Ana Sayfa Blog Sayfa 4183

Vizyonda bu hafta

23 Ağustos tarihinde  vizyona giren filmler açısından kısır bir hafta diyebiliriz. İddialı hiçbir yapımın yer almadığı bu hafta da 202 kopya sayısı ile gösterimde olan Uçaklar adlı animasyonun en fazla salonda gösterilecek olması bu durumu kolayca açıklamaya yetiyor.

Romantik komedi tarzında I Give It a Year (Bu Aşk Fazla Sürmez) ve Haftanın komedi filmi olarak devam filmi olan gişedeki başarısı (127.902.874 $) Büyükler 2 GrownUps 2 komedi adına görülmeye değer bir yapım.

 

The Company You Keep (Geçmişin Sırları)
http://www.youtube.com/watch?v=UELonDEqAMw

77’lik Delikanlı Robert Redford’un hem yönetmen hemde oyuncu olarak karşımıza çıktığı polisiye tarzı The Company You Keep  (Geçmişin Sırları) Vietnam Savaşı yıllarında kurulmuş olan Weather Underground’ adlı örgüt üyelerinin yıllar sonra yaptıkları eylemlerden ötürü teslim olma kararı veren bir üyesi sonrası karşılaştıkları olayları anlatıyor.

10 yıl önce Neil Gordon’un kaleme aldığı romandan uyarlanan film, siyasi ve polisiye hikayesi ile izlenebilecek bir yapım olarak göze çarpıyor. Filmin oyuncu kadrosunda yer alan isimlerin JulieCristie, Susan Sarandon, NickNolte, Sam Elliott, Chris Cooper, BrendanGleeson, TerrenceHoward, StanleyTucci, BritMarling, AnnaKendrick, Chris Cooper, Richard Jenkin gibi isimler filmin başarısı bir adım daha ileriye taşıyan bir etken.

İzlenebilirlik Derecesi: Mutlaka İzlenmeli


The Possesion (Şeytan tohumu)

Bu haftanın korku yapımı olarak “Şeytani” çizgide ilerleyen korku filmlerinden hoşlanan sinemaseverlerin ilgisini çekebilecek bir yapım. Zor bir dönem geçiren Baba-Kız sokak müzayedesinden aldıkları gizemli bir kutu evlerine getirdikten sonra evin küçük kızındaki değişikler sonrasından Şeytan tarafından ele geçirildiği anlaşılır.

Şeytan çıkarma tarzı filmleri seven, olay örgüsünün git-gellerinden hoşlanan gerilim tarzı sevenlerin beğeneceği bir yapım..

İzlenebilirlik Derecesi: Sinemada gidip izlemem ama internete düştüğünde izlerim.


I Give It a Year (Bu Aşk Fazla Sürmez)

Sinemada  Aşk üzerine yapımların artık kısır döngü içerisinde kendi tekrarladığı bu dönemlerde artık bu tür yapımların içine serpilen komedi tozu ile Romantik-Komedi tarzı aynı kısır döngü içinde filmler var olma savaşı veriyorlar.

Filmin konusu; Nat ve Josh bir partide tanıştıklarından bu yana, ziyadesiyle zıt kişiliklere sahip olmalarına rağmen son derece mutlu bir beraberlik yaşayan bir çifttir. Oldukça başarılı bir kariyere sahip olan Nat, bu başarısını daimi kılmak için azimle çalışmakta; bir yazar olan Josh ise başarıya ulaşabilmek için sürekli mücadele etmektedir. Karakter farklılıklarına rağmen ilişkilerini yürüten çift sonunda evlenme kararı alır. Ancak bu karar başta aileleri olmak üzere, arkadaşlarını ve yakın çevrelerini olumsuz düşüncelere sevk eder. Hayatlarındaki herkes Nat ve Josh’un bu evliliği bir yıldan fazla sürdüremeyeği konusunda emindir. Nat ve Josh, eski sevgililerinin cazibesine ya da çekici müşterilerinin karizmasına karşı savaşıp evliliklerinin birinci yıldönümüne ulaşmak zorundadır.

İzlenebilirlik Derecesi: İzlemek kararı size kalmış, izlemezseniz çok bir şey kaybetmezsiniz


Derleyen: Muhittin Kurban

Alternatif Film Önerileri – Broken

Her insanın yaşamı boyunca farklı dönüm noktaları vardır. Başımıza gelen ya da tanık olduğumuz olaylar; son vedalar, büyük hayalkırıklıkları, her biri hayatın içindeki bir kırılma noktasıdır. Tamiri mümkün olmayan, zamanla unutulacağı düşünülen bu kırılma anları insanı hayata karşı olgunlaştıran bir olaylar zinciridir.

2012 yılında ülkemizde tek kopya ile sessiz sedasız vizyona giren İngiliz tiyatro yönetmeni  RufusNorris’in ilk sinema deneyimi olan “Broken” (Koşulsuz Sevgi) İngiliz banliyösünde 3 komşu ailenin aile içi ve komşuları arasındaki iletişimi etkileyici bir şekilde anlatmayı başarıyor.

Kendi içlerinde ailesel sorunlara sahip günümüzün aile olgusu, bireysel anlaşmazlıklar ve çatışmalar sonucu toplumsal hayata empati yeteneğinden yoksun bireyler olarak yansıyor.

Skunk’ın Hayat yolculuğu

11 yaşında hayat dolu fakat diyabet hastası Skunk’ıngözünden  İngiliz banliyösündeki  aile toplum, komşuluk algısı ve çatışmalara sert ve bir o kadar gerçekçi anlatımla tanık oluyoruz.

Şahit olduğu her olay, kendi  hayatındaki arayışları farklı kırılma noktaları olduğunu anlıyoruz. Sevgi, aşk, cinsellik ve arkadaşlık gibi olguları keşfetmek adına korkularının üzerine giden kahramanımız, hayatın acımasız ve şiddet barındıran yüzünü Aklı dengesi yerinde olmayan ama zararsız Rick’in asılsız bir iddia sonrası maruz kaldığı şiddete tanıklık etmek zorunda kalıyor.

Yönetmen, filmde yer alan oyuncuların ve anlatmak istediği hikayelerin derinliğini izleyiciye aktarmayı kolayca başarmanın yanı sıra, filmin içinde kendimizi bir karakterin yerine koymaktansa, bu  aile yapılarına dışardan baktığımız duygusunu hissettiriyor.  Belki de hikayenin bizlere uzak olmayan, kendi hayatlarımızdan da tanıklık ettiğimiz gibi gerçekçi çatışmalara anlattığı için olacakları merak ediyoruz.

Filmin sonuna kadar temposu düşmeyen çok fazla duygusal drama bağlamayan, gerçekçi tavrından taviz vermeyen  bu film,  İngiliz sinemasından hoşlanan sinemaseverlerin kaçırmaması gereken bir yapım.

“Broken” (Koşulsuz Sevgi) adlı filmi izlemek isteyenler internet üzerinde kısa bir arama yaparak hem orijinal dili ile hemde Türkçe dublajlı bir şekilde izleyebilirler. İsteyenler ise Torrent ve E-mule ile indirerek arşivlerinde saklayabilirler. Şimdiden iyi Seyirler…

 

 

Muhittin Kurban

Bolivya’da cezaevi yangını: 30 ölü

Bolivya’nın doğusunda aşırı kalabalık maksimum güvenlikli cezaevinin bir bölümünü kontrol altına almak için tutuklular arasında çıkan çatışmada çoğu yangında olmak üzere aralarında çocuklarında bulunduğu 30 kişinin hayatını kaybettiği belirtildi. Hayatını kaybedenler arasında 18 aylık bir bebekte bulunuyor.

Yangın, Santa Cruz’un kenar semtlerindeki bir cezaevinde meydana geldi.

Emniyet müdürü Alberto Aracena, cuma günü erken saatlerde başkent Santa Cruz’un dışındaki Palmasola cezaevinde gaz bombası kapsülünün patlamasıyla meydana gelen yangındaki arbedede yaralanan 50 kişiden 7’sinin durumunun ağır olduğunu söyledi.

Aracena, cesetlerin çoğunun yandığını ve ölü sayısının artmasının beklenildiğini söyledi.

Aracena muhabirlere, “Cezaevindeki iki hücre bloğunda kontrolü ele geçirme savaşı vardı,” dedi ve şafak vakti A bloğundaki mahkumların, B bloğunda metal bir propan depoyu havaya uçurduklarını söyledi. Erbel Radyosu, olay yerinden yaptığı haberde patlamadan sonra silah seslerinin duyulduğunu belirtti.

Yaralılar ambulansla taşınırken, savcılar yangında hayatını kaybedenleri saymak için cezaevine girdiler.

Yetkililer, cezaevini denetim altına almalarının dört saatten fazla sürdüğünü söylediler. Yetkililer yangının kontrol altına alındığını söylese de, öğle saatlerinde binadan duman yükselmeye devam etti. Aracena, 256 mahkumun tahliye edildiğini belirtti.

Latin Amerika’da pek çok cezaevinde olduğu gibi, çoğu duruşmasını bekleyen 3,500 mahkumla dolu olan Palmasola da büyük ölçüde mahkumların denetimi altında.

 

Haber: Özde Çakmak

(Yeşil Gazete, BBC, Telegraph, Associated Press, Washington Post)

Türkiye “Komşularla sıfır sorun”dan “Sıfır Komşu”ya nasıl gitti? – Piotr Zalewski

Foreign Policy.com’da 22 Ağustos tarihinde Piotr Zalewski imzası ile yayınlanan makaleyi Yeşil Gazete ekibinden Özgecan Kara‘nın çevirisi ile sunuyoruz

* * *

Çok da uzun olmayan bir zaman önce Türkiye dış politika başarısı için başarılması zor bir formül geliştirmiş gibi görünüyordu. Yeni benimsenmiş bu formül çerçevesinde yarım asırlık yabancılık sonrası Türkiye ve Ortadoğu barışırken “Komşularla Sıfır Sorun” politikasıyla içeride ve dışarıda övgü topladı. İran’la ve Arap ülkeleriyle iş ve ticari ilişkileri geliştirip, komşularla vize kısıtlamaları kaldırılırken; Suriye ve İsrail’in, El Fetih ve Hamas’ın, Pakistan ve Afganistan’ın görüşmelerini sağlayıp bölgenin en ağır tartışmalarında arabuluculuk yaptı.

Arap Baharı’nın doğuşu ve neticesinde, sadece birkaç sene içerisinde bir zamanların güvenilir formülü simya bilimi gibi görünmeye başladı. Şu anda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Mısır’daki ordu rejimi ile tüm köprülerini yakmış, görevden alınan Mısır Başkanı Muhammed Mursi’yi desteklemeyi reddeden Körfez krallıklarıyla atışmış ve İsrail’le Mursi’yi yerinden eden darbede parmağı olduğu için ağız dalaşına girmiş durumda.

Kısa bir süreliğine Mısır, Türkiye’nin Arap dünyasındaki dış politikasının başyapıtıydı. Erdoğan Eylül 2011’de, Hüsnü Mübarek’i deviren devrim sonrasında Kahire’yi ziyaret ettiğinde sadece Mübarek’i istifa etmeye çağıran ilk büyük dünya lideri değil bölgenin güç simgesi olarak şenliklerle, kahraman gibi karşılandı. Şimdi bunların hepsi değişti: Türkiye ve Mısır çatışmaların ortasında karşılıklı olarak elçilerini çekti ve Erdoğan Kahire’deki yeni hükümeti yerden yere vurdu. Geçen hafta “Ha Esad  (Beşar Esad), ha Sisi (Mısır ordu komutanı Abdülfettah el-Sisi), bunların birbirinden farkı yok. Şu anda Mısır’da devlet terörü var” dedi. Bu hafta Erdoğan İsrail’in de Kahire’deki darbenin “arkasında” olduğunu söyleyerek İsrail’i de kavganın içine çekti. Bu ithamın delili olarak Erdoğan ofisinin sonradan teyit ettiği üzere, 2011 yılında çekilmiş İsrail eski Dışişleri Bakanı Tzipi Livni ve Fransız filozof Bernard-Henri Levy’nin Arap Baharı tartışmalarının videosu gösterildi.

İsrail eski Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman Erdoğan’ın ateşine “Erdoğan’ın nefret dolu söylemlerini ve tahriklerini duyan herkes şüpheye yer bırakmayacak şekilde Erdoğan’ın Goebbels[*]’in ayak izlerini takip ettiğini anlar” diyerek karşılık verdi. Mısırlı bir devlet sözcüsünün de Erdoğan’ı “batı ajanı” olarak damgaladığını unutmamak gerekir.

Bu tartışmalar Türkiye takipçilerinde Erdoğan’ın bomba yaklaşımlarının kendisinin etkinliğini baltalayıp baltalamadığı sorusunda merak uyandırıyor. Eski bir yüksek rütbeli Türk diplomatının bana dediği kadarıyla Türkiye Mısır’daki darbeyi kınayarak “doğru şeyi yaptı”, ama kendini “uluslararası camianın yanlış tarafında buldu”.

Diplomat, Müslüman Kardeşler devrilmeden önce Ankara ağırlığını koymalıydı diye ekledi. “Türkiye Mısır’daki demokrasinin başarı hikayesine o kadar odaklandı ki Mursi rejiminde yapılan yanlışları düzgün bir şekilde yorumlayamadı”

İşin doğrusu ise Türkiyenin “sıfır sorun” politikasının yıkım haberleri vermesi an meselesiydi. Sıfır sorun demek diğer ülkelerin içişlerine burnunuzu sokmamak hatta bölgenin güçleriyle sıkı fıkı olmak demek. Bu da ancak bölgedeki var olan durum sürdürüldüğü müddetçe mümkün olabilir: örneğin Türkiye, İran 2009 seçimleri sonrasındaki vahşete sessiz kaldı ve Suriye’deki kanlı ayaklanma öncesinde Esad’la birlik oluşturuldu. Libya’da Türk işadamları Kaddafi rejimiyle inşaat anlaşmaları imzalamasının bedeli olarak Kaddafi’nin iç karartıcı insan hakları ihlallerine mutlulukla göz yumdu.

Arap Baharı bölgedeki statükoyu sonsuzluğa gönderirken Türkiye’yi de müdahil olmama politikasından çıkardı. Ankara bölgeyi kendi isteklerine göre oynatamadığı düşüncesiyle mücadele etti: Libya’da Kaddafi’yi yerinden etmeye yardım etmeden önce Türkiye Batı’nın Kaddafi’nin işine karışmaması gerektiğini tartıştı. Suriye’de Esad’la birlikteliği tamamen kırarak ne zaman biteceği belli olmayan bir zıtlıkla aralarını açtı. Ve Mısır’da, tabii ki, Arap dünyasının en kalabalık ülkesinde kendini bir karambole bıraktı.

Türkiye’nin bölgedeki yumuşak yaklaşımını bıraktığı noktaya varışı şaşırtıcı oldu. “Sıfır sorun”un emirlerinden biri Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nın söylediği şekilde “eş uzaklık” yani bölgesel çekişmelerde taraf tutmayı reddetmek. Bu emir her zaman efsane gibiydi, özellikle İsrail-Filistin çekişmesinde hükümetin İsrail’i aşağılayarak bölgedeki ve İslam dünyasındaki kredisini arttırma şansını neredeyse hiç kaçırmadığını düşündüğümüzde. Ama Arap Baharı’nın ardından eş uzaklık çöpü boylamıştı.

Türkiye’yi artık doğal bir problem çözücü değil, taraflı bir aktör olarak gören sadece Mısır değil. Irak’ta Başbakan Nuri El Maliki’nin hükümetine açıkça başkaldırdı, mezhep çatışmasını kışkırtmakla ve Türkiye’nin arkasından Kürdistan ile petrol anlaşmaları yapmakla suçladı. Suriye’de rejim karşıtı ayaklanmaları destekledi, toprağında özgürce operasyon yapmalarına izin verdi, vahşete göz yumdu ve söylentiye göre el Kaide bağlantılı el Nusra’yı terör örgütü olarak damgaladığı için ABD’yi eleştirdi.

Eski Türk diplomatının söylediği kadarıyla Ankara Beşar Esad’ın rejiminin bitimini desteklemekte haklıydı ama destekleme yolu beceriksizdi. “Türkiye diktatöre karşı olan insanlarla aynı tarafta olmakta haklıydı, ama bu iş orada durabilirdi. Rejimle tüm köprüleri yakarak Türkiye Esad’la olan gücünü kaybetti” Uluslararası camia ayaklanan safların cihat yanlılarıyla doldukça ihtiyatlı davranıp daha fazla destek vermeye ürktüğünde “Türkiye, bir futbol terimiyle, ofsaytta kaldı”

Erdoğan dünyanın diğer kesimlerindeki bir dizi yeni dış politika sorunlarıyla da boğuşuyor. Türkiye’nin Batıdaki imajı bu yaz Gezi Parkı’nda gerçekleşen protestolarla bir darbe aldı. Erdoğan’ın gösterileri çevik kuvvet ile bastırma kararı, gaz bombası ve TOMAların kullanılması Avrupa Birliği ile ilişkisini baltaladı: Haziran’ın sonunda, Gezi sonrası baskıların ortasında, Brüksel Avrupa Birliği’ne katılım konuşmalarının yeni raundunu Ekim sonuna kadar erteledi. Bu esnada Erdoğan’ın kendisi de Amerikan basınında sert bir şekilde eleştirildi.

Türkiye ise hasarı geri almak için adeta hiçbir şey yapmadı. Aksine, yetkililer Batı ülkelerini protestoları yönlendirmek ve Erdoğan’ın şifreli olarak “uluslararası faiz lobisi” diye nitelendirdiği bazı “karanlık güçler”i protestoları finanse etmekle suçladı. Başbakanın yeni baş danışmanı Yiğit Bulut, Avrupa Birliği’ne “toptan çöküşe doğru giden kaybedenler” demekte hiçbir sıkıntı görmezken Egemen Bağış, -katılım konuşmalarından sorumlu bakan- “Zorunda kalırsak onlara ‘Kaybolun’ diyebiliriz” dedi. Türkiye’nin Orta Doğu’daki dış politika mücadeleleri kaçınılmaz olabilir ama diğer her yerden tecriti ise kendinden kaynaklanıyor. Bugün Türkiye en son 90’larda görünen, Arap ve Avrupa ülkeleriyle tansiyonun yüksek olduğu, komplo teorilerinin politik münazaraları zehirlediği ve Türklerin -kuşatma altında bir ülke olduğuna ikna edilmiş bir şekilde- inançla tekrarladığı “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” zihniyetine dönme riski altında. Erdoğan görünüşe göre ülkesini “sıfır sorun”dan uluslararası baş ağrılarına götürmüş durumda.


[*] Gobbels: 1933 ilâ 1945 yılları arasında Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı yapmış Alman politikacıydı. Adolf Hitler′in en yakın arkadaşlarından biri ve en sadık yandaşıydı. Kendisi coşkulu ve enerjik hitabet yeteneği, sert anti-semitik görüşleri ve kitlesel propagandanın Büyük Yalan olarak bilinen tekniğini kullanmadaki ustalığıyla bilinirdi. (Çevirmenin notu)

 

Yazı: Piotr Zalewski

Yazının özgün hali

Çeviren: Özgecan Kara

(Yeşil Gazete, Foreign Policy)

Maxi Lopez Kayserispor’da

0

Kayserispor forveti Bobo’nun sakatlanmasından sonra girdiği golcü arayışında noktayı Maxi Lopez’le koydu. River Plate’de yıldızı parlayan ve Barça’ya transfer olan, daha sonra Serie A’da Sampdoria, Milan, Catania formaları giyen oyuncu Kayserispor’un yeni gol umudu olacak.

Maximiliano Gaston Lopez, 3 Nisan 1984 doğumlu ve 1.88m boyunda.

1997-2005 yılları arasında River Plate forması giyen ve yıldızı burada parlayan 29 yaşındaki oyuncu, dönemin sükse transferlerinden birine imza atarak FC Barcelona’ya transfer oldu. Burada 14 maçta forma giyebilen oyuncu kendisinden bekleneni veremezken sadece 1 gol kaydedebildi.

Takip eden sezon La Liga’da Mallorca’ya kiralanan oyuncu 29 maçta 3 gol kaydetti. 2007-09 sezonlarında 2 yıl boyunca FK Moskova takımında 22 maçta forma giydi. (9 gol)

2009’da Brezilya’nın Gremio takımında kiralık olarak forma giydi. 25 maçta 12 gol atma becerisi gösterdi. 2010 sezonunda Serie A takımlarından Catania’ya transfer olan Lopez burada 2 sezonda toplam 66 maçta forma giyerek kariyerinde bir kulüpte en fazla forma giydiği dönemini yaşadı. Bu süre boyunca 22 gol kaydetti. Catania’da tekrar dikkatleri üzerine çeken oyuncu 2012 sezonunda Milan’a kiralık olarak gitti. Burada 8 maçta forma giydi ve 2 gol kaydetti.

Milan’dan bir başka Serie A takımı Sampdoria’ya transfer oldu. 17 maçta forma giyen Lopez, 4 gol kaydetti.

Arjantin U17’de 5 kez (3 gol) forma giyen oyuncu, Arjantin U20 takımında da 29 maçta forma giydi ve 8 gol kaydetti. Maxi Lopez kariyeri boyunca Arjantin A Milli takımında hiç forma giymedi.

(Tribün Dergi)

Sümüklü böceklerde de sürat felaket getiriyor

Sümüklü böceklerin üzerine renkli ışıklar takan uzmanlar 24 saat süreyle hareketlerini izlediler.

Bu karındanbacaklı yaratıkların bir gecede ortalama büyüklükte bir Britanya bahçesini bir baştan bir başa geçebildiği saptandı.

Fakat uzmanlar sümüklü böceklerin bu kadar hızlı hareket etmesinden çok endişeli — çünkü bu sürat, köpeklerde ölüme yol açabilen bir parazitin daha geniş bir alana hızla yayılmasına yol açıyor.

Özellikle son bir kaç yıldır yazların yağışlı geçmesi de sümüklü böceklerin çoğalması için ideal ortamı hazırlayınca bu sürat felaket getirdi.

Britanya Bahçecilik Derneği’ne göre sümüklü böcek nüfusu ülke çapında sadece geçen yıl %50 artış gösterdi.

Sümüklü böcekler sadece bitkilere musallat olan, sebzeleri yiyen bir zararlı değil. Aynı zamanda köpekleri etkileyen Angiostrongylus vasorum adlı ölümcül bir paraziti yayıyorlar.

Köpekler akciğerlerine yerleşen bu paraziti yanlışlıkla sümüklü böcek veya salyangoz yediklerinde ya da oyuncaklarına bulaştırıldığında alıyorlar.

Boyalı sümüklü böcekler

Exeter Üniversitesi’nden uzmanlar bu araştırmayı, Bayer Hayvan Sağlığı (Bayer Animal Health) tarafından kurulan, köpeklerde akciğer parazitinin oluşturduğu tehditle ilgili bir kampanya için yaptılar.

Bunun için önce 450 kadar sümüklü böceğin üzerine çok renkli ışık veren mini lambalar yerleştirip hareketlerini saptamak için fosforlu boya kullandılar.

Deneyde sümüklü böceklerin 24 saatlik bir süre içinde ortalama 25 metre mesafe gittikleri saptandı.

Çalışmayı yürüten ekibin lideri Dr Dave Hodgson, “Çok yavaş oldukları için insanlar hiç bir zaman sümüklü böceklerin hareket ettiğini düşünmüyor. Ama ediyorlar ve geceleri çok yol alabiliyorlar” diyor.

“Sümüklü böcekleri sadece marullarınıza musallat olan bir zararlı olarak düşünmeyin, aynı zamanda köpeğinizi öldürebilecek parazitlerin taşıyıcısı onlar” diye ekliyor.

Veterinerler tarafından yapılan yeni bir araştırma Britanya çapında köpeklerdeki akciğer parazininin salgın boyutlarında yaygınlaştığı saptandı. Oysa yakın zamana kadar bu parazite sadece ülkenin güneyinde rastlanıyordu.

Dr Hodgson, “Giderek daha ciddi bir sorun haline geliyor, çünkü artık sadece güneyde rastlanmıyor, İskoçya’ya doğru ilerliyor” dedi.

Konvoy oluşturuyorlar

Yapılan araştırmada uzmanlar sümüklü böceklerin çoğunun bir diğerinin bıraktığı kaygan izden ilerlediğini farkederek şaşırdı.

Dr Hodgson, hayvanların böylelikle enerji tasarruf ettiklerini söylüyor.

“Enerjilerinin %40’ını üzerinde hareket ettikleri sümüksü maddeyi oluşturmaya harcadıklarını biliyoruz. Fırsatını yakaladığında bir sümüklü böcek tabi ki bir diğerinin bıraktığı sümüksü izin üstünde ilerleyecektir. Bunu başka bir geminin rüzgarı ve akıntısıyla yelken açmaya benzetebiliriz. Ben de sümüklü böcek olsam önümde bir başka sümüklü böcek varsa hemen peşine takılırdım doğrusu” diyor

Kıyım mı yapmalı?

O zaman bu kadar tehlikeli bir parazit yaydığı için sümüklü böcek kıyımına mı gitmek lazım?

Dr Hodgson, “Kimseye bir sümüklü böcek katliamı önermeyi istemem” diyor ve ekliyor:

“Tehlikenin farkında olmak daha iyi bence. İnsanlar bahçelerindeki doğal yaşamın içinde hiç bir canlının tamamen zararsız olduğunu düşünmemeli.”

(BBC)

Utku Kalı ‘terör mahkemesi’nde yargılanacak

Redhack adlı hacker grubuna, Reyhanlı patlamasıyla ilgili askeri belgeleri sızdırdığı iddiasıyla tutuklu yargılanan er Utku Kalı’nın dava dosyası, özel yetkili mahkemelerin yerine kurulan Samsun ’daki Terörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesiyle yetkili ağır ceza mahkemesine gönderildi.

Radikal Gazetesi’nden İsmail Saymaz’ın haberine göre, Hakkında devlet aleyhine işlenen suçlar ve casusluk başlığı altında devletin gizil belgelerini ele geçirme ve yayma suçundan 25 yıla kadar hapsi istenen Utku Kalı, geçen 15 Temmuz’da ilk kez hakim karşına çıktı. Avukatlığını yapan ablası Ceren Kalı’nın katılamadığı duruşmada askeri mahkeme, Kalı’nın üzerine atılı suçun ‘devletin aleyhine işlenen suçlar’ kapsamına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermişti.

Avukat Ceren Kalı, halihazırda, ‘gözaltında baskı’, ‘cezaevinde çıplak arama’, ‘doktora kelepçeli götürme’ gibi iddialarla ilgili 6 ayrı suç duyurusunda bulunduklarını ve konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdıklarını belirtti.

Redhack’ın, Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na ait Reyhanlı saldırısıyla ilgili belgeleri Twitter üzerinden yayınlanması üzerine başlatılan soruşturma kapsamında Amasya Jandarma Komutanlığı’nda askerliğini yapan jandarma çavuş Utku Kalı gözaltına alınmış, belgeleri cep telefonu ile görüntüleyerek paylaştığı iddiasıyla Sivas’taki 5’inci Er Eğitim Tugayı Komutanlığı’ndaki askeri savcılıkta sorgulandıktan sonra çıkarıldığı askeri mahkeme tarafından 24 Mayıs’ta tutuklanmıştı.

(Radikal, Yurt)

Real’den trajikomik skandal, Gareth Bale’i almadan formasını satmaya kalktılar

0

İspanya’nın dünyaca ünlü Real Madrid kulübü Tottenhamlı futbolcu Gareth Bale’in formasını önce internet sitesinden satışa sundu, sonra da hata olduğunu belirterek geri çekti.

İspanya Birinci Futbol Ligi (La Liga) kulübü Real Madrid, transferini resmen duyurmadığı Tottenham Hotspurlü Gareth Bale’in formasını, kulübün internet sitesinden satışa sundu.

Rekor bonservis bedeliyle Real Madrid’e transfer olması gündemde olan Bale’in Real Madrid forması, bir hata sonucu İspanyol kulübünün resmi internet sitesinde satışa sunuldu.

Bale için 11 sırt numaralı forma verdiği görülen Real Madrid, yaklaşık 1 saat kadar kadar satışa sunduğu formayla ilgili hata yaptıklarını belirterek, satışı geri çekti. Real Madrid’de 11 numarayı en son Ricardo Carvalho giymişti.

Real Madrid’in 24 yaşındaki Galli futbolcu Bale’in transferini bugün resmen duyurması beklenirken, İspanyol ve İngiliz basınında iddia edildiği gibi Tottenham’a 99 milyon avro ödenmesi halinde, bu bir rekor olacak.

(TRT Spor)

Gezi ve Çarşı, darbeye karşı (mı?) – Oya Baydar

Bir demokratlık testinden söz ediyorum; aynı zamanda siyasal etikle ve demokratik tutarlılıkla ilgili bir sınav. Soru, Mısır’daki askerî darbeye karşı tavır. Cevap şıkları: a- karşıyım, b- destekliyorum, c- cevaplamak istemiyorum. Bu üç şıktan birini işaretlemekte özgürsünüz tabii ama (a) şıkından başkasını işaretlemişseniz özgürlükçü ve demokrat olduğunuzu iddia edemezsiniz. Çünkü darbeperverlikle demokratlık birbirini eski tabirle naks eder, yani götürür. Demokrat darbeci, darbeci demokrat olunmaz.

Şimdi herkesin kendine uygulamasında yarar olan bir başka test sorusu: Mısır’daki askerî darbeye karşı olmak demokratlık için yeterli midir? Cevap şıkları: a- evet, yeterlidir, b-hayır, yetersizdir, c- zorunludur ama yeterli değildir. Doğru cevap: (c) şıkkı. (Bu soruyu cevaplarken “Kahrolsun Sisi, karolsun demokrasi” sloganı atan demokrasi düşmanlarını; demokrasiyi, varılacak istasyona gelindiğinde inilecek vagon sanan sözde darbe karşıtlarını, Mısır’daki darbeye sessiz kalan Batı’yı eleştirirken bunu Batı demokrasisi sorgulamasına dönüştüren iktidar mensuplarını hatırlamak yardımcı olabilir.)

Böyle bir demokratlık testi, şu toz duman günlerde sapla samanı ayırmak için gerekli gibi geliyor bana. Erdoğan’ın ve AKP çevrelerinin kurdukları ve benimsetmeye çalıştıkları “Gezi =Mısır’daki darbe” denkleminin yanlışlığını ve abukluğunu göstermek için de iyi bir anahtar olabilir.

Özellikle gençlere kısa hatırlatmalar

Demokratik yollarla iktidara gelmiş meşru yönetimleri askerî darbelerle devirmek bizim ülkemizde olağan sayılır; hatta kimilerince devrimcilik. ilericilik diye görülür  Dine, cemaate ve devlete biat kültüründen, kulluk geleneğinden, Cumhuriyet’ten bu yana da ordu (ve bürokratik oligarşi) vesayetinden gelen bizcileyin yapılarda demokrasinin yerleşip pekişmesi geç ve güç oluyor. Sadece son 50 yılda üç buçuk darbe ve bir bölümü halen yargılanmakta olan pek çok darbe teşebbüsü yaşadık. Bu süreç boyunca sağ ve/veya sol kendi karşıtlarını (hasımlarını, düşmanlarını) yıpratacak, iktidardan düşürecek, yok edecek darbeleri destekledi, en azından sessiz kaldı.

27 Mayıs 1960’ta Demokrat Parti’yi iktidardan düşüren darbe, CHP ve bir kısım subaylar tarafından, DP ile özdeşleştirilen “karşı devrim”i önlemek için hazırlanmış, Cumhuriyet elitleri ve sol kesimlerce hararetle desteklenmişti. 12 Mart 1971 müdahalesi, ABD destekli sağın bir yandan yükselen işçi hareketine ve sola, öte yandan da “asker-sivil zinde güçler”ce hazırlanmakta olan sol darbeye (9 Mart) karşı atağıydı; bütün sağ güçlerce alkışlanmıştı. Bu arada 12 Mart muhtırasını  bekledikleri sol darbe sanan kimi solcular, sosyalistler de boş bulunup müdahaleyi alkışlamışlardı. (Bunların bir bölümü kısa zamanda kendilerini sıkıyönetimin zindanlarında, işkencehanelerinde buldular.)

CİA destekli 12 Eylül faşist darbesi sosyalist sol, örgütlü işçiler, emek örgütleri ve Kürt hareketi başta, ülkenin üzerinden silindir gibi geçerken sağdan ateşli alkışlar geliyordu. O günlerde Fethullah Gülen Hoca bile devleti korudukları, milleti sakındıkları için darbeci paşalara şükranlarını sunmakla meşguldü. Sonra “post modern darbe “ de denilen 28 Şubat müdahalesi geldi. Hedefi iktidara yürüyen İslamî kesimin önünü kesmekti. Ve tabii laik kesimden ve solun büyük bölümünden destek aldı.

Destekçileri, alkışçıları, kadroları ve mağdurları farklı olsa da bütün bu darbeler aynı sonuçları doğuruyordu: Ölüm, idam, işkence, zindan, zulüm, ülkenin sosyal dokusunun tahribi, kitlelerin ezilmesi, sindirilmesi… Kısaca; darbenin geldiği ve vurduğu yöne göre mağdurlarla zalimler yer değiştiriyor; “Benim darbem iyi, senin darben kötü” zihniyeti sürüp gidiyordu.

Nereden, kimden gelirse gelsin, gerekçesi, ama’sı ne olursa olsun, kime yönelirse yönelsin darbelerin kötü olduğu, karşı çıkmak gerektiği anlayışına varmak hiç kolay olmadı. Hatta, hâlâ açıkça veya sinsice darbe peşinde olan; darbeleri, darbecileri savunan, iktidarı demokratik yollarla elde edemeyeceklerini bildiklerinden darbeci askerlerden medet uman ve bunu vatanseverlik olarak pazarlayanlar var. Mısır’da gerçekleştirilen darbenin bir numaralı gündem maddesi olduğu bugünlerde, Müslüman Kardeşler’e (İhvan’a) karşı darbenin desteklenmesini ve parti politikası haline getirilmesini öneren CHP milletvekillerinden tutun da, binlerce can kaybına yol açan kanlı katliamların sorumlusu Mısır ordusu için “Mısır ordusu halkla buluştu” diyebilen İşçi Partisi ileri gelenlerine, Gezi’yi darbe kışkırtıcılığı arenası sanan Mustafa Kemal askerlerine kadar, “benim darbecim iyidir” zihniyetini sürdüren darbeseverler hâlâ sahneden inmiyor.

Bu kesimler, Gezi’yi kriminalize etme, kitlelerden soyutlama, antidemokratik ve darbeci gösterme peşindeki iktidarın ekmeğine yağ sürüyorlar; bir anlamda, Başbakan ve iktidar çevreleriyle buluşuyor, aynı değirmene su taşıyorlar.

Gezi ruhunun darbeyle imtihanı

Gezi artık bir park, bir yer, bir mekân değil; protestoyu, direnişi, yeni bir muhalefet tarzını ve ruhunu içeren bir kavrama dönüştü. Gezi’yi herkes, fil tarifi misâli kendi tuttuğu, kendi durduğu yerden tarif ediyor, kendi siyaseti doğrultusunda kullanıyor.  Gezi olaylarını hükümete, Erdoğan’a, AKP’ye karşı dış ve iç mihrakların uzun zamandır hazırlanan komplosu olarak gören/ gösteren zihniyet, Mısır’daki darbe sonrasında mal bulmuş Mağribiye döndü. Son olarak AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin Mısır’la Gezi arasında paralellik kurarak Gezi’yi darbe teşebbüsü olarak niteledi.

Zamanıdır, hatta geç kalınmıştır; bunca spekülasyonun, tartışmanın, saptırmanın, hataları görmezden gelen aşırı güzellemelerin veya haksız yergilerin nesnesi olan Gezi, kendini Mısır darbesiyle sınamalı, yazının başındaki testi kendine uygulamalı ve ses vermelidir. Pek çok bileşeni olan, merkezi örgütlenmeden yoksun, herkesin kendi derdini, talebini, kendi “hayır”ını dillendirdiği, her kesimin olaya hakim olmaya çalışıp neyse ki kimsenin bunu yapamadığı bir ortamda bunun hiç de kolay olmadığını biliyorum. Ancak gezi ruhu özgürlükçü, demokrat, sivil, barışçı ve yaratıcı bir muhalefet ruhu ise iddia edildiği (ettiğimiz) gibi, devlet şiddetinin en yoğun biçimi olan Mısır’daki kanlı darbeye, kime karşı olursa olsun ve kimden gelirse gelsin ama’sız fakat’sız karşı çıkmakla yükümlüdür. Bütün Gezi bileşenleri ve Gezi’nin simgelerinden Çarşı için de geçerlidir bu.

Buyrukçuluğa, emir komutaya, başkan babaların hot zotuna, birilerinin topluma kendilerince ayar verme isteğine, özgürlüklerin sınırlandırılmasına, yurttaş katılımının göz ardı edilmesine ve de mağduru olduğu devlet şiddetine karşı olmakla tanımlanan Gezi, kendine ihanet etmemek için, benimsediği bütün değerlerin zıddı, devlet şiddetinin feriştahı olan darbecilikle, darbeseverlerle ayrım çizgisini kalınca çizmek durumundadır.

Mısır’daki darbeye ve bütün darbelere  karşı çıkmayı; bir zamanlar derin çetelerin oyuncusu, şimdi de iktidarın yardakçısı uyuzlamış Vadi kurtlarına bırakmamak, faşizan şarlatanların demokrasi şampiyonluğuna soyunmalarını engellemek, “Kahrolsun Sisi, kahrolsun demokrasi” diye bağıranlara geçit vermemek, iktidarın komplo teorilerinin paranoyak kofluğunu sergilemek ve bir umut olabilmek için “Gezi darbeye karşı, Çarşı darbeye karşı” sloganının her yanda yankılanmasının tam zamanıdır.

 

Oya Baydar T24

Yeni Batman Ben Affleck oldu

Karikatürize edilmiş yarasa kahraman Batman’ı geçmişteki kötü filmlerinden sonra beyazperde de kült haline gelmesini sağlayan yönetmen Christopher Nolan, 2015 yılında çekilmesi planlanan Batman ve Superman’in yapımında yer almayacak.

Yeni Batman Affleck

Muhteşem bir Batman üçlemesine imza atan Nolan, Batman Başlıyor, Kara Şövalye ve Kara Şövalye Yükseliyor filmlerinde Bruce Wayne (Batman) karakterine hayat veren Christian Bale yerine 2015 yılında vizyona girmesi beklenen Batman Superman’e karşı filminde Wayne Karakterini Ben Affleck canlandıracak.

http://www.youtube.com/watch?v=-1pO9bgd78U

Warner Bros. stüdyolarından yapılan açıklamada, Affleck’in Batman ve Superman’i bir araya getirecek yeni filmde Bruce Wayne (Batman) rolünde olacağı belirtildi. Filmin yönetmenliği ise Man of Steel (Supermen) yönetmeni Zack Snyder’ın üsteleneceği belirtildi.

Bunun yanı sıra Man of Steel filminde Superman`i canlandiran Henry Cavill bu filmde de rol alacak. Ayrica Diane Lane, Amy Adams ve Laurence Fishburne`de gibi isimlerinde Batman ve Superman  filmlerinde yer almasına kesin gözüyle bakılıyor.

Haber: Muhittin Kurban

(Yeşil Gazete)