Ana Sayfa Blog Sayfa 4022

Berkin Okmeydanı’na geldi

Berkin Elvan’ın naaşı Okmeydanı’na ulaştı. Elvan’ı Okmeydanı’ndan yüzlere insan karşıladı. Mahalle esnafı iki gün boyunca kepenk açmayacağını açıklarken evlerin kapılarına ekmek kondu.

Fotoğrafçı Fatih Pınar, Okmeydanı Cemevi önünde Berkin Elvan’ın naaşını bekleyenlerin fotoğraflarını çekerek sosyal medya hesabından paylaştı.

1660634_10152396448365934_467646963_n

1920193_10152396447755934_331890322_n

1150286_10152396447660934_490292970_n

1017472_10152396447855934_174876638_n

10012478_10152396447915934_1890918786_n

1798575_10152396447995934_2007419218_n

1926833_10152396448195934_751570488_n

10006403_10152396448280934_88485788_n

Berkin Elvan için eylem var!

Berkin Elvan’ın ardından Türkiye’de yurttaşlar eylem için sokakta olacak. Belli olan eylem yerleri ve saatleri şunlar:

İstanbul Kadıköy Boğa Heykeli Önü 19.30

İstanbul Taksim 19.00

İstanbul Beşiktaş 19.30

İzmir Sevinç Pastanesi Önü 19.00

Ankara Güvenpark 18:30

Eskişehir Espark 18.00

Kayseri, Kayseri Forum 16.00

Kocaeli Cumhuriyet Parkı 18.00

Antalya, Kapalıyol Halk Bankası Önü 18.30

Adana Atatürk Parkı 18.30

İskenderun PAC Meydanı 18.30

Konya Kültür Park 18.00

Mersin Forum Önü 19.00

Kırsala Dönüş [1]: “Başlıyor”

 – Dizinin ikinci yazısı “Algoritma”yı şurada okuyabilirsiniz.

“Kırsala Dönüş” dizisinin 3. yazısı “Sözlük”ü şu adresten okuyabilirsiniz.

“Kırsala Dönüş” dizisinin 4. yazısı “Kapkara”yı şu adresten okuyabilirsiniz.

Kırsala dönüş yazı dizisinin 5. yazısı “Balonlar ve konfetiler”i şu adresten okuyabilirsiniz.

Kırsala Dönüş yazı dizisinin 6. yazısı “Dört Yol”u şu adresten okuyabilirsiniz.

***

Modern çağların her daim muhabbetidir, “Tası tarağı toplayıp gitmek, bir sahil kasabasına yerleşmek”.

Şehir hayatının anlamsızlık üzerine kurulu sömürücü ve sömürtücü cenderesidir, devlet tahakkümünün ve zorbalığının her geçen gün artan şiddetidir, “başka bir dünya mümkün!” inancıdır, şirazesinden çıkmış insan kalabalığından sıyrılıp kendi adil ve şenlikli mikro toplumunu kurmaktır, doğayla bağları yeniden tesis etmektir…

Herkes için ortak, ama bir o kadar da farklı nedenler, niyetler, emellerdir.

Kırsala dönüş niyeti olan ya da olduğunu sanan yüzlerce “80 küsur ve üstü” kuşaktan insanla konuştum bugüne dek. Kimisi “Bende o cesaret yok” dedi, biri “yau işte şu şeyi bi’ halledeyim de ondan sonra” diye geveledi, beriki “genç yaşta olmaz abi de emekli olunca kesin zaten” hesapları yaptı, bir başkası “ben çok hazırım, sizin yanınıza yerleşeyim mi?” diye göz belertti.

Kırsalda anlamlı, doğayla barışık ve adil bir yaşam kurma “enerjisi” hiç olmadığı kadar yüksek. Birbirimizden güç alarak güçleniyoruz; aynı doğa gibi. Hele bugün, adaletin paspas olduğu, çocukların sonsuz hayallerinin yaşlıların sonsuz açgözlülüklerine kurban edildiği bir zulüm çağında*, “bu değirmene su taşımayacağım daha fazla” diyenlerin haklılığı ayrıca ayyuka çıkıyor.

Ve ama korkular, endişeler, “kaybedileceği zannedilen” şeyler, ve “kaybedileceğinin farkında olunmayan” şeyler, soru işaretleri ve ilham ihtiyacı da bir o kadar fazla.

Kırsala dönüş ne ola? Önce ona bi' bakalım (Foto: Ormanevi Kolektifi)
Kırsala dönüş ne ola? Önce ona bi’ bakalım (Foto: Ormanevi Kolektifi)

Kırsala dönüş nedir, hayatın özü (anlamı değil) olan “politik” olarak ne anlama gelir, nasıl olur, ne gerekir, nelerle karşılaşılır, nasıl çözülür, gibi sorulara bi’ takım cevaplar önermeyi kendime ödev, toplumsal sorumluluk falan bildim ben de. 2.5 aydır iş-güç yüzünden her hafta ertelediğim bir yazı dizisi bu. Toplam 12-15 yazı uzunluğunda olacak. Meselenin aklımın ve tecrübemin erdiği kadarıyla tüm boyutlarını, sırayla ve bir öğretmen edasıyla, okuyucuyu kimi zaman azarlayarak falan anlatacağım. Çünkü her şeyden önce bir iki azar lazım, kafalara saplanmış ve hüsrandan başka sonuç üretmeyen önvarsayımlardan kurtulmak için.

Ve açık konuşalım, hüsrana uğrama lüksünüz yok. Derdiniz dünyayı kurtarmaksa da, bizzat kendiniz için bi’ cennet kurmaksa da, kırsala dönüş ince ince işlemeniz, şuurla icra etmeniz, kendini vakfetmenin dibinin dibine inebilmeniz gereken bir süreç. Ertelemeden, ne fazla erken, ne fazla geç. Güzel haber, bunları başarabilen insanların ve grupların sayısının artıyor olması. (Sizin için) kötü haber ise, çoğunuzun bu sürecin gerektirdiği “kendini vakfetme” durumunu kotarmaya hazır olmaması ve muhtemelen hiç bir zaman da hazır olmayacağı gerçeği.

Bu yazıların birinci amacı, bu yolu güle-ağlaya yürümeye hazır ve nazır olan güzel insanlara rehberlik etmek. İkinci amaç, farkında/şuurlu olan ama çaresiz hisseden veya ne yapacağını kestiremeyen güzel insanlara gülümsemek, cesaret vermek. Üçüncü amaç ise kırsala dönüşe niyeti olmayan ve bunun farkında olan ve aslında bu sürecin çok önemli bir destek aktörü olan şehirlilere yüzyılın en büyük devrimi olacağını düşündüğüm, gönüllü sadelik ve şenliklilik üzerine kurulu kırsala dönüş devriminden kesitler sunmak.

Bu, uygulanmış pratiği ve sorgulanmış teoriği harmanlayan bir yazı dizisi olacak. Yapmadığım, deneyimlemediğim şeylerden bahsetmeyeceğim. Kırsala dönüş için kaç para gerektiğinden eve nasıl internet bağlattığınıza, kendine yeterliliğin ne demek olduğu ve ne kadar sürede ne ölçüde ulaşılabilir olduğundan, kaç kişinin ne kadar alanda ne şekilde tarım yapabileceğine, arazi seçiminden arazi seçiminin en son düşünmeniz gereken şey olduğuna kadar, zilyon tane somut deneyimle karşılaşacaksınız bu yazılarda, görmeyi bilirseniz (ve tabi ben iyi anlatabilirsem – ama hatayı önce kendimizde arayacağız, yoksa yalan dünyalarımızda takılıp kalma riskimiz var).

Perşembe günü başlıyoruz. “Ne nedir? Kırsala Dönüş Sözlüğü” ile. Önce konuşacağımız dilin üzerinde mümkün mertebe anlaşalım. Sonrası kolay.

*: Bu yazıyı yazdım, yayınlamadan az önce Berkin Elvan’ın ölüm haberi geldi. Berkin, öldü. Biz hayattayız. Onun için yapılacak şey, ölümünü geride kalanlar için az da olsa anlamlı kılacak bir iç-devrimi hemen yaşamak, “AMA”ları hayatımızdan silmek, korkularımızın esaretinden sırıtarak kurtulmaktır. Bu yazı dizisi de, o ulvi ve kitlesel farkındalık ve ayma anının ateşleyicilerine, Gezi’de öldürülenlere adanmıştır. Ya da şöyle soralım, ana fikri de şimdiden ifşa ederek: “Berkin öldü, peki biz gerçekten yaşıyor muyuz?”

Durukan Dudu
 – Dizinin ikinci yazısı “Algoritma”yı şurada okuyabilirsiniz

“Kırsala Dönüş” dizisinin 3. yazısı “Sözlük”ü şu adresten okuyabilirsiniz.

“Kırsala Dönüş” dizisinin 4. yazısı “Kapkara”yı şu adresten okuyabilirsiniz.

Kırsala dönüş yazı dizisinin 5. yazısı “Balonlar ve konfetiler”i şu adresten okuyabilirsiniz.

Kırsala Dönüş yazı dizisinin 6. yazısı “Dört Yol”u şu adresten okuyabilirsiniz.

Yeşiller / Sol: Berkin 16. baharını göremedi ama baharlara karıştı

Bibhf6HIUAEaVxQYeşiller ve Sol Gelecek Partisi Berkin Elvan’ın ölümü üzerine bir açıklama gönderdi. Açıklama şöyle:

Berkin Çocuğu Kaybettik

Geçtiğimiz yılın yaz başında, parkı, ağaçları ve yaşamı savunan gençlere karşı destanlar yazan polis, 16 Haziran günü daha bıyıkları bile terlememiş Berkin çocuğu gaz fişeğiyle vurarak, onu 269 gün sürecek ölüm yolculuğuna çıkardı.

Belki Berkin çocuk 16. baharını göremedi ama geride binlerce, milyonlarca arkadaşını, kardeşini bırakarak baharlara karıştı.

Artık yeşeren her filiz, parklarda açan her çiçek, altına serildiğimiz her ağaç gölgesi ve dumanı tüten her somun ekmeği bize onu hatırlatacak.

Bu kısa ömürden geriye ne kalır hüzünden başka; faillerin arsız ve yüzsüz söz ve yalanlarından başka; kaşarlanmış devlet yetkililerinin azmettirici suçlarını saklamak için tiyatroculara bile taş çıkaracak vıcık vıcık rol yapmalarından başka.

Ha bir de, özgürlük, eşitlik, adalet, kardeşlik, doğa ve insan sevgisi tarihine, Gezi isyanıyla genç ve çocuk bedenleri kurban vererek not düşen gençlik, göğsünde onur madalyası olarak taşısın diye, Başbakan Erdoğan’a Berkin çocuğu vuran gaz fişeğinin kapsülünü hatıra olarak bıraktı.

Güle güle kullansın ve hayrını görsün.

Sevil Turan – Naci Sönmez

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Kırım bağımsızlık kararı aldı

Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’nde geçen hafta Rusya’ya bağlanma kararı alan Moskova yanlısı parlamento, bugün yapılan oylama sonucunda bağımsızlık ilan etti.

rusya-kirim

Söz konusu hamle, Kırım’ın Rusya’ya bağımsız bir devlet olarak katılmasına yasal zemin oluşturmak için atılan bir adım olarak yorumlandı.

Rusya’ya bağlanmadan önceki hamle 

AFP’nin haberine göre, ezici çoğunluğu Rus kökenli milletvekillerinden oluşan parlamentodaki oylamaya katılan 81 vekilden 78’i Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin ve Kırım’a bağlı Sivastopol kentinin bağımsızlık ilanına onay verdi.

Kırım parlamentosu tarafından kabul edilen deklarasyon, 16 Mart referandumu için gerekli hukuki bir şart. Halen Ukrayna’nın parçası sayılan Kırım’ın, referandumdan sonra Rusya ile birleşebilmesi için bağımsızlık ilan etmiş olması gerekiyor. Zira parlamentonun basın departmanından yapılan açıklamada da bağımsızlık ilanının, referandumdan Rusya’ya bağlanma kararı çıkması halinde yürürlüğe gireceği belirtildi.

Kırım Parlamentosu’nun, meşruiyeti hali hazırda sorgulanan 16 Mart referandumunu dahi beklemeden aldığı bağımsızlık kararının özellikle Batı dünyasında tepkilere neden olması bekleniyor.

(BBC Türkçe/Hürriyet)

“Berkin’in katili devlettir”

Gezi eylemleri sırasında evden ekmek almaya çıkıp başına polisin attığı biber gazı fişeği isabet eden ve 269 gün komada kaldıktan sonra bugün kaybettiğimiz Berkin Elvan için STK’lar ve meslek örgütleri açıklama yaptı.

“Berkin’in katillerini tanıyoruz”

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD):

“Berkin’in katilleri ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşıyor. Berkin’in katilleri hastane önünde bekleyenlere saldırıyor. Berkin’in katilleri meydanlarda seçim yalanları sıralıyor. Ellerinden damlayan kanı dahi gizlemeye gerek duymaksızın, pervasızca her gün yeni canlara kastetmeye devam ediyorlar. Cenaze Adli Tıp’a götürüldükten sonra, hala Berkin için bir araya gelmiş halka saldırıyorlar. Şuan Berkin ve ailesine desteğe gelmiş bir insanımız daha biber gazı ile vurulmuş durumda ve hastanede. Devlet, insanların ölülerine sahip çıkma, yas tutma, öfkelerini dışa vurma hakkına dahi saldırıyor. Bu azgın terör, cana kastetmeye devam ediyor.

“Kısacası Berkin’in katillerini tanıyoruz! Berkin’in katilleri, Gezi direnişinde polise azgınca saldırı emrini verenlerdir. Berkin’in katilleri polis şiddetini övenlerdir. Berkin’in katilleri, bu şiddet karşısında sus pus oturan, yargı mekanizması ile bu terörü hasıraltı etmeye çalışanlardır. Tetiği çekenlerdir, görmeyen gözlerdir, yazmayan kalemlerdir. Milyonların isyanı sırasında penguen belgeseli izletenler, mahkeme salonunda uyuklayan hakimler, baretten, deniz gözlüğünden suç aleti uyduran savcılardır. Hepinizi tanıyoruz, hepinizi biliyoruz.”

Pir Sultan Abdal Derneği: katil ‘kahraman polistir’

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Kemal Bülbül, “Devletin kirli ve kanlı kanatları birbiri ile uzlaşarak yoluna devam ederken katledilen, yaşamına kast edilen bizleriz. Berkin Elvan’ın katili devlettir. Berkin Elvan’ın katili AKP İktidarıdır. Berkin Elvanın Katili “Kahraman polistir!”

İHD: otoriter yolsuzluk düzeninin son bulması için direneceğiz

“Berkin, 269 gün direnebildi. Siyasal iktidar Berkin’in katilerini gizlemeye devam ediyor. Ancak biliyoruz ki, Berkin ve diğer Gezi direnişinde yaşamını yitirenlerin sorumlusu bu iktidardır. İnsan Hakları savunucuları bu otoriter yolsuzluk düzeninin son bulması için direnmeye devam edeceklerdir.”

TMMOB: Başbakan hesap vermeli

16 Haziran günü evden ekmek almaya çıktığında polis tarafından vurulan Berkin Elvan, Haziran Direnişi ve sonrasında halka karşı uygulanan polis terörü sonucu kaybettiğimiz gençlerimizin en küçüğü olarak tarihe geçecek. Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, aynı dönemde öldürülen Medeni Yıldırım ve Ahmet Atakan ile birlikte yedi gencimizin canı bizzat devlet tarafından alınmıştır. “Polise ben emir verdim” diyen başbakan bu cinayetlerin hesabını bizzat vermelidir.

(Bianet/Yeşil Gazete)

Berkin için okullar, sokaklar ayakta

269 gün hastanede direndikten sonra bugün aramızdan ayrılan 15 yaşındaki Berkin Elvan için üniversite ve lise öğrencileri boykot eylemleri devam ediyor. Ülkenin çeşitli şehirlerinde oturma eylemleri başladı.

1146581_10152260442107235_341984705_n

Güncelleme (15.00)
Berkin Elvan’ın ailesi Twitter’dan paylaştıkları mesajda Adli Tıp Kurumu’nda otopsi işlemlerinin bittiğini duyurdu.

Ekran Resmi 2014-03-11 15.01.36.png

Ankara Mamak’ta bulunan Sibel İsmet Çatık Ortaokulu’nda öğrenciler Berkin Elvan için eylem yaparken polis ortaokul öğrencilerinin eylemine saldırdı. Okulun bahçesine gaz bombaları atıldı. Biber gazı okulun içine dolunca öğretmenler ve öğrenciler okul içinde zor anlar yaşadı.

Güncelleme (14.37)

Ankara’da Eskişehir Yolu üzerinde polis müdahalesine rağmen yürüyüş devam ediyor. Ankaralılar, Ankara Dayanışması’nın çağrısıyla saat 18.30′da Güvenpark’ta buluşacak. Hacettepe Üniversitesi öğrencileri Ali İsmail Korkmaz Amfisi önünde buluştu. Tuzluçayır’da Suzan-Mehmet Gönç Lisesi’nden 100 kadar öğrenci, ellerinde Berkin Elvan’ın resimleri ve “Berkin Elvan ölümsüzdür” sloganlarıyla Cami-Cemevi’ne doğru yürüyüşe geçti.

BiclCoFCUAA4kc3

İstanbul Kadıköy’de liseliler yürüyüşe geçti. Bilgi Üniversitesi santral kampüsü öğrencileri toplanmaya başladı.

Bici5SBCMAAx6Ix

İzmir Yaşar Üniversitesi öğrencileri Berkin için toplandı.

Adana Çukurova Üniversitesi’nde oturma eylemi yapılıyor.

Güncelleme: (13.59)

Berkin için Kızılay’a yürüyen binlerce ODTÜ’lüye polis müdahalesi başladı.

Berkin’in cenazesinin kaldırılacağı Okmeydanı Cemevi’nde yarın 12.00’ye kadar nöbet tutma kararı alındı

BicdP6JCYAAVJez

 

ODTÜ, Ankara Üniversitesi, Bilkent, İstanbul Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi , İTÜ, İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Mimar Sinan Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Ege Dokuz Eylül, Bolu AİBÜ, Namık Kemal Üniversitesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Çukurova Üniversitesi’nde boykot başladı, yürüyüşe geçildi.

İzmir Kabataş Lilsesi’nde ders girme kararı alındı ve oturma eylemi başladı.

Ankara Güvenpark’ta bir vatandaşınönüne ekmek koyup ‘Ben Berkin’im’ yazmasının ardından oturma eylemleri şehirlere dağılmaya başladı. Oturma eylemleri Antalya ve İstabul Avcılar’da devam ediyor. Yanı sıra NTV Maslak binası önünde bir vatandaş önünde ekmekle oturma eylemine başladı.

(sendika.org/twitter/Yeşil Gazete)

Acının adı Berkin Elvan

Ah be çocuk… Yazın umutlu zamanlarıydı. Hava güzel güle oynaya çıktın yola, ekmek alıp dönecektin. Küçüklerin yazgısıdır ekmek almaya onlar gider. Bilmezdin büyüklerin savaşlarını, hilelerini, silahlarını.  Bilmediğin bu savaş aldı çocukluğunu, gençliğini, yaşlılığını. Oysa eve ekmekle dönecektin, yolda köşesinden yemeye başlayacaktın belki. Büyüyecektin, büyütecekti o ekmek seni. Aldı seni katil devlet, o çocuk tanımaz, yaşlı tanımaz silahlarıyla.

Tam 269 gün direndin Berkin. Bir anne bir umuda gebe kalsa sancıyacağı günlere yakın bekledik seni. Günleri saydık seninle. Umut doğsun diye. Kendimiz için bekledik seni. Ölmeyelim diye ölme, direnelim diye diren istedik. Senin içindi bu kavga. Sen mutlu büyü diyeydi. Seninle 15 yaşında bir umudumuz vardı. Yaz geçti, sonbahar geçti, bir kışta bıraktın ellerimizi. Sen bırakıp gittin. Umutta gitti Berkin. Yağmayan yağmur senin gidişine hazırlanmış meğer günlerdir. Yağmur bilir mi 15 yaşındaki bir çocuğun acısını? Söyle Berkin bulutlara gittin, söyle bilir mi katiller çocukların ölümünü? 45 kiloydun, 16 kilo oldun. 15 yaşında 16 kilo bir çocuk. Katillerin pusuda. Korkudan günlerdir tetikte. Ağırlığından korkuyorlar. Gaza dumana boğuyorlar yakınındakileri.

Şimdi adınla doğacak çocuklar. Adınla andığımızda onları gözlerimiz yaşaracak ama tüm katillerinle beraber yaşayacağız. Şimdi sen ölümsüz oldun ya kimseye bir şey olmayacak yine Berkin. Çünkü sen yoksun artık. Kömür gözlerin gülmeyecek artık.  Gerçek acı bu, yokluğun.

Güle güle git çocuk.

(Yeşil Gazete)

Berkin’i kaybettik

78 berkin elvan...Berkin Elvan bu sabah 7’de yaşam mücadelesini kaybetti. Ölüme 269 gün direnen Berkin’in ölüm haberini ailesi twitterden duyurdu.

Gezi olayları sırasında yaşatılan devlet şiddetinin sembollerinden biri olan 14 yaşındaki Berkin Elvan, ekmek almak için çıktığı evine bir daha dönememişti. Sokakta biber gazı fişeği ile yaralanan Berkin Elvan Gezi hareketinin masumiyetinin ve umudun sembolü olmuştu. Yaşam mücadelesini 269 gün sürdürebilen Berkin yoğun bakımda geçirdiği son günlerinde ardarada bir çok krizi atlatmasına rağmen 16 kiloya kadar düşmüştü.

Ailesinin açıklamasına göre Berkin’in cenazesi 12 Mart Çarşamba günü yapılacaktır.

Cenaze programı:

12:00 Okmeydanı Cemevi

15:00 Şişli Meydanindan Feriköy mezarlığına yürüyüş

Yeşil Gazete Berkin Elvan’ın ailesine ve Gezi’deki dostlarına baş sağlığı diler.

(Yeşil Gazete)

 

Kuraklığa karşı mücadeleyi STK’lar ve uzmanlar anlatıyor

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin Doğa Hakları çalışma grubu tarafından düzenlenen kuraklık paneli dün gerçekleşti. Panelde, konuyla ilgili uzmanlar ve STK’lar iklim değişikliği ve kuraklıkla ilgili görüşlerini paylaştı ve toplumsal mücadele planında yapılması gerekenleri aktardı.

IMG-20140310-WA0001

Ümit Şahin’in moderatörlüğünde gerçekleşen toplantıda İklim Bilimci Levent Kurnaz, Ziraat mühendisleri odası istanbul şube başkanı Ahmet Atalık , Su Hakkı Kampanyası’ndan Akgün İlhan, WWF Türkiye’den Ayça Aksoy, Doğa Derneği’nden Süreyya İsfendiyaroğlu ve Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni Ömer Madra meteorolojik kuraklıktan tarımsal kuraklığa, küresel iklim mücadelesinden yerel yönetimlerin su hakkı politikalarına kadar kuraklığın mevcut durumun röntgenini çekti. Toplantıdaki öneriler  Doğa Hakları Çalışma Grubu‘nun kuraklıkla eylem planı için hazırlayacağı rapora kaynaklık edecek.

“Ne kadar suyumuz olduğunu ve ne kadar suya ihtiyacımız olduğunu bilmeliyiz”

Levent Kurnaz (Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği Çalışma Grubu’ndan iklim bilimci)

“Kuraklık bize özgü değil, eski Yugoslavya’nın ortasından başlayarak Elazığ’a kadar olan bölge 2012 ekim ayından beri ciddi kuraklık yaşıyor. Durum kötü: çünkü kuraklık var ve bu geçici değil. Biraz daha yağışlı seneler olabilir ama bir analiz yaptığınızda 2000’den bu yana her geçen sene ortalama daha kurak oluyor.

İklim değişikiliğinin temelinde dünyanın ısınması var. 30. Enlemdeki çölleri üç derece yukarı çekti iklim değişikliği. Bu demektir ki 36. Enlemde başlayan Türkiye 29 derece enlemine geldi. Ülkenin güneyi Irak, Suriye gibi; orta kesim de güney kesimi olacak.bu kalıcı olduğu için buna politika üretmemiz ve gündemde tutmamız gerekiyor.

Çözüm önerisi: Su yönetimi yapabilmek için ne kadar suyunuz olduğunu bilmeniz lazım. İkincisi herkesin ne kadar suya ihtiyacı olduğunu bilmemiz gerekiyor. Ve paydaşların tamamının bir araya gelip ihtiyac olanlara nasıl dağıtılacağına karar vermesi ve bunu sürdürmesi gerekiyor. Ülkedeki demokrasi  bunları yapmaya müsait değil. Demokrasi başbakanın karar verdiği değil suya ihtiyacı olanların karar verdiği bir sistem olmak zorunda.

“Bundan sonra yağmur yağsa bile %10 luk kayıp olacak”

Ahmet Atalık: (Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul şube başkanı)

“Bu dönemde ne oldu? Ekim, kasımda ekimi yaptık ama çimlenme olmadı sulama olmadığından. Çiftçi tarlasını bozdu yine ekti, başka ürünlere yönelmeye başladı. Meteorolojik kuraklığa baktığımızda, Şubat ayı yağışla rakamları açıklandı, beklenen yağıştan çok daha az. Tarımsal kuraklığa baktığımızda çimlenme olmadı, çiftçi gübresini atamadı.

Önümüzdeki dönemde ne olacak? Buğdayın yetişmesinde ilkbahar yağışları çok önemli. Bundan sonraki şartlar elverişli gitse bile buğdayda en az %10 luk kayıp beklenmelidir. Mart ayına güzel bir yağışla girdik. Bu dönemde kuru baklagiller, yağlı tohumlu bitkiler, yem bitkileri, sanayi birkileri ekilmeye başlanacak. Çimlenme için bu yağışların biraz nefes alarak aralıklı devam etmesi gerekiyor.”

“Su Kanunu suya erişim hakkından bahsetmiyor”

Akgün İlhan (Su hakkı kampanyası)

“Kuraklık susuzluk demek değil. istanbul gibi 14-17 milyon arası dev bir şehre kuraklık olmasa da artık su yetmez. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun çözümü üç tane baraj yapmak. Melen’den yani 185 km ötedeki şehirden su getireceğini söylüyor. O hattın içinden su akmayacağını, barajların su dolmadığını biliyoruz. Fiziksel kuraklığı geçiyoruz, zihinsel kuraklık dönemindeyiz. Kuraklığı oluşturan nedenlerle değil sonuçlarla uğraşıp baraj diyorlar.

Su Kanunu Tasarısı, 2013’de Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hazırlandı ve kamuoyuyla paylaşıldı. Meclis gündemi gelip orada takıldı. Su hakkı olarak uzmanlarla konuştuk. Su kanunu derken ekonomik bir kavramdan bahsediliyor. Canlıların suya erişim hakkından bahsetmiyor. Su kanunu yürürlüğe girerse iklim kriziyle baş edemeyiz. Enerji politiklarından bsehtmeden su krizinden bahsedemeyiz.

Ekran Resmi 2014-03-11 00.04.05.png

“Belediyeler su satacağına su tasarrufu sağlamalı”

Su yönetiminin demokratik katılımcı olması şart. Yerel seçimler öncesi kampanya olarak yerel belediye başkanlarından taleplerde bulunduk. Belediyeler suyu satacağına su tasarrufuna teşvik etmeli. İzmir’de ve Bergama’da belediye hane kullanımına 13 ton sınır koyuyor örneği. Belediye başkanlarından istediklerimiz su hakkını tanımaları.”

“Anadolu’da kuraklıkla baş etme yollarının bilgisi mevcuttu”

Süreyya İsfendiyaroğlu (Doğa derneği)

“1950’lerin başında Anadolu da uygulanan politikalarla yağmura dayalı tarımdan sulamalı tarıma geçildi. Sulak alanları besleyen akarsuların üstüne barajlar yaoılıyor sistematik olarak. Doğal alanların kuraklığa karşı direncinin azalmasına neden oluyoruz. Sulak alan, mera ve tarım alanı miktarı arasındaki denge çok önemli.

Su sıkıntısıyla nasıl baş edileceğinin ipuçları zaten Anadolu’da mevcut. Son 30 yıldır sistematik olarak bu bilgiyi tahrip ediyoruz.”

“Eylem planları var ama hayata geçmiyor”

Ayça Aksoy (WWF Türkiye)

“Türkiye’de kuraklık yaşanırken İngiltere’de seller var. Bu, dünyanın iklim değişikliğine karşı ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Maalesef İstanbul’da kuraklık olduğunda bu konuyu daha çok konuşmaya başlıyoruz.

Devletin birçok eylem planı var; sulak havza eylem planı, taşkınlık eylem planı vs. ama uygulamada hayata geçmiyor. STK’lar olarak politik ayağına nasıl destek olabileceğimizi düşünmemiz lazım.”

susam1 (1)

“Tek meselemiz: içinde yaşadığımız biyosferi nasıl koruyacağız?” 

Ömer Madra (Açık Radyo Genel Yayın Yönetmeni)

“Akad’ın lanetinden bahsedeceğim. Akadlar 4300 yıl önce dünyada kurulmuş ilk imparatorluk. İklim bozulması ve kuraklık sonucu tamamen ortadan kalkmış. Bugünkü Suriye sınırlarındaki “Tell Leilan” bölgesinde bulunuyormuş.Bu imparatorluğun kurulduğu yer olan Suriye’de 2006’dan 2011’e kadar devam eden şiddetli br kuraklık sonucu ülkenn büyük kısmında yağmur 20 cm’e kadar düştü. Sadece su olmaması diye düşünmemeli, medeniyetin yok olmasına ve haddi hesabı olmayan acılar çekilmesine neden olan bir süreç bu. Suriye’de 150 bin kişi öldü, 4 milyonluk mülteci müfusundan bahsediyoruz.

Başka örnekler de var. Sudan Darfur, Kaliforniya’da son 500 yılın en büyük kuraklığı  var ve geri dönüşsüz olacağı söyleniyor. Amazon havzasındaki dünyanın akciğerleri denen yağmur ormanlarının olağanüstü bir kuraklık var; birkaç yıl devam etmesi halinde yağmur ormanlarından savana döneceğine dair açıklamalar var. iklim değişikliğinin, kuraklık gibi yan etkileriyle beraber kırılma noktasına geldiğinin gösteriyor tüm bunlar.

Tek bir meselemiz var: içinde yaşadığımız biyosferi nasıl koruyabileceğimiz. Kuraklık falan bu tek önemli meselenin yanında yine detay kalır. Karşımızda şirketler var. Şirket kapıtalizminin mevcut sistemiyle devam etmsi imkan dehilinde değil. Nasıl bir direniş kültürü geliştireceğimizi konuşmamız lazım. Mesele ister istemez sınıf meselesidir.”

(Gözde Kazaz, Yeşil Gazete)