Ana Sayfa Blog Sayfa 4208

Karayipler mercan resiflerinin yüzde 80’ini kaybetti

Guardian’da 1 Ağustos tarihinde Fiona Harvey imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete ekibinden Zeliha Yıldırım‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

* * *

İklim değişikliği, kirlilik, aşırı avlanma etkisi ile yapısı bozulan dünyanın en büyük ve en önemli mercan rezervlerinden biri sayılan Karayip mercan resifi üzerinde yürütülmeye başlanan araştırma ile resifteki bozulma boyutunun ortaya çıkması bekleniyor.

Belize de başlayan ve Meksika, Anguilla, Barbuda, St Lucia, Turks & Caicos, Florida ,  Bermuda resifleri ile devam edecek olan Catlin bilimsel araştırmasının şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı araştırma olacağı belirtiliyor.

Catlin bilim insanlarına göre araştırma bölgesindeki resifler, dünyadaki mercan resiflerinin karşılaşacağı sorunlar için erken uyarıda bulunabilecek. Karayip mercanlarının yüzde 80’ inin son yıllarda yok olduğu tahmin edilse de araştırma ile resifin durumu daha net olarak görülebilecek.

Nüfusun büyük çoğunluğunun balıkçılık ve turizm ile geçindiği Karayipler’ de resiflerin yok olması aynı zamanda  ciddi bir ekonomik problem. Mercan resifleri; deniz canlıları için olmazsa olmaz bir yuva; balıklar için üreme alanı; besin zincirindeki köpekbalıkları ve balinalar gibi avcılar için besin kaynağı görevi görür.

Catlin Grup CEO' su Stephen Catlin

Catlin Grup CEO’ su Stephen Catlin “Araştırma sadece bilim insanlarının değerli verilere erişebilmesi açısından değil aynı zamanda şirketlerin, çevre üzerindeki önemli değişikliklerin yerel ekonomilere yapacağı etkiyi anlaması açısından da önemlidir” dedi.

Küresel olarak, mercan kayalıkları tehdit altında. Madencilik ve enerji şirketleri gibi ihracat pazarları ile doğrudan bir bağlantı hattı oluşturmak isteyen şirketler yüzünden Avustralya’da Büyük Set Resif’ inin geleceği kuşkuludur.

Iklim değişikliği nedeniyle denizlerin ısınması mercanların “beyazlama” sına yol açmaktadır.  ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi mercanlarda artan oranda  “beyazlama” olaylarının küresel ısınma nedenli olduğunu tahmin etmektedir.

Araştırmayı yürüten Richard Vevers bu yeni araştırmanın;  bu tür sorunların süreç içerisinde nasıl kötüleştiğinin – ya da sabitlendiğinin- izlenmesi konusunda gelecek bilim insanlarının referans kabul edeceği bir çalışma olması gibi önemli bir rolünün olduğunu; bilim insanları ekibinin bu tür bozulmaların altında yatan nedenleri ortaya çıkarmasıyla koruma çalışmalarına bilgiler sağlanacağını söyledi.

Araştırmayı yürüten Richard Vevers

Ekip, resif değerlendirmelerinde gözlemlerin yanı sıra uydu datasını da kullanacak. Araştırmanın parçası olarak , dünyadaki diğer resiflere uygulanabilmesini sağlayacak bir de yazılım geliştirilecek.

Vevers,  ” Bu küresel görevi başlatmak için en büyük risk bölgesi olan Karayip seçildi. Son 50 yılda özellikle kıyıların yerleşim alanı olması ve kirlilik nedeniyle mercanların % 80’ i yok oldu. Şimdi ise istilacı türler, küresel ısınma ve okyanus asitlenmesi nedeni ile tehdit altındalar- bu kusursuz fırtınadır” dedi.

Çevirenin notu;

Araştırma sonuçlarının takibi için catlinseaviewsurvey.com

 

Haberin orjinali: theguardian.com/environment/caribbean-coral-reef-loss

Haber: Fiona Harvey – Guardian

Çeviren: Zeliha Yıldırım – Yeşil Gazete

(Yeşil Gazete, Guardian)

 

5 dakikada kaşe yapılır – Yunus Muluk

0

Cadde üzerindeki bir dükkân tabelasında şöyle bir reklam okudum “ 5 dakikada kaşe yapılır”. Yaşamı boyunca çok fazla kaşe yaptırma ihtiyacı duymayan biri olarak kaşe ile ilgili en son hatırladığım kaşenin 1 günde yapıldığı idi. Kaşenin 1 günde yapılabileceğini okuduğum zaman da bana şaşırtıcı derecede hızlı gelmişti. Bu durumda 5 dakika benim için çıldırtıcı olmalıydı. Kaşe yaptırmak için bu kadar hıza ihtiyacımız var mı gerçekten? Yaşamımızı sahiden kolaylaştırıyor mu? Kaşe yaptırma ihtiyacımız kaşe yapım süresini 5 dakikaya mı indirdi? Yoksa kaşe yapım süresi 5 dakikaya inmiş olması mı böyle bir ihtiyacımız olduğunu hissettiriyor.

Benzer biçimde 0 km’den 100 km’ ye 2.8 saniyede ulaşan bir araç olduğunu bilmesek bunu araç seçimimizde bir kriter olarak kabul eder miydik? Bilgisayar seçerken bilmem kaç çekirdekli bilgisayara ekonomimiz oranında yaklaşmaya çalışır mıydık? Ankara-İstanbul arasını hala 10 saate gidebilen ulaşım teknolojimiz olsaydı daha kısa sürede gitmemeyi bir eksiklik olarak algılar mıydık? Birileri çıkıp kendi ülkesini gelişmiş ülke olarak tanımlamasaydı biz ülkemizi gelişmekte olan ülke olarak tanımlayıp yaşam biçimimizi ve standartlarımızı onlara yakın olması için çabalar mıydık? Tamamen hızlı yaşama ve hızlı tüketme üzerine devam ederken kendinizi aniden bu hıza kaptırmış buluyorsunuz. Yetişemezsen eksiksin çünkü… Eksikliğini gidermek için de öndekine yetişmek zorundasın. Yetişmesen de geridekinden önde olmamalısın. Endüstriyalizmle birlikte başlayan bu akıl almaz hıza yetişmek için kullandığımız teknolojik aletlerimizi o kadar çok yenilemek ya da güncellemek zorunda kalıyoruz ki bir süre sonra takip etmeyi dahi bırakıyoruz. Aslında tam bir kısır döngünün içerisine çekiliyoruz; ihtiyaç çözmek için var olan teknolojik buluşlar, korkunç sayıda ve hızda çevremizi kuşattıktan sonra ihtiyaç hissediyoruz. Sonra yeni hız ivmesine yetişmek için yeniden o teknolojik aletleri kullanıyoruz. Maruz kaldığımız bu durumu kısaca şöyle formüle edebiliriz: icat et- ihtiyaç hissettir- tükettir. Hız karşısında sürekli yenilenen, yenilenmek zorunda kalan sadece teknolojik aletler değil. İnsan olarak da hiçbir zaman bu hıza yetişemeyeceğimizi bile bile her gün, her ay ve her yıl kendimizi güncellemek zaman zamanda yeniden biçimlendirmek zorunda kalıyoruz.

Hız, teknoloji ve tüketim ilişkisi artık kentlerde de kuruluyor. Kentler artık yeni bir biçim aldı. Kent kendi başına bir tüketim objesine dönüştü. Yaşadığımız kentin büyüme hızı karşısında kenti kaç defa yeniden öğrenmek zorunda kalıyoruz? Her yıl açılan birden çok AVM’lerin hangisini ne amaçla kullanacağımız bilgisine sahip olmak zorundayızdır. Ya da kentin yeni yapılaşan bölgesinin tüm yol bağlantılarını, ulaşım biçimlerini yeniden, yeniden ve yeniden öğrenmeliyiz. Kent projeleri, kentin ihtiyaçlarını çözmek yerine ekonomik değer yaratmak için yapılıyor. Yukarıdaki formül inşaat teknolojisinin de hızlanması ile birlikte kent için, projelendir- ihtiyaç hissettir- tükettir, biçiminde uygulanıyor.

Bu durumun en somut yansımalarını ülkenin en büyük kentinde sıklıkla görüyoruz. Barınma ihtiyacını çözme iddiası ile başlayan konut projeleri İstanbul’da 150 000 konut fazlası yarattı. Konut inşaatında konut fazlası yaratılmışken Çevre ve Bakanı Erdoğan Bayraktar 1,5 milyonu İstanbul’da olmak üzere 7 milyon yeni konut yapacağını açıklaması projelerin barınma sorunu çözmekten çok ekonomik değer yaratmak için yapıldığının bir göstergesidir. İstanbul’un en büyük projelerinden biri olan 3. Köprü projesinin İstanbul’un trafik sorununu çözmeyeceğini tartışmaya bile gerek yok. Köprü inşaatı tamamlandıktan sonra kentin kuzey yönüne doğru baskı yaratacağı yeni yerleşimleri tetikleyeceği ve kendi kentlerini oluşturacağını ön görmek için kâhin olmaya gerek yok sanırım. Taksim’i kullanan hiç kimse Taksim ve çevresinde alışveriş yapma mekanlarının yetersizliğini hissetmemişken Topçu Kışlasının alışveriş merkezi olması amacıyla yeniden inşa edilmeye kalkışılması belli ki, ihtiyacı gidermekten çok, Taksim ve çevresini ticari çekim merkezi yapmak içindir. Vapurla Sivriada ve Yassıada’nın yakınından geçerken ya da kent planlaması yapılırken hiçbir uzman ve vatandaş bu iki adanın imara açılması ve Kongre Merkezi olması gerektiğini hissetmemişken plan revizyonları ile imara açılmalarını anlamak mümkün değil. Bir süre sonra kentin kongre merkezi ihtiyacı tartışılmaya başlanıp bu iki adanın da en iyi çözüm yeri olacağı konuşulduğunu duyarsak şaşırmayalım.

Tek başına iktidar olan AKP ile birlikte büyüme hızının arttığı ve bu artışı yaşamımızda daha fazla hissettiğimiz bir gerçektir. %50 oyla iktidar olmuş AKP’nin endüstriyalizmin hızlı büyüme biçimini en iyi uygulayıcısı olduğu gerçeğini unutmamak gerekir. Her ne kadar, Türkiye’nin Batıya oranla az gelişmiş olması ve ekonomik anlamda Onlara yetişme arzusunun daha güçlü olması AKP’ye vahşi kapitalizmin yöntemlerini uygulatıyor olsa da genel ekonomi politiğinin neoliberal olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Sanayileşmeye, gelişmeye, büyümeye, teknolojiye hayranlığımız olduğunu düşünürken patlayan Gezi Direnişi bu anlamda da ezberleri bozdu. Aslında, gezi parkı direnişinin toplumsal ön planında kente sahip çıkma ve karar verme süreçlerinde bulunma isteği olsa da arka planında içinde bulunduğumuz kontrolsüz hızlı yaşamı kontrol etme arzusunun olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Gezi bir frendi. Kendine dayatılan yaşam biçimine karşı frene basma eylemiydi.

 

 

Yunus Muluk

Yeşiller/Sol, “Suriye Kürdistanı’ndaki (Rojava) katliama sessiz kalmayacağız…”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Suriye Kürdistan’ında (Rojava) günlerdir devam eden ve gelen son haberlerden sonra sivil halkın katline kadar gelen El Kaide ve El Nusra saldırıları üzerine yazılı bir basın açıklaması yayınladı.

Suriye Kürdistanı’ndaki (Rojava) katliama sessiz kalmayacağız…

Sınırımızın hemen yanıbaşında bir katliam yaşanıyor. El Kaide türevi silahlı çeteler ve El Nusra katilleri Kürt halkına saldırılarını yoğunlaştırıyor. Kadın, çocuk demeden sivil halka yönelik saldırılar her geçen gün daha fazla insanın canını alıyor.

Bu cihatçı güçler bir taraftan Suriye’de yaşayan Kürt halkının eşit yurttaş olma ve kendini yönetme talebinin karşısına dikiliyor. Kürt halkının kimliğine sahip çıkmasından rahatsız olan uluslararası siyasal ve askeri çevrelerle birlikte hareket ediyor. Diğer taraftan da Suriye’de süren iç savaşta bir nüfuz alanı elde etme mücadelesini ve Irak’ta gerçekleştiremedikleri İslam devleti kurma hedefini burada yaratma çabasını sürdürüyor.

Asıl acı olan ise bu saldırganların Türkiye’den lojistik destek alması, resmi ve gayri resmi çeşitli çevrelerle bağlantı içinde olmasıdır. AKP iktidarının El Kaide ve El Nusra silahlı güçlerine verdiği lojistik destek, Ceylanpınar’ın ve birçok sınır köyünün bu destek için çok yönlü kullanılması yanlış politik ve sosyal tercihlerin sonucudur.

Öyle görünüyor ki, geleneksel devlet politikası bir kez daha işbaşındadır. Suriye Kürdistanı’nda bir katliamın yaşanması, halkın geri adım atması için bu politikalar sürdürülüyor. Yıllar önce Irak Kürdistanı’nda olduğu gibi Kürt halkının önünü kesme politikası şimdi de Suriye Kürdistanı için sahneye koyuluyor.

Bu politika Irak Kürdistanı’nda iflas etti. Şimdi bir kez daha fiyasko ile sonuçlanacaktır. Kürt halkına karşı düşmanlık besleyen bu anlayış hedeflediğine ulaşamayacak, bu politikaları sonuçsuz kalacaktır.

Soruyoruz: Eğer AKP Hükümeti bu geleneksel düşmanlık politikasına sahip çıkmıyorsa, Suriye Kürtlerine insani ve sağlık yardımı götüren kamyonlara sınırları açmamak ne anlama geliyor? Daha geçen hafta PYD Lideri Salih Müslim’le yapılan görüşmeler bir aldatmaca mıydı? Suriye’deki Kürtlerin haklı ve meşru, demokratik taleplerini tanıma sözleri sadece bir zaman kazanma stratejisi miydi?

Gözlerimizin önünde bir halka yönelik katliam planlarının adım adım gerçekleştirilmesine ve Türkiye’den resmi ve gayri resmi destek verilmesine seyirci kalınamaz. El Kaide ve El Nusra çeteleri aracılığıyla ile Rojava’yı kana bulayanlar bu politikalardan vazgeçmezlerse, bu ülkede yaşayan Kürt yurttaşlarımızın ruh hali her geçen gün biraz daha bozulacak, demokratik tepkiler artacaktır.

Suriye’de demokratik bir rejim inşa etmek ne Esad diktatörlüğünü destekleyerek ne de El Kaide türevlerinin ve El Nusra’nın yanında durarak gerçekleşemez.

Türkiye’nin barış, demokrasi ve emek güçleri, Rojava’daki eşitlik ve özgürlük mücadelesinin yanında olacaktır. Çünkü biliyoruz ki, bu bölgeye barış, eşitlik ve adalet ancak özgürlüklerle, sivil ve demokratik siyasetle gelecektir.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan- Arif Ali Cangı

Ağaç katliamı Hacettepe Üniversitesi’ne sıçradı, 1 haftada 17 ağaç kesildi

Hacettepe Üniversitesi Elektrik-Elektronik Bölümü genişletme çalışmaları sırasında 10 yıllık ağaçlar rasgele bir biçimde kesildi.

Hacettepe Üniversite’sinin yaz aylarında inşaat sahasına dönmesine alışkın öğrenciler,  oturdukları Beytepe Kampüsü çimlerine aniden giren kepçelerin ağaçları işaretleme yapılmadan ve yaşlarına bakmadan devirmesi ile karşılaştı.

‘’Ağaçları ;öğrencilerin düşündüğünden daha çok düşünüyoruz.’’

Hafta başında ağaçların kesildiğini gören öğrenciler ve öğretim görevlileri, inşaatı durdurmak ve bilgi almak için Genel Sekreterlik ile görüştüler.  Yapılan açıklamada ise gelen tepkiler sonucu projenin değiştirildiği ve alanda herhangi bir ağaç kesimin yapılmayacağını gerekirse ağaçların taşınacağı belirtildi. Ayrıca yetkililer ağaçları öğrencilerin düşündüklerinden daha çok düşündüklerini kaydetti.

Fakat Salı günü devam eden ağaç kesimlerinden sonra durumun rektörlüğün aktardığından daha boyutlu olduğu görüldü. İnşaat firmasının elemanları 10 küçük Huş ağacı(Betulacae) , 4 tane 20 yaş üzeri Çam ağacı, 3 tane 10 yaş üzeri meyve ağacı keserek inşaata başladı.

Taşımak yerine kesmek…

Ağaçları taşımak yerine rasgele, hiçbir işaretleme olmadan tamamen çalışanların insafına bırakılan kesimi fotoğraflamak isteyen, öğrenciler müteahhit ve işçilerin hakaret ve saldırılarına maruz kaldılar.

Kaçak kesim sonrası açığa çıkan kökler üzerine toprak kapatılarak gizlenmeye çalışıldı. Ayrıca yine kökünden sökülen ağaçlardan sonra oluşan çukurlar kumla kapatıldığı görüldü.

Ağaç kesimini durdurmak ve konu hakkında bilgi almak isteyen öğrencilere müteahhit ve işçiler engel olmaya çalıştı

Kesim sonrası öğrenciler tepkili.

Duyarlı öğrenciler, ve öğretim görevlileri rektörün geldiği ilk günden beri Beytepe’nin doğasına ve hayvanlarına sahip çıkma sözünün nereye gittiğini, Hacettepe de kesimlerden önce bilgi alınabilecek Biyoloji, Çevre Mühendisliği gibi bölümleri olmasına rağmen neden  ekoloji ve doğa üzerinde bir çalışma yapılmadan önce bölümlerin bilgisine başvurulmadığını sordular.

Hacettepe Üniversitesi’nde bu şekilde devam eden 3 büyük inşaat var


Öğrenciler yeni Hukuk Fakültesi binası, Konservatuar binası ve Kongre Merkezi binası çevresinde devam eden inşaatların aynı şekilde hiçbir koruma tedbiri olmadan sürdürüldüğünü  Hacettepe’nin küçük bir Türkiye kopyası şeklinde inşaat furyasına tutulup doğanın korunması için hiçbir adım atmadığını söylediler.

Haber ve Fotoğraflar: Serhat Ertuğrul

(Yeşil Gazete)

Nükleere “Hayır” demek için Pazar günü Akkuyu’da eylem var: #direnakkuyu

Mersin Nükleer Karşıtı Platform’un Ağustos’un ilk hafta sonunda geleneksel olarak düzenlediği Akkuyu’da Nükleer santral kurulmasına karşı protesto eylemi bu sene 4 Ağustos Pazar günü saat 17:00 de Büyükeceli Belediyesi önünde gerçekleştirilecek.

Aynı gün Akkuyu’ya gitmek üzere sabah saat 10:00 da Mersin Stadyumu önünden araçlar hareket edecek.

ÇED Raporuna Veto

9 Temmuz’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na Akkuyu NGS şirketi tarafından sunulan ÇED raporu bakanlığın bazı eksikler tespit ettiği için ÇED dosyasını İnceleme Komisyonu’na sunmadan şirkete iade etti ve eksiklerin giderilmesi için 3 ay süre verdi. Temmuz ayı sonunda ÇED raporunun kabul edilmemesi Nükleer Santral Karşıtlarının itirazlarının ne kadar haklı olduklarını kanıtladı.

#direnakkuyu

Nükleer Karşıtları, 4 Ağustos Pazar günü Nagazaki ve Hiroşimaya atılan Atom bombalarının yıldönümünde bir daha böyle acıların yaşanmaması için Akkuyu’dabiraraya gelecekler. İstanbul başta olmak üzere farklı illerde düzenlenecek olan Nükleer Karşıtı eylemlere destek vermek isteyenler ise sosyal medya üzerinden #direnakkuyuhagtagını kullanarak etkinliklere destek vermelerini istiyorlar.

Etkinlik sayfası : https://www.facebook.com/events/639306792747074/

Haber: Muhittin Kurban

(Yeşil Gazete)

 

[Özel Haber] İspir’de Soyak’ın barajı 2 cana kıydı, Çakıroğlu’nun ortağı ise psikoloğa dava açtı

24 Temmuz’da Erzurum’un İspir ilçesine bağlı Başköy Gültepe köyünde yaşayan Bünyamin Atmaca (14) ile Yücel Keskin (17) Çoruh nehrinde balık tuttukları sırada Soyak Enerji tarafından işletilen Güllübağ Barajı’nın kapaklarının hiçbir uyarı yapılmadan açılması sonucu boğularak hayatlarını kaybetti. Bu olaydan sonra Bünyamin Atmaca’nın ailesi ile görüşüp bu görüşmeyi kaydeden ve sosyal medyada paylaşan uzman psikolog Sinem Demir’e ise bölgede yapılan birçok barajın taşeronluğunu yapan Çakıroğlu Limited şirketinin ortaklarından Mehmet Çakır tarafından tazminat davası açıldı.

Bünyamin Atmaca'nın ailesi ile görüşen ve kendisine dava açılan uzman psikolog Sinem Demir
Bünyamin Atmaca'nın ailesi ile görüşen ve kendisine dava açılan uzman psikolog Sinem Demir

paylaşmak için tklynz / click for to share

Çakır’ın, Sinem Demir’e dava açmasının nedeni ise, Demir’in sosyal medyada paylaştığı görüşme sırasında şu anki İspir Belediye Başkanı Osman Çakır’ın eski sahiplerinden olduğu Çakıroğlu Limited Şirketi’nin adını anması.

İlgili kaydın 6. dakikasında Bünyamin Atmaca’nın yakını, “Burada ilk sorumlu şirket, ondan sonrada Kaymakam ve Belediye” dedikten sonra sözü alan Demir, İspir Belediye Başkanı Osman Çakır’ın eski ortağı olduğu Çakıroğlu Limited’in adını anıyor

Rize’de psikolog olarak görev yapan Sinem Demir bir doğa koruma aktivisti. Demir; Tortum’da, Loç Vadisi’nde, İspir’de, ülkenin dört bir yanında devam eden HES ve Baraj işgaline karşı en önce ses çıkaranlardan biri. 24 Temmuz’da İspir’de Soyak Enerji tarafından işletilen Güllübağ Barajı’nın öteden beri şikayet konusu olan ve bölge halkını sürekli mağdur eden baraj kapaklarının zamansız ve hiçbir uyarı yapılmadan açılması sonucu 2 gencecik insanın boğulduğunu öğrendikten sonra bölgeye gitti. Hayatını kaybeden çocuklardan Bünyamin Atmaca’nın ailesi ile konuşan Sinem Demir, bu görüşme sırasında Atmaca’nın bir yakınının, “Burada ilk suçlu barajı işleten şirket, daha sonra da kaymakam ve belediye başkanı” şeklinde konuşması üzerine İspir Belediye Başkanı Osman Çakır’ın eski yöneticisi olduğu Çakıroğlu Limited Şirketi’nin adını anarak, “Bakıyorum barajlar için bu sizin Belediye Başkanı Çakıroğlu harıl harıl çalışıyor” şeklinde görüş bildirdi.

Bu konuşmanın sosyal medyada yayılması üzerine Çakıroğlu Lİmited Şirketi’nin şu anki ortaklarından, aynı zamanda Belediye Başkanı Osman Çakır’ın da oğlu olan Mehmet Çakır, Demir’i ilgili videoyu silmesi için uyardı ve Demir’in bu teklifi reddetmesi üzerine Sinem Demir hakkında şirketinin adını kötüye kullanmak suçlaması ile tazminat davası açtı.

Bu gelişmeler üzerine Yeşil Gazete olarak konunun muhatapları Sinem Demir ve Mehmet Çakır ile görüştük.

Demir, “İspir Belediye Başkanı Osman Çakır baraj inşaatları sırasında şirketlerin işlerini kolaylaştırdı”

Baraj kapaklarının açılmasıyla hayatını kaybeden Bünyamin Atmaca'nın büyükannesi ve annesi

Sinem Demir, İspir’deki baraj karşıtı mücadele sırasında defalarca bölgeye gittiğini belirterek şimdiki Belediye Başkanı Osman Çakır’ın eski, oğlu Mehmet Çakır’ın ise şimdiki ortaklarından olduğu Çakıroğlu Limited’in pek çok baraj inşaatı faaliyeti yürüten şirketin taşeronluğunu yaptığını, Osman Çakır’ın kamu yöneticisi olması hasebi ile kamunun yararını gözetmesi gerekirken her zaman şirketlerin işlerini kolaylaştırdığını iddia ediyor.

Çoruh Vadisi’nde bir gün geçiren kişinin neye uğradığını şaşıracağını ifade eden Demir, vadide hem doğal güzelliklerin hem de tabiat talanının baş döndürücü olduğunu söylüyor.

2 gencin Çoruh Nehri’nde boğulduğunu öğrendikten sonra bölgeye gittiğini aktaran psikolog Sinem Demir, Güllübağ Barajı’nın 3 yıldır faaliyette olduğunu belirterek, bu süre zarfında Soyak Enerji tarafından işletilen barajın kapaklarının sürekli halka haber verilmeden açılması sonucu İspir halkının mağdur edildiğini sözlerine ekliyor.

İspir’e gittikten sonra Bünyamin Atmaca’nın ailesi ile görüştüğünü ve bu görüşmeyi sosyal medya üzerinden paylaştığını kaydeden Demir, 24 Temmuz’daki bu görüşmeden 1 hafta sonra, Çakıroğlu Limited’in ortaklarından Mehmet Çakır’ın kendisini arayarak, kaydın silinmesini talep ettiğni, bunu reddettiğini, daha sonra hakkında dava açıldığını öğrendiğini sözlerine ekledi.

Bu gelişmeler üzerine İspir’de inşaat malzemeleri satan ve petrol istasyonu işleten Çakıroğlu Limited Şirketi’nin ortaklarından Mehmet Çakır ile görüşme yaptık.

Mehmet Çakır, “Soyak Enerji bu olayda kesinlikle kusurludur ama Çakıroğlu Limited’in adının niye geçtiğini anlayamadık”

Bünyamin Atmaca (14) ile Yücel Keskin (17)in Çoruh'ta boğularak ölmelerine neden olan ve Soyak Enerji tarafından işletilen İspir'deki Güllübağ Barajı

Mehmet Çakır, yaşanan boğulma hadisesi ile hiçbir ilişkilerinin olmadığını, hayatını kaybeden çocuklara en çok üzülenlerden birisinin de kendisi olduğunu belirterek, “Barajı işleten Soyak Enerji, kusuru olanlarda o şirket çalışanları. Bizim şirketimizin adının niye bu olayda ortaya çıktığını anlamış değilim” diye konuştu.

Kendisinin ticaret ile uğraştığını, 70 personeli olan bir şirketin ortaklarından olduğunu aktaran Çakır, Soyak’ın işlettiği Güllübağ Barajı’nın taşeronluğunun kesinlikle kendi şirketleri tarafından yapılmadığını iddia ederek, “Ben ticaret yapıyorum. Çocukların boğulması ile hiçbir ilişkim yok. Müşteriye, siparişe göre beton lazım ise onu satarım, çimento kum ya da tuğla lazım ise ona satarım. Geçinmek içinde bunu yapmak zorundayım” şeklinde konuştu.

Barajların doğaya zarar veren yönlerinin olduğunu kabul ettiğini ama 5 yıl öncesine göre bölgenin zenginleştiğini ve geliştiğini iddia eden Mehmet Çakır, “Ben barajlara karşı da değilim barajların yanında da değilim. Ben sadece işimi yapıyorum. Ben baraj yapılmasını nasıl engelleyebilirim. Şirket ilgili mevzuatı yerine getirmiş, devlet de gerekli izni vermiş. Bu durumda bizim elimizden ne gelir” dedi.

Babasının Belediye Başkanı olması ve Soyak Enerji dahil baraj işleten şirketlere kolaylık gösterdiği yönündeki ithamlar için kendisinin bir şey söyleyemeceğini belirten Mehmet Çakır, “Belediye’nin ne yaptığı, ne şekilde çalıştığı konusunda bir şey söyleyemem, ben sadece ticaret ile uğraşan bir insanım” şeklinde yanıt verdi.

Sinem Demir’in paylaştığı görüşmeyi gördüğünde çok şaşırdığını, buna anlam veremediğini söyleyen Çakır, “Sinem hanımı aradım, benim niyetim dava açmak değildi. Ancak kendisi videoyu kaldırmayı reddedince 29 Temmuz’da hakkında suç duyurusunda bulunarak tazminat davası açtım” dedi.

Efendi Demir’den tehdit, “Çakıroğlu Limited’in adını haberde kullanmanı istemiyoruz”

Mehmet Çakır ile yaptığımız bu telefon görüşmesinden 10 dakika sonra gelen telefon ise Çakıroğlu Limited ile ilgili Mehmet Çakır’ın bize aktardıkları hakkında kuşku duymamıza neden oldu. 10 dakika sonra bizi arayıp, “Gazeteci Alper sen misin? Az önce Mehmet ile konuşan” diye soran ve adının Efendi Demir olduğunu söyleyen bir kişi bizi haberde şirketin adını kullanmamamız için uyardı.

Son derece saygısız ve sert bir üslup ile konuşan Efendi Demir, eğer haberimizde şirketin adını kullanır isek bizi de dava edeceklerini söyledi. Kendisinin de şirketin ortaklarından olduğunu aktaran Efendi Demir’e, Mehmet Çakır ile görüşmeyi tamamladığımızı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin olduğu gibi kendisinin de istediği zaman istediği konuda mahkemelere başvurma hakkı olduğunu söyleyerek bu tehditvari görüşmeyi sonlandırmayı uygun bulduk.

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Taraftar Hakları Derneği, Davul ve pankart yasağını yargıya taşıdı

İZMİR merkezli Taraftar Hakları Derneği Başkanı Devrim Cem Erturan, Kayseri Valiliği’nin 11 Ağustos’ta Kadir Has Stadı’nda Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanacak olan Süper Kupa finalindeki davul ve pankart yasağına karşı alınan kararın ‘yürütmenin durdurulması’ istemiyle, İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne başvurdu.

Dava dilekçesini vermeden önce Adliye önünde basın açıklaması yapan Taraftar Hakları Derneği Başkanı Devrim Cem Erturan, Fenerbahçe ile Galatasaray futbol takımları arasında 11 Ağustos’ta oynanacak Süper Kupa final maçı ile ilgili toplanan Kayseri İl Spor Güvenlik Kurulu’nun aldığı tribünlere ‘davul sokulmaması’ kararının kaldırılmasını istediklerini söyledi.

Erturan, “Böylesi bir yasak, tamamen keyfi bir uygulamadır ve taraftarların takımlarını destekleme ve rakip takımı etkileme haklarının kısıtlanması demektir. Türkiye’nin dört bir yanından maça gelecek olan taraftarların, takımlarını destekleme ve rakip takımı etkileme haklarını kısıtlayacak bu kararın iptali gerekmektedir” diye konuştu

Görsel bir şölen olan futbolda tribünlerin şenlik alanı olduğunun altını çizen Devrim Cem Erturan, şöyle devam etti:

“Spor Güvenlik Kurulu’nun, taraftarların takımlarını desteklemek ve rakip takımı etkilemek amacıyla kullanacakları davulları tribünlere sokmamak yönünde karar alması, bir yandan da taraftarları tahrik etme anlamını taşımaktadır. Taraftar Hakları Derneği olarak, dernek tüzüğümüzün 2. maddesi ‘Ayrım gözetmeksizin tüm spor kulüplerinin taraftarlarının, haklarıın ve çıkarlarını savunmak, ortak taleplerini gündeme getirilmesini sağlamak’ şeklindedir. Kayseri Valiliği hakkında Kayseri İl Spor Güvenlik Kurulu’nun ‘davul yasağı’ kararının öncelikle yürütülmesinin durdurulması ve yargılama sonunda da iptali istemiyle dava açıyoruz.”

Erturan, açıklamasının ardından, dilekçesini Kayseri İdare Mahkemesi Başkanlığı’na iletilmesi için İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne verdi.

(Ege Postası)

Trabzon Milli Eğitim Müdürünün isyanı, “Kız ve erkek öğrenciler aynı merdivenleri kullanıyor”

Trabzon Milli Eğitim İl Müdürü Tamer Kırbaç’ın “Erkek öğrenciler ile kız öğrenciler aynı merdivenleri kullanarak uyumaya gitmeleri iki yıldır beni rahatsız ediyor” sözleri tartışma yarattı!

Trabzon Milli Eğitim İl Müdürü Tamer Kırbaç

Cumhuriyet Gazetesi’nden Ahmet Şefik’in haberine göre, Trabzon Milli Eğitim İl Müdürü Tamer Kırbaç, “Erkek öğrenciler ile kız öğrenciler aynı binada altlı üstlü kalıyor. Aynı merdivenleri kullanarak uyumaya gitmeleri inanın beni iki yıldır rahatsız ediyor ve diken üstünde oturmama sebep oluyor” diyerek kent merkezindeki Sosyal Bilimler Lisesi’ni Esiroğlu beldesindeki YİBO’ya taşıdı.

Trabzon Valiliği’nin, kent merkezindeki Sosyal Bilimler Lisesi’nin bu yıl Esiroğlu beldesindeki YİBO’ya taşınmasının altından skandal bir açıklama çıktı. Trabzon Milli Eğitim İl Müdürü Tamer Kırbaç taşınmayla ilgili olarak, “Bu okulda öğrencilerin bir kısmı yatılı olarak okulda kalıyor. Bu nedenle okulun bir yurt ihtiyacı vardır. Şimdiki binasında sınıfları kapattık yurt yaptık. Öğrenciler sınıftan bozma odalarda kalıyor. Bir de erkek öğrenciler ile kız öğrenciler aynı binada altlı üstlü kalıyor. Aynı merdiveni kullanarak istirahata çekiliyor. Aynı merdivenleri kullanarak uyumaya gitmeleri inanın beni iki yıldır rahatsız ediyor ve diken üstünde oturmama sebep oluyor”’ dedi.

Bu açıklamadan sonra veliler ve öğrenciler dün okul önünde bir protesto eylemi yaptı. Veliler adına basın açıklamasını okuyan Şaduman Genç, Müdürün, İki yıldır diken üstünde oturuyorum, kız ve erkek öğrencilerin aynı merdivenleri kullanarak uyumaya gitmeleri inanın beni rahatsız ediyor’ sözlerini esef ile karşıladıklarını belirterek, “Öğrencilerimiz, ayrı ayrı merdivenleri kullanarak kendi pansiyon katlarına çıkmaktadırlar. Bu durum Milli Eğitim Müdürü’nün Sosyal Bilimler Lisesi’nden ne kadar habersiz olduğunu ortaya koymaktadır. Trabzon’un en güvenilir okulunu, kadro ve öğrencilerini bu şekilde töhmet altında bırakmanın ne anlama geldiğini Trabzon halkının anlayışına bırakıyoruz” şeklinde konuştu.

(Cumhuriyet)

 

350.org’dan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’na, “Fosil yakıtlara yatırımı durdur!”

Dünyanın en büyük kalkınma bankalarından biri olan Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) gelecek enerji stratejisinin taslağını yayınladı. Bu strateji daha az karbon ağırlıklı enerji kaynakları kullanımına odaklansa da açıklanan taslakta geçişi sağlayacak gerçekçi ve ölçülebilir politikalara yer verilmedi.  Banka’nın taslak stratejisine göre fosil yakıt ve hidroelektrik projelerine kredi vermeye devam edecekler.

Fosil yakıtlar ve kalkınma bankaları niye önemli?

İklim değişikliği gözlerimizin önünde oluyor, neredeyse tüm hükümetler ise 2⁰C’nin üzerindeki bir ısınmanın güvenli olmadığını kabul etti. Böyle bir ısınma gezegenin insan popülasyon ve ihtiyaçlarıyla uyuşmayan bir ekolojik düzen içerisinde felaket doğurabilir. İklim değişikliğini 2⁰C’nin altında kalması için bilinen fosil yakıt rezervlerinin en az %80’in toprak altında tutulması gerekiyor. Fosil yakıt şirketleri ise her sene milyarlarca doları yeni yakıt kaynağı bulmak ve çıkarmak için harcıyor, bu para kaynağını ise kalkınma bankalarından tedarik ediyor. AB İklim Komisyoncusu Connie Hedegaard, EBRD, EIB (Avrupa Yatırım Bankası) ve Dünya Bankası’na toplamda 130 milyar Euro’ya varan kredi desteklerini fosil yakıtlarından çekmeleri için çağırıda bulundu.

İklimi değil sistemi değiştir!

EBRD taslak stratejisine dair yorumları Eylül ayına kadar kabul ediyor, bundan sonra strateji tekrar düzenlenerek Yönetim Kurulu’na sunulacak. 350.0rg tarafından EBRD’nin fosil yakıt kullanımına hayır demesini sağlamak üzere imza kampanyası başlatıldı: http://act.350.org/sign/EBRD

Gezegenimizin yok olmasına neden olan endüstrilere değil sürdürülebilir geleceğe yatırım istiyoruz demek için: EBRD 2 Eylül’de İstanbul’da!

2 Eyül’de ise İstanbul’da Enerji Operasyonları Politikalarının gözden geçirilmesi için EBRD bir danışma etkinliğine ev sahipliği yapacak. Bu etkinlikte EBRD’nin taslak Enerji Sektörü Stratejisi’ne ve Bankanın enerji sektörüne yaklaşımını tartışmak ve görüş paylaşmak için forumlar düzenlenecek.

Forumlara katılım sağlayanlar 2018’e kadar Banka’nın operasyonlarına rehberlik edecek stratejiye yön verebilecek, bu strateji üzerinde görüş belirtebilecekler. EBRD konuyla ilgili farkındalık yaratmak, enerji sektöründeki tüm endişeleri ve fırsatları dile getirilmesini sağlamak için tüm menfaat sahiplerini etkinliğe davet ediyor: http://www.ebrd.com/pages/news/events/energy-policy-istanbul.shtml

Haber: Özgecan Kara

(Yeşil Gazete, 350.org, ebrd.com )

 

Arda Galasaray’da, Burak Madrid’de

0

Arda Turan’ı kadrosunda isteyen Galatasaray’da başkan Ünal Aysal bu transfer için Burak Yılmaz kozunu kullanmayı planlıyor.

Arda Turan’ı geri almak için daha önce Atletico Madrid yetkilileriyle görüşen ve “Arda Turan transferini fazla kurcalamayın” yanıtı alan başkan Ünal Aysal, yeni bir planın üzerinde duruyor. Arda transferi, yabancı sınırlamasının değişmemesi sonrası sarı-kırmızılılar için ayrı bir önem kazandı. Galatasaray’ın bu transferdeki kozu Burak Yılmaz.

Önceki gün “Atletico Madrid bu transferi kurcalamamızı rica etti. Ama kurcalamam gerekecek” diyen Aysal hemen çalışmalara başladı. Galatasaray Başkanı, önümüzdeki günlerde Atletico Madrid yetkilileriyle masaya oturarak Burak-Arda takasını önermeyi düşünüyor. Madrid ekibinin CEO’su Angel Marin’le dost olan Aysal, transferi bitirmek için önümüzdeki günlerde İspanya’ya giderek son kozunu oynayacak.