Ana Sayfa Blog Sayfa 4079

İspanya’da yol projesine karşı eylem: Burgos da direniyor!

İspanya’nın Burgos şehrinde geçtiğimiz cuma başlayan halk ayaklanmasının son bilançosu resmi makamları tarafından açıklandı; 40 kişi tutuklu, 11 polisin yaralandığı savunuluyor. Belediyenin yol yapım inşaatına karşı çıkan Burgos şehri sakinleri, ekonomik kriz döneminde kentsel dönüşüm için bu kadar para harcanmasına tepkili.

İspanya’nın kuzeyinde bulunan Burgos şehrinde, işçi nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Gamonal Bölgesi’nde başlayan isyan dördüncü gününde. Geçtiğimiz cuma akşamı başlayan eylemlerde halk, Burgos Belediyesi’nin maliyeti yüksek yol planına karşı çıkıyor.

"Gamonal Bulvarı'na hayır" diyen gösterilerde 4. güne girildi.
“Gamonal Bulvarı’na hayır” diyen gösterilerde 4. güne girildi.

Borç batağında milyon dolarlık proje

Vitoria Caddesi’ni yarı yarıya indirecek bir bulvar ve bir yeraltı otoprakı yapmak isteyen Burgos belediyesi’ni eleştiren kent sakinleri, yolun kenarındaki parkı yok edip yol kenarındaki bedava otopark alanlarının yerine paralı otoparkı zorunlu kılacak projeyi istemiyor. Eleştirilerin bir başka odak noktası da projenin maliyeti. 500 milyon dolarlık borcu olan Burgos Belediyesi, projenin13 milyon dolara mal olacağını planlıyor. Euronews’e konuşan bir Gamonal sakini durumu şöyle özetliyor: “Ülkece içinden geçtiğimiz kriz dönemini ve şehrimizin borçlarını düşündükçe, bu durumu içler acısı buluyorum”.

Burgos belediye başkanı Javier Lacalle ise projeyi halkın seçtiği iddiasında. Halk partisinin belediye başkanı olarak katıldığı ve kazandığı yerel seçimlerde “halkın %80’inin yol projesini desteklediğini” iddia eden Lacalle’a göre bu proje sosyalist parti ve halk partisinin ortak kararıyla hayata geçti.

Paralı otopraklar değil bedava yol

Cuma akşamı 300 kişiyle başlayan barışçıl eylemin, polis müdahalesi sonunda şiddet dozu tırmanmıştı. 17 kişinin tutuklanmasının üzerine kentliler eylemlere devam etmiş ve Pazar günü polis müdahalesinin artması sonucu 23 kişi daha tutuklanmıştı. Resmi makamlar 11 polis yaralandığını açıklarken göstericilerden kaç yaralı olduğuna dair net bir bilgi yok.

Şu anda yaşanan olaylar Vitoria parkında ilk değil. Geçmişi 2005 yılına giden eylemlerde otopark yapımına karşı, iki ay önce yine yol yapımı nedeniyle halk sokaklara dökülmüştü.

Penguenler İspanya’da

İspanya’nın geleneksel medyası eylemcileri “şiddet yanlısı göstericiler” olarak gösterirken, eylemciler proje durdurulana kadar protestolara devam etme çağrısı yaptı. Belediye başkanı Lacalle ise “yol inşaatının hiçbir şartta durmayacağı” açıklamasından vazgeçmiyor.

Burgos eylemiyle ilgili gelişmeleri, “twitter” üzerinden #Gamonal #Burgos # NoAlBulevar and #ardeBurgos #Gamonal #BulevarNo #GamonalResiste “hashtag” leriyle takip edebilirsiniz.

Haber: Gözde Kazaz
(Euronews, NYTimes, SpanishNewsToday, Yeşil Gazete)

15 Ocak 2014

HSYK kanun teklifinde Bakan’a bir yetki daha

TBMM Adalet Komisyonu’nda bu akşam kabul edilen 27 ve 28 madde değişikliklerine göre, HSYK üyesine Bakan soruşturmayı başlatacak HSYK Genel Kurulu cezaya karar verecek. Değişiklikle bakana bir yetki daha tanındı. Hakim ve savcılara “inceleme ve soruşturmaya yer yok” kararlarına da artık Bakan “olur” verecek. İşlem yapılmaması konusunda da son sözü bakan söyleyecek. Bakan’ın bu işlemlerine yargı yolu açıldı.

MİT’ten “Paris Cinayetleri’yle ilgimiz yok” açıklaması

Milli İstihbarat Teşkilatından yapılan açıklamada Paris cinayetleriyle teşkilatın ilgisinin olmadığı, söz konusu yayınların, çözüm sürecinde aktif rol alan teşkilatı yıpratmaya ve bu süreçte görev alan personeli deşifre ederek görevlerini yapamaz hale getirmeye yönelik operasyon olduğu belirtildi.

TCDD Daire Başkanı yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı

‘İmbat Dalgası’ olarak adlandırılan liman işletmelerine yönelik yolsuzluk operasyonunda gözaltına alınıp adliyeye sevk edilen TCDD Limanlar Daire Başkanı M.Y. çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı.

İHH’ye operasyon düzenleyen şube müdürleri görevden alındı

İnsani Yardım Vakfı’nda arama yapılmasının ardından Kilis Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Devlet Çıngı ve Van Terörle Mücadele Şube Müdürü Serdar Bayraktutan görevden alındı.

Çukurova kitap fuarı başladı

Yılın ilk kitap fuarı olarak bilinen Çukurova Kitap Fuar’ı 14-19 Ocak tarihleri arasında gerçekleştirilecek. 7.’si düzenlenen Çukurova Kitap Fuar’ı TÜYAP Adana Uluslararası Fuar ve Kongre Merkezi’nde kitapseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.

Bu yıl 200’ün üzerinde yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenen Çukurova Kitap Fuarı’nda söyleşi, şiir dinletisi, panel ve çocuk etkinlikleriyle birlikte 60 etkinlik gerçekleştirilecek; etkinliklerde ve imza günlerinde 300 yazar okurlarıyla bir araya gelecek.

Çukurova Kitap Fuarı’na,  altı gün süresince aralarında Doğan Hızlan, Ayşe Kulin, Canan Tan, Mustafa Balbay, Can Dündar, Gülten Dayıoğlu, Ahmet  Ümit, İpek Ongun, Yekta Kopan, Haydar Ergülen, Ercan Kesal, Nebil Özgentürk gibi pek çok değerli yazar ve şair konuk oluyor.

“Orhan Kemal 100 Yaşında”

Edebiyatımızın en üretken yazarlarından biri olan Orhan Kemal’in  doğumunun 100. yılı dolayısıyla bir dizi söyleşi, panel ve sergi ile  bir “Orhan Kemal 100 Yaşında Sempozyumu” kapsamında memleketi Adana’da anılacak.

Sempozyum kapsamında gerçekleştirilecek etkinlikler “Yaşamı ve Eserleri ile Orhan Kemal”, “Türk Edebiyatı’nda Orhan Kemal ve İzleri”, “Edebiyattan Sinemaya Orhan Kemal”, “Türkiye Yazarlar Sendikası’nın Anıt Yazarı Orhan Kemal 100 Yaşında”, “Bursa Cezaevi’nde Bir Çukurovalı: Orhan Kemal” ve “Çukurova’dan bir Orhan Kemal Geçti” başlıkları altında paneller düzenlenecek.

Sempozyuma katılan konuşmacılar arasında Doğan Hızlan, Işık Öğütçü, Ahmet Ümit, Ercan Kesal, Turhan Günay, Haydar Ergülen, Nebil Özgentürk, Caner Cindoruk, Zafer Doruk, Bedri Aydoğan, Tahir Şilkan, Güney Özkılınç, Ali Ozanemre, Orhan Özdemir, Selamet Bağcı, Arslan Bayır, Bekir Dağsever, Hasan Hüseyin Çabuk, Veli Cuma yer alıyor.

Girişin ücretsiz olduğu fuar 14-18 Ocak 2014 tarihleri arasında 10.00-20.30 kapanış günü 19 Ocak 2014 tarihinde ise 10.00-19.00 saatlerinde ziyaret edilebilir.

Kaçırılmaması gereken panel ve söyleşiler

16 Ocak 2014 Perşembe
Çukurova Salonu

14.15-15.45
Panel: “Edebiyattan Sinemaya Orhan Kemal”
Yöneten: Rıza Kıraç
Konuşmacılar: Ercan Kesal, Caner Cindoruk
Düzenleyen: TÜYAP

16 Ocak 2014 Perşembe
Akdeniz Salonu

Söyleşi: “En Yalın Ve En Efsunlu Meseleler Üzerine”
Konuşmacı: Ercan Kesal
Düzenleyen: TÜYAP-İletişim Yayınları

19 Ocak 2014 Pazar
Çukurova Salonu

11.00-12.00
Söyleşi: “Klasîk Kürt Edebiyatı”
Konuşmacı: M. Xalid Sadînî
Düzenleyen: Nûbihar Yayınları

13.30-14.15
Söyleşi: ”Kendi Everest’inize Tırmanın”
Konuşmacı: Nasuh Mahruki
Düzenleyen: Alfa Yayınları

19 Ocak 2014 Pazar

16.00-17.00
Söyleşi: “Gezi Direnişi ve Sonraki Direnişlere Mektup”
Konuşmacılar: Adnan Gümüş, Halil İrmek

13.30-14.30
Söyleşi: “Aile Çay Bahçesi”
Konuşmacı: Yekta Kopan
Düzenleyen: Can Yayınları

Akdeniz Salonu
11.00-12.00
Söyleşi: “Bilim, Resmi ideoloji  ve  Kürt Sorunu?”
Konuşmacı: İsmail Beşikci
Düzenleyen: İsmail Beşikci Vakfı

Kaynak: http://www.cukurovakitapfuari.com/

( Yeşil Gazete )

Levent Kazak’tan Alabora’ya destek verenlere mektup: “Dayanışman için teşekkürler”

Gezi eylemleri nedeniyle hakkında soruşturma açılan Mehmet Ali Alabora’ya üçüncü takipsizlik kararı da verildi. Sanatçıya karşı başlatılan linç kampanyasını durdurmak için “change.org” sitesinde bir kampanya başlatan Levent Kazak, imza verenlere teşekkür ederek kampanyayı sona erdirdi. 

14 Mehmet Ali Alabora...

Alabora’nın Gezi eylemleri sırasında attığı twitleri suç unsuru kabul eden soruşturmalar  açılmış, bunların ikisi de takipsizlikle sonuçlanmıştı. Son olarak geçtiğimiz hafta İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın hazırladığı 255 sanıklı ana Gezi iddianamesinin ekinde yer alan söz konusu twitler hakkında, daha önceki takipsizlik kararları örnek gösterilerek “Suç unsuru oluşmamıştır” denildi.

Alabora’nın twitter üzerinden gönderdiği “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı? hadi gel” mesajı yüzünden başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Büyükşehir belediye başkanı Melih Gökçek ve bazı köşe yazarları başta olmak üzere hedef gösterilmiş, bunun üzerine soruşturmalara neden olacak suç duyurusu dilekçeleri savcılıklara gönderilmişti. 

“103.930 destekçi, iyi ki varsınız”

15 Heberler
Heberler ekibi toplu halde

Mehmet Ali Alabora’nın “Heberler” programında beraber çalıştığı Levent Kazak, bu linç kampanyası sırasında açtığı “change.org” sitesindeki destek amaçlı kampanyayı sonlandırdığını duyurdu.

“bir linç eyleminin karşısında durdunuz, varolun” diyen Levent Kazak sözlerine şöyle devam etti:

“Altı ay gibi kısacık bir sürede her şey o kadar evrilip büküldü ki, şimdi artık linçciler bile linç edilir oldu, şaşırma çiplerimiz yandı. Önümüzdeki günler bizlere ne gösterecek kim bilir? Sadece ‘sanat’ etrafında dolanarak söylüyorum;
satılan, kapatılan, yıkılan tiyatro ve sinema salonlarından, bütünüyle budanan operaya, baleye, oyunlardan, tv dizilerinden, devlet yardımlarına kadar uzanan sansürden, tek elden Türkiye’nin tüm sanat politikasını belirleyecek kurullara kadar, sanata müdahale hayasızca sürmekte.”

Tarihte “sanatın kendisine karşı yürütülen savaşları hiç bir zaman kaybetmemiş” olduğunu berliten Levent Kazak, düne kadar  imza veren 103.930 destekçiye “iyi ki varsınız” diyerek sözlerini sonlandırdı. 

255 sanıklı Gezi eylemi iddianamasi

Mehmet Ali Alabora’ya takipsizlik kararı verilen Gezi eylemi iddianamesinde 255 sanık bulunuyor. Sanıkların, “2911 Sayılı Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet”, “görevi yaptırmamak için direnme”,kamu görevini usulsüz üstlenme ve   kamu malına zarar verme” “Özel kıyafetleri usülsüz kullanma”, “suçluyu kayırma” “ibadethaneyi kirletmek suretiyle zarar verme”  ve ” hırsızlık” suçlarını işledikleri iddia ediliyor. 1 ve 11 buçuk yıl arasında hapis cezası istenen davanın duruşması 2014 Mayıs’ının başında gerçekleşecek.

Haber: Gözde Kazaz

(Yeşil Gazete)

Bülent Ersoy, tesettür ve transfobi – İsmail Alacaoğlu

Dün gece Bülent Ersoy’un kandil münasebetiyle tesettüre girdiği haberi twittera’da ekranıma düşünce twitter’ın cümbüşe dönüşeceğini az çok tahmin etmiştim. Gerçekten de Bülent Ersoy’un performansı gecenin bombası oldu, bugün de böylesi yoğun bir gündemin içinde kendine manşetlerde yer buldu.

Bülent Ersoy tesettüre girmiş, ilahi okumuş. Eee? Kadın zaten dini inancı kuvvetli birisi, bunu her fırsatta dile getiriyor. Dün akşam da canı öyle istemiş ve tesettüre girmiş, kime ne? Samimi değilmiş. Kimin samimi olup kimin olmadığına karar vermek, samimiyet okuması yapmak bize mi kalmış? Hadi diyelim ki kaldı, işiniz gücünüz yok, herşeye yorum yapacak enerjiniz var ve Bülent Ersoy’un tesettürü de bundan nasibini almış olsun. Kaldı ki kimsenin başını kapatması başkasının tartışabileceği bir konu değildir ama hadi haddinizi bilmediğiniz için onu da yaptınız. Takıldığınız gerçekten Bülent Ersoy’un tesettürü mü yoksa onun cinsiyet kimliği mi?

Bakın, size twitter’dan bir kaç örnek:

*Bülent Ersoy niye kapanıyor anlamıyorum , erkeklerin saçını göstermesi günah değil sonuçta.

*Bülent Ersoy askerligini yapan ilk türbanli olarak tarihe geçti .

*Bülent Ersoy napmış la dün öyle resmen dini kullanarak reyting almak için elinden geleni yapmış lanet travesti…!

*Bülent Ersoy başörtüsü takmış ama anlamadığım hangi kategoride değerlendiriliyo kadın desen değil erkek desen değil kafamda deli sorular..

*Şimdi Bülent Ersoy öteki tarafa erkek olarak mı kadın olarak mı gidecek sabah sabah kafamda deli sorular

*Ülkede reyting için tesettüre giren ilk erkek tanesi.

*Bülent Ersoy başörtüsü takmış. erkek adam başörtüsü takar mı la. Ayıptır kandil kandil :)

*Travesti Bülent Ersoy sen köprü altında çalış.turban sana girmeden önce. En azından bildigin mesleği yapmış inandığın yolda gitmiş olursun

*Türbanlı ilk travesti olarak tarihe geçti.

Buna benzer ve birbirini tekrar eden sığ cümlelerle dolu twitter şu anda. İnsanlar Bülent Ersoy’un taktığı tesettür aracılığıyla transfobilerini kusuyorlar. Tesettür bahane transfobi şahane!

Altını tekrar tekrar çizmekte fayda var. Bülent Ersoy kadındır, kendini kadın olarak tanımlamıştır. Kadın olması için illa ki operasyon geçirmesine de gerek yoktur. Kendini nasıl ifade ediyor ve dışa vuruyorsa odur. İster soyunur, ister giyinir, ister tesettüre girer.Birisini seversiniz ya da sevmezsiniz, fikirlerini beğenirsiniz ya da beğenmezsiniz. Ancak bir insanın yaptıklarını, tavırlarını eleştirirken onun kimliği üzerinden saldıramazsınız.

Dün akşam klavyeleri başında Bülent Ersoy’u başını kapattığı için transseksüelliği üzerinden linç edenlerin yarın bir transseksüeli sokak ortasında fiilen linç etmeleri hiç de uzak bir ihtimal değil. İçlerindeki nefret o kadar çok ki ona bahane bulmakta hiç zorlanmıyorlar.

İşte bu yüzden bir nefret suçu yasasına ihtiyacımız var. Klavye başında nefretini, transfobisini kusanların da, sokakta bir transseksüele hakaret eden, saldıran, öldürenlerin de cezasız kalmaması için.

Elbette Bülent Ersoy da bir çok konuda eleştirilebilir, birçoğunun yaptığı gibi transseksüel hakları konusundaki duruşu (yanında durmayışı da bir duruştur) hakkında da.  Elbette herkes özgürdür eleştiri yapmakta. Bana göre de keşke iki çift laf ediyor olsaydı ama sonuçta bu onun kendi kararı, böyle bir zorunluluğu yok. Bu ayrı bir konu, bana göre eleştirilebilecek bir mevzu değil. Ancak Bülent Ersoy’un varlığının bu ülkenin bir gerçekliği olduğunun hakkını vermek gerekir, hem de bu ülkenin iki yüzlülüğünü tekrar tekrar ortaya çıkaran bir gerçeklik.

Neticede Bülent Ersoy’un dün akşamki performansı kimilerinin islamofobisini, kimilerinin transfobisini, kimilerininse hem islamafobi hem tranfobisini açığa çıkarttı. Bu yüzden şahane bir performanstır.

Bu yazı ilk olarak blog.radikal.com.tr/ de yayınlanmıştır

11 İsmail Alacaoğlu

 

 

İsmail Alacaoğlu

[Özel Haber] Bir dizide neden ölü bir köpek gösterilir?

5 hayvan haklarıKanal D’de yayınlanmaya başlanan “Cinayet” dizisinin bir sahnesinde görülen köpek cesedine hayvan hakkı savunucularının tepkisi büyüyor. “Vegan Özgürlük Hareketi’nden” Metin Kılıç’a göre dizi, sinema ve reklam sektöründe kullanılan hayvanların suistimal edilen haklarına karşı yapılması gerekenlerden birisi de hayvan hakları yasasını ceza kanunu içine almak.

Reklamlarda patisiyle selam veren köpekler, koşuşturan kediler, filmlerde, dizilerde düşen, yuvarlanan, “ölü” görülen atlar, kuşlar… Bu gördüğümüz hayvanların ortak noktası çoğu zaman ticari çıkar amaçlı, bazen kıymeti kendinden menkul estetik kaygılarla bu prodüksiyonlarda yaşam hakları umursanmadan kullanılmaları. Sadece birkaç örnek:  Lars Von Trier’in “Manderlay” filminde öldürdüğü eşek, Reha Erdem’in “Kosmos” filminde bolca gösterdiği mezbaha sahneleri, “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde kullanılan atların aç ve susuz bırakıldığı iddiaları ve son olarak yeni başlayan bir dizide gösterilen köpek cesedi.

“Cinayet” dizisinde köpek cinayeti?

7 Ocak tarihinde yayınlanan “Cinayet” dizisinde görülen ölü köpeğin hali pek çok protestoyu beraberinde getirdi. Köpeğe narkoz verilip uyutulduğu ve üzerine toprak atıldığı iddiaları üzerine izleyiciler sosyal medyadan RTÜK’e pek çok şikayette bulundu.

7 kanal d cinayetHayvan Hakları savunucusu ve oyuncu Özge Özder, Twiter’dan yaptığı açıklamada, köpeğe herhangi bir kötü muamelenin söz konusu olmadığını, anestezi değil veteriner tarafından sakinleştirici iğne yapıldığını ve birtakım efektler kullanıldığını iddia ederek kamera arkası görüntülerinin mevcut olduğunu söyledi. İnternet üzerinde de aynı köpek olduğu iddia edilen bir köpeğin fotoğrafı dolaşıyor. Gerçeğin ne olduğu, bununla ilgili RTÜK’ün nasıl bir araştırma yapacağını bekleyeduralım, bu haber hayvan hakları ihlalinin ne kadar gündelik ve pamuk ipliğine bağlı olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

“Hayvanlar meta değil, candır”

Konuyla ilgili konuştuğumuz “Vegan Özgürlük Hareketi”nden Metin Kılıç, hayvan hakları ihlallerinin hem bir hukuk sorunu hem de daha önemlisi bir algı sorunu olduğunu söyledi.

“Vegan Özgürlük Hareketi”nden Metin Kılıç
“Vegan Özgürlük Hareketi”nden Metin Kılıç

 

2004 yılında kabul edilen 5199 sayılı “Hayvanları Koruma Kanunu”nuyla ilgili değişiklik yapılması ve daha kapsayıcı bir yasa taslağı hazırlanması gerektiğini belirten Kılıç, yasanın mevcut halinin dekabahatler kanunundan çıkartılıp ceza kanununa eklenmesi gerektiğini vurguladı.

“2 yıl önce 250 bin ıslak imzayı bu amaçla başbakanlığa götürdük

. Sonra gündem karıştı herhangi bir değişiklik yapılmadı” diyen Kılıç hayvanlara kötü muamelenin çok genel ve yanlış bir algının bir parçası olduğunu belirtti.

Haber: Gözde Kazaz

(Yeşil Gazete)

Polonezköy için son 10 gün!

©4.bp.blogspot.com Polonezköy Tabiat Parkı, 184 tabiat parkından biri
©4.bp.blogspot.com
Polonezköy Tabiat Parkı, 184 tabiat parkından biri

İstanbul’un Beykoz ilçesine bağlı Polonezköy, 1994’te Tabiat Parkı ilan edilmişti. Üst ölçekli planları bulunan alan için alt ölçek koruma imar planlarının (nazım imar planı ve uygulama imar plan) hazırlık çalışmaları tamamlandı ve belediye planı ilgililerin itiraz ve görüşleri için askıya çıkardı. 24 Ocak’a kadar askıda kalacak plan ile ilgili özellikle sivil toplum kuruluşları olumsuz görüş bildiriyor.

Radikal’den Serdar Ocak’ın haberine göre Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreteri A. Burak Atlar, planla ilgili henüz inceleme aşamasında olduklarını ancak itiraz noktaları olduğunu belirtirken İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Prof.Dr. Sedat Ayanoğlu önerilen plan kararlarının Polonezköy Tabiat Parkı’nın Uzun Vadeli Gelişme Planı’nın önüne geçeceğini iddia etti.

Şehir Plancıları Odası Genel Sekreteri Dr. Ümit Özcan, plan incemelerinin ciddi ve titizlikle yürütülen çalışmalar olduğunu, askı süresi bitmeden itiraz konularının netleşmeyeceğini söylerken, koruma alanlarında planlama süreçleri ile ilgili olarak “plan kararları yerleşimin yerel nüfus artışından kaynaklanan gereksinimlere yanıt verecek şekilde verilmeli ancak bu şekilde tabiat parkı anlamlı biçimde yaşamını sürdürebilir. Ama alan güzel diyerek tabiat parkının fonksiyon değiştirmesine ve nitelik kaybına neden olabilecek yapılaşma kararlarından kesinlikle kaçınılmalı. Planlama kararları rantı yüksek imar alanları yaratıp mevcut nüfusun tasfiyesine neden olmamalı” dedi.

Koruma alanlarında planlama süreçleri nasıl işliyor?

Milli parklar, tabiat parkları, tabiat anıtları, tabiatı koruma alanları, sulak alanlar, özel çevre koruma bölgeleri ve doğal sit alanlarında yapılacak imar planlama çalışmaları Korunan Alanlarda Yapılacak Planlara Dair Yönetmelik’e göre yapılıyor. İlk olarak Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından uzun devreli gelişme planı veya yönetim planları hazırlanır. Yönetmeliğe göre bu planlarda, kaynak değerlerinin etkin korunması, devamlılığının sağlanması, koruma-kullanma dengesi gözetilerek arazi kullanım kararları geliştirilir ve alanın etkileşimde olduğu yerleşimler varsa bunların olumsuz etkileri dikkate alınarak sosyo-ekonomik faaliyetler belirleniyor.

Planlama alanı içinde yerleşim yeri varsa, uzun vadeli gelişme planının kararlarına göre 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planları hazırlanıyor. Planları İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü inceleyip uygunsa Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun kararı ile teknik inceleme için Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne (TVKGM) gönderiyor.  Planlar onaylandıktan sonra 30 gün boyunca askıda kalıyor, bu süre içinde yapılan itirazlar TVKGM tarafından tekrar değerlendirilip Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunuluyor.

İtiraz süresi Polonezköy Tabiat Parkı içindeki köy yerleşimin imar planları için 24 Ocak’ta bitiyor.

(Yeşil Gazete, Radikal)

Tuzsuz yemek, yine bir eşek dramı, seyir halleri

Google’da aradığı kelimeyi bulumayasıcılar, akıllı telefonunun bataryası erken bitesiciler, ekmek yerine pasta deniz-salyiyenler, organik denince sadece sebze anlayanlar, ekolojik yaşamı sadece ismi havalı olduğu için sevenler, Das Capitalin’in eleştirilerine maruz kalanlar ve kutsalını kapital üzerinden yürütenler; hele algınızı alın gelin ve keyfiniz gelirse bir hikaye okuyalım…

Evvel zaman içinde değil, çok çok bundan 40 yıl öncesi demir ağlarla örülmüş vatan toprağında demir ağın uğramadığı, yolun zaten olmadığı, yolculuğun daha çok tabana kuvvet yapıldığı zamane diliminde, sonbahar döneminde genel ihtiyaçların karşılanması amacı ile, toplu taşımanın yol olmadığı gerekçesiyle yapılamadığı birlik ve beraberliğe muhtaç geçmiş zaman günlerinde; söylentiye göre 2 köylü insan şehirden kışlık ihtiyaçlarını eşeklere yükleyip vuruyorlar kendilerini köyün yoluna.

Bu köy yolu öyle sıradan bir yol değil, en az 2 gün süren bir yol ve haliyle konaklama için de yol üstündeki mezra yada köyler tercih nedeniymiş.

Bu seyyar köy sakinleri, yine günün kendini geceye çevirdiği bir akşam yol üstünde bir kapı çalıp tanrı referanslı misafirliklerini beyan ederler. Kapısı çalınan hane halkı böyle bir durumda misafir kabul etmemek için her hangi bir kapris sergilemez. Kaprise yakın bir olumsuz hal, davranış haliyle en kısa zamanda tüm çevrelerde duyulma ihtimali taşırmış. Velhasıl bizim kafadarlar yemek yiyip uyuyabilecekleri bu haneye misafir olurlar.

Irkçılığın katır üzerinden kendini beyan ettiği “kesin bilgili” bu dönemde hikayenin seyrine bırakalım kendimizi. Yol üstü sosyal tesislerin olmadığı ve tuvalet için para ödenmeyen memleket toprağımda (ele gelen her taşın tuvalet kağıdı muamelesi gördüğü yıllardır) uykudan önce akşam yemeği ikram edilir bu eşeklerle ihtiyaç taşıyan ağabeylere.

Sofra kurulur yemekler getirilir ve yemek başlar. İki kaşıktan sonra misafirlerin yüzünde bir ekşime bir memnuniyetsizlik sezilir, lakin tepkiler iç ses olarak kalır. Yemek bulmuş, sofraya kurulmuş, karınları doyarken iç sesin iç ses olarak kalmasında fayda görürler herhalde.

O an için çok ciddi bir sorunla karşılaşan kahramanlarımız adeta iç seslerinde bağrış çağrış modundalardır. Lakin iç ses bir türlü dışarı atamaz kendini. Ev sahibimiz sosyal tesis muamelesi gören malikanesine zamansız ziyaretleri azaltmak için adeta tabiri caizse, ki belki haklıdır; haince tüm yemekleri tuzsuz yapmıştır. Manidar durum ihtiva eden bu davranış adeta tanrı referanslı misafirleri şok etmiştir. Zamanın ruhunu anlamayan cesaretten, mücadeleden yoksun bu eşek taşımacılarının suskunluğu karşısında “insan gerçekten hayret ediyor”.

İçseslerinde boğulan, zamanlı tepkiyi veremeyen kahramanlarımız uyku için gerekli hazırlıktan sonra rüya aleminde icraatlara başlarlar. Elimizde kesin bilgi olmadığı için rüyaların içeriği ile ilgili bilgi aktaramıyorum. Neyse laf kalabalığına hacet yok, sabah olur ve eşeklerin yükleri tekrar yüklenir yola devam edilir. Misafir oldukları evden biraz uzaklaşan iki kafadar yoğun bir tartışma içine girerler. Akşamki yemek durumunu kritik ederler. Uzun bir tartışma içerisinde bu tuzsuz yemeğin manası tartışılır ve neden susulduğuna dair karşılıklı suçlamalardan sonra bir karara varırlar.

“Şimdi ev sahibi teyze derki bu eşek herifler yemeğin tuzsuz olduğunu anlamadılar” der biri ve bu söz karar alma mekanizmasını harekete geçirir. Aldıkları karar gereğince her ikisi geri dönecek ve ev sahibine gerekli özeleştiri yapılacaktır…

Bir an önce gidip bu cevabı vermek isteyen iki arkadaş kendilerini yavaşlatır gerekçesiyle yüklü eşeklerini şimdi HES için kurban seçilen bir vadide bağlarlar. Vururlar kendilerini yola.. Velhasıl zamanında söylenmemiş bir sözü ev sahibine iletirler. Küfre mazhar kahramanlarımız ev sahibine “Teyze senin akşam bize yedirdiğin yemek tuzsuzdu, sonra demeyesin bu eşekler anlamadı” derler.

Bu devrimci çıkış ile mutluluğa eren iki kafadar gidilecek yola devam ederler. Gecenin ilerleyen bir saatlerinde eşeklerini bağladıkları yere gelirler. Kişisel tarihe altın harflerle yazılacak ve sinemasal açıdan müthiş bir fotoğrafla karşılaşırlar. Bu tıngıl fıscılar, bu xıştık vurmuşlar, bu hoca efendinin local beddualarına maruz kalasıcılar, bu suskunlar, bu gerekli cevabı ve çözümlemeyi zamanında “yemek” için söylemeyenler, bu çıkar için her türlü paralele girebilecek zatlar gecikmiş bir tepkinin nelere mal olduğunu, eşeklerin kurtlar tarafından yenmesinden sonra gayet net anlarlar, lakin yemek tuzsuzdu işte…

Velhasıl sosyal mesajımızı da verip konuyu kapatalım ve herkes kaldığı mutluluğa bol reklamlı devam eylesin. Efendiler hikaye derki; Paralelden şikayet edenler, ezberci çıkarları için diğer paralele yarayanlar, isminin önünde çeşitli hukuk sıfatları taşırken vicdanen karşılığı olmayanlar, bürokraside level üstüne level atlayıp kutu kutu nakit koleksiyonu yapanlar, lobiden dem vuranların tecrübesinden duyarlılık çıkarıp kola kapağında hediye kazanamamış küçük kardeş gibi mızmızlık yapanlar, bir zahmet fikirlerinizi kendi bahçenizde bağlı tutunuz. Ortaya saldığınız fikirlerinizden yüzyıllık bir dert yaratmışsınız haberiniz yok. Bu hayat dediğiniz tekerrür sisteminden sustuğunuz yerlerden ötekilerin doğruları gidiyor.

Sofradayken konuşmayan şimdi kelimelerle takla atıp özeleştiri getirenlerin insanlık önünde büyük çaresizliğini izlemeye devam ediyoruz sayın tüm dünya dertlerini kendine dert edinenler…

 

Deniz Sal – www.demokrathaber.net

 

Not: Şu hayata CV’ si boş insan mutluluğu ile bakanlar oldukça umut var olacak gibi geliyor…

“Kendi içkimi kendim yapıyorum”

Soru

Benim derdim derin.

Ben bu dışarıda yapılan alkollü içeceklerin tadını bir türlü sevemedim. En beğendiklerim hep ev yapımı oluyor. Bir yerde bir kere Ermeni bir arkadaşımın mamasının yaptığı vişne likörünü tatmış ve o lezzet anının sarhoşluğunda kendi içkimi kendim yapmam gerektiğine karar vermiştim.

Sonuçta okudum yazdım bir şeyler öğrendim. Bu ara bahçedeki portakal-greyfurtlara hiçbir şey eklemeden mayalandırıp, süzüp içiyorum. Oldukça hoş bir içecek oluyor.

Ancak dediğim gibi derdim büyük. İki sorum var:

1- Bu içkinin adı nedir? Alkolü yüzde kaçtır? Bunları bilmediğim için “ben şunu yaptım, içiyorum, çok güzel” diyemiyorum. Bu sebeple de “kendine müslüman” diye adım çıkmasından korkuyorum köyde.

2- Greyfurtun karışıma girişini, hiç alkol sevmeyen bir dişi bireyde şikayet unsuru olduğunu müşahade ettim. Greyfurt “acı” bir tat veriyormuş. Bu konuda karanfil çok iyi olmayabilir çünkü acılığı arttırır sanki. Tarçın işe yarar mı? Bilemedim sorayım dedim.

İyi ki varsın Güneşin Abla. Güzin Abla’ dan sonra sorularımız havada kalmıştı…

Rumuz: Abdal Hayyam

Yanıt

Sevgili Abdal Hayyam,

Herşeyin ev yapımını versiyonunu yeniden keşfettiğimiz bir yüzyılda yaşıyoruz. Ne güzel. Senin gibi kendi yapıp kendi içmesini seven ve evde içki denemesi yapan pek çok kişi var, onlarla bir tanışmanı tavsiye ederim öncelikle.

Ben bu alkol işinden hiç anlamıyorum ama onu napıcaz? Üstelik meraklısı da değilim. Bana göre senin yaptığın içecek narenciye sirkesi. Ben onu evde yüzey temizleyici olarak kullanıyorum. Ama tadı da güzelse bir deneyeyim. Sağol.

Tarçın, evet bir tatlandırıcıdır hattı zatında. Karanfilden daha çok yakışabilir. Ve belki de greyfurtu kullanmasan kızlar daha çok beğenebilir…

Kolay gelsin.

Güneşin

Sor vatandaş sor! Ekolojik yaşamda her soruya beş cevap kampanyası başlıyor!

GÜNEŞİN’E SOR, CEVABINI AL!

Organik ürünler neden bu kadar pahalı? Organik ürünler gerçekten organik mi?, Köyde canınız sıkılmıyor mu?, Buzdolapsız mutfak olur mu?, Evde çöpleri ayırsam ne işe yarar, gittiği yerde hepsi birbirine karışıyor?, Katkılı gıdalar neden zararlı?, Dünyayı ben mi kurtaracağım? Çocuğun karma aşısı geldi, yaptırayım mı?, Cemreler hala düşüyor mu?, Nasıl çiftçi olurum?, Nereden tohum bulurum? Hem yoga yapıp hem et yiyebilir miyim? Akdeniz Fokları yok olsa ne olacak?, Çobanlık trend olmuş, doğru mu? Ben vejeteryan oldum ama annemler bilmiyor, onlara nasıl söylerim?, Yeşil zeytin ile siyah zeytin ağaçları arasındaki 5 fark? Gönüllü çalışasım var ama nerede? Dolunayda saçımı kestirirsem kel mi kalırım?  Homeopati mi dedin? Buyur?!….

Ve daha nice enteresan sorunun cevaplarını bulup buluşturacağız bu köşede.

Soruları hazırlayın, [email protected] adresine yollayın ve bekleyin, artık ne çıkarsa bahtınıza…

Güneşinesor, verdiği cevaplardan mesul değildir.

HDP’li Ermeniler: “Birbirimizi ötekileştirmek değil birlikte mücadele etmek gerekiyor”

bese-hozat-kimdir_42302_bKCK Eş Başkanı Bese Hozat‘ın Ermeni ve Rumlarla ilgili geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamaya HDP’li Ermenilerden de tepki geldi. HDP’liler, “Özgür ve eşit bir ülke ve dünya tahayyülümüzü gerçekleştirmek için yapmamız gereken birbirimizi ötekileştirmek değil, tüm ezilenler ile birlikte mücadele etmektir” dedi. 

Açıklamada, Hozat’ın “İsrail lobisi, yine milliyetçi Ermeni ve Rum lobileri paralel birer devlettir. Paralel devletlerin birbiriyle ortaklaştığı ciddi bir çıkar ilişkisi vardır.” sözlerinin kaygı yarattığı belirtilerek,  “Bizim de gerçekleşmesi için emek harcadığımız barış ve barışa giden süreç; Türkler ve Kürtler harici diğer halkların yok sayılması anlamına gelmemelidir” ifadesi kullanıldı.

“Halkların birbirine olan güvenini sarsan açıklamalar geri çekilmeli”

merkez-halklarin-demokratik-partisi-hdp-logo...Bir sene önce Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu “Türkiye’de 3 koldan paralel devlet çalışması var. Bu ilişkiler sabote edilmeye başlandı. Sıradan lobiler değil. ABD’de Yahudi, Ermeni ve Rum lobileri stratejik ve taktik müdahale ediyorlar. Her 3’ü de Anadolu çıkışlıdır”  açıklamasını hatırlatan HDP’li Ermeniler, sonradan yumuşatılmaya çalışılan ama yalanlanmayan bu açıklamanın yanısıra; bir süre önce BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın “Biz buradan söylüyoruz. Aklınızı başına alın. Kürtler 1915’lerdeki Ermeniler değil ki katledesiniz, Kürtler 6-7 Eylül’ü yaşayan Rumlar, Yahudiler değil ki zulüm edesiniz”  sözlerini de hatırlatarak, “düzeltilip sonrasında özür dilense de, bu ayrımcı fikrin yerleşik olup olmaması konusunda ortaya soru işaretleri çıkartmaktadır” denerek kaygılar dile getirildi.  

“ Halkların birbirlerine olan güvenini sarsan, her yöne çekilebilecek bu gibi açıklamalardan vazgeçilmesi ve yapılan açıklamaların bir an önce düzeltilmesini” talep eden HDP üyeleri “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’ yaşayacağımız bir ülkeyi kurmak, sistemin tüm ezilenleriyle birlikte mücadeleden geçmektedir” diyerek konunun takipçisi olacaklarını belirtti.

HDP eş başkanları: “Endişeyle izlenmesini anlıyoruz”

8 tuncel ve kürkçü

Bese Hozat’ın açıklamasının ardından 9 ocak’ta HDP eş başkanları Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü de parti adına bir açıklama yapmıştı. “Resmi toplumdan ve devletten, hukuken ve siyaseten dışlanan ve sıkça nefret söyleminin nesnesi kılınan Ermeni, Rum ve Yahudi kimliklerinin “paralel devlet” ile ilintilendirilmesinin halklarımız arasında endişeyle izlenmesinin nedenlerini anladıkları” vurgulanan açıklamada “bir asırdır süregiden resmi ve gayrı resmi inkâr ve imhaya karşı mücadele halindeki Kürt halkının devrimci sözcüleri de, yaşadığımız coğrafyada halkların eşitliği ve kardeşliği düşüncesini ihya edecek, mücadele ortaklığını pekiştirecek bir söylemi tercih etmelidir.” ifadesi kullanılmıştı.

(Yeşil Gazete)