Oyuncularının Gezi Parkı eylemelerine katılmalarının ardından Leyla ile Mecnun dizisinin yayından kaldırılacağı ileri sürüldü.
Gezi Parkı’ndaki protestolara destek verdiği bilinen TRT’nin sevilen dizisi Leyla ile Mecnun’un yayından kaldırılacağı iddia edildi.
Gezi protestoları sırasında sık sık gündeme gelen ve gaz maskeli görüntüleri objektiflere yansıyan Leyla ile Mecnun’un oyuncuları, hatta protestolar ile ilgili bir video bile çekmişler ve bu video çok kısa bir süre zarfında sosyal paylaşım sitelerinde yayılma başarısını göstermişti. Sevilen dizi ile ilgili bu sefer de Hürriyet gazetesi yazarı Cengiz Semercioğlu’ndan gelen bir iddia ise oldukça tartışılacağa benziyor.
Protestolar sırasındaki tüm bu yaşananların “Leyla ile Mecnun” ekibiyle TRT’nin arasını açtığını belirten Semercioğlu, dizinin akıbetinin ise ne olacağının belli olmadığını ifade etti Geçtiğimiz sezon sonunda yeni dönemde dizinin devam edeceğini açıklayan TRT yönetiminin ardından, yapım şirketi de buna göre setin başlangıç tarihini 15 Ağustos olarak belirlemişti.
Çekimlere günler kala TRT’den hâlâ konuyla ilgili Eflatun Film’e herhangi bir açıklama yapılmış değil. Belirsizliğin bu kadar güçlü olmasının en büyük nedeni de Gezi Parkı olaylarından sonra dizinin tekrarlarının TRT’den kaldırılması.
Semercioğlu’nun iddiası bununla da sınırlı değil. Dizinin tekrarlarını uzun bir süredir yayınlanmadığı bilinen TRT’nin bu hamlelerinin ardından, genel yönetmen Onur Ünlü’nün geçtiğimiz günlerde dizi ekibiyle bir toplantı yaptığı ve “dizinin kalktığı dedikoduları kulaktan kulağa dolaşıyor. Devam edip etmeyeceğimiz konusunda TRT’den bana herhangi bir bilgi verilmiş değil. Dizinin akıbeti konusunda belirsizlik sürüyor. Kanalın son kararını bekliyoruz. Şimdilik tek söyleyebileceğim bu” dediği ifade edildi.
“Leyla ile Mecnun bitt mi” başlığı ile Cengiz Semercioğlu’nun Hürriyet’te yayımlanan yazısının ilgili bölümü şöyle:
TRT’de yayınlanan “Leyla ile Mecnun” dizisinin ekibi de Gezi Parkı olaylarına destek veren oyuncular arasındaydı.
Hatta bu konuyla ilgili çok açık taraf oldular ve Gezi Parkı’yla ilgili bir video bile çektiler.
Videoda dizinin oyuncuları Gezi Parkı’yla ilgili komik bir muhabbet yapıyordu, bu video sosyal medyada çok paylaşıldı.
İşte tüm bunların “Leyla ile Mecnun” ekibiyle TRT’nin arasını açtığı söyleniyor.
Haftanın en göze çarpan sinema haberi, Leos Carax’ın if’te izleme şansı bulanların anlata anlata bitiremedikleri “Kutsal Motorlar”ının peş peşe ertelemelerin ardından nihayet bu hafta vizyona girecek olması. Bu sinema şölenini kimse kaçırmasın.
Bu filmler arasında 1 yerli yapım Dabbe Cin Çarpması, 1 Anismasyon Şirinler-2 ve 4 yabanci film sinemaseverlerle buluşacak.Yeşil gazete ekibi olarak vizyona giren yapımlar arasında sinemaseverlere önerdiğimiz filmleri tanıtmaya çalışacağız..
Fransız sinemacı Leos Carax’ın 13 yıl aradan sonra ülkemizde ilk olarak !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde gösterilen ‘Kutsal Motorlar’ filmi ile sinemaseverle buluşuyor. Geçen yıl Cannes Film Festivali’nde alkışlar ve coşku ıslıkları eşliğinde büyük heyecanla izlenmiş bir filmin konusu DL adlı varlığın hayatında bir güne tanık olduğumuz Holy Motors’da bir hayattan diğerine şiirsel bir yolculuğa çıkıyoruz. Her biri iç içe geçmiş bu yaşamlarda DL bir insanın kimliğine tamamen sahip oluyor; bazen bir adam, bazen bir kadın, bazen genç, bazen ölüm döşeğinde. Deneysel bir havada başlayan film, Bir yanıyla son derece absürd ve eğlenceliyken bir yanıyla da çok güçlü duygular üretebilen bir yapım olarak dikkat çekiyor.
İzlanda’lı yönetmen Baltasar Kormakur’un “2 guns” ile yayınlanan çizgi romandan uyarlanan bu yapım aksiyon- komedi tarzına seven izleyiciler için kaçırılmamsı gereken bir yapım. Aksiyon filmlerinin bir çıta üzerindeki senaryo ve olay örgüsünün işlenişindeki başarılı olması bunun yanı sıra içerisinde komediyi barındırıyor olması filmin izlenebilirliğini artıran bir diğer etken.
Kahramanlarımız (Denzel Washington ve Mark Wahlberg) birbirlerinden habersiz ortak düşmanları olan Meksika’da iş yaptıkları ama kendilerine yüz çeviren Papi Greco’yu cezalandırmaktır. Çünkü Greco ‘kirli’ parasının bir bölümünü söz konusu bankaya yatırmaktadır. Hedefleri bankayı soymak ve Papi Greco’y ait olan 3 miyon dolarcığı çalma planı 43 milyon dolara çıkınca Meksika’daki tüm güçlüleri karşılarına almış olurlar. Oyuncu performanslarının vasatın üstüne çıktığı, çizgi romandan uyarlanan ve siyasi göndermeleri olan bu aksiyon -komedi- yapımı yüksek tempolu filmsever izleyicilerin karışmaması gereken bir film.
Efsanevi minik mavi karakterler ”Şirinler”i ilk kez köylerinden çıkararak, 3 boyutlu olarak beyaz perdeye taşıyan yönetmen Raja Gosnell’in devam filmi “Şirinler-2” meraklılarıyla buluşacak.
Yönetmenliğini Raja Gosnell’in yaptığı “Şirinler 2” filminde, Neil Patrick Harris, Brendan Gleeson, Jayma Mays ile Sofia Vergara oynadı ve seslendirdi.
Film, Türkiye’de Türkçe dublajlı, altyazılı ve 3D seçenekleriyle bugün vizyona girdi.
Yönetmenliğini Robert Schwentke’nin üstlendiği gişe rekortmeni “Red” filminin devamı olan “Red-2”, haftanın beklenen filmlerinden…
Eski CIA ajanı Frank Moses emekli olmuştur ve son görevde birlikte çalıştığı arkadaşı Marvin Boggs iddialara göre bu esnada hayatını kaybetmiştir. Bu söylentiler esnasında Frank, kendisinden bir konu hakkında bilgi almaya gelen FBI ajanlarıyla karşılaşır. FBI, yirmi beş yıl önce kullanılan ve o andan itibaren ortadan kaybolan bir nükleer silahla ilgili bilgi toplamaya çalışmaktadır. Nightshade isimli bu görevi araştırmaya ikna olan deneyimli ajanlar, tehlikeli teröristler ve özen ajanlarla mücadele edecekleri bir dünya turuna çıkarlar.
Bilim kurgu, komedi ve romantik tarzı “Zaman Yolcuları” filmini Colin Trevorrow yönetti.
Senaryosunu Derek Connolly’nin kaleme aldığı film, “Küçük Gün Işığım / Little Miss Sunshine”ın yapımcılarının imzasını taşıyor.
Filmin başrollerinde kendine özgü bir hayran kitlesi bulunan Mark Duplass ve bağımsız sinemanın yükselişteki güzel yıldızı Aubrey Plaza Aubrey Plaza ve “New Girl” dizisinden tanınan Jake Johnson bulunuyor.
Haftanın vizyona giren tek Türk yapımı filmi “Dabbe: Cin Çarpması”… Senaryosu yazan Hasan Karacadağ’ın yönettiği filmde, Irmak Örnek, Sultan Köroğlu Kılıç, Elçin Atamgüç ve Sabriye Günüç rol alıyor.
Evlilik hazırlıkları yapmakta olan Kübra, kına gecesinde cinlerin saldırısına uğrar ve bedeni tanımlanmayan varlıklar tarafından ele geçirilir. Başına gelen bu esrarengiz olay yaşadığı köy Kıbledere için yeni bir şey değildir. Bu gizemli köy geçmişte define arama olayları sırasında lanetli bir olay yaşamış ve bu lanet adeta üzerine yapışmıştır. Kübra’yı tedavi etmek için yola çıkan Ebru isimli bir psikiyatrist aynı zamanda Kübra’nın eski bir arkadaşıdır. Psikiyatrist Ebru, bu tür vakalarda halkın ilk olarak başvurduğu cin çıkaran hocalardan biriyle birlikte çalışacak; Cinci Faruk Akat olarak tanınan bu adamın cin çıkarma seansı sırasında genç kıza yaptıklarını kayıt altına alıp inceleyecektir. Böylece din ve bilimsel çözümler karşı karşıya gelir. Başlarda her şey yolunda gitse de köyün geçmişinde yaşanan olayların laneti herkesin yakasına yapışacaktır.
Mersin’de 14 yaşındaki Gizem Gül Türkkan, ilk sonucu açıklandığında sistemde 485.291 olan SBS puanının, tercih yapmaya gittiği okulda 337.291’e düşürüldüğünü görünce savcılığa suç duyurusunda bulundu. Milli Eğitim, ‘karışıklık nedeniyle’ birçok öğrencinin sonuçlarının değiştirildiğini açıkladı.
SBS sonuçlarının açıklandığı 12 Temmuz’da evdeki bilgisayarından sisteme giren Gizem Gül Türkkan, 485.291 puan olduğunu görünce sevinç çığlıkları attı. Mutluluğunu ailesiyle paylaşan genç kız, sonuç belgesinden de bir örnek aldı. Aldığı yüksek puana göre okul tercihini hazırlayan Türkkan, babası 40 yaşındaki Muhittin Türkkan ile birlikte 17 Temmuz’da tercih için gittikleri okulda şok oldu. Evdeki sonuç 485.291 olarak gözükürken, okulda kontrol edilen sonuçlara göre genç kızın puanı 337.291 olarak görüldü. Tüm testlerde doğru ve yanlış soru sayısının da ilkine göre farklı olduğu anlaşıldı. Gizem bu puana göre okul tercihi yapmazken, Mali Müşavir baba olayla ilgili araştırma başlattı. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan değişikliğin nedenini öğrenmeye çalışan Muhittin Türkan, Cumhuriyet Başsavcılığı’na da suç duyurusunda bulundu.
Gizem Gül Türkkan, SBS sonrası büyük bir talihsizlik yaşadığını, bunun bir an önce düzeltilmesini isteyerek şöyle dedi: “Bu yılki SBS’ye çok iyi hazırlandım. Sınavdan 485 puan aldım. Bu da tam istediğim puandı. Sonra tercih için okulla gittiğimde ekranda gördüğüm sonucumun 337’ye indiğini gördüm. Ayrıca okul yıl sonu puanlarımın da düşürüldüğünü gördüm. Bu yıl ki SBS’nin mağduru oldum. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu konuya biran önce çözüm bulması lazım.”
Baba Muhittin Türkkan da, tek çocuğunun geleceği ile kimsenin oynamaya hakkının olmadığını ifade ederek, şunları söyledi: “12 Temmuz’da sınav sonuçları açıklandığında Milli Eğitim Bakanlığı ekranında 485 puan aldığını gördük. Sonrasında tercihler için okulla gittiğimizde, çocuğun puanlarının 337’ye düştüğünü gördük. Okulun öğretmenine bir de e-mail gelmiş, çocukla ilgili olarak ekranda görünenlerin yanlış olduğuna dair. Bunun üzerine Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri ile zor da olsa iletişim kurduk. Onlar da bir karışlık olduğunu, bir çok öğrencinin sınav sonuçlarının değiştirildiğini söylediler. Konu ile ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. 6 Ağustos’ta yerleştirme sonucu açıklanacak. Benim kızımın durumunda olan bir çok öğrenci var. Bunların mağduriyetinin giderilmesi için okul yerleştirmelerinin ertelenmesi gerek. Bakanlığın da, çocukların mağdur olmaması için bu konuda bir açıklama yapması gerekiyor. Açıkçası şoktayız. 10 yıldır bu memlekette doğru dürüst bir sınav yapılamadı. Her sınavın altında mutlaka bir şaibe çıkıyor. Yapılanlar nedeni ile bugüne kadar kimsenin ceza aldığını da duymadım. Böyle bir mağduriyetimiz oluştu.”
İki yıldır monarşi karşıtı eylemlerle sarsılan Bahreyn’de terör suçlularına ölüm cezası verilmesini öngören yasa yürürlüğe girdi.
Kral Hamad bin Issa Al Khalifa tarafından da onaylanan yeni yasaya göre patlayıcılarla saldırı düzenleyenlere asgari 10 yıl ile ömür boyu hapis cezası arasında ceza öngörülürken, patlamada can kaybı olduysa idam cezası uygulanacak.
Terör örgütlerine mali destek verenlere de 10 yıl ila ömür boyu hapis cezası öngörülüyor. Ayrıca terör suçlarından hüküm giyenlerin Bahreyn vatandaşlığından çıkartılması da gündemde.
Yedikule Bostanlarından bu haftasonu için çağrı var. Bostanı yeni baştan yaratmak için tüm çocuklar ve hala çocuk kalanlar Yedikule Bostanlarında tava yapmayı, tohum ekmeyi, çiçek dikmeyi ve sulamayı öğrenmek üzere “Tarihi Yedikule Bostan Okulu”nun ilk derslerine bekleniyor.
Dün bostanda yapılan temizleme çalışması da yapıldı
Peki Yedikule Bostanı Okulu’nda haftasonu 10:00 – 17:00 saatleri arasında gerçekleşecek eğitim için hangi malzemelere ihtiyacınız olacağını biliyor musunuz?
-Organik roka, turp, pazı, lahana, semizotu tohumları
-Bostan korkuluğu yapmak için de bez parçaları, süpürge, ve şapka
Okulun tam yerini de rica etsek derseniz, hemen yardımcı olalım. Tarihi Bayrampaşa bostanı Belgrad kapı girişinden sağda ileride. Futbol sahasının önünde.
Toprakla uğraşmayı seven ve İstanbul’da ikamet eden herkes bu haftasonu Yedikule Bostanı’na
Kaos GL’nin düzenlediği Homofobi Karşıtı Yerel Buluşmalar’da örgütlenmeye başlayan Edirne’deki LGBT bireyler, Trakya LGBTQİ adlı bir oluşum kurdu.
Trakya LGBTQİ adlı oluşum, yerel etkinliklerin de önayak olması ile iki hafta önce Edirne’de kuruldu.
Geçen yıl Kaos GL’nin düzenlediği Homofobi Karşıtı Yerel Buluşmalar’da tanışan Ceren ve Gökhan’ın oluşturduğu iki kişilik ‘dev kadro’, bu yılki etkinlikte büyük bir gruba dönüştü.
“Edirne küçük bir yer ve açık olmayan çok fazla kişi var. Bu insanlara bizimle olmalarını, bu şekilde bir şeyler başarabileceğimizi anlattık,” diyen Ceren, nasıl bir araya geldiklerini anlatıyor.
Oluşumun isteği örgütlenme ve ifade özgürlüğü.“İstiyoruz ki üniversitemizde ve şehrimizde kimse kendini yalnız-yanlış hissetmesin. Edirne’de de paneller, atölyeler, film gösterimleri yapılabilsin,” diyor Gökhan.
İlk olarak üniversitede bir öğrenci topluluğu kurmayı hedefleyen oluşum, yaz tatillerini bir sonraki dönemde yapacakları çalışmaları belirlemek amaçlı değerlendiriyor.
Ceren, “biraz zor olacak; ama yapılamayacak bir şey değil,” diyor. Gökhan da Trakya Üniversitesi’nde okumaya başlayacak LGBTQİler için kalacak yer, ev arkadaşı, arkadaş desteği gibi konularda yardımcı olabileceklerini söylüyor.
Kırsalda yaşam canlılığını yitiriyor. Doğanın canlı bekçileri olan çiftçiler, çiftçiliği terk etmek zorunda kalıyor. Ürün fiyatlarının maliyetlerin altında belirlenmesi çiftçiliğin terkinde baş rolü oynuyor. Bunu cümle alem biliyor. Hükümet aldırmıyor, çözüm üretmek için parmağını oynatmıyor. Serbest piyasa tanrısı piyasayı düzenler diyor. Başka şey demiyor.
Onuncu Kalkınma Planı’nın durum değerlendirmesi kırsal için tehlike çanlarını çaldığını ayan beyan gösteriyor. Hükümet, köylüler için sela okumaya devam ediyor. Tarım konusunda köylüler ile hükümet aynı yöne bakmıyor. Hükümet ayrı telden çalıyor. Köylüler şu an sabrediyor. Hükümetin tarım politikaları konusunda sazını akort etmesini bekliyor.
Tarımla ilgili veriler orta yerde. Veriler, çiftçiliğin ortadan kaldırılışına, olumsuzluğuna, “kör gözüm parmağına” misali, tanıklık ediyor. Hükümet ve toplumsal muhalefet güçleri tribüne çıkmış seyrediyor.
Bakın, Onuncu Kalkınma Planı’ndaki durum analizinin verileri şöyle: 2007-2012 döneminde ülke nüfusu toplamda yüzde 7.1 artmış. Fakat kırsal nüfus yüzde 8.8 azalmış. Yani kırsal alanda yaşayanların nüfusu 22.9 milyondan 20.9 milyona düşmüş. Beş yılda 2 milyon insan köyünü terk etmek zorunda kalmış.
Bu durumun toplam nüfus içindeki payını açıklarsak; kırsal nüfusun toplam nüfus içindeki payı yüzde 32.5’ten yüzde 27.7’e gerilemiş. 2012 itibarıyla kırsal nüfusun yüzde 57’si köylerde, yüzde 24’ü beldelerde ve yüzde 19’u ilçe merkezlerinde ikamet diyor.
Bu durum analizi iyi bir şey mi? Değil. Çünkü kırlar ıssızlaşıyor. Doğa canlılığını yitiriyor. Ekolojinin en önemli halkası olan kırsalın bekçileri üretici köylüler köylerini terk ediyor. Kırsal ve doğa sahipsiz kalıyor.
Ayrıca köylerde yaşayanların yaş seviyesi de yükseliyor. Beş yılın (2007-2012) içinde 65 yaş ve üzeri nüfusun payı yüzde 9.6’dan 11.3’e yükseldi. Tarımda uygulanan politikalar köyleri adeta yaşlılar yurduna dönüştürüyor. Aynı dönemde 0-14 yaş grubunun payı ise yüzde 27.8’den yüzde 25.5’e geriledi. Gençler çiftçilik mesleğinde istikbal görmüyor. Umutsuzlukları büyüyor. Köyde kalmıyorlar, kente iş ve aş aramaya gidiyor. Giden iş bulsa da bulmasa da köye geri dönmüyor. Bu nedenle köydeki nüfus yaşlanıyor. Genç nüfus azalıyor. İlerde çiftçilik mesleğini sürdürecek insan olmayacak.
Kırsal kesimdeki tarımda istihdamın payı yüzde 61 civarında. Eğitim seviyesi az da olsa yükseliyor. Yine 5 yıllık veriler (2007-2012) kırsal işgücü içinde lise ve üstü eğitimi almış olanların payının yüzde 18’den yüzde 18.2 yükseldiğini bildiriyor. Bu kötü değil en azından eğitim seviyesi gerilemiyor.
Evet, veriler bize kırsalda hızlı bir çözülmenin ve çiftçi erozyonunun yaşandığını gösteriyor.
Köylerde nüfus azalmasına paralel olarak okul çağındaki nüfusun düşmesi nedeniyle faal örgün eğitim kurumu sayısı azaldı. Eğitim sadece bir bilmeceye dönüşmedi, iyice zorlaştı da. Eskiden kırsalda okulsuzluktan şikayet edilirken şimdi var olan okulların bir bölümü kaderine terk ediliyor. Başka köylere taşımalı eğitim sistemiyle eğitime erişilmeye çalışılıyor. Eğitimde çiftçilik gibi eza verir, daha meşakkatli bir hale dönüştürülüyor.
Onuncu Kalkınma Planı döneminde ise kırsal kesimdeki asgari refah düzeyinin ülke ortalamasına yaklaştırılması amaçlanıyor. Hükümetin söylemi böyle. Ülke ortalaması bilindiği gibi 10 bin doların üzerindeyken, kırsalda yaşayanların gelir ortalaması 3 bin doları bile bulmuyor.
Asgari refah düzeyi ülke ortalamasının seviyesine yaklaştırılamaz mı? İstenilirse başarılır. Ama marifet, tarımı şirketlere teslim ederek, şirketlerin refah düzeyini yükselterek, ortalamayı bu şekilde yüksek göstermekte değil. Marifet çiftçileri köylerde tutarak, üretim yapabilmelerini sağlayarak refah düzeyini yükseltmektedir.
Çin’in başkenti Pekin’de, küresel iklim değişikliğine dikkat çekmek için “Lost Lakes” adında bir sokak enstalasyonu yapıldı.
Pekin şehrinin sokaklarında yerlerde birer göl gibi duran aynalar küresel iklim değişikliğinin Çin’e etkisi konusunda farkındalığı artırmayı hedefliyor. Bu problemin sebebi de hızlı şehirleşme sonucu, kontrol altına alınamayan hava kirliliği.
Çin’in tamamında göllerin çok az sayıda olması ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalması nedeniyle şehirli gençlerin birçoğu doğal göl görmüyor. Göllerin yok olma tehlikesine karşı yapılan tasarımları sergiye çevirmek için 15 kişi 6 hafta boyunca çalıştı.
Fenerbahçe Voleybol Kadın Takımı’nın oyuncusu Yeon Koung Kim, Güney Kore Federasyonu ile transfer konusunda bir kez daha anlaşamadı.
Voleybolextra.com internet sitesinin haberine göre Yeon Koung Kim ve Güney Kore Voleybol Federasyonu arasında dün yapılan toplantı sonrası Kim’in gelecek sezon Fenerbahçe forması giyme ihtimali zorlaştı.
Son olarak Güney Kore Voleybol Federasyonu önümüzdeki sezon için Yeon Koung Kim’e yurtdışına transferi için Uluslararası Transfer Sertifikası verilmeyeceğini açıkladı. Fenerbahçe ile sözleşmesi bulunan Güney Koreli yıldızın bu izin olmadan gelecek sezonu Türkiye’de geçirmesi çok zor.
Ancak Fenerbahçe’nin FIVB ye başvurarak lisans talebinde bulunması ihtimaller dahilinde. Geçtiğimiz sezon başında benzer sorunlar yaşanmış ve oyuncu Fenerbahçe ile Dünya Kulüpler Şampiyonası’na gidememişti. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Yeon Koung Kim’in durumuyla ilgili oyuncuyla ve yasal temsilcisiyle görüştükten sonra bir açıklama yapması bekleniyor.
Güney Kore Voleybol Federasyonu’nun ve Güney Kore’de bulunan kulübünün asıl talebinin yüklü miktarda para koparmak olduğu ve milli sporcularını bir ticaret ve kazanç unsuru olarak gördükleri geçtiğimiz yıllardan ispatlı olduğundan iş FIVB ye kalıyor.
Ancak FIVB nin tüm dünyada geçerli örnek bir karara imza atarak “oyuncuların köle gibi kullanılmasını, zorla ve tehditle ulusal takımlarda oynatılmaya çalışılmasını engelleyecek” bir hükme varması ise özellikle FIVB nin ve CEV in mevcut kurul yapıları ve ikili ilişkileri dolayısıyla zor gözüküyor.
Suriye’de El Nusra bağlantılı çeteler, Halep’in Sefire ilçesine bağlı Tel Hasıl ve Tel Aran beldelerindeki sivillere yönelik saldırılar başlattı
ANF’nin haberine göre Derik, Rımelan, Girkê Legê, Çilaxa, Qamişlo, Serêkaniyê ile Tel Abyad’ta ağır darbeler yiyen El Kaide bağlantılı çeteler, yenilgilerinin intikamını almak için Halep’in Sefire ilçesine bağlı Tel Hasıl ve Tel Aran beldelerindeki sivillere yönelik saldırılar başlattı.
Çete gruplarının Halep’in Sefirê ilçesine bağlı Tel Aran ve Tel Hasıl Kürt Beldelerine yönelik gerçekleştirdiği saldırılarda insanlık dramı yaşanıyor. Tank, havan ve ağır silahlarla yapılan saldırılarda şu ana kadar 50’nin üzerinde sivil hayatını kaybederken 350 kişi rehin alınmış durumda. Irak-Şam İslam Devleti ile El Nusra bağlantılı çeteler, telefon hatlarının kesik olduğu Tel Hasıl ve Tel Aran’dan sağlıklı bilgi alınmasını engellemek için yolları da kapattı. El Ekrad (Kürt) Cephesi kaynakları, bölgede Kürtlere yönelik katliam girişimleri olduğunu bildiriyor.
Dört gün önce Tel Aran ve Tel Hasıl’a yönelik El Nusra Cephesi ile kendisine bağlı hareket eden diğer radikal İslamcı grupların saldırılarına hedef olan Tel Aran ve Tel Hasıl’daki katliamlara, henüz uluslar arası güçlerden hiç bir tepki gelmedi.
Saldırılarda şu ana kadar 25’nin kimliği tespit edilen 50 kişinin katledildiği bildiriliyor. Ayrıca alınan bilgilere göre her iki beldeden yaklaşık 300 sivil insan bu gruplar tarafından alıkonulmuş durumda. Ayrıca Lübnan’dan çalışmadan dönen 50 genç Kürt işçi de aynı gruplar tarafından rehin alındı. Kaçırılan sivillerden bir haber yok. Kimliği henüz tespit edilmeyen rehineler arasında çocukların da bulunduğu belirtiliyor.
Halep’in Doğusundaki Kubeysin, Cerablus, Mumbiç, Tel Aran, Tel Hasıl ile bu bölgelere bağlı beş köy nüfusu Kürtlerden oluşuyor. Tel Hasıl ve Tel Aran beldeleri ile bağlı köylerde yaklaşık 40 bin Kürt yaşıyor.
Bölgede yaşayan Kürt nüfusunun tamamı da bu katliam ve saldırı tehditi altında bulunuyor. Saldırıların Mumbiç, Cerablus,Tel Elem, Kebra, Kefer Ziğir ve Eraz bölgesine de yayılmasından endişe ediliyor.