Ana Sayfa Blog Sayfa 4252

#direnyargı / Nagihan Bulduk

0

“Gezi parkı park olarak kalsın” talebiyle başlayıp, özgürlük mücadelesine dönüşen bu süreçte, hepimiz çok fazla hukuksuzluğa tanık olduk. “Her canlı biber gazını tadacaktır” dedirten polis şiddetini; “yürütmenin durdurulması” kararına rağmen iktidarın sürekli değişen yıkım projelerindeki ısrarını,  büyük bir lütufla yapılan “yargı kararına uyacağız” açıklamasını unutmak mümkün değil…

Şimdi ise Başbakanından polisine, hukuku ihlal edenler silsilesine yargı da dahil olmakta. Hiç kuşkusuz hepimiz bunları görüyor ve öfkeleniyoruz. Hatta çoğumuz yargıdan umudunu kesti.

Benim de umutlarımın yaşam mücadelesi verdiği bu dönemde, birazdan aktaracağım karar çıktı karşıma.

Aslında olay o kadar trajikomik ki; okuduğumda kahkaha atmaktan alamadım kendimi… (“Ağlanacak haline gülmek” deyiminin bundan daha iyi karşılığı olmasa gerek!) Neyse…

Önce süreci anlatayım. 16 Haziran’da gözaltına alınanlardan yedi kişi 18.06.2013’te “tutuklama” istemiyle sevk edilmişler, sorgularını yapan Sulh Ceza Mahkemesi de “tutuklama isteminin reddine” karar vermiş; (kararı veren nöbetçi hakim Asliye Ceza Mahkemesi hakimi olduğundan) itiraz mercii olarak Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’nı göstermişti.

Ne var ki savcılık tarafından “tutuklama isteminin reddine” dair karara yine bu kararı veren Sulh Ceza Mahkemesi’nde itiraz edilerek, yakalama talep edildi. Mahkeme de bu itirazı kabul edip, yakalama kararı verdi. Gerekçe ise, gerçekten hukuk dışı, mantık dışı…Öyle ki “‘HÜKÜMET İSTİFA, HER YER TAKSİM HER YER DİRENİŞ, KATİL POLİS HESAP VERECEK’” vb  şekilde sloganlar ile halkı suç işlemeye teşvik ve tahrik eder mahiyette…” gibi ibarelerin yer aldığı gerekçede, suç teşkil eden eylemler gösterilmeden/ açıklanmadankamu barış ve huzurunu bozar mahiyette halkı suç işlemeye teşvik ve tahrik eylem ve söylemler ve bunların süregelmesigibi soyut ifadeler kullanılmış.

Elbette ki bu karara itiraz edildi.  O gün sabahtan akşama kadar, yakalanan 3 kişi ve çok sayıda avukat adliye içinde ordan oraya ordan oraya, itirazın değerlendirilmesi için koşturup durdular… Mesai bitimine çok az kala, itirazlar incelendi.

İncelemeyi yapan Mahkeme kısaca;

Ey Sulh Ceza! Ben aslında yetkili değildim, ama sen ki, yetkili olmadığın halde “tutuklamanın reddine itirazı” kabul edip, yakalama kararı vermişsin. Bu da yetmemiş, itiraz mercii olarak beni göstermişsin. Ben de senin verdiğin yetkiye dayanarak, senin kararına karşı yapılan itirazı kabul ediyor ve yakalama kararını kaldırıyorum.

Ayrıca, bilmez misin ki, tutuklama koşullarının gösterildiği CMK 100 de “kamu barış ve huzurunu bozar mahiyette halkı suç işlemeye teşvik ve tahrik eylem ve söylemler ve bunların süregelmesi” gibi bir suç yok… Belki yasa değiştirilerek bu da tutuklama nedeni yapılabilir. Ancak mevcut durumda olmaz. Sen kendini kanun koyucu mu sandın!

dedi ve yakalama kararını kaldırdı.

Anlaşılan o ki, bu kadar hukuksuzluk içinde, “ne oluyor, ne yapıyorsunuz? Kanun var nizam var” diyebilen Mahkemeler hala var. O halde #direnyargı


Nagihan Bulduk

nagihanbulduk@twitter

[Son Dakika] Taksim’de Lice saldırısını protesto eden kitleye müdahale

Taksim Meydanı’nda barışçıl şekilde dün Lice’de halka karşı yapılan saldırı sonucu bir vatandaşın ölmesi, 8 vatandaşın da yaralanmasını protesto eden kitleye polis müdahalesi oldu.

Taksim Dayanışması’nın çağrısı ile 19:00’da Taksim Meydanı’nı dolduran onbinlerce kişi hem kürtçe hem de türkçe, “yaşasın halkların kardeşliği”, “biji bratiya gelan” sloganları ile Lice’de kalekol yapımını protesto eden kitleye yapılan saldırıyı kınadı.

21:30 sıralarında Taksim’deki kitle dağılmak üzere iken polis müdahalesi oldu. Taksim’de bulunan arkadaşlarımızdan aldığımız bilgiye göre polis; jop, plastik mermir ve biber gazı kullanarak Taksim’deki kitleyi dağıtmak istedi. Direnişçilerin ise İstiklal Caddesi ve Sıraselviler’de beklediği, direnişin müdahaleye rağmen devam ettiği bize gelen haberler arasında.

Polis müdahalesi öncesi herhangi bir uyarıda bulunulmadığı da olay mahallinde bulunan arkadaşlarımız tarafından iletildi. Direnişçiler gaz bombası atılmadığını, doğrudan kendilerine doğru gaz sıkıldığını belirtiyorlar. Pek çok direnişçide atılan plastik mermiler nedeniyle yaralamış durumda.

Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.

(Yeşil Gazete / Türkiye)

Meksika’da muhalefet lideri ölü bulundu

0
Meksika’da Demokratik Devrim Partisi lideri Estrada Merino, bir şeker kamışı tarlasında başından vurulmuş halde ölü bulundu.

Meksika’da en büyük sol partinin lideri Estrada Merino‘nun, ülkenin güneyindeki Oaxaca eyaletinde öldürüldüğü bildirildi. Oaxaca Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, Demokratik Devrim Partisi lideri Estrada Merino’nun cesedinin Tuxtepec kenti yakınlarındaki bir şeker kamışı tarlasında bulunduğu belirtildi. Merino’nun başından vurularak öldürüldüğü belirlendi.

Cinayeti sert bir dille kınayan Demokratik Devrim Partisi, hükümetten sorumluların bir an önce bulunarak adalet karşısına çıkarılması talebinde bulundu.

Yaklaşık 2 hafta önce kaçırılan Merino’nun arabası, 16 Haziran’da yanmış halde bulunmuştu. Merino, 7 Temmuz’da Meksika’nın 31 eyaletinde yapılacak belediye başkanlığı ve eyalet temsilciliği seçimleri için kampanya çalışmaları yürütüyordu.

 

Tuğçe Tatari: ‘Kovulmak benim için şereftir’

Gezi Parkı eylemleriyle ilgili yazdıkları gerekçesiyle Akşam Gazetesi’ndeki işine son verilen Tuğçe Tatari, bu durumla ilgili bir yazı kaleme aldı.

Tatari’nin yazısı şöyle:

Altı yıldır yazarlık yaptığım Akşam Gazetesi’nden kovuldum. Gazeteye veda yazısı yazmam ‘kesinlikle’ kabul edilmediği için internet siteleri aracılığı ile düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Herşeyden önce; kovuldum demem sizi rahatsız etmesin lütfen.

Çünkü işten çıkarılmak, yolların ayrılması gibi tanımlar bu durumda yaşananı anlatmaz, hafif ve kibar kalır.

Üstelik eski milletvekillerinden, her fırsatta Ak Parti’nin savunuculuğunu üstlendiğini söyleyenlerden oluşan bir yönetim tarafından kovulmak benim için şereftir.

**

Tarihi kendinden başlatanlardan, kendi kapısı çalınana kadar uyanmayanlardan değilim. O yüzden de ağlanıp sızlanmayacağım.

Sadece hükümet mağduru gazeteciler kervanına dahil olmuş biri olarak gerçeğin bir kere daha kayıtlara geçmesini isteyeceğim.

Kovulma nedenim bana söylenmedi. Ama kime hizmet ettiğinin, kimin ekmeğine yağ sürdüğünün hala bilincinde olmayan bazı meslektaşlarımın internette yaptığı haberlerden -ki kovulmamdan bir hafta önceydi- öğrendiğim kadarı ile Gezi Parkı eylemlerine ‘sempati’ ile bakmak sebebi ile kovulmuşum.

Sempati ile bakmaktan kastedilen nedir bilemiyorum ama şu doğrudur; Gezi Parkı’nda yaşananların Başbakan’ın anlattıkları ile taban tabana zıt olduğunu gözlerimle gördüm.

Camilerde içki içilmediğini, parkta ‘marjinal’lerin olmadığını, polis şiddetinin boyutlarını ve benzeri iddiaların tamamının gerçek dışı olduğunu gördüm ve yazdım.

Faiz lobisi, Divan Oteli, Memet Ali Alabora’nın hedef haline getirilmesi gibi konularda da Başbakanın hata yaptığını, çağı yakalayamadığını söyledim. Biber gazı kullanımının insan sağlığı açısından tehlikeli olduğunu ve ülkemizde kurallara uygun olmayan yöntemlerle kullanıldığını, bunun bir insanlık suçu olduğunu sık sık tekrarladım.

‘Bunlar kovulma sebebi mi?’ diye soracak olursanız şu yanıtı vermek isterim; “bu gazete bundan sonra Başbakan’ı destekleyecek” açıklamasını yapmaktan utanmayan ve ısrarla kendisini ‘gazeteci’ olarak tanımlayıp her birimizin itibarını yerle yeksan edenler için ‘evet’ ben tam da kovulması gereken kişiyim.

Doğruyu yazanın, konuşanın değil yalan söylemekten, yalanı savunmaktan gocunmayanların devri bu.

Sözü uzatmıyayım; Türkiye çok önemli bir değişim, dönüşüm döneminden geçiyor. İnsanlar birbirlerine dokunup, bugünle beraber geçmişi, ‘öteki’nin yaşadıklarını da sorgulamaya başlıyor.

Bunu fark edemeyen, eski düzendeki gibi çıkarlarına uygun ‘gazetecilik’ yapmaya devam edenleri artık halk kabul etmeyecek. Buna inanıyorum.

Ben ise ilk fırsatta ‘sakıncalı’ damgasından korkmayan bir mecra bulup yazmaya başlayacağım.

 

Suriye’de muhalifler gaz bombası kullanmaya başladı

0

Özgür Suriye Ordusu militanları, tüm dünyada polislerin kullandığı gaz bombası silahlarını kullanırken görüntülendi.

Syria Report tarafından elde edilen görüntülerde, Deyrezzor’da Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) mensup militanların Amerikan yapımı olduğu söylenen gaz maskeleriyle birlikte, tanımlanamayan cisimleri eğik olarak bir silah yardımıyla fırlattıkları görülüyor. Görüntülerde kullanılan silahın, tüm dünyada polislerin kullandığı gaz bombası silahlarına benzediği belirtiliyor.

Haberde, silahtan atılan cisimlerin ev yapımı ve içinde kimyasallar bulunan bombalar olduğunun tahmin edildiği de ileri sürülüyor.

(Sol)

Medeni Yıldırım binlerce kişinin katılımıyla toprağa verildi

Lice İlçesi Kayacık Köyü Jarma Karakol inşaatını protesto edilmesi sırasında çıkan olaylarda kurşunla yaşamı yitiren 18 yaşındaki Medeni Yıldırım, Diyarbakır’da düzenlenen törenle toprağa verildi.

Yıldırım’ın cenazesi aralarında BDP ‘lilerin de bulunduğu kalabalık bir grup tarafından alınarak merkez Bağlar İlçesi’ndeki Bayramoğlu Camii’ne getirildi. Burada kılınan cenaze namazına BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, BOP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, milletvekilleri Aysel Tuğluk, Ayla Akat, BDP İl Başkanı Zübeyde Zümrüt ile yaklaşık bin 500 kişi katıldı. Camiden alınan Yıldırım’ın cenazesi, cenaze aracına bırakılarak yürüyüşe geçildi. Yaklaşık 3 kilometre uzaklıktaki Yeniköy Mezarlığı’na hareket eden kalabalık sık sık, ” PKK halktır halk burada’,”Amed uyuma şehidine sahip çık’ sloganları attı, Medeni Yıldırım ile Abdullah Öcalan’ın resimlerini taşıdı. Yürüyüş sırasında güvenlik güçlerinin çevrede görülmemesi dikkat çekti. Yeniköy Mezarlığı’na götürülen Yıldırım’ın cenazesi burada dualar eşliğinde toprağa verildi. Cenazeye katılanlar daha sonra olaysız şekilde dağıldı.

Polis aracında taciz

Eylemcilere yönelik baskı, şiddet ve çıplak arama iddialarına cinsel saldın suçlaması da eklendi. İddiaya göre, Dikmen’deki eylemde gözaltına alınan kadın, Akrep’te ‘cinsel saldırı’ya uğradı.

Dikmen’de düzenlenen eylemde gözaltına alınan yüksek lisans öğrencisi Eylem K. adlı genç kadının, bindirildiği zıhrlı Akrep içinde “cinsel saldırı”ya uğradığı iddia edildi. Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ’ın haberine göre, olay, Dikmen Caddesi’nde yaşandı. 27 Haziran Perşembe günü saat 01.30 sıralarında Dikmen Caddesi’nde düzenlenen Gezi eylemine polis müdahale etti. Tazyikli su ve biber gazıyla yapılan müdahale sonucunda biri 18 yaşından küçük olmak üzere 11 kişi gözaltına alındı. Ankara Emniyeti Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne götürülen eylemciler, “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet ve görevi yaptırmamak için direnme” suçundan şüpheli olarak ifade verdi. 11 kişinin arasında yer alan yüksek lisans öğrencisi Eylem K. Emniyet’te verdiği ifadede polislerin kendisini taciz ettiğini söyledi. 31 yaşındaki Eylem K, ifadesinde olayı şöyle anlattı: “Dikmen’deki Gezi Parkı eylemine katıldım ve yanımda komşumun oğlu 17 yaşındaki D. ile birlikte oradaydık. Herhangi bir barikat kurma, ateş yakma, yol kapatma olayı olmadı. Polis, ‘dağılın’ uyarısında bulunmadan önce müdahale etti. Biz de yanımdaki arkadaşım ile birlikte yaşı küçük olduğundan paniklediği için bir kıraathaneye girdik. Sonra çevik kuvvet polisleri geldi.

“BİR POLİS GÖĞSÜMÜ SIKTI DİĞERİ…””

Ben ve yanımdaki arkadaşımı darp ederek gözaltına aldılar. Arkadaşım küçük olduğu halde ve hiçbir şekilde polise mukavemet etmediğimiz halde arkadaşımın sırtına ve kafasına vurdular, darp ettiler. Beni de Akrep’e bindirirken taciz ettiler. Bir polis göğsümü sıkarken diğeri kalçamı ve cinsel bölgemi elleyerek taciz etti. Akrep’e bindirildikten sonra polis amiri olduğunu söyleyen biri, ‘bu a… koyduklarımı koltuklara oturtmayın, alın altınıza ezin’ dedi. Bunun üzerine yanımda olan polis, bacağımın üzerine oturdu. Biri kolunun dirseği ile önce göğsüme sonra da boynuma elini koydu. Bu hareket sürekli devam etti. Daha sonra Emniyet’e getirdiler. Beni gözaltına alan polisler bellidir, hepsinden şikâyetçiyim.”

Genç kadının avukatı da olaya ilişkin, “Müvekkilim ağır tacize uğramış ve tecavüzle tehdit edilmiştir. Her türlü hakkımız saklı kalmak üzere şikâyetçiyiz” dedi. İfadenin ardından savcılık talimatıyla gözaltındaki tüm eylemciler serbest bırakıldı.

(Cumhuriyet)

İklim değişikliğine karşı #direngezegen, İstanbul seninle!

İklim Değişikliği’ne karşı mücadele için küresel çapta organize olan iklim aktivistlerinin Kadıköy’deki yürüyüşü başladı.

Yeşil Gazete ekibi’nden Gizem Hasırcıoğlu ile az önce (16:00) telefon görüşmesi yaptık. “Şu anda şenlikli eylemin kitabı yazılıyor burada” diyerek sözlerine başlayan Hasırcıoğlu, 5.000’e yakın iklim aktivisti ile birlikte Numune Hastanesi önünden yürüyüşe başladıklarını, Kadıköy İskelesi’ne doğru şenlikli, bol sesli bir şekilde ilerlediklerini kaydetti.

“İklimi değil, Sistemi değiştir” yürüyüşüne dünyanın 140 ülkesinden 600’e yakın iklim aktivisti de iştirak ediyor.  350.org’un öncülüğünde oluşturulan Global Power Shift (Küresel Eksen Değişimi) projesi kapsamında ilk toplantılarını İstanbul’da 24 – 30 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirmekte olan iklim aktivistleri de Gezi Direnişi’nin gücünden ilham olarak dönecekleri kendi ülkelerinde içinde yaşadığımız gezegenin direnmesi için örgütlenme çalışmalarına başlayacaklar.

Kürsel Eksen Değişimi'nin toplantısına 140 ülkeden iklim aktivisti katıldı. İklim değişikliğinden etkilenecek ilk bölge olan Pasifik ülkeleri de dahil

Kadıköy Numune Hastanesi önünde başlayan yürüyüşün çağrıcı kurumları, 350.org, TEMA Vakfı, Greenpeace, Yeşil Düşünce Derneği, Açık Radyo, Toplum Gönüllüleri, Küresel Eylem Grubu, Bağımsız Hayvan Hakları Aktivistleri, Sokak Bizim Derneği, Gola Kültür Sanat ve Ekoloji Derneği, EuroSolar Türkiye, Fikir Sahibi Damaklar, Yuva Derneği ve Su Hakkı Kampanyası.

Foto: Gizem Hasırcıoğlu

Fotoğraflar ve Video: Barış Gençer Baykan

Haber: Gizem Hasırcıoğlu – Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete / Türkiye)

[Özel Haber] Nestle’nin ardından Aptamil’i üreten Danone’de de anne sütü skandalı!

Independent Gazetesinin bugünkü nüshasında (29 Haziran 2013, Cumartesi) yayınlanan Melanie Newman – Oliver Wright imzalı özel haberi, Ozan Zeybek‘in çevirisi ile sizlerle paylaşıyoruz

* * *

Uluslararası gıda devi Danone, anneleri yanlış yönlendirmekle suçlanıyor. Pazarlama kampanyalarında anneler, bebeklerini yeterince emziremedikleri konusunda uyarılıyor. Ardından bu eksiği telafi etmek için toz haline getirilmiş bebek maması almaları öneriliyor.

paylaşmak için tklynz / click for to share

The Independent adına Bureau of Investigative Journalism isimli kuruluşun  yaptığı araştırmaya göre, Danone’nin bebek maması Aptamil’in Türkiye’deki pazarlaması sürecinde, altı aylık bebeklerin ihtiyaçlarının sadece anne sütü ile karşılanamayabileceği iddia ediliyor. Bu durum akla Nestlé’nin 1970’lerdeki bebek maması skandalını getiriyor. O dönem pek çok ülke Nestlé’yi boykot etmişti. Bütün bunlar büyüyen pazarların Batılı uluslararası şirketler için ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu kampanya sayesinde Türkiye’deki bebek maması satışları en az %15 oranında arttı. Bunun sebebinin, hiç ihtiyaç olmamasına rağmen annelerin bebek maması kullanmaya başlamaları olduğu düşünülüyor.

Danone, kampanyanın Dünya Sağlık Örgütü’nün [WHO] önerileri doğrultusunda başlatıldığını ifade etti. Ayrıca Dünya Sağlık Örgütü ve bir Birleşmiş Milletler kuruluşu olan UNICEF’in kampanyayı desteklediğini açıkladı. Buna karşılık Dünya Sağlık Örgütü Danone’nin kendi ismini ve logosunu kullanmayı bırakmasını talep etti. UNICEF ise kampanyayı desteklemediğini söyledi.

Birleşik Krallık Kraliyet Akademisi’nde Pediyatri ve Çocukların Sağlıklı Beslenmesi Komitesi başkanı olan Doktor Colin Michie‘ye göre “Danone’nin kampanyası yanıltıcı. Kampanyada ileri sürdükleri bilgileri destekleyecek yeterince kanıt yok.” Michie sözlerine şöyle devam etti: “Danone’nin tavsiyelerini dinleyen anneler ortada hiç lüzum yokken bebek mamasına geçebilirler.”

Danone ise kampanyanın “anne sütü ile rekabet amacı” taşımadığı, asıl dertlerinin pirinç unu gibi “uygun olmayan” gıdalar olduğu konusunda ısrarcı. Yaptıkları açıklamada şirket yetkilileri şunları ileri sürdü: “UNICEF’in Türkiye şubesi, Dünya Sağlık Örgütü ve diğer bazı kurumlar (Sağlık Bakanlığı, televizyon kanalları, süpermarket zincirleri ve Türk Millî Pediatri Derneği) kampanyamızı destekledi. Dünya Sağlık Örgütü, yazılı materyallerde kendi logosunun kullanılmasına müsaade etti. Kampanya sayesinde annelerin tahminine göre bebeklerine verdikleri süt % 63 oranında arttı.”

Birleşik Krallık’ta Actimel, Activia ve Cow & Gate bebek maması markalarıyla bilinen Danone, Türkiye’deki pazarlama kampanyasına 2010’da başladı. 73 milyonluk nüfusu, yüksek doğum oranları ve artan gelir seviyesi ile Türkiye, şirket tarafından büyük bir potansiyel olarak görülüyor. Ama geleneksel olarak Türkiye’de bebekler, büyük oranda anne sütü emiyor ve bebek maması kullanımı pek yaygın değil.

2009 yılında, Danone’nin bebek maması sektöründeki bir diğer kolu olan Numil, 577 çocuk doktoru ile anlaşıp altı aylık annelerin ne kadar süt üretebildiğini ölçtürdü. Doktorlar göğüs pompaları kullanarak ya da emzirmeden önce ve sonra bebekleri tartarak birtakım veriler elde ettiler. Annelerin günde ortalama 290 ml. süt ürettiğini tespit ettiler. Bu sonuçlar hakemli bir dergide yayımlanmış (yani bilimsel bir mahiyet kazanmış) değil. Ardından şirket, annelerin ne kadar süt vermeleri gerektiğine dair bir sayı hesaplamaya girişti.

Onu da şöyle yaptılar: Dünya Sağlık Örgütü’nin bir bülteninde, çocukların 6 aydan sonra ek gıdalardan ne kadar enerji alması gerektiği üzerine yapılmış, bağımsız bir araştırmaya referans verilmiş. Numil’in sayısı işte bu araştırmaya dayanıyor. Oysa bahsi geçen araştırma, bir bebeğin ne kadar anne sütü emmesi gerektiğini bulmak için tasarlanmamış. Araştırmaya dayanarak ortaya atılan sayı, uluslararası otoriteler tarafından tanınmıyor.

“Her Gün En Az Yarım Litre”

Sonuçta Danone, 500 ml. diye bir sayı bulup yeni bir kampanya başlatmış. Bunun Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiyesi olduğunu iddia ediyor; fakat bu doğru değil. Kampanyanın sloganı “Her Gün En Az Yarım Litre”.

Bu mesaj [Türkiye’de] televizyon, internet ve süper marketler aracılığıyla tanıtıldı. Bir televizyon reklâmında şöyle deniyordu: “Bebeğiniz her gün en az 500 ml. süte ihtiyaç duyuyor. Eğer sütünüz yetmiyorsa bebeğinizin bağışıklık sistemini güçlendirmek için ona Aptamil verin.”

Bebek mamasına geçmek annelerin süt üretimini azaltabilir. UNICEF, annelerin sütünü arttırmak için birkaç yol tavsiye ediyor. Bunlardan biri emzirme aralarında süt sağmak.

Gene bu dönemde Danone, internet ortamında hazırlanmış ve annelerin 500 ml. süt üretip üretmediğini bulmaya yönelik bir testin tanıtımını yapmaya başladı. Testte annelerin ne sıklıkla ve ne süreyle çocuklarını emzirdikleri soruluyor. Şu ana kadar testi binlerce anne doldurdu ve Danone’nin açıklamasına göre bunların birçoğu 500 ml. süt veremedikleri sonucuna ulaştı. Yeterince sütü olmayan annelere verilen tavsiye, bebek maması oldu.

Ancak uzmanlar hem bu 500 ml.’ye hem de bu miktarın ebeveynlere önerilmesine itiraz ediyor. First Steps Nutrition [Beslenmenin İlk Adımları] Vakfı yöneticisi Doktor Helen Crawley‘e göre, çocuğun ne kadar süte ihtiyaç duyduğuna dair tahminî sayılar, o çocuğun ancak bebek mamasıyla ya da sağılmış sütle beslenmek zorunda kaldığı durumlarda gereklidir. “Bu, annelerin ne miktarda süt emzirmeleri gerektiğini söylemekten farklı bir durum. Türkiye’deki yüksek emzirme oranları böyle bir kampanya ile azalabilir; çünkü annenin vermesi mümkün olmayan bir miktar tavsiye ediliyor.”

Türkiye’de en büyük pediyatri bölümlerinin birinin başı olan Doktor Gonca Yılmaz da kampanyayı kınadı. “Anne sütünün sağlığa faydaları saymakla bitmez. Anneler, yanlış tavsiyelere dayanarak mama kullanmaya zorlanmamalı,” dedi.

Hem Dünya Sağlık Örgütü hem de UNICEF, kampanyayı desteklediklerini reddetti. Dünya Sağlık Örgütü, Danone’nin kendi logolarını kullanma izninin olmadığını ve yazılı bir belgeyle 14 gün içinde isimlerini kaldırmaları gerektiğini kendilerine ilettiklerini beyan etti.

UNICEF’in Türkiye temsilcisi Doktor Ayman Abulaban da şirketi bu konuda yazılı olarak uyardıklarını söyledi. Gönderilen yazıda şöyle deniyor: “UNICEF’in Türkiye şubesi bu kampanyaya destek olmadı. Kampanya malzemelerinizin üzerinden UNICEF adını kaldırmanızı rica ediyoruz.”

Sağlık Bakanlığı konu hakkında yorum yapmadı. Ancak Danone hakkında bakanlığın şöyle bir beyanı var: “Bebeklerin doğru beslenmesi adına emzirmeyi teşvik ederek, arttırarak ve de uygun olmayan gıdaların verilmesini azaltarak bakanlığımıza destek olan Numil’in çalışmalarından son derece memnunuz.”

Ekşi Süt: Nestlé Skandalı

Anne sütü muadili Nestlé ürünlerine karşı yürütülen kampanya 1970’lerin sonunda ve 1980’lerin başında ilk olarak Minneapolis’te başladı ve oradan Avrupa’ya yayıldı.  Boykotun başlama sebebi, İsviçre firmasının üçüncü dünya ülkelerinde kullandığı iddia edilen “saldırgan pazarlama” stratejileri idi. Kampanyayı yürütenler, mamanın ölümlere ve hastalıklara sebep olduğunu, çünkü ebeveynlerin toz mamayla kirli suyu karıştırdıklarını iddia etmişlerdi.

Dünya Sağlık Örgütü 1981 yılında, Anne Sütü Muadillerinin Pazarlama Şartlarıyla İlgili Uluslararası İlkeler‘i kabul etti. Bu ilkelerin amacı anne sütünü korumak ve anne sütü muadillerinin gerekli durumlarda güvenli bir şekilde kullanılmalarını temin etmekti.

Nestlé suçlamaları hiçbir zaman kabul etmedi.

Konu ile ilgili yayınladığımız ikinci haberimiz: yesilgazete.org/blog/2013/06/30/danone-anne-sutu-ile-rekabet-mi-ediyor-danone-skandalinin-turkiye-ayagi/

 

Haberin orjinal metni için independent.co.uk/

Haber: Melanie Newman – Oliver Wright / Independent

Çeviren: Sezai Ozan Zeybek

(Yeşil Gazete, Independent)

 

Redhack, Lice Kaymakamlığı’nın sitesini çökertti

Lice’de yeni karakol inşaatını protesto eden köylülerle Jandarma arasında yaşanan olaylarda 1 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından siber korsan grubu Redhack Lice Kaymakamlığı’nın internet sitesini hackledi.

 

Diyarbakır ‘ın Lice İlçesi Kayacık Köyü’nde karakol inşaatına karşı gösteri yapan köylülere şantiye önünde jandarma tarafından müdahale edilmesi sonucu yaşanan olayların ardından Redhack Lice Kaymakamlığı’nın lice.gov.tr/ adresli  internet sitesini hackledi.

Lice Kaymakamı Özer Özbek’in ‘İstihbarat bize dün akşam geldi. 250 Kişinin kalekol inşaatını protesto edeceği. Bu sabah grubun içerisinde silahlı kişilerin olacağı bilgisi geldi. Vurma varsa eğer kendilerini de vurmuş olabilirler.’ Sözleri ile göstericileri hedef alması tepkilere sebep olmuştu.