Ana Sayfa Blog Sayfa 4095

2013′ ün en mutlu çevre hikayeleri

Rhett A. Butler ve Jeremy Hance tarafından Mongabay.com iç.in yapılan “2013’ün en mutlu çevre hikayeleri” derlemesini Yeşil Gazete ekibinden Zeliha Yıldırım ve Gizem Hasırcıoğlu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

***

1. Çin kirlilikle mücadeleye başladı, karbon emisyonları azalıyor:

Çin’in çevre krizi kötüleşirken, hükümet rekor seviyedeki kirliliği engellemek ve sera emisyonlarını azaltmak için bir dizi yeni girişim başlatacağını açıkladı. Dünyanın en büyük kömür tüketicisi, Çin’in büyüyen emisyonları nihayet yavaşlıyor ve bazı uzmanlar ülkenin emisyonlarının on yıl içinde zirveye ulaşacağına inanıyor. Çin’ in emisyonlarının düşmeye başlaması dünyanın emisyonlarının da düşmesi demek.

2. Sıfır ormansızlaştırma anlaşmaları:

Asya’daki iki büyük emtia üreticisi sıfır ormansızlaştırma antlaşmalarını açıkladı. Çevreciler tarafından tahrip edici orman uygulamaları nedeni ile kınanan kağıt üretici devi Asya Selüloz & Kağıt(APP) ve dünya palmiye yağı üretiminin yüzde 45’ini sağlayan Singapur merkezli tarım devi Wilmar, ormanları, turbalıkları ve koruma değeri yüksek olan habitatları işlemeyi ilerleme politikalarından çıkarmayı taahhüt etti. Bu hamle, büyük emtia üreticileri arasında sosyal ve çevresel güvenlik önlemlerinin alınması yönündeki değişimin parçasıdır. Aktivistlerin yaptığı kampanyalar bu geçişi hızlandırdı.

3. REDD+ onaylandı:

Osa yağmur ormanları. Fotoğraf: Rhett A. Butler
Osa yağmur ormanları. Fotoğraf: Rhett A. Butler

Varşova iklim görüşmelerinde müzakereciler tropikal ülkelere ormanlarını korumaları amacıyla hazırlanan “Ormansızlaşma ve Orman Bozulması Kaynaklı Emisyonların Azaltılması (REDD+)” sözleşmesinde anlaşmaya vardı.  REDD+ çerçeve anlaşmasında; ekin alanları gibi ormansızlaşma nedenlerinin gösterilmesi; Ölçülebilir, Raporlanabilir ve Doğrulanabilir (MRV) orman emisyonları; referans emisyon seviyelerinin belirlenmesi ve finansman gibi koruyucu hükümler yer alıyor. REDD+ anlaşmasının tanınması orman karbon sektörünü temizlemeye yardımcı olması bekleniyor.

 

2013 iklim incelemesi: “Sular ısınıyor, hareket geçmeliyiz, hemen!”

Damian Carrington imzası ile The Guardian’da yayımlanan yazıyı Yeşil Gazete ekibinden Gizem Hasırcıoğlu’nun çevirisi ile sunuyoruz.

                                                                                                                               ***

2013 İklim incelemesi: “ Sular ısınıyor, harekete geçmeliyiz, hemen!”

Damian Carrington uzmanların iklim değişikliğinin insan kaynaklı olduğunu “tartışmasız” olarak kabul ettiği 2013 yılını değerlendiriyor.

 

Kentucky'de bir kömür santrali Fotoğraf: Rex Features

Kentucky’de bir kömür santrali Fotoğraf: Rex Features

 

10 Mayıs 2013’te atmosferdeki CO2 yoğunluğu insanlık tarihinde ilk defa psikolojik baraj kabul edilen milyonda 400 parçacığı geçti. Havada bu kadar sera gazının bulunduğu en son tarih bundan birkaç milyon yıl önce Kuzey Kutbu buz tutmamış, Sahra Çölü bir bozkır ve deniz seviyesi bugünden 40 metre daha yüksekken idi.

Bu dönüm noktası iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarının hız kesmeden salıma devam ettiğini ve her zamankinden daha kesin bir şekilde fosil yakıt kullanımı ve ormansızlaştırmanın insan uygarlığınca büyütülmüş görece istikrarlı bir iklim çağının sonuna yaklaşmakta olduğumuzu acı bir biçimde hatırlattı.

Eylül ayında Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yayınladığı dönüm noktası olan beşinci raporda iklim değişikliğinin tartışmasız olarak insan faaliyetleri sonucu olduğunu ortaya koydu. Raporu hazırlayanlar “somut ve istikrarlı” emisyon azaltılması yapılmazsa dünya hükümetlerince belirlenmiş 2 derecelik ısınma limitinin aşılacağını ve bunun daha fazla sıcaklık dalgaları, kuraklık ve olağanüstü iklim koşulları getirmekle sonuçlanacağını söylediler. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon dünya liderlerine “iklim değişikliği konusunda dünyanın otoritesi” olduklarını hatırlatarak emisyonları azaltmak üzere küresel yeni bir anlaşma oluşturmaya davet etti. “ Sular ısınıyor, harekete geçmeliyiz, hemen!” diye ekledi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon Fotoğraf: Jonathan Nackstrand/AFP/Getty Images
BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon Fotoğraf: Jonathan Nackstrand/AFP/Getty Images

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry: “Bir başka uyanın çağrısı daha: Bilimi reddedenler veya hareket geçmemek için bahaneler üretenler ateşle oynuyorlar.” dedi.

Dünyadaki çeşitli iklim uzmanlarının çalışmalarının derlendiği IPCC raporu 2007 yılından sonra yayınlanan ilk rapordu ve birçok bilim insanın tahmini iyimser bulmasıyla deniz seviyelerinin 2100 yılına kadar 26 ile 82 cm arasında artacağını belirtiyordu. IPCC ayrıca okyanusların karbondioksit absorbe ettikçe artan asit oranına dikkat çekmişti. Ekim ayında yayınlanan bir raporda yer alan bulgulara göre denizlerin 300 milyon içinde gözlemlenen en hızlı şekilde asit oranı artıyordu ve türlerin kitlesel yok oluşu neredeyse kaçınılmazdı.

İklim değişikliğindeki sözde “duraklama”- küresel hava sıcaklıkları artışının son 15 yıl içinde yavaşlaması- iklim eğilimlerinin “30 yıldan az zaman aralıkları için hesaplanmamasını” söyleyen IPCC eş başkanı Thomas Stocker tarafından gözden kaçırıldı. Diğer bilim insanları aşırı sıcaklığın sera gazları dolayısıyla sıkışmaya devam ettiğini ve bunun %1’inin atmosferi ısıtması durumunda okyanusları %93 ısıtacağını belirtmişti. Bir diğer çok tartışılan konu iklimin atmosferde artan karbondioksite ne kadar duyarlı olduğuydu ki IPCC’nin öngördüğü sıcaklık artışlarına göre çok önemli bir duyarlılık göstermiyordu.

Fotoğraf: Joe Raedle/Getty Images
Fotoğraf: Joe Raedle/Getty Images

Raporun en tartışmalı kısmı, insanlığın iklim değişikliğini tetikleyici seviyelere getirmeden atmosfere daha ne kadar karbondioksit salabileceği ile ilgili açıklamasıydı. Vardığı sonuç ise bu “karbon bütçesinin” yarısının hali hazırda tüketildiği idi.

Stocker “2 derecelik ısınmanın üstüne çıkmak istemiyorsanız salacağınız karbonun belli bir limiti var. Adı üstünde eğer bundan- fosil yakıt rezervlerinden- daha fazla varsa, karbonun bir kısmını toprağa gömün.” Dedi.

İklim ekonomisti Lord Stern ve diğerleri Nisan ayında “karbon kabarcığı” hakkında uyarıda bulundular. Çünkü fosil yakıt rezervlerinin üçte ikisi kömür şirketlerinin 2 derecelik artış limitini korumak için toprağın altına gömülmesi gereken yağ ve gaz değerini oluşturuyordu. Finansal krizlerin biriken riskler fark edilmediğinde neler olduğunu gösterdiğini söyleyen Stern, bütün yatırımcı ve düzenleyicilerin tanımlamakta başarısız olduğu riskin “aslında çok daha büyük” olduğunu sözlerine ekledi.

İklim bilimcilerinin küresel ısınmanın sebepleri üzerine vardıkları konsensüs Mayıs ayında, 1991 ve 2011 yılları arası yayınlanan binlerce sayfalık araştırmaların sonucu iklim değişikliğinin %97 oranla insan kaynaklı olduğunu gösterirken, vurgulandı.

BM İklim Zirvesi bu yıl Kasım ayında kömür-sever Polonya'da yapıldı. Fotoğraf: Jenny Bates
BM İklim Zirvesi bu yıl Kasım ayında kömür-sever Polonya’da yapıldı. Fotoğraf: Jenny Bates

Bilimdeki bu konsensüs politik açıdan iklim değişikliğini çözme alanında gerçekleşmedi. Bu yıl Kasım ayına kömür-sever Polonya’da gerçekleşen ve sonucunda 2015 yılına kadar küresel bir anlaşma üzerinde anlaşmak üzere ulusları ev ödevlerini yapmak için ülkelerine yollayan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nın en kritik sorusu: Hangi ülkelerin ne kadar oranda emisyonlarını azaltacağıydı.

Avustralya iklim değişikliğini saçmalık olarak niteleyen Tony Abbot tarafından yönetilen yeni hükümeti sonrası eleştirileri üzerine çekti ve COP 19’a yetkili bir bakan göndermek yerine yürürlüğe girmek üzere olan karbon vergisini düşürdü. Bu esnada Avustralya’da kaydedilen en sıcak bahar yaşanıyordu.

Avustrulya'daki anti-karbon yasası eylemleri Fotoğraf: Torsten Blackwood/AFP/Getty Images
Avustrulya’daki anti-karbon yasası eylemleri Fotoğraf: Torsten Blackwood/AFP/Getty Images

Ama yine dünyadaki iki büyük karbon yayıcısı- Çin ve ABD toplam salımların %40’ından sorumlular- iklim değişikliğine karşı ortak çabalarını büyütmek için Temmuz ayında iyi haberler verdiler. Yaptıkları anlaşma daha temiz araç, karbon gömme teknolojileri, enerji verimliliği ve akıllı şebekeler gibi nihai bir küresel iklim anlaşması olasılığını yükselten hareketleri kapsıyordu.

2013’te ayrıca Çin’in Beijin, Shangai ve Shenzhen’de, yaşadıkları korkunç hava kirliliği problemini çözmeye yarayabilecek emisyon ticaret planları oluşturduklarını gördük. Kirliliğin ticaret konusu olduğu bu planlar emisyonları azaltmanın en ucuz yolu olarak görülüyor fakat AB karbon fiyatının dip seviyelerde tutulmasına sebep olan fazla arzın izni konusunda ancak mütevazı bir ilerleme gördü.

İngiltere’de yeşil politikalar üstünde koalisyon, enerji faturaları üzerine konan tüm “yeşil saçmalıklardan” – faturalara konmuş tüm resim ve harçlar- kurtulamak istediğini söyleyen Başbakan David Cameron ile tartışırken Başbakan Yardımcısı Neck Clegg yeni ekonomide düşük karbon sektörünü güçlendirmek için ellerinden geleni yapacaklarını söylüyordu. Aralık ayında Maliye Bakanı George Osborne tarafından istenen inceleme sonrası hükümetin yasal iklim değişikliği uzmanları bakanlara emisyon hedeflerinin zayıfladığına dair hiçbir kanıt olmadığını söylediler.

Soldan sağa: İngiltere İşçi Partisi Ed Miliband, Başbakan yardımcısı Nick Clegg, Başbakan David Cameron Fotoğraf: Toby Melville/Reuters
Soldan sağa: İngiltere İşçi Partisi Ed Miliband, Başbakan yardımcısı Nick Clegg, Başbakan David Cameron Fotoğraf: Toby Melville/Reuters

Belki de iklim değişikliği konusundaki şüpheciliğin ortaya çıktığı en garip alan İngiltere’nin en büyük demiryolu şirketlerinden First Capital Connect’in Twitter hesabı oldu. Demiryolu yolcularından birinin ılık bir Ekim gününde neden açıkhava ısıtıcılarını açtıklarını sorması üzerine sosyal medya ekibinden soğukkanlılığını kaybeden biri cevap olarak iklim değişikliğini destekleyen bilimin yayınlanan raporlarla “paramparça” olduğunu ve iklimin her zaman doğal olarak zaman içinde değiştiğini yazdı. “Çok üzgün” olan şirket sorun yaratan bu tweeti sildi.

Yazının ingilizce orjinaline ulaşmak için tıklayınız.

30 Aralık 2013

Dünya

Rusya’da Bombalı Saldırı

Kış Olimpiyatlarına ev sahipliği yapmaya hazırlanan Rusya’nın Volgograd kentinde 24 saat içinde ikinci bombalı saldırı meydana geldi. Bir troleybüse gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu 14 kişi öldü. Pazar günü ise bir intihar bombacısı, kendisiyle birlikte 17 kişinin ölümüne yol açmıştı.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Başkentinde Silah Sesleri

Başkent Kinshasa’daki devlet radyo ve televizyon binasından silah sesleri geldiği belirtiliyor. Tanıklara göre silahlı gençler televizyon sunucularını rehin aldı.

İran’la Nükleer Anlaşma Görüşmeleri

İran ile yürütülen nükleer anlaşma görüşmeleri Cenevre’de tekrar başladı. Anlaşma sonucu İran’ın nükleer silah programını askıya alması karşılığında yaptırımlar hafifletilecek.

Çin Polisi Sincan’da 8 Kişiyi Öldürdü

Çin, Sincan’daki ‘terörizm’ operasyonunda 8 kişinin polis tarafından vurularak öldürüldüğünü açıkladı. Sincan’da Kasım’dan bu yana ölenlerin sayısı 35’e yükseldi.

Eski Formula 1 Şampiyonu Michael Schumacher Kaza Geçirdi

7 Formula 1 Şampiyonluğu bulunan Schumacher’in kayak yaparken düştüğü belirtiliyor. Schumacher’in hayati tehlikesi bulunuyor.

İskoçya Açıklarında 4 Yeni Tür Bulundu

Büyük deniz salyangozu, deniz solucanı ve iki çeşit istiridye yeni türler olarak kataloglandı.

(Yeşil Gazete)

Die Welt: Erdoğan hapse girebilir

0

page_die-welt-erdogan-hapse-girebilir_679242400‘Türkiye’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan etrafında görülen yolsuzluk skandalı, İslamcı siyasetçilerin de bu konudaki masumiyetinin bitişi anlamına gelebilir’

Türkiye’de başlayan yolsuzluk soruşturması ve Erdoğan hükümetinin tepkisi, Almanya’da da yankılanmaya devam ediyor.

Alman Yeşiller partisi Eşbaşkanı Türk asıllı Cem Özdemir, yolsuzluk suçlamalarının aydınlatılmasını isterken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e benzetti.

Cumhuriyet gazetesinde yer alan habere göre, Türkiye´de yolsuzluk soruşturmasının ortaya çıkması üzerine yaşanan gelişmeler Alman basınında şu tepkilere yol açtı:

ZDF (İkinci devlet televizyonu): Erdoğan yargı ile savaşa girdi

Avrupa Birliği temsilcileri giderek daha endişeli mesajlar vermeye başladı. İstanbul´da protestoların bu yaz görülen protestoların boyutuna ulaşması beklenmiyor. Bunun bir sebebi de mevsimin kış olması. Ancak Başbakan Erdoğan için tehdit de zaten sokaktan gelmiyor; yargıdan geliyor. Erdoğan yargı ile açık bir güç savaşına girişmiş durumda.

Süddeutsche Zeitung: İslamcılar da çalıyormuş

Mısır’da genel bir kanıya göre diğer tüm partilerin siyasetçileri hırsızlık yaparken Müslüman Kardeşler uzun süre dürüst olarak görüldü. Ancak belki de İslamcı siyasetçiler iktidarın imkan ve cazibesine sahip olmadığı için böyleydi. Türkiye´de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan etrafında görülen yolsuzluk skandalı, İslamcı siyasetçilerin de bu konudaki masumiyetinin bitişi anlamına gelebilir.

Die Welt: Ya Erdoğan kaybedecek, ya da Türk demokrasisi

Yolsuzluk Erdoğan´ın kendisine ulaştığı için diktatörce davranıyor, hukuk devletini devre dışı bırakmaya çalışıyor. Türkiye´nin önünde iki ihtimal var: Ya Erdoğan önümüzdeki yıl gücünün bir kısmını, bir sonraki yıl da belki tamamını kaybedecek, ki bu durumda Erdoğan hapse girebilir; ya da Türkiye zaten zayıf olan demokrasisinin önemli bir kısmını ve böylece her şeyini kaybedecek.

Hamburger Morgenpost: Erdoğan ailesi nasıl bu kadar zengin oldu?

Yoksul şartlardan gelen Erdoğan ailesi çok büyük bir zenginliğe sahip. O kadar zengin ki, ister istemez bazı sorular ortaya çıkıyor: Erdoğan´ın oğlu Bilal Erdoğan amcası Mustafa Erdoğan ile birlikte nasıl gemicilik şirketine sahip oluyor? Oğlu Burak nasıl altı tane konteynir gemisine sahip oluyor? Savcı Muammer Akkaş bu soruları sorduğunda durduruldu.

Frankfurter Neue Presse: Türkiye artık model ülke değil

Üç sene önce Arap Baharı başladığında Türkiye birçok ülke için örnek gibi görünüyordu. Türkiye İslam ve demokrasinin bağdaşacağına örnek gösteriliyordu. Ancak bu umutlar tükendi. Arap Baharı durdu, Türkiye de örnek olma rolüne uygun davranmıyor. Bazılarını şaşırtabilir ama Türkiye´nin demokrasisini tehlikeye atan İslamcı eğilimler değil, Erdoğan´ın çevresindeki kibir ve yolsuzluk.

Der Standard (Avusturya): Bir zamanlar Mübarek´e tavsiyede bulunmuştu

Türkiye Başbakanı, yolsuzluk soruşturmasının önüne geçmek için demokrasi ile oynuyor. Tayyip Erdoğan, bir zamanlar Mısır´in eski otoktratı Hüsnü Mübarek’e tavsiyede bulunmuştu. “Unutma, hepimiz ölümlüyüz ve geride bıraktığımız ile değerlendirileceğiz.” demişti. Ancak Erdoğan bu tavsiyeyi kendisi için geçerli görmüyor.

(t24)

Rusya’da intihar saldırısı: 16 Ölü

0

1F6B7A08-0851-4595-9A64-31AEBD5ED5EA_w640_r1_sRusya’nın Volgograd kentinde bir tren istasyonunun girişinde kendisini havaya uçuran bir kadın intihar bombacısı  en az 16 kişiyi öldürdü.

İntihar eylemcisi üzerindeki bombayı  Volgograd istasyonunun ana girişinin  içindeki metal dedektörün önünde patlattı. Televizyonda yayınlanan görüntülerde  portakal renginde büyük bir yangın topunun sütunlarla dolu giriş holünü doldurduğu ve dumanların kırık pencere camlarından dışarı sızdığı görüldü.

Bir Rus güvenlik sözcüsü ölü sayısını 16 olarak açıklarken bölgesel vali 15 kişinin hayatını kaybettiği bildirdi. Bir sağlık bakanlığı yetkilisi saldırıda 42 kişinin yaralandığını ve bazılarının tedavi için Moskova’ya gönderildiğini açıkladı.

Sözcü Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in güvenlik güçlerine  gerekli tüm önlemleri almaları emri verdiğini söyledi. Federal polis sözcüsü de hava alanları ve tren istasyonlarında güvenlik önlemlerinin arttırıldığını açıkladı.

Ancak aynı kentde yine bir kadın intihar bombacısının bir otobüsde altı kişiyi öldürmesinden sonra hemen iki ay sonra meydana gelen saldırı,   ister istemez güvenlik önlemlerinin ne ölçüde etkili olduğu sorusu yarattı.

Saldırı ayrıca Rus hükümetinin 40 gün sonra Karadeniz’in Sochi tatil kasabasında başlayacak Kış Olimpiyatlarının güvenliğini sağlama yeteneği konusunda duyulan kaygıları da arttırdı.
Olimpiyatlar, Sovyetler Birliğinin 1991’de çökmesinden beri Rusya’nın yeniden güçlendiğini göstermek isteyen Putin için büyük bir prestij projesi niteliği taşıyor.

Saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı. Ancak öldürülen İslamcı militanların eşleri ya da akrabaları olmaları nedeniyle “karadullar” adı takılan kadın intihar bombacıları zaman zaman bu tür saldırılar düzenliyor.
Bir milyon nüfuslu Volgogda sık sık şiddet olaylarına sahne olan nüfusun çoğunluğu Müslüman Kuzey Kafkaslar bölgesinin yakınında bulunuyor.

Bir doz geçmiş, “La Passe”

Bir Ayrılık / A Separation (2011) filmi ile en iyi Bağımsız film Oscar heykelciğini kazanan İran asıllı yönetmen Asgar Farhadi, yeni filmi Geçmiş / Le Passe ile Cannes Film Festivali başta olmak üzere sinema otoritelerce sinemasal yolculuğunu bir adım öteye taşıdığı konusunda hem fikirler.

36 la passe...

Bir Ayrılık / A Separation ile İran’da yaşayan bir çiftin boşanma süreçlerini ayrılma kararlarının mitolojisini, psikolojisini ve sosyolojisini en ince ayrıntısına kadar başarılı bir şekilde beyazperdeye aktarmayı başaran Farhadi, bu kez Geçmiş / Le Passe yapımıyla söylenmemiş söz ve davranışların envanterini çıkarmayı başarıyor.

Geçmiş, Geçmişte kalıyor mu?

Geçmiş, zaman ne kadar ilerlese de geçmiş hep taze kalmayı bir şekilde başarıyor. Aklınızın bir köşesinde pusuda bekleyen bir düşman gibi, beklenmedik bir anınızda karşınıza dikiliyor ve kendisiyle yüzleşmenizi istiyor.

Asgar Farhadi’nin anlattığı hikayede ise ayrı yaşayan Ahmad ile Marie son kez Paris’te görüşüp manevi olarak bitirdikleri evliliklerini hukuksal boyutta da sonlandırmayı düşünüyorlar. Son kez Ahmad, Marie’nin bir önceki evliliğinden olan, çok iyi anlaştığı sözüm ona üvey kızlarıyla vedalaşmasını konu alıyor.

Sözcüklerin Bilinçaltını Okuyan Yönetmen

Yönetmen, kağıt üzerinden bu kadar basit bir boşanma öyküsünü sahne sahne işleyip, izleyici üzerinden merak duygusunu ortaya çıkarıp, sarfedilen sözcüklerin gizemini, geçmişle bağıntısını birkaç sahne sonra izleyiciyle paylaşmayı beceriyor. Karakterlerin sarf ettiği her sözcüğün altında yatan gerçeği, diğer bir karakter açık edebiliyor. İnsanı kuşkuya sürükleyen ve vurgulanmak istenen  her düşünce bilinçaltında gizlenmiş her sözcüğün sorusunu, itirafını beraberinde getiriyor. Tanıklık ettiğimiz bu hikaye izleyiciye çok yakın gelmese deortaya çıkan durum ve yaşanılan, görmezden gelinen geçmişin, kimseyi rahat bırakmayacağını gerçeğinin altını çiziyor.

Geçmiş / Le Passe uzun sayılabilecek bir film. Fakat bu süre zarfında tanıklık ettiğimiz hikaye üzerine söylenmesi ve sorulması gereken bir çok soru film bittikten sonra hala zihnimizin bir köşesinde cevabını bekliyor.

Geçmiş / LePasse  üzerinden iyi düşünülmüş,  tam bir geçmişle hesaplaşma filmi gibi dursa da, sağlam temeller üzerine inşa etmeye çalıştığımız “yarının” da geçmişle büyük bir bağlantısını olacağını irdeliyor..

Akılda Kalan Filmler #2013

2013 yılının son günlerini yaşıyoruz. Sinema, her yönüyle hala insanları kendine çekmeyi başarıyor. Geriye dönüp baktığımızda 2013 yılının ihtişamlı festivalleri Cannes, Sundance, Berlin , Toronto, San Sebastian festivalleriyle farklı ülkelerden, farklı kültürlere ait insan hikayelerini konu alan filmler sinemaseverle buluştu. Tabii ki büyük ödüller de sahiplerini buldu.

2013'ten aklımızda kalan filmleri yazdık
2013’ten aklımızda kalan filmleri yazdık

Altın Küre ve Oscar ödüllerine aday adayı olan yapımlar ise teker teker açıklanırken, yılın son ayından itibaren medya kuruluşları başta olmak üzere sinema konusunda “akil” sayılan kuruluşlar 2013 yılının En İyi Filmlerini içeren listeler yayınladılar. Kaçırılmaması gereken yapımlar listelerinde yer alan  filmler, sinemaseverlerin yıl bitmeden izlemesi gereken listelerinde yer buluyor.

Yeşil Gazete olarak bizlerde geri kalmayalım diye düşündük. 2013’ün Akılda Kalan filmlerini bir araya toplamaya çalıştık. Sinemanın enlerine karşıyız. Emek verilen, insana bir yerden dokunan, bir sahnesi ya da bir repliği ile aklımıza yer eden filmleri yazmaya gayret ettik.

Yeşil Gazete ekibindeki her kişi kendi gönlünün 2013 şampiyonu filmini kendi gönlünden geçtiği şekilde yazdı. Kimin hangi filmi seçtiğini hala yazısını göndermekte üşengeçlik eden arkadaşlarımızı ifşa etmek adına sizlerle de paylaşıyoruz.

Sinemayla iç içe yeni bir yıl umuduyla..

(Yeşil Gazete)

Kim hangi filmi seçti?

Jin – Alper Tolga Akkuş
Sen Aydınlatırsın Geceyi – Zeliha Yıldırım
Child Pose – Muhittin Kurban
Yozgat Blues – Ümit Şahin
Le Passe – Muhittin Kurban
La Vie d’Adele – Özgecan Kara
Only Lovers Left Alive – Alper Tolga Akkuş

Ve Aklım(ız)da Kalan Filmler #2013 

Roller ve yaşamlar: Child’s Pose – Muhittin Kurban

Child's Pose - Calin Peter Netzer
Child’s Pose – Calin Peter Netzer

Yönetmen Calin Peter Netzer  tarz olarak gerçekte hayatla örtüşen, hayatın içinden bir olayı ve bireyleri çok fazla süslemeden olduğu gibi filme aktarmayı başarmış.  Filmin merkezin yer alan Anne- oğul ilişkisi, birbirlerine olan yaklaşımlarını üst metin olarak hem karşımıza çıkarken, diğer yanda ise güçlünün hatasını örtme konusunda ne kadar elinin uzun olduğunu kolayca aksettirebiliyor.

yazının tamamını okumak için tklynz

* * *

Yozgat Blues: Bir görünmez adam hikayesi – Ümit Şahin

Yozgat Blues - Mahmut Fazıl Coşkun
Yozgat Blues – Mahmut Fazıl Coşkun

Yozgat Blues’da aslında tek bir kişi var. Ercan Kesal’ın mükemmel bir karakter yarattığı şanson şarkıcısı Yavuz. Ayça Damgacı’nın oynadığı Neşe dahil, zaten az sayıda olan diğer karakterlerin hikayeleri Yavuz’un hikayesiyle gerçek anlamda hiçbir şekilde kesişemedikleri için önem taşıyor. Diğer karakterler ancak Yavuz onlara değerse bizim görüş alanımıza giriyorlar. Yönetmen bunu film boyunca abartılı yakın plan çekimleriyle, pek çok yan oyuncuyu göstermeden göstererek de vermiş. (Yemek masasındaki babaannenin sırtı mesela…)

yazının tamamını okumak için tklynz

* * *

“Sen Aydınlatırsın Geceyi” ya da “İnsan endişeden yaratılmıştır*” – Zeliha Yıldırım

Sen Aydınlatırsın Geceyi - Onur Ünlü
Sen Aydınlatırsın Geceyi – Onur Ünlü

Filmde özellikle duygudan duyguya saniyeler içinde gidilen sahnelere değinmeden edemeyeceğim. Yasemin ile Cemal’in ilk buluşmalarında birlikte hapları şeker gibi yuttukları sahnede insan aynı anda hem üzülüp hem gülebiliyor. Elleriyle ateş edebilen karakterin kuşa ateş edip vurduğunda ağır çekim ile gördüğümüz sevinç anı, kamera kuşa dönüpte bir canlının ölümünü izlediğimizde acıya dönüşüyor. Ağzımdaki gülümseme bir saniye içerisinde acıya çarpılırken bir insanın mutluluğunun her zaman her canlı için mutluluk getirmediğini hatırlatıyorum.

yazının tamamını okumak için tklynz

* * *

Adèle’in Hayatı (La Vie d’Adèle): Hayat da böyle bir şey değil mi zaten? – Özgecan Kara

La Vie d’Adèle - Abdellatif Kechiche
La Vie d’Adèle – Abdellatif Kechiche

Filmi pek çokları “ilk aşk hikayesi” olarak tanımladı, belki de bu yüzden İngilizce başlıktan çeviri Mavi En Sıcak Renktir ismiyle vizyona girdi. Adèle adında bir genç kadınla onun mavi saçlı kadına aşkını anlatan bir film. Mavi sıcak. Mavi aşk. Evet filmde bol bol mavi ve bol bol aşk var, ama aslında film mavi saçlı kadınla aşkı değil Adèle’in hayatı anlatıyor.

yazının tamamını okumak için tklynz

* * *

“Jin” ya da “Hayat Var Kürdistan” – Alper Tolga Akkuş

Jin - Reha Erdem
Jin – Reha Erdem

Jin, Hayat’ın İstanbul banliyösündeki hikayesini güneydoğuda dağa çıkmış bir örgüt üyesi üzerinden anlatıyor. Biz Türkiye’de yaşayan ve güneydoğuda yaşananları acı ile öğrenmiş insanlar olarak o örgütün PKK, karşısındaki gücün TSK olduğunu biliyoruz ama filmde bunlar sözel olarak ifade edilmiyor. Jin’i siz alıp dünyanın herhangi bir köşesine de taşısanız onun hikayesi üç aşağı beş yukarı aynı aslında demek istiyor sanki Reha Erdem.

yazının tamamını okumak için tklynz

* * *

Bir doz geçmiş, “La Passe” – Muhittin Kurban

La Passe - Asgar Farhadi
La Passe – Asghar Farhadi

Yönetmen, kağıt üzerinden bu kadar basit bir boşanma öyküsünü sahne sahne işleyip, izleyici üzerinden merak duygusunu ortaya çıkarıp, sarfedilen sözcüklerin gizemini, geçmişle bağıntısını birkaç sahne sonra izleyiciyle paylaşmayı beceriyor. Karakterlerin sarf ettiği her sözcüğün altında yatan gerçeği, diğer bir karakter açık edebiliyor. İnsanı kuşkuya sürükleyen ve vurgulanmak istenen  her düşünce bilinçaltında gizlenmiş her sözcüğün sorusunu, itirafını beraberinde getiriyor. Tanıklık ettiğimiz bu hikaye izleyiciye çok yakın gelmese deortaya çıkan durum ve yaşanılan, görmezden gelinen geçmişin, kimseyi rahat bırakmayacağını gerçeğinin altını çiziyor.

yazının tamamını okumak için tklynz

* * *

2013’de Yeşil Gazete’den 11 “mutlu” haber

2013’de Yeşil Gazete sayfalarında yer bulan 11 mutlu doğa mücadelesi ve ekoloji haberini sizler için derledik…

 

1-Arhavi’de İdari Mahkeme’den ÇED’e durdurma!

1-arhavi

Akkömür firmasının, Artvin Arhavi’ye bağlı Kavak köyünde kömür eleme-depolama-paketleme tesisi için Çevre Bakanlığının verdiği “ÇED onayını” Rize İdari Mahkemesi, alınan bilirkişi raporu üzerine, durdurma kararı verdi.

2-Kazdağlarında yargıdan madencilere durdurma

Çanakkale İdare Mahkemesi, Kaz Dağları’nda ağaçların kesilmesi ve doğanın tahrip edilmesine neden olan altın, bakır, gümüş gibi madenlerin arama çalışmasıyla ilgili Çanakkale Çevre Platformu, Ziraat Mühendisleri Odası ve diğer kurumların açtığı davayı haklı buldu. Söz konusu kurumların Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunun yeterli teftiş ve inceleme yapılmadan verildiğini ve aynı zamanda bu çalışmaların bir bütünlük içinde incelenmesi gerektiğini belirterek açtığı davada mahkeme ÇED raporları için yürütmeyi durdurma kararı verdi.

3-Direnen kazanıyor: Kuzguncuk Bostanı da kurtuldu

Kuzguncuklular Derneği’nin uzun süredir Kuzguncuk Bostanı’nın korunması için verdiği mücadele sonuç verdi. Kuzguncuk halkının da tam destek verdiği mücadele sonrasında Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü Komisyonu derneğe resmi bir yazı göndererek bostan üzerinde yapılması planlanan özel okul projesinden Kuzguncuk mimari dokusuna ve yakın çevre yapı karakterine uygun olmaması nedeni ile vazgeçildiğini bildirdi.

2013’ün en önemli 10 çevre olayı

Rhett A. Butler ve Jeremy Hance‘in Mongabay.com için hazırladığı “2013’ün en önemli 10 çevre olayı” dosyasını, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Hakan Gözlüklü‘nün çevirisiyle sunuyoruz.

***

Güney Afrika’da bir fil. Yasak avlanma krizi listemizin altınca sırasında. Fotoğraf : Rhett A. Butler
Güney Afrika’da bir fil. Yasak avlanma krizi listemizin altınca sırasında. Fotoğraf : Rhett A. Butler

1. Karbon konsantrasyonu 1 milyonda 400’e varırken, IPCC dünyanın küresel karbon bütçesini çıkardı:

Yeryüzünde varolduğumuz ilk zamanlardan bu yana ilk kez atmosferdeki karbon konsantrasyonu bir milyonda 400’ü buldu.Karbon konsantrasyonunun bu derece yüksek olduğu son dönem 4-5 milyon yıl önce, hava sıcaklığının 10 C derece daha yüksek olduğu zamana tekabül ediyor. Bir yandan da ağır ağır devam eden karbon emisyonunu kısıtlamaya yönelik çabaların bir parçası olarak Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panel’i (IPPC-Intergovernmental Panel on Climate Change) bir küresel karbon bütçesi hazırladı. Rapora göre iklim değişikliği felaketini önlemek istiyorsak, yeryüzünde varolan fosil yakıt rezervlerinin büyük bölümünün el değmeden korunabilmesi gerekiyor.

 

2. Çin, kirliliğinin ve karbon emisyonunun hakkından geliyor:

Çin’deki çevre krizi büyürken, hükümet bir seri yeni girişimle sera gazı salınımını ve rekor seviyedeki kirlilik oranını azaltmaya yönelik çalışmalara başladı. Dünyanın en büyük kömür tüketicisi olan Çin’in büyüyen salınım oranı nihayet yavaşlamaya başlarken, bazı uzmanlar bu oranın önümüzdeki 10 yıl içinde zirve noktasına ulaşabileceğini söylüyor. Bu noktada eğer Çin’in sera gazı salınım miktarı düşmeye başlarsa, dünyanın geri kalanı için de hala umut var demektir!

 

2013’ün akla ziyan açıklamaları

Harıl harıl 2013’ü değerlendirdiğimiz şu günlerde bir yazıyı da 2013’ün akla ziyan açıklamalarına ayırmaya karar verdik. Bu kategori için alternatif medya komşumuz bianet.org’un 2012’nin akla ziyan açıklamaları haberinden bir hayli ilham aldık.

Ne yazık ki bu yıl da ötekileştirme söylemleri açısından fazlasıyla doyduğumuz bir yıl oldu. Kimilerine güldük, kimilerine ağladık, kimilerinde sinirden zıpladık, kimilerine hayret ettik. Malum bu sene bol açıklama yaptı, bu yazı için aralarından bir kısmını cımbızlamak zorunda kaldık.

İşte bizi duygu sellerinde yüzdürenler:

Veysel Eroğlu: “Artık Çoruh istediği gibi değil istediğimiz gibi akacak”

Şubat 24: Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu: “Yol problemini kökünden çözüyoruz. Artvin’den Trabzon’a Erzurum’a ulaşmak çok daha kolay olacak. İki arabanın dahi yan yana geçemediği yolları hatırlıyorum. O günler hamdolsun artık geride kaldı. Artvin’e denizi de getirdik. Yıllarca nehirler aktı, biz baktık. Artık Çoruh istediği gibi değil, istediğimiz gibi akacak. Çocukluğu buralarda geçmiş biri olarak Çoruh Nehri’nin neleri götürdüğünü ne ocakları söndürdüğünü iyi bilirim. “ dedi.

Necati Şaşmaz: “Sanırım bize nazar değdi”

Haziran 12: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Gezi Parkı’yla ilgili kendi belirlediği bir heyetle görüştü. Heyetin içinde yer alan Necati Şaşmaz’ın görüşmeden sonra yaptığı açıklamalar hala günümüze neşe katmaya devam ediyor. Açıklamanın satır başları:

Ben yaklaşık iki haftadır herkes gibi evinden oturanlar olsun Gezi Parkı’nda olanlar olsun herkes gibi çok üzgünüm. Maalesef Türkiye’miz bunu hak etmiyor demekten başka bir şey söyleyemiyorum. Sanırım bize nazar değdi! (…) Bugün ne oldu? Geceden gündüze değil de, bugünden yarına değil de, çok acil olarak değil ama çabuk çabuk yapılması gerekiyor. Acil değil ama çabuk çabuk yapılması gerekiyor. Bizlere sunulması gerekiyor çünkü onlar bizim bir tabirle biz bu gece karanlığındaki kedi gözleri gibi, onları izlememiz gerekiyor. Ama o gözler de ancak bizim ışığımızla görünebilen bir şey. O gördüklerimiz de fosforlu olan o kedi gözleri bizler için yol gösterici. Yani bizim bu sosyologlarımız, toplumsal araştırma yapan insanlar bize bu yolu gösterirlerse bizim doğru anlayışımız olsa gerek.

(Konuşmanın tam metnini derleyen listelist.com’a bir kez daha teşekkürü borç biliriz.)

Beyoğlu Belediye Başkanı Demircan: “Yayında mıyız?”

Haziran 13: Gezi Direnişi’nin en hareketli günlerinde A Haber’e konuk olan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan Taksim ve Gezi ile ilgili kendisine sorulan soruları reklam arasında programa hazırlık zanneder ve geçiştirmek isterken spikerin uyarısı üzerine kelimerin kıfayetini yitirdiği an.