Ana Sayfa Blog Sayfa 4184

Kaliforniya’da açlık grevi 47. gününde, mahkumlar zorla beslemeye karşı çıkıyor

ABD’nin Kaliforniya eyelatinde devam eden açlık grevinin 43. gününde, savcı, grevdeki mahkumları zorla besleme talebini onadı.

Perşembe günü (dün), Kaliforniya hapishane sistemindeki geniş çaplı açlık grevinin 46. günüydü. Grev, 8 temmuzda başladığında, aşırı sert grup cezalarını, uzatmalı hücre hapsi  ve telefon kullanımı, kalın giysiler, eğitsel programlar gibi temel haklardan yoksun olmalarını ptotesto eden mahkumların sayısı 30,000’i buluyordu.

Tutuklular, devletin bazı mahkumları yıllarca tecritte tutmasını protesto etmek için ikinci kez açlık grevi başlattı.

Hafta başı, Associated Press, grevin başından beri hiçbir şey yemeyen yaklaşık 70 kişi olduğunu bildirdi; tutuklu hakları avukatları, bu sayının çok daha fazla olduğunu söylüyor.

Geçen hafta 120 tıp uzmanı, Vali Jerry Brown ve Jeffrey Beard ile Kaliforniya Islah ve Rehabilitasyon Bölümü Sekreteri’ne (CDCR)  grevdeki tutuklulların sağlık durumlarına ilişkin endişelerini belirten bir açık mektup yazdı.

Mektupta, dışarıdaki destekçilerine CDCR’nin (California Department of Corrections and Rehabilitation – Kaliforniya Düzeltme ve Rehabilite etme Departmanı)grevdeki tutuklulara su haricindeki sıvıları ve gerekli ilaçları vermeyi reddettiğini belirten tutukluların sözleri de yer alıyor. Mektupta, “Bir keresinde, kalp yetmezliği olan bir hastaya, açlık grevinde olduğu için gereksinimi olmadığı gibi belirsiz bir gerekçeyle ilaçlarını alması durduruldu.” yazıyor.

Jeffrey Beard, Los Angeles Times’da “Kaliforniya Hapishanelerindeki Açlık Grevi, Çetelerin Güç Oyunudur” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Beard, tutukluların açlık grevine katılmaya zorlandığını; çetelerin hapishane politikasının çetelere katılım ve iletişimi başarıyla kısıtlamadan önceki güç ve etkilerini yeniden kazanmaya çalıştıklarını iddia etti ve hapishane çetelerinin önünü kesmek için tecrit hücrelerine ihtiyaç duyulduğunu ekledi.

Pazartesi günü, federal savcı, hapishanelere tıbbi gereksinim görüldüğü takdirde tutukluların zorla beslenmelerine dair geniş yetkiler verdi. Açlık grevi yapan tutukluların hepsi, eylemlerinin başında hapishanelerin yasal olarak tutukların zorla beslenmesini yasaklayan hayata dönmeme taleplerine imza atmışlardı. Bu yeni talimatla hapishane doktorlarına, intravenüs sıvı başlatma ya da burundan mideye giden beslenme tüpleri yerleştirme hakkı verildi.

Pelican Bay Devlet Hapishanesi’nde uzatmalı  tecrit cezalarını sonlandırmak için dava açan 10 mahkumu temsil eden Anayasal Haklar Merkezi Başkanı Jules Nobel, zorla beslemenin “rızası olmayan kişileri kapsadığı takdirde uluslararası kanunları ihlal ettiğini” söyledi.

Lobel, cezaevi yetkililerinin mahkumlarıtalep ettikleri üzere meyve ya da sebze içecekleri ile besleme ya da onlarla talepleri konusunda görüşme gibi farklı seçenekler aramaları gerektiğini söyledi.

Cezaevi yetkilileri Pazartesi günü, tutukluların sıvı beslenmekte serbest olduklarını; fakat su, vitamin ve elektrolit dışında bir besin aldıkları takdirde grevi sona ermiş sayacaklarını açıkladılar.

Guantanoma Bay’de onlarca zanlının burun yoluyla beslenmeye zorlanması büyük yankı uyandırmıştı.

Aşağıda ünlü müzisyen/aktör Mos Def’in tutukluların Guantanoma Bay’de maruz kaldığı insanlık dışı muameleyi canlandırmasını izleyebilirsiniz:

Haber: Özde Çakmak

(Yeşil Gazete, Guardian, PsMag, Associated Press, Los Angeles Times)

İsrail jetleri Lübnan’a misilleme bombardımanı

İsrail jetleri, dün Lübnan’dan İsrail’e yapılan füze saldırılarına misilleme olarak, Beyrut’un güneyinde belirlenen bir hedefi vurdu.

İsrail, dün Lübnan’dan gelen roket saldırısına anında karşılık verdi. İsrailli askeri yetkililer, Beyrut ile Sayda şehirleri arasında, sahile yakın Naameh kasabasında bulunan bir terör örgütü merkezini hedef aldıklarını açıkladı. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi  (FHKC) Genel Kumandası, üslerinden birinin  vurulduğu belirtti.

FHKC sözcüsü Ramiz Mustafa, Naameh’te yer alan örgüte ait bölgenin,  İsrail savaş uçakları tarafından yerel saatle 04.00’da bombalandığını doğruladı. Mustafa, saldırının can ve mal kaybına neden olmadığını belirtti. Örgüt, dün İsrail’e yapılan roket saldırısıyla ilişkileri olmadığını açıkladı.

Perşembe günü gerçekleştirilen saldırıyı, El-Kaide bağlantılı militan grup Şehit Abdullah Azzam Tugayları üstlendi.
FHKC, son zamanlarda Suriye Başkanı Beşar el-Esad’a verdiği destekle dikkat çekmişti.

İsrail ordusu, yaptığı bir açıklamada “Dünkü saldırıya yanıt olarak, İsrail Hava Kuvvetleri’nin Beyrut ve Sidon arasında yer alan bir terör bölgesini vurdu.” dedi.

Perşembe günü, Lübnan’ın güneyindeki Sur şehrinden ateşlenen 4 roket, İsrail’in Nahariya kasabası yakınlarındaki çiftliklerde küçük hasarlara sebep olmuştu.

İsrailli ordu sözcüsü, roketlerden birinin İran Kubbe Füze Savunma Sistemi tarafından durdurulduğunu söyledi.

2006’daki İsrail Hizbullah çatışmasının başlamasından beri İsrail, militan gruplar tarafından roket saldırılarına uğruyor.

Biber gazı silah sayıldı

Yargıtay, biber gazı spreyinin “silah” olduğuna hükmetti. Yüksek Mahkeme, sadece para cezası veren yerel mahkemenin kararını bozdu.

İstanbul Anadolu 7. Sulh Ceza Mahkemesi, kavga ettiği kişinin yüzüne biber gazı sıkan sanığın, “kasten yaralama” suçu işlediğine hükmetti.

Mahkeme heyeti, söz konusu sanığa 120 gün adli para cezası verdi.

Temyiz istemini görüşen Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise cezanın, “biber gazı spreyinin silah niteliğinde olduğu gözetilmeden verildiğine” karar verdi.

Yargıtay, yerel mahkeme kararını oy birliği ile bozdu.

Kararda, biber gazının Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca “silah” niteliğinde olduğuna dikkat çekildi.

Bu suçlar için 6 aydan 1.5 yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

 

Mısır’daki Hrıstiyanlar endişeli

Kıptileri hedef alan saldırıların hızla artması kaygı yaratıyor. Bazı gözlemciler, saldırılardan Müslüman Kardeşler yöneticilerini sorumlu tutuyor. Müslüman Kardeşler ise iddiaları yalanlıyor.

Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ordu tarafından devrilmesinin ardından Mısır’da tırmanan şiddet, Kıpti Hrıstiyan azınlığı da vurdu. Kiliselere ve Kıptilere yönelik saldırılar, Mursi’nin 3 Temmuz‘da tarihinde devrilmesinin ardından büyük artış gösterdi. Kişisel Haklar için Mısır Girişimi’nden (EIPR) inanç özgürlüğü adlı araştırma programında görevli bilim adamı İshak İbrahim, sadece Kahire’deki protesto kamplarının dağıtıldığı ve yüzlerce kişinin öldürüldüğü 14 Ağustos tarihinde, en az 44 kilisenin saldırıya uğradığını belirtiyor. İbrahim, bu sayının ufak saldırıları değil, tamamen veya kısmen yıkılan kiliseleri kapsadığını vurguluyor.

Saldırıların sorumlusu kim?

Araştırmacı İbrahim, bu saldırıların ardında Müslüman Kardeşlerin olduğunu düşünüyor. İbrahim “Maalesef Müslüman Kardeşler liderlerinin Kıptilere karşı bir kışkırtma yürüttüğüne tanık olduk. Üyelere, İslami hâkimiyeti yıkmak için, Kıptilerin Mısır ordusu ile birlikte Mursi’yi devirdiği izlenimi veriliyor” diye konuşuyor.

Ancak Müslüman Kardeşler, kiliselere ve Kıptilere yapılan saldırılarla bir ilgileri olmadığını savunuyor. Kamuoyunda Hrıstiyanlarla hiçbir sorunları olmadığı mesajı verilse de örgütün, Arapça internet sayfalarında bu mesajlarla çelişen ifadelerle karşılaşılıyor. Örneğin Müslüman Kardeşlerin siyasi kanadı Özgürlük ve Adalet Partisi’nin Facebook sayfasında, Helvan’daki bir Kıpti rahip, camilere saldıran ve sokaklarda huzursuzluklara yol açan grupları desteklemekle itham ediliyor.

Kıptilerle Müslümanlar arasındaki gerginliklerden biri de Şarkiye kentinin bir köyünde yaşandı. Gerginliği tetikleyen, Mursi’nin devrilmesine sevinen bir Kıpti Hrıstiyan ile eski Cumhurbaşkanı Mursi yanlısı bir Müslüman arasında çıkan bir kavga oldu. Bu kavganın ardından neler yaşandığını İshak İbrahim şöyle özetliyor: “Etraftaki köylerden toplanan yüzlerce Müslüman köydeki Hrıstiyanların evlerine ve kiliseye saldırdı. Kıptiler evlerini ve kendilerini korumaya çalıştı. Ama çatışmaların sonunda 43’ten fazla ev yanıp kül oldu, birçok ev de yağmalandı.”

Komitenin kararı

Polisler ise saatler sonra köye ulaştı… Birçok Kıptiye göre, bundan daha da kötüsü, yapılan “arabuluculuk toplantısının” sonuçları. Bu toplantıda köyün Hrıstiyan ve Müslüman temsilcileri bir araya geliyor. Bu temsilciler, iş mahkemeye intikal etmeden soruna bir çözüm bulmaya çalışıyor. Birçok kamu kurumu da tarafları böyle bir uzlaşmaya zorluyor. Kıptilere göre, bu şekilde hukuk sistemi devre dışı kalıyor ve birçok suçun failleri, hak ettikleri cezadan paçayı kurtarıyor. Bu durum sık sık meydana geldiği için de insanlarda suça karşı bir caydırıcılık oluşturmadığı düşünülüyor.

İshak İbrahim, söz konusu çatışmanın ardından köyde yaşayan Kıpti Hrıstiyanların, polise şikâyette bulunduğunu ancak Müslüman Kardeşler temsilcilerinin sorunu kendilerinin çözebileceğini iddia ederek araya girdiğini belirtiyor. Yapılan tartışmaların ardından, yargıçlık yapması için 7 kişilik bir komitenin kurulduğunu kaydeden İbrahim, “Ancak bu yedi kişinin hepsi Müslüman ve beşi de Müslüman Kardeşler üyesiydi” diye konuşuyor. İbrahim komitenin aldığı kararı şöyle özetliyor: “Hrıstiyanlar şikâyet dilekçelerini geri çekmek zorunda kaldı ve mağdurlara hiçbir tazminat ödenmedi. Tarafların bir başka gerginlik çıkması halinde birbirlerinin ibadethanelerine saldırmamaları ve yine bu komitenin devreye girmesi kararlaştırıldı.”

Devletin Kıptilere yönelik tutumu

Birçok insan hakları örgütü, Mısır’daki Kıpti Hrıstiyan azınlığın devlet tarafından da yeterince korunmadığını savunuyor. Devlet kurumlarının bu tutumunun, Hüsnü Mübarek döneminde de olduğunu kaydeden yetkililer, Mursi’nin devrilmesinin ardından artan saldırıların sayısı ile durumun bambaşka bir boyut kazandığını belirtiyor. Endişe verici bu saldırıların, kısa bir zamanda hız keseceğine dair ortada hiçbir işaret olmadığını kaydeden insan hakları savunucuları, her gün kilise ve Hrıstiyan azınlığa yönelik yeni saldırı haberleri geldiğini ifade ediyor.

Kıptiler, Mısır’daki yaklaşık 80 milyonluk nüfusun 11 milyonunu oluşturuyor.

(DW)

Kolombiya’da çiftçiler ülke çapında eylemde

Kolombiyalı çiftçilerin tarımcılık ve hayvancılıkta devlet desteği talebiyle yaptıkları eylemler devam ediyor. Dün de ülke genelinde 30 ana yolu trafiğe kapatan çiftçiler eylemlerini sürdürmekte kararlı.

Çiftçiler, Kolombiya genelinde 200 bin çiftçinin çok sayıda yol kenarına kamp kurduğunu, bariyer oluşturduğunu, trafiği durdurduğunu ya da ağırlaştırdığını açıkladı. Eylemler en çok Güney Batı’daki Narino, başkent Bagota’ya gıda ulaştırmakta kullanılan Boyaca yolunda yoğunlaşıyor. Bagota ve Tunja’yı birbirine bağlayan yolda da bin dolayında çiftçi sessiz bir yürüyüş düzenledi.

Ülkenin orta kesimlerinde Cundinamarca yolu, Putumayo, Arauca, Antioquia yolları da çiftçiler tarafından bloke edildi. Bu yollarda özellikle ağır vasıtaların geçişleri hedeflenmişti.

14. günü geride bırakan eylemin, gerekli müzakereler başlamazsa devam edeceği belirtiliyor. Kolombiya genelindeki yolları trafiğe kapatan çiftçiler, çeşitli eylemler de düzenliyor.

Salı günü, şoförler, sağlık ve eğitim sektöründeki çalışanlar da çiftçilerle beraber eylemdeydi.

Edinilen bilgilere göre, şimdiye kadar onlarca eylemci ve 82 polis yaralandı. 98 eylemci de gözaltına alındı. Çiftçiler, yetkililerle müzakerelerin başlamasını, bazı ürünlere taban fiyatı konulmasını talep ediyor. Küçük çiftlik sahipleri ise toprağa rahat ulaşım ve çiftçiler için toprak rezervlerinin düzenlenmesini istiyor.

Kolombiya İçişleri Bakanı Fernando Carrillo, eylemleri durdurmaları durumunda Boyaca’daki çiftçilerle görüşmeye hazır olduklarını açıkladı. Ancak eylem organizatörleri, bölgesel görüşmeleri hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerini, bir müzakere olacaksa da ulusal bazda olması gerektiğini belirtiyor. Bugün yetkililerler bir görüşmenin yapılması da bekleniyor.

(muhalefet.org)

Küresel ısınma yüzde 95 insan kaynaklı

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin dört parça halinde yayımlanması beklenen 5. Değerlendirme Raporu’nun taslak çalışması basına sızdı. Raporda sera gazı salımı, iklim değişikliği, kuraklık, yükselen deniz seviyesi, kasırgalar ve benzeri doğa olayları ile ilgili birçok çarpıcı bulgu ve senaryo mevcut. En çok konuşulacak sonuçlardan biri ise raporun küresel ısınmanın sebebinin insan ve insan kaynaklı eylemler olduğunun yüzde 95 oranında kanıtlanmış olması olacak.

Agos’tan Ceren Solak’ın haberine göre;

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin Eylül 2013 ve Kasım 2014 tarihleri arasında dört parça halinde yayımlanması beklenen 5. Değerlendirme Raporu’nun taslak çalışması basına sızdı. Raporda sera gazı salımı, iklim değişikliği, kuraklık, yükselen deniz seviyesi, kasırgalar ve benzeri doğa olayları ile ilgili birçok çarpıcı bulgu ve senaryo mevcut. En çok konuşulacak sonuçlardan biri ise raporun küresel ısınmanın sebebinin insan ve insan kaynaklı eylemler olduğunun yüzde 95 oranında kanıtlanmış olması olacak.

Önceleri küresel ısınma diye bir şey olmadığını iddia edenler, zamanla küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerini gördükçe “evet, küresel ısınma diye bir şey var ama sebebi insan değil, dünyanın döngülerinden biri” dese de, yapılan çalışmalar her geçen gün sebebin insan olduğunu daha da açık bir şekilde ortaya koyuyor. Çok yakında, belki de bu rapordan sonra dünya döngüsü iddiası da tüm geçerliliğini yitirecek.

Önemli bir dönüm noktası olarak kabul edebileceğimiz Sanayi Devrimi’nden bu yana sıcaklık 0,8°C ve sera gazı salımı ise yüzde 41 oranında artış gösterdi; iki verideki artış eğilimi aynen devam ederse bu oranın çok kısa bir süre içinde ikiye katlanması bekleniyor.

Yaklaşık 200 hükümet küresel ısınmayı 2°C’nin altında tutmak için anlaşmıştı, zira 2°C’nin üzerindeki artışlarda kuraklık, canlı türlerinin yok olması, seller ve hızla artan deniz seviyesi gibi tehlikeli olayların kontrol altına alınamayacağı, hatta adaların ve kıyı şeritlerinin tamamen sular altında kalacağı öngörülüyor. 2007 yılında elimizde olan imkânlardan çok daha gelişmiş bir modelleme teknolojisi kullanılarak yapılan çalışmalar, küresel sıcaklıkta 1°C ile 5°C arasında artış olacağını gösteriyor, hem alt hem de üst limiti ile 2007’de verilenden daha geniş bir aralık bu.

Deniz seviyesinde yükselmenin maliyeti ağır olacak

İklim değişikliği ile ilgili bölgesel öngörülerin ve risk değerlendirmelerinin yeterince yapılmıyor olması, 2007’den beri pek fazla gelişme kaydedilmemesinin en büyük sebebi olarak görülüyor. 2007’de yayımlanan raporda, artan sera gazı salımının insan faktöründen kaynaklandığı ve sıcaklık dalgalarına sebep olduğu belirtilmişti. Bu seneki raporda insan ve insan aktivitelerinin kuraklıkların artışına olan etkisi de inceleniyor. Raporda ele alınan bir başka önemli konu ise sera gazı salımının her geçen gün hızla artıyor olmasına rağmen 1998’den bu yana küresel ısınmayı yansıtan değerlerde daha yavaş bir artışın görülmesi. Aslında bu durum sadece dünya yüzeyindeki hava sıcaklığı değerlerine bakıldığında doğru. Bu da ısınmanın biriktiği yerlerin oldukça küçük bir bölümü… İklimbilimciler bu yavaşlamanın sebebinin hava koşullarındaki değişiklikler ve enerjinin dünya yüzeyine ulaşmasını etkileyen başka faktörler olduğunu düşünüyor. Volkanik patlamalar sonucunda atmosfere beklenenden çok daha fazla miktarda kül saçılması (kül güneş ışığını engelliyor), 11 yıllık solar döngüsünde güneşten gelen ısının azalması, dünyaya ulaşan ısının okyanuslar tarafından daha fazla emilmesi ya da iklimin sera gazlarına karşı beklenenden daha dayanıklı olması ihtimali gibi.

5. Değerlendirme Raporu deniz seviyesinin yükselmesi ile ilgili değişik senaryolar sunuyor. Bu senaryoların en iyimser olanı (geçtiğimiz yüzyıldaki 20 cm’lik bir yükselmeye dayanarak) deniz seviyesinin bu yüzyılda 25 cm yükselmesi. Fakat salımlar bu hızla devam ederse, 2100 yılına kadar yaklaşık 53 cm’lik bir artış olacağı düşünülüyor. Tabii ki bu rakamı bile fazla iyimser bulan başka çalışmalar var, bazı iklimcilere göre 2100’e kadar deniz seviyesindeki artış 2 metreye ulaşacak.

‘Nature Climate Change’ dergisi tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir çalışmada, 2050’ye kadar gerçekleşmesi beklenen deniz seviyesindeki 40 cm’lik artış sonucu 136 kıyı şehrindemeydana gelecek sellerden kaynaklanacak toplam maliyetinin 1 trilyon dolara ulaşacağı öngörülüyor. Deniz seviyesindeki yükseliş sadece New York, Londra, Şangay, Venedik, Sidney, Miami, New Orleans gibi güzel kıyı şehirleri ve adalar için değil, bütün dünya için oldukça ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Her şeye rağmen iyimser senaryoda, hükümetlerin daha sıkı kanunlar ve daha ciddi yaptırımlar uygulaması ile küresel ısınma iyice yavaşlatılıp, deniz seviyesinin yükselişi, kuraklık, birçok insanın ölümüne sebep olan kasırga, sel gibi doğal afetlerin önüne geçmek, en azından başedilebilir boyutlarda tutmak hâlâ mümkün.

Gökçek, hedef göstermeye devam ediyor

Ankara Anakent Belediye Başkanı Melih Gökçek, Çiğdem ve 100. Yıl Mahallelerini ikiye bölecek ve ODTÜ Ormanı’nda ağaçların kesilmesine neden olacak otoban projesine ilişikin ilk kez konuştu. Gökçek, yalnızca ‘200 ağacın taşınacağını’ savundu. Gökçek, Yola karşı projeyi protesto edenlerin başında Çiğdem ve 100. Yıl Mahalleleri adına Anakent Belediyesi ile görüşmeler yürüten Ali Gökmen ve eşi İnci Gökmen’i hedef gösterdi.
Gökçek, ODTÜ Ormanı’ndan geçecek 40 metre genişliğinde ve 8 şeritli otoban projesine ilişkin Twitter hesabından açıklama yaptı. Gökçek, ormanın içinden geçecek yolun 4 kilometre olacağını belirtirken 2 kilometrelik bölümünün 1 buçuk aya kadar biteceği bilgisini verdi. Projeye ilişkin, “200 metre uzunluğunda viyadük, 500 metre uzunluğunda 30 metre yüksekliğinde toprakerme duvar, 150 metre ardgerme köprü yapılıyor” diyen Gökçek, “ODTÜ kısmında ise (2 km) 150 metre viyadük ve U altgeçit yapılacak. Ayrıca 200 civarında ağaç taşınacak” ifadelerini paylaştı.

‘Bazı kışkırtıcılar tahrik ediyor’

Gökçek, bu açıklamarının ardından ODTÜ Ormanı’ndan geçecek yola ilişkin ağaç kıyımı yapılacağı belirtilerek düzenlenen protesto gösterilerine de yanıt verdi. Gökçek, “ODTÜ’de sırf ideolojik nedenlerle bu hizmeti engellemeye çalışanlar var” dedi. “Bazı kışkırtıcılar insanları tahrik ediyor” diyen Gökçek, Çiğdem ve 100. Yıl Mahalleleri adına Anakent Belediyesi ile görüşmeler yürüten Ali Gökmen ve eşi İnci Gökmen’i hedef gösterdi. Gökçek, “Bize yapılan ihbarlara göre bu kışkırtıcılığı ODTÜ’de kimya bölümündeki Prof. Ali Gökmen ve eşi yapmaktadır. Bu çiftin evleri Şirindere’de olması işin bahanesidir. Gerekçe olarak oradan geçecek trafiğin gürültüsünden rahatsız olmalarıdır. Buna karşılık bu durumdan rahatsız çevre halkı da bir an önce bu bulvarın bitirilmesini istemektedir. Çünkü bulvar bitince hem trafik rahatlayacak hem de oradaki evlerin değeri artacaktır” dedi.
Gökçek “Burada olay çıkması halinde” diyerek başladığı sözlerini, “Olayları kışkırtmaya çalışan kişilerden şikayetçi olacağız kuşkusuzdur. Ayrıca olabilecek menfi bir olaydan kışkırtıcılar direkt sorumludur” ifadeleriyle sonlandırdı.

HES protestosuna jandarma saldırısı

Antalya’nın Kumluca İlçesi’nde bulunan Alakır Nehri üzerinde iki yeni HES için düzenlenen ÇED toplantısı, çevreciler tarafından engellendi. Toplantı yapılamadı.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün düzenlediği tutanağın açıklanmamasına tepki gösteren yöre sakinleri ile çevreciler, görevlilerin araçlarının önünde oturma eylemi yaptı.

Görevlilerin, toplantı yerinden ayrılışını engellemeye çalışan çevrecilere jandarma müdahale etti.Kumluca İlçesi’nde bulunan Alakır Nehri üzerinde yapılmak istenen Alakır 1 ve Alakır 2 HES projeleri konusunda Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü personelinin, ÇED raporu için düzenlediği ‘halkın katılım toplantısı’, bazı yöre sakinleri ve çevre örgütleri tarafından engellendi.

Alakır’da 4’ü faaliyete geçmiş, 4’ü de planlama aşamasındaki hidroelektrik santrallerinden Ado Madencilik firması tarafından başvurusu yapılan Alakır 1 ve Alakır Regülatör ve HES’leri için, Büyükalan Köyü’nde ‘halkın katılım toplantısı’nın, bugün 14.00’te yapılacağı duyurulmuştu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yapılan ÇED başvuru sürecinde gerekli ‘halkın katılımı toplantısı’ için köy içinde belirlenen alana, Antalya ve çevre yerleşim bölgelerinden çok sayıda çevreci grup katıldı. Toplantı öncesi yapılan basın açıklamasında, Alakır’da mevcut 4 HES’in üzerine kurulması planlanan yeni HES’lerin vadideki doğal hayatı tamamen sona erdireceği belirtildi.

Halk  toplantıyı yaptırmadı
Toplantıda yöre sakinleri ve çevreciler, ellerindeki düdük, davul, ıslık ve sloganlarla aralıksız gürültü yaparak toplantıyı engelledi. Görevliler tutanağa “Toplantı İl Müdürü Yusuf Kadı başkanlığında başlatılmış olup, halkın bilgilenmek istememesi üzerine toplantı sonlandırılmıştır” yazdı. Bu kararla, 2 yeni HES için ‘ÇED olumlu’ kararına gereken ‘halkın katılımı toplantısı’ yapılmamış oldu.

Tutanak eylemcilere verilmedi
Eylemciler tutanağın içeriğinin açıklanmasını ve bir suretinin verilmesini istedi. Bu talebin reddedilmesi üzerine köylüler ve çevreciler, görevlileri toplantı salonunun dışına çıkarmamak için önlerini kesti. Görevliler, yardım istedikleri jandarmanın nezaretinde dışarı çıkarıldı. Protestocular, bu kez de görevlilerin araçlarının önünde oturarak geçişlerine izin vermedi. Jandarma, tutanağın nüshasını ısrarla talep eden eylemcilerle görevliler arasında barikat kurdu.
Jandarma saldırdı, gözaltına almaya çalıştı

Yaklaşık 1 saat devam eden yol kapatma eylemi sırasında görevliler, araçlarından inerek farklı bir yoldan gitmeye çalışınca, önleri yine kesildi. Jandarma ve göstericiler arasında çıkan arbede, bazı eylemcilerin gözaltına alınmaya çalışılmasıyla şiddetlendi. Bu sırada jandarma ekipleri, basın mensuplarına da müdahalede bulundu. Olaylar sırasında bir genç kız fenalık geçirdi. Görevliler, jandarmaya ait ekip aracıyla köyden ayrılabildi.

(Birgün)

AKP Tunceli teşkilatı boşaldı

Tunceli’de AKP İl Teşkilatı ile birlikte 7 ilçe teşkilatı da istifa etti. İstifayı İl Başkanı Veli Suroğlu doğruladı. İstifaların bugün AKPGenel Merkezi’ne ulaştırılacağı bildirildi.

Tunceli ’de AKP İl Teşkilatı ile birlikte 7 ilçe teşkilatı da istifa etti.

İstifayı İl Başkanı Veli Suroğlu doğruladı. İstifaların bugün AKP Genel Merkezine ulaştırılacağı bildirildi.

Manning, “Ben Chelsea adında bir kadınım ve hormon tedavisi almak istiyorum”

Wikileaks’e ABD’nin Irak’ta işlediği savaş suçları ile ilgili binlerce belge sızdırdığı için Çarşamba günü 35 yıl hapse mahkum olan Er Bradley Manning, hormon tedavisi almak ve bundan böyle kadın olarak tanınmak istediğini söyledi.

Manning, Perşembe günü (dün) yaptığı yazılı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Hayatımın bir sonraki aşamasına geçerken, herkesin gerçek beni tanımasını istiyorum.”Benim adım Chelsea Manning. Kadınım. Böyle hissediyorum ve çocukluğumdan beri bu şekilde hissettim. Mümkün olur olmaz hormon tedavisine başlamak istiyorum.Umarım bu geçişte bana destek olursunuz.”

Bradley Manning, duruşmasını beklerken üç buçuk yılını hapiste geçirmişti. Savcı, Askeri hapishanede işkenceye maruz kaldığına hükmetmiş ve Ocak ayında cezasından 112 gün düşürülmesine karar vermişti.

Manning’in cezasını Fort Leavenworth askeri hapishanesinde çekeceği kesinleşti. Hapishane sözcüsü, kadın olmak isteyen Manning’in hormon tedavisinin hapishanedeki mahkumları kapsamadığını belirtti ve “”Bütün mahkumlar asker kabul edilir ve buna göre tedavi edilirler. Ordu, cinsel kimlik bozukluğu için hormon tedavisi ya da cinsiyet değiştirme ameliyatı sağlamaz.” şeklinde konuştu.

Manning’in avukatı David Coombs ise Fort Leavenworth Askeri hapishanesinde doğru olanı yapılacdağının ve Badley Manning’in hormon tedavisi görmesinin sağlanacağınun umduğunu söyledi.

Haber: Özde Çakmak

(Yeşil Gazete)