Ana Sayfa Blog Sayfa 4123

2 Greenpeace aktivisti kefaletle serbest, Gizem’in duruşması Perşembe günü

Rusya’da tutuklanan 30 Greenpeace aktivistinden Rusya vatandaşı ikisi mahkeme tarafından kefaletle serbest bırakıldı. Sanıklardan birinin kefaletle serbest bırakılmasına ilişkin kararını daha önce duyuran St. Petersburg mahkemesi, serbest çalışan fotoğrafçı Denis Sinyakov hakkında da aynı kararı verdi.

St Petersburg’daki mahkemeden daha önce yapılan açıklamada, Greenpeace üyelerinin bulunduğu geminin doktoru Yekaterina Zaspa’nın kefaletle serbest bırakılmasına karar verildiği bildirilmişti.

Her iki Greenpeace  üyesinin de 2 milyon ruble (yaklaşık 124 bin 84 TL) kefaletle serbest bırakılmasına karar veren mahkeme, duruşması Pazartesi günü görülen  Avustralyalı Collin Russell’ın serbest bırakılma talebini ise geri çevirdi.

Murmansk’ta tek kişilik hücrelerde tutulan 30 Greenpeace aktivisti içinde bulunan Gizem Akhan’ın duruşması ise 21 Kasım Perşembe günü St. Petersburg’da görülecek.

Rusya’da, Gazprom Neft’e ait petrol platformuna tırmandıkları gerekçesiyle 19 Eylül’de gözaltına alınan, “holiganlık ve güvenlik güçlerine kötü davranma” suçlarından tutuklu yargılanmalarına karar verilen eylemciler, geçen hafta Murmansk kentindeki şartların yetersiz olması nedeniyle St. Petersburg’a nakledilmişti.

19 Eylül’den beri serbest bırakılmaları beklenen 30 Greenpeace aktivistinin özgürlüğe biran önce kavuşmaları için dünya çapında çapında gösteriler yapılmaya devam ediliyor. Fransız aktrist Marion Cotillard, Fransa’nın başkenti Paris’te yapılan #FreeArctic30 eyleminde “Ben de bir iklim savunucusuyum” (I am a climate defender) dövizini tutarak Rusya’da tutuklu bulunan aktivistlerin serbest bırakılmasını istedi.

(Yeşil Gazete)

Diyarbakır’ı anlamak

16 Kasım’da Diyarbakır’da olup bitenler ne anlama geliyor? Günlerdir bu tarihi olayla yatıp kalkıyor, bu konu üzerinde düşünüyor, konuşulan ve konuşulmayan her sözcüğü, yapılan ve yapılmayan her jesti anlamlandırmaya ve buralardan geleceğe dair ipuçları bulmaya çalışıyoruz.

16 Kasım Diyarbakır buluşması Perwer-Tatlıses düetiyle sansayonel, BDP’lilerin konumu itibariyle gerilimli ve tanık olunan bir dolu ilk açısından tarihi bir gündü. Büyük buluşmada bu sürece yıllardır büyük bedeller ödeyerek katkı verenlerin adı anılmadı, bol bol Türk -Kürt -Arap kardeşliği hamaseti yapılırken bölgenin kadim halkları Ermeniler, Yezidiler, Süryaniler görmezden gelindi.

Yine de buluşmanın barış süreci için önemi açıktı; Sırrı Süreyya Önder’in deyişiyle kurumakta olan barış ağacına bir kez daha  can suyu verildi.

Ancak o gün tek başına değerlendirildiğinde bir şeyler eksik kalıyor. Resmin tamamını görmek için biraz geri çekilip başka yönlere de bakmakta ve parçaları tamamlamakta fayda var.

16 Kasım’da Diyarbakır buluşmasını aynı hafta gerçekleşen iki ayrı olaydan bağımsız düşünmemek gerekiyor.

Bakmamız gereken ilk yer Varşova. Varşova’da devam eden COP19 Birleşmiş Milletler İklim Zirvesinde gezegenimizin geleceği tartışılıyor. Fosil kaynaklı yakıtların geleceğimizi nasıl tehdit ettiğinin IPCC raporlarıyla belgelenmesinin hemen ardından yapılan Varşova zirvesinde gezegenimizde yaşanabilirliğin sürmesi için yeni politikalar oluşturulmaya çalışılıyor. Karbon salımını azaltmak için başta petrol olmak üzere fosil kaynaklı yakıtlardan nasıl kurtulabiliriz diye kafa yoruyor insanlar.

Hepimizin geleceğini ilgilendiren konularda kararların alınacağı zirveye Türkiye resmi olarak en düşük seviyede katılıyor. Hiç bir bakanın itibar etmediği Varşova görüşmelerinin son günlerine bir müsteşar yardımcısının katılacağı açıklandı. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Bakanlarının çoğu aynı günlerde daha önemli görüşmelerle meşgul.

O hafta Ankara’da da önemli bir misafir vardı. 19 Kasım öncesi  günlerde bölgemizin önemli petrol ve doğalgaz üreticilerinden Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev Ankara’da en üst seviyede ağırlandı, yeni enerji anlaşmaları yapıldı. Bol bol kardeşlik nutuklarının atıldığı görüşmelerde Cumhurbaşkanı Gül Azerbaycan’lı mevkidaşına yeni petrol anlaşmaları karşılığında nişanlar verdi, nişanlar aldı. Bu alışverişte Azarbaycan’ın insan hakları karnesinin zayıflarla dolu olması, basın özgürlüğünün yerlerde sürünmesi, politik sistemin muhalefete hayat hakkı tanımaması ve rejimin dünyanın en yozlaşmış rejimlerinden biri olarak dünyaca dışlanması tabii ki önem taşımıyordu.

Büyük buluşma için Diyarbakır’a gelen Kürt heyetinin hüsnü kabul görmesinin Kürdistan’ın sahip olduğu ve kontrol edebildiği petrol ve doğalgaz varlığından ve bu kaynakların Başabakan’ın ağzıyla Kürdistan’a getirdiği maddi refahtan ve Türkiyeli girişimciler için sağlayacağı yeni iş imkanlarından bağımsız düşünülemeyeceğini hepimiz biliyoruz. Nitekim 19 Kasım günü televizyonlardan seyrettirilen müsamerenin ardından geçilen kapalı salonlarda ne pazarlıklar döndüğünü hiç birimiz öğrenemedik. Ama merakımızı gidermek için bölgeye yapılan kalkınma yatırımlarının haberleri pompalandı: yeni TOKi konutları, yeni karayolları ve yolların kenarlarında yeni yeşil alanlar, yeni fabrikalar, yeni enerji tesisleri. Yani Kürdistan petrolünden hepimize birer parça pay.

Bunlar uğruna Ahmet Kaya için göz yaşı dökülür, “aşiret reisi”ne protokol uygulanır, şimdiye değin görmezden gelinen Belediye  ziyaret edilir, gerekirse barış da gelir.

19 Kasım Diyarbakır buluşmasının ardından barış umutlarımız arttı ama geleceğimiz konusunda karamsarlığımız azaldı mı?

Mersin LGBT 7Renk Vanlı depremzedeler için yardım kampanyası başlattı

Mersin LGBT 7 Renk derneği 2011 yılında meydana gelen deprem sonrası evlerinden olan ve konteyner kentteki kaldıkları yerlerin devlet tarafından ellerinden alınmaması için açlık grevine başlayan Vanlı depremzedeler ve Van’da tutuklu LGBT bireyleri için yardım kampanyası başlattı.

Mersin LGBT 7Renk'in mesajı net, "Van'ı devlet unutsada 7Renk LGBT unutmadı. Unutursam kalbim kurusun"

Velevki devlet seni unuttu” sloganı ile başlatılan yardım kampanyası kapsamında 8 – 14 Kasım tarihleri arasında Mersin genelinde kuru gıda ve  kışlık giyecek toplanarak Mersin LGBT 7Renk’in merkezinde kolilendi. 15 Kasım’da kargoya verilen yardım kolilerinin Van’a ulaştığını belirten dernek başkanı Yağmur Arıcan, hem Van’da zor şartlarda yaşam mücadelesi veren depremzede vatandaşlara hem de Van’da kendisini yalnız hisseden tutuklu LGBT bireylere yönelik yardımların devam edeceğini belirtti.

Yardım kampanyasının dernek üyeleri Zeynep Yıldırım ve Gizem Ondokuz tarafından organize edildiğini sözlerine ekleyen Arıcan, “Yardımların toplanmasından tutun da Van’a ulaşmasına kadar sürekli arkadaşlarla irtibat halindeydik.Van’da yardım kutularını alan arkadaşların depremzedelere yardımları ulaştırması uzun sürmedi.Yardım kutularını gören Depremzedeler Mersin LGBT 7Renk Derneği’ne duyarlılığından kaynaklı minnettar olduklarını ilettiler” şeklinde konuştu.

Mersin LGBT 7Renk Başkanı Yağmur Arıcan (sağda), "LGBT bireyler olarak toplumsal sorunlar ile ilgili çalışmalara devam edeceğiz" dedi

İlk etapta 17 koli yardım paketinin Vanlı Depremzedeleri ulaştırıldığını söyleyen Yağmur Arıcan, “Şimdilik topladığımız yardımlar bu kadar.Ama Van Depremzedeleri ve Tutuklu LGBT bireylerine yardım kampanyalarımız gün geçtikçe yoğun ilgi ve takdirle karşılanıyor.Kampanya kapsamında amaçlarımızdan biriside her türlü toplumsal sorunlara LGBT bireyleri olarak duyarsız kalmadığımızı göstermek ve dayanışma, yardımlaşma ruhunu tekrar oluşturmak.Bu daha başlangıç Van halkı ve Tutuklu LGBT bireylerimiz yalnız değiller’ diye konuştu.

(Yeşil Gazete)

 

 

Nejat Uygur’u kaybettik!

Tiyatro’nun efsane ismi Nejat Uygur, solunum yetmezliği sebebiyle hayatını kaybetti. Nejat Uygur uzun süredir hastanede tedavi görüyordu. Uygur, 10 Eylül 2007 tarihinde beyin damarlarında oluşan tıkanıklık nedeniyle felç geçirmişti. Ünlü tiyatro sanatçısı, geçirdiği rahatsızlık nedeniyle vücudunun sol tarafını hareket ettirmekte zorlanıyordu.

Tiyatromuzun artık aramızda bulunmayan üç çınarı; Gazanfer Özcan, Erol Günaydın ve Nejat Uygur, "Pudra" kitabında tiyatro sanatçıları ile röportajlarını yayınlayan Okan Bayülgen'e poz veriyor

Nejat Uygur ile ilgili daha önce bir kaç defa hayatını kaybettiği yönünde asılsız haberler çıkmış, oğlu Behzat Uygur sosyal medya kanalı ile yayılan bu asılsız haberlere tepki göstermişti. Uygur’un vefatı TRT’nin sosyal medya hesabından da duyuruldu.

Öğretmen bir annenin ve subay bir babanın üç çocuğundan ortancası olan Uygur, Kilisli sanatçı İsmail Dümbüllü tarafından keşfedilmiş ve tiyatroya kazandırılmıştır.

Tiyatroya profesyonel anlamda 1949’da “Nejat Uygur Tiyatrosu” ile adım atan Uygur söyleşilerinde pekçok defa düşündüğü ilk mesleğin tiyatro olmadığını belirtmişti.

1950 yılında Nejla Uygur ile hayatını birleştiren Nejat Uygur’un 13 yıl süren Anadolu turneleri sürecinde sırasıyla Ahmet, ikiz kardeş olan Süheyl ile Süha, Kemal ve Behzat isimlerini verdikleri beş erkek çocukları dünyaya gelmiştir. Süheyl ve Behzat büyüdüklerinde babalarının deyimiyle “armut ağacının dibine düşmüş” ve tiyatrocu olmuşlardır.

Türk Tiyatrosuna pek çok eser kazandırmış Behzat Uygur’un internetten de pekçoğunu  izleme olanağı bulunan önemli tiyatro oyunları arasında; Alo Orası Tımarhane mi?, Aman Özal Duymasın, Benim Annem Evden Neden Kaçtı, Cibali Karakolu, Hanedan, Hastane mi? Kestane mi?, Kaynanatör, Miğferine Çiçek Eken Asker, Minti Minti, Sizinki Can da Bizimki Patlıcan mı?, Son Umudum Milli Piyango, Şeyini Şey Ettiğimin Şeyi, Şeytandan 29 Gün Evvel Doğan Çocuk (Minti Minti 2) ve Zamsalak’ı sayabiliriz.

(Yeşil Gazete, Wikipedia)

Önde gelen 27 bilim insanından ortak bildiri: Temiz, verimli, düşük karbonlu kömür diye bir teknoloji yok!

Basın toplantısından - Prof. P. R. Shukla ve Dr. Bert Metz

Varşova – Avrupa İklim Vakfı, ECF’in bu sabah Varşova’da, iklim zirvesine paralel olarak düzenlenen kömür zirvesinin yapıldığı Polonya Ekonomi Bakanlığı binasının karşısındaki Sheraton otelinde düzenlediği basın toplantısında konuşan eski IPCC 2. Çalışma Grubu başkanı Dr. Bert Metz, önde gelen 27 bilim insanının imzaladığı bir bildiriyi açıklayarak, kömür endüstrisinin yüksek verimli kömür iddialarının gerçekleri yansıtmadığını söyledi.

Profesör P. R. Shukla ve Dr. Metz’in açıkladığı bildiri, ECF’in girişimiyle hazırlanmış ve aralarında Postdam İklim Enstitüsü’nden Prof. John Schllnhuber, Uygulamalı Ekoloji Enstitüsü’nden Dr. Felix Christian Matthes, Ecofys’ten Dr. Niklas Höhne, MIT’den Prof. Jeffrey Stenfield ve Union of Concerned Scientist’den Prof. Peter C. Frumhoff‘unda bulunduğu, iklim ve enerji konularında önde gelen 27 bilim insanının imzasını taşıyor.

Grubun sözcüsü olan Hollandalı iklim bilimci Dr. Bert Metz, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 3. (2001) ve 4. (2007) Değerlendirme Raporları’nda iklim değişikliğinin nasıl durdurulması ve sera gazı azaltımının (mitigasyon) nasıl sağlanması gerektiği üzerine çalışan 2. Çalışma Grubu’nun başkanlığını yapmıştı. Halen Avrupa İklim Vakfı’nın Danışma Kurulu üyesi olan Dr. Metz ayrıca Kyoto Protokolü görüşmelerinde Hollanda delegasyonunun da başındaydı.

Böylesine önemli bilim insanlarının ortak imzasıyla açıklanan bildiri kömür endüstrisinin iddialarını ayrıntılı bir biçimde hazırlanmış rakam ve grafiklerle çürütüyor. İşte bildiriden satır başları:

Yeni kömür santralleri 2 derece hedefiyle çelişir

– Bildiride “unabated“, yani karbonu tutulmamış kömürlü termik santrallerin hiçbir şekilde düşük karbonlu sayılamayacağı söyleniyor. Toplantıda, burada belirtilen “karbon tutma” teknolojisinin henüz ticari olarak kullanılabilir hale gelmediğini hatırlatan Dr. Metz, pratikte tüm kömür santrallerinden bahsettiklerini, ancak teknik olarak, henüz teorik düzeyde de olsa, karbon tutma teknolojileri olduğu için bu ayrımı yapmaları gerektiğini söyledi.

– En verimli kömür santrallerinin bile karbon emisyonunun yenilenebilir enerji sistemlerine göre en az 15 kat, doğal gaza göre 2 kat fazla karbon saldığı kaydedilen bildiride, “yüksek verimli düşük emisyonlu kömür yakma teknolojileri” diye bir terim kullanılmasının yanıltıcı olduğunu belirtiliyor. En verimli kömür satralleri kilovat saat başına 750 gram karbondioksit salarken, verimli gaz santralleri 350 gram salıyor. Yenilenebilir enerji santralleri işletimleri esnasında hiç CO2 salmamakla birlikte, üretimleri sırasında salınanlar dahil tüm ömürleri boyunca sorumlu oldukları CO2 salımları şöyle: Kilovat saat başına, rüzgar 10-20 gram, güneş (fotovoltaik) 35-50 gram, güneş (termal) 15-30 gram.

Kömür kısıtlı karbon bütçemizi hızla tüketir

– Bildiride petrol ulaşımda kullanıldığı için yerine yenilenebilir enerjinin konmasının daha zor olduğu, oysa elektrik üretiminde kullanılan kömürün, yerini kolaylıkla yenilenebilir enerjiye bırakabileceği söyleniyor. 2010’da Cancun’da yapılan 16. iklim zirvesinde bütün ülkelerin küresel sıcaklık artışını 2 derecede tutmakta anlaştıkları, hatta 1,5 derecede tutmayı hedefledikleri hatırlatılan bildiride, IPCC raporuna göre ısınmayı %66 olasılıkla 2 derecede sınırlamak için bundan böyle dünya ülkelerinin en fazla 1050 gigaton CO2 salabileceği söyleniyor. Bu da bilinen küresel fosil yakıt rezervlerinin 3863 gigaton olan karbon içeriğinin yaklaşık dörtte birine denk geliyor. Bu toplam rezervin yarısından fazlasını (2191 gigaton) kömür oluşturuyor.

Grafikte mevcut fosil yakıt rezervlerri üstte (soldan sağa petrol, doğal gaz, kömür), 2 dere için gerekli karbon bütçesi altta görülüyor

Bu son derece kısıtlı karbon bütçesinin hazırda kolay alternatifleri olmayan deniz ve hava yollarıyla karayolu yük taşımacılığı için ayrılması gerektiği açıklanan bildiride, bu nedenle de kömür kullanılan enerji sistemlerinin yerlerini mümkün olan en kısa sürede karbonsuz alternatiflere bırakması gerektiği kaydediliyor. Bir kömürlü santralin 40-50 yıl çalıştığı belirtilen bildiride, karbon dioksitin atmosferde yüzlerce yıl kaldığı da hatırlatılarak, verimli de olsa yeni kömür santralleri kurmanın karbon emisyonlarının düşmesine değil, artmasına ve kalıcı hale gelmesine hizmet edeceği belirtiliyor.

Kömürdeki artış hızı 6 dereceden fazla ısınmayı garantiler

– Mevcut gidişat ise endişe verici. Kömürden enerji üretimindeki artış hızı, dünyanın yüzyıl sonuna kadar 6 dereceden fazla ısınmasına neden olacak kadar fazla. Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) 2012 raporundaki projeksiyona göre, kömürün birincil enerjideki payının artış hızı 6 derece ısınmayı ganatileyecek hızın üzerinde seyrediyor. Alttaki grafikte kırmızı kesikli çizgi 6 dereceyi garantileyecek kömür kullanımı artış hızıyken, son yıllardaki gerçek artış hızı bunun üzerindeki siyah kesikli çizgide gözleniyor.

Kömürün enerjideki kullanım hızı üstteki siyah çizgde görülebilir. Kırmızı çizgi bile 6 derecelik ısınmayı garanti ediyor.

– Bildiride önümüzdeki karbon bütçesinde kömüre kesinlikle yer olmadığı açıklanıyor. Yeni ve daha verimli teknolojilerle yenilenen ve ömrü 40-50 yıl daha uzatılan kömür santrallerinin de gidişata zarar vereceği belirtiliyor. Bildiride yüzlerce bilim insanının katılımıyla 2012’de yapılan bir hesaba göre ısınmayı 2 derecede sınırlamak için kömürün toplam enerji üretimindeki payının 2050’ye kadar %80-96 azaltılması gerekiyor. Aşağıdaki grafikte siyah alan kömürü gösteriyor.

Isınmayı 2 derecede sınırlamak için kömürün enerjideki payı 2050'ye dek %80-96 azaltılmalı

– Bildiride enerji kaynaklarının maliyetleri de karşılaştırmalı olarak veriliyor. OECD ülkelerinde fosil yakıtlardan enerji üretmenin maliyet spektrumuyla (aşağıdaki grafikteki gri alan) diğer enerji kaynaklarını karşılaştıran bir çalışmaya göre sağlık ve iklim üzerinde yarattığı maliyet de hesaba katıldığında halen karasal rüzgar santralleri, hidroelektrik ve jeotermal enerji kömürden ucuz veya aynı fiyata geliyor.

Enerji kaynaklarının karşılaştırmalı maliyetleri

Bunun piyasaya da yansıdığı söylenen bildiriye göre 2012’de açılan yeni enerji üretim kapasitesinin %42’sini büyük barajlar dahil olmamak üzere yenilenebilir enerji oluşturuyor.

Kalkınma bankaları kömüre finansman sağlamayı durdurdu

– Bildiride ele alınan bir nokta da artık kalkınma bankalarının kömür endüstrisini finanse etmekten vazgeçmiş oldukları. Dünya Bankası, ABD Exim Bank, Avrupa Yatırım Bankası gibi yatırım kuruluşları artık istisnai durumlar dışında yeni kömür santrallerine finansman vermiyorlar. ABD’de Çevre Koruma Ajansı kömür santrallerine ilişkin düzenleyici mekanizmalar açıklarken, Çin de özellikle hava kirliliğiyle ilgili kaygılar nedeniyle üç kıyı bölgesinde yeni kömür yatırımlarını durdurdu.

Bilim insanlarının bildirisi “temiz kömür” söyleminin ne kadar yanıltıcı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

 

 

Fukuşima’da yeni radyoaktif sızıntısı rapor edildi

Japonya’nın Fukuşima nükleer santral işletmecisi, hasarlı tesiste yeni radyoaktif su sızıntısı olduğunu bildirdi.

Yeni video görüntüleri,  tesisin hasarlı reaktörü içinde sızıntı olduğunu ve planlandığı gibi bu hasarlı atom çubuklarının dışarı çıkartılamayacağını  gösteriyor.

Nükleer enerji istasyonunun operatörü TEPCO (Tokyo Elektrik Güç Şirketi ),   saatte 30 millisievert radyasyon tespit edildiğini bu oranın şimdiye kadarki en yüksek değer olduğunu belirtiyor.

Japonya’nın Uygulamalı Enerji Enstitüsü direktörü Kazuaki Matsui “Duvarın bir kısmı ve reaktörün alt bölgesinin parçaları eridiği için çubuğu çıkarmak çok zor. Daha önce böyle bir durumla karşılaşmamıştık ” dedi.

Pasifik Okyanusu’na karışan radyoaktif sular uluslararası toplumu endişelendiriyor.

3 Ekim’de, TEPCO;  Japon teknisyenlerin hasar görmüş güç istasyonuna ait bir depolama tankında yeni bir radyoaktif su sızıntısı olduğunu söylemişti.

Ağustos ayında, ayrı bir depodan 300 ton radyoaktif su sızıntısı bildirilmişti.

TEPCO uzun süredir fabrikadaki atık suları kontrol etmek için mücadele ediyor.

11 Mart 2011 tarihinde, dokuz büyüklüğündeki deprem ve sonrasındaki tsunami altı reaktörlü Fukuşima santralini ağır zarara uğrattı.   Santralin reaktörlerin soğutma sistemleri zarar gördü ve radyoaktif madde salınımını gerçekleşti.

Japon meclis komisyonu tarafından Temmuz ayında yayınlanan bir rapor Fukuşima felaketinin sadece tsunamiye bağlı olmadığını aynı zamanda  ” insan yapımı bir felaket” olduğunu belirtiyor.

Rapor; hükümeti, düzenleyici kurumları ve TEPCO’ yu insanların hayatlarını ve toplumu koruma konusunda sorumluluk duygusundan yoksun olmakla eleştiriyor.

(Yeşil Gazete, Southweb.org)

Giresunlular sokak kütüphanesi ile buluştu

Giresun Belediyesi, bir süre önce başlattığı ve yoğun ilgi gören Kitap ve Oyuncak Kumbarası’ndan sonra şehrin en işlek caddesi konumundaki Atatürk Meydanı’nda bu kez Sokak Kütüphanesi’ni hizmete soktu.

Giresun Belediyesi tarafından hazırlatılan ve Atatürk Meydanı‘na yerleştirilen Sokak Kütüphanesi hergün belirli saatler arasında hizmet veriyor.

Sokak Kütüphanesinin güvenlik tedbirleri gerekçesi ile başlangıç aşamasında hergün belli saatler içinde açık kalacağı belirtildi. Sokak Kütüphanesi’nden kitap ödünç alabilmenin yanısıra okurların yanlarında getirecekleri kitapları kütüphaneye bağışlamaları, diğer okurlar ile buluşup kitap takası yapabilmeleri de mümkün.

(Giresunblog.com)

Google’dan orman kaybı haritası

Google Earth, dünyanın orman kaybı haritasını hazırladı. Uzmanlara göre, son 12 yılda kaybedilen net orman alanı Moğolistan’ın yüzölçümüne eşit. Son 12 yılda özellikle İstanbul’da kapsamlı ormanlık alan kayıplarının yaşandığının görüldüğü haritada Karadeniz, Ege ve Akdeniz bölgelerinde de kısmi ormanlık alan kayıpları dikkat çekiyor.

Hürriyet’ten Birce Bora‘nın haberine göre haritada yapılan inceleme 12 yıllık süre içinde 2.3 milyon kilometre kare ormanın kaybedildiğini, ancak 800 bin kilometre kare de yeni orman alanı kazanıldığını ortaya koydu. Uzmanlar son 12 yılda kaybedilen net orman alanının Moğolistan’ın yüzölçümüne eşit olduğunu açıkladı.

Google Earth Landsat 7 uydusunun çektiği 650 bin fotoğrafı kullanarak 2000 ile 2012 yılları arasında dünya genelinde yaşanan ormanlık alan kaybını gösteren interaktif bir harita yayınladı.

Yıllık orman kaybının yerel düzeyde de incelenebildiği haritada, Türkiye’nin de 2000 yılından bu yana büyük oranda orman kaybı yaşadığı görülebiliyor. Son 12 yılda özellikle İstanbul’da kapsamlı ormanlık alan kayıplarının yaşandığının görüldüğü haritada Karadeniz, Ege ve Akdeniz bölgelerinde de kısmi ormanlık alan kayıpları dikkat çekiyor.

(Hürriyet, T24)

 

Şili’deki “Gezi isyanı”nın önderleri mecliste

Şili’de 17 Kasım’da gerçekleşen Devlet başkanlığı ve Kongre seçimleri sonucunda 2011’de hükümete karşı yapılan gösterilerde başı çeken öğrenci liderlerinden Gabriel Boric, Camila Vallejo, Giorgio Jackson ve Karol Cariola, Şili Komünist Partisi’nden kongreye seçildi. Devlet Başkanlığı seçimleri is eadayların hiçbirinin yüzde 50 barajını geçememesi üzerine  ikinci tura kaldı.

Şili Üniversite Öğrencileri Federasyonu eski Başkanı Camila Vallejo, La Florida kentinden milletvekili seçildi. Karol Cariola, Concepcion Üniversitesi Öğrenci Federasyonu Başkanıydı. Cariola da tıpkı Vallejo gibi Yeni Çoğnuluk (NM) seçim bloku ile seçimlere katılan Komünist Parti’nin adayı olarak milletvekili seçilirken, Katolik Üniversitesi Öğrenci Federasyonu Başkanı Giorgio Jackson Demokratik Devrim seçim blokundan parlamentoya girdi.

Camila Vallejo’nun son başkanlık seçimlerinde rakibi olan ve Şili Üniversite Öğrencileri Federasyonu Başkanlığını Vallejo’dan alan Gabriel Boric ise Özerk Sol isimli seçim ittifakının adayı olarak milletvekili koltuğuna oturmaya hak kazandı.

Dört öğrenci lideri de seçime katıldıkları bölgede en çok oy alan adaylar oldular.

Devlet başkanlığı için 15 Aralık’ta gerçekleştirilecek ikinci turda yüzde 46.68 oy alan merkez solun adayı Michelle Bachelet ile yüzde 25.01’de kalan merkez sağın adayı Evelyn Matthei arasında gerçekleştirilecek. Aradaki oy farkına ve seçim anketlerine bakıldığında Bachelet’in kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor. Öte yandan Şili’de koltuğunu devretmeye hazırlanan mevcut Devlet Başkanı Sebastian Piñera seçimlere katılımın yüzde 56’da kaldığını açıkladı.

Aynı zamanda Şili’nin ilk kadın devlet başkanı olan ve 2006 ila 2010 yılları arasında ülkeyi yöneten Bachelet, seçim sonuçlarının belli olmasının ardından yaptığı açıklamada “İlk rauntta kazanmanın zor olacağını biliyorduk. Gerçekten çok çalıştık ve neredeyse ilk rauntta kazanıyorduk. Aralık ayında kazanmak için de sıkı bir çalışma yürüteceğiz” dedi.

(Başka Haber)

Kömür zirvesi yapılan Polonya Ekonomi Bakanlığı’nda eylem: Polonya’yı kömür şirketleri mi yönetiyor?

Varşova – Bu sabah 8:00’e doğru, Polonya’nın başkenti Varşova’nın merkezindeki Trzech Krzyzy meydanından geçenler Ekonomi Bakanlığı binasının ön yüzünde dev bir pankartla karşılaştılar. Pankartta “Polonya’yı kim yönetiyor? Kömür endüstrisi mi, halk mı?” yazıyordu. Pankart iplerle çatıdan inen 4 Greenpeace aktivisti atarfından taşınıyordu. Aynı anda Bakanlığın çatısında ondan fazla aktivist değişik ülkelerin bayraklarını taşıyarak aynı soruyu soran bir başka pankartı tutuyorlardı.

Polis ve itfaiye yaklaşık 15 dakika içinde olay yerine ulaştı. Ama pankartı ve aktivistleri indirmeleri bir saatten uzun sürdü. Aynı anda aşağıda, Bakanlığın hemen önünde değişik örgütlerden aktivistler kömür karşıtı pankartlarla bir basın açıklamasına hazırlanıyorlardı. İtfaiye ve polisin özellikle pankartı tutan son Greenpeace aktivistini yukarı çıktıkları vinçle yakalayıp indirmeleri uzun zaman aldı. açatısına çıkan aktivistler gözaltına alındılar.

Yapılan basın açıklamasında iklim zirvesitle paralel bir kömür zirvesi düzenlenmesinin kabul edilemez olduğunu, temiz kömür diye bir şey olmadığını açıkladılar.

“Böyle gelmiş böyle gider” diyen gündemleri dayatanların iklim değişikliğine karşı verilmesi gereken mücadelenin önünü tıkadığını söyleyen aktivistler kömür zirvesinin sübvansiyonlar olmadan ayakta durmakta zorlanacak olan kömür şirketlerini kurtarmayı amaçladığını söylediler.

Eylemde kömür lobilerini temsil eden eylemciler çevreye kömür tozu ve para saçarken, temiz enerjiyi ve yaşanabilir bir geleceği savunan aktivistler lobilerle mücadele ettiği bir sokak oyunu canlandırıldı. Bu arada beyaz önlüklü tıp öğrencileri gezegenin ve insanın akciğerlerini simgeleyen akciğer şeklinde dev bir balon taşıdılar.

Basın açıklamasında Polonya’daki termik santral karşıtı hareketi ve tıp öğrencilerini temsilen konuşmalar yapıldı.

Eylemde canlandırılan tablolar güzel kareler çekmemizi sağladı.

Haber: Ümit Şahin – Yeşil Gazete