Ana Sayfa Blog Sayfa 4070

Kent korumada bir başarı öyküsü: Akyaka’da katıldılar, değiştirdiler!

Akyaka, Muğla’nın Gökova Özel Koruma Bölgesi içindeki turistik beldelerden biri. Ayrıca Cittaslow sertifikasına sahip Türkiye’deki 9 özel yerleşimden biri.

Akyaka doğal değerleri yanında sivil toplum örgütlülüğü ve aktivizm açısından da şanslı bir belde. Adını en son “Diren Zeytinpark” eylemi ile duyduğumuz Akyaka Yerel Yönetim Platformu’nun (AYYP) Akyaka ve Gökova’nın doğasını korumak adına gösterdiği çaba karşılıksız kalmıyor. Orman alanı içine moloz ve çöp döktüğünü tespit ettikleri Akyaka Belediyesi Başkanı Ahmet Çalca, neden olduğu zarardan dolayı kişisel olarak yargılanacak.

“Akyaka Çöpyaka Olmayacak!”

©Akyaka'nın Sesi "KATIL, DEĞİŞTİR!"
©Akyaka’nın Sesi
“KATIL, DEĞİŞTİR!”

AYYP, Eylül 2012’de bunu protesto etmek için bir eylem düzenlemiş “Akyaka Çöpyaka Olmayacak!” demişti. Protesto eylemi, Türkiye’de eşi benzeri olmayan bir olaya sahne olmuş, protesto edilen Akyaka Belediye Başkanı Ahmet Çalca bizzat kendisi de protestoya katılmıştı. Çalca  “Belediye başkanı olarak her ne kadar çöplerin o alana atılmasına vesile olan birisi olsam da bu eyleme destek verdim” demiş ancak orman içine çöp ve moloz dökülmesi ve sonuç olarak orman içine bir yol yapılması konusunda geri adım atmayacağını da eklemişti.

Akyaka Belediye Başkanı Çalca şahsen yargılanacak

©yeniasir.com.tr Türkiye'de bir ilk: Belediye başkanı kendisinin protesto edildiği eylemde
©yeniasir.com.tr
Türkiye’de bir ilk: Belediye başkanı kendisinin protesto edildiği eylemde

Belediye başkanı dediği gibi bu protesto eyleminden sonra da ormana çöp dökmeye, doğaya zarar vermeye devam etmiş, halkın tepkisine kulak asmamıştı. Ancak AYYP, Valilik, Kaymakamlık, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Orman İşletme Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı gibi tüm ilgili kurumları devreye sokarak tahribatın durdurulması için verdiği mücadele nihayet devlet kurumlarını harekete geçirmiş ve Akyaka Belediyesi’ne geçen yıl para cezası kesilmişti. Ancak Akyakalıların yaşam alanlarının tahrip edilmesinden sonra, belediye bütçesinden ödenecek bu ceza halkın ikinci kez cezalandırılması anlamına geliyordu. Akyakalılar, bu paranın belediye bütçesinden ödenmesine karşı çıkıyor ve  cezanın tahribata neden olanlar tarafından şahsen ödenmesini istiyorlardı.

Nihayet Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü bu talebi de dikkate alarak Akyaka Belediyesi’ne kesilen para cezasının yanında Belediye Başkanı Ahmet Çalca’ya şahsen dava açtı. Akyakalıların da müdahil olduğu dava 4 Şubat 2014’de Muğla 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde saat 9:25’de.

Bir “kent suçu” yargılanıyor! 

AYYP “Ülkemizde kent suçlarının pek ender karşılığını bulduğu düşünüldüğünde bu dava, kent halkının yönetime seçtikleri temsilcilerin hesap verebilirliğini sorguladığı, kararlı mücadele ile sonuç alabildiğine bir örnek oluşturması açısından önemli. Akyakalıların kararlı ve örgütlü mücadelesi gelecekte seçilecek yöneticiler için de önemli bir mesaj içeriyor. Seçilmişlerin cezalara gerek kalmadan, halkla inatlaşmadan onların taleplerini dikkate aldıkları, şeffaf ve hesabını verebildikleri yönetim ilkeleri ile görev yapmalarında üstün kamu yararı var” diyerek herkesi destek için ilk davaya çağırıyor.

( Yeşil Gazete)

 

24 Ocak 2014

Ankara’ya yürüyen işçilerin önünü TOMA kesti

Tes-İş ve Maden-İş’e üye çok sayıda işçi ile aile bireyleri, Ankara’ya gitmek Yatağan Termik Santrali önünde toplandı. Yatağan’dan Ankara’ya gitmek üzere 35 otobüsle yola çıkan işçiler önü TOMA’larla kesildi, işçilerin oturma eylemine başladı.

“Bilal Erdoğan ifade vermeye hazır”

Avukat Ahmet Özel, İstanbul Başsavcılığı’nca 25 Aralık’taki soruşturma kapsamında müvekkili Bilal Erdoğan hakkında yakalama ve gözaltı olan bir çağrı kağıdının ulaşmadığını ifade ederek: “Müvekkilim sabit ikamet sahibi olup savcılık makamlarınca yapılacak bildirim üzerine ifadeye gitmek için hazır.” Dedi.

Yolsuzluk soruşturmasını yürüten Savcı Muammer Akkaş’ın Bilal Erdoğan’la ilgili yazdığı iddia edilen “çağrı kağıdı” medyaya yansımıştı. Çağrıda ifade günü olarak 2 Ocak tarihi görünüyordu. Soruşturmadan alınan Savcı Akkaş 16 Ocak’ta Tekirdağ’a atandı.

Dolar 2.30, Borsa düşüşte

Merkez Bankası, doları frenlemek için 3 milyar dolar daha sattı, bu satışla gün içinde sadece 3 kuruş düştü. Dolar rekor kırdı ve günü 2.3010’dan kapattı. BIST 100 endeksi günü yüzde 2,88 düşüşle tamamladı.

Davos’a 9 kadın katılımcısıyla Türkiye en çok kadın katılımcı sağlayan oldu

Dünya Ekonomik Forumu’nun düzenlediği Davos zirvesi konuklarının arasındaki kadınların oranı yüzde sadece yüzde 15. Geçen yılki katılımcıların yüzde 17’si kadındı. Türkiye’den Davos’a katılanlar arasında kadınların erkeklere oranı ise yüzde 27.6 oldu. Bu oran Davos’ta bu sene en kadın ağırlıklı kadronun Türk delegasyonu olmasına neden oldu. Türkiye’den zirveye 29 kişi katılırken, bunun 9’u kadın 20’si ise erkek.

Yeşiller/Sol Manisa’da radyasyonu sordu, TAEK itiraf etti

taek_arfi_cangiYeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Manisa Köprübaşı’ndaki uranyum yataklarının bulunduğu bölgede ölçülen yüksek radyasyon konusunda TAEK ve Manisa Valiliği ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dilekçe ile başvurdu. Her üç kurumun da yasal görevlerini eksiksiz yerine getirmesini isteyen Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi çevre sağlığı ve canlı yaşamını koruyacak önlemlerin derhal alınması çağrısında bulundu.

İlgili bilimsel rapordan hareketle çevrede yaşayanların hayatlarının hiçe sayıldığına dikkat çeken Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Avukatları Arif Ali Cangı ve Halil Dönmez, TAEK, Manisa Valiliği ve Çevre-Şehircilik Bakanlığı’na yaptıkları başvurularda; Manisa-Köprübaşı uranyum yatağı çevresinde tespit edilen tehlikeli boyuttaki kirlilik için şu ana kadar her hangi bir işlem yapılıp yapılmadığını sordular. Bugüne kadar alınan her hangi bir önlem varsa kamuoyu ile paylaşılmasını isteyen Cangı ve Dönmez, hiçbir işlem yapılmadı ise YSGP’nin başvurusu üzerine çevre sağlığı ve canlı yaşamını koruyacak önlemlerin ivedilikle alınmasını ve sonuçlarının da yine kamuoyu ile paylaşılmasını istediler.

Türkiye Atom Enerjsi Kurumu (TAEK) dün yaptığı açıklamada bölgede radyasyon seviyesinin yüksek olduğunun bilindiği adeta itiraf edilirken, alınan herhangi bir önlemden söz edilmiyor. TAEK’in açıklaması şöyle:

Bazı basın organlarında Manisa İli Köprübaşı İlçesinde doğal radyasyon ölçümü yapıldığı ve aynı ilçenin Kasar Köyü mevkiinde lokal olarak doğal radyasyon seviyesinden yüksek olan radyasyon değerlerinin ölçüldüğü yönünde bir takım haberlere yer verilmiştir. Söz konusu bölgenin jeolojik olarak uranyum maden yatağı olduğu ve 1974-1982 yılları arasında Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından deneme amaçlı uranyum madenciliği faaliyetleri gerçekleştirilmiş olduğu bilinmektedir. Ayrıca buna ilişkin bilgiler uluslararası kuruluşlar tarafından yayınlanan raporda da yer almaktadır.

Kasar Köyü mevkiinde bazı bölgelerde lokal olarak ölçülen ortalamalardan yüksek radyasyon seviyesinin, ilk değerlendirmelere göre sahadaki doğal kayaçlarda uranyum açısından yoğun cevher mostralarından kaynaklanabileceği değerlendirilmektedir. Söz konusu sahada detaylı radyasyon ölçümlerinin ve analizlerinin yapılması için çalışmalara başlanmış olup, bu çalışmaların sonucunda yapılması gerekenler Manisa Valiliği koordinasyonunda ve diğer kuruluşlarla işbirliği halinde yapılacaktır.

Diğer yandan, bir bölgenin doğal radyasyon değerleri yer kabuğunun jeolojisi başta olmak üzere birçok faktöre bağlı olarak değişmektedir. Manisa İli Köprübaşı İlçesinde olduğu gibi radyoaktif bir madde olan uranyum içeriği nispeten fazla olan bölgelerde çevre radyasyon değerlerinin de yüksek olması beklenen bir durumdur. Dünyada çeşitli ülkelerde (İran, Hindistan, Brezilya v.b.) doğal jeolojik özelliklerden dolayı Köprübaşı İlçesinde ölçülen değerlerden çok daha yüksek doğal radyasyon seviyelerine sahip bölgeler bulunmaktadır. Ülkemizde ve dünyadaki doğal radyasyon değerlerine ilişkin bilgiler www.taek.gov.tr adresinde verilmektedir.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adına başvuruyu yapan Av. Arif Ali Cangı TAEK’İn bu açıklamasını itiraf olareak değerlendirerek şunları söyledi:

“TAEK aslında hiç bir şey yapmadığını itiraf etti. Sanki yeni haberdarmış gibi “Söz konusu sahada detaylı radyasyon ölçümlerinin ve analizlerinin yapılması için çalışmalara başlanmış olup, bu çalışmaların sonucunda yapılması gerekenler Manisa Valiliği koordinasyonunda ve diğer kuruluşlarla işbirliği halinde yapılacaktır” diyor.

Üstelik “Manisa İli Köprübaşı İlçesinde olduğu gibi radyoaktif bir madde olan uranyum içeriği nispeten fazla olan bölgelerde çevre radyasyon değerlerinin de yüksek olması beklenen bir durumdur ” diyerek olur böyle şeyler diyor.

Anlaşılan Köprübaşı’inda çevre sağlığı ve canlı yaşamının korunması için yapacağımız daha çok şey var. Hadi bakalım. Hepimize kolay gelsin.”

Manisa’da uranyum paniği

Basında yer alan haberler ve CHP Manisa Milletvekili ve Büyükşehir Adayı Özgür Özel’in açıklamalarıyla normalin 140 kat üzerindeki radyasyon değeri taşıdığı gündeme gelen Manisa Köprübaşı’nda gerekli tedbirlerin alınmamasının bölgede yaşayanların yaşamını hiçe saymak olduğuna dikkat çeken Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, 18 avukatın vekilliğinde TAEK, Manisa Valiliği ve Çevre-Şehircilik Bakanlığı’na başvuruda bulundu.

Yeşiller/Sol Eş Sözcüleri Sevil Turan ve Naci Sönmez de yaptıkları yazılı açıklamada sorumluları ivedi olarak görevlerini yerine getirerek, gerekli tedbirleri almaya davet ettiler ve “Türkiye’nin nükleer bir çöplüğü dönüştürülmesi kabul edilemez. İnsan hayatı ve doğa için telafisi mümkün olmayan bu riske karşı iktidar daha fazla gecikmeden ciddi bir tedbirler programı ve planı oluşturup ilan etmelidir” dediler.

Bilindiği gibi Manisa’nın Köprübaşı ilçesinde 1970-1980 yılları arasında faaliyet göstermiş olan uranyum madeninde geçtiğimiz hafta sonu Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Enver Yaser Küçükgül tarafından yapılan ölçümlerde, bölgede radyasyon seviyesi 16 mikrosiveret seviyesine kadar çıkmıştı. Bu değerlerin, normalin 140, Gaziemir nükleer bulaşıklı atıkların yaydığı radyasyonun 20 katı büyüklükte olduğuna dikkat çekilen açıklamada “Nükleer silah ve nükleer enerji macerasına doludizgin giren AKP hükümetini bir kez daha uyarıyoruz. Gezeğenimizin, hayatın en büyük düşmanı nükleer sevdanızdan bir an önce vazgeçin” denildi.

2008’den beri biliniyordu

Öte yandan Manisa Köprübaşı’ndaki uranyum yataklarının bulunduğu bölgedeki yüksek radyasyon değerlerinin 5 yıldır yetkililer tarafından bilindiği ama gerekli önlemlerin alınmadığı, Fırat Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği’nden Prof. Dr. Ahmet Şaşmaz’ın 2007-2008 yılları arasında Tübitak desteğiyle hazırladığı raporla ortaya çıktı. Söz konusu bilimsel raporda Köprübaşı uranyum yatağının bulunduğu alandaki suların uranyum açısından Dünya Sağlık Örgütü kriterlerine göre en az on kat fazla kirlendiği, bölgedeki yer altı suları ve toprağın uzun süreli kullanımının yerel halk sağlığı için zararlı olabileceği ortaya konuyor ve yer altı suları ile toprağın kullanılmaması gerektiği vurgulanıyor.

(Ege’de Sonsöz, Yeşil Gazete)

“Phubber” kimdir?

Teknoloji insan hayatını her zaman için kolaylaştırır mı? Güzel bir soru, özellikle erken yaştan itibaren modernizm ve sürekli kalkınma gibi akımların, bir de buna ilerleme adı takmanın genlerimize işlendiği bir çağda.

Mayıs 2012’de bu konuyu ilginç şekilde gündeme taşıyan Sydney Üniversitesi’nde bir ekip toplandı. Ekip bir sözlük bilimci, ses bilimci, münazara şampiyonu, çapraz bulmaca uzmanı, bir şair ve birkaç yazardan oluşuyordu ve amaçları günümüzde bir hastalığa dönüşmüş olan akıllı telefon ekranını çevresindeki insanlara tercih eden kişilerin eylemine bir isim kazandırmaktı. Uğraşıları, şu an dünyada 180 farklı ülkdede kullanılan “phone” ve “snubbing” yani telefon ve karşındakini küçük görme kelimelerinin birlleşimi olan “Phubbing” kelimesinin oluşturulmasıyla sonuçlandı.

Neden bu kelime önemli peki?

Çünkü şimdiye kadar hiç isimlendirilmediği için üzerine uzun uzadıya tartışılan bir konu olmayan, akıllı telefon ekranını çevresindeki insanlara tercih etme sendromunu küresel ölçekte gündeme sokmuş oldu.

Kabaca kelimenin tanımladığı, herhangi bir sohbetin ortasında bir anda gülmeye başlayan ve karşısındaki kişiyi bir anda fazlasıyla gülünmeye hak eden espri yaptığını düşündürdükten sonra “Özür dilerim, sana gülmüyorum, az önce Twitter’da komik bir şey gördüm” diye açıklamada bulunan kişi oluyor.

Durumun çok ciddi olduğunu fark eden kelimeyi oluşturan ekip McCann Melbourne “stopphubbing” isimli bir kampanyaya bile başlatmış durumda. Ve sitelerinde kullandıkları veriler dikkate değer nitelikte. Örneğin, akıllı telefon kullanımı sınırlar ötesi bir olgu olduğundan etkileyebileceği insan sayısı 6 tane Çin kadar, ortalama bir lokantada görülebilecek vaka sayısı 36 ve bu başkalarıyla birlikteyken 570 saat yalnız geçirmek anlamına geliyor, kurbanların 97%’si yedikleri yemeklerin kötü olduğunu söylüyor ya da gençlerin 87%’si yüz yüze konuşmak yerine mesajlaşmayı seçiyorlar.

Şimdiden sözlüklerde yerini almış olan bu kelime için başka dillerde de karşılık bulmak akıllıca olan davranış olacaktır. Kampanyanın videosu aşağıda.
http://www.youtube.com/watch?v=ZSOfuUYCV_0

Kampanya için bir de site var. http://stopphubbing.com/

 

Rüzgar enerjisi Danimarka’ya yeter

Energinet.dk isimli Danimarkalı elektrik dağıtım şirketinin resmi sitesinde 15 Ocak’ta duyurduğu haber sevindirici. Danimarka’nın kurulu gücünün 54.8%’si artık rüzgar enerjisi. Halbuki 2020 yılında Danimarka’nın elektrik üretiminin 50%’sinin rüzgar enerjisiyle karşılanma hedefi vardı.

Elektrik dağıtım şirketinin verilerine göre 1 Aralık sabahı 04:00-05:00 saatleri arasında rüzgar türbinleri ülkenin enerji ihtiyacının 135.8%’sini karşılarken, 21 Aralık günü gün boyu ortalama en yüksek elektrik talebi karşılama oranı ise 102% oldu. Danimarka’yı fırtına vurduğu 28 Kasım günü rüzgar türbinlerinin elektrik enerjisi üretimindeki oranlarının 69.1% olması ise şirketin açıkladığı üzere biraz tezat teşkil ediyor.

Sayıları doğru okumak

Ancak Danimarkalı enerji dağıtım şirketinin resmi sitesinde kullandığı verileri doğru yorumlamak gerekir. Şimdiye kadar dünyada ölçülen en yüksek karşılama oranıyla 135.8% gece saatlerinde elde edilen bir değer. Zaten bu hususu şirket de kabul etmekte. Mesela 2013 yılının 52. haftası yani Noel zamanı enerji talebi fabrikaların kapalı olmasından ötürü yıl içerisindeki değerlerden daha düşük gerçekleşmekte. Yine de o hafta içerisinde şirket verilerine göre rüzgar türbinlerinden sağlanan elektrik enerjisinin toplam enerji tüketimine oranı hafta içerisinde en yüksek 68.5% şeklinde gerçekleşti.

2013 yılında gelişmeler

Anholt Rüzgar Tarlası
Anholt Rüzgar Tarlası

2013 yılı içerisinde 111 rüzgar türbinli, 400MW kapasitedeki Anholt offshore(denizde) rüzgar tarlasının faaliyete alınması ve sistem üzerinde yapılan iyileştirmelerle Danimarka genelinde rüzgar elektrik enerjisi üretimi 11.1 milyar kW/saate yükselmiş durumda. Kaçaklarla birlikte Danimarka’nın 2013 yılında toplam tüketimi ise 33.5 milyar kW/saat düzeyinde. Bu da yıl boyu elektrik tüketiminde rüzgar enerjisinin payının 33.2% olduğunu göstermekte. Toplam kurulu rüzgar enerjisi gücü ise 4.792 GW’a ulaştı.

Danimarka genelinde anlık enerji üretimi, aktarımı, tüketimi ile ilgili daha detaylı görsele şu linkten ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Hak odaklı sosyal hizmetin sonu: Tarlabaşı Toplum Merkezi kapandı

Sekiz yıldır Tarlabaşı’nda, özellikle kadınlara ve çocuklara sosyal, eğitsel alanlarda destek ve psikolojik danışmanlık hizmeti veren “Tarlabaşı Toplum Merkezi” bürokratik çıkmazlara ve fon eksikliğine dayanamayarak kapandı.

ttb-2

10 ay boyunca Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile sürdürülen görüşmeler sonuçsuz kalınca ve bu süreçte başka bir destek de bulamadığı için merkez yarı yolda kaldı.

Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), 2006 yılında, “İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi” tarafından yürütülen bir kent yaşamına eşit katılım projesini başarıyla uyguluyordu ve Avrupa Birliği’nden sağlanan destekle kurulmuştu. Beş katlı binasında, sekiz sene boyunca uluslararası fonlarla çalışmasına devam eden merkez, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın mevzuatında yapılan değişiklik nedeniyle, genç yaşlı ve çocuklara verilen sosyal hizmetin, bakanlığın “Sosyal Hizmet Merkezi” çatısı altında toplanma kararı ve toplum merkezlerinin kapatıldığı gerekçesiyle desteklenmedi.

09.01.2014 tarihinden “Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü”nden gelen resmi yazı,Beyoğlu’nda bulunan “Tarlabaşı Toplum Merkezi” gibi sivil toplum inisiyatiflerinin dahil olduğu aile danışma ve toplum merkezi, gündüzlü hizmet veren çocuk ve gençlik merkezleri ile yaşlı hizmet merkezlerinin kapatılarak bu hizmetlerin geçtiğimiz ağustos ayından açılan “Beyoğlu Sosyal Hizmet Merkezi” tarafından verileceğini bildiriyordu.

Çocuklara ücretsiz yemek ve harçlık yeter mi?

Konuyla ilgili Yeşil Gazete’nin görüştüğü Tarlabaşı Toplum Merkezi sorumlusu ve sosyal hizmet uzmanı Ceren Suntekin, sosyal hizmet merkezleri çatısı altında toplanan hak temelli çalışmaların yönetmelikte kapsamı genişlemiş olsa da “Beyoğlu Sosyal Hizmet Merkez“ gibi oluşumların, şu an için hizmetlerini sosyal yardımlarla sınırlandırdığını söylüyor. Yani sosyal hizmet, korumaya muhtaç çocukların belirlenmesi, çocuklara ücretsiz yemek ve harçlık verilmesi, kömür yardımı yapılması gibi sosyal yardım alanlarına indirgenmiş durumda. Bunun sosyal hizmet alanında çalışanlar tarafından eleştirilen bir durum olduğunu belirten Suntekin, eğitim faaliyetinin sistemli olarak devam etmemesinin bir sorun olduğunu söylüyor.

Tarlabaşı Toplum Merkezi’nde yapılan çalışmalara her yıl ortalama 800 mahalleli katılıyordu. Çocuklar için müzik, dans, drama, yoga,orkestra, okuma-yazma ve etüt gibi pek çok sanatsal, yaratıcı ve eğitici  atölye yapılıyor; yetişkinlere psikolojik ve hukuki danışmanlık ve eğitim hizmeti veriliyordu.

Bundan sonra ne olacak?

Tarlabaşı Kalyoncukulluk Caddesi’ndeki beş katlı binalarından fon eksikliği yüzünden ayrılmak zorunda kalan Tarlabaşı Toplum Merkezi, şu anda mahallede 70 metrekarelik bir alanda çalışmalarına devam etmeye çalışıyor. Açık kapı politikasına sahip kurumda, çocuklar istediği zaman merkeze gelebiliyordu; fakat şu anda mekan sıkıntısından dolayı çocuklar istediği zaman istediği atölyeye katılamıyor. Özellikle sanat çalışmaları askıya alınmış durumda, çünkü dairede sadece okuma yazma zorluğu çeken çocuklarla çalışılabiliyor. Ceren Suntekin, bundan sonra mahalleye daha çok inip, evlere giderek daha hareket halinde bir danışmalık ve destek anlayışına yöneleceklerini söylüyor.

Köylüler Havalimanı projesine karşı eylemde

İsmail Kurtuluş'un evinin önündeki pankart
İsmail Kurtuluş’un evinin önündeki pankart

Üçüncü Havalimanı projesi için Bakanlar Kurulu’nun acele kamulaştırma kararı çıkardığı altı köy cumartesi günü Ağaçlı mevkinde eylem yapacak. Sözkonusu köylerden olan Yeniköy sakini Mustafa Bozkurt , yıllardır ekim yaptıkları arazilerin büyük kısmına bedel ödenmeyeceğini söylüyor.

Havalimanı projesi bölgesinde bulundukları gerekçesiyle acele kamulaştırma kararı çıkarılan Yeniköy, Tayakadın, İmrahor, Ağaçlı, Akpınar  ve İhsaniye köylüleri  haftasonu eylemde. Bugün Kuzey Ormanları Savunması, eylemin haberini,  geçen hafta köylere gerçekleştirdikleri ziyaret sırasında tanıştıkları İsmail Kurtuluş’un vefat haberiyle verdi.

“Ihlamur ağacının bedelini kim ödeyecek?”

Kuzey Ormanları Savunması üyeleri, Ağaçlı’dan Akpınar’a doğru giderken tanışmışlar İsmail Kurtuluş’la.  Evinin önüne astığı pankartla, 30 yıllık birikiminin Karayolları Müdürlüğü tarafından alınacak olmasını protesto eden 80 yaşındaki Kurtuluş, eşiyle birlikte otuz yıldır elleriyle kurdukları çiftliğin bahçesinde bulunan ıhlamur ağacını gösterip, “bunu bana ödeyemezler, bunun değerini bana ödeyemezler” demiş ve eklemişti: “İlk giren dozeri vuracağım”.

Kurtuluş 17 Ocak’ta, acele kamulaştırma kararının çıktığı gün vefat etti.  Kurtuluş’un ailesi arazilerinin kamulaştırılması karşısında mücadelesine devam ediyor ve onlar, bu sürecin ortasında kalmış pek çok haneden sadece biri.

 

“90 yıllık tarım arazisi gidiyor”kos-1

Kararın sonuçlarını sorduğumuz Yeniköylü Mustafa Bozkurt, köylerinin yüzde 80’inin hayvancılıkla uğraştığını, kamulaştırma kararı çıkan arazilerin hayvancılığa uygun olan bölgeler olduğunu söylüyor. Köyün büyük bir kısmı da 2B arazisi denen orman vasfını yitirmiş araziden oluşuyor. Bu arazileri 90 yıldır ekip biçtiklerini belirten Bozkurt, bu alanın orman arazisi denilerek geçersiz sayıldığını, dolayısıyla bu arazinin bedellerinin kendilerine ödenmeyeceğini ekliyor. Yani köyde kamulaştırılan alanların yaklaşık yüzde 10’unun bedeli verilecek.

Peki ekim ve hayvancılık için kullanılan bu arazinin alınması yerine ne yapılmalı? “Ben havaalanına karşı değilim, ama Ağaçlı Köyü ve Yeniköy’e en az 20 km uzaklıkta kömür ocaklarının bulunduğu engebeli arazi var. Bizi mağdur etmek yerine neden oraya yapmıyorlar havaalanını? İnsanların hakkını yiyerek insanlara hizmet edilmez. ” diyor Bozkurt.

kos-2“Proje olursa çiftçilik kalmaz”

Köyün yarısından fazlasının kamulaştırma kararına tepki vermemesini de eleştiren Bozkurt, “Yaşamın bitti. Proje geri çekilmezse köyde çiftçilik diye birşey kalmayacak” diyor. Metrekare başına 20-50 lira arası değer biçilen kamulaştırma arazileriyle ilgili köylülerin bir kısmı hukuki yollara başvuracak. Fakat bir yandan da kamuoyu oluşturmak için cumartesi eylem gerçekleşecek.

Köylü Cumartesi saat 12.00’de Ağaçlı Kavşağı‘nda yol kesme eylemi gerçekleştirecek. Kuzey Ormanları Savunması’ndan Seda Elhan, “köylünün kendi inisiyatifiyle eylem kararı verdiğini, kendilerinin sadece destek olmak için pankartsız bir şekilde eyleme katılacağını “ belirtiyor.

Uzun lafın kısası, acele kamulaştırma mağduru altı köy İstanbulluları eyleme bekliyor.

(Yeşil gazete)

Pekin’e yeni santral yasağı geldi

Pedestrians cross the road on a hazy day in BeijingÇin’in başkentinde hava kirliliğiyle mücadele amacıyla petrol arıtma, çelik, çimento ve termik santrallerin kurulmasına ve mevcut santrallerin genişletilmesine yasak getirildi.

Çarşamba günü Pekin yönetiminin resmi internet sitesinde yayınlanan yasağın Mart ayı itibariyle geçerli olacağı belirtiliyor.

Geçen hafta yerel yasama organı tarafından onaylanan karar, ayrıca Pekin’de hava kirliliğinin önemli bir bileşeni olan PM 2.5 (Partikül madde) emisyonlarının %5 oranında azaltılmasını taahhüt ediyor.

Pekin’i saran tehlikeli boyuttaki kirlilik; merkezi hükümeti ülke genelinde hava kalitesini arttırmaya ve ekonomik büyümenin çevresel maliyeti konusunda kamuoyundaki huzursuzluğu dindirmeye yönelik adımlar atmaya sevk ediyor.

Pekin’de alınan yeni karar, geçen Eylül ayında merkezi hükümet tarafından kömüre olan bağlılığın azaltılması ve eski teknoloji endüstriyel kapasitenin kapatılmasını taahhüt eden “kirlilik ana planını” gerçekleştirmek için yerel yönetimlerin çabalarının bir parçası.

Karar belgesinde ayrıca trafikteki toplam araç sayısının kontrol altına alınmasına ve kömür gibi yüksek kirletici yakıtların tamamen yasak olacağını özel bölgelerin oluşturulması için gayret edileceği belirtiliyor.

Emisyon önleyici teknolojileri kurmayan ya da kirlilik standartlarına uymayan firmalara 180 bin TL (82.600 Dolar) kadar para cezası verileceği ve emisyon ruhsatlarının bir yıl dondurulabileceği  belirtiliyor.

Ocak ayının başında Çevre Bakanı Zhou Shengxian çevreye zarar vermeyecek piyasa mekanizması kurulması çabalarının bir parçası olarak kirlilik ruhsatları için ticari bir sistem geliştirilmesi üzerine çalışıldığını belirtmişti.

(Reuters, Yeşil Gazete)

Yeşiller/Sol : Manisa’da radyasyon için birşeyler yapın!

yeşiller ve sol gelecek logoYeşiller ve Sol Gelecek Partisi Manisa’nın Köprübaşı ilçesi civarında ortaya çıkarılan nükleer kirlilik ile ilgili bir açıklama yaparak hükümeti nükleer sevdasından vazgeçmeye çağırdı.

YGSP’nin eşsözcüleri Sevil Turan ve Naci Sönmez imzasıyla yayınlanan açıklama şöyle:

Manisa’nın Köprübaşı ilçesinde özellikle Kasar, Ecinlitaş, Kemhallı, Killik ve Kınık bölgelerinde yapılan bütün ölçümlerde radyasyon seviyesi yer yer saatte 16 mikrosiveret düzeyine çıkmış ve alarm vermektedir.

1970-80 yıllarında bölgede uranyum cevher alanları ve işletme tesisleri bulunduğu, bunların hiçbir ciddi önlem alınmaksızın terkedildiği ve bugünkü duruma yol açtığı tahmin ediliyor.

Ne ilçe Kaymakamlığı, ne de Valilikten bu durumun sebebi ve derhal alınması gereken tedbirler konusunda çıt çıkmıyor.

Halkın hayatını, bölge topraklarını, tarım alanlarını, tüm canlı hayatını ve su kaynaklarını açıkça tehdit eden bu radyasyon, saatte 16 mikrosievert ile normal değerlerden 140 kat (140 milisievert yılda), Gaziemir’deki nükleer atıkların yaydıklarından 20 kat daha fazladır. Uzmanlar Çernobil Faciasının Karadeniz bölgesine taşıdığı riskten fazlasının söz konusu olduğunu belirtiyorlar.

Sağlık Bakanlığı ve ilgili kurumların derhal bölgede sağlık taraması yapmaları, toprak ve sularda ölçüm gerçekleştirip sonuçlarını saydam bir şekilde kamuoyuna açıklamaları zorunludur.

Türkiye’nin nükleer bir çöplüğe dönüştürülmesi kabul edilemez. İnsan hayatı ve doğa için telafisi mümkün olmayan bu riske karşı iktidar daha fazla gecikmeden ciddi bir tedbirler programı ve planı oluşturup ilan etmelidir.

Yıllardır nükleersiz bir hayat için mücadele sürdüren bizler, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak nükleer silah ve nükleer enerji macerasına doludizgin giren AKP Hükümetini bir kez daha uyarıyoruz. Gezegenimizin, hayatın en büyük düşmanı nükleer sevdanızdan bir an önce vazgeçin!

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan- Naci Sönmez

(Yeşil Gazete)

23 Ocak 2014

Gün otobüs kazalarıyla başladı

Kayseri’nin Pınarbaşı İlçesi’nde, İstanbul’dan dün saat 13.00’te Muş’a gitmek üzere yola çıkan yolcu otobüsü, kar yağışı ve buzlanma nedeniyle sürücünün direksiyon kontrolünü yitirmesi sonucu devrildi, 21 kişi öldü, 29 kişi yaralandı. İl Sağlık Müdürü Dr. Ahmet Öksüzkaya, “Ölü sayısının artmasından endişe ettiklerini” söyledi.  Kaza yapan otobüs firmasının sahibi Feyzullah Özkan can kaybının artmasının sebebinin geç müdahale olduğunu iddia etti

Bir başka kaza haberi de Bayburt’ta geldi. İş makinesinden kaçmak için manevra yaptığı öne sürülen otobüsün devrilmesi sonucu 3 kişi öldü, 12 kişi yaralandı.

16 yaşındaki çocuğa Gezi davası açılıyor

Gezi eylemlerinin sürdüğü 2 Haziran’da, iddiaya göre Beşiktaş’ta polis tarafından sürüklenerek gözaltına alınan, polis otobüsünde tekme ve yumruklarla dövülüp kafa atılan 16 yaşındaki M.Y.’ye dava açıldı. M.Y., 6 Şubat’ta İstanbul 3. Çocuk Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkıyor.

20 KESK’liye adliye önünde biber gazı

29’u tutuklu 56 KESK üye ve yöneticisi hakkında ‘örgüt üyesi’ oldukları gerekçesiyle açılan ve bugün İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek dava öncesinde adliye önünde oturma eylemi yapmak isteyen gruba, polis gazla müdahale etti.

Balyoz davasına yeni mahkeme başkanı

21 aydır devam eden 361 sanıklı Balyoz davasına bakan 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin başına, Bakırköy 15. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ahmet Korkusuz atandı.

TÜSİAD başkanı Yılmaz: HSYK’yla ilgili yeni kanun teklifinden rahatsızlık duyuyoruz

TÜSİAD’ın 44. Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Muharrem Yılmaz, son dönemde kesilen rekor vergi cezalarıyla ilgili, “Hukukun üstünlüğüne riayet edilmeyen, yargı normları AB düzenlemeleriyle çalışmayan, vergi cezalarıyla şirketler üzerinde baskı kurulan, ihale yasası onlarca kez değiştirilen bir ülkeye yabancı sermaye gelmez arkadaşlar” dedi, HSYK’yı düzenlemeye yönelik yeni yasayla ilgili “yürütmenin yargı üzerindeki etkisi arttırma çalışması” olarak tanımladı.

Durakta kadına tacize beraat

Durakta otobüs bekleyen kadına ‘kaş göz işareti yapmak suretiyle’ taciz ettiği öne sürülen 44 yaşındaki H.K. hakkında, “cinsel taciz” suçlamasıyla 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle açılan davada mahkeme, şikayetçi M.Ö’nün karşı tarafın davranışlarını yanlış anlamış olma olasılığı bulunduğunu dikkate alarak H.K.’nin beraatına karar verdi.

Kadın hakeme “evinde bulaşık yıka” dedi, ceza aldı

Mersin’de amatör U16 Ligi’ndeki bir maçta kadın hakem Şule Güven’e “Git evinde bulaşık yıka” diyen Kuvayi Milliyespor’un Teknik Direktörü İzzet Kızgın’a 1 hafta sahalardan men cezası verildi.