Ana Sayfa Blog Sayfa 4099

Yeni Zelandalı şirket, hayalet ağlardan mayo üretti

Denizlerde bırakılan balık ağlarını geri dönüştüren bir şirket, bu malzemeden mayo üretti.

Yeni Zelanda kökenli Koru Mayo, denizlerde terkedilen ve bu nedenle balıkların takılıp avlanmaya devam etmesine neden olan balık ağlarını (hayalet ağ) değerlendirmenin bir yolunu buldu. “Sağlıklı Denizler İnisyatifi”yle işbirliğine giden şirketin tasarımcıları Julie Brockmeyer Stine ve April Slater, spor ve hobi amaçlı mayolar üretmek için geri dönüştürülmüş kumaş ve sorumlu tekstil imalatı süreçlerini birleştirdiler.

Sağlıklı Denizler İnisyatifi’nin ilk döneminde özellikle Kuzey Denizi’nden çıkarmış olduğu 20 ton ağı işleyen şirketle başlanan işbirliği, inisyatifin çalışmalarına devam etmesi için de önemli olarak nitelendiriliyor.

Hayalet ağlar, kısaca “denizde terk edilmiş av malzemeleri” anlamında kullanılıyor. Bu ağlar toplanmazsa avlanmaya devam ediyor. Avrupa’da yapılan çalışmalar, balıkçılar tarafından avlanan toplam balığın %5’ine denk miktarı hayalet ağların avladığını gösteriyor.

(Healthyseas.org, Yeşil Gazete)

 

Mersin’de trans bireye nefret saldırısı

Mersin’de seks işçiliği yapan bir transseksüel, merkez Yenişehir ilçesinde geçtiğimiz gün bir grubun sopalı ve döner bıçaklı saldırısına uğradı. Saldırıda ağır şekilde yaralanan trans kadın ambulansla Toros Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne kaldırıldı.

Akdeniz Olay Gazetesi’nden Baki Uğuz’un haberine göre Deniz isimli trans kadın, Pazartesi akşam saat 20.30 sularında evinden çıkıp Pozcu semtindeki Akbank’ın önüne geldiğinde ellerinde sopalar ve döner bıçakları olan 3 kişinin saldırısına maruz kaldı.

“Sizleri burada istemiyoruz, defolun gidin buradan” diye bağırarak transfobi kusan saldırganlar, ellerindeki sopalar ve döner bıçaklarıyla feci şekilde yaraladıkları trans kadını daha sonra yoldan geçen bir aracın önüne attılar. Saldırıda aldığı döner bıçağı darbelerinden dolayı kafasında kesikler oluşan trans kadın Deniz’in sol bacağı da kırıldı.

Çevredeki vatandaşların çağırdığı ambulansla Toros Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne kaldırılan Deniz, “Olay yerinde ben darp edilirken kimse yardım etmedi. Olayın meydana geldiği yerdeki kamera kayıtlarının incelenmesini istiyorum” dedi. Deniz’in kırılan bacağı alçıya alınırken, Toros Devlet Hastanesi’ndeki tedavisi devam ediyor.

(Akdeniz Olay)

Cemaat’ten barış şartları


Gülen Cemaatinin önde gelen isemlerinden Zaman Gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce yolsuzluk operasyonu ve sonrasında başlayan polis teşkilatında görevden almalarla artan gerilimin ortadan kaldırılmasına yönelik görüşlerini takipçilerine sosyal medya üzerinden iletti.

Gülerce, “Büyük yangın var” dedikten sonra şunları yazdı;

1. Yangına benzin değil su dökmeli
2. Yangını söndürmeye çalışanlara yol açmalı
3. Kim başlattı tartışmasına girmemeli…

Allah (cc) buyuruyor: Kötülükleri iyilik ile savınız. Göreceksiniz ki, düşman bildikleriniz sımsıcak bir dost oluvermiş. (Fussilet, ayet 34) İyiliğe iyilik, her kişinin işi. Kötülüğe iyilik er kişinin işi…

Üç esasta ittifak olmalı:

1. Yolsuzlukların üstü örtülmemeli
2. Bürokrasi, paralel devlet kuramaz, sivil vesayet kurulamaz.
3. Bürokraside liyakat asıl olmalı. Bizden- bizden olmayan ayırımı yapılmamalı… Hukukun üstünlüğü esas alınmalı. Hukuk dışına çıkılmamalı”.

www.turnusol.biz

Yeşiller/Sol: İş kazası mı cinayet mi?

 

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi İzmir İl örgütü bir açıklama yayınladı.  Açıklamada Alaybey tersanesinde 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayın ihmal ve sorumsuzluk sonucu olduğunu ileri sürülerek sorumlulardan hesap sorulması istendi.

Açıklama şöyle:

YEŞİLLER VE SOL GELECEK PARTİSİ

SORUYOR: “İŞ KAZASI MI, İŞ CİNAYETİ Mİ?”

Ülkemizde son yıllarda giderek artan iş kazası adı altında işlenen iş cinayetlerine bir yenisi daha eklendi. Alaybey Tersanesinde denize indirilen “TCG Değirmendere” adlı römorkun yan yatması sonucu 10 kişi yaşamını yitirdi. Yeşiller Ve sol Gelecek Partisi olarak ölenlerin ailelerinin ve yakınlarının acısını paylaşıyor başsağlığı diliyoruz.

Basına iş kazası olarak yansıyan bu elim olayın arkasında ihmal ve sorumsuzluğun yattığına inanıyoruz. Yetkililerce yapılan açıklamada, “Bakım çalışması yapılan 2 gemiden önce mayın tarama gemisinin denize indirildiği, bu sırada havuzda bulunan “TCG Değirmendere” römorkunun havuzun balans ayarının bozulması sonucu yan yattığı” ifade edilmektedir.

Bu açıklama bile tek başına yaşanan olayda ciddi ihmallerin olduğunu ortaya koymaktadır. Havuzda bulunan iki gemiden birinin denize indirilmesiyle böyle bir durumun ortaya çıkacağının hesap edilememesi, neyle açıklanabilir. Yüzer vincin olay öncesi değil de, kaza meydana geldikten sonra kullanılması ise ibret verici bir durumdur.

Her gün birer –ikişer çalışanın iş kazalarında yaşamını yitirdiğini gazetelerde okuyor televizyonlarda izliyoruz. Türkiye’nin gelişmiş ülkeler arasına katıldığını iddia eden AKP Hükümeti, iş kazalarında üçüncü dünya ülkelerinin bile gerisinde kaldığımızı görmezden geliyor. Yaşamını yitirenlerin sayısının çok olduğu böyle olaylardan sonra iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuatın Avrupa Birliği ve İLO standartlarına çekileceği söylemekte, birkaç gün geçtikten sonra ise unutulmaktadır. 2012 Haziran’ında çıkardıkları 6331 Sayılı yasa ise ertelemeler nedeniyle bir türlü uygulanmamaktadır. Kaldı ki yasayı çıkarmak yetmiyor. Denetimsizlik ve sorumluların cezalandırılmaması böylesi iş cinayetlerine davetiye çıkarıyor.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, başta taşeron sistemi olmak üzere, giderek yaygınlaşan kuralsız çalışma uygulamalarına derhal son verilmeli, İş Sağlığı ve İş Güvenliği Yasası bir an önce yürürlüğe konmalı, çalışanların örgütlenmesi önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır, diyoruz.

Alaybey tersanesinde yaşanan bu elim olay iş kazası olarak geçiştirilmemeli, ihmal ve sorumluluğu bulunanlar yargılanmalıdır.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi

İzmir Eş Sözcüleri Sevgi Çifter-Osman Doğan

İhsan Hala: İster herkese veririm, ister patlatırım ayol! – Yıldız Tar

İhsan Hala Manisa’da Kayışlar köyünde yaşayan bir trans kadın. Onun hikayesini gazetelerden okuduk. Yakın zamanda da yönetmenliğini Veysel Akşahin’in yaptığı  “Hala” belgeseli ile köyde yaşayan bir trans kadın olmak üzerine çokça konuşuldu.

İhsan Hala ile Manisa’da bir panelde tanıştım. Belgeselde de giydiği şık kırmızı elbisesi ve başörtüsüyle panelin gerçekleştiği salona girdiğinde, bütün dikkatleri üzerine toplayan İhsan ile hayatı üzerine konuştuk.

“Bana hanım deme, hala de”

Başlarda çekingen cevaplar verse de sohbet ilerledikçe, “Yıldızcım İhsan Hanım filan demeyi bırak ben senin de halan sayılırım” dedi. Hala’nın hikâyesi ana akım medyada ‘sıradışı’ olarak lanse edilse de bir çok transın hikâyesi ile benzerlikler taşıyor.

İhsan Hala Kayışlar köyünde doğuyor. 11 yaşına kadar yaşadığı köyden ailesi ile birlikte İzmir’e taşınıyor. Sonrasında annesinin hastalığı üzerine köye geri dönüyor ve annesini kaybettikten sonra da köyde kalıyor.

“Esrar satıyor dediler, dışladılar”

Köye geri dönüşünü şöyle anlatıyor İhsan Hala: “İlk başlarda zorluk yaşadım, dışlandım, itildim ama yılmadım. Güleryüzle üzerinden gelmeye çalıştım. Köy gibi bir yerde bir direniş veriyorum. Doğup büyüdüğüm köye kendimi zor kabul ettirdim. Benim hakkımda ‘esrar satıyor’ diye dedikodu çıkardılar. Sonra bir gün kafama tak etti ve kahveye girdim. Ulan dedim siz benden bir kötülük gördünüz mü? Benden bir pislik gördünüz mü?”

“İster veririm, ister patlatırım benim değil mi ayol!”

Kahvedeki konuşması ise Kutluğ Ataman’ın Lola und Bilidikid filminde Kalipso’nun yaşadığı yeri terk ettiği sahneyi hatırlatıyor. Cinsiyet kimliğini kamufle ettiği apartmandan “Bu kadın bu sahneyi böyle terk eder” diyerek eteğiyle terk eden Kalipso gibi İhsan Hala da kahvenin orta yerinde bağırıyor: “Bu benim değil mi ayol? İster önüme gelene veririm, ister bomba koyar patlatırım.”

Köylüler başta abla demişler ona ama İhsan beğenmemiş ablayı. “Şu an köyün biricik halasıyım. Söyledim, rahatladım yani. Üzerimden bir yük kalktı. Eskiden hep bir baskı altındaydım. Sonuçta bu benim hayatım. Kimse başıma zorla silah dayayıp bir şey yaptırmıyor bana” diyor.

Konuşurken başörtüsünü işaret ediyor ve gülüyor: “E namuslu bir kadınım bir yandan da. Başörtümü hiç çıkarmam.”

“En büyük sorunum işsizlik ve parasızlık”

Yaşadığı sorunları sorusuna cevabı ise parasızlık oluyor: “İşsizlik ve parasızlık Yıldızcım. Evim kira. Ev sahibi başımda sürekli. Allah yardımcım olsun. Evlere temizliğe gidiyorum. Yumurta satıyorum. Yılda bir ya da iki kez İzmir’de oryantal oynuyorum. Sahneye çıkıyorum.”

“Herkes benim sırtımdan para kazandı ama ben hâlâ açım”

Konu gazetelerden açılıyor. İhsan Hala gazetelere çıktığı için mutsuz olmadığını söylüyor ancak bir yandan da kızıyor gazetecilere: “Gazetelere çıktım. Diyeceksin ne kazandın? Hiçbir şey. Benim sırtımdan para kazanan çok oldu, ama İhsan yine aç İhsan. Hâlâ tavukların poposuna bakıyorum ki yumurtlasınlar satayım para kazanayım.”

Konu tavuklarına gelince gülümsüyor. Şehirde asla yaşamayacağını söylüyor. Benim şehirlerde yükselen LGBT (lezbiyen, gey, biseksüel, trans) hareketini ve Onur Yürüyüşü’nü hatırlatmam üzerine ise, “İnşallah bizlerin daha özgür olduğu bir dünyaya gidiyoruz. Hiçbir suçumuz yok. Bu benim içimden gelen bir şey” diyor.

“Köye gelme, şimdilik”

Söyleşimiz bittiğinde Hala hüzünleniyor. Bir şey söylemek istiyor ama diyemiyor. Ayrılmaya yakın kulağıma eğiliyor: “Bana misafirliğe gel diyemiyorum. Sakın yanlış anlama. Köye gelme. En azından şimdilik. Köyde sorun yok diyorum ama başkası gelirse olmaz. Sakın darılma bana.”

Şimdilik gidemiyorum Hala’nın köyüne. Ama eminim İhsan Hala, köydeki direnişini başka LGBT’lerin kendisini ziyaret edebileceği günler gelene kadar sürdürecek.

Ben de aklımda acaba ‘namuslu kadın’ olmasa da köylüler İhsan Hala’yı kabul eder miydi sorusuyla geri dönüyorum…

Bu yazı ilk olarak kaosgl.org/ da yayınlanmıştır

 

 

Yıldız Tar

İklim Değişikliği problemini çözmek için karbon emisyonunu düşürecek 11 yöntem

Dünya atmosferindeki karbondioksit miktarı son 600.000 senedir hiç milyonda 280 parçacık (280 ppm) seviyesinin üzerine çıkmadı. Bunun temel sonucu olarak son 600.000 senede sıcaklıklar da bugünkü ortalama değerlerinin üzerine çıkmadı. Ancak bugün atmosferdeki karbondioksit miktarı 400 ppm seviyesine hızla yaklaşmakta, bu da eğer bu artış seviyesinde kalacak olursak sıcaklıkların bugünkü değerlerinin çok üzerine çıkacağını göstermekte. Aslında biz bu artışı günlük yaşamımızda her geçen gün daha fazla görmeye başlamasaydık, ben felaket senaryolarından bahsettiğimde gene “hadi oradan” yorumlarıyla karşılaşacaktım. Ama hep birlikte yaşadığımız yaz aylarında İstanbul bugün üst üste 45. gün ortalama sıcaklığının üzerinde sıcaklıkta bir gün geçirdi.

Princeton Üniversitesi'nden Robert Socolow ve Stephen Pacala

Ama konumuz bu değil, bu yazı moralimizi bozmak değil düzeltmek, aslında iklim değişikliğini engellemenin ne kadar kolay olduğunu anlatmak için yazıldı. Temeli basit, eğer iklim değişikliğinin bizi öldürmesini istemiyorsak tüm dünya olarak karbondioksit salımımızı senede 5 Gt (yani 5 milyar ton) karbonun altında tutmalıyız. Bugünkü salım değerimiz bunun iki katına yakın, 2054 yılına kadar  da gidişatı durdurmak için hiçbir şey yapmayacak olursak bu sayı 15 Gt seviyesine çıkacak. Eğer iklim değişikliğine engel olacaksak senede 10 Gt karbon salımından tasarruf yapmamız lazım. Bunu böyle söyleyince pek bir anlam ifade etmediğini gören Amerikalı iki bilimci (Pacala ve Socolow, ikisi de Princeton Üniversitesi’nden) anlayabileceğimiz bir hesap yapmışlar. Bize her biri 1Gt karbon/sene kısıntı sağlayacak 15 yöntem önermişler, ben kolaylarından alıntı yapmaya çalışacağım:

  • Arabaların benzin verimin iki katına çıkartalım. Yani arabalar bir litre benzinle 10km gideceklerine 20km gitsinler. Bu tür motorlar araba endüstrisinin elinde yok mu sanıyorsunuz?
  • Araba kullanımımızı yarıya indirelim, haftanın üç günü işe gitmek için toplu taşıma kullanalım.
  • Binalarda yalıtımla enerji kaçağını %25 oranında azaltalım. Hem doğalgaz parası cebimize kalsın, hem de iklimi koruyalım.
  • Termik santraller bugün için %30 civarında verimle çalışıyorlar, yani yaktıkları kömürden elde ettikleri enerjinin sadece %30’u elektrik üretmeye gidiyor, bu santrallerin verimini ikiye katlamak mümkün ve bize senede 1Gt karbon kazancı sağlıyorlar, yapılmamalarının tek sebebi daha pahalı olmaları.
  • Termik santrallerin bir kısmını doğal gaz santralleri ile değiştirelim (doğal gaz santrallerinden üretilen kapasiteyi 4 kat arttırarak).
  • Termik santraller yerine kullanılmak üzere nükleer enerjiden elektrik üretimini iki katına çıkartalım.
  • Termik santraller yerine kullanılmak üzere 2 milyon 1MW gücünde rüzgar santralleri kuralım (bugünkü kapasitenin yaklaşık 30 katı).
  • Termik santraller yerine kullanılmak üzere güneş enerjisinden elektrik üretme sistemleri kuralım (2000 GW – bugünkü kapasitenin yaklaşık 700 katı).
  • Bugün yakıt için üretilen etanol miktarını 100 katına çıkartalım (benim en az sevdiğim öneri, çünkü dünyadaki tüm tarım alanlarının %17’sini buna ayırmamız gerekiyor).
  • Tropik ormanlardaki azalmayı sıfıra indirelim ve üretim için kullanılan ağaç “tarlalarını” iki katına çıkartalım. Yani normalde kullandığımız (yaktığımız değil) ağaç miktarını iki katına çıkartalım.
  • Tarlaları sürmeyi bırakalım. Tarlayı sürmek toprağın altındaki organik maddelerin hava ile temas edip çürümesini ve atmosfere hızlı bir şekilde dönmesini sağlıyor. Buna karşılık toprakta delik açıp tohumları bu deliklere gömmek bize her sene 1Gt karbon kazandırıyor.

Bu önlemlerden 10 tanesi iklim değişikliğini engellemek için yeterli, ancak gördüğünüz gibi bunların çoğunu gerçekleştirmek için bireylerden çok devletlerin konuya el atmaları gerekiyor. Yani bizler televizyonlarımızı kumandadan değil de düğmesinden kapatmaya devam edelim, ama devletler kömür santralleri yerine alternatif enerjiye yönelmedikleri ve özellikle de taşıma endüstrisini tasarrufa mecbur etmedikleri müddetçe sorunun çözümü kolay görünmüyor.

 

Prof. Dr. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Mercator/İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı

 

 

Sundance Film Festivali Seçkisi Açıklandı

Yılın ilk büyük Film Festivali olan Sundance Film Festivali 16-26 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Farklı kategorilerde 200’eyakın film sinemaseverlerle buluşacak. Her yıl yaklaşık 50,000 sinemaseverin konuk olduğu Sundance Film Festivalinde yer alacak filmler festival komitesi tarafından açıklandı.

Komedi Kategorisinde İddialı Yapımlar

Bu filmler arasında sırası ile Desiree Akhavan’ın yönettiği komedi filmi Appropriate Behavior, yıl içinde adından çök söz ettirecek yapımların başında geliyor. Sinemaseverler tarafından merakla beklenen bir film ise Frank, yönetmenliğini Ne Yaptın Richard/  What Richard Did filmi ile İstanbul Film Festivalinde Altın Lale ödülü kazanmış olan Lenny Abrahamson’ün üstlendiği yapımda   Michael Fassbender, Maggie Gyllenhaal, gibi oyuncular yer alıyor. Martha Stephens ve Aaron Katz’ın yazıp yönettiği komedi filmi Land Ho!’ da otoriteler tarafından beğenilen bir yapım.

Drama türündeki Kat Candler’ın çalışması Hellion, yönetmenlik koltuğunda David Zellner’ın bulunduğu macera ve dram türündeki Kumiko The Treasure Hunter, Prömiyeri yapılacak veya yarışma dahilinde gösterime sunulacak filmlerin geri kalanı ise şu şekilde; Alex Ross Perry’nin yönetmenliğinde komedi dram filmi Listen Up Philip, prömiyeri yapılacak olan Ira Sachs imzalı dram filmi Love is Strange, prömiyeri gerçekleşecek olan Charlie McDowell yönetimindeki komedi dram filmi The One I Love. ve belgesel türündeki Jennifer Kroot imzalı To Be Takei.

Kaçırılmaması Gereken Belgeseller Birarada

Belgesel bölümünde  yer alan Fela’yı Bulmak/ Finding Fela Afro-Beat müzik akımının öncülerinden Fela Kuti’nin yaşam hikayesini konu alan belgeselin yönetmenliği  Alex Gibney üstlenmiş.

Chapman Way ve Maclain Way’in yönetmenliğini yaptığı The Battered Bastards of Baseball adlı belgeselde festivalde gösterilecek. Diğer bir belgesel ise Jennifer Kroot imzalı To Be Takei.

 

Kaynak:   http://www.rollingstone.com / www.beyazperde.com

(Yeşil Gazete)

İklim değişikliği ile mücadele için et talebi düşürülmelidir

Aberdeen Üniversitesi’ nin sitesinde 20.12.2013′ de yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Zeliha Yıldırım’ın
çevirisiyle sunuyoruz.

***

Uluslararası bilim insanlarından oluşan bir ekibin yayınladığı “Geviş getiren hayvanlar, iklim değişikliği ve iklim politikaları adlı yeni bir araştırmaya göre iklim değişikliğini azaltmak için besin kaynağı olarak ete olan küresel bağımlılık azaltılmalıdır.

Aberdeen Üniversitesi’ nden uzmanların da katıldığı ortak bir çalışmada geviş getiren

hayvanların açığa çıkardığı metan gazını ve yem üretiminde çıkan nitrik oksiti azaltmanın, iklim değişikliği mücadelesi için önemli bir katkı sağlayacağı belirtiliyor.

Nature Climate Change dergisinin internet sitesinde 20 Aralık’ ta yayınlanan rapor hayvancılık sektörü ile ilişkili olan CO2 dışı sera gazlarının iklim değişikliğine olan etkisine yeterince önemin verilmediği belirtiliyor.

CO2 en fazla salınan sera gazı olmasına rağmen, uluslararası toplum, sadece CO2 azaltılması ile değil geviş getiren hayvanların sayısının azaltılması sayesinde metan gazı emisyonlarının ve yem üretiminde çıkan nitrik oksitin azaltılması ile küresel ısınmaya neden olan gazları daha hızlı azaltabilecektir.

Geviş getiren (sığır, koyun, keçi, manda ve buffalo) hayvanların sindirim sistemlerinde üretilen metan gazının insan ile ilişkili gaz salınımlarının en büyüğü olduğu tahmin edilmektedir.

Çalışma, yarım kilo sığır ve ya koyun üretiminden çıkan sera gazı emisyonlarının, protein bakımından zengin fasulye, tahıl veya soya gibi bitkisel besinlerin üretimine göre yaklaşık 50 kat daha fazla olduğunu gösteriyor.

Çalışmada ayrıca:

• Küresel olarak, geviş getiren hayvan sayısı son 50 yılda yüzde 50 arttığı ve şu an yaklaşık 3,6 milyar geviş getiren hayvan bulunduğu,

• Dünya’nın kara alanının yaklaşık dörtte birinin sığır, koyun ve keçiler için otlatma alanı olarak kullanıldığı,

• Tüm ekilebilir arazinin üçte birinin hayvancılık için yem üretiminde kullanıldığı vurgulanıyor.

Oregon State Üniversitesi’nde profesör William Ripple:

“Dünya iklim değişikliğinde kritik noktaya ulaşmak üzereyken farklı yaklaşımlar ile iklim değişikliğinin azaltılması gereklidir. CO2 emisyonlarını azaltmak için fosil yakıtların yakılmasının azaltılması gerekir. Ancak bu sadece sorunun bir parçasını giderir. CO2 harici sera gazlarının emisyonunun da azaltılması gerekmektedir” dedi.

Aberdeen Üniversitesi’nde Profesör ve araştırma yazarlarından Pete Smith:

“Yaptığımız çalışma metan gazı azaltılması için en etkili yollarından birinin geviş getiren hayvan nüfusunun azaltması olduğunu gösteriyor. Geviş getiren hayvanların sayısını azaltma yem üretimi ile ilişkili sera gazı emisyonlarının azaltılmasında fayda sağlayacaktır.”

“Et için talep var iken hayvancılık üretimini azaltmak zor olacaktır. Çoğu kişi et tüketiminden vazgeçmek istemez ancak et tüketiminin azaltılması önemli sağlık yararları doğuracaktır. ”

“Çoğu kişi gıda ve iklim arasındaki bağlantının farkında değil, bu nedenle tabağımıza koyduğumuz gıdaların iklim değişikliğinde önemli sonuçlar doğurduğu konusunda halkın bilinçlendirilmesi gerekiyor” dedi.

Çalışmada, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) gibi uluslararası iklim müzakerelerinde geviş getiren hayvanların ürettiği sera gazına yeterli önem verilmediği ve Kyoto Protokolü’nün geviş getiren üreticilerin hızla arttığı gelişmekte olan ülkeleri kapsamadığı belirtiliyor.

Raporda, Gıda ve Tarım Örgütü, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi de dahil olmak üzere çeşitli kaynaklardan alınan, sera gazı emisyonları, iklim değişikliği, gıda ve çevre konularında güncel bilimsel bilgilerin bir sentezi yapılmıştır.

Haber kaynağına buradan ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

“Doğal” genetiği değiştirilmiş

Genetiği değiştirilmiş organizmalar doğal olabilir mi?

İçlerinde Coca Cola Company, Bayer CropScience, ConAgra Foods gibi şirketlerin yer aldığı The Grocery Manufacturers Association (Gıda Üreticileri Birliği) doğal olduğunu düşünüyor.

Grist.org’da yayınlanan John Upton haberine göre birliğin 5 Aralıkta Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu’na (FDA) gönderdikleri yazılı talepte biyoteknoloji ile türetilen gıdaların– en bilinenleri soya, mısır, kanola, şeker pancarı- “doğal” olarak etiketlenmesi gerektiğini bildiriyorlar.

Biyoteknoloji ile üretilen gıdaların “doğal” olarak etiketlenmesi ile ilgili gıda üreticilerine açılmış ve devam eden 65 davaya rağmen birlik 2014 başlarında FDA’ ya GDO’ lu ürünlerin “doğal” olarak etiketlenmesiyle ilgili düzenleme yapması için bir imza kampanyası başlatılacağını belirtiyor.

“Talep arsızca”

The New York Times’a konuşan ekoloji çalışma grupları talebin “arsızca” olduğunu söylüyor. Gıda Güvenliği Merkezi’den (The Center of Food Safety) Colin O’ Neil ise genetik mühendisliğin doğallıkla bir alakası olamayacağını söyledi. Genetik mühendisliğin ismiyle müsemma olarak doğal bir süreç olmadığını, çoğunlukla bitkiye, ekine ya da hayvana yabancı bir genetik materyalin (çoğunlukla bakteri) verilmesiyle yapay bir süreç olduğunu belirtti.

Kendi etiketlerini seçtikleri sürece sorun yok

FDA prensiblerine göre, gıda etiketleri yanlış ya da yanlış yönlendirici olabilir. Rasyonel bir tüketici genetiği değiştirilmiş gıdanın doğal olarak etiketlenmesini beklemez. Bunun gibi genetiği değiştirilmiş gıdayı doğal olarak etiketlemek de tüketiciyi yanlış yönlendirecektir.

Aynı gıda üreticileri GDO’lu ürünlerine “doğal” etiketi koymak için baskı kurarken aynı ürünlere “GDO” etiketi konulmasına karşı çıkmışlardı.

 

20 Aralık’ta Grist.org’ da yayınlanan haberin orijinaline ulaşmak için

 

İstanbullular Kadıköy’de haykırdı: Artık yeter!

İstanbul hepimizin!

22 Aralık Pazar günü Yeşil Gazete’nin de çağrıcılığını yaptığı Kent Mitingi’ne katılım büyüktü. Saat 12’de Haydarpaşa ve Söğütlüçeşme’deki buluşma noktalarından miting alanına yürüyüşle miting başladı.

“Sussma sussuzdukça her yer beton olacak”, “Dünya yerinden oynar İstanbul yeşil olsa”, “Eskiden buralar hep dutluktu” sloganlarıyla İstanbul’un betonlaşmasına karşı çağrı yapıldı.

“Kentime, mahalleme, evime dokunma!”

Kalabalık yürüyüşünü şarkılarla, türkülerle yaptı.

Partilerin yanısıra mitinge Greenpeace gibi Sivil Toplum Kuruluşları da katıldı.

LGBT Blok da “Gettoları değil şehrin tamamını istiyoruz” demek için Kadıköy’deydi.

Kuzey Ormanları Savunması’ndan bir grup da miting alanına pedalladılar.

Kuzey Ormanlarının ağaçları da mitingde dile geldi!

Pankartlarda yolsuzluk soruşturmasına da gönderme vardı.

Mahalle forumları ve dayanışma dernekleri de mahallelerini korumak için Kadıköy’deydi

Abbasağa Forumu da Beşiktaş İskelesi’ne sahip çıkmak için oradaydı

Emek bizim, İstanbul bizim!

Kortej o kadar kalabalıktı ki Söğütlüçeşme’den yürüyen kortejin miting alanına ulaşması üç saat sürdü.

Miting alanına girişler devam ederken bir grup katılımcının polis aramasına izin vermemesi üzerine polis TOMA ve biber gazı ile göstericilere saldırdı. Katılımcıların bir kısmı ara sokaklara kaçmak zorunda kaldı. Devam eden kortej ise olaylar durulana kadar dağılmak zorunda kaldı.

Polisin çekilmesiyle miting başladı

Sahnede Gezi Direnişine ilişkin görüntüler gösterildi. Sahne arkasında Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Medeni Yıldırım ve Hasan Ferit Gedik’in fotoğraflarının yer aldığı, İstanbul Üniversitesi öğrencileri imzalı “Van üşüyor, sessiz kalma” yazılı pankartların yanı sıra “Hepsi aynı kirli rant sofrasından besleniyor. Biz İstanbul halkı buradayız. Hepsinden yağmanın, yıkımın, doğa katliamının hesabını soracağız” ve “Betonun, paranın ve yalanın saltanatına karşı İstanbul’u kendi ellerimizle yaratacağız” pankartları asılıydı.İşitme engelliler için sahnedeki konuşmalar işaret diliyle aktarıldı.

Miting Tertip Komitesi adına konuşan Cihan Uzunçarşılı Baysal “Yalana, talana, yapmaya, yıkıma artık yeter. Edi Bese. Al gı pave. Kifaya. Enough is enough. Ya basta” diyerek talepleri sıraladı:* İstanbul’a şehirlerimize, yaşamlarımıza karşı suç işleyen tüm yetkilileri, bakanları, belediye başkanların derhal istifası* 6306 sayılı Afet Yasası başta olmak üzere tüm olağanüstü yasaların ve bunların uygulanmasından doğan ‘riskli alan’, ‘kentsel dönüşüm’ gibi uygulamaların iptal edilmesi,* Hukuk ve bilim dışı projelerin, başta 3. Köprü ve 3. Havalimanı olmak üzere derhal durdurulması* Haydarpaşa, Galata, Haliç, Cevizli Tekel gibi kamusal alanlarda yapmanın durdurulması,* Danıştay Kanunu değişikliklerinin ve Tabiat Varlıkları Yasasının derhal iptali.

Mahalle Dayanışmaları adına konuşan Ömer Kiriş “Yolsuzluk operasyonuna hayret etmedik, kent üzerindeki rüşvet, talan ve yolsuzluğu yıllardır yaşıyor ve mücadele ediyoruz” diyerek kentsel dönüşüme ve mahalledekileri mücadelelere değindi.

Miting alanına geldiğinde sahneden “Allah herkese bizimki gibi gözaltılar nasip etsin” diyen Mücella Yapıcı Taksim Dayanışması adına sahneye çıktığında da “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” diyerek kitleyi selamladı.

LGBTİ örgütler adına konuşan Şevval Kılıç ve Boysan Yakar kentsel dönüşümün birinci mağdurları olduklarına işaret ettikleri konuşmalarında “Kentler herkesindir, bu kent fahişelerin de kentidir, kimliği uğruna doğduğu günden beri mücadele eden tüm eşcinsel ve transların kentidir” dedi.Konuşma “Bizler veba görülen gettoları değil, İstanbul’un tamamını istiyoruz” sözlerinin ardından “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganıyla biterken, konuşmaya büyük destek veren kitlenin “Nerdesin Aşkım?” sloganına başlamasıyla, sahne ve meydan slogana eşlik etti.

Ardından İMECE Kadın Sendikası’ndan Serpil Kemalbay kadınların sesini duyurdu.

Kuzey Ormanları Savunması adına konuşan Ali Yıldırım ve Seda Elhan ; Kuzey Ormanları’nın İstanbul için önemine değinerek 3. Köprü, Yeni İstanbul, Kanal İstanbul, 3. Havaalanı gibi projelerin durdurulması taleplerini yineledi.

Kentsel dönüşüm mağduru Sulukule Mahallesi çocuk korosu Tahribat-ı İsyan, Yolda gibi müzisyenlerin şarkılarıyla destek verdiği miting Meluses grubunun ezgileriyle sonlandı.Meluses “Deremizle, suyumuzla, kentimizle oynamayın. Buraya oyun oynamaya gelmedik. İnsanca yaşam istiyoruz” sözlerini müziğine kattı. Meluses konserinin ardından miting sona erdi..

Fotoğraflar: Gizem Hasırcıoğlu, Barış Gençer Baykan, Savaş Çömlek

(Yeşil Gazete)