Ana Sayfa Blog Sayfa 3989

21 Nisan 2014

Taksim’e ekmek bırakarak Berkin’i anmak isteyen 4 kişi gözaltına alındı

Gezi isyanı sırasında polisin gaz bombasıyla öldürdüğü 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın ölümünün 40. gününde anmak isteyen ve Taksim Anıtı’na ekmek bırakmak isteyen dört kişi gözaltına alındı.

Derbi sırasında e-bilet protestosuna çevik kuvvet saldırısı

Pazar günü Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında oynanan derbi maç sırasında Olimpiyat stadı dışında e-bilet uygulamasını protesto eden taraftarların içeri girmeye çalışması üzerine stat dışında bekleyen çevik kuvvet ekipleri TOMA ve biber gazı ile guruba saldırdı.

Gezi Parkı’nda takas şenliği yapılmasına polis izin vermedi

Gezi Parkı’nda yapılması planlanan “eşya ve kitap takası” etkinliği polis engeline takıldı. Sosyal medyadan yapılan çağrılarla bugün Gezi Parkı’nda bir araya gelen yaklaşık 50 kişi, güvenlik gerekçesiyle polis tarafından parktan çıkarıldı.

İstanbul Kart passolig yerine çalıştı

Türkiye Futbol Federasyonu’nun bu hafta uygulamaya koyduğu E-Bilet sistemi Spor Toto Süper Lig’in 30. haftasında kullanılmaya başlandı ancak derbi girişleri sırsında İstanbul Kart ile turnikelerden geçilip maça girilebildi.

Çok kültürlü Mardin’e ibne provokasyonu – Selçuk Candansayar

selçuk candansayarGeçen hafta Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde Kaos GL derneğinden Ali Erol ile birlikte bir açık ders yapacaktık. Dersin konusu, ayrımcılık ve eşcinsellik meselesiydi. Hani o çok kültürlü yapısıyla bırakın Türkiye’ye, dünyaya örnek gösterilen Mardin ilimizde! Hani Ahmet Türk’ün DTK üzerinden bağımsız belediye başkanı seçildiği Kürt, Türk, Arap, Süryani bilcümle etnik ve dinsel topluluğun kardeşlik ve barış içinde yaşadığı!

Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Levent Şentürk’ ün lisansüstü öğrencilerine olan dersi içinde eşcinsellik, tıp, psikiyatri ve eşcinsellerin hak mücadelesi tarihinin ayrımcılığa karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle ortaklaşması üzerine bir tartışma olacaktı. Lisansüstü öğrencileri dışında da isteyen herkesin gelip katılabileceği ve tartışabileceği bir forum. Yıllardır benzeri ders ve toplantıları Van, Diyarbakır, Kars, Sivas, Trabzon başta olmak üzere çok sayıda ilde gerçekleştiriyoruz. Öğretim üyeleri, öğrenciler ve üniversite dışından isteyen herkesin katıldığı bu toplantılar bir yandan eşcinsellik hakkındaki soruların tartışıldığı ama asıl olarak ayrımcılık/ özgürlük meselesi üzerine katılımcıların özgürce düşüncelerini ifade edebildikleri forumlar olarak geçiyor.

Mardin’ e gidemedik. Dersin ilan edilmesiyle birlikte başta ‘Dost- Der’ adlı bir dernek olmak üzere Mardin yerel medyasında karalama kampanyası ve linç tehdidi başlatıldı. Dost-Der’e göre Müslüman toprağı olan Mardin’i biz sapıklar günahla kirletmeye ve sapıklık propagandası yapmaya geliyorduk. Üstelik de Kutlu Doğum Haftası’nda! Üniversite yönetimini açıkça tehdit ederek; Aziz Nesin’e gönderme yaparak, Mardin’de bir Sivas mı yaratmak istiyorsunuz, Müslümanları neden kışkırtıyorsunuz, ayağınızı denk alın, sapıklık ve günaha izin vermeyiz, diye açıklama yaptılar.

Tehdidin üzerinden saatler geçmeden de Rektörlük herhangi bir gerekçe göstermeden dersi iptal etti. Biz Mardin’ e gidemedik ve Mardin Müslümanları tarafından ‘halledilmekten’ kurtulduk, onlar da günah ve sapıklıkla kirlenmekten! Ama Mardin Müslümanlarını bizi geri püskürtmek sakinleştirmedi; dersin iptali yetmez bu sapığı (Levent Şentürk oluyor) üniversiteden ve Mardin’den atın diye devam ediyorlar. Her şey bir yana sevgili Levent için Mardin’de hayat artık hakkaten zor olabilir; biliyorsunuz bu gruplar domuz bağları ve satır eylemleriyle meşhurlar.

Üniversiteden az sayıda grup öğretim üyesi ve öğrenci dersin iptali ve aralarından bir öğretim üyesinin tehdit edilmesini protesto eden bir metin yayımladılar. Kaos GL’nin internet sitesinde okuyabilir ve sizler de imzalayabilirsiniz.

Üniversite yönetimi sessizliğini koruyor. Belki de ucuz atlattık diye şükrediyor ve kim aldı lan mimarlık fakültesine bu adamı diye dertleniyor olabilirler. Valilik, Emniyet gibi devlet yetkililerinden herhangi bir açıklama yok; onlar da ‘ulan iki ibne gelip çok turistik çok kültürlü Mardin’imizi karıştıracaklarmış, neyse ki gelemediler’ diye memnun olmalılar.

DTK- Ahmet Türk cephesinin olaydan haberi bile yok. Pazar gününün gazetelerine göre Ahmet Türk Başkan, Diyarbakır’ da BDP- DTK’ nın düzenlediği Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yapılan törende Kürtçe mevlit okunmasını takiben yaptığı konuşmasında, Kürt özgürlük hareketinin sünnet olduğunu ve Kuran temelinde yürüdüklerini ifade etmiş. Hem maşallah hem inşallah; Allah PKK- KCK- DTK- BDP- HDK hattına da özgürlük bahşeder tez zamanda!…

Geçen hafta Doğan (Tılıç) hegemonun dilini alırsan hegemonun düzenine girersin diyerek, mevzide ateist olmaz diyen İlker Başbuğ’un ağzının payını vermişti. Ahmet Türk nezdinde çok kısaltmalı ‘Kürt Özgürlük Hareketi’ne ne diyelim peki?

Ama belki de onlar haklılar ve durduk yerde Allah’ın izniyle ne güzel çok kültürlü, çok demokratik, çok özgür ve çok özerklik kuruluverirken bizim yaptığımız ibnelik!

Selçuk Candansayar – Birgün

Çok kültürlü Mardin’e ibne provokasyonu – Selçuk Candansayar

Geçen hafta Artuklu Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde Kaos GL derneğinden Ali Erol ile birlikte bir açık ders yapacaktık. Dersin konusu, ayrımcılık ve eşcinsellik meselesiydi. Hani o çok kültürlü yapısıyla bırakın Türkiye’ye, dünyaya örnek gösterilen Mardin ilimizde! Hani Ahmet Türk’ün DTK üzerinden bağımsız belediye başkanı seçildiği Kürt, Türk, Arap, Süryani bilcümle etnik ve dinsel topluluğun kardeşlik ve barış içinde yaşadığı!

Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Levent Şentürk’ ün lisansüstü öğrencilerine olan dersi içinde eşcinsellik, tıp, psikiyatri ve eşcinsellerin hak mücadelesi tarihinin ayrımcılığa karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesiyle ortaklaşması üzerine bir tartışma olacaktı. Lisansüstü öğrencileri dışında da isteyen herkesin gelip katılabileceği ve tartışabileceği bir forum. Yıllardır benzeri ders ve toplantıları Van, Diyarbakır, Kars, Sivas, Trabzon başta olmak üzere çok sayıda ilde gerçekleştiriyoruz. Öğretim üyeleri, öğrenciler ve üniversite dışından isteyen herkesin katıldığı bu toplantılar bir yandan eşcinsellik hakkındaki soruların tartışıldığı ama asıl olarak ayrımcılık/ özgürlük meselesi üzerine katılımcıların özgürce düşüncelerini ifade edebildikleri forumlar olarak geçiyor.

Mardin’ e gidemedik. Dersin ilan edilmesiyle birlikte başta ‘Dost- Der’ adlı bir dernek olmak üzere Mardin yerel medyasında karalama kampanyası ve linç tehdidi başlatıldı. Dost-Der’e göre Müslüman toprağı olan Mardin’i biz sapıklar günahla kirletmeye ve sapıklık propagandası yapmaya geliyorduk. Üstelik de Kutlu Doğum Haftası’nda! Üniversite yönetimini açıkça tehdit ederek; Aziz Nesin’e gönderme yaparak, Mardin’de bir Sivas mı yaratmak istiyorsunuz, Müslümanları neden kışkırtıyorsunuz, ayağınızı denk alın, sapıklık ve günaha izin vermeyiz, diye açıklama yaptılar.

Tehdidin üzerinden saatler geçmeden de Rektörlük herhangi bir gerekçe göstermeden dersi iptal etti. Biz Mardin’ e gidemedik ve Mardin Müslümanları tarafından ‘halledilmekten’ kurtulduk, onlar da günah ve sapıklıkla kirlenmekten! Ama Mardin Müslümanlarını bizi geri püskürtmek sakinleştirmedi; dersin iptali yetmez bu sapığı (Levent Şentürk oluyor) üniversiteden ve Mardin’den atın diye devam ediyorlar. Her şey bir yana sevgili Levent için Mardin’de hayat artık hakkaten zor olabilir; biliyorsunuz bu gruplar domuz bağları ve satır eylemleriyle meşhurlar.

Üniversiteden az sayıda grup öğretim üyesi ve öğrenci dersin iptali ve aralarından bir öğretim üyesinin tehdit edilmesini protesto eden bir metin yayımladılar. Kaos GL’nin internet sitesinde okuyabilir ve sizler de imzalayabilirsiniz.

Üniversite yönetimi sessizliğini koruyor. Belki de ucuz atlattık diye şükrediyor ve kim aldı lan mimarlık fakültesine bu adamı diye dertleniyor olabilirler. Valilik, Emniyet gibi devlet yetkililerinden herhangi bir açıklama yok; onlar da ‘ulan iki ibne gelip çok turistik çok kültürlü Mardin’imizi karıştıracaklarmış, neyse ki gelemediler’ diye memnun olmalılar.

DTK- Ahmet Türk cephesinin olaydan haberi bile yok. Pazar gününün gazetelerine göre Ahmet Türk Başkan, Diyarbakır’ da BDP- DTK’ nın düzenlediği Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle yapılan törende Kürtçe mevlit okunmasını takiben yaptığı konuşmasında, Kürt özgürlük hareketinin sünnet olduğunu ve Kuran temelinde yürüdüklerini ifade etmiş. Hem maşallah hem inşallah; Allah PKK- KCK- DTK- BDP- HDK hattına da özgürlük bahşeder tez zamanda!…

Geçen hafta Doğan (Tılıç) hegemonun dilini alırsan hegemonun düzenine girersin diyerek, mevzide ateist olmaz diyen İlker Başbuğ’un ağzının payını vermişti. Ahmet Türk nezdinde çok kısaltmalı ‘Kürt Özgürlük Hareketi’ne ne diyelim peki?

Ama belki de onlar haklılar ve durduk yerde Allah’ın izniyle ne güzel çok kültürlü, çok demokratik, çok özgür ve çok özerklik kuruluverirken bizim yaptığımız ibnelik!

Selçuk Candansayar – Birgün

 

24 Nisan haftasında Ermeni Soykırımı konuşulacak

Ermeni Soykırımı’nın 99. yılında İstanbul’da üç gün boyunca çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

24_nisan_m

24 Nisan Ermeni Soykırımını Anma Platformu, 24 Nisan’da saat 10:00’da Haydarpaşa’dan ölüme gönderilen Ermeni aydınlarını anacak.

Saat 13.00’te 24 Nisan 2011′de öldürülen Sevag Şahin Balıkçı mezarında anılacak. Saat 19.15’te ise Taksim Meydanı’nda anma düzenlenecek.

1915  Ermeni soykırımı anma programları arasında üç tane tane toplantı bulunuyor:

“Açık Kapı” Etkinliği:

Sivil toplum temsilcileri, Avrupa’dan gelen ırkçılık karşıtları ve Diaspora üyeleriyle tanışıp, karşılıklı fikir alışverişinde bulunacak.

Tarih: 22 Nisan 2014, Salı
Saat: 18.30
Yer: Cezayir Restaurant

Panel: “1915’te Ne Olmuştu?” Konu günümüzde niye güncel?’

Moderatör:
Prof. Dr. Ferhat Kentel
Konuşmacılar:
Fethiye Çetin (Yazar ve Avukat)
Benjamin Abtan (EGAM)
Nicolas Tavitian (AGBU)
Tarih: 22 Nisan 2014, Salı
Saat: 14.30
Yer: İstanbul Şehir Üniversitesi, Altunizade
Salon: Doğu Kampüs Konferans Salonu

Soykırımla Yüzleşme Forumu

Türkiye’den ve Ermeni Diasporasından katılan konuşmacılarla birlikte 100. yıldönümü yaklaşan Ermeni Soykırımı’yla yüzleşmek, birlikte neler yapabileceğimizi tartışmak için düzenlenen forum, ilgi duyan herkesin katılımına açık.

23 Nisan 2014 – İstanbul

Program:
12.30-13.45 Ermeni Soykırımının tanınması: Özür ve adalet
Fethiye Çetin (Yazar)
Roni Margulies (DSİP)
Özgür Sevgi Göral (Hakikat Adalet ve Hafıza Merkezi)

14.00-15.30 Diasporanın talepleri ve sorumluluklarımız
Nicolas Tavitian (AGBU)
Benjamin Abtan (EGAM)
Levent Şensever (DurDe)

16.00-17.30 Soykırımla yüzleşme sürecinde siyasetin rolü
Demir Çelik (BDP Milletvekili)
Şenol Karakaş (DSİP )
Murat Paker (Öğretim Üyesi, YSGP)

18.00-19.00 Forum: Soykırımla yüzleşiyoruz
Ömer Faruk Gergerlioğlu (Yazar)
Ferhat Kentel (Öğretim Üyesi, Yazar)
Ayşe Berktay (HDP)
Eren Keskin (İHD)
Garo Paylan (HDP)
Yıldız Önen( Küresel BAK)
Cafer Solgun (Yüzleşme Derneği)

Tarih: 23 Nisan 2014, Çarşamba
Düzenleyen: Soykırım ile Yüzleşme Platformu
Yer: Taxim Hill Oteli
Adres: Sıraselviler Caddesi, No: 5, Taksim – İstanbul

(Yeşil Gazete)

Ünlüler ‘nükleer katliamdır’ diyor

Çernobil’in 28. yılında ‘Karadeniz İsyandadır’ Platformu’nun çağrısıyla bir araya gelen; müzisyenler, oyuncular, avukatlar, gazeteciler ve ekoloji mücadelesi verenler nükleere karşı hazırlanan şarkıyı seslendirdiler.

Ekran Resmi 2014-04-21 10.13.31.png

Hemşin halk şarkısı ‘Ella Ella’nın bestesi kullanılarak hazırlanan şarkıyı İstanbul Milletvekili Melda Onur; gazeteci Mehveş Evin, Serkan Ocak ve Utku Zırığ; oyuncu Sadi Celil Cengiz ve Gizem Akman; Çağdaş Hukukçular Derneği’nden Av.Efkan Bolaç ve Ekoloji Kolektifi Derneği’nden Av. Cömert Uygar Erdem; müzisyen Volkan Cebeci ve Aydoğan Topal; Nükleer Karşıtı Platform’dan Fidan Üredi, Yeşil Gerze Çevre Platformu’ndan Canan Armutcuoğlu ve Karadeniz İsyandadır Platformu’ndan Yağmur Sakarya söyledi.

Video klip, Çernobil felaketinin 28. yıldönümü olan 26 Nisan’da Sinop’ta gerçekleşecek eylemin yanı sıra İstanbul Kadıköy’de gerçekleşecek eyleme de çağrıda bulunuyor. Platform, aynı zamanda twitter üzerinden ‘#NükleereİSYAN’ yazısıyla nükleer karşıtı kampanyayı büyütmeyi amaçlıyor.

Şarkının sözleri şöyle:

‘Bir türkü diyeceğiz nükleer yalanına
hep beraber direnelim doğanın talanına
Radyoaktif bulutlar sardı dört yanımızı
Ander kalsın nükleer de alayi canımızı

Radasyonu yayanlar bakanlar bürokratlar
Hepimizi kanser etti içirdikleri çaylar
Acep kim icat etti bu kaybana laneti
Dayattı nükleeri de getirdi felaketi

Çernobil’in acısı artık erişti cana
Akkuyu’da ve Snop’ta direnelim yan yana
Amaçları para pul dedikleri yalandır
Haykıralım dünyaya da nükleer katliamdır’

Nükleer Katliamdır! from Karadeniz İsyandadır! on Vimeo.

Çenobil’in 28. yıldönümü olan 26 Nisan Cumartesi günü eylem yapılacak alanlar:

19.00– İstanbul, Kadıköy Boğa Heykeli
12.00 – Sinop, Uğur Mumcu Meydanı

Daniel Cohn-Bendit: Türkiye’nin AB yöneliminden ne kadar ümitliydik

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu Eşbaşkanı Cohn-Bendit, Gezi olayları ve 17 Aralık skandalı hükümetin kullandığı dış güçler ve paralel devlet tezlerinin ‘saçma’ olduğunu söyledi. Bendit, Erdoğan’ın çoğunluk ototritesinin Türkiye için bir tehlike olduğu görüşünde.

article_Bendit

‘Erdoğan hain ilan etmediyse demokrat değilsiniz’

Samanyoluhaber‘de yayınlanan Avrupa Masası programında gazeteci Selçuk Gültaşlı‘nın misafiri olan ‘Kızıl Dany’ lakaplı Cohn-Bendit, uzun bir süre desteklediği AK Parti ve Erdoğan’a sert eleştiriler yöneltti. Erdoğan’ı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi davranmakla itham ederek Türkiye’de şu an Erdoğan’ı desteklemeyen herkesin ‘hain’ ilan edildiğini söyledi. Türkiye için yeni bir demokratik ölçü geliştirdiğini ifade eden Cohn-Bendit, “Eğer Erdoğan tarafından hain ilan edilmiyorsanız demokrat değilsiniz. Benim yeni Türkiye vizyonum bu.” dedi. Başbakan’ın yürüttüğü gerilim siyasetini devam ettirmesi durumunda ülkenin AK Parti-Erdoğan otoriterizmine doğru gideceğini kaydetti.

‘Türkiye gün geçtikçe otoriterleşiyor’

İktidarın Gezi olayları ve 17 Aralık skandalı için geliştirdiği dış güçler ve paralel devlet tezlerini ‘saçma’ olarak değerlendiren Cohn-Bendit asıl sorunun Erdoğan olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: “Kemalistler de tenkit edildiğinde hemen ‘dış güçler saldırıya geçti, komployla karşı karşıyayız’ derlerdi. Bugün Erdoğan da tamamen aynısını yapıyor. Bu kesinlikle saçma sapan bir yaklaşım. Bugün asıl mesele Erdoğan ve AK Parti’nin kendi söylediklerine, sözlerine ihanet ediyor olması. Erdoğan daha demokratik, özgür ve müreffeh Türkiye için çalıştıklarını söylüyordu. Şimdi ise her geçen gün daha da otoriterleşen bir Türk devleti var karşımızda. Bu gelişmelerin uluslararası komplo teorileri ile hiçbir alakası yok, mesele Erdoğan’ın kendisi. Bu dönemde birbirine benzeyen birkaç siyasetçi var. Putin, Erdoğan ve (Macaristan Başbakanı) Orban. Bu liderlerin ortak özelliği hepsi otoriter ve ‘çoğunluğa sahibim, istediğimi yaparım’ diyor olmaları.”

Bendit,  Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e ilişkin de hayal kırıklığı yaşadığını ifade ederken, “Daha net tavırlar alıp, demokrasiyi savunmasını beklerdim.” dedi.

‘Türkiye’yle ilgili üzüldüğüm konu..’

AK Parti iktidarını uzun süre desteklediğini hatırlatan Cohn-Bendit, siyaseti bırakırken Türkiye’ye ilişkin yaptığı yorumların kendisini üzdüğünü söyleyerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Bugünkü Türkiye her geçen gün Avrupa Birliği’nin demokratik standartlarından uzaklaşıyor. Bu Türkiye ile müzakereleri sürdürmenin bir manası yok. Beni en çok üzen de bu. Avrupa Parlamentosu’ndan ayrılırken bu tür sözler ediyor olmam beni ziyadesiyle üzüyor. Halbuki Türkiye’nin Avrupa Birliği yöneliminden ne kadar da ümitliydik.”

Erdoğan’la neden kavga etti?

21 Ocak’ta Brüksel’deki görüşmede Erdoğan’la neden kavga ettiğinin sorulması üzerine Cohn-Bendit, “Çünkü çok basit bir yaklaşımı vardı. Sürekli ‘ben çoğunluğa sahibim. O zaman haksız olamam çünkü çoğunluk yanlışlık yapamaz’ diyordu. Ben de kendisine bunun doğru olmadığını söyledim. Tarihte çoğunluğun birçok kereler hatalı olduğunu, yanlışlık yaptığını söyledim. Örneklerden biri de Almanya. Hitler’in idaresindeki Almanya’da çoğunluk hatalıydı. ‘Hitler’le mukayese edemezsiniz’ diye sinirlendi. Ben sadece kendisine tarihten örnek verdim. Demokrasi sadece çoğunluğun taleplerinin yerine getirildiği bir sistem değildir. Demokrasi aynı zamanda azınlık haklarının korunduğu bir sistemdir.” cevabını verdi.

(Zaman/Yeşil Gazete)

Nükleer konusunda Türkiye’yi uyaran Japon Yönetmen Tange Yeşil Gazete’ye konuştu

Bir hafta önce “Japonya’dan Türkçe uyarı“, “Japon yönetmen Türkiye’yi nükleer konusunda uyarıyor” başlıklı video sosyal medyada paylaşıldıktan kısa süre sonra hemen hemen bütün mecralardan izlendi. İlgili videoda Japon yönetmen Kouki Tange nükleer tehlike konusunda uyarmak istediği Türkiye halkına kendi mesajını Türkçe olarak iletmekte idi. Kouki Tange’nin hazırladığı videonun ülkemizde yayılmasını sağlayan Nükleersiz.org‘dan Pınar Demircan, Yeşil Gazete için Kouki Tange ile Facebook üzerinden görüşerek röportaj yaptı. Japonca olarak gerçekleşen röportajın Pınar Demircan tarafından dilimize kazandırılmış halini yine Demircan’ın kaleme aldığı sunuş yazısı ile birlikte paylaşıyoruz

* * *

15 Nisan günü facebook mesaj kutumda bir video buldum,Tange-san bu videoyu izleyip ekte gönderdiği mektubu sosyal medyada paylaşmamı istiyordu . Videoyu seyrettiğim gibi eş zamanlı olarak hem facebooktan hem de anti nükleer gruplardan arkadaşlarımla hemen paylaştım . İlaveten Japoncadan çevirmemi istedikleri bir mektup vardı fakat mektubu çevirmeden önce videoyu hemen paylaştığım için mektubun sosyal medya hızını yakalaması tabi ki zaman alacaktı. Siz dilerseniz videonun  mektubunu  buradan okuyabilirsiniz. 

Kouki Tange ile Şubat ayında facebook üzerinden benim anti nükleer konularındaki ilgimi, Fukushima ve Japonyadaki aktivistlerle tanışmak istediğimi bilen başka bir Japon arkadaşım kanalıyla tanıştık.Tange-san  ile  doğal olarak hemen nükleer  felaketin boyutları ve etkileri üzerine sohbet etmiştik.

japonya-dan-turkce-nukleer-felaket-olacak-5917674_5440_o  222

Tange-san 1968 doğumlu,  5 ve 9 yaşlarında iki çocuk sahibi. Fukushima kazası yaşandıktan 1,5 yıl sonra Tokyo’dan taşınarak eşi ve 2 çocuğuyla birlikte Tokyo’ya bir daha dönmemek üzere   Japonya’nın  güneyinde Kyuushu’ya taşınmışlar, taşınma kararını 1 yıl sonra radyasyonun etkileri iyice medyada duyulmaya başlayınca almışlarsa da  hayat koşullarını düzenleyip taşınabilmeleri ancak  1,5 yılın sonunda mümkün olabilmiş.

Tange-san’ı sizlerle buluşturmak için  kendisine önceden sorularımı içeren bir dosya gönderdim . Japonya ile aramızdaki zaman farkı 6 saat olduğu için denk gelmemiz biraz zor olduysa da sorularımın yanıtlarını aldıktan sonra da bir süre yazışarak yanıtlarımı toparlayabildim . Cumartesi Türkiye saatiyle 14:00’da sorularımı gönderip, 17:00’da cevapları aldığımı söyleyebilirim, sorularımı cevaplamakta büyük bir özen gösterdi, cevapları almak için bir kaçkez kendisine mesaj göndererek seslenmek durumunda kaldım …

Pınar : Videonuzu hazırlama ve Türkiye’ye gönderme sürecinizi anlatır mısınız?

Tange: Bu videoyu 2013 yılının Ağustos ayında hazırladım,o günden beri de bu videoyu Türkiye insanına nasıl ulaştırsam diye düşünüyordum.Açıkçası olumsuz bir tepki almaktan korkuyordum . Birkaç arkadaşıma danıştıktan sonra yarı Türk yarı Japon bir arkadaşım beni sizinle tanıştırdı. Ben de videoyu size göndermeyi uygun gördüm .

http://youtu.be/Ae6jKppIxfk
P: Peki Tange-sanı tanıyabilir miyiz biraz?

T: Elbette kısaca anlatayım

Film direktörü/sanat yönetmeni /insan

Dünyaca ünlü Butoh dansçısı , Kazuo Ohno ekolünden yetiştim . Yüzlerce müzik videosu çalışmam var ve Tange Kouki Music Video Koleksiyonunun sahibiyim. CD dizaynları yaptım, kitap format tasarımlarım var , pek çok sanat etkinliğini yönettim ve engelli insanlara istihdam yaratma çalışmalarına destek verdim.  Hem bir  film şirketi olan  Yellow Brain hem de tasarım şirketi olan  Mabatakinin temsilciliğini yaptım .

Fakat Japonya’daki  nükleer enerji  teknolojisini  protesto etmek için bu şirketlerdeki faaliyetlerime 2012 yılında son verdim, o zamandan beri arkadaşlarımla birlikte kurduğumuz NoddIN adında bir sanat etkinliğine başladık hala da devam ediyoruz. Aktivitelerimiz sanat etkinlikleri çerçevesinde anti nükleer mesajlar  içeriyor .  Aktivitelerimizi  bu linkten takip edebilirsiniz …    (Not: web siteleri Japoncadır)

(Tange-san’a bir gün, çalışmalarını Türkiye’de sergileyip sergilemek istemeyeceğini de sordum,kendisi böyle bir sergi fikrine sıcak baktığını belirtti…)

P:Hazırlamış olduğunuz videonun çok büyük bir kitleye hitap ederek izlenmesini nasıl karşılıyorsunuz?

T:Çok seviniyorum elbette ama, nükleer enerjiyi savunanlardan  tepki almaktan da çekiniyorum. Açıkçası  mesajımın herhangi bir siyasetçinin işine yaramasındansa halktan insanların ilgisini çekebilmesini çok istiyorum.

P:Bu videoyu hazırlamaktaki amacınız neydi?

T:Videoyu hazırladığım dönemde Japonya’da insan hayatına değer verilmediğini görmem çok etkili oldu.  Hala kimse Fukushima kazasının gerçek sebebini bilmiyor. Fukushima’da ne sebep ne sonuç belliyken para için Türkiye’ye nükleer santral teknolojisi sattığımıza inanamıyorum. Tarih boyunca insanların kendisini bir başkasının yerine koyma ve buna göre bir değerlendirme yapma yetisinin çok eksik kaldığını  düşünmüşümdür. Özellikle “şimdi”  bu düşünce şeklini değiştirip barış için yardımlaşma zamanıdır, birbirimize destek olma zamanıdır.

P:Fukushima’ya ne kadar uzaklıkta yaşıyordunuz?

T:Tokyo’da yaşıyordum. 1,5 yıl önce ayrılarak eşim ve iki çocuğumla birlikte Japonya’nın güneyine Kyuushu bölgesine yerleştim.

P:Fukushima Nükleer faciasından sonra hayatınız Tokyo’dan da taşınana kadar nasıl değişti?

T: Açıkçası Deprem ve tsunaminin ardından  nükleer felaket olduğu haberleri 6 ay sonra duyulmaya başlandı. Herşeyden önce hayatımızın kalitesi değişti .Radyasyon göze görünmez, kokusu yoktur. Radyoaktif kirlilik haberleri duyulmaya başlandıktan sonra hepimiz paranoyaklaştık, Çoğu insan radyasyon ölçüm cihazı edinmeye başladı. Çocuklarımızı dışarı çıkarmaz olduk, nehirden korktuk ,denizden korktuk, yemek yemekten, neredeyse nefes almaktan korkar olduk.

P:Fukushima kazasından sonra nükleer santral sahası civarında yaşayanların 3 yıl sonra evlerine geri dönmeleri için devlet tarafından çağrı yapıldığını duyuyoruz ,bu konuda ne düşünüyorsunuz?

T:Kesinlikle geri dönmemeliler. Fukushima kazasından sonra nükleer santral sahasının 20 km yakınına kadar gidip bakmışlığım var zaten daha yakınına gidilmesi yasaktı o zaman, şimdi ise izin alınması halinde girilebiliniyor.

P:Türkiye’ye gönderdiğiniz videonun bir benzerini daha önce başka ülke vatandaşlarına göndermiş miydiniz? Türkiye bir ilk mi?

T:Evet  böyle bir çalışma yapıp ilk kez Türkiye’ye gönderdim. Fakat bildiğiniz gibi Japonya başka ülkelere de nükleer teknolojisini satmaya çalışıyor, onlar için de benzer bir çalışma yapmak ihtiyacını hissediyorum.

P: Peki Türkiye için bu videoyu hazırlamaktaki amacınızdan biraz bahsedebilir misiniz, neyi hedeflediniz?

T:Ben iki ülkenin vatandaşları arasında bir diyalog kurmak istedim, “bakın biz bunu yaşadık” diye size anlatmak istedim. Çünkü ben 10 yıl önce 2004’te Türkiye’ye seyahat ettiğimde sizlerden çok nezaket ve yakınlık  gördüm. Bana karşı niçin bu kadar arkadaşça yaklaşıldığını  vatandaşlarınıza sorunca, hiç unutmam bana 1890 yılında Japonya açıklarında batan Ertuğrul Gemisindeki askerlere yardım eden Japonlardan bahsetmişlerdi. Türkiye ile Japonya arasındaki dostluğu inşa eden bu olayın siyasi malzeme haline getirilmesine izin vermememiz gerekir.

P: Yaptığınız videonun başında “Türkçe öğrendim” diyorsunuz, gerçekten Türkçe öğrendiniz mi? Türkçe biliyor musunuz? Yoksa bu video için ezberledim mi demek istediniz ?

T: Türkçe bilmiyorum, hiç öğrenmedim. Video 2013 yılı Ağustos ayında hazırlandı, benim burada Türk arkadaşım yok . Burada bir arkadaşımın kanalıyla tanımadığım birine Türkçe’ye çevirttiğim metni size Türkçe hitap etmek  için çalışıp  ezberledim. Açıkçası çok zorlandım. Türkiye’deki seyahatim boyunca Türkçe kelimeler öğrenip sizinle sizin dilinizde iletişim kurmaya çalışmıştım.  Bence insanlara kendi dillerinde hitap etmek önemlidir, yine bu sebeple size, sizin dilinizde bir video hazırlayarak mesajımın  samimi olduğunu göstermek  istedim.

P: Videonuzun en son kısmında “lütfen kimseye güvenmeyin” diyorsunuz, vurgulamak istediğiniz tam olarak nedir?

T: Japonya çok garip bir dönem yaşıyor, televizyon, medya, insanlar herkes yalan söylüyor.

Hiçbirşeye inanamıyoruz.

Ben bu videoyu hazırlarken Türkiye’de nükleer santralin kurulmasını savunan insanların tepkisinden biraz korkmuştum. Fakat  açıkçası bu kadar güvenilmez bir dönem yaşayan Japonya gibi, çeşitli başka sebeplerle  güven duymanın kolay olmadığı  dünyada da adı sanı bilinmeyen yüzü görünmeyen birinin konuşmasına güven duyulmaz diye düşünmüştüm;  muhtemelen onu dinlemezdiniz. Bu sebeple cesaretimi toplayarak adımı, kimliğimi, yüzümü  açarak bu videoyu hazırladım.

P: Son olarak Türkiye vatandaşlarına söylemek istediğiniz?

T: Bir insanın diğeri için endişe duyması ülke sınırlarını tanımamalıdır. Önemli olan siyasetçiler üzerinden değil, insan insana birbirimizi anlayabilmemizdir. Nükleer santrallerin kurulmasına  izin vermeyin, nükleer santrallerin kurulmasını önlemek için elinizden geleni yapın. Mücadeleniz akılcı yollardan olmalıdır… Lütfen çok dikkatli olun!

Hepimizin ortak bir meselesi var…Barış için uğraşmak! Siz de özgürlük,barış ve yaşam haklarınız için bıkmadan usanmadan mücadele etmelisiniz!

Unutmayın,  geleceğiniz için…

Pınar Demircan

 

Röportaj ve Japonca’dan çeviri: Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

Dün, Bugün, Yarın; Sokak Bizim! – Saadet Tuğçe Tezer

Bazı kentler sanki bazı aktivitelerle buluşmayı hep beklemiş gibi davranıyor. Her şey yardım ediyor o gün, insanlar, belediye, güneş, sokak, evler, kaldırımlar, deniz; sanki hepsi beraber beklemiş kış boyunca. 13 Nisan 2014’te güneş farklı doğuyor Sinop’un üstüne, denizin üstüne doğuyor önce, sarıdan beyaza çalıyor, kente geliyor sonra, usul usul. Bugün Sinop’ta hem hiçbir şeyin acelesi yok, hem de yapılacak çok iş var. Erken uyanmak şart!

Uyanıyoruz, herkeste bir heyecan. Hazırlıklar dün tamamlanmış; MSGSÜ, Sokak Bizim, Sinopale, Avrupa Kültür Derneği, Sinop Kadın Emeğini Kalkındırma Derneği ve Sinop Belediyesi ekipleri çoktan hazır. Önce saat 10.00’da Sinop’un merkezindeki Alaaddin Keykubat Caddesi ve Müftülük Aralığı araç trafiğine kapatılıyor. Sinop’un meşhur kıyı çay bahçelerinden getirilen masalar gelişigüzel dağılıyor sokağa. Sonra bazı masalar büyük bir sofra oluşturacak şekilde diziliyor sokağın ortasına, belli ki bugün ziyafet var. Sonra sokağa balonlar geliyor; lastik toplarla, oyuncaklarla beraber. Günün renkli olacağını anlatıyor sanki rengarenk malzemeler.

afis
Sokağın iki girişine dev “Sokak Bizim” afişleri asılınca, 11.00 sularında, sokağın başında meraklı kalabalıklar toplanmaya başlıyor

Sokağın iki girişine dev “Sokak Bizim” afişleri asılınca, 11.00 sularında, sokağın başında meraklı kalabalıklar toplanmaya başlıyor. Sokağın girişinde bulunan büyükçe bir bank etrafında ellerinde tığlarıyla, şişleriyle tatlı hanımlar toplanıyor, ellerinde rengarenk ipler, bugünün renksiz olma ihtimali hiç yok. Yavaş yavaş örmeye başlıyorlar ahşap bankın kılıfını, sanki her gün Sinop sokaklarındaki banklara kılıf örermişçesine rahat. Eşzamanlı olarak sokağa giren belediye görevlisi, belediye tarafından gönderilen teknoloji harikası boyama makinesini parlak sarı bir boyayla doldurmaya, bir taraftan da boyayı karıştırmaya başlıyor. Diğer tarafta öğrenciler kartonları keserek daire şablonlar hazırlıyor, sokağı renklendirmek için. Hazırlanan şablonlar, Sinoplulara davetiye niteliğinde muntazam daireler konduruyor sokağın her yerine, önce sarı, sonra beyaz renkle, büyüklü küçüklü. Gri sokak yavaştan renklenmeye başlıyor, Sokak Bizim, “noktadan kente” diyor.

Ekibin bir kısmı balonları şişirmeye başlamışken, sokağa yaklaşık 10 kişilik çok renkli bir topluluk giriyor; olsa olsa bir gün önce Sinop Telvin Tiyatrosu’nun kostüm odasında çokça vakit geçiren MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğrencileridir. Artık sokakta bir Nasreddin hoca, bir Pamuk Prenses, bir Fransız hakim, bir Bugs Bunny ile balodan çıkmış bir İngiliz var. Yayalaştırılmış Sinop sokağını merak edip uğramak isteyen çokça davetli…

kostum
Sinop ve Sokak Bizim ekibinin etkinlik boyunca gösterdiği müthiş uyuma bakınca, bugünü bekleyenin sadece Sinop ve Sinop halkı olmadığı, Sokak Bizim’in de ne zamandır Sinop’u özlediği kolaylıkla anlaşılıyor

Girişteki bankın renkli örgüden kılıfı bitmek üzereyken, diğer tarafta evcil hayvanlarla sokak hayvanları biraraya gelmiş, sokaklarında ne olduğunu anlamaya çalışıyor, fotoğraf çektiriyorlar. MSGSÜ ekibinden bir öğrenci yanında getirdiği “punch” makinesiyle kumaşa “Sokak Bizim – Sinopale” yazıyor, yine rengarenk. Bir köşede ilkokulun folklör ekibi toplanmış, betona tebeşirlerle “Sokak Bizim” yazıyor, sokağın bir tarafında Sinoplu hanımlar evlerinden getirdikleri yemekleri ikram ederken ziyaretçilerine, sokağın diğer ucunda resim atölyesi başlıyor.

27 sinopta ayda bir gün sokak bizim
Girişteki bankın renkli örgüden kılıfı bitmek üzereyken, diğer tarafta evcil hayvanlarla sokak hayvanları biraraya gelmiş, sokaklarında ne olduğunu anlamaya çalışıyor

Geniş caddenin bir girişinden yemek masasına kadar olan kısma uzunca beyaz kağıtlar seriliyor. Çocuklar iki tarafında toplanıyor hemen kağıtların, ellerinde suluboyalar, rengarenk. Herbiri farklı ifade ediyor hislerini; kimisi “bu sokak bizim” yazıyor, diğeri “#direnbelediye”, öbürü bir gemi çizip üstüne “Sinop” yazarken, okulunun, sınıfının ismini yazan, güneşli bir günde evini çizip boyayan çocuklar dolduruyor kağıtları. Kağıt doldukça, yeni kağıtlar ekleniyor ucuna, rengarenk kağıt artık neredeyse sokağın diğer ucunda.

bale
Sokağın farklı yerlerinde gün boyunca eşzamanlı birçok farklı aktivite yapılıyor, bale izleyenlerin alkışları, bir köşede tavla oynayanların seslerine karışıyor

Resim atölyesi henüz devam ederken Sinop Güzel Sanatlar Lisesi Bandosu bütün gösterişiyle sokağa girip, sokağın bir ucuna kurallı diziliyor. Ellerindeki bando müzik aletleriyle dakikalar süren bir performans sergileyip, adeta sokağın sesi oluyorlar. Tam da bu sırada, Sinop Belediye Başkanı sokağa giriyor ve aktiviteleri izlemeye başlıyor, devamında kısacık bir konuşmayla bugünün Sinop ve Sinoplular için neden bu kadar güzel ve önemli olduğunu anlatıyor.

Sonra Sinop Telvin Tiyatrosu geliyor sokağa, kısa bir tiyatro gösterisinden sonra küçük balerinlerin performansını izliyor bütün sokak, keyifler yerinde, bugün sokak harika. Sokağın farklı yerlerinde gün boyunca eşzamanlı birçok farklı aktivite yapılıyor, bale izleyenlerin alkışları, bir köşede tavla oynayanların seslerine karışıyor.

yoga
Bale performansının bitmesinin ardından bu defa kartonlar yoga matına dönüşüyor ve yoga meraklıları, yoga hocasının rehberliğinde kısa bir yoga dersine başlıyo

Bale performansının bitmesinin ardından bu defa kartonlar yoga matına dönüşüyor ve yoga meraklıları, yoga hocasının rehberliğinde kısa bir yoga dersine başlıyor. Yoganın iyice sakinleştirdiği ve bütün gün yorulan insanlar sokağın bir kenarında kahvelerini yudumlarken, sabahtan beri görevini fazlasıyla yapan yemek masası temizleniyor, mütevazı bir ritim atölyesine dönüşüyor, Helesa Perküsyon Atölyesi iş başında.

İstanbul ekibinin çantalarında Sinop’a gelen çiçek tohumları sokaktaki topraklara dikilip, küçük saksılar sokağın içindeki demirlere iliştirilirken, sokağın diğer tarafında metruk bir bina, Sokak Bizim’den nasibini alıyor, rengarenk boyanmaya başlanıyor
İstanbul ekibinin çantalarında Sinop’a gelen çiçek tohumları sokaktaki topraklara dikilip, küçük saksılar sokağın içindeki demirlere iliştirilirken, sokağın diğer tarafında metruk bir bina, Sokak Bizim’den nasibini alıyor, rengarenk boyanmaya başlanıyor

İstanbul ekibinin çantalarında Sinop’a gelen çiçek tohumları sokaktaki topraklara dikilip, küçük saksılar sokağın içindeki demirlere iliştirilirken, sokağın diğer tarafında metruk bir bina, Sokak Bizim’den nasibini alıyor, rengarenk boyanmaya başlanıyor. Sokağın çehresi anbean değişiyorken, öğrencilerden birinin doğumgünü kutlanıyor sokakta, taze Sinop pastasının üstündeki mumlar üfleniyor, şarkılar söyleniyor, doğumgünü pastası bütün sokakla beraber yeniyor.

dogumgunu
Sokağın çehresi anbean değişiyorken, öğrencilerden birinin doğumgünü kutlanıyor sokakta

Derken, sokağın medrese tarafında bir organizasyon başlıyor, önce iki müzisyen kaldırıma çıkıyor gitarları ellerinde, sonra bir tanbur, bir ney, bir bağlama ekleniyor onlara, ses sistemi de yardım ediyor ve Sokak Bizim’in Sinop durağının son aktiviteleri eşsiz, özgün ve tesadüfi bir müzik eşliğinde yapılıyor. Gün boyunca sokağı hiç yalnız bırakmayan Sinoplular, azıcık yetkili, yabancı ya da bu konuda tecrübeli gördükleri herkese, bu etkinliğin Sinop’ta her ay mutlaka düzenlenmesi gerektiğini söylüyor, katılmamak elde değil.

Sokak Bizim’in web sitesinden alıntıyla “Günümüzde otomobil ağırlıklı ulaşım politikaları nedeniyle kentlerde yaya ulaşımı zorlaşıyor, sokaklardaki yaşam ve  var olan sokak kültürü kayboluyor, sosyal paylaşım azalıyor. Her insan evinden çıkar çıkmaz insan öncelikli ulaşım ve mekanlardan uzaklaşan kent yaşamına dahil oluyor. Yaşam kalitesini azaltan bu sorunlara alternatif çözümler de mevcut. Bu alternatif çözümlerden biri olması hedeflenen “Sinopale – Ayda Bir Gün Sokak Bizim” etkinliği, günümüzde insanların içinde bulunduğu ulaşım ve trafik problemlerinden yola çıkarak, bu problemin sokak ve sokak kültürü üzerindeki etkileri hakkında farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. “Yaşanabilir sokak nasıl olur?” sorusuna cevap vermeyi amaçlayan etkinlik, sokağın farklı kullanımlarını kentlilerin keşfetmesini sağlıyor. Sokak kültürünü canlandırmayı, kentlinin sokağına sahip çıkmasını, kamusal alanı birlikte şekillendirmeyi, imece kültürünü geliştirmeyi, yaya öncelikli erişimi ve yaşanabilir sokakları temel alan etkinlikte, her ay seçilen bir pazar günü, belediye işbirliğiyle belirlenen sokaklar, belirli saatler arasında otomobil trafiğine kapatılarak yayaların, bisikletlilerin, engellilerin, kentlinin kullanımına açılıyor ve o sokakta yaşayanlarin birlikte etkinlik düzenlemeleri teşvik ediliyor.” (www.sokakbizim.org)

sokak
Gün boyunca sokağı hiç yalnız bırakmayan Sinoplular, azıcık yetkili, yabancı ya da bu konuda tecrübeli gördükleri herkese, bu etkinliğin Sinop’ta her ay mutlaka düzenlenmesi gerektiğini söylüyor,

Sinop ve Sokak Bizim ekibinin etkinlik boyunca gösterdiği müthiş uyuma bakınca, bugünü bekleyenin sadece Sinop ve Sinop halkı olmadığı, Sokak Bizim’in de ne zamandır Sinop’u özlediği kolaylıkla anlaşılıyor. Etkinliğin tüm katılımcıları, emekçileri, bir ay sonra, bu defa Sinop’un başka bir sokağında buluşmak üzere verilen sözlerle –sokakta tek bir çöp ya da atık bırakmadan- sokaktan ayrılıyor.

Uzun sözün kısası, “Dün, Bugün, Yarın; Sokak Bizim!

Saadet Tuğçe Tezer...

Saadet Tuğçe Tezer

Kouki Tange’den Türkiye halkına mektup, “Senin için endişeleniyorum”

0

Kouki Tange‘nin Türkiye halkını nükleer tehlikeye karşı uyarmak amacı ile hazırladığı video ile birlikte paylaşılmasını istediği ve Pınar Demircan tarafından Japonca aslında çevrilen mektubu hem Türkçe hem de orjinal dilinde paylaşıyoruz

* * *

 Senin için Endişeleniyorum

Size duygularımı medya aracılığıyla değil kendi sözlerimle anlatmak istiyorum .

1 yıl önce kendimi ifade etmemin çok güç olduğunu düşünüyordum, aslında şimdi de hala aynı zorluğu hissediyorum.

Şu dünyada birşeylere karşı çıkan da var, ağzını açıp karşı çıkmaya korkan da… farklı adaletlerin işlediği dünyada mücadele ediyoruz belki… ve ben de bilmeden birisini incitmekten ona zarar vermekten korkuyorum. Bazen bundan korkarak sessiz kalıyorum. Peki ya  söz hakkı özgürlüğümü kaybedersem…geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş olmaz mı diye düşünerek bir kere bile gitmediğim ülkenin insanlarına haykırmak  istiyorum ki;

Nükleer kazayı  yaşamış insanlar olarak biz sizin geleceğiniz hakkında endişe duyduğumuz için uykusuz geceler geçiriyoruz.   En azından bu düşüncelerimi sizinle paylaşarak size dürüst olmak istiyorum, size duygu ve düşüncelerimi anlatmak   bulabildiğim tek çözüm…

Ülkemizin nükleer enerjiyi ihraç etme arzusunda olduğu ülkenin insanları, sizin için endişeleniyoruz ,size anlatmak istiyoruz ki;

Endişe içindeyiz,

Sizin için duyduğumuz bu endişe ülke sınırlarını aşıp da size ulaşır mı ? Daha da önemlisi anlayacak mısınız yürekten ne demek istediğimizi?

Endişe içindeyiz,

Bundan sonra hayatın sana ne getireceğini hayal ediyorum. Ailenizin geleceğini hayal ediyorum. Sevdiklerinizin yakın arkadaşlarınızın geleceğini düşlüyorum .

Dilimiz de farklı kültürümüz de

Üstelik sizinle hiç karşılaşmadık…

Kendi atalarımla ve benden sonraki gelecek nesillerle hiç tanışmadığım gibi,  hiç karşılaşmadığım sizler için de endişe duyuyorum .

İşte böyle bir mektup bu, izleyin lütfen…

(2 Nisan tarihindeJaponya Türkiye arasındaki Nükleer Anlaşmanın ilk aşaması sadece 5 saatlik bir müzakere sürecinin sonunda onaylandı)

Yönetmen  TANGE KOUKI

* * *

  • お久しぶりです。やはり、悩みましたが一般に公開することに決めました。僕の「あなたを心配する手紙」です。見てください。

マスメディアではなくパーソナルメディアとして 映像で「手紙」を書きました。

僕の想いを自分の言葉で言う。

1年前も今もそれが最も難しいと感じています。

反対の意見の人もいるし、批判も怖い。 正義の違いで争いになるかもしれない。 僕も誰かを知らないうちに傷付けてしまうかもしれない。 それを恐れて、口をつぐんでしまう。 もしも自分の意見を言う自由を失ったら、 取り返しのつかないことになるかもしれないと、 僕は会ったこともない国の人達のことを考えて悶絶する。

原発事故を起こしてしまった僕たちが その人達の未来を心配して眠れない夜を過ごしている。 せめてそのことを伝えようと愚直に進むことにしました。 それは同時に僕自身に対しての覚悟でもあります。

原発輸出対象国の人々を心配するプロジェクトとしてトルコの人たちへ。

心配する、

ただひたすらに心配をする、 という行動は国境を越えて伝わるのだろうか?

僕は心配する、

あなたのこの先を考えて想いを馳せる。 あなたの家族のこの先を考えてみる。 あなたの友人や先生や仲間やその子ども達のこの先を心配する。

言葉も習慣も違うけれど。

会ったこともない人達だけれども。

僕は自分の先祖にも、 未来の人に会ったことがないのと同じように、 同じ人として会ったことのないあなたを心配する。

そんな手紙です。

(とうとう4月2日に日トルコ原子力協定が僅か5時間の審議で可決されてしまいました。)

TANGE KOUKI

 

Türkçeye çeviren: Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

Sansür, +18 ve Nymphomaniac

Bazı filmler vardır, izlemesi zor olduğu kadar film hakkında bir şeyler söylemek ve yazmakta bir o kadar zordur. Ülkemizde gösterime girmesi “Ahlak” bekçileri tarafından yasaklanan Lars Von Trier imzalı Nymphomaniac / İtiraf filmi,  yenilir- yutulur, hazmetmesi, algılanması kolay olmayan bir film olarak karşımıza çıkıyor.

nymphomaniac-volume-1

Danimarka sinemasın Dogma akımının öncülerinden biri olan Lars Von Trier, Nymphomaniac filminin senaryosunu Marcel Proust’un başyapıtı sayılan 7 kitaptan oluşan 3000 sayfalık eseri Kayıp Zamanın İzinde’yi okuduktan sonra karar vermiş. Kitabın 7, filmin 8 bölüm olması bu yakınlığı biraz daha derinleştirirken, aynı zamanda filmde yer alan bebeğin isminde Marcel olması bu iddiayı güçlendiren bir diğer etken.

3+5

Nymphomaniac  2 film (bölüm) olarak toplam 240 dakikaya yayılan ve bu hikayeyi 8 farklı bölüm halinde baş karakter olan Joe’nun anlatımı ya da itiraflarını dinleyerek tanıklık ediyoruz. Nymphomaniac I / İtiraf1, 3 bölümden, Nymphomaniac II / İtiraf 2 ise, 5 bölümden oluşuyor. Aynı zamanda 3+5 filmin genelinde karşımıza çıkan sadece sembolik bir ifadeden daha öte bir şey olduğunu filmi izledikten sonra anlayabiliyoruz.

Filmin genel planı, kendine yardım eden bir adamın evinin izbe bir odasında  iki karakter arasında konuşmalarla, itiraflarla yoğrulan bir hikaye…

Joe kendi hikayesini anlatırken, bulunduğu odanın içerisinde yer alan metalardan yola çıkıp, yaşadıklarını bunlarla birleştirirken geniş bir düşünce havuzu içinde kendimizi bulmamızı sağlıyor. Aynı zamanda Joe’nun seksüel itiraflarını dinleyen entelektüel bir kişi olan Seligman yaşanılanlara entelektüel bir pencereden bakarken karşımıza farklı dini inançlar, uçan balıklar, Fibonacci dizisi, Bach müzikleri, gibi tarihsel kavramlarla olayları bağdaştırıyor.

nymphomaniac1

Aykırı yönetmen, seks bağımlısı (nefomanyak) bir kadının çocukluğundan başlayıp kendi içinde böyle bir duyguyu hiçbir zaman yenememesinin hikayesine alışık olmadığımız sürrealist bir sinema anlayışı ile tanıklık ediyoruz. Film işleniş açısından, olay örgüsünün hazırlanması ve sunulması açısında tatmin edici. Seks bağımlısı olarak kendini ifade eden Joe’nun hayatının bizlerden farklı olmadığını, beklentileri üzerinden hayatı şekillendirmesini gayet normal karşılayabiliriz. Aşkı sevgiyi ararken, kendi içindeki boşluğu nasıl doldurması gerektiğini bilemediğini görüyoruz.

Nymphomaniac konu bütünlüğü olarak ele alındığında anlatmak istediği hikayeyi, her yönüyle, açık kapı bırakmadan sert ve köşeli bir dille meseleyi anlatmayı başarıyor. 240 dakika gibi uzun süren bir fimde izleyicinin her an filmin içinde kalmasını sağlamak kolay bir iş değil. Sahneler ve diyaloglar bize filmin finalinde neler olacağı konusunda bir ipucu vermezken, nasıl bir son ile bu hikaye bağlanabilir sorusu ise havada kalıyor.

Filmin oyuncu kadrosunun yıldızlarda kurulu olması birçok eleştirilere neden olduysa da, filmde yer alan oyuncular senaryonun hakkını verdikleri gerçeğini değiştirmiyor. Senaryosu, filmin işlenişi, yönetmenlik başarısı ve oyunculukların tartışılamayacağı Nymphomaniac, sinema izleyicisinin alışık olmadığı bir hikayeyi ve cinselliği konu aldığı için belli bir kesim tarafından beğenilmemiş olabilir. Bilinmesi gereken ise Lars Von Trier her zaman böyle hikayelerin yönetmeni olduğudur. Tavsiyem ise önceden Trier’in filmini izlememiş bir sinema izleyicisinin bu filmi beğenmesi gerçekten güç.

Filmin final sahnesinin ise filmin geneline baktığımızda pek uyumlu sonlandığını söyleyemem. Final sahnesinin günümüz genel-geçer kurallar, kadın-erkek ilişkileri göz önünde bulundurularak hazırlanmışa benziyor. Finalde yaşanılan olay, 240 dakika boyunca seks bağımlısı bir kadını anlama ve algılama konusunda empati kurmaya çalışan izleyiciyi,  ters köşeye yatırılmış hissi uyandırıyor.