Ana Sayfa Blog Sayfa 3816

Demirtaş’tan Diyanet Başkanı’na: Hırsızlık dinimize uygun bir faaliyet midir?

Selahattin Demirtaş, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’e, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek bir açıklaması var mıdır? Hırsızlık dinimize uygun bir faaliyet midir?” diye sordu.

Selahattin Demirtaş, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gerektiğini söyleyerek, şöyle devam etti: “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesi küçük bir bakanlık kadar. Gerçek anlamda Sünniliğe hizmet etmiyor, çarpıtıyor, ‘Devlet dini’ bakışıyla yaklaşıyor, dayatılıyor. Tam bir din devleti ve devlet dini algısı içerisinde operasyonel yaklaşıyor meseleye. Diyanet işleri alevilere hizmet etsin diye bir algı yok. Devletin bu işlerle alakası olmaması lazım.

Devlet din hizmeti vermez. Ermenek’te Diyanet İşleri Başkanı gidip cenaze namazı kıldı. Hükümete tek lafı yok. Patrona laf söylüyor, hükümete hiçbir şey söylemiyor.

‘Türkiye’nin bir numaralı din adamı işçi katliamının üstünü örtmeye çalışıyor’
Diyanet İşleri Başkanı Ermenek’e giderek hükümetin sorumluluğunu örtmeye çalışıyor. İşte Türkiye’nin bir numaralı din adamı Ermenek’e giderek işçi katliamını üstünü örtmeye çalışabiliyor ve bunu dini kullanarak yapabiliyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı, tümüyle sömürüyü meşrulaştırma, devletin zorunlu baskısını meşrulaştırma devletin pisliklerini örtme mekanizması olarak kullanıldı. Bu kadar hırsızlık, yolsuzluk üzerine Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek bir açıklaması var mıdır? Hırsızlık dinimize uygun bir faaliyet midir?”

 

kaynak: www.t24.com.tr

Yırca’nın Ekonomi Politiği-2

Ahmet Atıl AşıcıHükümetin 2012 yılında açıkladığı Vizyon 2023 belgesi, Türkiye’ye 2023’te dünyanın en büyük 10. Ekonomisi olma hedefini koyuyor.  Kişi başına düşen gelirin 10 bin dolardan 25 bin dolara çıkarılacağı vaat ediliyor. Ne üreterek bunu başaracağız diye baktığınızda, otomotiv, demir-çelik gibi ilk sanayileşme döneminin ürünlerini görmek büyük hayal kırıklığı yaşatsa da, hükümet bu sürdürülemez ekonomik yapı altında elindeki tüm imkanları seferber etmekten geri durmuyor. Teşvik altında milyarlarca lira dağıtıyor, engel gördüğü kanunları değiştiriyor, denetlemiyor ve sonucunda fiyat sistemini bozuyor. Özel sektör kazanıyor ama Türkiye kaybediyor. Bugün yaşadığımız iş cinayetleri, doğa kıyımları Türkiye ve dünya gerçeklerine tamamen aykırı Vizyon 2023 hedeflerinden kaynaklanıyor. Yeri göğü betona boğan bir büyüme inadıyla demir-çelikte dünya lideri olma sevdasıTürkiye’ye hem ekonomik hem toplumsal hem de ekolojik olarak pahalıya mal oluyor. Bu politikalarla 2023 hedeflerine ulaşabileceğimize hükümet üyeleri dahil kimse inanmasa da, siyasi başarısını buna bağlayan hükümetin geri adım atmaya niyeti görünmüyor.

Boş Vaatler Gerçek Kısıtlar

İçi boş vaatleri bir yana bırakıp 2023’te nasıl bir dünya ile karşı karşıya kalacağımıza bakalım. Yüzlerce saygın bilim insanının kaleme aldığı ünlü İklim Değişikliği raporlarına baktığımızda iklim değişikliği sonucu tarımsal üretimin ciddi biçimde düşeceği, bunun gıda fiyatlarını artıracağı ve dünya nüfusunun yaklaşık %20’lik bir kesimin yoksulluk sınırı altına iteleceği uyarısı yapılıyor. Türkiye coğrafi olarak iklim değişikliğinden ortalama bir ülkeden daha çok etkilenecek dolayısıyla bu uyarıları daha bir ciddiye almamız gerekiyor. Geçen yaz en kurak yıllardan biriydi, ama bu bir istisna olmaktan çıkmak üzere. Bunlar, içi boş hedefler güdümündeki politikaların eninde sonunda toslayacağı gerçek kısıtlar. Tarım, mera alanları gibi tatlı su kaynaklarımızı gözümüz gibi korumamız gerekiyor. İngiltere 1800’lü yılların ortasında mısır ithalatını serbest bırakarak sanayileşmesi için gereken şartları yaratmıştı. Tarım çökmüş çiftçiler fabrikalara ucuz işgücü olarak itilmişti. Aldıkları ücret yaşamlık ücretti, ve bir ayda alınması gereken kalori üzerinden hesaplanıyordu. Hububatın ithali fiyatları ucuzlatmış, sonucunda ekmek fiyatları düşmüş, aynı kalori için işçiye ödenmesi gereken ücret de böylelikle düşürülebilmişti. Artan artık-değer kapitalizmin gelişmesinde önemli bir rol oynamıştı. Bu stratejiyi günümüzde tekrar etmek mümkün mü? Olmadığına ilişkin birçok kanıt mevcut. Bugün içinde Türkiye’nin de olduğubirçok ülke gıda güvenliğini sağlamak adına Afrika’da büyük toprak parçaları kapatıyor. Bu ülkeler ya Türkiye gibi varolan tarım alanlarını koruyamamış ülkeler ya da tarım üretiminin hepten yetersiz olduğu ülkeler. YSGP olarak Soma’nın Ortaya Döktükleri isimli raporda belirtildiği üzere 1995-2013 yılları arasında Türkiye’de tarım alanları yüzde 11.3, yani 3 milyon hektar azalmış. Hayvancılıkta da benzer bir çöküş yaşanmakta. Türkiye 1928’den günümüze sahip olduğu mera arazisinin üçte ikisini kaybetmiş durumda.Et fiyatları bu kadar yüksekken, yani normalde karlı olması gereken hayvancılıkta yaşanan çöküş, diğer faktörler yanında, meraların tükenişiyle de açıklanabilir. Bu yanlış politikalar sonucunda geçtiğimiz yıllarda ilk defa saman ithal etmek ve Sudan’dan 5 milyon hektar tarım arazisi kiralamak zorunda kaldığımızı bir kenara not edelim. Sanayileşme fetişi sadece o ülke insanını etkilemiyor artık. Bu uğurda tarımını yokedenler Afrika’da toprak kapatma yarışına girdikçe orada yaşayan yerli halklar açlıkla karşı karşıya geliyor. Bu da işin vicdani ve ahlaki yönünü oluşturuyor.

Türkiye Yırca zeytinlikleri üzerinde üretilecek enerjiye muhtaç değil.Elektrik üretimi için gerekli kömür madenciliğine muhtaç olmadığı gibi. Vizyon 2023 daha zengin değil daha yaşanılabilir bir Türkiye’yi hedeflemeli. Emeğin ve doğanın haklarına saygılı bir ekonomik yapı oluşturmak zor değil. Bu bir tercih meselesi. Elindeki araçları bu hedeflere yönelttiğinde hükümetin büyümenin yavaşlayacağından endişe etmesi yersiz, zira rant peşinde düşük katma-değerli üretim azaldıkça boşalan yeri dolduracak dinamik bir özel sektöre sahip bir ülke burası. Bu yeşil dönüşümde kamu sektörünün de rolünü unutmamak gerekir.

Yeşil dönüşümde bireylerin ve yerel yönetimlerin rolü

Modernitenin insana vaat ettiği özgürlük vahşi kapitalist düzen içinde giderek tüketimin içine tıkıştırıldı. Elimizde kalan son özgürlük kırıntılarını market raflarında ürün seçmekte kullanıyoruz, o da düzenli bir gelire sahipsek tabii. İçinde yaşadığımız şehrin nasıl düzenleneceği, hayatımızı hangi işi yaparak yaşacağımız gibi soruların yanıtları hep piyasa sistemi içerisinde belirleniyor. Yaşadığımız hayatı dönüştürmenin rolü piyasaların bu belirleyici gücünün sınırlandırılmasından ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesinden geçiyor. Akıldışı ekonomik büyüme modelinin bedelini sıradan insanlar ödüyor. Demir-çelikte dünya lideri olma hevesindeki merkezi hükümet bunun bedelini kesilen zeytinliklerle Yırcalılara, hayat sularından mahrum bıraktığı vadilerle tüm Karadenizlilere ödetiyor. Oysa o yörelerin böyle yüklü enerji yatırımlarına ihtiyaçları yok. Huzur içinde yaşarken israf ekonomisini ayakta tutmak için biranda dikilen rüzgar güllerine ve onun üreteceği elektriğe ihtiyacı olmayan Bozburunlu köylüleri de burada anmamız gerekiyor.

Peki ne yapacağız? Bireysel düzeyde yapılacakları bir başka yazıya saklarsak, yerel yönetim düzeyinde yapılabilecek çok şey bulunmakta. Öncelikle, merkezi hükümet yetkilerinin çoğunun yerel yönetimlere devrinin sağlanması, piyasa sistemi dışında ekonomik örgütlenmelere gidilmesi gerekiyor. Mevzuatın buna uygun hale getirilmesi için  merkezi hükümet üzerinde baskı oluşturulabilir. İhtiyaç duyduğu enerjiyi güneş panellerinden sağlayabilen enerji kooperatifleri ile birçok insan enerji piyasasına köle olmaktan kurtulabilmekte. Kendi enerjisini kendi sağlayan bir yöre, kalkınma adına deresine, tepesine, zeytinliğe dikilecek büyük-ölçekli santrallere karşı daha sağlam mücadele edebilecektir. Bir diğer örnek,  üretici-tüketici kooperatifleri oluşturarak aracıları ortadan kaldırıp daha kaliteli ve hem üreteni hem tüketeni koruyan örgütlenmeler. Yerel ekonomileri güçlendirecek bu örgütlenmelerde sahip oldukları kaynaklarla yerel yönetimlerin sorumlulukları yadsınamaz.

İlk bölüm: Yırca’nın Ekonomi Politiği 1

Meksika’da kayıp öğrenciler isyanı büyüyor

Meksika’nın başkenti Mexico City’de yetkililerin uyuşturucu çeteleri tarafından öldürüldüğünü söylediği kayıp 43 öğrencinin aileleleri öncülüğünde kitlesel protestolar düzenlendi. Aileleri taşıyan konvoy ülkeyi turladıktan sonra başkente ulaştı.

22...

Üç farklı noktada düzenlenen protestolardan önce havaalanı yakınlarında maskeli eylemciler polisle çatıştı. Kayıp öğrencilerden 19 yaşındaki Magdelono’nun babası Francisco Lagro “İki aydır nerede olduklarını bilmiyoruz. Hiçbirşey bilmiyoruz ve çaresiziz. Ne yapıyorlar? Nasıl koşullardalar? Yiyeyecekleri, içecekleri varmı, Bağlı halde mi tutuluyorlar. Çok fazla sorumuz var” dedi

Protestolara binlerce kişi katılırken, kentin ana meydanı Zocalo’da da binlerce eylemci toplandı.

43 Öğrenci 26 Eylül’den beri kayıp

2343 öğrenci 26 Eylül’de Mexico City’nin 200 kilometre kadar güney batısındaki Iguala kasabası yakınlarında gösteri yapmak istemiş ve polisin müdahalesine uğramışlardı.

Yerel polis yetkilileri öğrencileri gözaltına aldıklarını ve daha sonra bölgede faaliyet gösteren Guerreros Unidos adlı uyuşturucu çetesi mensuplarına verdiklerini itiraf etti.

Başsavcı Murillo Karam yakalanan çete üyelerinin de öğrencileri öldürüp yaktıklarını itiraf ettiğini açıkladı.

(BBC Türkçe)

İklim değişikliğine karşı Yeşil İklim Fonu

Berlin’de bir araya gelen 30 ülkenin temsilcileri, BM’nin iklim değişikliğiyle mücadele fonu Yeşil İklim Fon’u için 9 milyar 300 milyon dolar topladı.

21...

Yeşil İklim Fonu, kalkınma halindeki ülkelerin çevre sağlığı için yapacakları yatırımları desteklemek amacıyla kurulmuştu. 2010 yılında Cancun’daki BM İklim Konferansı’nda kararlaştırılan Fon’a, ABD 3 milyar, Almanya ise 750 milyon euroluk katkıda bulunuyor. Japonya ve Fransa da önemli katkıda bulunan ülkeler arasında.

Buluşmada Yeşil İklim Fonu için 9 milyar 300 milyon dolarlık yardım toplandığı açıklandı. Fon’un 10 milyar dolar olması öngörülmekteydi. Hedeflenen meblağa ise bir ay içinde ulaşılması bekleniyor.

Yeşil İklim Fonu ile küresel ısınmanın yavaşlatılması ve iklim değişikliğinden zarar gören ülkelere yardım edilmesi amaçlanıyor. Fon direktörü Hela Cheikhrouhou, yardımların küçük ada ülkeleri ve yoksul Afrika ülkeleri de dâhil, hassas ülkelere gideceğini söyledi.

Bu ay içinde açıklanan bir BM raporuna göre, karbondioksit salınımı azaltılmadığı sürece Dünya öngörülebilir bir gelecekte 4 derecelik ısınma kaydedebilir. Bu da buzulların erimesi, kasırga ya da kuraklık gibi aşırı hava olaylarına yol açabilir.

(DW Türkçe)

 

Ürettiğimizden daha hızlı bir şekilde çikolata tüketiyoruz

Amelia Urry’nin Grist’te yayınlanan haberini, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Tuba Bucak Onay ‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

* * *

Sürekli çikolata yeme isteği ve aşırı miktarlarda çikolata tüketimi sadece kan şekerini yükseltmekten öte bir sorun haline geldi. Geçmişe kıyasla çok daha fazla çikolata tüketmeye başladık ve artık çikolata üretimi bu ihtiyaçları karşılayamaz hale geldi.

18 chocolate...

Aşırı sıcaklar, yağışlardaki azalma ve patojen kaynaklı bir kakao hastalığının, özellikle dünyadaki kakao üretiminin yarısından fazlasını karşılayan Gana ve Fildişi Sahilleri’ndeki üretimi etkilediği biliniyordu. Fakat önemli çikolata üreticilerinden Mars ve Barry Callebaut şirketlerinin açıklamalarına göre kakao bağımlılarının karşılaştığı bu sorunun bir başka sebebi daha var: Biz!

Çikolata arzumuz artık kontrolden çıkmış durumda ve şu an “çikolatasızlık krizi” yaşamanın tam ortasındayız. Artık çiftçiler bizim tükettiğimizden daha az kakao üretiyorlar ve yıllar geçtikçe arz-talep farkı artıyor. Washington Post’da yayımlanan bir yazıya göre geçtiğimiz yıl üretilenden 70.000 ton daha fazla kakao tükettik. Çikolata üreticileri 2020 yılında bu farkın 1 milyon tona çıkabileceği konusunda uyarıyorlar; 2030’da ise bu fark 2 milyon ton olabilir.

Daha fazla çikolata tüketmenin yanı sıra daha fazla bitter çikolata tüketmek de (çok daha fazla kakao içerdiği için) arz-talep farkının artmasında etkili. Telaş yapmaya gerek yok, kısa vadede kakaonun nesli tükenmeyecek. Fakat fiyatlarda bir artış olacağı kesin!

 

Haberin İngilizce Orjinali

Haber: Amelia Urry

Yeşil Gazete için çeviren: Tuba Bucak Onay

(Yeşil Gazete, Grist)

Karadeniz İsyandadır, çevre muhabirlerini Ünye-Fatsa’ya davet ediyor

Karadeniz İsyandadır Platformu, Ünye-Fatsa arasında kurulmak istenen siyanürlü altın işletmesine karşı çevre ve ekoloji muhabirlerini 22-23 Kasım’da direniş çadırına çağırıyor. Yolculuk için bu akşam (21 Kasım Cuma) İstanbul’dan yola çıkılacak

17

Ünye-Fatsa arasında kurulmak istenen siyanürlü altın işletmesine karşı bölge halkının direnişi büyürken İngiliz ortaklı madenci şirketin baskıları da artarak devam ediyor. Köylüler tarafından kurulan direniş çadırı kolluk kuvvetlerinin baskı ve tehditlerine maruz kalıyor. Fatsa’nın siyanürlü altın işletmesine karşı direnişini gündeme getirmek, yaşanan ve yaşanacak doğa katliamını göstermek için çevre ve ekoloji muhabirleri 22-23 Kasım’da direniş çadırına davet ediliyor.

Karadeniz İsyandadır Platformu’nun davet ettiği program ise şöyle:

21 Kasım Cuma akşamı İstanbul’dan yola çıkılacak.  22 Kasım Cumartesi Fatsa’da maden çıkarılması düşünülen alanda TMMOB, Metalürji Mühendisleri Odası Halk Sağlığı Komisyon Başkanı Cemalettin Küçük eşliğinde genel bilgilendirme ve alan incelemesi yapılacak. 23 Kasım Pazar günü köylülerin proje hakkında ne düşündükleri konusunda sohbetler ve köy gezmeleri yapılacak. 23 Kasım Pazar akşamı ise İstanbul’a dönülecek.

(dokuz8haber, Ortak Haber)

Havadan içilebilir su yapan bisiklet

Avusturyalı tasarımcı Kristof Retezar havadaki nemi kullanarak içilebilir su üretebilen, kolaylıkla da bisiklet kadrosuna monte edilen bir düzenek geliştirdi. Son şeklini verinceye kadar 30 farklı model üzerinde çalışan Retezar farklı iklimlerdeki nem düzeyi ve ısı üzerinde de çalıştı. Çalışmalarının ardından bisiklet dünyasında özellikle suyun sınırlı olduğu ülkelerde pazarlama anlamında da oyunun kurallarını değiştirecek bir sonuca ulaştı. Retezar  tasarımıyla  bu alandaki yarışmalara da katılıyor.

16 fontus1...

 

Yarım litrenin ortalama üretim süresi de bir saati buluyor

Retezar’in güneş enerjisi ile çalışan, Fontus adı verilen ürünü her tür bisiklet kadrosuna takılabiliyor. Sıcaklık ve nem durumuna bağlı olarak 17 ons suyun, iki değişik mekanizma ile havadan damıtılması mümkün. 17 ons yaklaşık yarım litre suya karşılık geliyor. Yarım litrenin ortalama üretim süresi de bir saati buluyor.

indirÜrünün tanıtımının yapan CityLap in raporlarına göre sistem şu şekilde işliyor:

Bisiklet hareket ettiği zaman hava yoğunlaştırıcı bir yapının içinde yayılır. Güneş enerjisi ile çalışan soğutucu element tarafından suya dönüştürülen nem bir boru ve düzenekle bir şişeye bağlanarak görünür hale gelir. Mevcut tasarıma her türlü yarım litrelik pet şişe adapte edilebiliyor.

Öncelikle Fontus adı verilen bu cihaz uzun bisiklet turları için harika bir keşif, mola ihtiyacını ve güvenli taze su bulma ihtiyacını azalttığı da muhakkak. Sıcak ve nemli ülkelerde milyarlarca su sıkıntısı çeken insan için de bu” bir şişe su ” küçük te olsa hayat kurtarıcı bir umut ışığı olabilir.Bilim insanlarının öngörülerine göre yirmi yıldan daha az bir zamanda iklim değişikliğinin şimdiden görülen etkileri nedeniyle dünya nüfusunun yarıdan fazlası su kıtlığı ile birlikte yaşamak zorunda kalacak.

Haberin kaynakları arasında olan Grist’te yapılan okuyucu yorumlarında ürünle ilgili ciddi tartışmalar sürdürülüyor. Üretilen suyun soğukluğunun yeterli olmayacağını iddia eden görüşlerin yansıra tasarımın ürettiği suyun elektrolit ve mineral ihtiyacı anlamında insanlar için yetersiz olabileceğine dair görüşler de dile getiriliyor. Havadaki nemin yoğunlaştırılması ile elde edilen suya distile su deniyor ve bu suyun da insan ihtiyaçları için yeterli olduğunu iddia eden görüşler de yorumlar arasında mevcut.

Konuya açıklık getirmek için Yeşil Gazete olarak hem halk sağlığı uzmanı Dr. Ümit Şahin‘in hem de beslenme ve diyet uzmanı Sevgi Neylan Bakım‘n distile su ile ilgili görüşlerine başvurduk. Distile suyun içilmesinin hiçbir sakıncası olmadığını ancak uzun süreli kullanımda özellikle de besinlerle yeterli mineral alınmadığında dikkatli olunması gerektiği konusunda bizi uyardılar

 

Haber: Savaş çömlek

(Yeşil Gazete)

 

Kaynaklar

1)This Water Bottle for Bikes Generates H2O From the Air, CityLab.

2)Grist

Dubai Kraliyet ailesinin avlanması için 40bin Masai topraklarından sürülecek

Tanzanya, Dubai Kraliyet Ailesi’ne yer açmak için 40.000 insanı yaşam alanlarını terk etmeye zorluyor. Boşaltılan topraklar özel avlanma alanı olacak.

YIRTICILARLA IC ICE YASAYAN TEK INSAN MASAI HALKI

40.000 Masai Tanzanya’da üzerinde yaşadıkları topraklardan çıkarılacak. Bunun nedeni, Dubai kraliyet ailesinin bu toprakları avcılık yapma amacıyla satın almış olması. Tanzanya Hükümeti, geçen sene toprakların satışı yerine Serengeti Milli Parkı’nın yakınında avcılık için bir ‘vahşi yaşam koridoru’ açmayı önermişti. Ancak verilen bilgiye göre satış gerçekleşecek ve Masai’nin yaşam alanlarından yılsonuna kadar ayrılması gerekecek.

Satışa, Ortelo Ticaret Şirketi (OBS) isminde bir lüks safari şirketi aracılık yaptı.

The Guardian Gazetesi Afrika muhabiri David Smith’in belirttiğine göre, Masailer bu satışın kendilerini miraslarından mahrum edeceğini ve satıştan 80.000 insanın geçim kaynağının dolaylı veya dolaysız yoldan etkileneceğini söylüyor. Satılan alan, göçebe yaşayan Masailer’in hayvanlarını otlatmaları için can alıcı bir öneme sahip. Hükümet 1 milyar şilin tutarında tazminat ödemeyi öneriyor. Bu tazminatın doğrudan ödenmesi değil sosyo-ekonomik kalkınma projelerine aktarılması planlanıyor.

Yerel Ngonett sivil toplum grubu koordinatörü Samwel Nangiria, hükümetin hiçbir zaman anlaşmayı iptal etmeyi düşünmediğini, ancak uluslararası medyayı oyalamak amacıyla böyle davrandığını söylüyor. Toprağın Masailer için ne kadar paha biçilemez olduğunun üstünde duruyor ve bir milyar şilinin boşaltılacak topraklar için çok düşük bir miktar olduğunu belirtiyor. Nangria ayrıca, şatışa karşı çıkanların tehlike altında bulunduğunu, birçok kişinin polis tarafından öldürüldüğünü ve kendisinin de tehdit edildiğini söylüyor.

Avaaz.org’un “Stop the Serengeti Sell-off” isimli imza kampanyası, şimdiye kadar 1,100,000 kişi tarafından imzalandı. Kampanyaya göre ‘Masailer en son aynı şirket tarafından zengin avcılar için topraklarından çıkarıldığında, insanlar polis tarafından dövülmüş, evleri yakılmış ve hayvanları açlıktan ölmüştü.

 

(Yeşil Gazete, Guardian)

İSKİ’nin tedbiri Topbaş’dan döndü, Su kesintisi şimdilik iptal

İstanbul’un Anadolu Yakası’nda 4 gün su kesintisine yol açacak çalışma, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın talimatıyla durduruldu..

9İstanbul sakinlerinin ilk açıklama sonrası büyük tepki gösterdiği ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın bu tepkileri dikkate alarak kesinti kararı iptal ettirdiği öğrenildi.

İBB’den yapılan açıklamada “Başkan Topbaş, sözkonusu çalışmanın su kesintisine mahal verilmeden yapılması amacıyla yeniden planlanması için İSKİ Genel Müdürlüğü’ne talimat verdi. Çalışmanın nasıl ve ne zaman yapılacağı İSKİ tarafından önümüzdeki günlerde açıklanacak” denildi.

Yeşil Gazete Temmuz Ayı’nda Uyarmıştı

Son aylarda İstanbul’a su sağlayan barajların doluluk oranı giderek düşmüş, İstanbul’un yakın zamanda su krizi yaşayacağı Temmuz ayında gazetemiz yazarları Ümit Şahin’in  yazdığı “Hükümet, İBB ve İSKİ İstanbul’da su krizi olduğunu neden kabul etmiyor?” ve Özgecan Kara’nın kaleme aldığı, “İstanbullular için kapımızın önüne bir kap su” başlıklı yazılarla dile getirilmişti.

Kadir Topbaş’ın susuzlukla karşı karşıya olduğu İSKİ’nin bu kesinti kararı ile iyice açığa çıkan İstanbul için kalıcı tedbirleri ne zaman uygulamaya alacağı ise merak konusu olmaya devam ediyor.

(Yeşil Gazete)

İstanbul’da 4 gün su kesintisi

İstanbul’un 12 ilçesinde 24-28 Kasım tarihleri arasında su kesintisi uygulanacak.

Ömerli İçmesuyu Arıtma Tesisleri Trafo Merkezleri’nde yapılacak çalışma nedeniyle Anadolu yakasında 12 ilçede 90 saat su kesintisi olacak. İSKİ, Anadolu yakasında 12 ilçede 90 saat su kesintisi yapılacağını açıkladı.

8...

Çalışma sebebiyle su alamayacak ilçeler Maltepe – Kartal – Pendik- Tuzla – Ataşehir – Adalar – Kadıköy.

İSKİ su kesintisi hakkında, “Ömerli İçme suyu Arıtma Tesisleri Trafo Merkezleri’nde yapılacak olan elektrik sistemleri revizyon çalışmaları sebebiyle; 24 Kasım 2014 Pazartesi 09:00 ila 28 Kasım 2014 Cuma günü 03:00 saatleri arasında aşağıda belirtilen bölgelere aralıksız su verilemeyecektir” açıklamasını yaptı.