Ana Sayfa Blog Sayfa 3846

Cem Yılmaz’ın filmine hem suç duyurusu hem eylem

Bağımlılığa Hayır Derneği Başkanı Orhan Kural, Cem Yılmaz hakkında son filmindeki ‘sigara ve alkol’ sahneleri yüzünden şikayetçi oldu.

Cem Yılmaz’ın son filmi ‘Pek Yakında’ hakkında bazı sahnelerde sigara, içki ve kola içilerek reklam yapıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunan Bağımlılığa ve Sigaraya Hayır Derneği Başkanı akademisyen Orhan Kural, bu kez de dernek üyeleriyle birlikte, filmin gösterildiği bir sinema salonu önünde eylem yaptı.

16 eylem...

Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na gelen Bağımlılığa Hayır Derneği Başkanı ve İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Orhan Kural, hazırladığı suç duyurusu dilekçesini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sundu.

Dilekçede, Cem Yılmaz’ın “Pek Yakında” filmi hakkında, Yıldız Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Öğretim Üyesi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan’ın, “filmde bağımlılığın özendirildiği” değerlendirmelerinin yer aldığı raporunun da bulunduğu aktarıldı.

Şikayetin ardında filmin gösterildiği salon önünde eylem yapan Kural öncülüğündeki grup, ellerinde ‘Şımardıkça şımardın dokunulmaz değilsin’, ‘insanlık suçu işleme’, ‘paraya doymuyor musun’ ve ‘100 bin ölümden sen de sorumlusun’yazılı dövizlerle İstiklal Caddesi üzerindeki FİTAŞ Sinemaları önünde toplandı.

Orhan Kural, eyleme destek için telefonla aradığı Yeşilay yetkililerinin kendisine İlgi alanımıza girmiyor”karşılığını verdiğini aktardı.

(Diken, Al Jazeraa)

İstanbul’da kısa süreli Ebola paniği

Yüksek ateş ve kusma şikayetleriyle başvurduğu Marmara Üniversitesi (MÜ) Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Ebola şüphesiyle izole bir odada müşahede altına alınan Fildişi Sahilli kadına sıtma teşhisi konuldu. Daha sonra Fildişi Sahilli olduğu bildirilen kadının, Burkina Faso uyruklu 22 yaşındaki B.D olduğu kaydedildi.

15 marmara üniversitesi hastanesi

Alınan bilgiye göre, 25 Eylül’de Fildişi Sahili’nden Türkiye’ye gelen 22 yaşındaki kadın, sabah yüksek ateş ve kusma şikayetleriyle aile hekimine gitti. Ardından akşam aynı şikayetlerle MÜ Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuran kadın, Ebola şüphesiyle izole bir odada müşahede altına alındı.

Kadın hastaneye gelmeden önce gerekli önlemler alınarak acil servisin boşaltıldığı öğrenildi. Acil serviste güvenlik görevlileri dahil herkesin maske taktığı görüldü. Hastanın müşahede altına alınmasının ardından dezenfekte edilen acil servise, durumu çok ağır olanların dışında hasta kabul edilmediği kaydedildi.

Fildişi Sahilli kadına, yapılan tetkiklerden sonra sıtma teşhisi konuldu. Hastaya sıtma teşhisi konulmasının ardından, dezenfekte edilen acil servisin normale döndüğü ve hasta kabulüne başlandığı öğrenildi.

Valilikten Ebola Açıklaması 

15.10.2014 Pazartesi günü saat 17.00 sularında, Fildişi Sahili vatandaşı bir kadın hasta Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Polikliniğine başvurmuştur. 25.09.2014 tarihinde Ülkemize giriş yapmış olan hasta Batı Afrika ülkelerinden gelmesi ve yüksek ateşi olması sebebi ile aksi ispatlanıncaya kadar Ebola şüpheli vakası olarak değerlendirilerek, muayene edildiği Acil Servis bölümünde tedbir amacıyla kısa süreliğine hizmete ara verilmiş, içeride bulunan hastaların tedavisineve çok acil hastaların kabulüne devam edilmiştir. Yapılan tetkikler sonucunda hastaya sıtma teşhisi konmuş ve enfeksiyon servisine yatırılarak tedavisine başlanmış olup saat 01.00’dan itibaren Acil Servisin bütün bölümleri hizmete açılmıştır.

Gelenek bozulmadı, Adana’da ağaç kesimi için şafak operasyonu

Adana’da Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesi’nde bulunan ağaçlar, ek bina yapılacağı gerekçesiyle kesildi. Halkın ve hastane çalışanlarının karşı çıktığı kesim, dün (14 Ekim) sabah saatlerinde polis eşliğinde gerçekleştirildi.

13 aşkım tüfekçi hastanesi...

Haziran ayında yapılan eylemden sonra hastane bahçesindeki ağaçlardan geriye kalanlar dün şafak operasyonuyla kesildi. Sabaha karşı hastane bahçesine gelen görevliler, çevik kuvvet eşliğinde ağaçları kesti. 60-70 yıllık çam ağaçları motorlu testerelerle kesilirken, polisler, ağaçların kesildiği bahçeye görevliler dışında kimsenin girmesine izin vermedi.

Polisler, ağaçların kesildiği bahçeye görevliler dışında kimsenin girmesine izin vermedi
Polisler, ağaçların kesildiği bahçeye görevliler dışında kimsenin girmesine izin vermedi

TOKİ tarafından yaptırılacak 200 yataklı hastane için ağaçların kesilmesi gündeme gelince Adana Çevre Platformu, Adana Tabip Odası, TMMOB Adana İKK, SES Adana Şube, Eğitim Sen Adana Şube üye ve yöneticilerinin katılımıyla 12 Haziran’da hastane bahçesinde eylem yapılmıştı. Eylemde, hastane içi yeşil alanların hastaların rehabilitasyonları için önemine dikkat çekilerek “Sağlık Bakanlığı’nın hastane kapasitesini artırmak gibi bir düşüncesi varsa, bunu hastanenin bahçesindeki ağaçlara kıyıp yerine beton dikerek yapmamalı, yeşil alan niteliği taşımayan uygun kamu arazileri üzerinde gerçekleştirmelidir. Bununla beraber bizler kamunun Adana’da hastane yapmak için uygun arazilere sahip olduğunu da biliyoruz” denilmişti.

Hastanede ağaç kesiminin başlaması ile de Adana Ağaçlarına Sahip Çıkıyor Halk Meclisi üyeleri 15 Ağustos’ta alana zeytin fidanları dikmişti. Fidan dikme eylemi sırasında eylemcilerin yanına giden hastane yöneticisi Uzm. Dr. Halil Nacar, yapılan eylemin “kanunsuz” olduğunu öne sürerek “Biz normalde halka hizmet için buradayız. Hastane bahçesine izinsiz fidan dikilerek haksız işlem yapılıyor. Böyle hak aranmaz” demişti.

(Sendika.org)

New York Times, “IŞİD’in elinde kimyasal silahlar olabilir”

IŞİD tarafından kontrol edilen topraklarda bulunan kimyasal silah stoklarının bu örgütün eline geçebileği ileri sürülüyor. İddiaya göre ABD; Irak’ta bulunan kimyasal silahların varlığını örtbas etti. Haberin kaynağı ABD gazetesi New York Times.

12 ışid

Bu çalışmaya göre, Amerikan askerleri 2003 yılında Irak’ın işgali ve Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra 5.000 kimyasal savaş başlığı ya da bomba bulduğunu bildirdi. 2004 ve 2011 yılları arasında en az 17 ABD asker ve yedi Iraklı polis memuru sinir gazı veya hardal gazı kimyasallarına maruz kaldı.

Ancak bu kişiler Pentagon tarafından herhangi bir yaralanmayı önemsememeye teşvik edildi. Irak’ın kimyasal silah depolarını ayrıntıları, Irak ve ABD yetkilileri, redakte edilen istihbarat belgeleri ve askerler ile görüşmeler sayesinde yeni ortaya çıktı.

Eski bir İngiliz komutan da “IŞİD kirli bomba yapımında kullanılacak kimyasallara erişebilir” diyor. Eski albay Hamish de Bretton-Gordon‘ın uyarısı, hardal ve sarin gazı ile dolu iki büyük stoğun güvenli halde olmadığının ortaya çıktığı bir sıraya rastlıyor.

İngiliz ordusunun kimyasal ve nükleer silahları koruma güçlerinin eski komutanı, IŞİD’in kirli bomba yapma kapasitesine sahip olduğu konusunda uyarıda bulunuyor.

Zehirli gazla dolu mermilerin IŞİD tarafından kontrol edilen bölgelerde korumasız halde saklandığı ortaya çıktı. İngiliz eski albay IŞİD’in Suriye’de kimyasal silah kullanmaya kararlı olduğunu gösterdiğini ve Irak’taki ilerlemesi sayesinde bu tür silahlara ulaşabilir halde olduğunu söylüyor.

(BBC Türkçe)

[Dünya Organik Kongresi] Gıda Toplulukları Oluşturmak – Ayşegül Çerçi

Ön konferansta paylaşılanlar ve düşündürdükleri..

Buğday Derneği ev sahipliğinde 13-15 Ekim 2014 tarihleri arasında İstanbul’da yapılan 18. IFOAM Dünya Organik Konferansı kapsamındaki 18 ayrı konudaki ön konferanstan   “Gıda Toplulukları Oluşturmak (Building Food Communities)” konusunda olanı Yeditepe Üniversitesi 26 Ağustos Kampüsünde 11 Ekim 2014, Cumartesi günü dünyanın birçok ülkesinden ve Türkiye’deki gıda topluluklarından 200 kişiye yakın geniş bir katılımla gerçekleşti.

“Gıda Toplulukları Oluşturmak (Building Food Communities)” ön konferansı Yeditepe Üniversitesi'nde gerçekleşti
“Gıda Toplulukları Oluşturmak (Building Food Communities)” ön konferansı Yeditepe Üniversitesi’nde gerçekleşti

Ön konferans,  Buğday Derneği, IFOAM (The International Federation of Organic Movements), URGENCI (The International Network of Community Supported Agriculture Movements) ve DBB (Doğal Besin ve Bilinçli Beslenme Grubu-Ankara) işbirliği ile düzenlendi. Dünyanın dört bir tarafından gelen üreticiler, tüketiciler, araştırmacı ve uzmanlar ile bu alanda çalışan sivil toplum temsilcilerinin katılımı ile konferans; yeni fikirlerin ve deneyimlerin paylaşıldığı samimi ve canlı bir öğrenme ortamı oluşturdu. Yeni uygulamalar için ilham verdi. Hepimizin, gıdamızın üretildiği tarladan soframıza gelinceye kadar geçtiği aşamalara ilişkin düşüncelerimizin ve kaygılarımızın farklı ülkelerde yaşasak da benzer olduğu; ancak her ülkenin bulduğu/tercih ettiği yaratıcı çözümlerin farklı olabileceği ortaya çıktı.

Açılış bölümünde dünyadaki topluluk destekli tarım uygulamaları hakkında pek çok kitabı ve yayını bulunan çiftçi-yazar Elizabeth Henderson, topluluk destekli tarım hareketlerinin uluslararası üst kuruluşu olan Urgenci’nin bu alandaki çabalarından, Buğday Derneğinden Ahmet Berkay Atik ise Türkiye’deki oluşumlardan ve Buğday derneğinin ÇAYEK girişiminden bahsetti. (*)

18. IFOAM Dünya Organik Kongresini düzenleyen Buğday Ekibi toplu halde
18. IFOAM Dünya Organik Kongresini düzenleyen Buğday Ekibi toplu halde

İlk bölümde, topluluk destekli tarım (community supported agriculture) ve katılımcı onay sistemleri (participatory guarantee systems) şeklinde faaliyet gösteren gıda topluluklarının gıda güvenliği açısından önemi vurgulandı ve farklı ülkelerden örnekler paylaşıldı. Hindistan, Çin, Sri lanka, Uganda, Fiji, Fransa ve Türkiye uygulamalarının tanıtıldığı bu bölümde uygulamaların temel ilkelerinin her ülkede aynı olmakla birlikte ülkelerin ve toplulukların kendine özgü sosyal, toplumsal ve fiziksel koşullarına bağlı olarak farklı yapılanma tercihleri olduğu gözlendi.

Ülke örneklerinden öne çıkan özelliklerini kısaca özetlemek gerekirse;

Hindistan

Dünyanın en çok küçük çiftçisine sahip Hindistan’da katılımcı onay sistemi (KOS) yasal olarak tanınıyor, bölgesel KOS Konseyi var ve bütün KOS bilgilerine online olarak erişilebiliyor. Ürünlere KOS etiketi konulabiliyor ancak KOS sistemindeki üreticilere herhangi bir finansal destek bulunmuyor. Hindistan’da gıda güvenliği önemli ve öncelikli konular arasında yer alıyor (Food Soverignty Movement).

Çin

Hızlı kentleşme ve yükselen orta sınıfıyla dikkat çeken Çin’de gıda tüketimi batı tarzı tüketime doğru (daha fazla et ve süt tüketimi gibi) kaymakta ve özellikle değişen yemek kültürü ve gıda güvenliğine ilişkin endişeleri artırmakta. Bu endişelere karşılık topluluk destekli tarım hareketi önemli bir ivme kazanmış  görünüyor (New Rural Initiatives Network).

Son yıllarda organik tarım eğitimli gençlerin ilgisini çekmekte ve gençler küçük arkadaş grupları oluşturarak kentlerden kırsala geçiş yapmaktalar. Genç çiftçiler ayrıca düzenledikleri okul bostanları, çiftlik gezileri gibi çok çeşitli etkinliklerle de tüketicilerin dikkatini çekmeyi başarıyorlar. Kırsal nüfusun ve çiftçilerin giderek yaşlandığı Çin’de her ne kadar eğitimli gençlerin köylere dönüşüne şaşıran yaşlı çiftçiler “Biz sizi üniversiteye gönderdik, siz neden geri geliyorsunuz?”  diye şaşkınlıklarını ifade etse de ülke açısından bu değişimin özellikle gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik açısından faydaları olumlu bulunuyor.

Çin’de 500’den fazla TDT (Topluluk Destekli Tarım) oluşumu faaliyet gösteriyor ve girişimlerin çoğunlukla orta yaşlarda, halihazırdaki işini bırakıp tarıma yönelen kimseler tarafından yürütüldüğü, genç çiftçilerin ise sosyal medyayı (Weibo platformu) özellikle etkin kullandığı ve köydeki hayatlarına ilişkin paylaşımlarının dikkat çektiği belirtildi.

Sri Lanka

Sri Lanka’dan katılan The Good Market KOS, 32 üretici ile başlayıp bugün 100’den fazla üreticinin dahil olduğu, 1.000’den fazla facebook takipçisi olan bir sosyal girişimcilik örneği.

Çiftlik ürünleri için standartlar 4 aşamalı belirlenmiş;

ifoam 7

1) Organik üretim

2) IFOAM organik standartında üretim

3) Üçüncü taraf sertifikasyonu

4) Orman ürünlerinin (forest gardens) sertifikasyonu.

Ancak bu yılın Şubat ayından itibaren yalnızca organik üretim seviyesi artık yeterli kabul edilmiyor. Sri Lanka iklim özellikleri nedeniyle baharatlar, sert kabuklu yemişler, palmiye şurubu gibi doğrudan ormandan elde edilen ürünler yönünden çok zengin ve yerel biyoçeşitliliğin korunması açısından orman ürünleri çok önemli. Dolayısıyla sertifikasyonu da önemli bir işlevi yerine getiriyor. Good Market ayrıca kümes hayvanları ve yerel el sanatları konusunda da KOS standartları belirlemeye çalışıyor.

Uganda

Uganda’dan sunulan FreshVeggies örneği ise TDT ile KOS uygulamasının birlikte olduğu karma bir yapı. Bir taraftan KOS’ta olduğu gibi üreticilerin birbirini ziyaret ederek bilgi ve deneyim paylaşımı olurken diğer tarafta üye ailelere taze meyve ve sebze sunumu yapılıyor. Üreticilerin birlikte ve toplu olarak pazarlama çalışmaları yapmalarına destek olunuyor ve üretimlerde Doğu Afrika Standardını talep ediliyor.

Fiji

KOS topluluklarına farklı bir örnek Fiji’nin Cicia Adasından sunuldu. Adada bir süre önce sakinlerinin ve yerel topluluk liderlerinin desteğiyle tüm üretimin organik yapılmasına karar verilmiş ve tüm ada üreticileri yüksek maliyetli üçüncü taraf sertifikasyonu yerine kendi kendilerini sertifikalandırmayı seçmişler. Organic Cicia adıyla anılan proje özellikle adadaki gıda güvenliğinin sağlanması ve bulaşıcı olmayan hastalıkların önlenmesinde önemli bir rol üstleniyor.

Fransa

Gıda topluluklarında teknoloji kullanımına ilişkin ilgi çekici bir örnek de Fransa’dan katılan La Ruche Qui Dit Oui (Food Assembly) isimli web platformu projesiydi.

Küçük çiftçiler ile tüketicileri internet ortamında biraraya getiren proje 2010 yılında başlamış, internet üzerinden sipariş ve ödeme imkanı sağlıyor. Portal üzerinde yapılan alışverişin fiziksel teslimatı ise üreticinin belirlediği ve tüketicilere de uygun bir mekanda gerçekleştiriliyor. Lojistik hizmetlerini üreticiler ya da üretici/tüketiciler birlikte üstleniyor. Web portalını kullanan topluluk belirli bir oranda komisyon ödüyor. Gönüllü çalışma gerektirmeyen bu sistemde halihazırda  4.000 çiftçi ve 600 topluluk yer alıyor. Sistemin işleyişi için 15 kişi çalışıyor ve yakında Belçika, İtalya ve İngiltere’de de tanıtmayı planlıyorlar.

Türkiye

Konferans katılımcılarına Türkiye’den sunulan KOS örnekleri ise Ankara DBB, ÇAYEK ve BÜ-KOOP uygulamaları DBB grubundan Ceyhan Temürcü tarafından anlatıldı. Doğal Besin ve Bilinçli Beslenme Grubu ile Çanakkale Ekolojik Yaşam İnisiyatifinin tamamen vatandaş oluşumları olduğu, en az organik tarım standardını talep ettikleri ve yasal bir statülerinin bulunmadığı, Boğaziçi Mensupları Tüketim Kooperatifi olan  Bü-KOOP’un ise bir tüketim kooperatifi olarak örgütlendiği ve doğa dostu tarım üretimi yapan küçük ve örgütlü üreticilerle çalıştığı belirtildi.  Başarılı bir KOS olarak 2009 yılında kurulan DBB’nin işleyişi özetlenerek, lojistik destek sunmayan DBB’nin temel işlevinin üreticiler ile bilinçli tüketiciler arasında karşılıklı güvenin oluşturulmasını sağlamak olduğu vurgulandı.

Poster Sunumu

ifoam 3

Poster sunumu bölümünde Türkiye’den ve dünyadan 20’ye yakın çeşitli TDT ve KOS gruplarının, sivil toplum kuruluşlarının posterleri yer aldı. Türkiye’den sunulan posterler arasında Yeryüzü Derneği Topluluk Destekli Tarım  Projesi, DBB, Güneşköy, Kırsal Turizm Derneği, Nusratlı Köyü Turizm Kalkınma Projesi vardı.

Fishball Yöntemi ile Toplantı

İrlanda, Hırvatistan, Amerika Birleşik Devletleri ve Filipinler

Balık kavanozu (fishball) adı verilen yöntemle yapılan yuvarlak masa toplantılarında ise İrlanda, Hırvatistan ve Amerika Birleşik Devletleri’nden katılımcılar TDT alanındaki gelişmeler ve zorluklardan bahsetti. Öne çıkan gelişmelerden bir tanesi ABD’de işyerleri üzerinden kurulan TDT gruplarının sayısının giderek artması olduğu belirtildi. İrlanda ve Hırvatistan’da henüz yeni gelişme aşamasında olan TDT uygulamalarında lojistik ve tüketicilerin katılımının sağlanması konusunda zorluklar olduğu vurgulandı. Hırvatistan tüketicilerin ilgisini canlı tutabilmek için TDT dergisi çıkarmaya başladıklarını belirtti. Hırvatistan örneğinde ayrıca TDT’nin grup dinamiklerinin olumlu etkilerinden ve dayanışmadan duyulan memnuniyet dile getirildi. ABD’den katılan 52 çiftliğin dahil olduğu  FairShare oluşumu TDT örneklerinin başarısı için network oluşturmanın önemini vurguladı ve ağların gücünün politik yansımaları da olmasının mümkün olduğunu belirtti. Filipinler katılımcısı ise ülkesindeki TDT uygulamalarında farklı kesimlerin teşvik edici olduğunu, örneğin bazı kilise rahiplerinin TDT’yi desteklediğini belirtti. Ürünlerini kiliseye getiren çiftçinin pazar ayini sonrasında rahibin duyurusu ile topluluğa dağıtım yapabildiğini ve böylece dağıtım sorununu çözebildiğini anlattı.

Yeryüzü Derneği TDT projesi katılımcısı dağıtım problemine dikkat çekti, yerel yönetimlerin dağıtım için yer göstermesinin faydalı olabileceğini belirtti. Güneşköy’den İnci Gökmen Hocamız Türkiye’de ilk topluluk destekli tarım projesini başlatan Buğday Derneğini ve kurucusu sevgili Victor Ananias’ın Güneşköy projesine verdiği destekleri hatırlattı ve bir kez daha Victor’u saygı, sevgi ve özlemle anmamıza vesile oldu. Nusratlı Köyü Turizm Kalkınma projesinden Süheyla Doğan, kadın emeği ve kadın çiftçilerin imkanlarının artırılmasının önemine dikkat çekti, TDT ve KOS projelerinde teknoloji kullanımının süreci kolaylaştırdığını ancak kırsalda yaşayan küçük çiftçilerin internet erişimi ve kullanım bilgisinin yetersiz olabildiği durumlarla sıkça karşılaşıldığını belirterek sistemin yaygınlaşması için bu sorunun da çözümü gerektiğini belirtti.

Sistem Nereye Doğru Evriliyor?

Yine fishball yöntemiyle yapılan KOS yuvarlak masa toplantılarında ise sistemin nereye doğru evrildiği, çok fazla düzenleme ile resmi bir yapıya mı dönüştüğü, gelecekte KOS yöntemi üçüncü taraf sertifikasyonuna alternatif olarak kalabilecek mi, gönüllü destekler ile profesyonel destek arasında denge nasıl olmalı sorularına cevap arandı.

Bu bölümde Hindistan katılımcısı sertifikasyonun KOS sistemi ile başladığını, ancak zaman içinde üçüncü taraf sertifikasyonuna dönüştüğünü, bu anlamda KOS sisteminin üçüncü taraf sertifikasyonuna alternatif değil yalnızca farklı bir yaklaşım olduğunu belirtti. Üçüncü taraf sertifikasyonun aslında ürünün gerçekten organik olup olmadığını bilmeyen aracı için gerekli olduğunu, üreticisini tanıyan yerel tüketici için ise KOS sertifikasının yeterli güveni oluşturduğunu ifade etti. Çünkü KOS sisteminde yalnızca üretici değil tüketicinin de katılımı ve sorumluluk alması gerekiyor. Dolayısıyla üretim alanlarını seyrek aralıklarla ziyaret eden üçüncü taraf sertifikasyon firması yerine KOS üreticileri ve tüketicileri arasında kurulan güven ilişkisinin daha etkili bir mekanizma olduğu belirtildi.

Öte yandan, üretici ve tüketicinin birbirlerini tanıyarak oluşturdukları güvenin yerine resmi kuruluşların devreye girmesi talep edildiğinde, aslında sisteme topluluk dışından kontrol ve müdahalenin yolu açılmış ve KOS sisteminin üçüncü taraf sertifikasyona alternatif olma özelliği bir bakıma ortadan kalkmış oluyor. Örneğin, KOS sertifikasyonunun hükümet tarafından resmen tanındığı Brezilya’da düzenlemelerin ve bürokrasinin fazlalığı nedeniyle etkinliğin kaybedildiği endişesi ortaya çıkmış durumda. Tartışmanın genelinde, her ülke bağlamında KOS işleyişinin farklı olabileceği, özellikle pazar ve topluluk büyüdükçe üretici ile tüketicinin birbirini tanıması zorlaştıkça karşılıklı güven artırıcı tedbirlere daha fazla ihtiyaç duyulabileceği anlaşılmaktadır.

Lost in Translation

ifoam 2

Konferansın en ilginç anlarından birisi ise konuştuğumuz dilin değil, söyleyecek sözümüzün önemli olduğunu hatırladığımız dakikalardı; Brezilyalı katılımcının Portekizce konuşmasının, önce Perulu katılımcı tarafından İspanyolcaya çevrilmesi, ardından Bolivyalı katılımcının bu sözleri İspanyolcadan İngilizceye çevirmesi ve izleyicilerin de bütün bu olan biteni anlama çabası görülmeye değerdi. Tabii aynı zamanda simultane çevirinin de İngilizceden Türkçeye yapıldığını belirtmek gerek. Ancak sonuçta, topluluk olarak çeviri içinde kaybolmadık, mesaj anlaşıldı. Böylece açık kalple ve iyi niyetle etkili iletişimin mümkün olabileceğini ilk elden deneyimledik.

Yeni fikirlere ve oluşumlara ilham vermesi dileğiyle..

 

(*) Gıda toplulukları hakkında daha detaylı bilgi için;

1)http://gidatopluluklari.org/

2)http://yesilgazete.org/blog/2014/07/28/topluluk-destekli-tarim-uygulamalari-1-aysegul-cerci/ 

3)http://yesilgazete.org/blog/2014/07/30/dunyada-ve-turkiyede-topluluk-destekli-tarim-uygulamalari-2-aysegul-cerci/

Ayşegül Çerçi

 

 

Ayşegül Çerçi

Kobanê yangını – Mithat Sancar

Bağıra çağıra “geliyorum” diyen felaket, maalesef geldi. IŞİD’in Kobanê’ye yeniden saldırması, felaketin başlangıcıydı.
IŞİD, önceki saldırılara nazaran çok daha ağır silah donanımıyla ve kalabalık birliklerle Kobanê’yi kuşattığı anda, dönüşü çok zor bir yola girildiği belliydi. Bu yolun sonunun Kürtler ve Türkiye açısından bir “felaket” olabileceği aşikârdı.

IŞİD’in ilerleyişini durduracak “dışarıdan bir müdahale” olmadığı takdirde, kuşatmanın giderek daralacağı ve savaşın Kobanê merkezine kayacağı görülüyordu. IŞİD’in silah ve lojistik beslenme konusundaki bariz üstünlüğü karşısında, YPG’nin direnişinin bu gelişmeyi önleyemeyeceği, en fazla geciktirebileceği ortadaydı. IŞİD’in şehre girmesi ise, tam anlamıyla bir felaket demekti. IŞİD Kobanê’ye girince, şehir hemen düşmüş olmayacaktı, YPG sonuna kadar direnecekti. Ama bedel çok ağır olacaktı. Her gün onlarca insan ölecek ve yaralanacaktı. IŞİD’in şehri yakıp yıkmak ve sivilleri kitlesel bir şekilde katletmek için her şeyi yapacağı da kesindi. Bu ateşin Kobanê’yle sınırlı kalmayacağını, hızla ve şiddetlenerek Türkiye’yi saracağını anlamak için derin analizlere ihtiyaç yoktu, çıplak bir bakış yeterliydi. Bunun anlamı da “felaket”ten başka bir şey olmayacaktı. Şimdi tam bu noktadayız, “felaket”in içindeyiz.

Lakin bu “felaket” kaçınılmaz bir şey, bir kader değildir. Bunu savmak mümkün, hatta buradan bir “erdem”le çıkmak bile hiç zor değil.
Felaketi defetmek için yapılması gerekenler, şimdiye kadar yapılmayanlardır. Yani IŞİD’in Kobanê’ye doğru ilerlemesini ve şehir merkezine girmesini engellemek için ne yapılması gerekiyor idiyse, onlar…

IŞİD kuşatmasının sıkılaştığı ve çatışmaların yoğunlaştığı günlerde, önerilen iki çare vardı: Kobanê’ye, daha doğrusu orada direnen YPG’ye silah yardımı ve koalisyon güçlerinin IŞİD mevzilerini bombalaması.

Her iki konuda da kilit Türkiye’nin elinde. YPG’ye silah yardımı bakımından bunda tereddüt yok. Türkiye izin vermedikçe, Irak Kürdistan’ından veya başka kaynaklardan gelebilecek silahların Kobanê’ye ulaştırılması mümkün değil. Zira Kobanê, üç cepheden sarılmış durumda. Dünyaya açılan tek penceresi kuzey bölgesi, yani Türkiye sınırı.

IŞİD’in elindeki ağır donanımlara, özellikle tanklara karşı kullanabileceği silahları YPG’ye ulaştırmak için, şu an görünen tek seçenek Irak Kürdistanı’ndan Kobanê’ye Türkiye üzerinden bir koridor açmak. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani, kendilerinin buna hazır olduklarını belirtti. Birkaç gün önce Barzani’nin Türkiye’den bu konuda izin talebinde bulunduğuna dair haberler de çıktı.
Türkiye, bugüne kadar buna yanaşmadı. Hükümetin ve ona yakın çevrelerin gerekçelerinden biri, bunun IŞİD’le açık bir savaşı göze alma anlamına geldiği ve bunun da ağır sonuçları olacağı şeklinde. Diğer gerekçe de, kabaca söylersek, YPG’ye silah yardımına izin vermek, PKK’yi silahlandırmak olacaktır; Türkiye bunu yapamaz.

Her iki gerekçe de sağlam ve inandırıcı değil. Türkiye, IŞİD mi Kürtler mi tercihinden kaçamayacağı bir noktaya gelmiş durumda. Zaten IŞİD’i kolladığı, dolayısıyla Kobanê’deki saldırıdan sorumlu olduğu yönünde Kürtlerin önemli bir bölümünde güçlü bir algı, hatta kesin bir inanç var. Sadece Kobanê’yi değil, Rojava’nın diğer bölgelerini de tehdit eden ağır bir talanı ve muhtemel bir katliamı önlemek en çok ona bağlıyken, Türkiye’nin bunu yapmaması, objektif olarak Kürtlerle yıkıcı bir savaşı göze aldığı anlamına gelecek.

Son haftalarda ciddi hasar görmesine rağmen her iki tarafın da henüz resmen bitirmediği çözüm süreci, bu açıdan büyük imkân sunuyor. Bu imkânın hayata geçmesi için ön şart, hükümetin sürecin Türkiye’yle sınırlı olmadığını ve Rojava’yı “doğal olarak” kapsadığını kabul etmesi; bunun da ötesinde, Rojava’nın bu sürecin aşil topuğu olduğunu görmesidir. Esasen sürecin nihai hedefinin ve anlam çekirdeğinin, bu sınırları fiilen kaldırmak ve/veya anlamsızlaştırmak olduğu, başından beri konuşuluyor. Sürecin tarafları, farklı hesap, biçim ve gerekçelerle de olsa, bu hedefi benimsemiş görünüyorlar.

Kobanê’deki ateşin Türkiye’ye düşmesiyle birlikte, hükümet yetkililerinin sıkça kullandığı “sınırlarımızın dışındaki olaylar” ifadesi, bu hakikati kabullenmekte zorlandığını gösteriyor. Bu inkârın, Kürtler için acı bir alay; politik açıdan da, sinizmden yıkıcılığa doğru hamle olma dışında bir anlamı yok.

Kobanê direnişine destek amacıyla başlayan gösterilerin hızla bir iç savaş havasına evrilmesi, tehlikenin ne kadar içeride, yakın ve yakıcı olduğunu gösteriyor. Lakin bu felaket ortamını bir erdeme dönüştürmek, yani Türkiye’yle Kürtler arasında eşitlikçi ve demokratik bir ittifaka dönüştürmek için hâlâ vakit çok geç değil.

Ve insanlığın acı tecrübelerinden damıtılmış bir uyarı herkese: “Bütün iç savaşların ortak paydası, yıkım ile özyıkım arasındaki ayrımın ortadan kalkmasıdır.’ İç savaşların galibi olmaz. Adil bir barıştan ise hiç kimse kaybetmez…

Mithat Sancar – basnews.com

Soma’da 475 ağaç kesildi, köylülerin direnişi devam ediyor

Soma’ya bağlı Yırca Köyü’nde Kolin Şirketler Grubu’nun Kömürlü Termik Santral yapma gayesi ile hukuksuz şekilde Zeytin ağaçlarını köylülerinin her türlü itirazına karşın kesme işlemi bugün de devam etti.

10 yırca köyü

17:25

“Dün akşam itibarıyla 227 ağaç kesilmişti. Bu sabah saat 07:30’da 15 dakika içinde 149 ağaç kesildi. Kolin şirketi için çalışan Yeniçeri özel güvenlik şirketi elemanları Kolin’in işlediği suça iştirak ettiler ve kesimi engellemeye çalışan köylüleri ve Greenpeace üyelerini engelledi. Bu sırada ilk olarak zaten jandarma hukuksuz kesimden haberdar edilmişti. Direniş sonrasında kesim jandarmanın gelişine dek durduruldu. Jandarma komutanı açık olarak yapılan kesimin suç olduğunu ve hukuksuz olduğunu söyleyerek tespit yaptı ve güvenlik elemanlarının ifadesini aldı.  Hem Kolin köylüler ve Greenpeace üyelerinden şikayetçi oldu hem de köylüler ve GP üyeleri şirketten, kolin yk’sından ve özel güvenlik şirketinden. Bu işlemi jandarma dünkü iki kesim sonrasında da yapmış ve ilk işlemden sonra yine kesim yapılmıştı. Yani gerçek, jandarmanın bu konuda yaptırımı olmadığı ve buradaki sorumluluğun kaymakamlık ve Valilik makamı olduğu.

Bugün şirketin YK üyesi Arzu Atik şirket avukatı aracılığıyla ağaçları 2 günde kesecekleri bilgisini köylülere  iletti.

Ardından saat 14:20’de yine şirket çalışanları hızarlarla alana girdiler.  Bağ evinden 500 m uzaklıktaki alana ulaşıncaya kadar 99 ağaç kesilmişti. Bu sefer kesenlerle karşılaştık ve bizi görünce iki kamyonet de kesenlerle birlikte yüzlerini saklayarak uzaklaştı.

Bu durumda kesilen toplam ağaç sayısu 475’i buldu.

Olayın ardından İlçe jandarma ve karakol komutanları gelip yine aynı işlemleri yaparak aynı bahanelerle alandan ayrıldılar.

Bu sırada avukat Deniz Bayram;  savcılığa; Vali, Kaymakam, İlçe Jandarma Komutanı ve Tarım İlçe Md. aleyhinde suç duyurusunda bulundu.

Şu anda CHP Manisa milletvekili Özgür Özel; Yırca’da 16:20’da bir basın açıklaması yaptıktan sonra köylülerle birlikte Kolin’in şantiye alanına giderek idari yöneticilerle görüşmek istediğini söyledi. Bir saat kadar bekledikten sonra az önce Özgür Özel bir grup köylüyle yönetimle görüşmek üzere binaya girdi.

Şu anda jandarma şantiye alanına girdi.

Kaymakamın Soma’da yaydığı dedikodu: çiftçiler şirketle anlaştı.Bu iş bitti. Köylüler ise Kaymakamın iddialarını şiddetle yalanlıyor ve direniş sürüyor”

**** GÜNCELLEME ***

Bu haberin sonrasında yaşanan gelişmeler

18:25
Milletvekili Özgur Özel, Kolin’in şantiye alanına girip yöneticilerle konuşmak için girdiği bina içerisinden cikti: Guvenlik sefinin koylulere tehtid ve saldirilari hakkinda toplu ifade verildi. Icerideki guvenlik gorevlileri ifade veriyor, pismanliklarini belirttiler. Milletvekili Ozgur Ozel guvenlik gorevlilerine sirketten bir emir geldiginde ‘polis degilim, jandarma degilim’ demelerini salik verdi. Koylu ister koyde, ister nobet evinde, ister zeytin bahcesinde nobete devam edecek. Aksam 8.30da nobet evinde bulusulacak.

19:15
Jandarma güvenlik görevlilerinin saldırı ve tehditine maruz kalan köylülerin ifadelerini almak icin nöbet evine geldi

20:30

Kolin Grubu tarafından çit çekilen, Zeytin Ağaçlarının kesildiği 400 dönümlük alanın yanında kurulan Nöbet Evi’nde toplantı yapılacak şimdi Bundan sonra nasıl bir aksiyon alınacağı hakkında bir yol haritası üzerinde konuşulacak

 

 

Ayşe Ceren Sarı

(Yeşil Gazete)

[Dünya Organik Kongresi] Ekolojik Dönüşüm için Sivil Manifesto

Bugün sona erecek 18. Dünya Organik Kongresi’nin (IFOAM Organic World Congress) ikinci gününde “Kent-Kır İlişkisinde Ekolojik Dönüşümü Yakalamak İçin
SİVİL MANİFESTO” okundu.

Sivil Manifestoyu Buğday Derneği'nden Gizem Altın Nance ile Ormanevi Kollektifi'nden Volkan Büyükgüngör okudu
Sivil Manifestoyu Buğday Derneği’nden Gizem Altın Nance ile Ormanevi Kollektifi’nden Volkan Büyükgüngör okudu

Türkiye’de gıda ve biyolojik çeşitlilik konusunda faaliyet gösteren sivil platform ve örgütlerin bir araya gelip kaleme aldığı Sivil Manifesto, 18.IFOAM Dünya Organik Kongre’sinin yaklaşık bin uluslararası katılımcısına okundu. Manifesto, kongrede bulunan uluslararası katılımcılara, kanun yapıcılara, uygulayıcılara ve halka çağrı niteliği taşıyor. Manifestonun imzacıları, okunan bildirinin takipçisi olacaklarını ifade ettiler.

Ekoloji ile ilişkili sivil toplum kuruluşlarının da da imzacı olarak katıldıkları Sivil Manifesto’yu Buğday Derneği’nden Gizem Altın Nance ile Ormanevi Kollektifinden Volkan BüyükGüngör kongre katılımcıları ile paylaştı.

Sürdürülebilir, sağlıklı ve adil gıda için çalışan örgütler, 18. Dünya Organik Kongresi’nden önce bir araya gelerek, Kongre’de okunmak üzere bir manifesto oluşturdu. Manifesto, gerçek gıdaya ulaşım ve sürdürülebilir bir gelecek için yapılması gerekenlerin bir özeti.

“Kent-Kır İlişkisinde Ekolojik Dönüşümü Yakalamak İçin” temalı Sivil Manifesto, gıda güvenliğinden tarımsal biyolojik çeşitliliğe, üretici ve tüketicilerin bilgilenme ihtiyacından sağlıklı gıdaya erişimine kadar pek çok konuda, üretim ve tüketim yöntem ve ilişkilerinin yeniden tanımlanması gerekliliğinden yola çıkarak hazırlandı.

Manifestoda, gıda güvenliğinin sağlanmasının en önemli adımlarından birinin, üretici ve tüketici arasındaki bağların güçlendirilmesi, yani herkesin “türetici” olmasıyla mümkün olabileceği belirtildi.

Yeşil Gazete olarak bizim de imzacısı olduğumuz, “Kent-Kır İlişkisinde Ekolojik Dönüşümü Yakalamak İçin SİVİL MANİFESTO”nun tam metnini sizlerle paylaşıyoruz.

Kent-Kır İlişkisinde Ekolojik Dönüşümü Yakalamak İçin SİVİL MANİFESTO

Ekolojik tarım, gerçek gıda, sağlıklı beslenme ve tüketim alışkanlıklarıyla ilgili sivil örgüt, inisiyatif, girişim temsilcileri ve bireyler olarak, gıda güvenliğinden tarımsal biyoçeşitliliğe, üretici ve tüketicilerin bilgilenme ihtiyacından sağlıklı gıdaya erişimine kadar pek çok konuda, üretim ve tüketim yöntem ve ilişkilerinin yeniden tanımlanması gerekliliğinden yola çıkarak, aşağıdaki manifestoyu karar vericilere ve kamuoyuna sunuyoruz.

Tüketim toplumu olmanın getirdiği yaşam tarzını doğa dostu ve adil bir yapıya dönüştürmek isteyen, doğal kaynakların ve yabani türlerin tükenişinden endişe duyan, kültürel değerlere sahip çıkan, küçük üreticiyi destekleyen, gıda zincirinde sorumluluk almak isteyen bireyler olarak, soframıza gelen gıdalar ve üretim süreçleriyle daha yakın bir bağ kurmak istiyoruz.

Bunun, üreticilerle tüketiciler arasındaki bağların güçlendirilmesiyle, yani herkesin türetici* olmasıyla mümkün olabileceğini düşünüyoruz. Küreselleşme ve yerelleşme kavramlarının yarattığı kutuplaşmadan sıyrılmak gerektiği; çözümün, türetici olmaktan geçtiği ve bunun hepimizi özgürleştireceği kanaatindeyiz. Bunun için türeticileri destekleyen mekanizmalar hayata geçirilmelidir.
Önerdiğimiz çözümlere ortak olmaya hazırız…

Ekolojik yaşam bilgisi, okuldan hastaneye toplumun bütün kesimleriyle paylaşılmalı ve yaygınlaştırılmalıdır. Hem içerik, hem de uygulama konusunda sivil örgütler ile işbirliği yapılmalıdır. Yerelliğe önem veren ve küçük çiftçiyi koruyan modeller çoğaltılmalı, bu modellere erişimin yaygınlaştırılması konusunda karar vericiler, sivil toplumla işbirliği yapmalı ve sivil toplum bu hedefin kolaylaştırıcısı olarak algılanmalıdır.

Üretici ve tüketicinin doğrudan ilişki kurabileceği yapıların oluşturulması konusunda yasal düzenlemelerin yapılması için sivil örgütlerden gelecek öneriler dikkate alınmalıdır. Örneğin, köylü ürünlerinin işlenmesine ilişkin üretim izni benzeri yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğu düşünülerek, alternatif çözümlerin üretilmesi ve yasalaştırılması için işbirliği içinde çalışmak gereklidir.

Küçük hacimli üretimlerin ve doğrudan iletişime dayalı, yerel değiş-tokuş süreçlerinin önündeki engellerin kaldırılması, bu tanıma uyan yerel işbirliklerinin büyük ölçekli uygulamaların tabi olduğu mevzuat hükümlerinden muaf tutulması ve/veya konuyla doğrudan ilişkili olan taraflara karar verme süreçlerinde daha fazla inisiyatif tanınması gerekir.

Sağlıklı gıdaya erişebilirliğin, adil ve izlenebilir olması, sağlıklı bir topluluk ve insan ilişkilerinin uyumu için gereklidir. Bu nedenle yerelde üretip tüketmek, karşılıklı güven ilişkisini artıracak, tüketicinin desteği üreticiyi teşvik eder.

Üreticilerarası kooperatif sistemiyle bir ağ kurularak ürünlerin türeticiye ulaştırılması, üretimdeki tüm aşamaların türeticiler tarafından denetlenmesi, bu sistemin desteklenmesi için teşviklerin verilmesi, toplumun bu sistemin yaygınlaşması yönünde bilgilendirilmesi, ekolojik pazarların yaygınlaşması, küçük üreticinin tanıtım yapabilmesi için fırsatlar yaratılması ve türeticilerin gıda toplulukları oluşturulmasının desteklenmesi gereklidir.

Ürün etiketlerinin anlaşılabilir olması için gerekli düzenlemelerin yapılması, ürün analiz sonuçlarına güvenilir bir kaynaktan kolayca ulaşılması sağlanmalıdır. Tanımı tam olarak netleşmemiş ürünlerin üretim süreçleri konusunda da şeffaf ve eksiksiz bir biçimde bilgilendirme yapılmalıdır.

Atalık tohumlar ve yerli hayvan ırklarıyla, bunların üretim biçimlerinin korunması sağlanmalıdır. Bu gen kaynaklarımızın ıslahının doğal yollarla yapılması gerekmektedir. Sürdürülebilir tarım için toprağın kalitesini koruyan organik tarım uygulamalarının ve işbirliği kültürünün desteklenmesi gerekir. Bitkisel ve hayvansal üretimin doğal, sosyal ve kültürel yapıyı bozmayacak ölçeklerde yapılması bir zorunluluk olarak kabul edilmelidir.

Politika yapıcı ve karar vericilerin, politika ve karar süreçlerinde şeffaf ve katılımcı olması gereklidir. Sivil toplumun kararlarda katılımcı kılınması esas olmalıdır.

Yerel kaynakların değerlendirildiği, üreticiyle tüketici arasındaki kopukluğun giderildiği; hem kırsalda, hem de kentlerde kendine yeten yerel, doğa dostu alternatif ekonomilerin acilen geliştirilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması gereklidir. Tüketimin türetime dönüştürülmesi teşvik edilmelidir.

Dönüşüm sürecinin kalıcı hale gelmesi ve güçlenmesi için kırsalda, üretimde büyük rol oynayan kadınların dönüştürücü etkilerinin, sürece daha fazla katılması sağlanmalı, yerel-kırsal ekonomi içindeki konumu desteklenmeli, güçlendirilmelidir.

Üretimde yöresel farklılıkların göz önüne alınarak yerel ürün çeşitliliği korunup desteklenerek, kırsalda yaşayanların refah düzeyinin yükseltilmesi gerekmektedir. Yerel ürün çeşitliliğinin korunması ve desteklenmesi yoluyla kırsalın refahını tetikleyen Coğrafi İşaretler ile ilgili uygulamaların disipline edilmesi gerekmektedir.

Ekolojik yaşam konularında birbirimizi doğru anlayabilmek ve kavram kargaşasına son vermek için, tanımlama dağarcığı ve kullanışlı bir veritabanı geliştirmemiz gereklidir. Sivil örgütler ve konuyla ilgili uzmanların da katılımıyla geliştirilecek söz konusu kavramların ve yöresel ürün adlandırmalarının, mevzuatlara ve TDK’nın resmi sözlüklerine dahil edilmesi ve tüketiciye ulaştırılması (örneğin satış noktalarında bilgilendirme) yönünde adımlar atılmalıdır.

*Türetici: Sadece tüketmekle kalmayıp, aynı zamanda üreticiye destek olan ve üretimin tüm süreçlerinden haberdar olarak bu süreçleri denetleyen ve/veya katılan bireyler

Sivil Manifesto’nun İmzacıları:

AGRİDA TARIM VE TURİZM DERNEĞİ
BOĞAZİÇİ MEZUNLARI TÜKETİM KOOPERATİFİ (BÜKOOP)
BUĞDAY EKOLOJİK YAŞAMI DESTEKLEME DERNEĞİ
ÇANAKKALE EKOLOJİK YAŞAM İNİSİYATİFİ (ÇAYEK)
ÇEKÜL VAKFI
ÇUKUROVA TOHUM TOPRAK
ÇUKUROVA EKOLOJİK YAŞAM İNİSİYATİFİ
DOĞAL YAŞAM DERNEĞİ
EKOLOG
GÜMÜŞDERE YEREL TARIM VE YAŞAM TOPLULUĞU
HALKA SANAT VE KÜLTÜR ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ
İSTANBUL PERMAKÜLTÜR KOLEKTİFİ
KAZDAĞI DOĞAL VE KÜLTÜREL VARLIKLARI KORUMA DERNEĞİ
KIRSAL TURİZM DERNEĞİ
MARMARİÇ EKOLOJİK YAŞAM DERNEĞİ
NUSRATLI KÖYÜ KÜLTÜR, TURİZM VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
ORGANİK KÜLTÜR DERNEĞİ
ORMANEVİ KIRSALDA SÜRDÜRÜLEBİLİR GELECEK DERNEĞİ
PERMABLİTZ İSTANBUL
SLOW FOOD BALKON BAHÇELERİ KONVİVİYUMU
SLOW FOOD FİKİR SAHİBİ DAMAKLAR KONVİVİYUMU
SÜRDÜRÜLEBİLİR YAŞAM KOLEKTİFİ
TARIMSAL KALKINMA DERNEĞİ, AĞRI
TÜRKİYE ÇEVRE PLATFORMU (TÜRÇEP)
YEŞİL DÜŞÜNCE DERNEĞİ
YEŞİL GAZETE
YEŞİLİST
YÖRESEL ÜRÜNLER VE COĞRAFİ İŞARETLER TÜRKİYE ARAŞTIRMA AĞI (YÜCİTA)
YUVA DERNEĞİ

(Yeşil Gazete)

Altın Portakal’da “Asasız Musa” ekibinden Kobani desteği

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışma dışı gösterimde izleyiciyle buluşan ‘Asasız Musa’ filmi ekibi, gösterime ‘Kobane’ yazılı tişörtlerle katıldı.

Bu yıl 51’incisi düzenlenen Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Kürt aydın Musa Anter’in hayatının anlatıldığı ‘Asasız Musa’ filmi özel gösterimde seyirciyle buluştu. Antalya Kültür Merkezi’nde (AKM) gerçekleşen gösterime yönetmen Aydın Orak ve film ekibi, Kobani’ye destek vermek için üzerinde ‘Kobane’ yazılı siyah tişörtlerle katıldı.

8 asasız musa...

Film sonrası gerçekleştirilen söyleşide, Kürtçe ve Türkçe’nin birlikte kullanıldığı filmin teknik bir aksaklık nedeniyle İngilizce altyazıyla gösterilmesi eleştirilere neden oldu. Bir izleyici yaşanan soruna ilişkin, “Burası Türkiye değil mi? Türkiye’de seyrediliyorsa, herkesin Türkçe bildiği yerde bu hata giderilmeliydi” diye konuştu. Yönetmen Aydın Orak’ın bu tepkiye cevabı ise “Ben yıllardır Türkçe öğrendim, siz de bir zahmet Kürtçe öğrenin” oldu. Yönetmenin bu ifadelerine başka bir izleyicinin “Kürtçe öğrenin demeniz garip geldi” sözü üzerine Orak, “O cevabı biraz gıcıklık olsun diye verdim” şeklinde konuştu.

Yönetmen Orak, ekip olarak giydikleri tişörtlerle dikkat çektikleri Kobani’ye ilişkin de bir soru üzerine de şunları söyledi:

“Gönlümüzün Kobani’de. Bütün algımızın Kobani’de olduğunu, sinemanın şenlik ve eğlence olmadığını, tam tersine duyarlılık için biraya gelip birbirimizden güç, destek aldığımızı göstermek istedik. Bu film bir ağıttır. Musa Anter’in 74 yıllık yaşamı Kürtlerin siyasal hareketidir aslında. Musa Anter yaşasaydı, bugün o ağıtı Kobani için yakardı.”

(Sendika.org)

Deniz yolculuğu artık daha yeşil

Yeşil enerjiyle çalışan yolcu gemileri sefere çıkmaya başladı.İlk olarak Stockholm’de çalışmaya başlayan yeşil şehir tekneleri 10 dakikada 180 kilowatt saatlik nikel pillerle şarj oluyor; bir saat boyunca 9 notluk bir hızla yol alabiliyor.

7114094-Boat_Trips_Stockholm

Stockholm merkezinde yalnızca bir şarj ünitesi bulunduğundan tekne, seyahatinin belli bölümlerinde dizel yakıtla çalışacak. Ancak yeşil enerji ile çalışan şehir tekneleri için yeni şarj istasyonları kurulacak. Yetkililer bu aydan itibaren her tekneyi elektriklileriyle değiştirmeyi hedefliyor.

Yeşil Şehir Tekneleri Ceo’su Hans Thornell , teknolojinin karbon gazı salınımının önüne geçecdğini şöyle anlatıyor:

“Bu yeniliğin avantajı çok daha çevre dostu olması. Bu boyuttaki dizel tekneler fazlasıyla karbondioksit salınımı yapar, insanlara zararlı nitrojen oksit ve daha nicelerini çevreye yayar. Rüzgar tribünleri santralinin bir kısmına sahip olduğumuzu göz önüne alırsak, yavaş yavaş çevre dostu ulaşım araçlarına geçmemiz bizim için de karlı.”

Teknenin kaptanına göre ise en büyük değişim sessiz yolculuk imkanı. Elektrikli motorlar titreşimsiz ve sessiz çalışıyor.

(euronews)