Ana Sayfa Blog Sayfa 4069

Vali Mutlu’ya beyaz bere takan polisler soruldu

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Hrant Dink anmasında beyaz bereyle görüntülenen iki polisle ilgili olarak açıklama yaptı, “Bilemiyorum, hangi gerekçeyle bunu takma lüzumunu hissetmişlerdir” dedi.

mutluMilli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ile beraber Arnavutköy’deki Şehit Çavuş Selçuk Gürdal Yatılı Bölge Ortaokulu’nda karne dağıtım törenine katılan İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Dink anmasındaki beyaz bereli polislerin eleştirilmesinin hatırlatılması üzerine, Mutlu, o gün çok sayıda polisin görev yaptığını, o kadar polis içerisinde ise iki kişinin beyaz bereyle görüntülendiğini belirtti ve şöyle devam etti: “Bu kadar personel içinde 2 kişinin, zaten mevzuatta var olan bu tür bir başlığı kullanmalarında mevzuat açısından bir engel yok. O gün, orada onlarca, hatta belki yüzlerce personelimiz var. Bu personel içinde 2 tanesinin kendilerini bu şekilde daha iyi hissetmeleri, bilemiyorum, hangi gerekçeyle bunu takma lüzumunu hissetmişlerdir, ama kendilerine verilmiş olan bir malzeme. Tabiki, hassasiyet, dikkat, böyle bir güne mahsus özen itibariyle bunun bütün personeller tarafından fark edilir olması ve bu hassasiyetin gösterilmesi icap eder. Netice itibariyle şunu da söyleyeyim; biz bunu farkettiğimiz anda zaten gerekli uyarıyı yaptık ve bütün personellerimizin üzerinde bu tür dikkat çekici bir görüntü vermemeleri yönünde de gerekli talimatı o anda verdik”

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

!f 2014’den “Gezi” göndermeli tanıtım filmi, “Acımadı ki!”

Sinefillerin iple çektiği Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali !f İstanbul 2014’ün (Independent Film Festival) tanıtım filmi !f’in vimeo hesabından paylaşıldı.

Yüzü dumanlı bir kötü adam tarafından sesi bastırılmaya çalışılan civcivlerin pes etmeden devam ettirdikleri neşeli sivil itaatsizlik eylemlerini hikaye eden kısa film akıllara Gezi Direnişi’ni getirdi.

14 if-bagimsiz-filmler-festivali-afis-mkl...

Anima tarafından yapımcılığı üstlenilen ve Walky Talky tarafından çekilen tanıtım filminin metin yazarı Tuğkan Cabbar; sanat yönetmenleri ise Pelin Ün ve Faruk Terzi.

13. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13 – 23 Şubat tarihleri arasında İstanbul, 27 Şubat – 2 Mart tarihleri arasında Ankara ve İzmirli sinemaseverlere bayram keyfi yaşatacak.

!f İstanbul’un programının ise 25 Ocak Cumartesi günü 21:00 itibarı ile açıklanacağı resmi siteden duyuruldu.

Ayrıntılı bilgi ve daha fazlası için: ifistanbul.com/

(Yeşil Gazete)

TIR durduran ikinci savcı da görevden alındı

Adana’da pazar günü MİT’e ait TIR’ları aramak isteyen TMK ile görevli Adana Cumhuriyet Savcısı Aziz Takçı görevinden alındı. Takçı, daha önce Hatay’da TIR araması yapmak isteyen ve ardından görev yeri değişen savcı Özcan Şişman’ın yerine gelmişti

savcı

Adana’da jandarma ekipleri, 19 Ocak günü Türkiye üzerinden Suriye’ye ‘kaçak silah ve mühimmat sevkiyatı yapılacağı” yönündeki ihbar üzerine 3 TIR’ı durdurarak arama yapmış, araçların Milli İstihbarat Teşkilatı’na ait olduğu açıklanmıştı.TIR’larda inceleme, Adana Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatı ile yapılmıştı. Arama talimatını veren savcı Aziz Takçı  görevinden alındı. Takçı, Hatay’da bir  TIR’ın aranması talimatını verdikten sonra görev yerin “kendi isteğiyle” denilerek değişen savcı Özcan Şişman’ın yerine getirilmişti.

Valilik: İçinde rutin görevini ifa eden personel var

Adana Valiliği, TIR’la ilgili “3 araçta Cumhuriyet Savcılığının talimatı ile yapılan kontrollerde, Milli İstihbarat Teşkilatının rutin görevlerini ifa eden personelin bulunduğu anlaşılmıştır. Söz konusu personel gerekli incelemeyi müteakip rutin görevlerini ifa etmek üzere kontrol noktasından ayrılmışlardır” açıklamasında bulunmuştu.

Burhan Kuzu: silah taşımanın neresi gayri vicdani?

Sınırda yakalanan TIR’larda ne olduğu tartışılmaya devam ederken Burhan Kuzu, Türkiye’nin Suriye’ye silah götürme ihtimalini savundu. TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı ve AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, twitter hesabından yayınladığı mesajda konuya ilişkin, “Velev ki, bu TIR’larda MİT, Suriye’de her gün bombalar atılan Özgür Suriye ordusuna ya da Bucak Türkmenlerine silah taşıyor! Neresi gayri vicdani?” dedi. Gelen tepkiler üzerine Kuzu ifadesine şöyle devam etti:“Bakın tarihe! Tüm ama tüm Türk ve İslâm Devletleri hep içerdeki hainler tarafından yıkılmış. Burada lafı kim üzerine alırsa o hain”

burhan-kuzu-tweet

BM “TIR’ların kontrolden geçmesini istiyoruz” demişti

1 Ocak’ta Hatay’da durdurulan ve hükümet tarafından “insani yardım taşıdığı” iddia edilen TIR’la başlayan krizle ilgili olarak BM İnsani İşler Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Valerie Amos, “Bizim arzu ettiğimiz, yardımların belirlendiği şekilde ve tüm yasal işlemlerin yapılmasıyla ulaştırılması. Ancak bölgedeki gerçekler bizim bu isteğimizle pek örtüşmüyor.” demişti.

 (Yeşil Gazete)

 

 

Mavi en sıcak renktir Bakü’de – Buğra Solmaz

Mavi, Azerbaycan’da heteroseksüel olmayan bireyleri tanımlamakta kullanılan bir kelime, gökkuşağı renklerinden biri. Mavi en sıcak renktir Bakü’de.

Azad LGBT üyesi İsa Şahmarlı intihar etti. Zorlu, ezilmiş, dışlanmış hayatına annesinin reddetmesinin son aşama olup yaşamına son verdiği iddia ediliyor. İntihara kalkışmadan önce Facebook’ta şu notu paylaşıyor.

“Gidiyorum. Hepiniz hakkınızı helal edin. Bu ülke, bu dünya bana göre değil… Ben mutlu olmaya gidiyorum… Anneme de deyin ki, onu çok seviyorum. Hepiniz ölümümde günahkârsınız. Bu dünya benim renklerimi taşıyacak kadar güçlü değil. Elveda.”

11 isa_sahmarli1

İsa bizden biri. Çok fazla bir şey istemiyordu, sadece el ele dolaşabilmek sevdiğiyle Bakü sokaklarında. Büyük bir özveriyle kurdukları Azad LGBT’de tüm Mavi’ler için mücadele veriyordu. Fazla cesaret gerektiren şeyi yapmıştı: açılmak.

O, dediği gibi günahkârlar yüzünden erken ayrıldı mücadeleden. Şimdi yoldaşlarına daha büyük görevler düşüyor Azerbaycan’da, Türkiye’de, dünyada. Daha çok Mavi’yi kaybetmemek için, siyah ve beyazın dışında renklerin de olduğunu göstermek için mücadeleyi büyütmeliyiz Çünkü; bizi hasta eden cinsel yönelimimiz, kimliğimiz değil; onların yasaları, tehditleri, anlayışsızlıkları. Çünkü bizi intihara sürükleyen yaşamayı istemememiz değil, nefes almamıza izin vermemeleri.

12 isa_sahmarli3

Direneceğiz; dünya, bütün renklerini kabul edene dek!

Not: Azerbaycan da LGBTİ bireyler için hiçbir yasal güvencenin olmadığı ülkelerden. Türkiye’deki gibi nefret söylemi, nefret suçu kapsamında cinsel yönelimleri, cinsiyet kimliklerini koruyan hiçbir madde yok anayasalarında. Hatta muhalif siyasetçiler -Azerbaycan Halk Cephesi partisi başkanı Ali Kerimli gibi – eşcinsel olmakla ’’suç’’lanıp bastırılmak isteniyor. Yazar Alekper Aliyev’in 2009’da yayımlanan Artuş ve Zaur isimli biri Ermeni diğeri Azeri iki eşcinselin aşkını anlattığı romanı Azerbaycan’da bu iki tabuya değiniyordu fakat toplumda sert şekilde karşılandı, tehditler aldı, kitapları toplandı. Şair ve ressam Babi Badalov, cinsel yöneliminden dolayı tehditlere maruz kalıp 2011’de sığınmacı olarak Paris’e yerleşti. 2012 Eurovision Şarkı Yarışması’nın yapıldığı Bakü’de LGBTİ eylemlerinin olacağı rivayetleri ülkede gerilime neden oldu. İran, büyükelçisini geri çağırdı.

Bunların dışında Azerbaycan’da resmî hiçbir LGBTİ derneği bulunmamaktadır. İnsanlar açılamamakta, açık alan mücadelesi yapamamakta. Topluluklar birkaç Facebook grubundan ve Azad LGBT gibi kapalı örgütlenmelerden ibaret.

Bu yazı ilk olarak kaosgl.org/ da yayınlanmıştır

12 Buğra Solmaz

 

 

Buğra Solmaz

Bir araştırmadan kesitler – Nazan Üstündağ

Seçime giderayak geniş bir antroplog ve sosyolog grubu ile İstanbul’da bir alan araştırması yaptık. Bugünkü yazıda bu araştırmadan birkaç örnek vereyim.

Yaptığımız araştırma, İstanbul’da insanların yaşadığı en önemli sorunların ayrımcılık ve ayrışma ile emek sömürüsü alanında olduğunu gösteriyor. Kentte yaşayan herekes her an ayrımcılığa uğradığını düşünüyor. Ayrımcılığa, haksızlığa uğramak, devlet, hastaneler, okullar, belediye veya muhtar tarafından hor görülmek ve dışlanmak, eşit muameleyle karşılaşmamak, devlet görevlileri tarafından azarlanmak, dinlenilmemek, en önemli sorunlarından biri olarak ortaya çıkıyor.

Ayrımcılılık kendini en yoğun olarak Kürtlerin yaşamında gösteriyor. Kürtlere ev kiralanması, iş verilmemesi, evlilikte, okulda ayrımcılık kanıksamış.

Bu ayrımcılık, doğrudan Kürtleri “terörist” olarak görmektense, çok çocuk sahibi olmak, suç şebekelerine iştirak etmek, kadınlara kötü davranmak, olay çıkarmak gibi oryantalist söylemler dolayımıyla ifade buluyor. Üstelik eskiden beri kentte olan Kürtler de, yeni gelen Kürtleri horuyor. Kimi zaman Kürt Kürde ev vermiyor.

Ancak ayrımcılık sadece Kürtlere yönelik değil, birçok toplumsal kesim hem devlet politikalarında ayrımcılığa uğruyor hem birbiri tarafından dışlanıyor.

Mesela AKP’nin sosyal yardım, İSMEK ve İŞKUR gibi sosyal politika atılımları bir yandan çok çeşitli nüfusları kendine bağlarken bir yandan da tam tersi bir söylemin gelişmesine olanak vermiş. Bu tür politikaların tamamı, hedef kitlesi olan nüfusun sadece bir kısmını içine almaya dayanıyor. Bir yandan herkesin yararlanabilme ihtimalini zinde tutarak devlete bağlarken, bir yandan da sürekli somut olarak kimin yararlanacağı konusunda seçim yapıyor, ayrıştırıyor. Bu sebeple de hedef kitlenin içinde yerel kriterlerle belirlenen bir eşitsizlik hissinin yaygınlaşmasına ve buna etnik, dini ya da siyasi anlamlar verilmesine sebep oluyor.

Ayrımcılık gibi ayrışma da ciddi bir sorun olarak göze çarpıyor. İstanbul’un bir çok mahallesi ve hatta köyleri AKP’liler ve BDP’liler ya da AKP’liler ve CHP’liler olarak bölen görünmez sınırlarla ayrışıyor. Bu sınırlar mahalle kullanımlarının tamamına yansıyor, gezilen, gidilen yerler, ulaşım araçlarına erişim vs. konularında dahi kendini gösteriyor. İnsanlar kendilerini karşıtlık üzerinden tarif ediyor ve geçişkenliğe izin vermiyor.

Tabii İstanbul’un bitmek bilmez bir başka sorunu iş/işsizlik. Tekstilden inşaata tüm sektörlerde işçiler son derece ağır koşullarda ve uzun saatler çalışıyor. Kadınlar ve erkekler istihdam bürolarında toplanıp bir saat yola, uzak çalışma alanlarına, inşaat işine, inşaat temizliğine yollanıyor. 8-10 saat çalışıyor, dönüşte de bir-iki saatini yolda geçiriyor. Bu bedensel ağır işler sürekli yapılabilen işler değil. İnsanlar 6 ay çalışıyor, sonra birkaç ay işten çıkıp boşta geziyor. Zaten 40’ında, 45’inde çürüğe çıkıyor.

Kentsel dönüşümle kentin çeperlerine gitmişler su, elektrik, doğalgaz faturalarıyla, kentin içindekiler genel sağlık sigortasının ödeyemedikleri primleriyle uğraşıyorlar.

Mahallelerin tamamında düz liseler hızla kapanıyor, yerlerini meslek liseleri alıyor. Gençler de aynı hızla okulları terk ediyor. 4+4+4 eğitim reformunun liseyi dışarıdan bitirmeyi kolaylaştırması, okul masrafı ve düz liselerin kapanmasıyla birleşince ortalıkta ciddi bir gençlik ordusu geziniyor. Kimi tekstilde, kimi inşaatlarda, kimi torbacı.

Öte yandan özellikle İstanbul halkının çoğunluğunun çözüm sürecini desteklediğini de eklemek gerekir.

Hem çözüm süreci hem de artık sadece Kürtleri ya da Alevileri değil sokakta gezen tüm gençleri kıskacına almış polis baskısı ve saldırısı Kürt ve Türk gençleri birbirine yaklaştırmış. Birçok mahallede hem Kürt hem Türk gençleri arasında Kürt Hareketi’ne dair bir merakla karşılaşmak mümkün oluyor.

Araştırma gösteriyor ki İstanbul’da çok az kişi ideolojik oy veriyor. Gençler, kadınlar, Aleviler, Kürtler, yoksullar en çok gündelik hayatlarını kolaylaştıracak bilgiyi, dayanışmayı, ortaklaşmayı arzuluyor

Bu yazı ilk olarak ozgur-gundem.com/ da yayınlanmıştır

10 Nazan Ustundag

 

 

Nazan Üstündağ

Don Kişot’ta doğal temizlik atölyesi var!

0

Yeldeğirmeni’nde bulunan Don Kişot işgal evinin iki haftada bir itinayla düzenlediği “Kafa Açan Cumartesiler”de bu hafta hem kulaklar hem de evler temizleniyor.

“Ekoloji Ekonomiktir”

Mahallede gün önce Buğday Derneği‘nin doğal temizlik atölyesiyle başlayacak. 13.00’te işgal evinin karşısında (uzunhafız n:100) bulunan mahalle evinde gerçekleşecek doğal temizlik atölyesinde, şampuan, elma sirkesi, yüzey temizleyici gibi doğal temizlik malzemeleri yapılacak. Küçük kaplar getirmenin iyi  olacağı not düşülmüş.

Ardından işgal evine geçilerek, “Müzika Retorika” grubuyla “kulakların pası silinecek”. Konser 18.00 gibi başlayacak.

‘Facebook’ sayfasına konan şu güzide siteye de bakmakta yarar var.

Muzika Retorika’nın müziğini de burada dinleyebilirsiniz:

Don Kişot evinin adresi: Yeldeğirmeni Mahallesi, Karakolhane Caddesi Duatepe sokak/ Kadıköy

(Yeşil Gazete)

İzmir’de sokak kedileri zehirlendi iddiası

İzmir Özkanlar’da Eski Postane’nin önündeki Pazar yerinde bulunan parkta yaşayan sokak kedilerinin zehirlendiği iddia edildi. Kedilerin toplu halde ölmesi ve bazılarının ağzından kan gelmesi bölgede yaşayanlarda kedilerin zehirlenmiş olduğu kuşkusunu uyandırdı.

Parkın bulunduğu bölgedeki mahalle sakinlerinin ifadelerine göre 11 – 12 Ocak tarihlerinde parkta yaşamlarını devam ettiren sokak kedilerinden bazılarının öldüğü, diğerlerinin ise can çekiştiği farkedildi. Bölge esnafı ve mahalle sakinleri tarafından veterinere götürülen kedilerin de bir kısmı kurtarılamadı. Parkta yaşayan 20 kadar kediden 8 tanesinin hayatta kaldığı belirtiliyor.

Parkta yaşayan sokak kedisinin ağzından kan geldiği görülüyor.
Parkta yaşayan sokak kedisinin ağzından kan geldiği görülüyor.

Özkanlar’da yaşayan ve kedileri veterinere götüren Ece Büyükyavaş yaşananları Yeşil Gazete’ye şu şekilde aktardı;

“Özkan’larda bulunan parkta yaklaşık 10 adet kedimiz vardı. Düzenli beslendikleri için ciddi bir sağlık problemleri yoktu. Geçtiğimiz günlerde bir Cuma akşamı yemek vermeye gittiğimde yavrulardan birinin kedi evinde uyuduğunu gördüm. Ama öyle sanmışım. O da yesin diye onu uyandırmak için elimi içeri sokup elime aldım ki ölmüş. Önce zehirleme olduğunu anlamadım. Hastalıktan ölmüş sandım. Ama hasta da değildi çok sağlıklıydı.

Sokak kedileri kendileri için parkın içinde yapılan kedi evinde yaşıyorlar
Sokak kedileri kendileri için parkın içinde yapılan kedi evinde yaşıyorlar

Cumartesi günü gitme fırsatım olmadı parka. Pazar günü bir gittim ki tüm kediler ölü. Hepsi kedi evlerinin içinde ağızlarından siyah sıvı akarak ölmüşler. Kalan 4 tanesi ölülerin içinde, koynunda uyuyor ve onları ısıtmaya çalışıyordu. Alttaki ölüleri alıcam alamıyorum. Çünkü sağ kalan 4 tanesi ölülerini vermiyorlar. Pazar günü olması ve öğrenci olduğum için aracımın olmaması sebebiyle çaresiz Pazartesiyi bekledim. Bu arada bir kaç ölü kediyi de çıkartıp attım. Sağ kalanlara birşey yediremedim; onlar da zehirin etkisindeydiler.

1 izmir kedi
Kedi evinin içinden dışarıya bakarken ağzından kan gelen bir kedi

Pazartesi sabah ilk işim 4 tane kediyi toplayıp veterinere götürmek oldu. Gitmeselerdi belki akşamına onlar da ölecekti. Hatta götürdüklerimden birini ölü sanıp atıyorduk ki meğer nefes alıyormuş. Hemen onu da kaptığımız gibi veterinere götürdük. Veteriner, Bayraklı Belediyesinin veterineri olduğu için çok açıklama yapmadı ama hepsinin aynı haftasonu ölmesinin zehirle alakalı olabileceğini söyledi. Aslında sormaya da lüzum yoktu bal gibi zehirlemişler. Şu anda 4 tanesi çok iyi. İyileştiler.”

Fotoğraflar: Ece Büyükyavaş

Haber: Orkun Tüfenk, Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Yüksekova’da avcı tehlikesi

Yüksekova’nın Dağlıca (Oramar) bölgesinde hayvanlar, avcıların tehdidi altında yaşıyor. Son bir ay için 150’nin üzerinde dağ keçisi öldürüldü.

oramar-2

Yaban hayatı açısından zengin olan Oramar’da, yıllar boyunca devam eden askeri operasyonlar nedeniyle yoğun doğa tahribatı yaşanmıştı. HPG’lilerin bölgeden çekilmesini ve operasyonların durmasının ardında yeni bir tehlike ortaya çıktı: zevk için öldüren avcılar.

mesut kıratlı“Bölgede türleri tehlike altında olan hayvanlar yaşıyor”
Oramar çevresindeki, Çiyayi Ziri, Çiyayı, Şüke, Çiyayı Arındı, Cilo, Reşko, Şîva parsa, Çiyayı Belqisî, Sat gölü, Sat dağları, Çiyayê Sorgî, Lata sor ve Çiyayê horpi bölgelerinde yaşanan doğa katliamının duyulması üzenine bölgeye giden ‘Cîlo Doğa Derneği’ yetkilileri, alanda incelemede bulundu. Cîlo Doğa Derneği Başkanı Mesut Kıratlı “Özellikle Oramar bölgesinde, çoğalma dönemlerine ve türlerinin tehlike altında olmalarına bakılmaksızın sürekli avlamanın yapıldığı”nı belirtti, yaban keçilerinin dışında ayı, beyaz kurt, vaşak, tavşan,keklik, yaban ördeği ve bölgede ‘Kevderi’ olarak bilinen keklik türü gibi nesli yok olma tehlikesi altında birçok hayvan türünün avcılar tarafından öldürüldüğünü söyledi.

Cezai yaptırım uygulanmıyor

Hayvan katliamına karşı işlem yapması gereken ‘İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün de şimdiye kadar herhangi bir işlemde bulunmadığına dikkat çeken Cilo Doğa Derneği Başkanı Mesut Kıratlı, “Tıpkı ağaçlar gibi doğamızdaki tüm canlıları yok ediyoruz. Unutmamalıyız ki öldürülen her canlı veya kesilen her ağaç ekolojik yaşama vurulan bir darbedir. Biz aslında doğaya zarar vermekle bindiğimiz dalı kesiyoruz. Halkımızdan beklentimiz kendi doğasına ve çevresine sahip çıksın ve korusun” dedi.

“Yavrulamak üzere olan dağ keçileri yavrulamak  öldürüdü”

Yeşiltaş köyünde keçi besiciliği yapan Mehmet Turan (60), sürekli dağlarda olduğu için yaşanan katliama tanık olduğunu söyledi:, “Burada adeta hayvan katliamı yaşanıyor. Avcılar Ştazin sakinleridir. Bu yıl 150 keçi köye getirildi. 400 keçi ise vurulduktan sonra kayalıklardan indirilemediğiiçin vahşi hayvanlara yem oldu. Vurulan çok dağ keçisi yavrulamak üzereyken
katledildi. Bu katliamı asker görüyor; ancak müdahale etmiyor” dedi.

Bölgede beş yıl önce kurulan 20’yi aşkın köy komününün doğa katliamına ilişkin araştırma ve ikna ekipleri kuracağı söyleniyor.

(DİHA/Yeşil Gazete)

24 Ocak 2014

Cenevre-2 Konferansı’nda resmi görüşmeler başlıyor

Suriye rejimi ve muhalefetinin barış için çözüm arayışında bulunacağı müzakereler bugün başlıyor.

Ukrayna görüşmesinden sonuç çıkmadı

Başkan Yanukovich ile muhalefet liderlerinin yaptığı görüşmeden sonuç alınamadığının anlaşılması üzerine hükümet karşıtı göstericiler sabah erken saatlerde barikatları güçlendirdi.

Güney Sudan’da ateşkes imzalandı

Güney Sudan hükümetiyle isyancılar arasında barış anlaşması imzalandığı belirtiliyor. Addis Ababa’da imzalanan anlaşmaya göre, çatışmalar 24 saat içinde duracak.

ABD’de kar fırtınası devam ediyor

Amerika’nın kuzeydoğusunu vuran kar fırtınası nedeniyle New York eyaletinin 5 bölgesinde olağanüstü hal ilan edildi.

Batı Virjinya eyaletinde yeni bir kimyasal açıklandı

Batı Virjinya eyaletindeki Elk Nehri’ ne kimyasal karışmasından sorumlu olan “Freedom Industries” şirketi daha önce beyan etmediği poliglikol eter karışımı bir kimyasalın daha nehre karıştığını açıkladı.

Mısır’da 1 ton patlayıcı ile saldırı: 4 ölü

Mısır’ın başkenti Kahire’de emniyet müdürlüğü binasına bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda 4 kişinin öldü, 35 kişi yaralandı.

Çin Japonya gerginliği devam ediyor

Jарonyа Bаşbаkаnı Abе’nin Davos’ta yaptığı konuşma üzerine açıklama yapan Çin Dışişleri Bakanı  Japonya’nın hatalarını kabul edip özür dilemesi halinde ilişkilerin düzelebileceğini açıkladı.

(Yeşil Gazete)

Dünyanın tarım için ilk karbon kredisi Kenya’da verildi

“Sürdürülebilir tarım” modellemesi çerçevesinde, ilk karbon kredileri Kenya’da çiftçilere verildi.

Dünya Bankası’nın Kenya’nın Batı Kenya ve Nyanza bölgelerindeki çiftçilerle yürüttüğü proje kapsamında verilen karbon kredileri, dünyada sürdürülebilir tarım kapsamında dağıtılan ilk fon olma özelliğini taşıyor.

2011 yılında “Doğrulanmış Karbon Standartı” (Verified Carbon Standart – VCS) onayını alan “Sürdürülebilir Tarımsal Arazi Yönetimi” (Sustainable Agricultural Land Management – SALM) metodolojisi çerçevesinde yürütülen Kenya Tarımsal Karbon Projesi (KACP), Dünya Bankası’nın BioCarbon Fonu tarafından destekleniyor.

Projede hedeflenen, çiftçilerin sürdürülebilir tarım ve arazi kullanımı yöntemleriyle seragazı salımılarını azaltmaları, süreç sonunda “azaltılan” seragazı salımı kadar karbon kredisi almaları.

Karbon kredisi (veya ‘kirletme kredisi’), iklim değişikliğine neden açan seragazlarını salım hakkına verilen genel isim. Kyoto Protokolü sonrasında oluşturulmaya çalışılan karbon piyasalarıyla yüksek seragazı salımı yapan şirket ve işletmeler, küresel seragazı salımını azalttığı varsayılan projelerden “karbon kredisi” satın alarak yüksek seragazı salımı yapmaya devam edebiliyorlar.

“Ben kirleteyim, sen temizle” mi?

Karbon kredileri sistemi hakkında farklı yorumlar var. Sistemi “Zengin kirletsin, fakir temizlesin” diye özetleyenler de var, “İklim değişikliğinden kurtulmanın ekonomik gerçeklerle bağdaşan tek yolu” diyen de. Ancak, teori ne derse desin dünyada karbon piyasaları genel olarak yerlerde sürünüyor. Bu da karbon yoğun sektörlerin ihtiyaç duydukları ‘kirletme izinlerini’ çok cüzzi bir bedel karşılığında temin etmelerine olanak sağlıyor. Dolayısıyla, tarım kaynaklı seragazı salımını karbon pazarları ile çözme girişimi şüphe uyandırıyor.

Kenya'da yürütülen projeyle, dünyada ilk defa tarım kaynaklı ve VCS tarafından onaylanan karbon kredileri verildii
Kenya’da yürütülen projeyle, dünyada ilk defa tarım kaynaklı ve VCS tarafından onaylanan karbon kredileri verildii

Öte yandan, projede başka sorunlar da mevcut. Örneğin, proje kapsamında BioCarbon Fonu, İsveçli “Vi AgroForestry” adlı bir STK’yla danışmanlık anlaşması yapmış. Projenin uygulanmasından sorumlu olan Vi Agroforestry, 2011’den bu yana 1592 çiftçiye sürdürülebilir yöntemler hakkında eğitim vermiş. Toplamda 45.000 hektara yayılması hedeflenen uygulamada şu ana kadar 24.788 ton karbon tasarruf edildiği iddia ediliyor. Ancak, bu rakamlara “toprağa gömülen” karbonun dahil olup olmadığı, ya da nasıl dahil olduğu belli değil.

Ayrıca, karbon kredilerinin 16 Ocak 2014’teki ilk ödemesinde çiftçilere ne kadar para aktarıldığı da açıklanmıyor. Projenin Dünya Bankası’nın ilgili sayfalarında bulunan ara dönem raporlarındaki ibarelere göre, aktarılan kaynağın %35’i danışman firma tarafından “eğitim masrafları” olarak alınıyor, %5’i projenin tanıtımı ve “üretilen” karbon kredilerinin BioCarbon dışındaki diğer “alıcılara” pazarlanması faaliyetleri için kullanılıyor. Geri kalan %60’ı ise sözleşme yapılan çiftçilere dağıtılıyor.

Sygenta’nın ne işi var?

Sözleşmeli olaran toplamda 1.505 çiftçiyle devam edilen proje kapsamında, BioCarbon Fonu tarafından 2017’ye kadar 600.000 ABD Doları tutarında karbon kredisi alınması planlanıyor. BioCarbon Fonu’nun iştirakçileri arasında Fransız Kalkınma Ajansı’nın yanısıra çokuluslu tarımsal zehir, sentetik gübre ve tohum tekellerinden Syngenta’nın bulunması ise kafaları iyice karıştırıyor.

KACP’nin toplamda 60.000 çiftçi ve 45.000 hektar alana yayılması hedefleniyor. Karbon kredilerine ulaşmanın yanısıra, sürdürülebilir yöntemlerle ortalama %15-20 civarında hasat artışı sağlandığını belirten proje yetkilileri, her bir ton karbon kredisi için ödenen birim fiyatı ise açıklamıyor.

Besleme kabinli “modern” hayvancılık başta olmak üzere, konvansiyonel tarımsal üretim iklim değişikliğinin en önemli sebepleri arasında. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne göre, küresel salımların %14’ü tarım kaynaklı. Konu hakkında en güncel verilere sahip olan ABD merkezli Worldwatch Enstitüsü’ne göreyse, 2010 itibariyle tarım kaynaklı seragazı salımı 4.69 milyar tona ulaştı. Bu 1990’a göre %13’lük bir artış anlamına geliyor.

Öte yandan, tarımın iklim değişikliğindeki payının çok daha yüksek olduğunu belirten bilim insanları da var. Hesaplama yöntemine tarım amaçlı arazi kullanımından kaynaklanan topraktaki karbon kaybını ve diğer etmenler de eklendiğinde, konvansiyonel tarım ve “modern” hayvancılığın iklim değişikliğindeki payının gerçekte %30’lar civarında olduğu iddia ediliyor.

(Yeşil Gazete)