Ana Sayfa Blog Sayfa 39

Fosil yakıtlardan çıkış, BM Gelecek Zirvesi Taslak Anlaşması’na geri döndü

Hükümetler, yaygın tepkiler sonrasında gelecek ay kabul edilmesi planlanan yeni Birleşmiş Milletler Paktı taslağına fosil yakıtlardan çıkışa dair taahhüdü yeniden yerleştirdi.

Bu geri dönüş, 80’e yakın Nobel ödüllü ve dünya liderinin, bu yılki BM Genel Kurulu sırasında New York’ta gerçekleşecek Gelecek Zirvesi’nin müzakere metninin önceki versiyonunda fosil yakıtlara yapılan tüm referansların silinmesine yönelik eleştirileri sonrası geldi.

BM, yüksek düzeyli bu etkinliği, iklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma ve barış gibi konularda küresel eylemi canlandırmak için “nesilde bir kez yaşanabilecek bir fırsat” olarak nitelendiriyor. Üye devletlerin, çok taraflı iş birliğini güçlendirmek için bir taslak olarak görülen “iddialı, kısa ve eylem odaklı” bir pakt üzerinde anlaşmaları bekleniyor.

Perşembe günü yayımlanan son taslakta, dünya liderleri “bilimle uyumlu olarak 2050’ye kadar net sıfıra ulaşmak için enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli bir şekilde geçiş yapma” kararı aldı.

Dil, geçen yıl Dubai‘de yapılan COP28 iklim konferansında varılan tarihi anlaşmayı yakından yansıtıyor, ancak taslakta “bu kritik on yılda eylemi hızlandırma” çağrısı yer almıyor.

Fosil Yakıtları Yayılmayı Önleme Anlaşması Girişimi’nin icra direktörü Alex Rafalowicz’e göre yeni Gelecek Paktı taslağı “COP28 taahhüdünü pekiştiriyor”:  “Eğer bu dil kalırsa, geri dönüşün mümkün olmadığını açıkça görüyoruz. Bu bir ilk adım, ancak yalnızca beyanlar yeterli olmaz. Bu sonucun üzerine hemen, kararlı eylemler ve somut planlarla inşa etmeliyiz.”

Fosil yakıtlar üzerine tartışmalar

BM Genel Sekreteri António Guterres, ilk olarak 2021’de Gelecek Zirvesi’ni önermiş ve önümüzdeki on yıllarda küresel iş birliği vizyonunu ortaya koymuştu. Bu zirve, 22-23 Eylül tarihlerinde hükümetleri, BM ajanslarını, sivil toplum kuruluşlarını, akademik kurumları ve özel sektörü bir araya getirecek.

Hükümetler, zirvenin eş koordinatörleri olarak Almanya ve Namibya‘nın liderliğinde neredeyse bir yıldır paktın metni üzerinde müzakere yürütüyor.

Geçen ocak ayında, üye devletlerin ilk girdileri ve sivil toplum, akademi ve özel sektörden alınan önerilere dayanarak bir “sıfır taslak” yayımlanmıştı. Bu taslak, ülkelerin “enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan geçişi hızlandırmaları” gerektiğine dair bir referans içeriyordu.

Ancak, temmuz ortasında yayınlanan ikinci taslaktan fosil yakıtlara yapılan atıf çıkarıldı.

Bu durum, iklim eylem liderlerinden sert tepkilere yol açtı. Nobel Ödülü sahipleri – Bangladeş’in yeni geçici lideri Muhammad Yunus ve eski İrlanda Cumhurbaşkanı Mary Robinson da dahil olmak üzere pek çok lider, hükümetlere yazdıkları bir mektupta, fosil yakıtlara dair herhangi bir ibarenin bulunmaması karşısında “ciddi endişe” duyduklarını ifade etti. Çoğu Nobel ödülü alan liderler, bu yakıtları “dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük tehditlerden biri” olarak nitelendirdi.

Kömür, petrol ve gazın yakılması, küresel ısınmaya neden olan sera gazı emisyonlarının ana kaynağı. Paris Anlaşması’nın 1,5°C hedefi doğrultusunda ısınmayı sınırlamak için, fosil yakıtların kullanımında 2050 yılına kadar önemli bir düşüş gerekiyor.

Geri adım korkuları

Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yanı sıra, son Gelecek Paktı taslağı, COP28 anlaşmasının izinden giderek yenilenebilir enerji ve “diğer sıfır ve düşük emisyon teknolojilerinin” geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması çağrısında da bulunuyor.

Gelecek Zirvesi metni bu teknolojileri nitelemese de, Dubai anlaşması nükleer enerji ile karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) gibi emisyon azaltma ve giderme teknolojilerine açıkça atıfta bulunuyor.

Yaklaşık 200 ülke tarafından kabul edilen COP28 anlaşması, fosil yakıt çağının sonunu işaret eden tarihi bir başarı olarak övülmüştü. Ancak iklim aktivistleri, ülkelerin vaatlerinden geri adım attıkları ve dünyayı kirli enerjiden kurtarma taahhüdünü zayıflatmaya çalıştıkları endişesini taşıyor.

Örneğin, Suudi Arabistan‘ın enerji bakanı Prens Abdulaziz bin Salman El Suud, geçen ocak ayında, fosil yakıtlardan geçişin, COP28 anlaşması tarafından sunulan “à la carte menüdeki” birçok “seçenekten” sadece biri olduğunu savunmuştu.

Oil Change International’ın küresel politika lideri Romain Ioualalen, Climate Home’a verdiği demeçte, COP28 kararını zayıflatmaya veya geri almaya yönelik herhangi bir girişimin “1,5°C hedefini gerçekleştirme şansını ortadan kaldıracak şekilde milyarlarca insanın hayatıyla kumar oynamak” olduğunu söyledi: “Fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılmasını masada tutmak ve uluslararası deklarasyonları bilimle uyumlu hale getirmek için sivil toplumun aklın sesi olmak zorunda kalmamalı.”

‘Rus casusu’ olduğu iddia edilen Beluga balinası vurularak öldürüldü

Norveççe balina anlamına gelen “hval”kelimesi ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in adının birleştirilmesiyle “Hvaldimir” adı verilen beyaz balina, ilk kez 2019 yılında Norveç’in en kuzeyindeki Finnmark bölgesinde görülmüştü.

Hayvan, geçen hafta sonu ülkenin güneybatı kıyısındaki bir koyda ölü olarak bulundu .

Cesedi pazartesi günü otopsi için Norveç Veterinerlik Enstitüsü‘nün yerel şubesine nakledildi. Enstitü sözcüsü, raporun “üç hafta içinde” yayınlanmasının beklendiğini söyledi.

Pazartesi günü Hvaldimir’in cesedini gördüğünü söyleyen ve sadece bu hayvanı takip etmek için kurulan One Whale’in başkanı Regina Crosby Haug, AFP’ye “Vücudunun çeşitli yerlerinde çok sayıda kurşun yarası vardı” dedi.

Noah Direktörü Siri Martinsen de “Balinadaki yaralanmalar endişe verici ve suç teşkil edebilecek nitelikte şok edici. Bir suç şüphesi varsa, polisin hızla olaya müdahale etmesi hayati önem taşıyor” diye konuştu.

Balinanın hareketlerini takip eden üçüncü kuruluş Marine Mind, Hvaldimir’in cesedini cumartesi günü suyun yüzeyinde bulduğunu söyledi. Yönetmen Sebastian Strand “Ölüm nedenini hemen ortaya çıkaracak hiçbir şey yoktu. İşaretler gördük ancak ne olduklarını söylemek için henüz çok erken”

15 ila 20 yaşlarında olduğu tahmin edilen Hvaldimir, 40 ila 60 yıl arasında yaşayabilen bir beluga balinası için oldukça genç.

Norveçli deniz biyologları, 2019 yılında ilk kez tespit edildiğinde üzerinde aksiyon kamerasına uygun bir montaj aparatı ve plastik tokaların üzerinde İngilizce olarak “Equipment St. Petersburg” yazısı bulunan yapay bir koşumu hayvanın üzerinden çıkarmıştı.

Casus mu terapi balinası mı?

Norveçli yetkililer, Hvaldimir’in bir muhafaza alanından kaçmış olabileceğini ve insanlara alışkın olduğu için Rus donanması tarafından eğitilmiş olabileceğini açıklamıştı.

Ancak hayvanı 2019’da ilk kez Norveç sularında gören, Murmansk şehrinde yaşayan Norveç’in eski Rusya Konsolosu Morten Vikeby, beluga’nın  bir casus değil, 10 yıl önce Rusya’nın kuzeyindeki bir dalış merkezinde gördüğü bir “terapi balinasını” hatırlattığını söylemişti.

Semyon isimli balina, Rusya’nın Murmansk bölgesindeki sulak bir alanda yaşıyordu ve zaman zaman zihinsel engelli çocuklardan oluşan tur gruplarını eğlendiriyordu.

Vikebay, “Belki aynı balina değildi ama aynı şekilde davrandı. Casuslukla suçlanan hayvanı savunmayı büyük bir amaç olarak görüyorum” demişti. 

Moskova ise Beluga’nın bir “Rus casusu” olabileceği yönündeki spekülasyonlara hiçbir zaman resmi bir tepki vermedi.

Bakanlıktan Kula Peri Bacaları’nın yanı başında jeotermal sondajına onay

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Türkiye’nin ilk ve tek UNESCO onaylı jeoparkı olan Kula-Salihli Jeoparkı’nın yakınlarında açılmak istenen jeotermal kaynak kuyuları için ikinci kez ÇED olumlu kararı verdi.

Belirlenen yedi sondaj noktası Kula’nın Sarnıçköy, Şehitlioğlu, Kalınharman, Dereköy köylerinin sınırlarında kalıyor. Sondaj noktaları “İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100 bin Ölçekli Çevre Düzeni Planı”nda ‘orman alanı’, ‘tarım arazisi’ ve ‘termal turizm tesisi’ olarak yer alıyor.

Proje tanıtım dosyasında yer alan bilgilere göre ruhsat sahası UNESCO’nun jeoparklar listesinde yer alan Kula Divlit Volkanik Park’a 90 metre, UNESCO korumasındaki Kula Peribacaları Doğal Sit Alanına ise 304 metre mesafede.

Emir Kaplıcaları Tabiat Parkı ise ruhsat sahası sınırlarında yer alıyor. Proje tanıtım dosyasında proje faaliyetinin arazi çökmesi ve heyelanların tetiklenmesi ile sismik tetikleme gibi olası sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor

İlk ÇED onayı iptal edilmişti

2019 yılında verilen ilk ‘ÇED gerekli değildir’ kararı Kula Ziraat Odası, Sınırlı Sorumlu Sarnıç Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve bölge halkı tarafından yargıya taşınmış, Manisa 2. İdare Mahkemesi 2021 yılında bilirkişi kararı doğrultusunda ÇED kararını iptal etmişti.

Mahkeme, jeotermal sondaj işlemi sırasında kimyasalların çevreye, yeraltı kaynaklarına sızmasının mümkün olduğuna, yüzey ve yeraltı suları ile tarımsal toprakların kirlenebileceğine, kıt olan yer altı ve yerüstü su kaynaklarının jeotermal ve madencilik faaliyetlerinden olumsuz etkileneceğine dikkat çekmişti.

Şirket sahibi koordinat değişikliği ile yeniden bakanlığa başvurmuştu. Yeni başvuruda belirlenen yedi adet sondaj noktası Kula’nın Sarnıçköy, Şehitlioğlu, Kalınharman, Dereköy köylerinin sınırlarında kalıyor. Sondaj noktaları İzmir-Manisa Planlama Bölgesi 1/100 bin Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda ‘orman alanı’, ‘tarım arazisi’ ve ‘termal turizm tesisi’ olarak yer alıyor.

Artı Gerçek’e konuşan Kula çevre gönüllüsü ve rehber Sabahattin Argaç dört muhtarla birlikte kararı yargıya taşıyacaklarını belirtti. Projenin yaratacağı zararlara dikkat çeken Argaç, “Bölgemizdeki inciri, zeytini bitirecekler. Ayrıca proje hayata geçerse Türkiye’nin ilk jeopark özelliği de elimizden gidecek. Jeotermal, jeoparkı da bitirecek” dedi.

Kula Peri Bacaları

Kula-Salihli UNESCO Global Jeoparkı’nın bir parçası olan Kula Peribacaları Tabiat Anıtı  turizmin yeni gözdesi. Buradaki peribacaları, akarsuların günümüzden 14-15 milyon yıl önce biriktirmiş olduğu alüvyon depolar içinde gelişmiş.

Yöre halkı tarafından Kapadokya’ya benzerliği sebebi ile “Kuladokya” olarak adlandırılıyor.

Peri bacaları özellikle ısı değişiklikleri, yağmur, sel suları, rüzgâr ve erozyon zamanla yumuşak kayaçları aşındırması sonucu oluşuyor. Kula’da 80’den fazla volkan konisi yer alıyor.

37.5 hektarlık alana sahip olan Kuladokya, Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından peri bacalarının bozulmadan korunabilmesi için doğal sit alanı olarak ilan edilmiş ve koruma altına alınarak 2012 yılında ‘tabiat anıtı ‘olarak tescillenmişti

Hak savunucularından ‘katliam yasası’nı yarın görüşecek AYM önüne çağrı

Anayasa Mahkemesi (AYM) sokakta yaşayan hayvanların toplatılması ve öldürülmesini içeren Hayvanları Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun‘un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan davada ilk incelemesini yarın yapacak.

Resmi Gazete’nin 2 Ağustos’taki sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren yasaya ilişkin CHP 15 Ağustos’ta iptal başvurusunda bulunmuştu.

AYM, yarın yapacağı toplantıda, davayla ilgili ilk incelemesini yapacak. Başvuruda bir eksiklik saptanmazsa dava daha sonra belirlenecek bir günde esastan görüşülecek. Yürürlüğün durdurulması talebine ilişkin yarınki toplantıda da karar verebilecek olan Yüksek Mahkeme, bu talebi esas aşamasında da karara bağlayabilecek.

Hak savunucularından çağrı: AYM önünde nöbete!

Katliam yasasının yarın görüşüleceği Anayasa Mahkemesi binasının önünde, sabah saat 08.00’den itibaren nöbete başlayacaklarını duyuran hayvan hakları savunucuları, “Hayvanların katledilmesini içeren yasa ya iptal edilecek ya da onaylanacak.
Tüm dernek, parti, örgüt, STK ve halka çağrımızdır. Gelin hep beraber olalım” dedi.

16 maddenin iptali isteniyor

CHP’nin başvurusunda, yasanın 17 maddesinden 16’sının iptali ve yürürlüğünün durdurulması talep ediliyor.

Başvuru sonrası Yüksek Mahkeme önünde basın açıklaması yapan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, iptalini istedikleri maddelerin hayvan haklarına, kamu yararına, devletin temel amaç ve görevlerine, yaşam hakkına, çevre hakkına, tabiat varlıklarının korunması esasına ve uluslararası anlaşmaların iç hukuka etkisine tümüyle aykırı olarak düzenlendiğini söylemişti.

Hindistan’da tecavüze idam cezası öngören yasa tasarısı kabul edildi

Hindistan‘da, cinsel istismar suçuyla ilgili düzenlemeler içeren “Aparajita Kadın ve Çocuk Yasa Tasarısı”, Batı Bengal Eyaleti’nin Başbakanı Mamata Banerjee tarafından meclise sunuldu.

Ccinsel istismar sonucu ölüme ya da mağdurun bitkisel hayata girmesine neden olan  kişilerin idam edilmesini öngören yasa tasarısı, Eyalet Meclisi’nde oybirliğiyle kabul edilerek yasalaştı.

İndia Today gazetesinin aktardığına göre, cinsel istismar suçlarından hüküm giyenler için de  şartlı tahliye olmaksızın ömür boyu hapis cezası da öngörülüyor.

Böylece, ülkede “cinsel istismar, toplu cinsel istismar ve çocuklara yönelik cinsel suçlarla” ilgili yasalarda değişiklik yapan ilk eyalet Batı Bengal oldu. Meclisten geçen tasarı, Batı Bengal Valisi Ananda Bose ve Hindistan Cumhurbaşkanı Droupadi Murmu’nun onaylaması halinde yürürlüğe girecek.

Karşı çıkanlar da var: Basın özgürlüğünü kısıtlamayı amaçlıyor

Ancak muhalefetteki Bharatiya Janata Partisi sözcüsü Amit Malviya yeni yasanın Kalküta’daki RG Kar Tıp Fakültesi ve Hastanesi’ de bir kadın doktorun yakın zamanda tecavüze uğrayıp öldürülmesinden dikkati uzaklaştırırken basın özgürlüğünü kısıtlamayı  amaçladığını söyledi.

Malvia sosyal medya paylaşımında şunları öne sürdü:

“Mamata Banerjee, Batı Bengal Meclisi’nde kabul edilen yeni Tecavüze Karşı Yasa’nın ardında suç işleme niyetini gizleyemiyor.

RG Kar Tıp Fakültesive Hastanesi‘nde görevli genç kadın doktorun tecavüze uğrayıp öldürülmesinin ardından sivil toplumun kendisine karşı başlattığı öfkeli protestodan dikkatleri başka yöne çekme çabası olmasının yanı sıra, tecavüze karşı çıkarılan yeni yasanın ayrıntılarına bakıldığında, tecavüz vakalarındaki yargı süreçlerine ilişkin haberciliği sınırlamayı amaçladığı ortaya çıkıyor.

Mamata Banerjee neden medyayı susturmaya çalışıyor? Ayrıca, eğer kadınlara yönelik suçlarla mücadele konusunda gerçekten ciddiyse, derhal şunları yapmalıdır:

  • Batı Bengal Meclisi’nde [cinsel taciz sanığı] Şeyh Şah Cihan’ı savundukları için #Sandeshkhali kadınlarından özür dilemeli. 
  •  Şah Cihan’ın yeni tecavüz yasası uyarınca asılarak öldürülecek ilk tecavüzcü olacağını kamuoyuna duyurmalı
  •  Kadınlara yönelik suçları haberleştirirken basın özgürlüğüne ambargo koymayı amaçlayan maddeyi kaldırmalı. 

Amit Malviya, Mamata Banerjee’nin taleplerini hayata geçirmediği sürece samimi olmadığının aşikar olacağını yazdı, “Kadınlara ve küçük kızlara karşı işlenen suçları ele almak için Hızlı Mahkemeler uygulamaktan kaçınırken yeni yasanın arkasına saklanamaz” dedi.

Doktorun cinsel saldırı sonrası öldürülmesi ülkeyi karıştırmıştı

Hindistan, erkeklerin kadınlara yönelik cinsel şiddetinin yaygın olduğu bir ülke. Çok sayıda yerli ve yabancı kadının, ulaşım araçları ve açık alanlar da dahil olmak üzere kamusal alanlarda uğradığı toplu tecavüz ve taciz sık sık medya organlarında haber oluyor, ülke yönetimi ise bu saldırıların önüne geçmekte başarılı olamıyor.

Yeşil NoktaHindistan’da bir doktora tecavüz edilip öldürülmesi ülkeyi karıştırdı

Son olarak Batı Bengal eyaletinin başkenti Kalküta‘da 9 Ağustos’ta devlete ait RG Kar Tıp Fakültesi ve Hastanesi‘nde görevli 31 yaşındaki stajyer sağlık görevlisinin, tecavüze uğrayıp öldürülmesinin ardından ülke genelinde büyük bir öfke dalgası patlamış, günlerce süren protesto eylemleri yapılmıştı.

 

 

Borçka’da Reşit Kibar’ı öldüren Muhammet Ustabaş tutuklandı, ekolojistlerin tepkisi dinmiyor

Artvin’in Borçka ilçesindeki Cankurtaran mevkiinde ağaç kesimine karşı çıkan köylülere  ateş açarak Reşit Kibar’ın ölümüne ve iki kişinin de yaralanmasına neden olan Muhammet Ustabaş tutuklandı.

Ustabaş ile olayda kullanılan ruhsatlı tabancanın sahibi olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Fikret M. jandarmadaki işlemlerinin ardından Borçka Adliyesi’ne sevk edildi. Ustabaş, çıkarıldığı nöbetçi sulh ceza hakimliğince tutuklanırken, Fikret M. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Artvin’e bağlı Hopa / Borçka arasında bulunan Cankurtaran Tüneli’nin açılması ile birlikte boş kalan 17 hektar ormanlık alanın Sit Alanı veya Milli Park’a dönüştürülmesi beklenirken ihaleye çıkartılarak özel bir şirkete ‘Turizm Alanı Kompleksi’ için verilmesine bölge halkı karşı çıkmıştı.

ihale, Yapısoy Limited Şirketi’nin sahibi Yunus Merttük‘e verilmiş, Artvin Orman Müdürlüğü de şirketle “şaibeli ilişkileri” gerekçesiyle köylüler tarafından şikayet edilmişti.

Bölgedeki “Konaklamalı Mesire Alanı Projesi” kapsamında dün (3 Eylül) iş makineleri ormanlık alana girdi. Halk, iş makinelerine engel olmaya çalışınca projeyi yürüten şirketle bağlantılı olduğu iddia edilen Muhammet Ustabaş, köylülere silahla saldırdı. Saldırıda ağır yaralanan Reşit Kibar hayatını kaybederken, iki köylü hafif yaralandı.

Yeşil NoktaHopa’da ormanı koruyan köylülere ateş açıldı: Bir kişi hayatını kaybetti

Artvin Valiliği, saldırının ardından ‘şirket yetkilileri’ olarak nitelendirdiği Muhammet Ustabaş (42) ve Fikret M.’nin (41), olayda kullandıkları tabanca ile birlikte yakalanarak gözaltına alındığını açıkladı.

Şirket, projeden çekildi

Saldırının ardından Merttürk’ün şirketi Yapısoy Beton, projeden çekildiğini açıkladı.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

YAPISOY BETON (@yapisoybeton)’in paylaştığı bir gönderi

Ekoloji örgütlerinin tepkisi dinmiyor

Ekoloji Birliği, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, cinayetin siyasi iktidarın yurdun dört bir yanındaki ormanlık alanları, rant uğruna, halkı hiçe sayarak şirketlere peşkeş çekmesinin, şirketler ile rant ortaklığı kurmasının bir sonucu olduğunu belirtti:

“Bu cinayet, göz göre göre gelen bu katliama karşı, tehditlerle rüşvetlerle sindirilmeye çalışılan köylünün şikayetlerine, suç duyurularına sessiz kalan devlet kurumlarının emniyetinin, valisinin, kaymakamının, savcısının hiçbir işlem yapmaması ve  cinayetin azmettiricisinin de bundan cesaret bulmasının bir sonucudur.”

Jandarmanın cinayete seyirci kalmasını eleştiren Birlik, sürecin takipçisi olacağını duyurdu:

“Çifteköprü köylüsünün, muhtarının, Çifteköprü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin karşı çıktığı projede, yöre halkını değil bir şirketin ısrarını önemseyenlerin amacı nedir biliyoruz!

Anayasal hakkını kullanan silahsız köylünün üzerine silahındaki tüm şarjörünü boşaltma  cesaretini bulan Muhammed Ustabaş’ın arkasında kimler var, biliyoruz!

Olay mahalline çağırılan jandarmanın, failin saldırısı sırasında hiçbir inisiyatif almamasının, katledilen Reşit Kibar’ın kan kaybından ölümüne seyirci kalmasının, hastaneye yetiştirilmesinde köylülere yardımcı olmamasının da araştırılmasını istiyoruz!

Doğa hakkı savunusu yapanları türlü ithamlar, yakıştırmalar ile hedefe taşıyan siyasi iktidarın, faillerin adalet önünde hesap vermeleri için, şimdiye kadar sessiz kalmış kurumlarını çalıştırmasını bekliyoruz!

Bizler, ülkenin dört bir yanındaki ekoloji hareketlerinin bir araya geldiği Ekoloji Birliği  olarak cinayet zanlısının bir an önce hak ettiği cezayı almasını istiyor, sürecin takipçisi olacağımızı duyuruyoruz.

Ormanlarda, dağlarda, ovalarda nöbet tutan, toprağından, havasından, suyundan vazgeçmeyen direnen tüm doğa hakkı savunucularının sesi olmaya, mücadelelerinde dayanışma göstermeye devam edeceğiz.

Muazzam bir coğrafyayı kuzeyinden, güneyine, doğusundan, batısına talana açan bu siyasi anlayışla, işbirliği yaptığı şirketler ve onların tetikçi taşeronlarıyla mücadele etmekten korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Alanlarda, nöbetlerde, davalarda yılmadan topraklarımızı, ormanlarımızı, dağlarımızı tek tek ağaçlarımızı savunmaya devam edeceğiz.

Reşit Kibar’ın mücadelesini, canı pahasına kesilmesine izin vermediği Cankurtaran Mevkisindeki Ormanı yaşatacağız!

‘Bağıra bağıra gelen cinayet durdurulamadı’

Durumun bu vahim hale gelmesine kadar böle halkının hukuk yoluyla yapılabilecek her şeyi yaptığını ancak seslerini duyurup bir sonuç alamadıklarını hatırlatan İklim Adaleti Koalisyonu da “buna rağmen bağıra bağıra gelen cinayet durdurulamadı” dedi.

“Orman talanına karşı gösterilen haklı direniş, halktan gelen tüm itirazlar ve şikayetler, Artvin Ticaret ve Sanayii Odası, Orman Genel Müdürlüğü, Artvin Valiliği ve Artvin Başsavcılığı tarafından tüm ayrıntıları ile bilindiği halde, suçun oluşmasını engelleyecek her türlü bilgiye sahip olan yetkili makamlar, tam bir atalet içinde ne ellerindeki bilgileri ne de yetkilerini kullanmış, neredeyse saldırının gerçekleşmesine göz yummuştur. 

Olayda ihmal yok ise kasıt mı aramalıyız? Yerel halka, çevrecilere, doğayı savunanlara ne söylenmek isteniyor? Ormanını, toprağını, suyunu savunanları, sırtını hukuktan başka dayayacak yeri olmayan bu insanları korkutmak ve sindirmek için kan dökülüyor. Açıkça, yolumuzdan çekilmeyeni öldürürüz deme cüretini gösterdiler. Susacak mıyız? 

Doğa ve yaşam savunucuları olarak bizler ve gerçekleri gören halk, yerel mücadelelerin haklı duruşunu sonuna kadar destekleyeceğimizi, cinayetin işlendiği bugün ilan ediyoruz. Sivil toplum kuruluşlarını, siyasi partileri, sanatçıları ve bu alçakça saldırıyı duyan duymayan  herkesi anayasanın 56. Maddesi gereği yurttaşlık görevini yapmaya davet ediyoruz.  

Reşit Kibar cinayeti, Büyüknohutçular ve Metin Lokumcu cinayetinde olduğu gibi Türkiye’de yaşam savunucuları ve iklim aktivistlerinin ortak davasıdır. Bu davanın tetikçinin yargılanmasıyla sınırlı kalmaması ardındaki azmettiricilere yönelik soruşturmanın derinleştirilmesi için takipçisi olacağız.”

Halk sokağa çıktı

Orman katliamına engel olmak isteyen köylü Reşit Kibar’ın, öldürülmesini Hopa halkı sokaklara dökülerek protesto ederken çok sayıda çevre aktivisti, siyasetçi ve gazeteci  de tepkilerini sosyal medyadan gösterdi.

İklim aktivisti Thunberg, Gazze eyleminde gözaltına alındı

İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, bugün (4 Eylül) Danimarka‘nın başkenti Kopenhag‘da İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının protesto edildiği eylemde gözaltına alındı.

Thunberg’in gözaltın alındığını eylemi organize eden İşgale Karşı Öğrenciler’den bir sözcü duyurdu. Danimarka polisi de yaklaşık 20 kişinin Kopenhag Üniversitesi‘ndeki bir binaya girişleri engellemesinin ve üç kişinin binaya girmesinin ardından altı kişinin olay yerinde gözaltına alındığını doğruladı.

‘Ekstra Bladet’ gazetesi de Greta Thunberg’in ellerinin kelepçeli olduğunun görüldüğü bir fotoğrafı paylaştı.

Greta Thunberg, İsrail’in işgaline ve Gazze’deki vahşete karşı protesto eylemlerine sık sık katılıyor ve bazılarında gözaltına alınıyor. Yakın zamanda da İsveç‘in Malmö kentinde, İsrail’in kentteki Eurovision yarışmasına katılımını protesto ederken yine gözaltına alınmıştı.  Yarışmanın finalinden saatler önce düzenlenen eylemde, göstericiler İsrail’i Gazze Şeridi’nde soykırım yapmakla suçlayan pankartlar taşımış ve “Eurovision soykırımı kutluyor” demişti.

Gazze’de 40 bini aşkın sivil öldürüldü

Hamas‘ın askeri kanadı İzzeddin El Kassam Tugayları‘nın 7 Ekim 2023 tarihinde İsrail’e düzenlediği ‘Aksa Tufanı’ saldırısında 1200 kişi hayatını kaybetmiş, 250’yi aşkın kişi rehin alınmıştı.

İsrail’in sonrasında Gazze Şeridi’ne başlattığını saldırılarda ise bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın olmak üzere en az 40 bin 819 Filistlinli yaşamını yitirdi, 100 bine yakın kişi yaralandı.

AB’den yeni iklim kuralları: Havayolları uçakların buhar izlerini izlemek zorunda

Avrupa havalimanlarından uçuş gerçekleştiren havayolları, jet motorlarından çıkan buhar izlerinin tahmini iklim etkisini ve yıllık olarak yaydıkları karbondioksit miktarını izleyerek, bunu Avrupa Komisyonu‘na bildirmek zorunda kalacak.

Hükümet delegelerinin geçen cuma (30 Ağustos) kabul ettiği yeni kurallara karşı yoğun lobi faaliyetleri yürüten havayolu sektörü, kondens izlerinin etkilerine ilişkin yeterli araştırma verisi olmadığını öne sürmüştü.

Yoğunlaşma izleri; azot oksitler, siyah karbon ve diğer iklime zarar veren maddeler içeriyor ve alçak bulutların aksine yüksek atmosferde bulut örtüsünün oluşmasını sağlayarak ısının hapsedilmesine yardımcı oluyor.

Bazı tahminlere göre bu izlerin küresel ısınmaya katkıları, en az karbondioksit emisyonlarının yüzde 2’sini oluşturan uçuşlar kadar olabiliyor.

Nihai kararlaştırılan metin kapsamında uzun mesafeli uçuşlar için “geçici bir muafiyet” verildi.

Çevre gruplarının eleştirisine neden olan karar göre, kurallar gelecek yıl yalnızca Avrupa Ekonomik Alanı‘ndaki havalimanları arasındaki uçuşlara, yani AB ülkelerine ek olarak İzlanda, Norveç ve İsviçre‘de uygulanacak.

Euronews’e konuşan Brüksel merkezli lobi grubu Transport & Environment‘ın havacılık politikası yöneticisi Krisztina Hencz, “Uzun mesafeli havayolları AB’den bir kez daha ayrıcalıklı muamele görüyor. Bunlar, CO2 dışı konulardaki eylem ve araştırmaları baltalamak için çok çalıştılar ve çabaları için ödüllendiriliyorlar” dedi.

Hencz, havayollarının yasa koyuculardan yalnızca sınırlı bir taviz aldığın da belirterek,  kuralların 2027’den itibaren AB’ye giren ve çıkan tüm uçuşlara genişletileceğini duyurdu.

‘Sürdürülebilir’ havacılık yakıtlarına düzenleme getirildi

Mevzuat, Avrupa’nın emisyon ticareti sisteminde (EU ETS) yakın zamanda yapılan ve belirli şirketlerin saldıkları her bir ton CO2 için ödenek teklif etmeleri gereken reformun ardından geldi. Sözkonusu fiyat şu anda ton başına 70 Avro civarında. Bu da yaklaşık olarak tek bir yolcunun transatlantik gidiş dönüş yolculuğunun emisyonuna eşit.

Yeni AB yasası ayrıca biyoyakıtlardan, organik atıklardan veya yeşil hidrojenden üretilebilen sürdürülebilir havacılık yakıtlarının karbon ayak izinin nasıl tahmin edileceğine dair kuralları da belirliyor.

Buna göre, yaşam döngüsü karbon ayak izi standart kerosenden en az yüzde 70 daha düşük olan herhangi bir yakıt, ticaret şemasının amacı doğrultusunda sıfır emisyonlu olarak derecelendirilecek. Yenilenebilir elektriğin sürdürülebilir yakıtları sentezlemek için kullanıldığı durumlarda ise yeni konuşlandırılmış, özel rüzgar türbinlerinden, güneş panellerinden veya benzer kapasitelerden olması gerekiyor.

Edirne-Kavacıklılar OSB’ye karşı altı yıllık mücadelesini kazandı

 

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Edirne‘nin Uzunköprü ilçesine bağlı Kavacık Köyü’nün merasına yapılmak istenen organize sanayi bölgesi (OSB) projesini oy birliği ile reddetti.

Köylüler, meralarının dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2018’de karma OSB alanı ilan edilmesi ve çevre düzenleme planlarının değiştirilmesi üzerine Danıştay’a başvurarak projenin iptalini talep etmişti. Danıştay 6. Dairesi, 7 Kasım 2022’de verdiği kararla, ‘Tarım ve orman alanlarının diğer kullanımlara açılamayacağı’ gerekçesiyle plan değişikliğini iptal etmişti.

 

Bakanlık ise Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na başvurarak kararı temyiz etti.

Kurul itirazı oy birliğiyle reddederek projeyi iptal etti. Karar taraflara tebliğ edildi.

Tarımsal açıdan birinci öncelikli korunacak alan

Kavacık’ın da içinde bulunduğu Trakya bölgesi Ergene havzasında tarımsal açıdan birinci öncelikli korunacak alan kapsamında ilan edilen bir bölge.

1/100.000 Ölçekli Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası Revizyon Çevre Düzeni Plan raporunda, tarımsal alt bölgeler; sanayi fonksiyonlarının kesinlikle yer almayacağı, tarım ve hayvan yetiştiriciliğini destekleyen, hububat, meyve, sebze üretimi için uygun tarım alanları, meralar, mantarcılık, orman ürünleri, sebze ve çiçek yetiştiriciliği için seralar, depo veya soğuk hava deposu, mandra gibi sadece 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’nun 3’üncü maddesinde tanımlanan tarımsal amaçlı yapılar fonksiyonlarını barındırıyor.

Danıştay, ilk iptal kararında aç ayrı bilirkişi heyeti raporuna referans vermiş; OSB kurulmak istenen hazine arazilerinin tarım fonksiyonu dışında kullanılamayacağı kesin olarak hükme bağlamıştı.

Danıştay kararında ayrıca projenin kamu yararına aykırı olduğuna yer verilmiş; köye  Karma OSB kurulması halinde toprak, orman, su varlıkları, tümülüs, mezarlık, köy ve doğa açısından kamu zararlarının oluşacağı da belirtilmişti.

 

TOD: Ormanların, ‘orman sınırlarından çıkarılması’ altına hücum gibi rant savaşı başlattı

Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile orman alanlarının orman sınırları dışına çıkarılma işlemleri artarak devam ediyor.

Son olarak 31 Ağustos 2024’te Resmi Gazete‘de yayımlanan bir kararla;  6381 Sayılı Orman Kanunu’nun Ek 16. maddesine dayanarak İzmir Bayraklı‘da, ağustos ayı başında çıkan yangınlarda zarar gören ormanlık alanlar orman sınırı dışına çıkarıldı.

AKP İzmir Milletvekili Mahmut Atilla Kaya, yangınların ardından 24 Ağustos’ta yaptığı açıklamada yanan alanların 1 metrekaresinin bile imara açılmayacağını söylemişti.

Yeşil Noktaİzmir’de yanan ormanlar imara açıldı, Belediye dava açıyor

Türkiye Ormancılar Derneği (TOD),  bugün derneğin İstanbul-Kadıköy Şubesi‘nde yaptığı açıklamada söz konusu ek 16. maddenin kaldırılmasını talep etti.

TOD Marmara Şubesi Başkanı Sezai Kaya ile Denetleme Kurulu Üyesi Saime Kırıt‘ın da katıldığı basın açıklamasını dile getiren Orman Yüksek Mühendisi, Yeşil Gazete yazarı Cihan Erdönmez, Türkiye‘nin orman varlığı açısından fakir bir ülke olduğuna, çok eski tarihlerden beri büyük uygarlıklara ev sahipliği yapması nedeniyle yoğun olarak kullanılan ormanların büyük ölçüde yok olduğuna veya tahrip edildiğine dikkat çekti.

Erdönmez, ormanların korunması ve yönetimi konusunda Cumhuriyet döneminden bu yana çıkarılan kanunlarla ilgili şu bilgileri verdi:

“Türkiye’de ormanların korunması ve bilimsel yöntemlerle yönetimi konusunda akılcı adımlar Cumhuriyet dönemi ile birlikte atılmaya başlanmış, 1937 yılında çıkarılan 3116 Sayılı Orman Kanunu bu açıdan dönüm noktası olmuştur. Ne var ki, çok partili rejime geçişten sonra siyasi çıkar hesaplarının konusu olan ormanlar 1980’li yıllardan itibaren de ekonomik çıkar hesaplarının konusu olmaya başlamıştır.

1980’li yıllarda 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun sık sık değiştirilmesi olgusu 2000’li yıllarda daha hızlı bir şekilde yaşanmış, yapılan yasa değişikliklerinin çok büyük çoğunluğu ormanların aleyhine olmuştur.”

Ek 16. Madde, yeni bir 2B tehlikesi yaratıyor’

2018’da kanuna konulan Ek 16. maddenin söz konusu yasa değişikliklerinin en önemlilerinden biri olduğunu belirten Erdönmez, şunları anlattı:

“Bu değişiklikle, illegal yollarla işgal edilmiş orman alanları orman sınırları dışına çıkarılarak işgalcilerin ödüllendirilmesi olanaklı hale getirildiği gibi henüz işgal edilmemiş orman alanlarının da yerleşim alanına dönüştürülmesi amacıyla orman sınırları dışına çıkarılmasının önü açılmıştır. Daha yalın ifadeyle Ek 16’ncı madde ormana ‘Sen artık orman değilsin’ deme yetkisini yaratmış ve bu yetkiyi tek bir kişiye, Cumhurbaşkanına vermiştir.

1970’li yıllarda, önce o zamanki 1961 Anayasası’nın 131’inci, sonra da Orman Kanunu’nun 2’nci maddesi değiştirilerek uygulanmaya başlanan 2b ile 700 bin hektara yakın ormanını kaybeden Türkiye, Ek 16 ile yeni bir 2b tehlikesi yaşamaktadır. Bugüne kadar Ek 16 ile orman sınırları dışına çıkarılan orman alanı miktarı 3 bin 500 hektara yaklaşmıştır. Ancak, Ek 16 ile ilgili herhangi bir yasal zaman sınırının olmaması ve son zamanlarda sıklaşan Ek 16 kararları dikkate alındığında, bu miktarın gelecekte çok daha yüksek bir düzeye ulaşacağı tahmin edilmektedir.”

‘Altına hücum gibi rant savaşı başladı’

Türkiye’nin dört bir yanında adeta Ek 16 başvuru acenteleri oluşmaya, orman bölge müdürlüklerine Ek 16 ile orman sınırları dışına çıkarılması talep edilen orman alanları için dilekçeler yağmaya başladığını anlatan Erdönmez, gereksiz yere yaratılan bu kaotik durum ‘altına hücum’ gibi bir rant savaşına dönüşmüş ve kaybeden her zaman olduğu gibi orman, doğa ve halk olmuştur” dedi.

Bayraklı’da daha önce de ormanların imara açılması Danıştay’dan dönmüştü

Açıklamada, Bayraklı’daki ormanlık alanların bir kısmının, İzmir Depremi’nin ardından  imara açıldığı ve kararın Danıştay‘dan dönmesine rağmen, aynı alanın bir kez daha imara açılmak istendiğine vurgu yapıldı:

“Bu kararı daha iyi anlayabilmek için bir miktar geçmişe dönmemiz gerekmektedir.

2020 yılında yayımlanan bir Cumhurbaşkanı Kararı ile İzmir Bayraklı’da yaklaşık 375 hektarlık bir orman alanı orman sınırları dışına çıkarılmıştı. 2020 yılında orman sınırları dışına çıkarılan bu alanlar, daha önceden üzerinde orman örtüsü olmayan ve bu nedenle büyük ölçüde erozyonun yaşandığı alanlardı. 1995 yılında yaşanan büyük sel felaketi de bu alanların orman örtüsüne sahip olmamasıyla ilişkiliydi. Bu nedenle, söz konusu alanlar bin bir emekle ormana dönüştürüldü. 2020 yılındaki orman sınırı dışına çıkarma kararının gerekçesi ise İzmir depremi nedeniyle ortaya çıkan konut ihtiyacını karşılamaktı. Oysa bilimsel çalışmalar İzmir’de binlerce boş konutun olduğunu ortaya koyuyordu. Rant hırsı bilimi yendi ve söz konusu alanlar TOKİ’ye verildi. Orman yok edilerek üzerine binlerce konut inşa edildi.

TMMOB bu karara karşı; ‘alanın Laka Deresi havzası içinde kaldığı, 1995 yılında bu havzadan gelen sel nedeniyle İzmir’de birçok vatandaşımızın hayatını kaybettiği, bu felaket nedeniyle bu havzada yüzeysel akışın bertaraf edilmesi amacıyla çalışmalara başlanarak 1.326 hektarlık hazine arazisinin OGM’ye tahsis edildiği ve orman rejimi içine alındığı, bu sayede sahada erozyon kontrolü ve ağaçlandırma yapıldığı ve sel felaketlerinin önüne geçildiği, sahanın yeniden yapılaşmaya açılmasının daha önce yaşanana benzer şekilde yeni felaketlerin önünü açacağı, amenajman planında verimli orman durumunda olduğu, bu haliyle orman sınırları dışına çıkarılabilecek alan olarak kabul edilemeyeceği, sahanın orman sınırları dışına çıkarılmasının yeşil alan bakımından sınırlı olanaklara sahip İzmir kenti için hayati önemde bir kayba neden olacağı’ gerekçeleriyle dava açtı ve Danıştay, 13.10.2023 tarihinde yapılan işlemin iptaline kararı verdi.

31 Ağustos 2024 tarihli Cumhurbaşkanı kararı ile orman sınırları dışına çıkarılan alan Danıştay’ın iptal ettiği 2020 tarihli karardaki alanla birebir aynı. Yani, yargının iptal ettiği karar göz ardı edilerek aynı alanlarla ilgili ikinci bir karar alındı.

Hatırlanacağı gibi, kısa bir süre önce İzmir’de büyük bir yangın çıktı ve söz konusu kararlara konu alanın bir kısmı da bu yangında yandı. Son Cumhurbaşkanı Kararı ile orman sınırları dışına çıkarılan 375 hektarlık orman alanının yaklaşık 90 hektarı bu yangında zarar görmüş orman alanıdır.”

Anayasa’ya aykırı

Anayasa’nın 169’uncu maddesine göre; ‘Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirileceği, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamayacağının’ hüküm altına alındığı hatırlatılan açıklamada, son Cumhurbaşkanı Kararıyla yargı kararlarına uymamakla kalınmadığı, aynı zamanda en üst düzey hukuk normu olan Anayasa hükümlerine de uyulmadığı kaydedildi:

“Türkiye’nin bir metrekare daha ormanını kaybetmeye tahammülü bulunmamaktadır. İklim krizi ve biyolojik çeşitlilik kayıpları ile karakterize olan böyle bir çağda, gıda ve su krizinin ayak seslerinin zaten hissedildiği coğrafyamızda ormanlar aleyhine olan her gelişme telafisi mümkün olmayan ekolojik ve sosyal yaralara dönüşecektir.

Türkiye Ormancılar Derneği, var oluş amacı doğrultusunda ormanın ve geniş halk kesimlerinin yanındadır. 100 yıllık köklü bir kurum olan Derneğimiz ormana zarar veren her unsurun halka zarar vereceğinin bilinciyle, pek çok farklı gelişmeyi olduğu gibi Ek 16 konusunu da kaygıyla takip etmekte; Ek 16’nın Orman Kanunu’ndan bir an önce kaldırılmasını ve bugüne kadar bu madde doğrultusunda gerçekleşen orman sınırları dışına çıkarma uygulamalarının iptal edilmesini talep etmektedir.”