Ana Sayfa Blog Sayfa 4098

Karbon ayak izim ve gündelik tercihlerim üzerine – Emre Ertegün

Tercihlerimden söz etmek istiyorum biraz. Hayatta attığımız her adımda mini tercihler yapıyoruz ve bu da bizim dünyamızı şekillendiriyor. Ben son zamanlarda daha da fazla dikkat etmeye başladım her birine. Attığım hiçbir adımı düşünmeksizin, ezberden atmamaya çalışıyorum; alışkanlıklarımın her birini sorguluyorum.

Tüketim konusunda çok uzun zamandan beri zaten fazlaca muhafazakarım. Üst-baş vs.yi çok mecbur kalmadıkça yıllardır almıyorum da yeme-içme konusunda da iyice dikkat kesildim. Şu an bulunduğum evin bahçesinde kilolarca mandalina, portakal varken, çok sevdiğim muzu ancak gerçekten canım isterse alıyorum pazardan. Parası için de değil ama; olabildiğine sadeleşme, basitleşme istek ve ihtiyacımdan başka bir şey değil. Hem dalından meyve toplama şansım varken…

Şili'den buraya ceviz mi gelirmiş yahu!

Veya ceviz mesela… Geçen gün pazarda bi’ tezgahtan tam alacaktık, neyse ki nerenin cevizleri olduklarını sorduk da Şili’den geldiklerini öğrendik. Yahu Şili’den buraya ceviz mi gelirmiş yahu! Nasıl bir küreselleşmeymiş bu! Ahh şu salınılan karbonlar bir şekilde fiyatlara yansısa… Kursak öyle bir sistem ne de güzel olurdu… Neyse biz de gittik diğer bi’ tezgahtan aldık yerli cevizimizi. Tezgaha gelmedik yani!

Bir de içki alma ile ilgili yakın tarihli bir anekdottan bahsedip geçiyorum: Geçenlerde balık almıştık Burcu’yla ve o sırada babamla telefonda konuşmuştuk. Balığı duyunca (hatta bir de çiğ balık yaptım o gün, ayıptır söylemesi) “Rakı?” diye sordu; dedim “Biz de ona karar vermeye çalışıyoruz; artık az parayla geçinmece, malum.” Rakı konusunda hassas olan babam “Rakısız olmaz; sen al rakını, ben onun parasını yollarım sana.” dedi. Böylece hem rakıyı bedavaya getirecek, hem de babam da ürün sponsoru olarak da olsa benim ‘deney’e katılmış olacaktı. Ama yok öyle hemen kabul etmek; önce analiz etmece… İçkinin zaten çok gerekli bir şey olmadığı malumunuz. E bizim kafalar da zaten hep güzel, dış desteğe ne hacet. Epey düşündük ama… Belki 10 dakika sürmüştür yani; ve düşüne sorgulaya almamaya karar verdik.

Diyeceğim o ki, meselem muz tüketmemek de değil (haa ithal muz derseniz, onu komple dışlarım. Ekvador’dan muz mu gelirmiş?..), rakı veya diğer içkilerden içmemek de. Zoraki mahrumiyetlerin çok hayırlı olduğunu da düşünmüyorum zira. Ama işte sorgulayarak tüketmek belki, ilk aşamada. Yani canımız rakı içmeyi çok isteseydi alırdık mesela ama istemedi o kadar. Sırf balıkla rakı içilir ezberinden (ki gerçekten çok güzel içilir, o da ayrı) yola çıkıp da almadık.

Karbon ayak izi

Mesela uçağa binmeme hususu ile ilgili olarak daha önce atıp tutmuştum. Aslında orada uçak sadece bir örnekti, yazının büyük kısmını kapsaması bir yana. Arabaya binmek ve bilumum diğer konular için de geçerli olan bir örnek sadece. Yine yol yapma üzerinden gidersek mesela; 3-4 hafta önce babam İzmir’deyken, zaten görmek istediğimiz Karaburun’a götürmeyi önerdi; daha doğrusu Karaburun’un bir köyünde bir yeri ziyaret etmek istiyorduk, işte oraya. Gittik gitmesine de, bunu kabullenirken bile zorlandım biraz. İyice değerlendirmeden “Tamam!” diyemiyorum, ne yapalım… O gün için iyi bir fırsattı; ayrıca oraya toplu taşıma ile gitmemiz zaten mümkün değildi, falan filan ve gittik. Benzer şekilde, otostop çektiğimde, bazen beni daha uygun bir yerde bırakabilmek için -atıyorum- 10 km fazla gitmeyi öneriyorlar da, ben o anki duruma göre, çok acelem yoksa veya o noktaya toplu taşıma ile gidebileceksem mesela, reddedebiliyorum. 10 gidiş-10 dönüş, 20 km’yi sırf keyfim için yaptırmak ve nur topu gibi karboncukların doğaya salınmasını sağlamak istemiyorum çünkü.

Ve yine; şu anda bir süreliğine bulunduğum ev zor ısınıyor örneğin, ama daha iyi bir ısı kaynağı -ve galiba daha az zahmetli ve daha ucuz- olmasına rağmen kömür değil de odun yaktığımızı söylememe gerek bile yoktur sanırım.

***

Örnekleri çeşitlendirebilirim de meramımı anlattım bence. Attığım her adımı sorguluyorum ben ve yok, hiç de zor olmuyor; yük falan da değil. Gerçi olsa ne olur ki, gerek kendi sağlığım ve bütünlüğüm, gerekse gezegeninki açısından bu sorgulamalara mecbur hissediyorum artık kendimi. Ve galiba -ve ne mutlu ki- bu, geri dönüşü olmayan bir yol.

***

Metis'in 2014 ajandası"Direniş" temalı ama ben 2013 ajandasından alıntı yaptım

Hamiş: Dün bu yazıyı yazdım; bugün Metis Ajanda‘yı elime aldım ve 162-163. sayfalarda Jonathan Safran Foer‘nin ‘Hayvan Yemek‘ adlı kitabından yapılmış olan alıntı ile karşılaştım: (bu arada kitabı da pek merak ettim; kimde var?)

Gülünç gelebilir ancak düşünme zahmetinde bulunursak, günden güne yaptığımız seçimlerin dünyayı şekillendirdiğini inkar etmek güçtür. … Ne yiyeceğine (ve neyi hayatından çıkaracağına) karar vermek, diğer her şeye şekil veren üretim ve tüketimin temel eylemidir.

Bu yazı ilk olarak icimdensohbetler.blogspot.com/ da yayınlanmıştır

 

 

Emre Ertegün

Vasati – Metin Yeğin

Öyle bir gündem var ki bakanlar, bakan çocukları, ayakkabı kutuları, genel müdürler, kol saatleri filan insan kendini kaptırmadan edemiyor. Sokakta yürürken bile sağda solda gördüğünüz her şeyi bu seyri komik gündemle birleştiriyor insan. Algıda seçicilik diye mi açıklar ruh bilimcileri, her şeye bir kulp takıcılar, sendrom yaratıcıları bilemiyorum ama mesela ben, her yerde ayakkabı kutuları görmeye başladım. Sanki daha önce hiç yoklardı ve ne zamanki gündem oldular bir yerlerden, ne biliyim ayakkabı mağazalarından, ayak bacak fabrikalarından ya da uçan dairelerden bir gece çıkarak her yeri kaplamaya başladı. Rıdvan gol attığında ortaya çıkan Rıdvan adamlar gibiler. Aksi gibi sadece her yere kaplamakla kalmadı. Ne yazık ki serbest bir çağrışımla her yerde bize milyon dolar çağırışımı yapıyorlar. Ne kadar Türkiye’li olsak da ve herkesin ağzında, ‘abi ne para kazanırız.’ cümleleri olsa da yine bu kadar milyon dolar lafı olmuyordu. Hırsızın malı züğürdün çenesini yoruyor. Herkes milyon dolar ve ayakkabı kutusundan bahsediyor. Etrafımda son günlerden her nereden fırlamış olursa olsun, bütün ayakkabı kutularının üstüne eski tekel kibrit kutularından esinlendiğim yazıyı yazmak istiyorum; ‘Vasati 2.5 Milyon Dolar…’

Düşündünüz değil mi? İtiraf edin! 2.5 milyon doların bir ayakkabı kutusuna nasıl sığdırabileceğinizi, suratınızda mutlu bir tebessümle, sanki parayı yerleştirir buldunuz kendinizi. Bu düzenin alçaklığı bu zaten. Sanki herkes kendini bir gün 2.5 milyon dolarla baş başa bulacak hissediyor. Bu duruma ancak 2-3 yılbaşı büyük ikramiyesi peş peşe yakalarsanız ulaşabilirsiniz. Cebimizde belki bir tam milli piyango bileti alabilecek bile paramız yokken bizi bu hayale kaptırması, bu düzenin gücü zaten. Venezüella’da altın madenlerine indiğimde gördüğüm herkesin kendisini kaptırdığı, rüyanın benzerinin içindeyiz. Orada ki çoğunluk, Chavez’in önerdiği maden kooperatiflerine pek katılmıyordu. Kooperatif düzenli bir geliri, çok daha önemlisi, güvenli bir madenciliği garanti etse de katılmıyorlardı. Çünkü herkeste bir sabah kalktığında, 100 bin dolarlık bir altın kayası bulacağı hayali vardı. Bu binde bir olaslık olsa da yine de rüyanın egemenliği bütün kuyuları, yoksul madenci evlerini sarıp sarmalamıştı. Bu rüya tahta çarmıklara sarılmış iplerle, 50-70  metrelik kuyulara indirebiliyordu insanları ve eli boş çıkartabiliyordu. Bundan bile beter, hiçbir zaman ulaşılamayacak ve ahlaksızca ve bizden çalınan hayali bir miktar, garip ama düzeni açığa çıkartırken aslında düzeni daha güçlü kılıyor. Sanki bir sabah kalktığınızda bir bakan oğlu olarak yeniden dünyaya geleceksiniz gibi hissettiriyor.

Şimdi ikinci perde başlıyor. Sistem karakteri olan kendi ahlaksızlığını yakalayıp, bunu ahlakı olarak yutturmaya başlayacak. Jean Baudrillard, “Politik Üfürükçülük’ diye tanımladığı perde açılıyor. ‘Bu açıdan değerlendirildiğinde aslında yapılan şey, düzenin ahlaki açıdan temizlenip paklanması ve ovulup parlatılarak yeniden devreye sokulmasından başka bir şey değildir. İnsanların ahlaki ve politik vicdan anlayışlarına göre anlamsız ve dinamik biçimlere benzeyen güç ilişkilerinin ötesine geçildiğindeyse karşımıza toplumsal düzene özgü simgesel şiddetin gerçek bir şiddete dönüştüğü bir hakikat düzeni çıkmaktadır.”

Açıkçası sadece yolsuzluk ile mücadele etmek sistemi meşru kılar. Yani ‘banka soymak, banka kurmanın yanında hiçbir şeydir’ ve eğer kent toprağını demokratize etmezseniz, kent ranttan ve tabi ki yolsuzluktan kurtulamayacaktır. Yani nerede çimento varsa orada yolsuzluk vardır.
Metin Yeğin – Özgür Gündem
*Yazının tamamı için.-http://www.kavramveduyum.com/2012/05/politik-ufurukculuk.html

Rejimin çöküşü…- Yetvart Danzikyan

Geçen haftaki yazının başlarında şöyle bir cümle kullanmıştım: “Bu, yaşanan iktidar mücadelesinin ne kadar şiddetli olduğunu gösterdiği kadar, şunu da gösteriyordu: 2007 sonrasında AKP ve cemaatin birlikte kurdukları ‘rejim’,  sanki yavaş yavaş çökmekteydi.”

Çöküş doğrusu beklenenden de hızlı gerçekleşiyor. AKP iktidarı cemaatin ‘operasyon’  hamlesi karşısında a) önce afalladı b) karşı hamleye geçerek 100’ü aşkın polis şefini görevden aldı, yargı etrafında kuşatma kurmaya çalıştı, kuvvetler ayrılığı ilkesini çöpe atacak kararnameler yayınladı c) sözcüleri ve medyasıyla cemaate savaşı şiddetlendirerek psikolojik üstünlüğü ele geçirmeye çalıştı d) bir kabine revizyonunun kaçınılmazlığını dayatması üzerine çocukları zan altında olan 3 bakanın istifası istendi e) iki bakan (İçişleri Bakanı ve Ekonomi Bakanı) uslu uslu istifa ederken üçüncü bakan olan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar oyunu açık etti. Bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Rüşvet ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle istifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyonu yayınlayınız’ şeklinde tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Etmiyorum çünkü soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın talimatıyla yapıldı. Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletime saygılar sunuyorum.”

Bayraktar’ın bu çıkışı yaptığı saatlerde AKP’nin artık hayli zor durumda olduğu genel bir kanaat haline gelmişti. Aynı saatlerde Başbakan Erdoğan kürsüye çıktı ve ülkenin istiklalinin tehlikede olduğunu öne süren bir konuşma yaptı. Konuşmaya elbette cemaate yönelik ağır suçlamalar, “devlet içinde devlet”  argümanları eşlik etti. Yine aynı saatlerde savcılık cephesinde yeni bir operasyon hazırlığı olduğu ancak Emniyet’in bu operasyona kolluk gücü vermemek için direndiği söylentileri dolaşmaktaydı. Bir gün önce istihbarat şubesinde görevli bir amirin ifade vermek için savcılığa gönderilmediği de gazetelere yansımıştı.

Yine aynı saatlerde Başbakan Erdoğan’ın yakın zamanda yeni kabineyi sunmak için cumhurbaşkanlığı köşküne çıkacağı haberleri yayıldı. Beklentiler kapsamlı bir kabine revizyonu yapılacağı yönünde. Ancak bu yazı yazılırken durum hala “beklenti” aşamasındaydı.

Manzara çok kabaca iki tarafın da bu süreçten büyük kayıplarla çıkacağı yönünde. AKP bundan sonraki seçimleri Erdoğan’ın belagati sayesinde kazansa bile artık iddiasını büyük ölçüde kaybetmiş olacak. Cemaate yönelik bilhassa devlet içinde yürütülecek operasyonun da bu yapıyı yok etmese bile büyük ölçüde kolunu kanadını kıracağını öngörebiliriz. Özetle her iki cephe de varlığını sürdürecek ancak meşruiyet ve iddialarında büyük kayıplar yaşanacaktır. Gidişat onu gösteriyor.

Bu toz duman arasında ileriyi görmek çok zor. AKP’nin elinde neredeyse tek tutamak olarak kalan, çözüm sürecidir. Bütün ağırlıklarını da oraya verdikleri anlaşılıyor, zira cemaatin bu sürece hiç de taraftar olmadığı –önceki örneklerle- biliniyor. Yani “Biz gidersek süreç çöker” diyorlar ki, haksız olduklarını söyleyemeyiz. Öcalan’ın da “paralel devlet” açıklamalarıyla cemaatten mustarip olduğu hepimiz biliyoruz. Siyasal Kürt hareketini de zorlayacak bir süreç olacağı açık.

Beri yandan cemaatin elinde de AKP eliyle yürütülen ve artık neredeyse sokaktaki herkesin bir şekilde haberdar olduğu, aylardır konuştuğu çürümüş bir rant sistemi var.

Özetle AKP’nin cemaat eliyle kurduğu bu rejim yine AKP ve cemaat eliyle çöküşe doğru hızla gitmekte. Tekrar edelim bu AKP’nin illa iktidarı kaybedeceği anlamına gelmiyor, ya da cemaatin kilit noktalardan temizleneceği. Ancak artık önümüzde yeni bir sayfa açıldığı muhakkak.

Bu toz duman içinde nerede durmalıyız? Elbette ki kritik bir soru. Toplumun yoksul ve iktidarla bütünleşmemiş kesimlerini tutamaksız, çaresiz bırakan, iktidar blokuna dahil olmayanlar için hayli sert bir hukuk/güvenlik sistemi oluşturan, yolsuzluk dosyalarıyla harmanlanmış ve yine yoksulları geleceksiz, umutsuz bırakan bir inşaat/rant sistemiyle ayaktan duran AKP ve devlet içinde çok önemli bir güç olduğunu artık herkesin bildiği bir cemaatin yanında durmamak elbette ki üçüncü bir yoldur. Bu üçüncü yolun ayağını yere basacağı zemini oluşturmak, büyütmek gibi bir görev bekliyor hepimizi…

Yetvart Danzikyan – Agos

Doğan Tarkan hayatını kaybetti

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) eski Genel Başkanı Doğan Tarkan, bugün 15.00 sıralarında Taksim Metrosu girişinde kalp krizi geçirdi. Şişli Etfal Hastanesi’ne kaldırılan Tarkan yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

1948 yılında İstanbul’da Doğan Tarkan, THKP-C üyesiyken buradan ayrılan grupla Kurtuluş Hareketi içinde yer almış 12 Eylül Darbesi sonrası yurtdışına giderek Filistin Kurtuluş Örgütü dahilinde Şam ve Lübnan’da bulunmuştu. Daha sonra İngiltere’ye giden Tarkan, burada Tony Cliff’in liderliğindeki Sosyalist İşçi Partisi (SWP) üyesi oldu.

1984 yılından 1988 yılına kadar Sosyalist İşçi gazetesini yurtdışında çıkartan ve bu gazete çevresi ile birlikte DSİP’i kuran Tarkan, 1997 yılından 2013’e kadar partinin genel başkanlığı görevini yürüttü. Tarkan, partinin son genel konferansı sonrası Merkez Komite üyesi olarak faaliyetlerini sürdürdü.

Tarkan, marksist.org internet sitesinde, Sosyalist İşçi ve Altüst dergilerinde makaleler kaleme alıyordu.

(Yeşil Gazete)

Türkiye’de Gençlerin Katılımı

İstanbul Bilgi Üniversitesi Sivil Toplum Eğitim ve Araştırma Birimi ile Gençlik Çalışmaları Birimi ortaklığında yürütülen Şebeke: Gençlerin Katılımı Projesi; Türkiye’de Gençlerin Katılımı temalı bir saha araştırması düzenledi.

4-5 Mayıs 2013’te saha araştırması yapılan çalışma kapsamında tüm Türkiye’de 18 – 24 arası 2.508 genç ile görüşüldü. Konda Araştırma ve Danışmanlık Şirketi aracılığı ile yapılan araştırmanın bir infografiği yayınlandı. Araştırma çarpıcı sonuçlar içeriyor:

Örğütlü genç daha aktif yurttaş:

Araştırmaya göre; Gençlerin yüzde 9’u siyasi partiye üye iken yüzde 27’si bir STK’ya veya üniversite kulübüne üye olarak örğütlenmiş durumda.

Her hangi bir STK’ya üye olanların yüzde 44’ü öğrenci topluluklarına üye. Gençler kendi akranlarıyla beraber olmayı veya hiyerarşinin daha düşük olduğu STK’ları tercih ediyor. Üniversitelerde örgütlenme özgürlüğünün önemi bu bulguyla daha da pekişiyor.

Gençler sivil toplum kuruluşu üyesi iseler, internette toplumsal bir sorunla ilgili mesaj atma olasılıkları yüzde 15’ten yüzde 36’ya, bir toplu yürüyüş, gösteri veya protestoya katılma olasılıkları yüzde 7’den yüzde 23’e çıkıyor.

Araştırma aynı zamanda, üniversitedelerdeki örğütlenmelerin çok önemli olduğuna vurgu yapıyor ve “Üniversitelerde örgütlenme özgürlüğü toplumsal ve siyasal katılımın sağlanması için son derece önemlidir.” Diyor.

Kamu ve STKlar Gençlere Ulaşamıyor:

Araştırma’daki diğer bir çarpıcı konu ise Gençlerin kamu ile ilişkileri ile ilgili. Sonuçlara göre;  her 100 gençten sadece 10’u bir kamu kuruluşu ile her hangi bir sorununu paylaşdığı ortaya çıkıyor.

İş aramaya dair sorular da kamunun gençlere hizmet ulaştırmada yetersiz kaldığını gösteriyor. Gençlerin yüzde 71’i akraba / aile / eş – dost aracılığı ile iş bulabildiğini söylerken sadece yüzde 3’ü kamu desteği (İşkur vs.) iş bulabildiğini belirtiyor.

Aynı zamanda,  Sivil toplum kuruluşları ve / veya gençlik değişimleri aracılığı ile yurtdışna çıkan gençlere bakıldığında, her 100 gençten sadece 1’nin bu fırsatlardan yararlanabildiği görülüyor.

Gençler Özgür Değil:

Araştırma bir yandan gençlerin maddi olarak ailelerine bağımlı olduğunu (gençlerin yüzde 50.1’i ailem ile bağım kopsa bir gün bile idare edemem diyor) ortaya koyarken, diğer bir yandan da her dört gençten birinin cep telefonunun ailesi tarafından karıştırıldığını gösteriyor.

Ayrıca, genç kadınların yüzde 43’ünün giyim kuşamına müdahale olduğu belirtiliyor.

Ocak 2014 tarihinde tamamı yayınlanacak olan araştırmanın infografiği’ne şu linkten erişebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

[Son Dakika] Yolsuzluk Operasyonu’nda ikinci dalga

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş, yeni bir operasyon için düğmeye bastı. Aralarında ünlüler ve bürokratların da bulunduğu çok sayıda isim için gözaltı kararı çıkarıldığı bildirildi.

Soruşturmayı ise Ergenekon soruşturmasına bakan TMK Savcısı Muammer Akkaş’ın yürüttüğü belirtiliyor. Soruşturma kapsamında arama ve gözaltı talimatının emniyete ulaştığı ifade ediliyor. İddiaya göre önümüzdeki saatlerde operasyon başlayacak. Kamuoyunun yakından tanıdığı isimlere yönelik yapılacağı ifade edilen operasyonun yürütülmekte olan soruşturmadan farklı olduğu belirtiliyor. Emniyet’in nasıl hareket edeceği merak konusu. Geçen hafta da İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılmıştı. Ancak Emniyet, Arıbaş’ı ifadeye göndermemişti.

[Son Dakika] Bayraktar’ın gidişi çok sert oldu: Başbakan da istifa etsin!

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Her şeyden haberi olan Başbakan Erdoğan istifa etsin” dedi.

Adı yolsuzluk skandalı ile anılan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’dan inanılmaz bir açıklama geldi.

Bayraktar NTV’de yaptığı açıklamada, ‘Başbakan’ın istifa etmesi gerekir’ dedi.

Bayraktar, ”Soruşturma dosyasındaki imar planları Başbakan’ın onayı ile yapılmıştır. Tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Bugün bize bir istifa metni ve deklarasyon metni gönderildi. Böyle bir durumda bunun yanlış olacağını düşünüyorum. Hayırlı olsun” dedi.

“Sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor…”

Bayraktar istifa ederken şunları söyledi:

”Ben müsaadenizle basın açıklaması şeklinde çok kısa ifadelerde bulunmak istiyorum. 17 Aralık tarihinde yapılan operasyon dosyasında şahsımı rencide edecek veya izah edemeyeceğim hiçbir husus yok. Ancak Sayın Başbakan’ın istediği Bakanla çalışmak veya istediği bakanı görevden almak en tabi hakkıdır ve yetkisidir. Fakat rüşvet ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle istifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyonu yayınlayınız şeklinde tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Etmiyorum çünkü, soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakan’ın onayıyla yapıldı. Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için sayın Başbakan’ın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletime saygılar sunuyorum.”

(Yeşil Gazete)

‘Yüksek hızlı’ soruşturma deşifre oldu!

Ankara’da yürütülen, çok sayıda kamu görevlisi ve işadamının şüpheli olduğu Yüksek Hızlı Tren Soruşturması, değiştirilen Adli Kolluk Yönetmeliği ile deşifre oldu.Soruşturması dosyasını, Deniz Feneri dosyasını kapatan savcı olarak tanınan Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Harun Kodalak’ın bizzat yürüteceği öne sürüldü.

Polislerin Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Büyükabacı’nın talimatıyla gizli yürüttükleri “ Suç örgütü kurmak, yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet” suçlamalarıyla ilgili soruşturmanın bilgileri amirlere iletildi. Cumhuriyet gazetesinden Canan Coşkun’un haberine göre, soruşturmada şüpheliler arasında TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman ile birlikte İstanbul ’da 3. Havalimanı ihalesini alan konsorsiyumdaki Cengiz İnşaat’ın sahibi Mehmet Cengiz’in de adı yer aldı. İddianame aşamasına gelinen Yüksek Hızlı Tren Soruşturması dosyasını, Deniz Feneri dosyasını kapatan savcı olarak tanınan Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekili Harun Kodalak’ın bizzat yürüteceği öne sürüldü. Soruşturma dosyasında milyonlarca liralık yolsuzluk, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırmayla birlikte çok sayıda suç unsuru bulunuyor. 22 Temmuz 2004 tarihinde gerçekleşen hızlı tren faciasında toplam 230 yolcudan 41’i hayatını kaybederken, 80 kişi de yaralanmıştı.

SON 4 YIL İNCELEME ALTINDA

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, TCDD’nin Yüksek Hızlı Tren (YHT) ihalelerini inceleme altına aldı. Savcılık tarafından “Suç örgütü kurmak, yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak ve rüşvet” suçlamalarıyla başlatılan soruşturma kapsamında TCDD 1. Bölge Müdürlüğü, 2. Bölge Müdürlüğü ve YHT Müdürlüğü tarafından son 4 yıl içerisinde yapılan tüm ihalelerin incelendiği belirtildi. Bugüne dek yapılan incelemeler ve müşteki ifadeleri ile yapım ihalelerine katılan 5-10 firmanın gizli anlaşma yoluna gittiklerinin ortaya çıkarıldığı kaydedildi. Şirketlerin kurum içerisindeki bağlantıları sayesinde ihale öncesi avantaj sağladıkları ve kamu ihalelerinde olması gereken objektif ve serbest rekabet koşullarının oluşmadığı aktarıldı. Soruşturma şüphelilere ait GSM hatlarının dinlenmesi sonucu elde edilen ses kayıt çözüm tutanaklarının tetkiki, yapılan istihbarat çalışmaları ve açık kaynaklardan yapılan araştırmalar kapsamında yürütülüyor.

1 MİLYON TL’LİK BAĞIŞ

Soruşturması kapsamında Tatvan-Van (Van Gölü Feribot Müdürlüğü) bünyesinde kullanılmak üzere “2 adet 50 vagon taşıma kapasiteli feribot alımı” ile bunlara “iskele onarımı” ve “tevsii bakım onarım” işi ihalesinde uygunsuzluk tespit edildiği öne sürüldü. 120 milyon TL civarında bir bedelle verilen ihalenin iptali ile ilgili dava sürerken, TCDD Genel Müdürü Karaman’ın talimatları ile firma yetkililerinin TCDD Vakfı’na 1 milyon TL’lik bağış yapmaları üzerine iptal edilen işe devam etmelerinin sağlandığı belirlendi.

Soruşturma kapsamında Belen İnşaat şirketinin ortaklarından Hasan Dağcı, Cengiz İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz ile birlikte Cengiz-IC İÇTAŞ-Belen Ortak Girişim Grubu tarafından çalışmaları sürdürülen Ankara-İstanbul Demiryolu Hattı Hızlı Tren Projesi’nin 2. etabında ortak girişimin TCDD Genel Müdürü Karaman’ın talimatları doğrultusunda taşeron firmalara işler verdikleri ve demiryolu rantını paylaştıkları tespit edildi. Soruşturma dosyasında şüpheliler arasında yer alan işadamı Mehmet Cengiz ise 3. Havalimanı ihalesini kazanan konsorsiyumun üyesi olarak adını duyuran Cengiz İnşaat’ın sahibi olarak anılıyor. Bir dönem Çaykur Rizespor Başkanlığı da yapan Cengiz, eski bakan Yaşar Topçu’nun Yüce Divan’da yargılanmasına yol açan Karadeniz Otoyolu’nun da müteahhitliğini yapmıştı.

ŞÜPHELİ KAMU GÖREVLİLERİ

Süleyman Karaman: TCDD Genel Müdürü, Suat Altın: Emlak İnşaat Daire Başkanı, Erol Tuna Aşkın: TCDD YHT Bölge Müdürü, Yavuz Kıran: TCDD Vakfı Genel Müdürü, Baykal Tul: TCDD Gen. Müd. Özel Kalem Müdürü, Erol İnal: TCDD Genel Müdür Yardımcısı, Muhsin Yılmaz: TCDD Limanlar Daire Başkanı, Nuğman Yavuz: TCDD Teftiş Kurulu Başkanı, Duran Yaman, Kamil Kahyaoğlu, Mehmet Karakoyun, Arif Tezel, Şükrü Çelikyürek, Başar Karaman, Hakan Koçak, Talih Çelebi, Yusuf Kenan Güner.

Bayraktar: Erdoğan istifa etsin!

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Her şeyden haberi olan Başbakan Erdoğan istifa etsin” dedi.
Adı yolsuzluk skandalı ile anılan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’dan inanılmaz bir açıklama geldi.

Erdoğan Bayraktar, milletvekilliği ve bakanlıktan istifa ettiğini açıkladı.

BAŞBAKAN ERDOĞAN İSTİFA ETMELİ!

Başbakan Erdoğan’ın istifa etmesi gerektiğini söyleyen Bayraktar, “Tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Bugün bize bir istifa metni ve deklarasyon metni gönderildi. Böyle bir durumda bunun yanlış olacağını düşünüyorum. Hayırlı olsun” dedi.

Bakanlar istifa ediyor

Yolsuzluk soruşturmalarının ardından AKP hükümetinin içine düştüğü derin krizin nasıl sonuçlanacağı kamuoyu tarafından merakla beklenmekte idi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bakanlar kurulunda değişiklik yapılacağına dair açıklamaları ile Cemaat’in barış şartlarını dile getirdiği hafta başı gündeminin ardından, bakanlar kurulunda istifalar başladı.Önce ekonomi bakanı Zafer Çağlayan ardından da İçişleri Bakanı Muammer Güler istifa ettiler.

İstifa eden her iki bakanın çocuğu da rüşvet ve yolsuzluktan tutuklu olarak yargılanıyor. Bugün yolsuzlukla ilişkilenen diğer Bakanların da istifa edecekleri bilgileri sızıyor.

Bu vesile ile uzun zamandır beklenen Bakanlar değişikliğinin de gerçekleşmesi ve bir çok bakanın yenileriyle değiştirilmesi bekleniyor.