Ana Sayfa Blog Sayfa 4094

Herkes giderek inandırıcılığını yitiriyor – Bekir Ağırdır

Ortalık toz duman yine. Son iki haftadır yaşananlar üzerine okumadığınız, dinlemediğiniz bir şey kaldığı sanmıyorum.  Son beş yıldır olduğu gibi aynı siyasiler ve yorumcular aynı biçimde hizalandı. Tek fark beş yıldır aynı argümanları, paragrafları kuranlar yer değiştirdi. Önceden bir tarafın kullandığı dil ve argümanları şimdi öteki taraf kullanıyor, öbür taraf da ötekilerinkileri.

Bu denli aklını ve ruhunu kutuplaşmaya rehnederek konuşanlar şunun farkındalar mı acaba? Herkes giderek inandırıcılığını yitiriyor.

İki tarafta da hiç kimse üç yıl, beş yıl önceki sözlerinden, pozisyonundan özeleştiri yapmadan, karşı tarafın argümanlarını ve sözlerini bugün kullanmaktan en küçük bir rahatsızlık belirtisi göstermiyor. Üstelik bu hükümet döneminin en büyük kazanımı sayılan askeri vesayetin geriletilmesi bile ne yazık ki hükümeti savunma adına söylenenler sayesinde şüpheli ve tartışılır hale geliyor. Bir bakıma yine hükümeti savunma gayretleri sayesinde, hükümetin kendini savunma refleksiyle yaptığı her hamleyle devletçi zihniyet ve politikalarda neredeyse on yıl geriye döndüğümüzü kimse görmüyor.

Son iki haftadır yaşanılanların iki boyutu var: Hukuki ve siyasi. Hükümet birinci günden itibaren, yine her zaman yaptığı gibi, yolsuzluk meselesinin hukuki boyutunu bilerek yok sayıyor ve meseleyi siyasi boyuttan göğüslemeye çalışıyor. Sanki yüzde bilmem kaç oy alınca hukuki sorumlulukları ortadan kalkacakmış gibi.

Son iki yıldır her mesele böyle. Konunun, sorunun içeriği hiç önemli değilmiş gibi davranılıyor, içerik yok sayılıyor. Sorunun içeriğine dair süreçler ve tartışmalar ile siyasi boyut ayrıştırılamayınca da her mesele siyasi kriz haline dönüşüyor.

Denecek ki yolsuzluk bahane, hükümete siyasi saldırı var. Doğru elbette, ama bu kez yolsuzluk gibi haklı ve meşru bir zeminde. Eğer hükümet bu saldırıyı boşa çıkarmak istiyorsa yapılacak şey meselenin hukuki ve siyasi boyutlarını ayrıştırmaktı, içeriği yok saymak, yokmuş gibi davranmak değil.

Ülke seçim rallisine giriyor. Bu üç seçim sonrası ülkeyi yönetecek siyasi kadroların en az yarısı değişecek. Bunlara bağlı olarak yerel ve ulusal bürokrasinin karar verici noktalarında olanların da yarısı değişecek. Seçim süreci boyunca her bir siyasi aktör de şöyle veya böyle değişecek. Bu değişen kadrolar ülkenin gelecek elli yılını belirleyecek kararları verecek kadrolar olacaklar. Çünkü dünyanın, Orta Doğu’nun dinamikleri de ülkenin iç dinamikleri de var olan devlet ve yönetim yapısının sürdürülemezliğini dayatıyor.  Yenilenmiş siyasi kadrolar ve aktörler ya değişimi yönetecek ya da ülke yeni küresel dengeler içinde sıradan bir ülke ve belki de “Avrupa’nın taşrası” olarak kalacak.

Bu seçim rallisi bir bakıma nihai siyasi hesaplaşma. Böylesi bir döneme girilirken her bir iç ve dış aktörün dinamikleri ve süreci etkileyecek girişimlerde bulunmaması düşünülemezdi. Sorun aktörlerin ne yaptığı ya da yapmak istediğinde değil, yönetme erki olanların sorunları ve süreci nasıl yönettiğinde.

Bu gerilimin içinde iki tarafta da kimse kendi ütopyasını anlatmak derdinde değil. Tabi eğer varsa. Gerilimin tarafları aktörler üzerinden pozisyon alıyorlar. O nedenle kimse mesele üzerinden, bu sürecin sonundaki ülke hayalinden beslenerek konuşmuyor. Birbirlerini ve hatta kendilerini koşulsuz desteklemeyenleri de şeytanlaştırmanın dışında bir hedef yok. Ya da varsa bile biz bilmiyoruz.

Demokratikleşmeyi savunduğunu söyleyenlerin bile tek adamlığı ve merkeziyetçiliği savunur hale geldiği, kuvvetler ayrılığı gibi evrensel bir ilkenin bile 2013 Türkiye’sinde yeniden konuşulur hale geldiği günlerden geçiyoruz.

Sürekli olarak her meselede aynı seçime, aynı sınava zorlanıyoruz, sivil siyaset için sivil siyasetçilerin de keyfiliğine razı olmak ya da Kürt meselesinde açılım süreci uğruna yolsuzluklara da razı olmak. Şeffaflığı, hesap verebilirliği, denge denetleme mekanizmalarını ve sivil siyaseti bir arada yaşatamayacakmışız gibi düşünmemiz isteniyor.

Yolsuzluğa da vesayete de sıfır tolerans diyemiyoruz. Böylesi siyasi saldırıları önlemenin yolu sonuna kadar şeffaflıktır, hesap verebilirliktir diyemiyoruz. Ekonomik istikrarı sağlamanın ve oyunları boşa çıkarmanın yolu özgürlükleri artırmaktır diyemiyoruz. Aksine merkeziyetçiliği, keyfiliği, yasakları demokrasiyi korumak adına savunmaya kalkıyoruz.

Anlaşılan o ki bu gerilimli süreç en azından yerel seçimlere kadar sürecek. Hükümetin öfkelenerek hata yapmaya açık olduğu görüldükçe belki saldırılar daha da yoğunlaşacak. Yerel seçimlerdeki sonuca göre taraflar pozisyon ve tutumlarını bir kez daha gözden geçirecekler.

Bu yerel seçimler süresinde her bir partinin Türkiyelileşirken yerelleşmeyi nasıl başaracağını izlemeyi ve her zeminde, her fırsatta yeni anayasayı tartışmayı beklerken biz alfabenin başına döndük. Hala sivil siyasete güvenin, vatandaşa güvenin sorgulandığı veya her fırsatta yok sayıldığı noktadan bir adım öteye gidememişiz meğer.

Sıkça söylediğim gibi mehteran yürüyüşünün bu toprakların icadı olmasının bir nedeni olsa gerek!

Bekir Ağırdır -www.t24.com.tr

Sizin Seçtikleriniz: 2013’ün Enleri!

20132013 hareketli ve kıpır kıpır geçti. Mutlu olduğumuz, mutsuz olduğumuz, direndiğimiz, umudumuzu kaybettiğimiz an ve anları hep beraber yaşadık. Bir çok ilke ev sahipliği yaptı 2013. Bir çok “en” de oldu.

Biz de anket yaptık. Sizlerin “en”lerini toparladık. 9 soru sorduk;  cevaplarınızı derledik.

212 anket okuyucumuz, zaman yaratıp bizimle fikirlerini paylaşmış. Mouse’larına sağlık.

İşte hareketli geçen 2013’ün size göre enleri :

Kızlı-erkekli kalmak suç değilmiş!!

301220131916111793471_2Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları üzerine, Cumhuriyet Savcılığı’na “Biz de kızlı- erkekli aynı evde kalıyoruz” diyerek kendileri hakkında suç duyurusunda bulunan Gamze Selçuk ve Ali Haydar Temel’in başvurusuna, “Kovuşturmaya yer yoktur” yanıtı geldi.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fükültesi Felsefe Bölümü öğrencisi Gamze Selçuk ile aynı üniversitede Tıp Fakültesi Uzmanlık öğrencisi Ali Haydar Temel, geçen ay ülke gündemine Başbakan Erdoğan’ın açıkmalarındın ardından yerleşen ‘üniversiteli kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalması’ tartışması üzerine geçen 12 Kasım’da İzmir Adliyesi’ne gitmişti. İki üniversite öğrencisi, “Aynı öğrenci evinde yaşayan iki genç olarak, siyasi iktidar ve kamu görevlilerinin kızlı erkekli aynı evde kalmayı suç olarak nitelendiren açıklamaları karşısında, eğer ortada bir suç varsa, bu suçu halen işleyenler olarak kendimizi ihbar ediyoruz” diye Cumhiriyet Savcılığı’na dilekçe verdi. Gençlerin Avukatı Özlem Öngörü de “Bu ihbarları ile verilecek hukuksal sonucu ben de merak ediyorum. Hukukçu olarak biz de aydınlanacağız” dedi.

Ali Haydar Temel ve Gamze Selçuk’un dilekçelerini inceleyen Cumhuriyet Savcısı Özlem Eğridere, kızlı, erkekli aynı evde yaşamanın, Anayasa ve TCK’ya göre suç teşkil etmediğini belirtip, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Eğridere, kararında ‘özel hayatın gizliliği, Anayasa’nın 20. Maddesine göre koruma altında bulunduğunu’ da vurguladı.

Avukat Özlem Öngören, kızlı erkekli birlikte yaşamanın suç olmadığını, yargının verdiği ‘kovuşturmaya yer yoktur’ kararıyla tescillendiğini söyledi.

(Ajanslar)

Banknotun kıblesi – Yıldırım Türker

Yildirim_TURKERZaman Gazetesi geçenlerde bir finans kuruluşunun kredi kartını iftiharla tanıtıyordu. İlan değil. Gönüllü reklamla.

“Haremeyn Şua Kart”, kıbleyi gösteren ilk kredi kartıymış.

Son olmayacağı kesin.

Şimdilerde demokrasi mücahidi olarak bayrak yükselten Zaman Gazetesi daha iki yıl önce mücahit makamından yayın yaparken, Fethullah Gülen’in Herkul.org’da yayımlanan sohbetini “Kürt meselesi hakkında önemli tespitlerde bulundu” diye muştulamıştı. Beddualar sultanı Gülen Efendi her zamanki muhteşem diliyle pek yumuşak başlayıp şöyle yuvarlıyordu son incilerini: “‘Hakkı kötek olanlar’ istisna edilirse, o toplumun yüzde doksan beşi şefkatle ve re’fetle kucaklanmalı, onlara karşı mülayemetle hareket edilmelidir.” Hocaefendi hakkı kötek olan % 5’i saptamıştı besbelli. “Herkes bu meselenin halli için duanın gücüne de sığınmalı; her fırsatta gönüllerini Yüce Dergâh’a açıp ‘Allah’ım, birliğimizi sağla, aramızı te’lif buyur, bizi vifak ve ittifaka muvaffak kıl. Hidayet ve ıslahını murat buyurduğun insanları ıslah eyle, kalb ve kafalarına salah ver. Şayet düşmanlık yapanlar arasında ıslahını murat buyurmadığın ve kendileri hesabına ıslah istemeyen kimseler varsa, onların altlarını üstlerine getir, birliklerini boz, evlerine ateş sal, köklerini kurut ve işlerini bitir’ diye niyaz etmelidir.”

Bundan başka, “30 yıldır dağdaki bir avuç şakinin hakkından gelemiyorsun” gibi derin saptamalarından da mahrum bırakmıyordu inananlarını. PKK de yandaşlarıyla o % 5’i oluşturan ‘bir avuç şaki’ idi, ona kalırsa.

O zamanlar yazmışım: ‘İnsanların tıyneti savaş ve afet zamanlarında ortaya çıkar. Ilımlı bildiğimiz Cumhurbaşkanı’nın cuş ü huruşa kapılıp intikam yemini haykırdığı bir ülkenin evlatlarıyız. Şimdi zatıâlilerinden rica etsem de gelip evimin karşı duvarındaki nevzuhur ‘Kürtlere Ölüm’ yazısını siliverse. Çünkü gerek dinbilimci Başbakan, gerek Cumhurbaşkanı ve cemaatleri Fethullah Bey’in de destekleriyle vahşi, bedduacı bir savaş dilini bayrak etmiş durumda. Resmi ağızlardan ırkçılığın en yüzsüz örnekleri dökülüyor. Bu dil, Van’daki depremzedelere yardım diye taş-sopa gönderen, onların yaşadıklarını kutlayıp oh çeken, mahallemin duvarına ‘Kürtlere Ölüm’ yazanları besliyor. Utanmaz medyanın katkılarıyla. Herkes şu aralar oturup iyice bir düşünmeli. Bu da geçer ya hu! Ama ileride birbirimizin yüzüne nasıl bakacağız? Çocuklarımız birbirlerine nasıl hitap edecekler?

Şimdi bu vahşi koalisyonun çatırtılarına tanık oluyoruz.

Her suskunluklarında birbirlerine ölümcül vuruşu indirmek için  gerildiklerini biliyoruz.

Orta yere çıkıp tartışırken, taptıkları devletin nasıl çökmüş olduğundan geçtim elden ele geçen milyonlarca dolardan hiç söz etmeyip, ‘ama önce o yaptı’ düzeyinde bağrışarak aralarındaki kavgada haklı çıkma kaygısındalar. Bütün tv kanallarında nizami (iki ordan iki burdan) toplanıp, bizi zoraki hakem kılma peşindeler. Dünya algıları tamir edilemez derecede çarpılmış. Dünyalarının yegane düalitesi bu olmuş. Kendi aralarındaki müslümanlık yarışı üstüne kurulu sanıyorlar bütün sorunların çözümünü. Cemaat ile AKP çatışması söz konusuysa milyarlık rüşvetler de, bu çatışmaya kurban edilen onca yargızede de teferruat oluyor.

Birbirlerini kutsal metinlere göndermelerle tembih ediyor; hadislerle tehdit edip dualarla yolculuyorlar.

Gelinen noktada, “Pekiyi Polisin Gezi saldırısından hangi taraf sorumluydu?”, “KCK tutuklamaları hangi tarafın marifetiydi?” ve benzeri sorular sorulmaya başladı.

Bu sorular berbat bir oyunun tezgahıdır. Bizi, ille de Cemaat ve AKP arasında bir seçime kilitlemeye çalışıyorlar.

Oysa iki taraf da birbirinin onayıyla kendine alan açmış, birbirinin sırtını sıvazlamış, birbirini kayırmış.

İki tarafın da birbirinden farkı yok. Aynı şeye gülüp aynı şeye ağlıyorlar. Taptıkları tanrı aynı. İbadetlerini Kredi kartlarının kıblesine ayarlamışlar. Banknotun gücüne inanıyorlar.

Ne adalet duygusu ne imanın gücü; bölüşemedikleri rant, onları birbirinden soğutan.

Her iki taraf da Gezi’den ve temsil ettiklerinden, Kürt siyasi gücünden, emekçiden, gençlikten, özgürlükten nefret ediyor.

Her zamankinden çok gücümüze inanmalıyız. Bu kıblesi mundarların nefret ettikleri olarak bir arada, birbirimize sıkı sıkıya sarılarak durmak zorundayız.

Yıldırım Türker- Özgür Gündem

Savcı Akkaş’tan ikinci açıklama

119415_muammer-akkas_1Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş ikinci kez yazılı açıklama yaptı. Akkaş, Çağlayan Adliyesi’nin önünde gazetecilere dağıttığı yazılı açıklama için, “Açıklamamda, yürüttüğüm soruşturma hakkında hiçbir kişi ya da kurumu hedef almadan soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyecek şekilde durumu kamuoyunun bilgisine arz etmiştim” dedi.
Türkiye’yi sarsan “rüşvet ve yolsuzluk” operasyonunun aralarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ve iş adamlarının da olduğu 2. dalga operasyonu yürütürken dosyadan el çektirilen TMK Savcısı Muammer Akkaş ikinci kez açıklama yaptı.

Akkaş, bir savcılık görevlisi tarafından basın mensuplarına ulaştırılan bir sayfalık yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “TMK’nın 10. maddesi ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğinde görevli bir Cumhuriyet Savcısı olarak çıkar amaçlı suç örgütü kapsamında ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet, nufüs ticareti, sahtecilik, tehdit, 2863 sayılı yasaya muhalefet gibi suçlara ilişkin yürütmekte olduğum soruşturmada alınan mahkeme kararları kolluk tarafından uygulanmamış ve soruşturmaya devam etmem engellenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bir çok kararında vurgulandığı üzere, demokratik toplum olmazları arasında yer alan ven bu yönüyle kamu bekçiliği görevi yürütülen basın aracılığıyla 26 Aralık 2013 tarihinde yaptığım basın açıklamasında yürüttüğüm soruşturma hakkında hiçbir kişi ya da kurumu hedef almadan soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeyecek şekilde durumu kamuoyunun bilgisine arz etmiştim”

SALDIRILARA CEVAP VERMEK ZORUNDA BIRAKILDIM

“Bu açıklamamdan sonra hakkımda farklı makamlar ve kişiler tarafından başlatılan ve adeta bir linç kampanyasına dönüştürülen ve kullanılan ifadeler nedeniyle ikinci kez bir açıklama yapmam zorunluluğu doğmuştur. Anayasamızda da belirtildiği üzere devletimizin 3 temel erkinden olan yargının bir mensubu ve bu kapsamda bir kamu görevlisi olarak tarafıma yöneltilen hakaret ve iftiralara cevap verme imkanım bulunmamaktadır. Bu güne kadar yargıyı temsil makamlarından yargısal fonksiyonları savunan bir açıklamanın gelmemesi nedeniyle, kanunların bana verdiği yetkiler çerçevesinde mesleğimi tüm engellemelere ve baskılara karşı icra etmeye çalışmama rağmen maruz kaldığım ve dozu hergeçen gün artan bu saldırılara cevap vermek zorunda bırakıldım”

BİLGİ VEYA BELGE SIZDIRMADIM

Yürütülen soruşturmalar kapsamında farklı makamlardaki temsilcilerin ve köşe yazarlarının hakkımda yapmış olduğu hakaret iftira boyutunu da aşarak linç kampanyasına dönüşen suçlamaların hiçbirisini kabul etmiyorum. Bu konuda gerek cezai gerekse hukuki yollara başvurma hakkımı saklı turarak durumu kamuoyuna arz ediyorum. Esasen bir kamu görevlisi olan şahsıma yapmış olduğum görevden dolayı işlenen bu suçların şikayete tabi olmaksızın resen takibi gerektiğini de ilgili makamlara bu vesile ile hatırlatıyorum. Meslek hayatım boyunca şerefim ve namusumla yerine getirmeye özen gösterdiğim Cumhuriyet Savcılığı görevini büyük bir özveri içinde ve tarafsız olarak yürüttüğüm herkes tarafından yakinen bilinmektedir. Bugüne kadar yürüttüğüm hiçbir soruşturma hakkında yetkili olmayan kişilere bilgi veya belge sızdırmadım. Önceki basın açıklamamda da soruşturmanın içeriği hakkında herhangi bir bilgiyi deşifre etmedim.

GİZLİLİĞİNİN İHLAL EDİLMESİNİN SORUMLULARI MAHKEME KARARLARINI İCRA ETEMEYENLERİN İÇİNDE ARANMALIDIR

Soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesinin sorumluları mahkeme kararlarını icra etemeyenlerin içinde aranmalıdır. Diğer taraftan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen bir diğer soruşturma kapsamında şüpheli olarak gözaltına alınan ve hakkındaki suç şüphesi kuvvetli bulunarak ceza muhakemesi kanununun 100. maddesi uyarınca tutuklanmalarına karar verilen bir kısım şüphelilere evrensel bir ilke olan masumiyet karinesi üzerinden sahip çıkılırken şahsıma yönelik hiçbir dayanağı olmayan ağır ithamların sürdürülmesi de dikkat çekicidir. Bugün halen mahkeme tarafından dosyadaki dellillere dayanılarak verilen arama ve gözaltına alma kararlarının infaz edilmemeye devam edildiğini buna dayalı olarak delillerin karartıldığını ve bazı şüphelilerin kaçmış olabileceğini, adına yargı görevini icra ettiğimiz milletimin yanılmaz vicdanına sunuyorum. Kamuoyunun takdirlerine saygıyla arz olunur”

Babek Zencani gözaltına alındı

0

131230_babek.hlargeRüşvet ve yolsuzluk operasyonunun kilit isimlerinden Reza Zerrab’ın arkasındaki isim olduğu iddia edilen İranlı işadamı Babek Zencani’nin gözaltına alındığı kaydedildi.

İşadamı Babek Zencani’nin İran’da gözaltına alındığı bildirildi. Zencani’nin rüşvet yolsuzluk operasyonunun kilit isimlerinden Reza Zerrab’ın ortağı olduğu iddia edilmişti.

İran Yargı Sözcüsü Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, hakkında yolsuzluk suçlamaları bulunan iş adamı Babek Zencani’nin gözaltına alındığı duyurdu. Ejei, Fars haber ajansına yaptığı açıklamada “Son haftalarda hakkında yapılan yolsuzluk şikayetleri üzerine Babek Zencani gözaltına alınmıştır” dedi.

Geçen hafta İran parlamentosundan 12 milletvekili, ülkenin yasama, yürütme ve yargı başkanlarına gönderdikleri mektupla Zencani hakkında yolsuzluk soruşturması açılması talebinde bulunmuştu.

Zencani’nin, halihazırda mal varlığı soruşturması, petrol satışından elde ettiği gelirler ve İran Zemin adındaki büyük alışveriş merkezi inşası ile ilgili birçok dosyasının incelemeleri devam ediyor. Sorinet Holding’in sahibi ve başkanı olan İranlı işadamı Babek Zencani’nin adı, ABD ve AB’nin İran’a yönelik uyguladığı petrol yaptırımlarını deldiği gerekçesi ile kara listeye alınmıştı. Zencani’nin, İran’ın petrol satışlarından elde edilen geliri altın olarak ülkeye soktuğu iddia ediliyor.

(Ajanslar)

Sabancı: Yolsuzluk operasyonu gelişmelerini endişeyle izliyoruz

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, 2013 yılının hem dünyada hem Türkiye’de ciddi sorunlarla karşı karşıya gelinen “zor bir yıl” olduğunu belirtti

Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, yayımladığı yeni yıl mesajında, rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili gelişmeleri endişeyle izlediklerini belirtti.

-g__ler_sabanc___551236985Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, 2013 değerlendirmeleri ve 2014 beklentilerine yer verdiği yeni yıl mesajını paylaştı.

2013 yılının hem dünyada hem Türkiye’de ciddi sorunlarla karşı karşıya gelinen “zor bir yıl” olduğunu belirten Sabancı, “Son günlerde gündeme gelen yolsuzluk ve rüşvet iddiaları ve bu iddialar sonucunda ortaya çıkan gelişmeleri endişe ile izliyoruz” dedi.

“Bu gelişmelerden Türkiye’nin olumsuz etkileneceği kaygısını taşıyoruz” ifadesini kullanan Sabancı, “Bununla birlikte Türkiye’nin bu sorunlardan demokrasisini güçlendirerek çıkacağına inanıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

 17 Aralık’ta başlatılan operasyon sonrası izlenen süreçle ilgili olarak, “Yargının bağımsızlığına ve şeffaflığına özen gösterilmesini ve yargılamanın hukukun üstünlüğüne olan güvenimizi destekleyecek şekilde gerçekleşmesini bekliyoruz” dedi.

“Demokrasilerde bazı zor anları ve çıkmazları aşmanın yolu, özgürlük ve güvenlik içinde yapılan seçimlerdir” diyen Sabancı, “Ülkemiz için 2014’ün, yapılacak seçimlerin katkısıyla, istikrar ve toplumsal barışa ulaşacağımız bir geçiş yılı olmasını diliyorum” ifadesini kullandı.

Son günlerde canlanmaya başlayan Türkiye’nin AB’ye tam üyeliği için gerekli çalışmaların yapılmasını çok önemsediklerini kaydeden Sabancı, “Çünkü ülkemizin evrensel değerlerle gelişmiş demokrasiyi hakettiğine inanıyoruz” dedi.

Sabancı buna ek olarak, “Toplumsal barış ve hoşgörünün sağlayacağı güven ortamının, Türkiye’nin iç tasarruf oranını artıracağı, yatırımlarımızı güçlendireceği, milli gelir ve istihdamda büyümenin aşırı bir cari açık oluşmadan hızlanmasını sağlayacağı kanaatindeyiz” ifadesini kullandı.

(t24)

6 il elektriksiz kalacak

elektrikDicle Elektrik Perakende Satış Anonim Şirketi (DEPSAŞ) bölge genelinde borcunu ödemeyen 217 bin abonenin elektriğini kesecek.

DEDAŞ’tan yapılan açıklamada, yüz binlerce aboneye mektup ve SMS ile ulaşan DEPSAŞ’ın 6 aylık sürede uyguladığı faiz affı kampanyasını 31 Aralık 2013’te bir daha yenilenmemek üzere sona erdireceği, bu kapsamda borcunu ödemeyen Diyarbakır , Şanlıurfa, Batman, Mardin, Şırnak ve Siirt’te 217 bin abonenin elektriğinin kesileceği belirtildi.

Yeni yıl ile borcunu ödememekte direnen ve kayıt dışı elektrik kullananlara karşı tavizsiz bir mücadele başlatılacağı kaydedilen açıklamada şöyle denildi:

“Geçmiş dönemlerde yeterli ve sıkı denetim uygulanmaması nedeniyle özellikle bölge illerinde yaşanan kayıt dışı elektrik kullanımı ve borcunu ödememe alışkanlığının, özelleştirme sonrası değişmesinin sağlanabilmesi için başlatılan çalışmalar sürüyor. Dicle Elektrik bölgesinde bu sebeplerden dolayı elektrik enerjisi kesilen abonelerin, borcunu ödemeden mühürleri kırarak enerji almaya devam etme alışkanlığı dikkat çekici boyutlarda. Bu durum abonelerin ve yasal olmayan biçimde sayaca müdahalede bulunanların can güvenliğini tehlikeye sokuyor. Bunun yanı sıra, ceza kanunlarında suç olarak tanımlanan bu müdahale nedeniyle aboneler, kayıt dışı yani kaçak yollarla elektrik enerjisi kullanmaktan ötürü ‘karşılıksız yararlanma’ suçunu işlemekten hapis cezası dahi alabiliyor. Söz konusu aboneler bunun yanısıra parasal müeyyideler ve kamusal haklardan men ile sonuçlanan cezalarla da karşı karşıya kalabiliyor.”

Dicle Elektrik’in özelleştirme öncesi yeterince uygulanmayan bu müeyyidelerin uygulanması için süreci tavizsiz biçimde işletme kararı aldığı, bunun için de hukuk büroları ve avukatlarla kapsamlı anlaşmalar imzaladığı kaydedildi.

Bu doğrultuda aralarında belediyeler, köy içme suları, resmi ve kamu kurumları, şirketler, ticarethane ve meskenlerin bulunduğu abonelerin enerji kesintisinin kış ortasında mağduriyetlere yol açmaması için herkesin yükümlülüklerini yerine getirmesi uyarısında bulunulan açıklamada şöyle denildi:

“DEPSAŞ, borcunu ödememekte direnen ve kayıt dışı elektrik enerjisi kullanma alışkanlığından vazgeçmeyen abonelere yönelik olarak bölge genelinde başlatacağı enerji kesme uygulamasına 1 Ocak’tan itibaren başlayacak. Bu uygulama, borcunu düzenli ödeyen abonelere kaliteli ve kesintisiz enerji sağlamayı da amaçlıyor. Kısa sürede tamamlanması beklenen borçlu 217 bin abonenin elektriğini kesme işlemini Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş (DEDAŞ) ekipleri gerçekleştirecek.”

Utku Kalı’nın duruşmaları takip etme zorunluluğu da kaldırıldı

8785_coverHatay’ın Reyhanlı ilçesinde 52 kişinin ölümü ile sonuçlanan bombalı saldırı ile ilgili gizli belgeleri sızdırmakla suçlanan 26 yaşındaki er Utku Kalı, Samsun 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 3’üncü kez hakim karşısına çıktı. Dava ertelenirken, mahkeme heyeti tutuksuz yargılanan Utku Kalı’nın da duruşmalardan vareste tutulmasına karar verdi. 

Reyhanlı’da 11 Mayıs 2013 tarihinde düzenlenen, 52 kişinin ölümüne neden olan patlamayla ilgili üzerinde ‘Gizli’ ibaresi bulunan 4 belgeyi dışarı sızdıran ve internette yayınlanmasına neden olduğu gerekçesiyle tutuklanan jandarma er Utku Kalı, özel yetkili Samsun 3’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamalar sırasında geçen ay yapılan ikinci duruşmada tahliye edildi. Bugün tutuksuz olarak yeniden hakim karşısına çıkan Kalı, savunmalarına ekleyeceği bir şey olmadığını söyledi. Kalı’nın avukatları, sanığın vatani görevinin 1 Ocak’ta sona ereceğini, tedavi olacağını belirterek duruşmalardan vareste tutulmasını istedi. Avukatlar, 2 polis ve 1 öğretmen tarafından hazırlanan 37 sayfalık bilirkişi raporunu incelemediklerini de belirtti. Utku Kalı’nın avukatı olan ablası Ceren Kalı, dava konusu belgelerin İçişleri Bakanlığı ile ilgili olduğunu söyleyerek, şöyle dedi:

“Raporu hazırlayan 2 polis memuru da İçişleri Bakanlığı’na bağlıdır. Bu yüzden tarafsız olacaklarını düşünmüyoruz. Bilişim hukukçusu, akademisyen ve bir bilişim uzmanından oluşacak bilirkişiler tarafından yeniden rapor düzenlenmesini talep ediyoruz. Utku’nun 1 Ocakta askerliği bitecek ve tedavisi yapılacak. Bu nedenle duruşmalardan da vareste tutulmasını talep ediyoruz.”

Toplam 37 sayfadan oluşan bilirkişi raporunda ise, dava konusu 4 belgenin sanığa ait telefonda 1’den fazla yerde depolandığı, ayrıca belgelerin sanığa ait e-mail adresinden yine kendisine ait başka bir e-mail adresine gönderildiği, 21 Mayıs 2013 tarihinde Utku Kalı ile belgeleri gönderdiği iddia edilen Erman P. arasında belgelerle ilgili görüşmeler yapıldığı ve belgeleri gönderdiğinin tespit edildiği belirtildi.

JANDARMA ‘BELGELER GİZLİDİR’ DEDİ

İkinci duruşmada İçişleri Bakanlığı’na dava konusu olan belgelerin gizli olup- olmadığının sorulması üzerine, bakanlık mahkemenin yazısını Jandarma Genel Komutanlığı’na gönderdi. Jandarma Genel Komutanlığı’ndan mahkemeye gönderilen yazı da ise her bir belgenin gizli olduğunu belirttiği ortaya çıktı.

Mahkeme heyeti, sanığın avukatlarının yeniden bilirkişi raporu alınması yolundaki istemini kabul etmedi. Ancak heyet, Genelkurmay Başkanlığına yazı yazarak, belgelerin devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken belgeler olup olmadığını, gizlilik kararına dayanak olan kanun, tüzük, yönetmelik, genelge gibi düzenleyeci işlemlerin gösterilmesini, belgelerin gizlilik derecelerinin ne olduğunun belirtilmesini istedi. Mahkeme heyeti, Utku Kalı’nın duruşmalardan vareste tutulmasına karar verip gelmeyen tanıkların dinlenmesi ve eksik belgelerin tamamlanması için duruşmayı 3 Mart’a erteledi.

Belgelerin gönderildiği Erman P.’nin ise, İstanbul ‘da tutuksuz yargılandığı belirtildi.

(Ajanslar)

İklim açısından 2013 değerlendirmesi

Eminim bunu ilk olarak benden duymuyorsunuz: Bu yıl da dünyanın iklim dengesi bozulmaya devam etti ve yakın gelecekte de bir düzelme olacak gibi durmuyor. Bu yılın sonunda ana başlıklarla bir değerlendirme yapacak olursak:

  • Ölçüm yapılan tarihte, ilk defa atmosferdeki karbondioksit seviyesi milyonda 400 parçacığı (400 ppm) aştı. Dünyada günlük insan etkilerinden en uzak noktalardan birinde, Hawaii’deki bir volkanın tepesinde yer alan Mauna Loa gözlemevinde 1958 yılından bu yana her gün atmosferdeki karbondioksit seviyesi ölçülüyor. 1958 yılında 315ppm olan karbondioksit seviyesi bu yıl Mayıs ayında milyonda 400 parçacığı ilk defa aştı. Atmosferde bu kadar karbondioksit en son bundan 15 milyon yıl önce vardı ve o zamanlar dünyanın ortalama sıcaklığı şimdikinden 4 derece daha fazlaydı, deniz seviyesi ise şimdikinden 30 metre daha yüksekti. Bir de bu karbondioksit miktarının yıldan yıla artıp azaldığı düşünülmesin, atmosferdeki karbondioksit her yıl 2-3 ppm artıyor, hiç durmadan.
  • İklim değişikliğinin bilimsel bulgularının yorumlanması konusunda dünyadaki en yetkin kuruluş Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’dir. IPCC her 6-7 yılda bir iklim değişikliği konusunda eldeki bilimsel verilerle ilgili ayrıntılı raporlar yayınlar. Bu yılın Eylül ayında yayınlanan rapor, iklim değişikliğine insanların neden olduğunu neredeyse kesin bir biçimde ortaya koydu. Ayrıca, bu rapora göre yaşadığımız son otuz yıl ortalama sıcaklıkları bilebildiğimiz son 1400 yıl içerisindeki en sıcak dönem oldu. Yaşadığımız her on yıl, bir önceki on yıldan daha sıcak olacak. Ülkemiz 2100 yılında bugünkünden 4 derece daha sıcak olacak.
  • Bu sıcaklık artışı bizim kadar doğadaki canlılar açısından da ciddi tehlikeler içeriyor. IPCC raporu dünyanın 3.50C ısınması halinde dünyadaki canlı türlerinin %40 ila %70’inin yok olma tehdidi ile karşı karşıya olduğunu söylüyor. Normalde kışın soğukta larvaları ölen çam zararlıları sıcaklıkların artması ile birlikte yayılmalarını sürdürüyorlar. Her geçen sene kuzey ormanları bu zararlıların istilasına uğruyor, 2013 de bir istisna olmadı. Atmosferdeki karbondioksidin denizde çözünmesiyle denizler daha asidik olduğu için okyanuslardaki canlı dengesi de daha da bozuldu. Akdeniz’de yosun ve denizanası miktarı diğer canlıların varlığını tehdit edecek boyuta ulaştı. Amazon’da orman alanlarının kaybı bir yıl önceye oranla %28 arttı. Aşırı avlanmadan dolayı bir yandan balık miktarı ciddi biçimde azalırken diğer yandan buna bağlı olarak balık fiyatlarında artış görüldü.
  • Kasım 2013, tarihte (ölçülen) en sıcak Kasım ayı oldu. Şubat ayında Avustralya yazı yaşarken sıcaklıklar 54 dereceyi buldu, 2013 yazında Şanghay’da sıcaklıklar dört gün üst üste bir önceki sıcaklık rekorundan daha yüksekti. Dünyanın her köşesinden sıcaklık rekorları bildirildi. Bu rekor sıcaklıklarla birlikte Kuzey Yarım Kürede ABD’de, Güney Yarım Kürede ise Avustralya’da geniş alanlarda orman yangınları görüldü. Normalde çalı yangınlarının çok yadırganmadığı Avustralya’da yangın sezonu tam bir ay erken başladı.
  • Etkileri bize ulaşmasa da ABD’nin batı bölgelerindeki kuraklık on üçüncü senesini de doldurdu. San Fransisco ve Los Angeles gibi şehirler artık ciddi su sıkıntısı çeken bölgeler halini aldı. Ülkemizde ise İstanbul son beş yılın en kurak senesini geçirdi. Aralık ayı sonu itibariyle İstanbul’u besleyen barajlardaki doluluk oranı %37 civarına indi. 2009 yılında bu oran %92 idi. Bu bize gelecek yaz nasıl kesintiler olacağını anlatmaya yeter sanırım.
  • Doğal gazın ülkemize girmesiyle azalan hava kirliliği, bol bol dağıtılan kömürle birlikte özellikle kış aylarında önemli oranda arttı. Ancak Çin bu alanda birinciliği kimseye kaptırmadı. Enerji üretimi büyük miktarda kömür tüketimine dayanan Çin’deki büyük şehirlerde hava kirliliği, Dünya Sağlık Örgütü’nün “zehirli” olarak kabul ettiği oranın bile üç kat üstüne çıktı.

Ancak tüm bunların ötesinde bizi endişelendirmesi gereken ana konu genelde insanların özelde ise politikacıların tutumları oldu. Ülkemiz gündemi bir hayli yoğun olduğu ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın çevreden başka ilgilenmesi gereken epey konu olduğundan ülkemiz, üzerinde fazla kafa yormadan iklimi ve çevreyi kirletmeye devam etti. Dünyada ise farklı bir oyun oynanıyor. Kyoto Protokolü’ne taraf olan Kanada, bu protokol yükümlülüklerini yerine getirmeyeceğini açıklamakla kalmadı, aynı zamanda Alberta’da bulunan katran kumullarından petrol üreterek zaten kirli olan petrolün de en kirli üretim metodunu uygulamış oldu. Haziran ayında iklim değişikliği ile savaşacağını açıklayan Amerikan Başkanı Obama bu konuda yeterli adımları atmayı bir kenara bırakın “fracking” denen kayaları parçalayarak içindeki doğal gazı çıkartma yöntemlerine kapıyı ardına kadar açtı. Senenin son ayında da bununla da kalmayarak Kanadalıların katran kumullarından elde ettiği petrolü Amerika’ya taşıyacak olan petrol boru hattının yapımına, tüm çevre örgütlerinin karşı çıkmasına rağmen onay verdi.

Her yaz gittikçe artan çalı yangınları ile boğuşan Avustralya yeni bir başbakan seçti, ancak bu başbakanın ilk eylemi İklim Komisyonu’nu kapatıp karbon vergisini kaldırma çalışmalarına başlamak oldu. Depremden dolayı nükleer santrallerini kapatmak zorunda kalan Japonya ise artık karbon salımlarını azaltma konusuna önem vermeyeceğini açıkladı.

Politikacıların tüm bu duyarsızlıkları içerisinde dünya, iklim felaketleri ile savaştı bir yıl boyunca. Filipinleri vuran Haiyan Tayfunu’nun hemen ertesinde yapılan BM İklim Zirvesi ise iki haftalık görüşmelerin ardından bir kez daha, ciddi bir sonuca varılamadan kapandı. 2014 yılında iklim ve çevreye daha duyarlı bir dünyada yaşamayı ummaktan başka çözüm kalmadı artık.

 

Prof. Dr. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Mercator/İstanbul Politikalar Merkezi Araştırmacısı