Ana Sayfa Blog Sayfa 4049

Maurius, ‘genleri değerli değil’ diye öldürüldü*

Kopenhag’da bir hayvanat bahçesi, 18 aylık Maurius isimli sağlıklı zürafayı ‘ötenazi’ adı altında öldürdü ve ziyaret saatinde aslanlara yedirdi. Hayvanat bahçesi yetkilileri, kararı “aynı soyun çiftleşmesini engellemek” için aldıklarını açıkladı. Danimarka’da bir başka hayvanat bahçesinde, yine “Maurius” isimli bir başka zürafayı da aynı tehlike bekliyor.

Geçtiğimiz pazar günü gerçekleşen öldürme öncesinde, Maurius’u kurtarmak için başlatılan online imza kampanyasını 27 bin kişinin imzalamış, Avrupa’nın çeşitli hayvanat bahçelerinden zürafayı alma teklifleri yapılmıştı.

CNN’e konuşan Kopenhag Hayvanat Bahçesi direktörü Bengt Holst, zürafaların aynı soydan olan türdaşlarıyla eşleşmesinin genetik problemler yaratacağı, kararı bu yüzden verdiklerini” savunmuştu.

Kopenhag Hayvanat bahçesi önünde Maurius'un öldürülmesini engellemek için yapılan protesto gösterisi
Kopenhag Hayvanat bahçesi önünde Maurius’un öldürülmesini engellemek için yapılan protesto gösterisi

Hayvanlar genetik yapılarına göre “faydasız” olarak tanımlanıyor

Kuzey Danimarka’da bulunan, Jyllands hayvanat bahçesi de yaptığı bir açıklamada, kendi hayvanat bahçelerinden bulunan Maurius isimli zürafayı da öldürebileceklerini açıkladı. Jyllands’da bulunan iki erkek zürafadan biri olan Maurius, eğer dişi bir zürafa alınırsa adaşıyla aynı sonu paylaşacak.

“Avrupa çiftleştirme programı”na dahil olan iki hayvanat bahçesinde de, hayvanlar hayvanat bahçesinin koruma kurallarına uymuyorlarsa öldürülüyorlar. Program kapsamında, genetik yapıları sık rastlanan türdeki hayvanlar “faydasız” görülerek öldürülebiliyor.

Jyllands Parkı’nda çalışan Janni Løjtved Poulsen, Guardian gazetesine yaptığı açıklamada, yeni bir dişi zürafa alınır ve Maurius’la çiftleşmek için genetikleri uyuşmazsa Maurius’u “elbette” öldüreceklerini söylüyor. Kendisine 27 bin kişinin imzaladığı kampanya hatırlatılınca “bizi etkilemez” cevabını veriyor.

Daha once Kopenhag Hayvanat Bahçesi’nde iki leopar hasta oldukları gerekçesiyle öldürülmüş, dört sene once de üç Sibirya kaplanı Almanya’da bir hayvanat bahçesinde uyutulmuştu.

“Maurius’un ölümü hayvanat bahçelerinin neden kapatılması gerektiğini anlatıyor”

Independent’da Mimi Bekhechi’nin konuyla ilgili yazısına göre, Avrupa hayvanat bahçelerinde “fazlalık” olarak görülen yedi bin 500 hayvan var. Bekhechi, Maurius’un ölümünün hayvanat bahçelerinin kapatılmasını sağlamak için bir alarm görevi görmesini umduğunu belirtmiş.

Hayvanat bahçelerini savunmak için sıklıkla kullanılan “öğrenme” misyonuna da atıftan bulunan Bekichi, “hayvanat bahçesindeki hayvanlar, esir hayatı yüzünden yaşadıkları kızgınlıkla delirir ve onları ziyaret edenler bu yüzden hayvan doğasıyla ilgili anlamlı hiçbirşey öğrenemeden oradan ayrılır” diyor. Hayvanat bahçesinde kıstırılan hayvanların hayatını da Mairus’dan bahsederek şöyle anlatmış:

“Doğduğu andan itibaren Maurius, kendisini ele geçiren insanların elinde sefil bir yaşama mahkum edildi: gösteri amacıyla kullanıma, soğuk bir iklime ve evinden binlerce kilometre uzaklıkta bir yaşam”

* Bu haberde, hayvanat bahçesinin medyaya servis ettiği, zürafa Maurius’a yapılan kamuya açık otopsi ve aslanlara yedirme fotoğrafları özellikle kullanılmamıştır.

(Yeşil Gazete)

 

HES fuarı protestosuna biber gazı

Ekoloji örgütleri, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun katıldığı “Barajlar ve HES Yapım Teknolojileri” fuarını protesto etti. Polis gruba gazla müdahale etti.

Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezi’nde yapılan kongre önünde bir araya gelen grup, “HES yapma boşuna, yıkacağız başına” sloganları attı.

Açıklamada, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) desteğiyle düzenen fuarın katılımcılarının yaşam alanlarını yok eden şirketler olduğu belirtilerek fuarla “talan”ın meşrulaştırılmak istendiği ifade edildi.

Açıklamadan sonra fuar alanına girmek isteyen gruba polis gazla müdahale etti; gözaltına alınmak istenen bir kişi kitlenin müdahelesiyle serbest bırakıldı.

23232258 500-300fuarı

Eroğlu: protestocular şirketlerin gazına geliyor

Dışarıda HES karşıtı protesto devam ederken içeride konuşmasına devam eden Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, bi,r gazetecinin protestoyu hatırlatması üzerine “HES’lere karşı çıkanları anlamak mümkün değil” diyerek “protestocuların ulsulararası şirketlerin gazına geldiğini” iddia etti.

Eroğlu, “1 ağaç kesildiği zaman en az 5 katı ağaç dikme, çevreyi düzenleme mecburiyeti getiriyoruz. Vadiyi düzenliyoruz.” diyerek en çok HES yapılan Solaklı Vadisi’ni örnek verdi.

Solaklı Vadisi demişken 

Bakan Eroğlu’nun HES uygulamasına “olumlu örnek” olarak gösterdiği Solaklı Vadisi’nde kasım 2013 itibariyle tamamlanmış 31 HES projesi bulunuyor. Vadideki köylüler, ekosisteme geri dönülemeyecek zararlar veren HES’leri durdurmak ve makinelerin vadiye girmesini engellemek için defalarca protesto eylemleri düzenledi. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, HES için yıkılan, ormanın bir parçası olan ağaçların yerine sonradan ektikleri ağaçlarla yapay bir rekreasyon alanı oluşturmuştu.

(Bianet/Hürriyet/Yeşil Gazete)

Yeşiller / Sol’dan 3. havaalanı inşaatı için suç duyurusu

sevil- naciYeşiller ve Sol Gelecek Partisi bir açıklama yayınlayarak mahkeme kararına rağmen İstanbul 3. havaalanı inşaatını sürdürenler hakkında suç duyurusunda bulundu. İstanbul 4. İdare mahkemesi verdiği yürütmeyi durdurma kararı ile 3. havaalanı ÇED olumlu kararını geçersiz saymıştı. Bu karara rağmen müteahhit firma Bakanlığın ve yetkililerin göz yumması sonucu inşaat faaliyetlerine ara vermedi. YSGP eşsözcüleri Sevil Turan ve Naci Sönmez imzasıyla yayınlanan açıklamada Vali göreve çağrılıyor ve Mahkeme kararının uygulanarak inşaatın durdurulması talep ediliyor. Açıklama şöyle:

İnşaatı SürenKonsorsiyum ve Seyreden Valilik Suç İşliyor!

Cengiz-Limak-Kolin ortaklığı tarafından ihalesi alınan İstanbul 3. Hava Limanı’nın ÇED Olumlu kararının İstanbul 4. İdare Mahkemesi tarafından yürütmesi durdurulmasına rağmen, firma yetkilileri inşaatı sürdürdüklerini açıkladılar.

İstanbul Valiliği İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 28. Maddesine göre 30 gün içinde yargı kararını yerine getirmek zorundadır. Buna uyulmaması halinde Valilik hakkından tazminat ve görevi kötüye kullanma suçu oluşacaktır.

ÇED Yönetmeliği’nin 19. Maddesi ise, ÇED Olumlu Kararı olmadan başlayan faaliyetler ve Bakanlıktan “ÇED Gerekli Değildir” Kararı alınmaksızın başlayan faaliyetlerin idare tarafından süresiz durdurulmasına hükmetmektedir. 3. Hava Limanı inşaatını sürdürenler ve İstanbul Valiliği şu anda bu hükmü açıkça çiğniyorlar.

Bu inşaat için şu an ortada hukuken geçerli ÇED Olumlu kararı yoktur. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın idari temsilcisi olarak İstanbul Valiliği’nin bir saat bile gecikmeden inşaattaki çalışmayı durdurması gerekir.

İstanbul Valisi görevini derhal yapmalı; ne kendisi yasaları çiğnemeli, ne de firmaların çiğnemesine seyirci kalmalıdır.

İnşaatın durması için idari mahkemede dava açan vatandaşların gerekçeleri son derece haklıdır.

Çünkü bu havaalanı için 2,5 milyon ağaç kesilecek. 70’i aşkın sulak alan ve Alibeyköy barajını besleyen üç dere yok olacak. Bir köy haritadan silinecek. Çevredeki orman, tarım arazisi ve sulak bölgeler betona boğulacak. Bölgenin canlı yaşamı, yaban hayatı, kuş yolları ciddi ölçüde olumsuz etkilenecek. Terkos Gölü bölgenin yanı başında ve kirlenmesi kaçınılmaz olacak.

İstanbul’un akciğerleri ve karbon yutak alanlarının bu bölgede bulunuyor ve şehri ayakta tutan son bölge. Biyolojik çeşitliliğin ve ekolojik dengenin yok edilmesi yalnız bugünü ve İstanbul’da yaşayanları değil, gelecek nesilleri ve bütün bölgeyi etkileyecektir.

AKP iktidarının son aylarda iyice belirginleşen yasaları hiçe sayan tavrıyla, ona destek veren sermaye kesimlerinin çevre ve doğayı açıkça tahrip eden cesaret ve pervasızlıkları kol kola gidiyor.

Bu düzen böyle gitmez. İnsanlar geleceklerini karanlığa sürüklemek isteyenlere seyirci kalmaz.

AKP yasalara uymalı, demokratik hak ve özgürlükleri içine sindirmeli, otoriterleşme sevdasından vazgeçmelidir.

İstanbul Valiliği gecikmeden İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin kararının gereğini yaparak inşaatı durdurmalıdır.

Sevil Turan & Naci Sönmez

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

 

ÇMO : Gün gibi ortada, ÇED raporu olmadan havalimanı yapılamaz

Üçüncü Havalimanı projesiyle ilgili yürütmeyi durdurma kararıyla ilgili ve arkasından resmi yetkililerden gelen açıklamalar üzerine Çevre  Mühendisleri odası bugün bir basın toplantısı düzenledi. Açıklamada “yürütme kararı projenin açıkça hukuka aykırı olduğu, uygulanması halinde telafisi imkansız zararlar vereceği ” vurgulandı, kararı tanımayacaklarını açıklayan resmi yetkililerin suç işlediği belirtildi.

IMG-20140213-WA0001

Çevre Mühendisleri Odası’ndan düzenlenen basın toplantısında ÇMO İstanbul yönetim kurulu başkanı Emine Girgin, ÇMO yönetim kurulu sekreteri Cevahir Efe Akçelik ve yürütmeyi durdurma davasını açan yurttaşlar Avukat Alptekin Ocak, Alican Ocak ve Özgür Ceylan Aytaç hazır bulundu.

“Bundan sonra bilimsel heyetle keşif yapılmalı, hukuka uygunluk denetimi sağlanmalı”

İstanbul’un kuzey ormanları ve su havzalarının yok edilmesi anlamına gelecek olan 3. Havalimanı’nın ekolojik bir cinayet olduğu ve sadece İstanbullular’ı değil bölge ekosistemindeki tüm canlıları etkileyeceği vurgulanan açıklamada, hukuki süreçle ilgili şöyle denildi:

“kuşkusuz bundan sonra yapılması gereken, mahkeme tarafından oluşturulacak bilimsel bir heyet ile yapılacak keşif ve bilirkişi raporu ile bizim de paylaştığımız, 3. Havalimanının yapımına dair kamuoyunda mevcut, ekolojik, ekonomik ve sosyal kaygılara dair hukuka uygunluk denetiminin sağlanmasıdır”

Çevre Mühendisleri ve avukatlar, Üçüncü havalimanı projesinin ekosisteme vereceği zararları da madde madde bir kere daha açıkladı:

İstanbul’un Su havzaları Tehdit Altındadır: proje alanı , şehir kullanım suyunun önemli bir bölümünü karşılayan Terkos Gölü ve Alibeyköy Barajı’nın uzun mesafe koruma alanında yer almakta olup, yapılaşma ve sanayileşme havzadaki kirliliği geri dönüşsüz olarak arttıracaktır.”

İstanbul’un Akciğerleri Yok Edilecektir: Proje alanı, çarpık kentleşmenin henüz ulaşmadığı, şehrin akciğerlerini ve karbon yutak alanlarını oluşturan bölgedir. 7650 hektarlık alana sahip devasa proje bölgeye has dokuyu ve ekosistemi olumsuz etkileyecek, biyolojik çeşitliliği oluşturan canlıların yok olmasına neden olacaktır

3.havalimanı

Bölgenin ekolojik dengesi bozulacaktır: Terkos Gölü’nü besleyen ekolojik ortam muhtelif bitkiler için özel yaşam alanı niteliğinde olup, göçmen kuşların konakladığı doğal ortamdır. Bazı türlerin ve taşınması ve yok edilmesine sebebiyet verecek proje ekosistem zincirini bozma riski taşımaktadır.

Proje mikroklima etkisi yaratacaktır: Yapılaşma ve yollarla çok daha büyük bir alanı kaplayacak olan proje, geçirimsiz, betonlaşmış ve ekolojik boşluk oluşturacaktır. Bu cansız alan olası bir ısı adası oluşturup iklim değişikliğini hızlandıracaktır.”

“Kararı tanımayan yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduk “

Çevre Kanunu’nun 10. Maddesi ve ÇED Yönetmeliği’nin 6. Maddesini hatırlatan çevre mühendisleri ve avukatlar, ÇED raporu olmadan havalimanı yapılmasının imkansız olduğunun altını çizdi.  Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın açıklamalarıyla suç işlediğini belirtti, kararı tanımayacaklarını belirten yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.

Yetkililer ne demişti?

3. Havalimanı’yla ilgili yürütmeyi durdurma kararının mahkeme tarafından açıklanmasının ardından ilk olarak, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, “imzalanan sözleşme doğrultusunda yapılan iş ve işlemleri durdurması söz konusu olmayıp, proje ile ilgili süreçler planlandığı şekilde devam etmektedir.” açıklamasını yapmıştı.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan ise, gazetecilerin konuyla ilgiyle sorusuna “Bu sadece ÇED’in geçici durdurmasına yönelik bir karardır. Havalimanına yönelik herhangi birşey sözkonusu değildir. Hiçbir şekilde havalimanı çalışmasını etkilemeyecektir” cevabını vermişti.

Ardından konuyla ilgili bir televizyon programından konuşan Çevre ve şehircilik Bakanı İdris Güllüce “21 Mayıs 2013 tarihinde ÇED olumlu kararı verildi. Şimdi bu demek ki bir hata var. Hata nerede var? 10 gün diyen kararda var. Bizim uygulamamızda, bakanlığımızın uygulamasında bir hata yok. Bahsedilen bu eksikliklerle ilgili kaldı ki ÇED raporu ruhsatla karıştırılmaması lazım. ÇED bir taahhütname” şeklinde konuşmuş “Demek ki mahkeme kararı isabetli bir karar değil. 10 gün şartına uyuldu” demişti.

(Yeşil Gazete)

 

İngiltere’de sel, Türkiye’de kuraklık ve yerel seçimler

İngiltere’nin başkenti Londra’dan bir fotoğraf. Fotoğrafın anlam kazanması için öncelikle biraz Londra’da son günlerde ne olduğunu anlatmak lazım. Londra sular altında… Şehrin ortasından geçen Thames Nehri yağışlar sebebiyle taştı. Fakat yaşananların etkisi bu kadarla sınırlı değil. Gelen bilgilere göre toprağın suya doyması sebebiyle bazı semtler ve hatta İngiltere genelinde bazı kentler Mayıs ayına kadar su altında kalabilir.

Londra sadece İngiltere’nin başkenti değil. Teknolojinin, finansın ve birazcık geriye gidersek Sanayi Devrimi’nin de başkenti ve yağmur orası için en doğal hava olayı belki de. Kentler ona göre hazırlanmış. Fakat onca alışık olmaya rağmen yaşanan olay tüm bu insanlığın önem verdiği “şeylerin” başkentinin yağmur tarafından yaşanılmaz hale gelmesine sebep olabiliyor. Londra ve İngiltere’nin diğer kentleri yağmura göre hazırlanmış olmasına karşın yaşananlar o kadar “uç” olaylar ki; üç ay suları tahliye edemeyecekler.

londraŞimdi fotoğrafa dönersek; şehrin içinde bir grup insan. Ayaklarının bastığı, normalde kara olması gereken yerler su altında. Sel suları üzerinde çocuklar şişme botlarla oynuyorlar. Arkada da bir pankart: Peki şimdi iklim değişikliğinden konuşabilir miyiz? İklim değişikliğinin sebebi olan kentlerin başında gelen ve finansın, teknolojinin ve sanayileşmenin başkentinin iklim değişikliğinin tetiklediği bir doğa olayına teslim olması, bazı Londralılara bu soruyu sordurmuş. Sorudan ve fotoğraftan anlaşılıyor ki soru geç kalınmış bir soru ve yanıtı da acil.

Bu aciliyetle Türkiye’ye dönersek; Türkiye’de dert başka. İklim değişikliğinin, “orayı” etkileyip de “burayı” etkilememesi diye bir şey söz konusu değil. Farklı uç olaylarla burada da son hızla ilerliyor değişiklik. Evet, Türkiye’de botlarla, sandallarla şehrin ortasında dolaşıp “Haydi iklim değişikliğinden bahsedelim!” deme şansımız yok. Çünkü Türkiye’de yağmur yağmıyor. Yağmur yağmadığı gibi havalar mevsim normallerinden 10 derece kadar yüksek seyrediyor. Böylece elde avuçta olan suyun buharlaşması da daha hızlı oluyor. Yani biz bir fotoğraf çektirmek istesek boşalmış bir barajın önünde ya da sular çekildiği için ortaya çıkan yıllar önce batmış bir sandalın önünde çektirebiliriz bu fotoğrafı. İklim değişikliği sel olarak İngiltere’yi, kuraklık olarak Türkiye’yi vuruyor ve iki tarafa da zarar veriyor.

Peki Türkiye’de bu fotoğrafa bakıp iklim değişikliğini konusunda konuşmaya başlamak ve bunu olabildiğince yaygın yapmak gerekmiyor mu? Gerekiyor. Çünkü kuraklık her yönden bizi etkileyecek bir “felaket” olarak bekliyor. Konuşmamız lazım. Buna fırsatımız da var ama konuşmuyoruz. Fırsat yerel seçimler. Musluklardan akmayan sular, ilk dalgada yerel yönetimleri vuracak çünkü. Peki biz kuraklık ile ilgili ya da susuzluğa, az suya hazırlanmış kentler hakkında bir şeyler duyabiliyor muyuz adaylardan ya da partilerden? Duyamıyoruz! Kentlerin, ilçelerin su planlaması üzerine çalışan adaylar var mı? Yok! Fakat olmalı. Ağaç kesip, yol yapıp, yanına yöresine çim ekip onları da sürekli sulamaya dayalı bir “yeşil” anlayışı ile devam edeceksek örneğin; hemen konuşmaya başlamalıyız, çünkü çok yanlış yoldayız!

İklim değişikliği ve bize yaşatacakları günümüzün ve yakın geleceğimizin en büyük problemlemi. Belki de çözülmesi gereken tüm sorunları bir kenara itecek kadar zor ve acil anlar bizi bekliyor olabilir. Türkiye ise bu konuda kılını kıpırdatmıyor. Merkezi yönetimi de kıpırdatmıyor, yerel yönetimi de kıpırdatmıyor. Avrupa’da kentler arka arkaya merkezi ve yerel düzeyde karbon salımlarının düşürülmesi hakkında hedef belirliyorlar. Türkiye ise merkezi düzeyde “dalga geçiyor.” Yerel düzeyde ise böyle bir olgu yokmuş gibi davranıyor. Bazı konuları sormak ve yanıtlar arayıp, çözümler üretmek için 30 Mart bir fırsat. Akmayan muslukların çözümü üzerine düşünmeyen adaylarla bu fırsat kaçıyor.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli

!f İstanbul başlıyor

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13 Şubat tarihinde başlayacak ve 23 Şubat tarihlerine kadar devam edecek. !f İstanbul festivali film gösterimlerinin yanı sıra farklı etkinliklerle sinemaseverleri memnun edecek bir içeriğe sahip.

ifist

Yarışma Filmleri Keş!f’te

Dünya sinemasının dikkat çekici genç yeteneklerini İstanbul’da buluşturan ve yeni sinemanın nabzını tutan !f İstanbul’da yarışacak filmler belli oldu. Mehmet Günsür, Michael Hausman, Dennis Lim, Philippe Falardeau ve Christoph Terhechte’den oluşan jüri, Uluslararası Keş!f Yarışması’nda 2014’ün ilham veren yönetmenini arayacak. 12 ülkeden 9 filmin yarışacağı Keş!f’te Türkiye’yi Zeynep Dadak ve Merve Kayan’ın birlikte yazıp yönettikleri Mavi Dalga temsil ediyor.

Özel Gösterim Bölümünün Konuğu, David Lynch

!f İstanbul festivalinin Özel Gösterimler bölümündeki konuğu usta yönetmen David Lynch. Son filmi Meditasyon, Huzur ve Yaratıcılık ile sinemaseverlerle buluşacak yönetmen bu filminde bilinmeyen hayatına tanık olacak ve yıllardır yürüttüğü meditasyon çalışmalarını gözlemleme şansını yakalayacak.

David Lynch: Meditasyon, Huzur ve Yaratıcılık’ın 13 Şubat’ta Cinemaximum Fitaş’ta gösterimi yapılacak.

Şehirleri ve ülkeleri birbirine bağlayan gösterim !f ²

!f  İstanbul Festivalin  21-22-23 Şubat’ta, İstanbul ile eşzamanlı gösterilecek beş film, İstanbul’daki izleyicilerle aynı anda Anadolu’da 26 şehrin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Erivan, Kudüs ve Ramallah’daki izleyicilerle buluşacak.

MUBI ve  !f ²’ nin ortaklaşa çalışarak, organize ettiği film gösterimlerinde beş farklı film farklı şehirlerde aynı anda izlenebilecek.  !f ² için seçilen beş film, festivalin son üç günü olan 21-22-23 Şubat’ta, internet üzerinden ortak şehirlerde izleyicilerle buluşacak. Film gösterimlerinden sonra yönetmenlerle yapılacak sohbetler internet üzerinden canlı izlenebilecek ve izleyiciler yönetmene soru gönderebilecek. 

!f ² bölümünde gösterilecek filmler, Miele / Bal, Gabrielle/Gabrielle, Everyday Rebellion / Her Gün İsyan, Pelo Malo / Kıvırcık Saç,  Alleine Tanzen / Tek Başına Dans

!f ² hakkında detaylı bilgi için tıklayınız

13. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, 13-23 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Cinemaximum Fitaş, İstinye Park Cinemaximum, Caddebostan Cinemaximum Budak, 27 Şubat-2 Mart tarihlerinde de Ankara Cinemaximum CEPA ve İzmir’de ise Cinemaximum Forum Bornova sinemalarında gerçekleşecek.

!f İstanbul Film Festivali hakkında detaylı bilgi için tıklayınız

( !f İstanbul, Yeşil Gazete)

13 Şubat 2014

“Çocuk cezaevleri kapatılsın”

Bianet’in haberine göre Çocuk Cezaevleri Kapatılsın Girişimi Diyarbakır, Ankara, İstanbul, Mersin ve İzmir’de eşzamanlı olarak cezaevleri önünde yaptıkları eylemlerle çocuk cezaevlerinin kapatılmasını istedi. Cezaevlerinin kapatılması için Adalet Bakanlığı’na, TBMM Başkanlığı’na ve Cumhurbaşkanlığı’na sunmak üzere Türkiye genelinde imza kampanyası başlatıldığı duyuruldu.

27 ilin emniyet müdürü değişti

İçişleri Bakanlığı, emniyette büyük değişikliğe gitti. Bakanlık, 3 emniyet genel müdür yardımcısı ve 27 ilin emniyet müdürünü görevden aldı.

Hrant Dink’in yeniden görülen davasının dördüncü duruşması yapıldı

Hrant Dink’in yeniden görülen davasının dördüncü duruşması 12 Şubat’ta Çağlayan Adliyesi’nde yapıldı. Bianet’ten Elif Akgül’ün haberine göre mahkeme tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına ve Terörle Mücadele Kanunu 10. Madde ile yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Hrant Dink cinayeti ile ilgili yürütülen soruşturmanın akıbetinin öğrenilmesine karar verdi. Davaya 18 Nisan’da devam edilecek.

Aziz Yıldırım: “Ne hükümetin ne cemaatin operasyonu diyorum”

Ben ne cemaatin ne hükümetin operasyonu diyorum. 12 yıldır bu hükümet devam ediyor mu? AK Parti hükümeti yüzde elli ile gelmiş halk destek veriyor muhatabımız hükümet. Konu ortada, iki taraf da kabul etmiyor. Statta bir küfür edilecekse, hakaret edilecekse buna karşıyım. Gezi ile ilgili 34. dakikada slogan atıyorlar bu taraftarın en doğal hakkı. Ali İsmail Korkmaz’ marşını kimse engelleyemez taraftar bunu söyleyebilir.

Beşiktaş’a yeşil saha

Beşiktaş’ın yeni stadı olacak Vodafone Arena Güneş enerjisinden faydalanmak için şeffaf plakalarla donatılacak, günlük 500 KWA elektrik üretimi yapacak. Kendi elektriğini karşılayacak stad geri kalan elektrik enerjisini satacak.

İşçiler fabrikayı işgal etti

Bianet’ten Nilay Vardar’ın haberine göre Greif Sunjüt işletmesinin Hadımköy Fabrikası’nda toplu iş sözleşmesinde anlaşma sağlanamadığı için işçiler fabrikayı işgal etti. Dünyanın en büyük endüstriyel ambalaj üreticisi Amerikan menşeli Grief Şirketi 2010’dan beri Sunjüt adı altında Hadımköy ve Dudullu’da üretim yapıyor.

AB’de GDO’lu mısır ekimine onay yolu açıldı

Salı günü yapılan oylamada 19 ülkenin hayır oyuna rağmen nitelikli çoğunluk sağlanamadığı için Avrupa Birliği (AB) toprakları 2. GDO’lu mısır tehditiyle karşı karşıya.

mısırAmerikan kimya ve tarım devi Dupont Pioneer tarafından AB’de ekim izni alınması için ilk başvurusu 2001 yılında yapılan TC1507 türü genetiği değiştirilmiş mısırın kaderini etkileyecek oylama geçtiğimiz salı günü Brüksel’de yapıldı. Şirket 2009’da onay sürecinin gereksiz yere uzatıldığı gerekçesiyle başvurduğu mahkemece haklı bulunmuş ve mahkeme Avrupa Komisyonu’nun üzerine düşeni yapmadığına karar vererek tasarının bir an önce karara bağlanması gerektiğine hükmetmişti.

Tasarının son karar vericisi olan Avrupa Komisyonu’na taşınmasından önceki son durak olan AB bakanlar oylamasında 28 ülkeden 19’unun “hayır” oyuna rağmen ekimin reddi için gerekli olan nitelikli çoğunluk sağlanamadı ve teklif Avrupa Komisyonu’na gönderildi.

19 “Hayır” oyuna rağmen nasıl izin verilecek?

28 ülke içinden 19 oy ile ezici üstünlükle “hayır” sonucu çıkmasına rağmen teklifin Avrupa Komisyonu’na sevk edilmesinin sebebi kullanılan oy sistemi. Üye ülkelere nüfuslarına oranla oy hakkı veren “nitelikli çoğunluk” sistemi uygulandığı için yüksek nüfuslu 5 ülkenin (Birleşik Krallık, İsveç, İspanya, Finlandiya ve Estonya) “evet” oyu ile 4 ülkenin (Almanya, Çek Cumhuriyeti, Belçika ve Portekiz) çekimser kalması “hayır” sonucunu engellemeye yetti. Nüfusu sayesinde oylamanın kaderini değiştirme potansiyelne sahip Almanya’nın eyaletleri arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle çekimser kalması “hayır” cephesine darbe vururken, 19 ülke bakanları oylama sistemini eleştirdi. Fransa’nın AB İlişkileri Bakanı Thierry Repetin “Çoğunluk bizdeyken buna nasıl onay verilebildiğini anlayamıyorum. Hele ki yaklaşan Avrupa seçimleri öncesinde. Bu karar AB’nin imajı için bir tehlike yaratacak ve “Avrupa” fikrinin çalışmadığı ya da kötü çalıştığı fikrini destekleyecek” dedi.

Komisyondan evet çıksa bile AB kanunlarına göre ülkelerin kendi topraklarında ekime izin vermeme hakkı saklı bulunuyor. Ancak biyoçeşitlilik, çevresel etkiler ve genler gibi “sınırsız” konular söz konusu olduğundan bunun “hayır” cephesini rahatlattığını söylemek mümkün değil.

Nedir bu TC1507?

Şu ana kadar AB sınırları içerisinde ekimine izin verilmiş 2 GDO’lu bitki bulunuyor. Bunlardan birincisi AB mısır ekim alanları içerisinde %1,35’lik paya sahip olan, Monsanto tarafından üretilen MON810 mısırı. Diğeri ise ekim kararı daha sonra Avrupa Adalet Divanı tarafından durdurulan, BASF üretimi amflora patatesi. AB ithalat konusunda ise daha tavizci bir politikaya sahip. Brüksel’in hayvan yemi olarak ithalatına izin verdiği 49 GDO’lu bitki çeşidi var ve TC1507 mısırı bunlardan birisi.

Yeri gelmişken ülkemizdeki durumu da özetlemekte fayda var: Şu anda Türkiye’de yasal olarak GDO’lu ürün ekimi yapmak yasakken aralarında TC1507 ve 3 hibritinin bulunduğu 14 mısır ve 3 soya türünün hayvan yemi olarak kullanılmak üzere ithalatı serbest.

Dupont Pioneer ürünü TC1507 hem tarım zehiri direncine hem de böceklere karşı kendi zehirini üretme yetisine yol açan 2 gen değişikliği ile üretilmiş GDO’lu bir mısır çeşidi. Bitki, Bt olarak bilinen Bacillus Thuringiensis bakterisinden elde edilen genlerle pulkanatlılar takımına dahil böceklere karşı kendi zehirini salgıyabiliyor. Ancak bu bitki diğer Bt bitkilerinde sıkça kullanılan ve üzerinde görece daha fazla sayıda araştırma yapılmış Cry1Ab ve Cry1Ac proteinlerine değil Cry1F proteinine sahip. Bu da beraberinde ek soru işaretlerini getiriyor.

Bitkinin tarım zehiri direnci ise Streptomyces Viridochromeogenes bakterisine ait pat geninden sağlanıyor. Bu gen glufosinat türü tarım zehirinin bitkideki yıkıcı etkisini engelleyen reaksiyonlara sebep oluyor ve mısırın zehir püskürtmelerinden sağ çıkmasını sağlıyor. Şirket bu sayede ürün kayıplarını azaltacağını iddia ediyor ancak belirsizliğini koruyan çevresel etki ve etik soruları çevre örgütlerinin sert muhalefetine neden oluyor.

Greenpeace ve FoE Ne Diyor?

Sürecin başından bu yana Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) tarafından verilmiş 6 “güvenli” raporuna rağmen başta Greenpeace ve Friends of Earth (FoE) olmak üzere çevre örgütleri bir GDO’lu türün daha AB topraklarında ekilecek olmasına karşı çıkıyorlar. Bu sebepleri birkaç başlık altında özetlemek mümkün:

  1. EFSA bitkinin böceklere karşı kendi zehrini üretmesinin etkilerini görece daha fazla araştırmış olsa da tarım zehiri direncinin yol açabileceği çevresel etkiler EFSA raporunda yer bulamamış. Şirket tarafından yapılan başvuru bitkinin bu özelliğinden bahsederken EFSA bu genin yalnızca işaretleme amaçlı kullanıldığını iddia ederek araştırma kapsamı dışında tutmuş. Bu nedenle çevresel etki analizi zayıf ve EFSA ilk raptıyla çelişiyor.
  2. EFSA raporu TC1507 ekiminin bazı güve ve kelebek türleri için risk oluşturduğunu belirtmiş ancak raporda hangi türler olduğu net bir biçimde belirtilmemiş. Risklerin netleştirilmesi veri eksikliğine bağlanmışken ve daha fazla araştırma talep edilmişken EFSA ekim sonrası üreticilerin güve ve kelebekler üzerinde etkilerin gözlemlenmesini tavsiye etmekle yetinmiş.
  3. Bt kaynaklı zehirlerin etkilerini inceleyen çalışmaların çoğu Cry1Ab veya Cry1Ac ile ilgili olmasına rağmen Cry1F içeren TC1507’ye geçmiş araştırma sonuçlarının uygulanması sonuçların güvenilirliğini sorgulatıyor. Cry1F’nin farklı etkilerini görmek için yeni çalışmalar gerekiyor.
  4. Sorun Cry1F’nin sadece farklı olmasında değil aynı zamanda yoğunluğunda. Monsanto MON810’ın polenleri ile karşılaştırıldığında TC1507 350 kat daha fazla Cry1F proteini içeriyor. Bu yüksek miktarın canlılar üzerindeki etkisi net değil.
  5. Hedeflenmeyen canlılar (arılar, toprak ve su canlıları) üzerindeki etkiler ya hiç araştırılmamış ya da çok kısıtlı verilere dayanıyor.
  6. Bitkinin dirençli olduğu glufosinat türü zehirin AB’deki kullanım süresi 2017’de sona eriyor ve çevresel etkileri nedeniyle yenilenmeme olasılığı var. Bu durumda bu zehrin kullanımını artıracak TC1507’nin kabul edilmesine karşı çıkılıyor.

Tüm bu sebeplerden ötürü Greenpeace ve FoE tasarının reddi için uğraşıyorlar. Komisyondan bir evet kararı çıkması halinde dahi BASF’nin patatesinin ekim iznini durduran yüksek mahkemenin benzer bir karar vereceğine güvenen çevre örgütleri kampanyalarına devam ediyorlar.

Greenpeace’in konu ile ilgili İngilizce raporu için tıklayınız.

FoE’nin konu ile ilgili İngilizce raporu için tıklayınız.

EFSA raporu için tıklayınız.

(Yeşil Gazete)

Sel felaketlerinin maliyeti 100 trilyon Dolar’a çıkabilir

shutterstock_16832110-620x412Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları (Proceedings of the National Academy of Sciences) dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, küresel ısınma artmaya devam eder ve uyum önlemleri alınmazsa 2100 yılında kıyısal sellerin küresel ekonomiye yıllık maliyetinin şu anki 10-40 milyar Dolar (22-88 milyar TL) seviyesinden 100 trilyon Dolar (220 trilyon TL) seviyesine yükseleceğini ve dünya nüfusunun %5’inin (yaklaşık 600 milyon insanın) bu felaketlerden zarar göreceğini gösteriyor.

Berlin merkezli Küresel İklim Forumu (Global Climate Forum) tarafından yapılan araştırma gelecekte yaşanacak fırtınaların bina ve altyapılarda yaratacağı tahribatlara yönelik ilk kapsamlı küresel projeksiyonları içeriyor. Bir taraftan deniz seviyelerindeki yükseliş diğer taraftan nüfus artışı ve ekonomik büyümeye bağlı olarak felaketlerin boyutlarında artış yaşanacağı; Şangay, Manila veya Lagos gibi hızla büyüyen mega kentler göz önüne alındığında özellikle Asya ve Afrika’nın yaşanacak fırtınalardan çok fazla etkileneceği belirtiliyor.

Araştırmadaki projeksiyonlar gelecekle ilgili test edilemez varsayımları içerdiği için araştırmacılar; nüfus artışı, ekonomik büyüme düzeyleri, deniz seviyesi yükselmesi, buzulların erimesi, okyanusların ısınması gibi birçok faktörü içeren bir dizi senaryoya göre tahminlerde bulunuyor. Ancak bu tahminlerde önümüzdeki yıllarda daha sık ve daha şiddetli yaşanacak olan sellere karşı toplumun ve politikacıların vereceği tepkiler ve yerleşim yerleri için yer altından su çıkarılması veya bina yapımı için zeminden taş çıkarılması gibi faaliyetlerin sonuçları (deniz seviyesi artışına etkileri gibi) hesaba katılmıyor.

2100 yılında ortalama deniz seviyesinde en az 25 cm en fazla 123 cm’lik artış beklenirken dünya nüfusun %0,2 ile %4,6 oranında sellerden etkilenmesi bekleniyor. Küresel ekonominin(GSYH) ise %0,3 ile %9,3 oranında zarar göreceği tahmin ediliyor.

Yatırımların uzun vadeli olarak yapılması gerektiğini belirten araştırmacılar kısa vadeli karlara odaklanarak kıyılara yatırım yapmayı tercih eden gayrimenkul ve turizm gibi sektörlerin geleceği düşünmeyerek yatırım yapmalarının hata olduğunu vurguluyor.

Araştırmayı yürüten Jochen Hinkel,

Bu sorunu göz ardı edersek, sonuçları felaket olacak. Ülkeler harekete geçmeli ve kıyılara set çekmek ya da mevcut setleri yükseltmek gibi sahil koruma tedbirlerine yatırım yapmalıdırlar. Bu gibi tedbirler alınırsa zarar, 21.yy boyunca yıllık 80 milyar Dolar (176 milyar TL) altına düşürülebilir. Aynı zamanda eğer sera gazı emisyonlarında hızlı ve önemli ölçüde azalma sağlanamazsa bazı bölgelerde çok sayıda insanın tahliyesi düşünülmelidir

açıklamasını yaparken araştırmanın bir diğer yazarı Southampton Üniversitesi’nden Robert Nicholls ise

Deniz seviyesi yükselişini göz ardı edersek, sel hasarları giderek artacak ve savunma yapamayacak duruma gelmiş olacağız, dolayısıyla şimdi bu önlemleri almaya başlamamız gerekiyor

şeklinde açıklama yapıyor.

(Climate News Network, Yeşil Gazete)

İmre Azem’in gözünden Kuzey Ormanları Köyleri

Kuzey Ormanları Savunması ve Türkiye Barolar Birliği’nin, 2 şubat tarihinde üçüncü köprü inşaatının yapılacağı köylere yaptığı ziyareti yönetmen İmre Azem’in kayda aldı.

Diken isimli site için hazırlanan videoda, Yeniköy ve Ağaçlı köylerinde yaşayan köylüler acele kamulaştırma kararını, üç yüz yıllık köylerinin elinden alınacağını, havasız ve oksijensiz kalacaklarını aktarıyor.

‘Ekümenopolis’ ve ‘Agorafobi’ belgesellerin yönetmeni İmre Azem , Diken sitesi için daha önce de Hrant Dink’in yedinci ölüm yıldönümüdeki anma eylemini ve Diren!Kazova mağazasının açılışını kayda almıştı.

‘Bizi oksijensiz, havasız bırakıyorlar’ isimli videoyu aşağıdan izleyebilirsiniz:

(Diken, Yeşil Gazete)