Ana Sayfa Blog Sayfa 4100

CHP’nin Belediye Başkan adayları belli oldu

Pazar günü toplanan Parti Meclisi’nin yaptığı oylamayla CHP Belediye Başkan adayları belli oldu. Ankara, İstanbul ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayları:

  • Ankara: Mansur Yavaş
  • İstanbul: Mustafa Sarıgül
  • İzmir: Aziz Kocaoğlu

CHP’nin 3 ilde kadın adaylarla seçime girecek

  • Aydın: Özlem Çerçioğlu
  • Rize: Mine Orhan
  • Tokat: Hadiye Ardahanlı

CNNTurk’ün haberine göre CHP’nin belli olan Belediye Başkan aday listesi şu şekilde:

  • Ağrı: İhsan Çağa
  • Ankara: Mansur Yavaş (Eski Beypazarı Belediye Başkanı)
  • Antalya: Mustafa Akaydın
  • Amasya: İlyas Ayık
  • Artvin: Emin Özgün
  • Aydın: Özlem Çerçioğlu
  • Balıkesir: Sami Sözat (Eski DYP Milletvekili)
  • Bursa: Necati Şahin
  • Bilecik: Sungur Turan
  • Bitlis: Kemal Uçar
  • Bursa: Necati Şahin
  • Çanakkale: Ülgür Gökhan
  • Diyarbakır: Ahmet Ay
  • Elazığ: Hamza Sorgucu
  • Erzincan: Metin Çanakçı
  • Erzurum: Abdülkadir Demirci
  • Eskişehir: Yılmaz Büyükerşen
  • Eskişehir – Odunpazarı: Kazım Kurt (Eskişehir Miletvekili)
  • Gaziantep: Akif Ekici
  • Hatay: Lütfü Savaş
  • Mersin: Macit Özcan
  • İzmir: Aziz Kocaoğlu
  • İstanbul: Mustafa Sarıgül
  • Kars: Naif Alibeyoğulları
  • Kayseri: Osman Çilsal
  • Kocaeli: Tahsin Tarhan
  • Manisa: Özgür Özel (Manisa Milletvekili)
  • Kahramanmaraş: Ünal Ateş
  • Muğla: Osman Gürün
  • Muş: Necip Bingöl
  • Niğde: Fahri Eker
  • Rize: Mine Orhan
  • Samsun: Tarık Cengiz
  • Siirt: Abdulvehap Galip Çakmak
  • Tokat: Hadiye Ardahanlı
  • Trabzon: Volkan Canalioğlu (Trabzon Milletvekili)
  • Yozgat: Selahattin Koştan
  • Bayburt: Hacı Mustafa Akkuş
  • Kırıkkale: Ahmet Eroğlu
  • Batman: Çetin Kızılbulut
  • Bartın: Rıza Yalçınkaya (Bartın Milletvekili)
  • Ardahan: Mete Özdemir
  • Iğdır: Aran Kalafat
  • Yalova: Vefa Salman
  • Karabük: Erdal Demir
  • Kilis: Öcal Berk
  • Düzce: Basri Karslıoğlu

 

Gaziemir halkı nükleer ve kimyasal atıklar için suç duyurusunda bulundu

Aydın Mahallesi sakinleri, geçtiğimiz pazartesi gerçekleştirdikleri eylemin ardından, 20 Aralık Cuma günü Bayraklı Adliyesi’nde savcılığa suç duyurusunda bulundular.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi(YSGP) İzmir Eş Sözcüsü Osman Doğan’ın ve Mahalle Muhtarı Ali Mert’in konuşma yaptığı basın açıklamasından sonra dilekçelerini savcılığa teslim eden mahalle sakinleri, Arslan Avcı Kurşun Sanayi’nin çevreyi kasten kirletmek ve izinsiz atık bulundurmak suçundan, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Valiliği, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kurum yetkililerinin görevini kötüye kullanmak konusunda yargılanmalarını talep ettiler.

 

Mahalleden 45 kişilik bir katılım ile savcılığa gelen mahalle sakinleri, Adliye önünde toplanarak “nükleer atıklar istemiyoruz”, “nükleer atıklar temizlensin”, “sağlıklı yaşam istiyoruz” sloganları ile gerçekleştirilen basın açıklaması ardından dilekçelerini savcılığa sundular. Dilekçede,  Arslan Avcı Kurşun Sanayi’nin kasten çevreyi kirlettiği ve gerekli önlemleri almadığı, TAEK’in yaptığı ölçümlere rağmen, ne Büyükşehir Belediyesi’nin, ne Valiliğin, ne Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ne de TAEK’in kendisinin şirket üzerinde hiç bir yaptırımda bulunmadığı ve görevlerini yerine getirmedikleri vurgulanıyor. Mahalleliler, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın firmaya kestiği cezanın henüz bir yaptırımı olmadığı, ne firma sahiplerinin ne de devletin herhangi bir kurumunun, bölgenin sağlığını güvence altına almak için hiç bir önlem almadığı belirtiliyor. Dilekçelerde firma ve devlet kurumları hakkında soruşturma başlatılması ve bu soruşturmaların sonucunda kamu davası açılması talep ediliyor.

Konu ile ilgili haberler için linkler:

Örnek Karar: Kamu Görevlilerine Soruşturma Kalktı

Gaziemir Aydın Mah. Nükleer ve Kimyasal Atıklar İçin Eylemler Başlıyor

Radyoaktif Atık Korkusuyla Yaşayan Gaziemir Halkı YSGP İzmir İl Konferansındaydı

Gaziemir’deki Nükleer Bilmece

Fotoğraflar: Şeyhdavut Asığ

 

Karşı Bisiklet’ten Van ile dayanışma eylemi

Karşı Bisiklet üyeleri, Van depremzedelerinin barınma haklarının devlet tarafından sağlanmamış olmasına, Van halkının mücadelesine dikkat çekmek ve dayanışma göstermek için, 21 Aralık’ta bisikletli eylem ve basın açıklaması düzenledi.

İzmir’de, Konak Saat Kulesi’nde başlayan eylem, Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesinde yapılan basın açıklaması ile sona erdi.

Karşı Bisiklet aktivistleri, 21 Aralık Cumartesi günü, İzmir Konak Saat Kulesinden, Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesine kadar, soğuk havaya rağmen, üstleri çıplak şekilde bisikletlerini sürdüler. Kıbrıs Şehitleri Caddesinde yaptıkları basın açıklamasında, Van depremi ardından gerçekleşen olaylar ve bugün yaşanan sıkıntılara dikkat çeken aktivistler, halkın ücretsiz barınma hakkının tanınması taleplerini dile getirdiler. Eylemlerinin amacınının kar, soğuk, çamur demeden direnen ve en temel barınma hakkına sahip çıkan Van halkı ile dayanışma içinde olduklarını göstermek olduğunu söyleyen bisikletçiler, Van halkının yaşadıklarının devlet zulümü olarak ifade ettiler.

Basın açıklamasında, depremin ardından yaşanan su, elektrik, gaz ve telefon kesintilerine, hizmetlerin aksamasına ve buna rağmen yurt genelinde yapılan dayanışma kampanyaları ile kendi yaralarını sarmaya çalışan Van halkının bugün devletin soğuk yüzü ile karşı karşıya olduğu vurgulandı. Halkın önceden kendi evlerinde oturduğu ve depremden sonra, 2 yıldız konteynır evlerde, kışın zor koşullarında ve hizmet kesintilerine yaşanmaya zorlandığı, ancak halkın barınma hakkının devlet tarafından sağlanması gerektiği vurgulandı. Halkın ücretsiz barınma hakkının verilmediği gibi, halkın borçlandırılarak konut sahibi olmaya zorlanmasının, yeni bir rant alanı yaratılmaya çalışılmasından kaynaklandığı söylendi.

Eylem, “VAN HALKI YALNIZ DEĞİLDİR!”, “DEPREM DEĞİL, SİSTEM ÖLDÜRÜR!”, “RANT DEĞİL, KALICI KONUTLARDA ÜCRETSİZ, İNSANİ BARINMA HAKKI!” sloganları ile bitirildi.

Basın açıklamasının tam metni ve Karşı Bisikletin diğer haberlerini öğrenmek için: http://www-kbisiklet.tumblr.com/

 

(Yeşil Gazete)

 

Gazeteci örgütleri Emniyet’in yasağını kınadı: “Bunun adı sansürdür!”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ve Çağdaş Gazeteciler Derneği, İstanbul Emniyeti’nin basın mensuplarına yönelik emniyet binalarına girme yasağını kınayarak tepki gösterdi. Açıklamalarda, tam da yolsuzluk soruşturması sürerken hükümetin sansürü seçtiği vurgulandı.  “Böylesine bir uygulama 12 Eylül’de bile görülmedi” diye Türkiye Gazeteciler Federasyonu Başkanı Sertel ise, kararın Türk basın tarihine kara bir leke olarak geçeceğini belirtti.

 

TGC : Emniyetin yasağı sansürdür

 

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), İstanbul Emniyeti’nin basın mensuplarına yönelik emniyet binalarına girme yasağını yaptığı açıklamayla kınadı.

“Emniyete basının girmesinin yasaklanması sansürdür” diyen TGC, bu kararla gazetecilerin, halkın gerçekleri öğrenme ve bilgilenme hakkını engellenmesi anlamına geldiğini belirtti.

TGC yaptığı açıklamada şu ifadelere yerdi :

“Gazetecilere ‘bilgi almayacaksın, halka duyurmayacaksın’ direktifi verilmektedir. İktidar ‘hangi bilgiyi verirsem onu duyuracaksın, araştırıp bilgi alma hakkın yok’ demektedir.

Demokrasinin varolduğu herhangi bir ülkede böyle bir uygulamanın olabileceği düşünülemez. Sonuç itibariyle bu karar Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda temel hak ve özgürlükler içinde değerlendirilebilecek vatandaşın bilgi edinme hakkının sakatlanması anlamına gelmektedir.

Basın özgürlüğüne açıkça müdahale ve sansürdür. Yasalar çerçevesinde görev yapan ve vatandaşın güvenliğini sağlamakla yükümlü bir kurum olan Emniyetin bu Anayasal hakkı görmezden gelmesi beklenemez. Bu idari işlemin geri alınmasını ve en kısa sürede yanlıştan dönülmesini istiyoruz.”

 

ÇGD : Gazeteciler Susmayacak

İçişleri Bakanlığı’nın şaşırtıcı olmayan biçimde, tam da yolsuzluk soruşturması sürerken sansürü seçtiğini belirten ÇGD, “Gazetecileri susturamayacaksınız, gazeteciler susmayacak.” dedi. 

ÇGD, yasak kararını veren İçişleri Bakanu Muammer Güler’in soruşturmada ismi geçen bakan olduğuna dikkat çekerek, hükümetin artık sansürü gizlemeye bile gerek görmediğine dikkat çekti.

 

TGF Başkanı Sertel : “Böylesi 12 Eylül’de bile görülmedi”

TGF Genel Başkanı Atilla Sertel, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan genelge ile Türkiye genelinde basın mensuplarının bugünden itibaren emniyete girişlerinin yasaklanmasını eleştirerek, “Böyle bir dönem yaşanmadı. Böylesine bir uygulama 12 Eylül döneminde bile görülmedi” dedi.

Gazetecilerin kamu yararına görev yaptığını hatırlatan TGF Genel Başkanı Atilla Sertel, yazılı açıklamasında şöyle dedi: “Ülke gündeminin ’hırsızlık’, ’yolsuzluk’ gibi son derece ağır ithamlarla meşgul olduğu bugünlerde yayımlanan genelge son derece manidardır. Gazeteciler halkın bilgi edinme hakkı adına kamu yararına görev görmektedirler.

Bu genelge toplumun bilgi edinme hakkını engellemek olduğu kadar, sansürcü bir uygulamadır. 12 Eylül döneminde bile gazeteciler böyle bir uygulamaya maruz kalmadı. Türkiye’de böyle bir dönem yaşanmadı. Toplumun gerçekleri görmeye, öğrenmeye en fazla ihtiyacı olduğu bir dönemde alınan yasaklama kararını kınıyor, İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nü Türk basın tarihine kara bir leke olarak geçecek bu kararı yeniden gözden geçirmeye davet ediyorum.”

 

Emniyetin Açıklaması : Anahtar ve giriş kartlarınızı teslim edin !

Türkiye genelinde basın mensuplarının emniyete girişlerinin yasaklandığı duyuran İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklama şöyle :

“Genel Müdürümüzün talimatıyla, Türkiye genelinde yapılan uygulama çerçevesinde 22.12.2013 tarihi itibariyle basın mensupları Emniyet Müdürlüğü hizmet binalarına giriş yapamayacaklardır.”

“Herhangi bir gelişme veya basın açıklaması olduğu takdirde basın mensupları davet edilecektir.”

“Vatan ve Gayrettepe hizmet binalarında bulunan basın odasını kullanan basın mensuplarının anahtar ve giriş kartlarını teslim etmeleri rica olunur.”

 

Gazeteciler ve muhabirler ne dedi ?

Bianet’te yer alan bilgiye göre gazeteciler ve muhabirler yasağı Twitter hesaplarından şuı şekilde yorumladı:

@albayrak_levent Emniyet yeni döneme geçti.. “Siz gelmeyin biz yazar atarız ”

@nevsinmengu Emniyet, adliye tek tek uğraşmaya gerek yok, basını toptan kapatın gitsin

@ismailsaymaz polis muhabirligi meslekte uzmanlik dalidir. nasil “uc bes curuk elma” yuzunden emniyet lagvedilmiyorsa polis muhabirligi de lagvedilemez

@toygunatilla Emniyette basın odasının kapanması gazeteciyi kısıtlamaz, özgürleştirir. Basın özgürlüğü diyenler,tutuklu gazeteciler için sesini çıkarmalı

@toygunatilla Emniyet bahçesinde manken, artist dolaştırıp gazetecilere malZeme verirken iyidi, kendi çocuklarının başına gelince durumu anladılar

@leylaalp Emniyet gazetecilerin Emniyet binalarına girişlerini yasaklayarak kendini ‘Emniyet’e almak istemiş. Nasıl bir korkuysa artık.

@fatihyagmur Emniyet muhabirlerine ne için çağıracaksınız mesela? Kenan İmirzalıoğlu’nu, Çağatay Ulusoy’u alacağız. Gelin çekin” mi diyeceksiniz?

@fatihyagmur Ne söylenebilirki. Gazeteleri, TV’leri de kapatın. Artık emniyete gazeteci giremeyecek

@dicle_basturk Nokta muhabirliği denen bir şey var. Emniyete basının alınmaması, o muhabirleri işten atmakla aynı şey neredeyse.

@ALUSESRA Basın odaları kaç yıldır var. Siz kaç gündür varsınız. Emniyetteki basın odasını kapatmak aymazlıktır. Hatadan dönün.

 

(Yeşil Gazete)

Kent Mitingi’nde yine gaz vardı

Bugün saat 12:00’de forumlar, sivil toplum kuruluşları ve siyasal partilerin çağrısıyla Kent Mitingi için binlerce insan Kadıköy’de toplanıp çok renkli sloganlar ve rap müziği eşliğinde yürüyüşe başladı.

“Vekiller dışarı, hırsızlar içeri” “Susma sustukça her yer beton olacak” “Dünya yerinden oynar İstanbul yeşil olsa” sloganları ile yürüyen gruplar Gezi sloganlarını ve polis şiddetine de attıkları sloganlarda ihmal etmediler.

Bir yandan bir grup meydan girmeye çalışırken diğer yandan da Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi “Hırsız var” mizanseni ile meydana koşuyordu tam da bu sırada polisler TOMA’ lardan su sıkıp gaz atmaya başladı. Bir grup hükümet istifa sloganları ile Kadıköy Çarşı’ya doğru geri çekildi.

Partiler Operasyon için ne dedi ?

17 Aralık günü başlayan “Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu” ile ilgili farklı siyasi eğilime partiler yaptıkları basın açıklamasıyla operasyonu değerlendirdi. Partilerin basın açıklamasındaki ortak nokta, yolsuzlukların üstüne gidilmesi ve yargılamayı etkileyecek her türlü müdaheleden uzak durulması.

Aralarında Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (YSGP), Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), Türkiye Komünist Partisi (TKP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) ve Emeğin Partisi (EMEP) gibi partilerin yer aldığı sol ve yeşil partiler, AKP ve cemaatin bugüne kadar sürdürdüğü ittifakın bozulmuş olduğuna vurgu yaparak, yolsuzluk ve rüşvetle anılan mevcut düzenin yerine, yeni bir düzen kurma çağrısı yaptı.

ÖDP, EMEP ve TKP gibi partiler ise, Gezi Direnişi’ne gönderme yaparak, Haziran’daki gibi bir araya gelerek meydanlara çıkma çağrısında bulundu.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Saadet Partisi (SP) ve Büyük Birlik Partisi (BBP)’nin yaptığı açıklamada, AKP-Cemaat birlikteliğinden bahsedilmemesi ise dikkat çekti.MHP hükümetin kirli ve karanlık işlere bulaştığına vurgu yaparak, AKP’nin yargılanmasını gerektiği belirtti. Hükümetin adaletin önünü açması gerektiğini belirten BBP ise iddialar doğruysa suçluların en ağır şekilde cezalandırılması istedi. Bakanların istifasını isteyen SP ise hükümetin sürece müdahale edecek adımlardan kaçınması yönünde uyarıda bulundu.

Partiler yaptığı açıklamalardaki dikkat çeken konular şunlar :

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi: Hükümet Kirlenmişliği Bahane Aramasın Yeter Artık !

Yeşiller/Sol, iktidar partisinin on yılı aşkın süredir kimi cemaat ve “rant lobisi” ile kurduğu iktidar koalisyonunu artık sürdüremez ve yönetemez hale geldiğini belirterek, rant lobisi ile arasında çıkan çelişkilerin ortaya çıktığını belirtti.

Durumu kriz olarak tanımlayan Yeşiller/ Sol, meclisi olağanüstü toplanmaya çağıran açıklamasında şu ifadelere yer verdi :

“Halkın örgütlü olarak bu kirlenmişliğe karşı durması, demokratik bir siyaset ve yönetim için sorumlulardan hesap sorması ve Mecliste oluşacak bir irade ile bu soruşturmalardaki iddiaların açığa çıkartılması gerekmektedir. Artık halkın demokratik mekanizmalar ile yürütülmesi gereken devlet yönetimi yerine kirli güç ilişkilerine dayanan bir yönetim anlayışına tahammülü kalmamıştır.

Militarist, ranta ve yağmaya dayalı ekonomi politikalarıyla, kirli bir siyaset yürüten siyasi partiler ve kurumlar yerine; halkın yönetime katılabildiği, yerinden, denetlenebilir, şeffaf ve katılımcı, ekolojik, özgürlükçü ve demokratik yaşamı hayata geçiren bir sistem ve siyaseti kurmanın zamanıdır.”

http://www.yesillervesolgelecek.org/diyoruz-ki/basin-aciklamalari/2013-12-19#.UrQwgSfO6aQ

ÖDP: Yolsuzluk Düzenine Son Türkiye’yi Yeniden Kuralım

Gelinen noktayı AKP ve Cemaat çatışmasına bağlayan ÖDP, bunun Türkiye’nin yakın geleceğine yönelik iktidar kavgasının iç ve dış tüm bileşenlerinin mücadelesi olduğuna dikkat çekti.

Açıklamasında, emperyalizmin ve uluslararası sermayenin desteğiyle iktidara gelen AKP’nin, bugün pek çok bakımdan sermayenin ve emperyalizmin ihtiyaçlarına yanıt vermekten uzaklaştığını belirten ÖDP, “bu operasyonu kim hangi gerekçeyle yapmış olursa olsun, yolsuzluk gerçeğinin ortaya çıktı”ğına işaret etti.

Mevcut düzeni,11 yıldır ülkeyi karanlık ve kirli ilişkilerle yöneten AKP ve Cemaat’in düzeni olduğunu kaydeden ve haramzedeler olarak tanımlayan ÖDP, “Yıllardır halkı mülksüzleştirerek, kamuya ait arazi ve mekanları sermayeye peşkeş çekerek yaratılan rantın hangi yöntemlerle nasıl paylaşıldığını bu operasyon ortaya koymaktadır.” ifadelerini kullandı.

ÖDP, bu düzenden kurtulmak gerektiğini belirterek şunları kaydetti :

“AKP zihniyetinden ve onun tüm pisliklerinden kurtuluşun tek yolu vardır, o da Haziran direnişinin eşitlikçi, özgürlükçü devrimci yoludur.

O yüzden şimdi sorumluğumuz Haziran direnişini yaratan ülkenin ilerici, özgürlükçü, demokrat, eşitlikçi, bağımsızlıkçı tüm halk güçlerinin birleşik muhalefetiyle, ülkenin ve halkın kaynaklarını çalanlardan hesap sormak için mücadeleyi büyütmektir.”

http://odp.org.tr/yolsuzluk-duzenine-son-turkiyeyi-yeniden-kuralim/

EMEP: Soyguncuları Layık Olduğu Yere Gönderelim

Operasyonu AKP ve cemaat arasında süren kavganın yeni bir boyutu olduğunu belirten EMEP, bu operasyonun, yerel seçimlere giderken AKP’yi zor duruma düşürecek ve oy kaybettirecek bir operasyon olduğunu belirtti.

İktidar ortaklarının bugüne kadar, işçilerin ve emekçilerin sömürülmesi, ekonomik ve sosyal haklarının birer birer ellerinden alınması, Kürtlerin haklarını almak için verdiği mücadelenin kanla bastırılması, Ortadoğu’da emperyalistlerin taşeronluğuna soyunup Arap halklarına karşı jandarmalık yaptıklarını belirten EMEP, ortakların iktidar kavgasına girip, birbirlerinin ipliğini pazara çıkarmaya başladıklarını belirtti.

Gezi Direnişi’ne gönderme yapan EMEP şu sözlere yer verdi :

“Elbette, bütün bunları yapanlar iktidardan kendilerini almayacaktır. Ya da istifa etmeyecektir. Onları halk, demokrasi güçleri sırça köşklerinden indirmeli ve yargılamalıdır.

Haziran’da sokaklara, meydanlara çıkan milyonlarca emekçiyi o günlerde ayağa kaldıran nedenlerle, bugün yaşananlar çok farklı değildir.

Haziran’daki gibi birleşelim, talancıları-soyguncuları layık oldukları yere gönderelim.”

http://www.emep.org/news.php?id=1829

TKP: Hükümet İstifa ! Sol Seçenek İçin Görev Başına

TKP yaptığı açıklamada, “Şimdi Haziran depreminin artçı sarsıntıları geliyor, 11 yıldır ülkeyi karanlığa mahkum eden gerici koalisyon dağılıyor. Dağılırken etrafa pislik saçılıyor” diyerek, sol bir cephenin kurulmasını önerdi.

Hükümeti istifa etmeye çağıran TKP, “Sol seçeneği birlikte yaratmak için Haziran ruhunda birleşelim!
Gericiliğe, Amerikancılığa, piyasacılığa geçit vermeyelim!” ifadelerini kullandı.

ESP: Çürüyen Düzene Karşı Ayağa Kalk

AKP ile Gülen cemaatinin halk düşmanı ve ABD işbirlikçisi olduğunun altını çizen ESP, “Halklarımız bu iki iktidar gücünden herhangi birine mahkum değildir” diyerek hükümetin derhal istifa etmesi gerektiğini belirtti ve “Çürüyen düzene karşı özgürlük için ayağa kalk” şeklinde bir çağrı yaptı.

ESP, “Halkı soymak ve yağmalamakta şimdiye kadar birlikte hareket eden Tayyip Erdoğan ve Gülen Cemaati, bugün iktidarın ve pastanın kimin elinde toplanacağının paylaşım kavgasını veriyorlar” dedi.

ESP, karşılıklı olarak polis, yargı, MİT ve ekonomideki nüfuzlarını birbirlerine karşı kullanan bu iki devlet gücü arasında yoksul, emekçi halkların ezildiğini vurgulayan ESP, sokağa çıkma çağrısı yaparak şunları kaydetti :

“İşçiler, emekçiler, ezilen halklarımız sokağa, sömürücülerden hesap sormaya! Zulmün, sömürü ve yağmanın olmadığı bir dünya arayışını, özgürlük, barış ve eşitlik arayışını he yerde yükseltelim!”

http://www.etha.com.tr/Haber/2013/12/18/guncel/curuyen-duzene-karsi-ozgurluk-icin-ayaga-kalk/

SDP: Halk Ağlarken Siz “Hep Gülendiniz, Gülersiniz”

AKP hükümeti ile Fettullah Gülen Cemaati arasındaki ilişkiye vurgu yapan SDP, AKP için çalışan Cemaatin, bugün “hak ettiği iktidar payını” alamadığı hükümete diz çöktürmek için ortalığı ateşe verdiğini belirterek, yolsuzluk gerçeğinin ortaya çıktığını belirtiyor.

İktidarın suçüstü yakalandığını belirten SDP, yolsuzlukların örtbas edilmeye çalışıldığını belirtti.

SDP açıklamasında şu ifadelere yer verdi :

“Gezi’de göz çıkaran, insan öldürenler polislere dokunmayan, “Benim polisim” diye sahiplenen Başbakan, ucu kendisine dokununca emniyet müdürlerini derhal görevden almayı biliyor. Adaletle ilişkisi çoktan kesilmiş, muhaliflere yönelik cadı avları yapması için Cemaat’e ihale edilmiş olan yargıya, işine gelmeyince hemen müdahale ediyor.

Demokratik haklarını kullananlar, barış isteyenler onlarca yıl ceza alırken, dolandırıcılar, katiller korunuyor. Yere yazı yazan, ekmek almaya giderken polis tarafından vurulan çocukları terörist ilan etmekte hiç vakit kaybetmeyenler, muhaliflere dönük her operasyonu “yoldan geçeni almıyorlar ya” diye savunanlar, Gezi’de “kamu malına zarar verildi” diye feryat edenler, kendi çocukları deveyi havuduyla götürürken sessiz!”

Hükümeti istifaya çağıran ESP, basın açıklamasının şu tespitlerde bulundu :

“Unutmayın ki bu operasyonu yapanlar, dün AKP’nin “yedirtmeyiz” dediği savcılardır, “destan yazdı” dediği polislerdir.

Halklar ağlarken “Siz Hep Gülendiniz Siz Hep Gülerdiniz.”

http://www.sdp.org.tr/?p=1443

MHP: AKP iktidarı millet önünde yargılanmalıdır.

Operasyonla birlikte yolsuzluk ağlarının deşifre edildiğini, kirli kazanç bağlantılarının belirlendiğini ve rüşvet çarkının tespit edildiğini belirten MHP, AKP iktidarı millet önünde yargılanması gerektiğini belirtti.

MHP, meseleyi “Hükümet-Cemaat” çekişmesine hapsetmenin, yolsuzluklarla ilgili soruşturmayı zamanlamayı ön planana çıkararak misilleme olarak yorumlamanın maksatlı, kasti ve oldukça da akıl dışı olduğunu belirtti.

Açıklamada, MHP’nin İstanbul’da süren yolsuzluk soruşturmasını titizlikle ve büyük bir özenle takip edeceği belirtildi.

http://mhp.org.tr/htmldocs/mhp/3133/mhp/Milliyetci_Hareket_Partisi_Genel_Baskani_Sayin_Devlet_Bahceli__nin__Istanbul__da_Yurutulen_Rusvet_ve_Yolsuzluk_Sorusturmasi.html

Saadet Partisi: Bakanlar İstifa Etmeli

Başlatılan yolsuzluk, rüşvet ve kara para aklama operasyonunda hükümetin sürece müdahale edecek adımlardan kaçınması gerektiğini belirten Saadet Partisi, AKP’nin hiçbir şekilde yargıya baskı yapmaması ve on yıldır başında olduğu devletin yargısına güven göstermesi gerektiğini belirtti. SP, soruşturmanın selameti açısından ismi geçen bakan ve bürokratların istifa etmesi ve görevden el çektirilmesi gerekliliğine işaret etti.

Açıklamasında, AKP ve Cemaat arasındaki ilişkiye hiç değinmeyen ve Milli Görüş’e karşı olanlara da bu güne kadar hep ümmetçi bir anlayışla yaklaştıklarının altını çizen SP, değerleri gereği rövanşist bir zihniyet ile hareket edemeyeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı :
“Hareketimiz köklü ve medeniyet değerlerimizin üzerine inşa edilmiş bir harekettir. Bu değerlerimiz bizim rövanşist bir zihniyet ile hareket etmemize manidir. Bizler tüm insanların iyiliğini isteriz. Bu güne kadar bize karşı hep olumsuz yaklaşmış gruplara dahi grupçu bir anlayışla değil, kucaklayıcı ve ümmet merkezli bir anlayışla yaklaşırız. Her türlü ihtilafta tek ölçütümüz Hak’tır. Tarafların bize olan yakınlıkları veya uzaklıkları bizim için ölçüt olamaz”

SP açıklamasında 4 maddelik şu çağrıyı yaptı :

1- Yargı karar verene kadar masumiyet karinesi esastır. Ancak soruşturmanın selameti açısından ismi geçen bakan ve bürokratlar istifa etmeli, görevden el çektirilmelidir.

2- Olayın uluslararası boyutu varsa açığa çıkartılmalı, devlet içerisinde hiçbir suretle ayrı bir yapılanma olmaması için gerekli reformlar yapılmalıdır. Bu tür yapılanmalar var ise sorumlular açığa çıkartılarak gerekli işlemler yapılmalıdır.

3- AKP hiçbir şekilde yargıya baskı yapmamalı, on yıldır başında olduğu devletin yargısına güven göstermelidir.

4- Eğer AKP’nin yargıya karşı güvensizliği var ise bunu açıkça dile getirmeli, iktidarları döneminde gerçekleşen tüm siyasi davaların güvenirliği hakkında topluma bilgi vermelidir.

http://www.saadet.org.tr/haber/birol-aydin-saadetten-4-maddelik-cagri

BBP: Yolsuzluğu yapan varsa, hesabını versin

Türkiye’de yönetimlerin şeffaf olmadığını belirten BBP yetkilileri, bu nedenle bu tür operasyonların önüne geçmenin mümkün olmadığını belirtti. Yolsuzluğu yapana, hukuken hesabının sorulması gerektiği belirtilirken, operasyonun ucu kime dokunursa dokunsun sonuna kadar gidilmesi gerektiğine işaret edildi.

Hükümet ve cemaat arasındaki ilişkiye hiç değinmeyen BBP Genel Başkan Yardımcısı Ünsal Karabulut ise, hükümetin adaletin önünü açması gerektiğini belirterek, şunları söyledi :

“Soruşturmanın sağlıklı yapılabilmesi için destek olması gerekir. Burada gerçekten suçlular varsa milletin malına, tüyü bitmemiş yetimin malına tecavüz edenler varsa, devletin malına ve hazinesine el uzatanlar varsa bunlardan da en ağır şekilde hesabın sorulması gerektiğini düşünüyorum.”

http://bbp.org.tr/haber_detail.php?haberid=4596

Haber: Berkhan Çağlar Karaduman – Yeşil Gazete

Uganda’da eşcinsellere hapis

Uganda Parlamentosu, eşcinsel ilişki yaşayanlara hapis cezası öngören yasa tasarısını kabul etti.

“Eşcinselleri Öldürün” adıyla bilinen ve ilk olarak 2009’da gündeme gelen tasarıda idamdan vazgeçilse de eşcinsel ilişki yaşayanları ihbar etmeyenler de hapis cezasına çarptırılacak. Tasarıyla birlikte eşcinsellikle ilgili bilgi vermek de yasaklanıyor. Reşit olmayanlarla eşcinsel ilişkiye girenler ve HIV-pozitif eşcinseller için öngörülen idam cezası ise ömür boyu hapis cezasıyla değiştirildi.

 

Tanrı Adı Altında Cinsel Yönelim Ayrımcılığı!

2009’dan bu yana uluslararası tepkilere yol açan tasarı ülkeye yapılan yardımların kesilmesine yol açma ihtimali taşıyor. Tasarının arkasındaki vekil David Bahati kararı şerre karşı kazanılmış bir zafer olarak yorumlayarak şu ifadelerde bulundu:

 

“Biz Tanrıdan korkan bir millet olduğumuz için hayata bütüncül bir biçimde değer veriyoruz. Bu değerler sebebiyle parlamento üyeleri dış dünyanın ne dediğine bakmaksızın tasarıyı kabul etti.”

 

Tasarının yasa haline gelmesi için Devlet Başkanı Yowei Museveni tarafından imzalanması gerekiyor. Uganda’da ayrıca dün kabul edilen Pornografi Karşıtı Tasarı ile mini etek giymek ve bazı müzik klipleri yasaklandı.

 

Kaos GL

Melek Kobra’dan Boğaziçili kadın oyunculara onur ödülü

Boğaziçi Üniversitesi’nin 150. kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında, feminist tiyatro topluluğu Tiyatro Boyalı Kuş’un Melek adlı oyunu, Perşembe gecesi, Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Salonu’nda seyirciyle buluştu.

Bu buluşmada, Robert Kolej’de okurken aynı salonda sahneye çıkmış olan kadın oyuncular da vardı. Oyundan sonra 150. yıl etkinlikleri kapsamında sahnelenen oyun için davet edilen Türkiye tiyatrosunun Boğaziçili kadın oyuncuları Çiğdem Selışık, Göksel Kortay, Nevra Serezli, Oya Başak, Meral Taygun, Meral Çetinkaya, Esin Eden ve Türkiye’nin ve Darülbedayi’nin ilk kadın genel sanat yönetmeni Gencay Gürün’e Onur Ödülleri verildi.

Ödül töreninden. Soldan sağa Yeşim Koçak, Ayşe Mumcu, Oya Başak, Cevza Sevgen, Tülin Ersöz, Jale Karabekir, Göksel Kortay, Gencay Gürün, Çiğdem Selışık, Arzu Öztürkmen, Nevra Serezli

Melek, yazarından yönetmenine kadar çoğu Boğaziçi Üniversitesi mezunu bir ekip tarafından sahneye konmuş. Toto Karaca, İsmail Dümbüllü, Şevkiye May gibi isimlerle çalışan 1930’ların tiyatro, sinema ve operet oyuncusu Melek Kobra‘nın hayatının anlatıldığı tek kişilik oyunda Melek rolünü Yeşim Koçak oynuyor.

Kadın oyunculara onur ödülleri

Göksel Kortay'a ödülünü Emre Erdem verdi

Törende Onur Ödülü alan Göksel Kortay “Eğer ben bugün burada varsam bu tamamen Robert Koleji’nin eseridir. Buradaki bütün öğretmenlerime, bütün sınıf arkadaşlarıma,  o günden bu yana bize destek veren, tiyatroya destek veren siz sevgili seyircilere çok teşekkür ederim” dedi. Kortay, oyunu ise şöyle değerlendirdi: “Oyunu çok beğendim. Melek Kobra’yı biliyordum ama yaşamının özelliklerini, ayrıntılarını bilmiyordum. Çok güzel yazılmış bir oyun. Ve tabii Yeşim Koçak da ona fevkelade başarılı bir şekilde can verdi.”

İstanbul Şehir Tiyatroları’nın (Darülbedayi) ilk kadın genel sanat yönetmeni olan Gencay Gürün ise  kendisine verilen onur ödülünü alırken şunları söyledi:

“Boğaziçi Üniversitesi’nin ülkemize bilim, eğitim, kültür ve sanat alanına katkısı asla yadsınamaz. Üniversitenin 150. yılını yürekten kutluyorum. Ayrıca Robert oyuncularının ödül törenini bu anlamlı oyunla bizlere sunan Tiyatro Boyalı Kuş ekibini içtenlikle kutlarım. Cumhuriyet tarihimizde ufuk açan Melek Kobra adlı sanatçının ruhunu Tiyatro Boyalı Kuş reji, dramaturji ve oyunculuk açısından başarıyla günümüze taşıdı. Robert Kolejli olmamama karşın, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun ilk kadın genel sanat yönetmeni olarak bana sunulan onur ödülü, hayatımda çok önemli bir yer tutacaktır.”

Prof. Oya Başak ise onur ödülünü alırken, Kolej tiyatrosunun her zaman çok sükseli ve güzel olduğunu ifade ederek, 150. yıl etkinliklerinin çok güzel bir oyunla başladığını belirtti. Başak, oyun için şunları söyledi: “Kadın oyuncuların ne kadar harcanmış olabileceğini hatırlattığı için çok beğendim. Feminist zaten. Bir Afife Jale’yi biliyoruz. Arada kaç tane anılmamış, bilinmemiş, turnelerde, gayet zor koşullarda harcanmış kadın oyuncu var. Bunları anımsattığı için çok beğendim. Oynayan oyuncu da çok başarılı.”

Melek'i oynayan Yeşim Koçak, Nevra Serezli'ye onur ödülünü verirken

Oyunu çok başarılı bulduğunu ifade eden Nevra Serezli ise “Yeşim Koçak zaten çok iyi bir oyuncu daha önceki oyunlarını da seyrettim. Onu ödüllerinin verilmesi de çok güzeldi. Bu kadar ikinci plana atılmış bir şeyin üzerine gitmek de, kolej sahnesinde böyle bir şeyin yapılması da çok güzel” diye konuştu.

Melek Kobra’yı daha önce bilmediğini ifade eden Çiğdem Selışık da, oyunu bu sebeple oldukça ilgiyle izlediğini belirterek, Koçak için “Tek başına o sahnede hepimize o hikayeyi dinletti. Bizleri bir araya getirmeleri de çok hoş oldu” dedi.

“Bizlerin tiyatro yapabilmesi onların sayesinde”

Tiyatro Boyalı Kuş’un genel sanat yönetmeni ve Melek oyununun yönetmeni Jale Karabekir ise geceyle ilgili şunları söyledi:

“Yazarımız Rüstem Ertuğ Altınay, kostüm tasarımcımız Burcu Rahim, grafik tasarımcımız Handan Saatçioğlu ve oyunun yönetmeni olarak ben, mezun olduğumuz okulumuzdan her zaman gurur duyduk. Bizim için 150. yıl etkinliklerinde bu sahnede oynamak büyük bir şeref. Bu sahnede daha önce oynamış bir çok oyuncu var. Oyunumuz gereği 1930’ların kadın oyuncusu Melek’in son anlarını anlatıyoruz bu sahneden. O yüzden bu sahnede sahne tozu yutmuş, bizlerin öncüleri kadın oyuncularımıza ulaştık ve onları da oyunumuza davet ettik. Biliyoruz ki, bizlerin tiyatro yapabilmesi onların sayesinde. Onlara vefa borcumuz var. Bu etkinlikle onlara da teşekkür etmek istedik. Onur ödüllerini bu gece, Melek oyunundan sonra verdik. Duygularımı ifade edemiyorum.”

Melek kimdir?

24 yıllık yaşamında Sabahattin, Ezgi, Tayfur ve Kobra olmak üzere dört farklı soyadı kullanan Melek’in hayatını konu alan oyunda Keriman Halis, Cahide Sonku, Suzan Lütfullah, Afife Jale, Ferdi Tayfur gibi isimlerin yanı sıra 1930’lardaki Beyoğlu hakkında da ilginç ayrıntılar bulunuyor. İlk olarak 1931 yılında babasının oluşturduğu “Muhlis Sabahattin’in Çocukları” adlı toplulukta sahneye çıkan, daha sonra Darülbedayi’ye giren, Toto Karaca, İsmail Dümbüllü, Şevkiye May gibi isimlerle çalışan Kobra, Söz Bir Allah Bir (1933), Milyon Avcıları (1934) gibi sinema filmlerinin yanı sıra ünlü Ayşe Opereti‘nde de oynadı.

15 yaşındayken Cumhuriyet Gazetesi tarafından organize edilen güzellik yarışmasına katılan ve 13’üncü olan başarılı oyuncunun, bir yıl sonra katıldığı bir başka yarışmada ise kuzeni Keriman Halis dünya güzeli seçildi. Melek Kobra Milyon Avcıları filminin çekimlerinde Adalet Cimcoz’un erkek kardeşi Ferdi Tayfur ile tanıştı. Eşi Ferdi Tayfur’dan etkilenerek uyuşturucu kullanmaya başlayan sanatçının, Muhsin Ertuğrul‘la sahne aldığı Kral Lear isimli oyunda ağzından kan gelmesi üzerine tüberküloz olduğu anlaşıldı ve sahnelerden uzaklaştı. Cerrahpaşa Hastanesi ve Yakacık Sanatoryumu’nda gördüğü tedavilerin ardından 24 yaşında hayata veda etti.

Melek Kobra’nın günlükleri Gökhan Akçura tarafından sahaflarda bulunmuş ve “Hatıratım” başlığıyla 2006’da yayımlamıştı.

Melek oyunu Sahne Cihangir‘de izlenebilir.

(Yeşil Gazete)

Yaratıcı yıkım mı yoksa sadece yıkım mı olacak? – Murat Somer

Yolsuzluk soruşturmasının içerdiği iddialar ve sonrasındaki gelişmeler Türkiye’nin siyasal kurumları (örneğin kuvvetler ayrılığı) ve kirlenme açısından tam bir yıkımı işaret ediyor. Aşınma ve yıkım zaten uzun süredir demokratikleşme kisvesi altında devam ediyordu.  Reformdan geçirilmesi ve demokratikleşmesi gereken kurumlar bunun yerine kaldırılıyor veya baypas ediliyor ama yerine yenileri konulmuyordu. Bugün yaşanan bir dizi itiraf ve ve ayyuka çıkma eşliğinde tam bir çöküş. Önümüzdeki dönemde bu çirkinlik hikayesi yazılmaya devam ederken yeni aşamalardan geçecek. Her bölümde kahramanlarından biri biraz daha haklı veya üste çıkmış gözükecek. Ama toplum ve geleceğimiz için sonuç değişmeyecek.

Uzun vadede tüm bu olanlardan tiksinti duyanlar için önemli olan soru şu. Bu yıkımdan iyi bir şey çıkabilir mi ve nasıl çıkar? Hasan Cemal’in ifadesiyle bir korku duvarı aşılmış gözüküyor. Ama daha saygılı, şeffaf ve demokratik bir devlet isteyenler ne yapmalı, duruşları ne olmalı?

Gelişmenin yolu bazen yıkımdan geçer. Yeni ve daha iyinin inşası için önce var olanın yıkılması gerekir. Ekonomik kurumlarımızı da son kez bir yıkım sonucunda yeniden yapılandırabilmiştik. 2000-2001 krizinde var olan finansal kurumlar çökünce, son on yıldaki büyümenin altyapısını oluşturan ve bizi 2008 küresel krizinden koruyan mali kuralları ve kurumları oluşturabildik. Merkez Bankası’ndan BDDK’ya o kurumlar ve sağladıkları güven sayesindedir ki  bugünkü siyasal krizin olumsuz ekonomik etkileri de henüz çok büyük değil. Yaşadıklarımız 1990’larda olsaydı TL çoktan tarumar olmuştu.  Son senelerde kayırmacı atamalar, ihale yasasındaki değişiklikler ve vergi cezalarının siyasal motivasyonlarla kullanılması gibi eylemlerle bu kazanımların altı oyuldu. Son iddialar bunun doğal sonucu olan yozlaşmanın boyutunu açıkça gösteriyor. Uzun süre demokratikleşmenin büyük bir kesim için umudu olan AKP de 2000-2001’deki yıkımın sonunda ortaya çıkmıştı. Seçmen 2002’de ANAP’tan SP’ye ve DSP’ye eski siyaseti veto edince siyasetin merkezi yıkıldı, yeninin yani AKP’nin önü açıldı. O zamanlar AKP bugünkünden gece gündüz kadar farklı bir söylem ve tevazuyla siyaset sahnesine çıkmıştı.

Ama o günle bugün arasında üç önemli fark var. Birincisi o zaman seçmenin büyük çoğunluğu tek ses olarak “artık yeter çekilin” demişti. Bugünse özellikle medyanın yoğun baskı altında olması nedeniyle toplum ve seçmen bölünmüş durumda; dünkü T24 haberinde kamuoyu araştırmacıları son skandalların oylarda yüzde  2 ila 5 yapacağını tahmin ediyordu. İkincisi, o zaman ekonomik kurumlarımızı yeniden inşa ederken (her ne kadar yenilenmenin motoru iç dinamikler olsa da) dış dünyadan mali ve fikirsel büyük destek gördük. Bugünse dış dünyanın kafası hala karışık. Gerek AB gerekse ABD askeri vesayet sonrası Türkiye’de kimin kim olduğunu ve neyi temsil ettiğini yeni yeni anlamaya başladı, hala mevcut iktidarın alternatifi var mı emin değil. Üçüncüsü ve belki en önemlisi, o zaman yeni bir dil ve imajla dümene geçmeye hazır denenmemiş bir siyasal parti vardı ortada, yani AKP. Bugünse HDP dışında yeni sayılabilecek bir parti yok. En azından yaklaşan yerel seçimler öncesi yeni bir parti kurulması da pratik değil. Ama genel seçimler öncesi mevcut partilerden kopmalarla böyle bir şeyin olması en azından ihtimal dahilinde.

Yeni, veya iktidar alternatifi olmak isteyen eski partiler bu yıkımdan daha temiz ve demokratik bir Türkiye’nin çıkmasına katkıda bulunmak niyetindeyseler o zaman mutlaka mümkün olduğu kadar yeni kadrolarla ve yeni bir dil ve imajla ortaya çıkmak zorundalar. Örneğin eş başkanlık, parti başkanlarına maksimum dönem kısıtlaması gibi kendi kendilerini bağlayan uygulamalarla  eskisinden farklı olacakları mesajını verebilirler.

Bir nokta daha çok önemli. Türkiye’de şu ana kadar yeniden inşa dönemleri hep tek bir partinin iktidarında ve uzlaşma değil zorla oldu. Bunun tek istisnası 2001-2002’deki koalisyon döneminde olabilirdi, ama o hükümet de yaptığı  reformların meyveleri daha alınmadan erken seçime giderek siyasal intiharda bulundu ve bu fırsat kaçtı. Bu sefer değişim mutlaka tek aktörlü değil çok aktörlü ve uzlaşma yoluyla olmalı. Bu yüzden CHP’den BDP’ye bütün partiler ve STK’lar ideolojik farklarını bir yana bırakıp mutlaka somut projeler  üzerinden işbirliği yapmalı. Birleşmeler veya seçim koalisyonu türünden işbirliği yöntemleri ideoloji, dil ve kadro farklılıkları nedeniyle gerçekçi değil. Ama ortak somut problemler ve projeler (örneğin basın yasası, seçim barajının düşürülmesi  ve BDP’li milletvekillerinin tahliyesi) üzerinden  işbirliği yapılabilir ve yapılmalı.

Böyle bir duruşun ve arayışın ruhu ve enerjisi var, Gezi olaylarında adeta bir çığlık  haline gelmişti. Ama bu enerji somut projeler ve talepler haline gelemedi. Şimdi bunun tam zamanı.

Peki yaşadığımız yıkım sonrası yapıcı yeniden inşanın fikirsel altyapısı nereden gelecek? Türkiye maalesef hayalleri, fikriyatı ve idealleri bölünmüş bir ülke. Ama iyimser olmamız için bir neden var. Daha şeffaf bir kurallar rejiminin gelişmesi için ilk etapta yapılması gerekenler o kadar da Kaf dağının ardında değil. Son yirmi yılda yayınlanmış STK raporlarında, akademik araştırmalarda, AB ilerleme raporlarında ve uluslararası demokrasi kuruluşlarının incelemelerinde mevcut.

Siyasi Partiler Kanunu,  Basın Yasası, Terörle Mücadele Yasası, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Sayıştay Yasası, (polis ve orduyu kapsayan) Güvenlik Sektörü reformu ilk başta akla gelenler. Sahi son demokratikleşme paketindeki başta seçim barajı unutulan vaatlere ne oldu?

Örneğin yargı reformuyla ilgili Tesev Anayasa yazılarının dün yayınlanan Güneş Murat Tezcür’ün kaleme aldığı üçüncüsü şu sonuca varıyor: (Sanılanın aksine) partiler “anayasanın yargıyı ilgilendiren maddeleri üzerinde küçümsenmeyecek mesafe kaydetmişlerdir. AKP’nin başkanlık sisteminden vazgeçmesi karşılığında, diğer partilerin pozisyonlarını AKP’nin tercihleri doğrultusunda yumuşatmaları yargı konusunda partilerin genel hatlarıyla bir mutabakata varmalarını şüphesiz kolaylaştıracaktır.” Muhalefet partileri bu amaç uğrunda AKP’ye baskı yapmak için aynı zamanda BDP’nin ve HDP’nin (adem-i merkeziyetçi tercihleri doğrultusunda) üniter devletle çelişmeyen bazı yumuşamalar yapabilirler. (Yapıcı) siyaset bunu becermenin sanatı değilse başka nedir? Bu CHP ve MHP için BDP’nin peşinden gitmek (veya tam tersi) anlamına gelmiyor. Ortak hedefler ve seçmenlerinin iyiliği için siyaset yapmak ve sonuç almak anlamına geliyor. Sonra herkes kendi kimliği ve ideolojisiyle siyasete devam eder.

Benzer uzlaşma imkanlarının Basın ve Seçim Yasası gibi daha birçok alanda olduğunu düşünüyorum. Örneğin önümüzdeki seçimler 2002’den beri unuttuğumuz demokratik bir uygulamanın, iktidar ve muhalefet parti liderlerinin yeniden televizyonda seçmenlerin önünde karşılıklı tartıştıkları seçim olmalı. Bu yasayla gereklilik haline getirilmeli. Eğer seçmenlerin karşılaştırma ve bilgilenme imkanı ellerinden alınmışsa, medya serbest değilse, Haluk Özdalga’nın dediği gibi “seçimler olsa da demokratik olmaz.”

Bazen yıkım sadece yıkımdır. Bazense yıkım yapıcı ve yaratıcı olur. İkincisini isteyenler taleplerini somutlaştırmak ve yeni kadrolarla yeni bir siyaset biçimi geliştirmek zorunda. Her şeyden önce şeffaf ve saygılı bir devlet ve tarafsız ve adil kurallar rejimi. Sonra bırakalım isteyen o kurallar içinde istediği hayali kursun.

 

Murat Somer – www.t24.com.tr

Gazprom Kuzey Buz Denizinde

Rus petrol devi Gazprom, dün Kuzey Buz Denizi’nde bulunan Prirazlomnaya platformundan ticari amaçlı petrol çıkarma faaliyetlerine başladığını açıkladı.

Gazprom dün yaptığı açıklamada Rusya tarihinde ilk kez Kuzey Kutbu’ndan doğal kaynak çıkarttıklarını belirtti. Gazprom’un Kuzey Kutbu’nda petrol faaliyetlerini başlattığı platform olan Prirazlomnaya, aralarında Gizem Akhan’ın da bulunduğu 28 Greenpeace eylemcisi ve 2 serbest gazetecinin Gazprom’a karşı barışçıl bir protesto yaparken tutuklandıkları petrol platformu. Murmansk’ta Rusya yetkilileri tarafından bekletilen Arctic Sunrise’ın 30 kişilik ekibi Rusya Parlamentosu Duma tarafından genel af ile Çarşamba günü serbest bırakıldı.

Eylül’de Gazprom’a karşı düzenlenen barışçıl eylem sırasında tutuklanan eylemcilerden Gizem Akhan, “Ben genel aftan yararlandım ama Kuzey Kutbu bundan yararlanmadı. Kuzey Kutbu’nu kurtarmak için sürdürdüğümüz savunma hiç olmadığı kadar önemli. Gazprom gibi bencil şirketlere ve Kuzey Kutbu’na karşı adaletsiz davranışa karşı dimdik ayakta durmaya devam etmeliyiz. Kampanyamız devam edecek.” dedi.

Dünyanın en sert iklim koşullarında faaliyet gösteriyorlar

Dondurucu rüzgarlar, korkunç fırtınalar, aylarca süren geceler, yılın üç mevsiminde dev buzullarla kaplı olan alanlar, kasırga kuvvetinde rüzgarlar, Prirazlomnaya platformunun bulunduğu Kuzey Buz Denizi’ni çalışmak için dünyanın en zor alanlarından biri haline getiriyor. Burada yaşanacak bir petrol sızıntısını temizlemek için bir kanıtlanmış yöntem olmamasının yanı sıra en küçük kaza bile Kuzey Kutbu’nun narin ve tanınmayan tabiatı için yıkıcı sonuçlar anlamına gelebilir.

Bu şartlarda faaliyet gösteren Gazprom’un hazırladığı acil durum planı tamamen yetersiz olmakla eleştirilmişti. Prirazlomnaya platformu eski platformların parçalarından oluşturulmakla beraber, Rusya’nın umursamazlığı ile bilinen güvenlik standartlarına uymuyor. Gazprom’un petrol sızıntısına müdahale edeceği ekipman 1000 km uzaklıkta bulunan Murmansk şehrinde.

Shell, kazalar yüzünden Alaska’da faaliyetlerini durdurmuştu

Rusya’nın 21inci yüzyılın doğal kaynak tabanı ilan ettiği Kuzey Kutbu’nun daha fazlasını petrol arama faaliyetlerine açmak için, Gazprom Shell ile keşif anlaşması yaptı . Gazprom anlaşmayı açık deniz sondaj uzmanlığı ve sermaye için yapmasına rağmen, Shell’in Alaska üzerinden Kuzey Kutbu’nda bulunduğu petrol sondaj çalışmalarında yaşanan kazalar ve güvenlik yetersizlikleri Shell’in aktivitelerine geçen yıl ara vermesine sebep oldu . Greenpeace tarafından hazırlanan bir raporda Share Action and Platform kuruluşu bu anlaşmada Gazprom’un şeffaflık, güvenlik ve çevre kayıtlarındaki yetersizlikleri ve skandalları Shell ve yatırımcıları için finansal ve itibar riski anlamına geldiğini belirtti .