanıt verir, çünkü soyut ağaç kavramıyla iş görmektedir. Ya da Çingeneler Sulukule’ye, o yere ait oluşlardır, dediğimizde de devlet mantığı aynı yanıtı verecektir: “Onları kentin dışına güzel konutlara taşıyacağız, yerlerine de çok güzel konutlar yapacağız.” Devlet bir soyutlama makinesi olarak hep olmuş bitmiş, sabit özellikleri ve kimlikleri olan tikelleri soyutlayarak sürdürür işlemini; tüm ağaçlar birbirine benzer; tüm çapulcular birbirine benzer. Oluş ya da bireyleşme denilen ve her türlü kimliği, aidiyeti aşındıran o bitimsiz süreci görmezden gelir. Olup bitmiş bireyleri mevcut hallleri ve kimlikleriyle ele alıp onları sınıflandırıp ayrıştırır.

Tekilliklerden söz etmeli

“Bireyleşme, birey değildir” diyor Deleuze, Logic of Sense’de. Bireyleşme bir bireyin üretildiği süreçtir ve bu süreçte tekillikler (singularities) çok önemli rol oynamaktadır. Tekillikler, varlığın içinde yer alan henüz gerçekleşmemiş gizil güçlerdir, farklılıklardır ve bu tekillikler sayesinde birey, devletin kendisine biçtiği her türlü kimliği, aidiyeti aşındıran oluş denilen akışın içine yerleşir. O halde bireyden değil de tekilliklerden söz etmemiz gerekiyor. Devlet bireyle, bölünmez, sabit bir varlıkla, yani atomla iş görürken, bizler devlet mantığını bir kenara bırakıp başka bir mantıkla, oluş mantığıyla yaklaşmalıyız varlıklara, yani tekilliklere.  Agamben’in dediği gibi siyasi mücadele devlet ile devlet-olmayan arasında geçiyor artık: “Gelmekte olan yeni siyasetin yeni gerçeği, bu siyasetin artık devletin denetimi ya da ele geçirilmesi için bir mücadele olmayacağı, ancak devlet ve devlet-olmayan (insanlık) arasında bir mücadele olacağıdır; tekillikler ve Devlet organizasyonu arasında üstesinden gelinemeyecek bir ayrışma olacaktır” (Gelmekte Olan Ortaklık, çev. Betül Parlak, Monokl Yayınları).  Bir başka deyişle, tikel-tümel kıstırması ile tekillikler arasında geçiyor mücadele.

Devletin midesine fena bozuldu

Devletin tikel-tümel kıstırmasından kaçan tekillikler, ya da Agamben’in deyişiyle “herhangiler” Taksim-Gezi Parkı’nda ‘devlet-olmayanı’ gerçekleştirdiler. Devletin temsili demokrasisi karşısında, herkesin sadece ve sadece kendisini temsil ettiği forumlarla gelmekte olan tekilliklerin ortaklığını ilan ettiler. Deleuze tekilliği şöyle sezdiriyordu bize: “Tekillikler, dönüm noktaları ve bükülme noktalarıdır; dar boğazlar, düğümler, bekleme odaları ve merkezlerdir; ergime ve yoğunlaşma ve kaynama noktalarıdır; gözyaşı ve neşe, hastalık ve sağlık, umut ve kaygı noktalarıdır, duyarlı noktalardır.” Her türlü kimlik ve aidiyetten kaçan herhangi birilerinin yarattığı duyarlı bir nokta, bir tekillik olarak Gezi Parkı’nı anlatıyor adeta. Gezi Parkı’nda ortaya çıkan herhangi birileri mahalle parklarına sıçrayarak, gelmekte olan tekilliklerin ortaklığını biçimlendirmeye devam ediyorlar. Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki gibi, devletin kurdu tekillikleri soyutlayamadığı için yutamıyor, yutsa bile sindiremiyor, fena oturuyor midesine.

Bu yazı ilk olarak kaosgl.org/ da yayınlanmıştır.

 

Rahmi Öğdül

Brezilya’da protestolar hız kesmedi

Konfederasyon Kupası’na ev sahipliği yaparken Dünya Kupası’na hazırlanan Brezilya’da protestoların sonu gelmiyor. Referandum çağrısına karşın yolsuzluk ve kötü kamu hizmetlerinin ateşlediği protestolarda can kayıpları meydana geldi.

Konfederasyon Kupası’nın yarı final maçlarının yapıldığı kentlerde yoğunlaşan protestolarda, polisle göstericiler karşı kaşıya geldi. Fortaleza’da sokağa inen binlerce kişi polisle çatıştı. Güvenlik güçleri arabaları ateşe veren gruba göz yaşartıcı gaz ve plastik mermilerle müdahale etti. Burada protestoculardan biri yaşamını yitirirken, bir kişi de gözünü kaybetti.

Rio de Janeiro’da da sokaklar boş kalmadı. Siyasi reform çağrısı ile sokağa dökülen binlerce kişi, ellerinde pankartlara yürüyüp slogan attı. Herhangi bir şiddet eyleminin yaşanmadığı protesto olaysız sona erdi.

Brezilya Senatosu, yolsuzluk suçlarının cezalarını artırmasına karşın protestolar azalmadı. Yeni yasanın kongre üyeleri hakkına açılacak soruşturmada, federal savcıların yetkilerini sınırlayacak olması protestocuları memnun etmedi. Geçen hafta da petrol gelirlerinin eğitim ve sağlık giderleri için ayrılması kararlaştırılmıştı.

 

Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik talebi: Seçime giren partiler yardım alabilecek

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik önerisinde bulundu. Buna göre yüzde 10 barajı dolayısıyla sadece AKP, CHP ve MHP’ye aktarılan milyonlarca liraya düzenleme gelecek.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, siyasi partilerin Hazine yardımını düzenleyen Siyasi Partiler Kanununda değişiklik yapılması için kanun teklifi verdi. Teklife göre, Yüksek Seçim Kurulunca son milletvekili genel seçimlerine katılan siyasi partiler ile son milletvekili genel seçimlerine katılmadığı halde bağımsız olarak seçilen milletvekillerinin katılımı ile TBMM’de temsil olunmaya başlayan siyasi partilere her yıl Hazine’den ödenmek üzere ödenek konacak.

ANKA’nın haberine göre, teklifin gerekçesinde şöyle denildi:
“Kanunlar çerçevesinde kuruluşunu gerçekleştirmiş, teşkilatlanma barajını aşmış, ilk büyük kurultayını yapmış ve seçime girmeye hak kazanmış her siyasi parti, bir milletvekilliği genel seçimine girdikten sonra aldığı oy sayısına göre her yıl devlet yardımı alır.
Bütçeden partilere yardım maksadıyla ayrılan miktar, bir önceki seçime esas olan toplam geçerli oy sayısına bölünür, elde edilen birim (TL) her partinin aldığı oy sayısı ile çarpılarak, partilere dağıtılır.”

Teklife göre, Yüksek Seçim Kurulunca son milletvekili genel seçimlerine katılan siyasi partiler ile son milletvekili genel seçimlerine katılmadığı halde bağımsız olarak seçilen milletvekillerinin katılımı ile Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil olunmaya başlayan siyasi partilere her yıl Hazineden ödenmek üzere o yılki genel bütçe gelirleri “(B) Cetveli” toplamının beşbinde ikisi oranında ödenek mali yıl için konacak.

Bu ödenek, Devlet yardımı yapılacak siyasi partiler arasında, bu partilerin genel seçim sonrasında Yüksek Seçim Kurulunca ilan edilen toplam geçerli oy sayıları ile orantılı olarak bölüştürülmek suretiyle her yıl ödenecek.Sonradan Tūrkiye Büyük Millet Meclisinde temsil olunmaya başlayan siyasi partilere yapılacak yardımın hesaplanmasında ise bu partilere katılan bağımsız milletvekillerinin toplam geçerli oy sayısı dikkate alınacak. Bu ödemelerin o yılki genel bütçe kanununun yürürlüğe girmesini takiben on gün içinde tamamlanması zorunlu olacak.

Öngörülen yardım miktarları; bu yardımdan faydalanabilecek siyasi partilere, milletvekili genel seçiminin yapılacağı yıl üç katı, mahalli idareler genel seçim yılı için iki katı olarak ödenecek. Her iki seçim aynı yıl içerisinde yapıldığında bu ödemenin miktarı üç katı geçemeyecek.

(Sol)

Redhack İstanbul İl Özel İdaresi’ni hackledi

Redhack, İstanbul İl Özel İdaresi’nin internet sitesini hackleyerek pek çok kamu kurumunun devlete olan borcunu sildi.

Hacker grubu Redhack, bu sabah saatlerinde twitter ’dan yeni bir eylemin duyurusunu yaptı.İstanbul İl Özel İdaresi’nin resmi internet sitesin hackleyen grup, pek çok kamu kurumunun devlete olan elektrik, internet, su, doğalgaz ve telefon borçlarını sildiğini iddia etti.

Sitenin yönetim şifresini twitter hesabından da yayınlayan Redhack, takipçilerini de istedikleri kurumun borçlarına müdahale etmeye çağırdı.

Borç silmenin yanı sıra Gezi Parkı olaylarında hayatını kaybeden Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert gibi isimler için de sahte kamu kurumları açıldı. Bir kullanıcının Hatay’daki eylemler sırasında hayatını kaybeden Abdullah Cömer adına açtığı ‘Abdullah Cömert İlköğretim Okulu’nun listedeki görüntüsü de grup ratafından paylaşıldı.

Redhack’in eyleminin ardından İstanbul İl Özel İdaresi’nin sitesi erişime kapatıldı. Ancak Redhack twitter’dan “Bircok sistemde kimse bilmeden neleri sildik, neleri ekledik.. Korkarim kimse bilmeyecek, bilemeyecek” açıklaması yaptı.

Yandaş yalan çabuk çöktü: ‘O fotoğrafı kampta değil karakolda çektirdi’

Kızılay’da polis kurşunu ile yaşamını yitiren Ethem Sarısülük’ün örgüt üyesi olduğu ve örgüt kampında fotoğraf çektidiğine ilişkin iddiasına ailesi sert tepki gösterdi. Aile, Radikal’e yaptığı açıklamada söz konusu görüntülerin kurgu olduğunu anlatarak “Taşeron firma aracılığıyla 2012 yılında Hakkâri’de yapılan jandarma karakolunun inşaatında çalışırken çekilen fotoğraflardır” açıklaması yaptı.

‘Karalama operasyonu’

Polis kurşunuyla hayatını kaybeden Ethem Sarısülük ’e yönelik, gün boyu ‘örgüt üyesi’ olduğu ve örgüt kampında fotoğraf çektirdiği yönünde iddialar çeşitli internet sitelerinde haber olarak yer aldı. Radikal’e konuşan Ethem Sarısülük’ün yengesi Çiğdem Sarısülük, fotoğrafların gerçeği yansıtmadığını ifade etti.

Ethem Sarısülük’ün ağabeyi Mustafa Sarısülük de fotoğrafların Hakkâri Tekeli Tabur Komutanlığı’nda çekildiğini belirterek şöyle konuştu:

“O fotoğraflar Ethem’in bilgisayarında bulunan fotoğraflardır. Ethem, işçi olarak çalıştığı taşeron firma tarafından Hakkâri’ye gönderilmişti. Hakkâri’de iki ay kaldı. Örgüt üyesi olarak yayımlanan o fotoğraflar ise askeri karakolun inşaatı sırasında çekilen fotoğraflar ve hatıra olsun diye çekilmiş. Askerlerle video görüntüleri de var. Tamamen bir karalama ve itibarsızlaştırma operasyonudur. ”

(Radikal)