Ana Sayfa Blog Sayfa 4048

Namibya’da katledilen fokların alıcısı Türkiye

Fotoğraf: Earth Conservation 4 Temmuz 2013'te fok avı sırasında çekilen videodan bir görüntü
Fotoğraf: Earth Conservation
4 Temmuz 2013’te fok avı sırasında çekilen videodan bir görüntü

Namibya’da her sene 1 Temmuz’da başlayıp Kasım ayının ortalarına kadar 139 gün süren avda ortalama 85.000 fok öldürülüyor. 80 kadar av işçisi her sabah fok kolonilerinin yaşadığı plaja gelip sopalarla bebek fokları, silahla da yetişkin fokları öldürüyor. Her gün sabah 6’da başlayan av, 9’da bitiyor ve hemen sonra plaj fok kolonilerini görmeye gelen turistler için temizlenip düzenleniyor. Bebek foklar derileri, yetişkin erkek foklar da afrodizyak olarak kullanılan genital bölgeleri için avlanıyor.

Namibya, dünyanın 1 no.’lu fok katili ülke

Fotoğraf: huffingtonpost.ca Namibya'da bebek foklar sopalarla öldürülüyor
Fotoğraf: huffingtonpost.ca
Namibya’da bebek foklar sopalarla öldürülüyor

Kanada dünyada en yüksek fok avı kotasını veren ülke ama son dönemde avcıların kotalarını dolduramaması nedeniyle Namibya 1 numaralı fok katili ülke konumuna gelmiş durumda. Seals of Nam’den Pat Dickens’e göre Namibya’daki av Kanada’dakine göre çok daha vahşi çünkü Kanada’daki Grönland foklarının aksine Namibya’daki kürklü foklar kalabalık gruplar halinde bulunuyor ve tek birinin bile rahatsız olması topluca paniklemelerine neden oluyor. Sonuç; panikle düşük yapan hamile foklar, anne sütlerini kusan bebek foklar, aşırı stresle bozulan bağışıklık ve üreme sistemleri ve sonuç olarak sağlıksız fok nesilleri…

+18 fok avı görüntüleri:

Güney Afrika fok avını yasakladı, kazandı

Namibya hükümetinin fok avını sürdürme gerekçesi, foklar nedeniyle balık populasyonunun azalması. Oysa ki deneyimler bunun tam tersini gösteriyor. Güney Afrika’da da Namibya’daki gibi balıkçılık önemli bir gelir kaynağı. 1976’dan 1990’a kadar fok avını serbest bırakan G.Afrika’da kürklü fok populasyonu bu dönemde %161 artmış. 1990’da fok avı yasaklandıktan sonra ise fok kolonisindeki büyüme sadece %5. Bunun nedeni bebek ve erişkin erkek fokların avlanılmasıyla av sezonu sonrasında populasyondaki dişi-erkek sayısının orantısızlaşması. Asıl mesele, bu anormal koşulların fokların daha hızlı çiftleşmesini tetiklemesi çünkü her canlıda olduğu gibi foklarda da stres doğurganlığı  artırıyor ve zaten her bir erişkin erkek birey 40 dişi ile çiftleşebiliyor. Bu da denizel ekosistemin dengesinin bozulmasıyla sonuçlanıyor.

Namibya’daki avlanan fokun müşterisi bir Türk, Hatem Yavuz

Namibya’da hala yasal olan kürklü fok avının tek müşterisi bir Türk, Hatem Yavuz. Aynı zamanda Namibya hükümetinin Türkiye için atadığı fahri konsolos. Namibya hükümeti ile yaptığı anlaşmaya göre fok kürklerini 2019 yılına kadar alma hakkı onun. Fok kürkü pazarının %60’ı onun elinde. Avustralya menşeili bir şirket olan Yavuz Grup aldığı fok derilerini İstanbul Tuzla’daki fabrikasında işliyor. Hatem Yavuz, kendisi ile yapılan röportajda yaptığı şeyin arkasında durup “Ben yapmazsam başkaları yapacak” diyerek kendini savunuyor. Namibya’daki fok derisinin tek müşterisi olan Hatem Yavuz’un bu katliamı durdurması için Watchdog.net’te başlatılan kampanyada 70.000’e yakın imza toplanmış durumda.

Bir çok sivil toplum kuruluşu Namibya’daki fok katlini durdurmak için yoğun çaba içinde. Bunların bir sonucu olarak 2011 yılında Namibya ombudsmanı hem lobici hem de antilobici grupları bir araya getirdiği bir toplantı düzenledi ve tüm taraflara söz verdi. Hatem Yavuz’un toplantı ile ilgili yorumu bir gazeteye verdiği demeçte şu şekilde yer aldı: “Zaman kaybı ve gürültü kirliliği!” Ancak Hatem Yavuz’un zaman kaybı olarak nitelediği çabalar boşa çıkmıyor. Seals of Nam Kampanya Koordinatörü Pat Dickens’a göre farkındalık yaratma ve ürünün pazarını daraltmaya yönelik çalışmaları sayesinde geçen yıl fok avından elde edilen gelir %63 düşmüş durumda. Ayrıca Etik Seyyah (Ethical Traveler) da Namibya’yı etik destinasyonlar listesinden çıkardı. Oysa ki Namibya fok kolonilerine ev sahipliği yapmasıyla önemli bir turizm potansiyeline sahip.

Namibya’nın fok ekonomi

2011’de sivil toplum kuruluşları tarafından yaptırılan çalışma Namibya’nın fok ekonomisini inceliyor. Sayılar çarpıcı:

2008 yılında Namibya’nın fok avından elde ettiği gelir 520.000 Dolar (1 milyon 130 bin TL)

2008 yılında Namibya’nın 100.000’den fazla turistin katıldığı fok izleme aktivitesinden elde ettiği gelir 2 milyon Dolar’ın (4 milyon TL) üzerinde

Fotoğraf: cites.org  Güney Afrika kürklü foku / Arctocephalus pusillus
Fotoğraf: cites.org
Güney Afrika kürklü foku / Arctocephalus pusillus

Denizel yaban hayatı ile ilgili 1977’den beri çalışan Sea Shepherd Koruma Derneği’nin verdiği bilgiye göre 2007 yılında Namibya Başbakanı ile yapılan toplantıda fok avından çok daha fazla gelir getirecek fok turizmi odaklı ekonomik ve toplumsal gelişme çalışmaları ile ilgili önerilerin sunulmasına rağmen başbakan fok avının devamı konusunda ısrarcı oldu.

Akdeniz Koruma Derneği: Yereldeki ekonomi ve doğa için hiç bir sürdürülebilirliği yok

Gökova Körfezi’nde deniz koruma alanları oluşturulması sürecine verdiği katkılardan ötürü 2013’te Uluslararası Whitley Doğa Koruma Ödülü’ne layık görülen Akdeniz Koruma Derneği (AKD) Başkanı Zafer Kızılkaya’ya konu ile ilgili görüşünü sorduk:

Birçoğumuz her yıl Kanada’da yaşanan bebek fok katliamından haberdar olsak da çok daha büyük ölçülerde başka bir bebek fok katliamı Namibya kıyılarında yaşanıyor. Her yıl 85,000’den fazla yavru, Kanada’da olduğu gibi sopalarla öldürülüyor. İnternetteki görüntüleri sonuna kadar seyredebilmek bile zorluyor insanı.

Namibya’daki dehşetin arka planında ise sadece Türk işadamı Hatem Yavuz adlı bir şahsın olması daha da üzücü. 2019 yılına kadar bütün avlanan fokların derilerinin kullanım haklarını alan Hatem Yavuz deri başına 3 Dolar (6 TL) öderken, işlediği derilerden yapılan kürkleri 30 bin Dolar’a (65 bin TL) satıyor. Yani yereldeki ekonomi ve doğa için hiçbir sürdürülebilirliği yok.

Namibya Hükümeti uluslararası baskılara kulaklarını tıkamış görünüyor. Bu vahşeti durdurabilmek için Avrupa Birliği, ABD, Avustralya, Meksika ve Güney Afrika’da fok derisinden yapılan mamullerin ticareti yasaklanmış durumda. Ama Rusya ve Çin gibi çok sayıda zenginin ve fok yavrularının öldürülmesini umursamayan toplumların alım gücü ve isteği olduğu sürece bu katliam nasıl durdurulabilir?

2008 yılı rakamlarına göre Namibya’daki fok derisi ticareti 520 bin Dolar (1 milyon 130 bin TL) getirirken, aynı fok gözlem turizmi 2,1 milyon Dolar (4 milyon TL) kazandırmış. Hatem Yavuz bunun bir iş olduğunu, kendi yapmazsa başka birisinin yapacağını söylüyor. Bu açıdan haklı olabilir ama kazandığı paranın böylesine bir vahşete ve kana dayalı olmasının kendisini rahatsız etmemesi de olayın ayrı bir yönü. Bilmiyoruz kendi çocukları var mı ve bu görüntüleri onlara seyrettirebiliyor mu?

Hatem Yavuz’un fok derisi ticareti yapmasına dur demek istiyorsanız kampanyaya katılın!

(Yeşil Gazete)

Sevgili bulmak için hayvanlardan taktik çalın

0

flirting-animals-valentinesİnsanlar ve hayvanlar neredeyse aynılar. Biz de kakamızı fırlatıyoruz, birbirimizin saçlarından böcek topluyoruz ve de ayaklarımızla düşmanlarımızı sokup zehirliyoruz.

Eğer siz de bu sevgililer gününü yalnız geçirecekseniz National Geographic dergisinden dev hizmet! Kendisine eş bulmakta zorlananlar için dergi doğadan flörtleşme taktiklerini topladı ve hepsinin işinize yarayacağını garanti ediyoruz! Buyurun buradan yakın:

  • Hoşlandığınız kişiye taş atın. Kelime anlamıyla taş. Hayırdır en son beşinci sınıfta mı yapmıştınız bunu? Oysa ki bu yöntemi dişi sakallı kapuçin maymunları erkek olanların dikkatini çekmek için kullanıyorlar, aynı zamanda erkek olanları dürtüp sonra da kaçıyorlar. Kaçan kovalanır!
  • Yuvanızı tüyler ve tırtıllarla dekore edin. Eğer aşk yuvanız bomboşsa yuvanızı Macgregor çardak kuşlarının yuvaları gibi dekore edin. Erkek olanlar yuvaları ormandan buldukları yosun, çubuk ve ölü böceklerle dolduruyorlar yani o yeni satın aldığınız el yapımı koltuğunuzu atın ve yerine hoyratça dağıtılmış mantar yığınları koyun.
  • Ağzınızda taşıdığınız kumla kumdan kale yapın. Hey, eğer bu Doğu Afrika göllerindeki çiklet balıkları için işe yarıyorsa sizin için de yarar!

Bu taktiklerle bulduğunuz eşinizle seviştikten sonra dişi peygamberdevesinin yaptığı gibi eşinizi yemeyi unutmayın.

(Grist, Yeşilgazete)

Cihangirliler otopark işgalindeki parklarını geri almak için sokakta

Cihangir Forumu'nun imza standı
Cihangir Forumu’nun imza standı

İstanbul’un en merkezi, ama yeşil alandan yana en şansız semtlerinden biri olan Cihangir’de halk, 2006’da otomobillere kaptırdığı cep parklarını geri almak için sokağa çıktı. Cihangir Forumu tarafından başlatılan imza kampanyasının amacı Sıraselviler cadddesi üzerinde, Savoy Pastanesi’nin hemen yanındaki yaklaşık 200 metrekarelik alanı tekrar park haline getirmek. Cihangir Forumu bu amaçla Firuzağa meydanında stand açarak imza toplamaya başladı.

Cihangirliler’in en önemli buluşma yeri olan Firuzağa kahvesinin karşısında başlayan imza kampanyasına büyük ilgi var. Ben de standa uğrayıp imzamı attıktan sonra kampanyayı yürüten Cihangir Forumu’nda Hazal Köyel‘le görüştüm.

Köyel’in verdiği bilgiye göre sorun Savoy Pastanesi‘nin önünde o zamana kadar park olarak kullanılan kamuya ait bir alanın 2006’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından satılmasıyla başlamış.

Sıraselviler ve Bakraç sokağın kesiştiği yerdeki park alanı 2006'dan bu yana otopark işgali altında (yeşille işaretli alan)
Sıraselviler ve Bakraç sokağın kesiştiği yerdeki park alanı 2006’dan bu yana otopark işgali altında (yeşille işaretli alan)

İmar planlarında park olarak gözüken alanın otopark olarak işletilmesi nedeniyle Cihangir Güzelleştirme Derneği dava açmış. Ancak davanın kazanılmasına rağmen değişen bir şey olmamış. 11 Mart’ta yeniden, bu kez açılan tapu iptal davasının görüleceğini söyleyen Köyel, bu nedenle İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne halkın park talebini bir kez daha göstermek ve tabandan baskı uygulamak için bu imza kampanyasını başlattıklarını söylüyor.

Ancak bu imza kampanyası son zamanlarda çokça görülen tipte, internet üzerinden yürütülen bir kampanya değil.

İşte otopark işgalindeki park alanı (Fotoğraf Radikal gazetesinden alınmıştır)
İşte otopark işgalindeki park alanı (Fotoğraf Radikal gazetesinden alınmıştır)

Kampanyayı sokakta başlattıklarını ve amaçlarının insanlarla yüz yüze temas ederek duyarlık yaratmak olduğunu söyleyen Köyel, kampanyayı internete taşımayacaklarını, sokakta stand açarak imza toplamayı sürdüreceklerini söylüyor. Amaçlarını da buranın otopark işgalinden kurtarılarak tekrar kamuya açık bir alan olması ve ölçülerine uygun bir park haline getirilmesi olarak açıklıyor.

Semtte Savoy’un yanındaki park olarak bilinen küçük yeşil alanın otopark tarafından işgalinin ardından Cihangir’de kalan tek park, Cihangir caddesi üzerindeki otopark’ın terasındaki betondan bozma Cihangir Parkı. Semtte yaşayanların ağaçların altında dinlenip toprağa basabileceği doğru dürüst bir yeşil alan olmadığından yakınan semt sakinlerinin ulaşabileceği en yakın park ise Taksim Gezi Parkı. Ama tabii açık bulabilirlerse…

Cihangir Forumu'nun başlattığı İmza kampanyası Firuzağa meydanında
Cihangir Forumu’nun başlattığı İmza kampanyası Firuzağa meydanında

Cihangir Forumu Gezi direnişinden ortaya çıkan park forumlarından biri. Yaz aylarında Cihangir Park’ında başlayan Forum, çalışmalarını çeşitli mekanlarda toplanarak sürdürüyor. Bugün başlayan imza kampanyası Cihangir Forumu’nun mahalleliyle buluştuğu mücadelelerden biri. Cihangir Forumu bundan önce de Sinan Çetin’e ait binalardan birindeki çevreye zarar veren cep telefonu baz istasyonunu kaldırtmıştı.

2006’da park alanının satılması ve otoparka dönüştürülmesi sırasında da semtte protesto gösterileri yapılmıştı.

Haber: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

İyilik peşinde koşma zamanı

Kolektif yardımseverlik koşusunu Türkiye’de tanıtmak ve yaygınlaştırmak amacıyla 5 yıl önce kurulan, koşu başta olmak üzere yüzme, bisiklet, dağcılık gibi dayanaklılık gerektiren sporlar aracılığı ile sosyal sorumluluk projelerine maddi kaynak ve tanıtım desteği sağlayan Adım Adım oluşumu 13. Yardımseverlik koşusunu gerçekleştirmeye hazırlanıyor.

2 Mart’ ta dokuzuncu kez düzenlenecek Uluslararası Öger Antalya Maratonu’nda(Runtalya) Adım Adım sporcuları AÇEV, AKUT, Buğday Derneği, Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı, TEMA, Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı (Koruncuk), Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği ve Toplum Gönüllüleri Vakfı projelerinden biri adına koşarak bağış toplayacaklar.

Yoğun talep nedeniyle erken kapanan kayıtlar sebebiyle koşucu olarak değil fakat bağış ve duyuru yolluyla destekçi olunabilecek yardımseverlik koşusunda dernek ve vakıflar aşağıdaki projeleri ile yer alıyorlar:

AÇEV (Anne Çocuk Eğitim Vakfı)- Kadınlar Yaşama Doğru Koşar Adım: Proje, Van ve Gaziantep illerinde eğitim hakkından yararlanamamış 850 kadına ulaşarak, temel ve bilgisayar okuryazarlık becerilerini geliştirmeyi hedefliyor.

AKUT (Arama Kurtarma Derneği)- Nefes: Proje deprem, sel, yangın gibi afet durumları sonucunda oluşabilecek risk durumlarında, yardım edilmesi gereken canlıya ulaşılabilmesinin ve en az zararla kurtarılmasının sağlanması, sağlıklı yaşam koşullarına ulaştırılması konusunda hazırlık yapacak gönüllü ekiplere finansman sağlamayı hedefliyor.

SaglikliGidaHerCocugunHakki

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği- Sağlıklı Gıda Her Çocuğun Hakkı: Proje kapsamında toplanacak bağışlarla, Koruncuk Bolluca Köyü’ndeki bir çocuğun bir aylık sağlıklı, organik sertifikalı gıda ihtiyacı karşılanacak. Köyde sağlıklı beslenmeyle ilgili eğitimler verilecek ve gıda bahçeleri kurulacak.

Sağlıklı Gıda Her Çocuğun Hakkı projesi,
– Herkesin ve özellikle çocuklar gibi öncelikli grupların sağlıklı gıda ile buluşturulmasının önemine dikkat çekmeyi ve bu konuda örnek olmayı,
– Sağlıklı gıda konusunda bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri yürüterek farkındalık yaratmayı,
– Uzun vadede eğitim kurumlarında sağlıklı gıdaya geçiş için bir model oluşturmayı,
– Tüm bunların doğal bir sonucu olarak da ekolojik ürün pazarına canlılık getirip desteklemeyi hedefliyor.

vanason-300x300Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı- Hiç Van’a Koştun Mu?: 2012’de yaşanan depremden sonra kullanılmaz hale gelen TEGV Öğrenim Birimleri Avrasya 2013 ve Runtalya 2013 bağışları ile yeniden inşaa edilmişti. Runtalya 2014 ise birimin 10 yıllık işletme giderlerini karşılamak için fon oluşturulması hedefleniyor.

 

 

TEMA- Dünyayı Kurtaran Adam: Dünyayı Kurtaran Adım projesi ile gençlerin doğanın korunması ve geleceği konularında söz sahibi olmaları ve kendi yaşadıkları bölgedeki çevresel sorunlarla mücadele kapasitelerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Proje, Türkiye’nin seçilen 50 ilinde,  100 üniversite öğrencisini kapsamlı bir çevre eğitimi ve liderlik programına tabi tutacak ve bu 100 genç, özel bir eğitim programıyla, öğrendiklerini 2.500 üniversite öğrencisine daha aktaracak.

Koruncuk (Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı )- Manevi koşucu abla/ağabey: Çocuk köyünde bulunan 106 Koruncuk’un her birinin eğitim ve sağlık giderini karşılamak üzere koşacak olan Adım Adım Koruncuk sporcuları 1 veya daha fazla Koruncuk’u himaye edecekler. Koruncuk_adim_adim_2_rev

Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği- Akülü Tekerlekli Sandalye Projesi:  Manuel tekerlekli sandalye kullanamayan, ağır engel grubu içinde yer alan felçlilerin; özgürce hareket edebilmesi ve başkalarına bağımlı olmadan hayatını yürütebilmesi için toplanacak bağışlarla Akülü Tekerlekli Sandalye alımı fonlanacak.

Toplum Gönüllüleri Vakfı- Gençler Dünyayı Değiştiriyorlar: Toplum Gönüllüsü gençler toplumsal barışı gerçekleştirmek için her yıl hayata geçirdikleri 1000’e yakın Sosyal Sorumluluk Projeleri için aldıkları ekip çalışması, kamu, özel sektör ve STK işbirlikleri, proje yönetimi, finansal kaynak yaratma eğitimlerinin devamlılığı için destek arayacak.

Projelerle ilgili daha detaylı bilgiye ulaşmak için tıklayınız.

(adimadim.org, Yeşil Gazete)

14 Şubat 2014

Venezuela’da gösterilerde 3 kişi öldü

Venezuela’da Devlet Başkanı Nicolas Maduro iktidarına karşı düzenlenen gösterilerde üç kişi öldü. Muhalifler,eylemlerde gerilimin tırmanmasından ‘hükümet adına çalışan milis grupları’ sorumlu tutuyor.

Endonezya yanardağ patlaması nedeniyle 100 bin kişiyi tahliye ediyor

Dün akşam yaşanan yanardağ patlamasında yağan taş parçaları ve kum yaklaşık 15 kilometrelik alana yayıldı. Kül dumanları nedeniyle Jakarta, Solo ve Surabaya uluslararası havaalanları kapatıldı. 100 bin kişinin tahliye edileceği belirtiliyor.

ABD’de kar, İngiltere’de sel

ABD’de etkili olan soğuk hava ve kar yağışı hayatı olumsuz etkiliyor. Soğuk hava nedeniyle 6 kişi hayatını kaybetti, 5 binden fazla uçuş da iptal edildi. İngiltere ise sel ve şiddetli rüzgar ile boğuşuyor.

Suriye’de şiddet artıyor

Cenevre’de taraflar arasında görüşmeler devam ediyor ancak ülkede çatışmalar devam ediyor. Son üç haftadır Suriye’de her gün 200’den fazla kişinin yaşamını yitirdiği belirtililiyor.

İtalya’da başbakan istifa ediyor

İtalya siyasi krizle karşı karşıya. Demokratik Parti mensubu Başbakan Enrico Letta’nın bugün Cumhurbaşkanı Giorgio Napolitano’ya istifasını sunacağı belirtiliyor.

Belçika çocuklara ötenazi hakkı

Belçika parlamentosu ölümcül hasta olan çocuklara ötenazi hakkı tanınmasını kabul etti.Tartışmalı tasarı parlamentoda 86 kabul, 44 karşı ve 12 çekimser oyla kabul edildi.

Kıbrıs’ta müzakereler başlıyor

Kıbrıs’ta uzun bir aradan sonra başlayan çözüm müzakerelerinde Türk ve Rum tarafının müzakerecileri yarın bir araya gelecek. Müzakerecilerin bu buluşması, çözüm görüşmelerinin teknik anlamdaki ilk adımını oluşturacak.

(Yeşil Gazete)

Olimpiyat sporcularından iklim mücadelesi çağrısı

Soçi’de devam eden 2014 Kış Olimpiyatları’nda 100’den fazla sporcu, dünya liderlerine güvenilmez hava koşullarına sebep olan iklim değişikliğine karşı harekete geçme çağrısında bulundu.

Andrew Newell
Andrew Newell

10 ülkeden 105 sporcunun imzaladığı Olimpiyat sporcularından iklim mücadelesi için çağrı adındaki kampanya metni ile sporcular; sera gazı emisyonlarının azaltılması, temiz enerji kullanımını arttırılması ve önümüzdeki yıl Paris’te gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi kapsamında küresel ölçekte yasal olarak bağlayıcı kararlar alınması için dünya liderlerine çağrıda bulunuyor.

Sporcular önceki kış olimpiyatlarında da bu şekilde bir kampanya düzenlemişlerdi ancak ilk kez iklim değişikliği gündemin en üst sırasında yer alıyor.

Kampanyayı imzalayan sporcular arasında Amerika’dan kayakçı Kikkan Randall; Amerika’dan snowboardcular Alex Deibold, Danny Davis ve Arielle Gold; İsviçre’den Bettina Gruber, Norveç’den Astrid Jacobsen ve İtalya’dan kayakla atlama sporcusu Elena Runggaldier bulunuyor.

Kampanyanın önderlerinden ABD kayakçı Andrew Newell  bildiride şu sözlere yer veriyor;

İklim değişikliğinin etkilerinden en çok etkilenen bizleriz. Doğanın dengesinin değişmesi bizim hayat tarzımızı değiştiriyor. Geri dönüşüme önem veriyoruz, az tüketiyoruz, politikayı etkileyebilmek için oy kullanıyoruz. Elimizden geleni yapıyoruz. Ancak Washington’a ne demeli? Dünya üzerindeki hükümetlere ne demeli? İhtiyacını duyduğumuz gerçek bir değişim için kanunlar nerede? Gelecek sene Paris’te dünya liderleri bu şansa sahip olacak. Önceki iklim konferansları sonuçsuz kaldı ancak Paris’in farklı olması gerekiyor. Hiçbir şey yapılmaması riskine giremeyiz. Tüm dünya liderlerini bireysel hedefler yerine bu büyük mücadele ruhu etrafında bir araya gelmeye davet ediyoruz.

climatechang1-638x374

Kanada’daki Waterloo Üniversitesi ve Avusturya’daki Innsbruck Yönetim Merkezi tarafından yapılan yeni bir araştırma  Kış Olimpiyatları’na ev sahipliği yapmış 19 şehirden sadece 11’inin 2050 yılında oyunlara ev sahipliği için yeterli soğuklukta olacağını(yeşil renkli) 2080’lerde ise sadece 6 şehrin kalacağını gösteriyor.

(Yeşil Gazete)

Sabuncubeli Tüneli’nden çıkan molozlar çevre kirliliğine davetiye

İzmir Manisa yolunun 21. Kilometresinde 2011 yılından beri devam eden Sabuncubeli Tüneli inşaatından kontrolsüzce atılan molozlar çevre tehlikesi yaratıyor. Molozlar civarda bulunan iki köye ve yakında bulunan sit alanı orman arazisine gittikçe yaklaşıyor.

Tünelin yapıldığı bölgenin uydu görüntüsünde, sol altta molozların döküldüğü bölge, sağ üstte Beşyol köyü görülüyor.
Tünelin yapıldığı bölgenin uydu görüntüsünde, sol altta molozların döküldüğü bölge, sağ üstte Beşyol köyü görülüyor.

Molozların yakınına döküldüğü Çamköy ve Beşyol köylerinde yaşayanlar, molozların hem kendi yaşam alanlarına hem de Beşyol köyüyakınında bulunan ormana yayılmaya başladığını söylüyor. Yeşil Gazete’ye konuyla ilgili ulaşan Beşyol köyü sakini Evren Aydın, önceleri yolun kenarına atılan molozların gittikçe köye yaklaşmaya başladığını, özellikle son dönemde atıkların ormana epey yaklaştığını gözlemlediklerini aktardı. Köylülerin bir başka korkusu da molozların radyasyon içerdiğine dair iddia.

İçöz: Tehlikeyi oluşturan faktör bölgede zemin etütü yapılmaması

Bu iddialarla ilgili henüz radyasyon araştırması yapılmadı fakat EGEÇEP yürütme kurulu üyesi jeoloji mühendisi Erhan İçöz’ün aktardığına göre asıl tehlike hem tünelin zemin etüdü çalışması yapılmadan başlaması hem de çıkan molozların herhangi bir denetim olmadan civar köylerin verimli arazi ve ormanlara atılıyor olması.

“Bakanlığın önergesinde kümes bile yapsanız mutlaka zemin etütü gerekir; ama Sabuncubeli Tüneli gibi insan yaşamını birebir ilgilendiren bir yere zemin etütü yapılmadan başlandı.” diyen İçöz, İzmir yolunda yapılan Konak Tüneli’ni hatırlattı ve “orası da zemin etütü olmadan yapılmıştı, sonra heyelanla karşılaşınca zemin etütü yapıldı. “ dedi. Zemin yapısından dolayı inşaatta sorunlarla karşılaşıldığına dair duyumlar aldıklarını söyleyen İçöz, “fay hattına yakın bir bölge, toprağın yumuşak mı sert mi, kireçli mi değil mi titizlikle incelenmesi gerekir” dedi.

IMG-20140214-WA0000

Öztan: Kirli Malzeme toprağın niteliğini bozuyor

Molozların orman bölgesine atılması konusundaki görüşünü aldığımız Orman Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ahmet Kenan Öztan ise çıkan kirli malzemenin toprağın niteliğini bozduğunu belirtti. “Köyün hemen arkası su kaynağı, dere molozların olduğu bölgeden geçiyor, yağan yağışla atık dere ortamına salınıyor. Hele içeriğinde ağır metaller varsa suya karıştığı ortamda insan sağlığını etkiler. Uzun vadedeki planlaması yapılmamış bir proje, burada zemin etütü yapılıyor olsaydı malzemenin nereye ayrılacağı bilinirdi” dedi.

Öztan, Valilik’e, Çevre İl Müdürlüğü’ne ve Karayolları Müdürlüğü’ne konuyla ilgili yazı yazdıklarını fakat kimsenin sorumluluğu üzerine almadığını, konunun muhattabı olmamasına rağmen bölgeyi Orman Bölge Müdürlüğü’me verdiklerini belirtti.

Mecliste soru önergesi bekliyor

Sabuncubeli Tüneli’nden çıkan molozların ahvali meclis gündemine de taşındı. CHP İzmir Milletvekili Prof. Dr. Oğuz OYAN, 23 Ocak 2013 tarihinde meclise konuyla ilgili verdiği soru önergesinde, olgunlaşmamaış kömür özelliği taşıyan ve radyasyonlu olduğu iddiası bulunan molozlarla ilgili “yasa dışı bir biçimde, doğal koruma alanı (sit alanı) içersinde yer alan bir orman bölgesine döküldüğü doğru mudur? Doğruysa, doğa ve insan sağlığı üzerindeki bu tehdide karşı hangi önlemleri almayı planlıyorsunuz?” diye sordu.

(Yeşil Gazete)

Öcalan’dan çözüm süreci için üç öneri

BDP grup başkan vekilleri Pervin Buldan ve İdris Baluken’le Diyarbakır Milletvekili Altan Tan “çözüm süreci”nde gelinen aşama ve sürecin bundan sonraki seyriyle ilgili Meclis’te bir basın toplantısı düzenledi. Buldan, 8 Şubat’ta Öcalan’la İmralı’da gerçekleştirilen görüşmede Öcalan’ın sürecin ilerlemesine dair üç önerisine vurgu yaptı: sürecin yasal statüye kavuşturulması, izleme kurullarının oluşturulması ve 8 komisyonla ilgili başlıkların müzakereye açılması.

Buldan: “Çözümün gündemleşmesi gerekirken çözümü zora sokacak ne varsa yaşandı”

Buldan, 21 Mart 2013’te Öcalan’ın demokratik siyasete geçiş deklarasyonundan sonra çözüm süreci açısından önemli bir döneme girildiğini söyleyerek, Ocak 2013’te beri İmralı’yla 16 görüşme yapıldığını hatırlattı, “Kürt tarafının tüm iyi niyetli adımlarına ve samimi çağrılarına rağmen hükümet bir yıldan buyana tek bir adım atmadı” dedi. “Paris, Gezi, Lice ve Yüksekova katliamları, Roboski kararı, siyasi operasyonlar, linç girişimleri gibi süreci kesmeye yönelik çok ciddi provokasyonlar yaşandı. Bütün bunlar hükümetin sorumluluğu altında gelişti. Çözümün, çözüm adımlarının gündemleşmesi gereken bir süreçte ne yazık ki çözümü zora sokacak ne varsa yaşandı.” açıklamasını yaparak gelinen noktada sürecin ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Öcalan’ın son görüşmede “anlamlı derin müzakerelere geçilmemesi durumunda sürece katkı sunma koşullarının ortadan kalkacağına dair” tespitlerini iletti.

fft99_mf2986374“Yasal çerçevede gereken adımlar atılmadı”

HDP grup başkanvekili, şunları ekledi:

“İmralı’da yürüyen görüşmelerin bir çerçeve sözleşmeye kavuşturulması gerekirdi. Çünkü, sürecin en hayati noktasını bu çerçeve sözleşme oluşturmaktadır. Sayın Öcalan’ın bu noktadaki değerlendirmesi şöyledir: ‘Sözleşme hukukuyla muhatapların karşılıklı bir araya gelerek yasal ve tüzüksel bir metin oluşturması gerekir. Süreç ilerleyecekse burada tartıştığımız her konuyu çerçeve sözleşmeye alacağız. Toplumsal çerçeve sözleşmesi esastır. Gerekirse altına imza atarız. Sonra Mecliste hızla yasalaşması gerekir. Son 400 yıllık tüm sorunlar böyle çözülmüştür.’

“Yasal çerçevede ne yazık ki, gereken adımlar atılmadı. Son görüşmemizde Öcalan şunları açıkça sordu: Örneğin yasal çerçeve olmadan Mahmur’dan insanlar nasıl gelecek? Orada çocukların anadilde eğitimi var. Türkiye’ye geldiklerinde anadilde eğitim görebilecekler mi? Kendilerine saldırılara karşı güvenliklerini sağlayabilecekler mi? Hukuki sorunları nasıl çözülecek? Güvenlik, köye dönüş, köylerin yeniden inşa edilmesinin müzakere edilmesi gerekiyor. Ama bu konuda hiçbir ilerleme yok.”

Buldan, Öcalan’ın meclisin konuyu gündemine almamasını da eleştirdiğini belirterek, BDP’nin meclis başkanlığına sunduğu çözüm önerileri içeren raporun, kullanılan ‘Kürt’ ve ‘Kürdistan’ kelimeleri nedeniyle iade edildiğini hatırlattı.

“Hükümet Rojava politikasıyla çözümü nasıl gerçekleştirecek?”

Rojava’daki gelişmelere de değinen Buldan, “Sayın Öcalan defalarca çıkış yolunu gösterdi, izlenen yanlış dış politikanın Türkiye’yi bataklığa sürüklediğini söyledi. Rojava’dan çıkışın Kürtlerle tarihsel bir ittifak ilişkisi kurarak mümkün olabileceğini devlet heyetine açıkça belirtti. Ama hükümet yanlışta ısrar etmeye devam ediyor, çetelere desteğini sürdürüyor. Peki Rojava’da Kürtlerin statüsünü engellemeye çalışan bir AKP Hükümeti içeride çözümü nasıl gerçekleştirecek? “

“Eğer AKP adım atmazsa siyasi faturası ağır olur”

Hükümetin son dönemde yaşanan olumsuz gelişmelerin sürecin güvenliğini tehlikeye attığını belirtren Buldan “ Kendisini yasal açıdan güvence altına alabilmek için bir gecede istediği her yasayı çıkartan bu hükümet, çözüm ve barış sürecinin güvenliğini garanti altına alacak bir yasal adımı ise gündemine almamaktadır.Seçime kadar adım atılmazsa bu sürecin çok ciddi boyutlarda, her yönüyle gözden geçirileceğini, önemli kararlaşmaların yaşanabileceğini devletin, hükümetin görmesi, kamuoyunun bu durumu bilmesi gerekir. Sayın Öcalan aynen şöyle demiştir: ‘Eğer AKP adım atmazsa bunun siyasi faturası kendisi açısından çok ağır olacaktır. Geçmişte Kürt sorununu çözmeyen tasfiye olmuştur.”

Çözüm için üç öneri 

“Birincisi; Sayın Öcalan, zaman kaybetmeden müzakere aşamasına geçilmesini istemektedir. Sürecin devamı için Hükümeti temsilen müzakere heyetlerinin ana başlıkları görüşmek üzere biran önce adaya gitmesi gerekmektedir.”

“İkincisi; Sayın Öcalan’ın dikkat çektiği üzere sürecin yasal statüsü ve hukuksal çerçeve sözleşmesi ile 8 başlıklı komisyon konularında yasal adımların hızla parlamentodan geçmesi gerekir. Sayın Öcalan eğer bu başlıklarda adım atılırsa pek çok konuda çağrı yapabileceğini söylemektedir. “

Üçüncüsü; kendisi, bu sürecin tek yanlı devlet heyetiyle gidecek bir süreç olmadığını açıkça belirtmektedir. Bu konuda müzakere heyetlerinin olması gerektiğini söylemiştir. Sayın Öcalan ayrıca ayda bir ziyareti yeterli görmemektedir. Haftalık, hatta gerekirse günlük heyetlerin gelmesini talep etmektedir.”

Buldan, daha önce sundukları demokratikleşme paketlerinin ardından müzakere yasa teklifini hükümete ve Meclis Başkanlığı’na sunacaklarını, bundan sonra sorumluluğun hükümette olduğunu belirtti.

(ANF, Yeşil Gazete)

Devlet Denetleme Kurulu: Kalkınma Ajansları tıkandı

kalkınma ajansıDevlet Denetleme Kurulu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görevlendirmesiyle bir rapor hazırlayarak Kalkınma Ajanslarının durumunu değerlendirdi. DDK raporunda Kalkınma Ajanslarının tıkanma noktasında olduğu sonucu çıkıyor.

Devlet Denetleme Kurulu’nun“Türkiye’nin Kalkınma Ajansları Uygulamasının Değerlendirilmesi” başlığıyla yayınladığı raporda, “Bölgesel” olarak tanımlanan Kalkınma Ajanslarının uygulamada “tek tip” olarak kurulması nedeniyle işlevli olmadığını belirtiliyor.

14 Nisan 2003 tarihinde AB Konseyi tarafından Türkiye için Katılım Ortaklığı Belgesi’nde Türkiye’de “Bölgesel Politika ve Yapısal Araçların Koordinasyonu” kapsamında “Bölgesel Kalkınma Planlarını uygulamak üzere, NUTS 2 düzeyinde bölge birimlerinin kurulması” isteniyordu.

Bu kapsamda 58. Hükümet tarafından 03.01.2003 tarihli Acil Eylem Planı kapsamında 25.01.2006 tarihli 5449 sayılı Kalkınma Ajanları kanunu çıkarılarak 26 bölgede bu ajanslar kurulmuştu.

Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilen “Kamu Yönetimi Reform Paketi” içinde bulunan kanun tasarısı “Bölgesel Kalkınma Ajansları” ifadesinden “bölgesel” kelimesi çıkarılarak yasalaşmıştı.

DDK’nın raporu 8 yıllık deneyimin ardından bu ajansların başarısız olduğunu gösteriyor.

Rapor üzerine görüşlerini açıklayan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi DDK raporuyla belgelenen başarısızlığın tek sebebinin “tek tip” örgütlenmesinin değil, demokratik işleyişe sahip olmadığı gibi, merkezi idarenin de vesayeti altında olmasını öne sürüyor. YSGP’ye göre tıkanmaya neden olan bir başka sorun da AB normlarına göre yapılan NUTS 2 bölgelemesinin gerçeklerimize çok uygun olmaması. Açıklamada sadece istatistikî ve kalkınmaya yönelik yapılacak bölgelemenin doğru olmayacağı, ekolojik, kültürel, ekonomik, sosyal, etnik ve inançsal farklılıkların biyobölge ayrımına göre gözetilmediği bir bölgelemenin anlamsız ve işlevsiz olduğu vurgulanıyor.

YSGP’nin Kalkınma Ajanslarına ilişkin açıklamasında öne çıkan görüşler şöyle:

  • Rapor ajansların kurullarının ve yönetimlerinin kararlarının, Kalkınma Bakanlığı’nın onayına bağlı olduğuna işaret ediyor. Bu da hem katılımı düşürüyor, hem de birçok sorunun olduğu bölgelerde “gündem bulamamak” gibi anlamsız sonuçlar doğuruyor.
  • Raporda ifade edilen “Ekonomik, sosyal, kültürel ve coğrafi pek çok açıdan farklı karaktere sahip bölgeler için tek tip ajans modeli uygulamasının” bir an önce sonlandırılarak bölge yönetimleri ile özerklik getirilmelidir.
  • Basit bir model değişikliği bu sorunu çözmeye yetmez. Çünkü temel sorun kaynağı bu yapıların özerk olmamasıdır. Bu adım atıldığında, yani, etkili ve yetkili ve özerk bölgesel yönetimlere geçiş adımı atıldığında, raporda ” bölge planlarının güncel ve uyumsuz olması sorunları” diye tarif edilen sorunlar kökten halledilebilecektir.
  • Türkiye’deki bölgesel kalkınma ajansları, Bölge Yönetimlerine dönüşmeli ve merkezi yönetimden özerkleştirilerek adem-i merkeziyetçi bir yapıya dönüştürülmelidir. Merkezi yönetimdeki yetkiler bu özerk yapılara devredilerek bölge meclisleri seçimle, yerellerin iradesi ile oluşmalıdır.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Hükümeti gecikmeden Özerk Bölgesel Yönetim modeli ve uygulamasına geçmeye çağırdı.

 

(Yeşil Gazete)

Ankara’da ÖYM eylemine sert müdahale

Ankara’da uzun tutukluluk süreleriyle ilgili çıkacak yasanın Ergenekon sanıklarını da kapsaması nedeniyle Türkiye Gençlik Birliği öncüğünde Ankara’da gerçekleşen eyleme polis sert müdahale etti.

Tutukluluk süresini 5 yıla indirme ve özel Yetkili Mahkemeleri kaldırma amacıyla AKP tarafından Meclis’e sunulan kanun teklifinin Ergenekon ve Balyoz tutuklularını kapsamaması nedeniyle bugün Meclis önünde eylem yapılmak istendi.

Eylem için Kızılay’da bir araya gelen grup, Meclis’e yürümek istedi.

Ellerinde Ergenekon ve Balyoz Davaları’ndan tutuklu olan askerlerin ve gazetecilerin fotoğrafları ile “Yurtseverlere Özgürlük” pankartlar taşıyan grubun Meclis’e yaklaşmasına polisler izin vermedi.

Yürümekte ısrar eden gruba polis biber gazı ve TOMA’larla müdahale etti.