Ana Sayfa Blog Sayfa 3812

İTÜ Taşkışla’da Türkiye’nin İnsan Hakları Gündemi Konferansı

2. Türkiye’nin İnsan Hakları Gündemi  Konferansı 5-7 Aralık tarihleri arasında İstanbul’da İTÜ-Taşkışla Kampüsü, Nezih Eldem Konferans Salonu’nda gerçekleşiyor.

17...2013 -2014 yılları arasında Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin tartışılacağı bir platform oluşturması amaçlanan konferansın ilk günü “Eğitimin Ahvali” oturumu ile başlıyor. Ardından yargının da dahil olduğu devlet kurumlarının, insan haklarına yaklaşımının  tartışılacağı “Kurumlar ve İnsan Hakları” oturumu yer alıyor. Konferansın ilk gün öğleden sonraki kısmında, Ortadoğu’daki savaş ve göçün  yarattığı tahribatın ve mültecilik durumunun yanı sıra şiddet ve ırkçılığın yeniden üretimi üzerindeki etkisinin ele alınacağı “Ortadoğu’da Savaş, Türkiye’de Mültecilik” başlıklı iki oturum var.

Ceza ve adalet ilişkisini kuramsal ve hukuki perspektiflerden değerlendiren tebliğlerin yer aldığı ikinci günün ilk oturumu “Hukukun Sınırları: Ceza, Adaleti Sağlar mı?” başlığını taşıyor. Konferans, devlet şiddeti üzerine tanıklıklıların aktarılacağı “Şiddetin Yoğunlaştığı Bölgeler” oturumu ile devam ediyor. Öğleden sonra, sistematik insan hakları ihlalleri ve bunların inkarı karşısında, adalet ve hakikat arayışının tartışılacağı  “Adalet Arayışı ve Geçmişle Hesaplaşma” ve “Hakikatleri ve İnkarı Araştırmak” başlıklı iki oturum yer alıyor.

Konferansın son günü, Gezi direnişi ile birlikte güçlü bir siyasi mecra ve araç haline gelen sosyal medya üzerinde artan baskıların tartışılacağı “İnternet, Sosyal Medya ve Sansür” oturumu ile başlıyor. İnsan hakları ihlallerinin özellikle sınıfsal boyutunu merkeze alan “Güvencesiz Yaşamak” Pazar gününün ikinci oturumu.

Konferans, üç gün boyunca tartışılan insan hakları gündeminin bir bütün olarak ele alınacağı ve mücadele yöntemleri üzerine düşünüleceği bir “Genel Değerlendirme” ile sona erecek.

Program hakkında ayrıntılı bilgi için: insanhaklarigundemi.net

Konferansın Facebook Sayfası

(Yeşil Gazete)

Cumhurbaşkanı’ndan, Ali İsmail davası sürerken esnaf tarifi, “Askerdir, gazidir, kahramandır”

4 esnafın yargılandığı Ali İsmail Korkmaz davasının Kayseri’de görüldüğü dakikalarda Ankara’da esnaflara seslenen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, “Bizde esnaf ve sanatkar demek, ticaret yapan, alan – satan sırf ekonomik faaliyette bulunan insan demek değildir. Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır” dedi.

16...

Kayseri’de görülen Ali İsmail Korkmaz davasında mütalaasını okuyan savcı, Korkmaz çökmüş bir haldeyken vurmaya devam eden polis memuru Mevlüt Saldoğan hakkında müebbet hapis cezası talep ederken, sivil sanıklardan fırıncı İsmail Koyuncu ve Ramazan Koyuncu ile Muhammet Vatansever ve Ebubekir Harlar hakkında ise 8-12 yıl hapis cezası talep etti. Mütalaada tutuksuz yargılanan sanık polis memurları Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin’in ise beraatını istendi.

Dava ile aynı dakikalarda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Ankara’da 4. Esnaf ve Sanatkarlar Şurası’nda konuşuyordu. Erdoğan konuşmasında esnaflarla ilgili şunları söyledi:

“Bizde esnaf ve sanatkar demek, ticaret yapan, alan – satan sırf ekonomik faaliyette bulunan insan demek değildir. Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır.

Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir hakemdir, gerektiğinde de şefkatli kardeştir

Taksici deyip şoför deyip geçemezsiniz. O mahallenin eminidir, ağabeyidir, mahallenin bekçisidir. Bakkal deyip kasap deyip manav terzi deyip geçemezsiniz. O mahallenin adeta ruhudur. Sokağımızın semtimizin vicdanıdır. Esnafı çıkartıp aldığınızda Türkiye tarihinden geriye hiçbir şey kalmaz.”

(T24)

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan çevreyi talana açacak yeni ÇED düzenlemesi

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 2013 yılında sil baştan değiştirdiği Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) yönetmeliğini bugün bir kez daha değiştirdi. Baştan sona değiştirilen yönetmeliğe Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) karşı çıktı.

ÇMO, yeni ÇED düzenlemesi ile ilgili olarak açıklamalarda bulundu

15...

Yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesi’nin kararı dinlenmediğini. ÇED Muafiyeti sağlayan madde tekrar yönetmeliğe konduğunu. Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği Çevre Kanunu’nun Geçici 3. Maddesi yönetmelikte yer aldığını belirten Çevre Mühendisleri Odası bu karar ile yapılaşmaya açılacak alanları da şu şekilde sıraladı;

Yeni ÇED ile tüm yeşil alanlar Sermayeye Fora

– 100 km ve altı demir yolları ÇED’den muaf tutuldu.

– Deniz, göl ve nehirlerin dibinde; 3.000.000 m3 ve üzeri dip taraması ve malzeme çıkartılması ÇED’den muaf oldu

– Akarsu havzaları arasında su aktarımında 100 milyon m3 altı ÇED ‘den muaf oldu. HES projelerine dolaylı muafiyet sağlanıyor. Büyük su temini projelerine ÇED’den muafiyet sağlanıyor

– Baraj ve gölet oluşturulmasında enerji üretimi şartı kalktı. Enerji üretmese bile 10 milyon m3 ve altı ÇED’den muaf olacak.

– Seramik üreten tesislerde ÇED uygulama sınırı 100.000 tondah 300.000 tona çıkartılıyor.

– Toplu konut projeleri, 500 yatak ve üstü kapasiteli hastaneler (örneğin şehir hastaneleri), golf tesisleri, alışveriş merkezleri, beyaz eşya boyama tesisleri, tarım arazilerini yok eden projeler, orman alanlarının dönüştürülmesi projeleri ÇED’den muaf tutuldu. Böylece daha fazla yaban domuzu şehre inecek!

(Radikal)

 

Polise ve Yargıya öfke Ferguson’dan tüm ABD’ye yayıldı

ABD’nin Ferguson kentinde 18 yaşındaki siyahi genci vuran polisin aklanmasına gösterilen tepkiler büyük kentlere yayıldı. Ferguson’da göstericiler dün gece de polisle çatıştı.

Ferguson kentinde başlayan eylemler ülke geneline yayıldı, 37 eyaletin 170’den fazla noktasında halk sokaklara döküldü. Dallas’ta beş, Denver’de ise üç kişinin gözaltına alındığı, polisin kimi yerlerde göstericilere biber gazıyla müdahale ettiği aktarıldı.

Gösteriler ABD sathına yayıldı, bez pankartta, "Güvenlik güçleri tarafından öldü rülerek çalınan hayatlar" yazıyor
Gösteriler ABD sathına yayıldı, bez pankartta, “Güvenlik güçleri tarafından öldü
rülerek çalınan hayatlar” yazıyor

Michael Brown adlı 18 yaşındaki siyahi gencin vurulduğu Ferguson kentindeki eylemler ise şiddete dönüştü.

Brown, 9 Ağustos gecesi kendisini durduran Darren Wilson adlı polis memuru tarafından 12 el ateş edilerek öldürülmüştü. Federal mahkemenin, Wilson’ın ‘yargılanmasına gerek olmadığı’ yönündeki hükmüne tepki gösteren eylemciler ‘Satın alınmış juri’, ‘Bizi susturamazsınız’ yazılı pankartlar taşıdı.

Katil Polis, “Vicdanım rahat”

13...

 

Michael Brown’u öldüren polis memuru Darren Wilson ise “yargılanmasına gerek olmadığı” kararının ardından ilk kez konuşarak, vicdanının rahat olduğunu söyledi.

Obama’dan uyarı

ABD Başkanı Barack Obama, Ferguson’da meydana gelen şiddet olaylarını kınadı. Obama,”Bina ve araçları ateşe vermenin, insanların canını tehlikeye atmanın gerekçesi olamaz. Bunlar suç eylemidir” şeklinde konuştu

(Euronews, DW Türkçe, BBC Türkçe)

Ali İsmail Korkmaz davasında 5. duruşma: Savcı polislerin beraatini istedi

Gezi Parkı direnişi sırasında Eskişehir’de polis ve yandaşları tarafından dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz davasının Kayseri 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 5. duruşmasında, savcı tutuksuz yargılanan sanık polis memurlarından Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin’in beraatini istedi.

12...

Ali İsmail Korkmaz, 3 Haziran 2013’te  Eskişehir’de düzenlenen Gezi Parkı eylemleri sırasında polis ve sivil vatandaşlarca dövülmüş ve 38 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra hayatını kaybetmişti.

Güvenlik gerekçesiyle Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne alınan dava nedeniyle adliye önünde geniş güvenlik tedbirleri alındı. Adliye Sarayı çevresi polis bariyerleriyle çevrildi. Davaya destek için Kayseri’ye gelen grup adliyeyi karşıdan gören Erkilet Bulvarı üzerinde bekletiliyor. Ayrıca adliyeye çıkan bütün yollar da yaya ve araç trafiğine kapatıldı. Davayı salondan takip edecekler ise polis kontrolünden sonra içeri alındı. Güvenlik tedbirleri kapsamında, adliye yakınlarında TOMA, itfaiye, çok sayıda çevik kuvvet ekibi hazır bekletiliyor.

Korkmaz davasıyla ilgili polis memuru Mevlüt Saldoğan, fırıncıİsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu, Muhammet Vatansever ve fırın işçisi Ebubekir Harlar tutuklu, polis memurları Şaban Gökpınar, Hüseyin Engin ve Yalçın Akbulut ise tutuksuz olarak yargılanıyor. Sanıklar, ‘kasıtlı olarak adam öldürme’ suçlamasıyla hakim karşısında.

Duruşmayı Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz ve babası Şahap Korkmaz, abisi Avukat Gürkan Korkmaz, CHP Milletvekilleri Durdu Özbolat (Kahramanmaraş), Musa Çam (İzmir), Süheyl Batum (Eskişehir) ve çok sayıda vatandaş takip ediyor.

(T24)

 

 

Yakalı Toy Kuşu’nun nesli Arabistan’dan Pakistan’a av hattının tehdidi altında

Kuzey Pakistan’da Himalaya Dağları’nın da etkisiyle kış hissedilmeye başlanmışken, başka bir mevsim daha gelmeye başladı.

Yakalı toy kuşlarının boyutu, hindinin yarısı kadar. Bu iki kuş türü yılın bu döneminde aynı kaderi paylaşıyor.  Her yıl kış mevsiminde binlerce yakalı toy kuşu Orta Asya’dan Pakistan’a uçuyor. Havalar soğudukça ısınmak amacıyla Umman denizine uzanan Pakistan çölleri ve ovalarına doğru yola çıkıyorlar.

11 houbara_bustard...

Ancak bu dönem başkaları da aynı bölgeye doğru yola koyuluyor. Bu başkaları özel jetleriyle geliyor, çok zenginler ve genellikle de ‘asiller’.

Yakalı toy kuşu, binlerce yıldır avlanıyor. Etinin cinsel gücü artırdığına inanılıyor. Kuşun tüyleri donuk kahverengi renginde. Bu tüyler yakalı toy kuşlarının Pakistan çöl ve ovalarında kolaylıkla gizlenmelerini sağlıyor. Ancak avcılar keskin gözleri ve pençeleri olan şahinlerle geliyorlar.

Pakistan’da bu kuşu avlamak için hükümetten izin alınması gerekiyor. Yakalı toy kuşu uluslararası çevre koruma kuruluşları tarafından nesli kırılgan olan türler listesine alınmış durumda. Ancak bu durum Pakistan hükümetinin Körfez ülkelerindeki zengin komşularına iltimas geçmesinin önünde engel değil. Yalnızca Pakistan’daki av nedeniyle bu türün popülasyonunun yılda %30 azalmasından endişe ediliyor.

Geçtiğimiz Ocak ayında bir Suudi Prensi ve arkadaşlarının üç haftada 2.100 yakalı toy kuşu avladığı ortaya çıkmıştı. Bu rakam hükümet tarafından verilen iznin 2.000 fazlasına tekabül ediyor.

Pakistan’da muhalefetteki bazı politikacılar bu durumu durdurmaya çalışıyor. Hükümetin, uluslararası yasaları çiğneyerek birçok Arap erkânına yakalı toy kuşu avlama lisansı verdiklerini ileri sürüyorlar. Bu türün avlanmasının 1992 yılında yasaklandığını ancak daha sonra kanuna Arap Kraliyet Ailesi mensupları için özel bir geçici lisans hükmünün eklendiğini ve bu yasadışı lisansların yıllardır verildiğini söylüyorlar.

Politikacılar yereldeki nüfuz sahibi kişilerin de eyalet yetkilileriyle anlaşmaları olduğunu, bu kişilerin arazilerini binlerce dönüm genişlettiklerini ve Birleşmiş Arap Emirlikleri Kraliyet Ailesi mensupları ile beraber ava çıktıklarını öne sürüyor. Toprak sahiplerinin, işçilerin ve köylülerin araziye giremediklerini, ekin ve büyükbaş hayvanlarına bakamadıklarını belirtiyorlar. Yakalı toy kuşu ile beraber dağ keçisi, burma boynuzlu keçi ve hint ceylanı gibi nesli tükenme tehlikesi altında olan diğer türlerin de avlandığını ve kış döneminde Pakistan’a göç eden yaklaşık 25.000 yakalı toy kuşunun yaklaşık 6.000’inin avlanma nedeniyle geri dönemediğini ekliyorlar.

Yakalı toy kuşu popülasyonuna olan başlıca tehdit avcılık faaliyetlerinden kaynaklanıyor. Ayrıca yüksek sayılardaki yakalı toy kuşu, şahinlerin eğitilmesi amacı ile özellikle Pakistan ve İran’dan Suudi Arabistan Krallığı’na gönderiliyor. Bölgedeki bazı alanlarda petrol sanayiine bağlı hızlı gelişme ile yakalı toy kuşunun yaşam alanları daralıyor ve bu da türlerin yok olma hızını daha da şiddetlendiriyor. Petrol arama, yol yapımı, madencilik ve taş ocağı faaliyetleri, petrol ve su boru hatları, enerji hatları ve dört tekerli araçlardan kaynaklanan huzursuzluklar da önemli ikincil tehditler olarak görülüyor. Özellikle enerji hatlarının yakın zamanda ana tehditlerden biri haline gelmesi bekleniyor.

Kaynaklar:

http://www.npr.org/blogs/parallels/2014/11/21/365731378/wealthy-arabs-flock-to-pakistan-to-kill-the-bustards

http://www.pakistantoday.com.pk/2014/11/18/national/shc-questions-legality-of-licenses-to-hunt-houbara-bustard/

http://www.birdlife.org/datazone/species/factsheet/22733562

 

 

Ayşe Ceren Sarı

İklim değişikliğine karşı köprüden önce son çıkış: COP 20 BM Lima İklim Zirvesi

BM İklim Değişikliği Konferansı bu sene 20. kez toplanıyor. COP 20, 20. Taraflar Konferansı veya Lima İklim Konferansı olarak da bilinen buluşma, 1-12 Aralık tarihleri arasında Lima/ Peru’da gerçekleşecek.

Konferans, 2015’de Paris’te imzalanması gereken yeni iklim anlaşmasından önceki son ara durak olma özelliği taşıyor. Yeni iklim anlaşmasında, Kyoto Protokolü’nün ikinci döneminde uygulanacak yeni iklim rejimi belirlenecek. COP 20’de oluşacak bu rejimin ana hatlarının ve yol haritasının temellerinin atılması gerekiyor.

11...

Paris 2015’den önceki önemli ara duraklardan olan, geçen sene Varşova’da düzenlenen COP 19 konferansında elle tutulur sonuçlar elde edilememiş ve buluşma hayal kırıklığıyla sonlanmıştı. 11-22 Kasım 2013 tarihlerinde düzenlenmesi planlanan konferans, uzlaşma çabalarının başarısız olması nedeniyle bir gün uzamıştı. COP 19’a, Filipinler delegasyon başkanı Yeb Sano’nun konferanstan somut çıktılar elde edilinceye kadar gönüllü açlık grevine girdiğini açıklaması damgasını vurmuştu. Gelişmiş ülkelerin Kyoto Protokolü’yle ilgili metodolojik konularda piyasa mekanizmalarını neredeyse tek uygulama yolu olarak tanımlama ısrarları da öne çıkmıştı. Türkiye ise İklim Eylem Ağı (CAN) tarafından bir kez daha Günün Fosili seçilmişti. Buluşma sonunda kabul edilen metnin de gösterdiği üzere, gelişmiş ülkeler bağlayıcı bir anlaşmaya ve somut adımlar atılmasına yanaşmadı.

Varşova’da üzerinde uzlaşılmaya çalışılan öne çıkan konulardan birisi de iklim finansmanı olmuştu. İklim finansmanı, Adaptasyon Fonu ve Yeşil İklim Fonu başlıkları altında müzakere edilmişti.

Adaptasyon Fonu

COP 19’da, Adaptasyon Fonu için toplanması hedeflenen 100 milyon dolar katkıya zor da olsa ulaşılmıştı. Ancak, bu fonun bir parçası olan ve ‘ortak ama farklılaştırılmış sorumluluklar’ ilkesi doğrultusunda oluşturulması talep edilen ‘Kayıp ve Zararların Telafisi Mekanizması’nın işler hale getirilmesinde başarıya ulaşılamamıştı. ‘Kayıp ve Zararların Telafisi’, iklim felaketlerinden ve iklim değişikliğinin yavaş başlayan etkilerinden ön planda zarar gören gelişmekte olan ülkelerin kayıp ve zararlarının karşılanması için teknolojik ve finansal bir mekanizma kurulmasını amaçlıyor. Görüşmelerin sonucunda bu konuda bir metin kabul edilmiş ve ‘iklim değişikliğinin etkilerinden kaynaklı kayıp ve zararlar için Uluslararası Varşova Mekanizması’ kurulmuştu. Ancak ayrı bir finansman üzerinde uzlaşılamamış ve mekanizma, konuya önem veren gelişmekte olan ve en az gelişmiş ülkelerin taleplerini karşılamaktan çok uzak bir halde kalmıştı. Yüzlerce STK temsilcisi müzakereleri terk ederek gelişmiş ülkelerin bu konuda olan isteksizliğini protesto etmişti.

Yeşil İklim Fonu

Yeşil İklim Fonu’nun kurulmasına 2010 yılında Kankun/ Meksika’da düzenlenen COP16’da, gelişmekte olan ülkelerin uzun dönemli finans tedariğini çoğaltmak ve uluslararası eylemleri hızlandırmak amacıyla karar verilmişti. Fonda 2020 yılına kadar yılda 10 milyon dolar olmak üzere toplamda 100 milyon dolar bütçe toplanması planlanıyordu. Ancak Varşova’da bu konuda da somut bir hareket olmadı. COP 19’da Lima İklim Konferansı’na kadar 10 ila 15 milyon dolar toplanması kararlaştırılmış ancak bu paranın nasıl toplanacağı ile ilgili süreç netleştirilmemişti. Yeşil İklim Fonu ile ilgili Temmuz 2014’de Oslo’da ilk bağış döneminin açılması ancak kararlı bağış hedeflerinin ortaya konulamamasından sonra 20 Kasım’da Berlin’de toplanan katılımcılar fon için 9 milyar 300 milyon dolar topladı. Toplanılması öngörülen 10 milyar dolar meblağa bir ay içinde ulaşılması bekleniyor. Ancak dört senede yalnızca 10 milyar dolar toplanmış olması Fon’un güvenilirliği hakkında kuşku doğuruyor.

Tüm bunlar göz önüne alındığında Lima İklim Konferansı’nın önemi daha da ortaya çıkıyor. Ülkeler somut ve bağlayıcı adımlar atmaya yanaşmadığı sürece Paris anlaşmasının iklim değişikliğini 2 dereceyle sınırlayacak kuvvette olması şimdilik mümkün görünmüyor. Aslında bu ay içinde açıklanan bir BM raporu karbondioksit salımı azaltılmadığı sürece Dünya’nın yakın bir gelecekte 4 derecelik ısınma kaydedebileceğini öngörüyor.

11 Kasım’da ABD ve Çin’in Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu’nda sera gazı salımlarını azaltacaklarına dair yaptıkları anlaşma duyurusu, Lima ve Paris İklim Konferansları öncesi önemli ve tarihi bir adım olarak görülüyor. Çin, sera gazı salımındaki en yüksek noktaya 2030 yılında ulaşmayı ve bu seneye kadar fosil-olmayan yakıtlardan enerji üretimini %20’ye çıkarmayı hedefliyor. ABD ise, 2005 yılı temel alınarak, sera gazı salımlarını 2025 yılına kadar %25-%28 azaltmayı vadediyor.

People’s Climate March

23 Eylül’de New York’ta yapılan iklim değişikliği liderler zirvesi öncesinde, dünyanın 161 ülkesindeki 2700’e yakın yerleşim yerinde People’s Climate March (İnsanlığın İklim Yürüyüşü) eylemi gerçekleştirilmişti. Eylemlerin odak noktası New York’ta 400.000’e yakın iklim aktivisti liderlere, “İklimi Değil, Sistemi Değiştir” çağrısını tarihin en kalabalık ve en organize iklim değişikliği karşıtı eylemde tekrarlamıştı. Liderler zirvesinde ülke liderleri, iklim değişikliğine karşı mücadele konusunda ne yaptıklarını ve geleceğe dair taahhütlerini açıklamıştı.

Lima İklim Değişikliği Konferansı’nı Yeşil Gazete ekibinden Ümit Şahin Lima’dan izleyecek ve gelişmeleri yerinden aktaracak.

 

Kaynaklar:

http://yesilgazete.org/blog/2013/11/23/varsova-iklim-zirvesi-sona-erdi-surec-kurtarildi-hayal-kirikligi-baki-kaldi/

http://www.globalissues.org/article/803/cop19-warsaw-climate-conference

http://www.dkm.org.tr/haberler/2013/11/18/iklim-degisikligi-cerceve-sozlesmesi-taraflar-konferansi-nda-ilk-hafta-neler-oldu.html

http://www.gstriatum.com/solarenergy/2014/07/green-climate-fund-launches-initial-contribution-process-in-oslo/

http://www.iied.org/setting-green-climate-fund-watch-space

http://yesilgazete.org/blog/2014/11/21/iklim-degisikligine-karsi-yesil-iklim-fonu/

http://www.gcfund.org/fileadmin/00_customer/documents/Press/GCF_Press_Release_2014_11_20_Berlin_pledges.pdf

http://www.theguardian.com/environment/2014/nov/18/rich-countries-backsliding-on-climate-finance

http://yesilgazete.org/blog/2014/11/12/abd-cin-iklim-anlasmasina-vardi/

http://yesilgazete.org/blog/2014/09/22/new-yorktan-kare-kare-insanligin-iklim-yuruyusu/

http://yesilgazete.org/blog/2012/12/02/mahser-icin-hazir-olun-chris-hedges/

10 maddede; Çevre Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler ne anlama geliyor? – Pelin Cengiz

AKP Hükümeti, delik deşik edilen yeni ÇED Yönetmeliği ile çevre katliamının, yeni rant kapılarının fermanını yazıyor. İlk kez 1993’te yayımlanan ÇED yönetmeliği yedi kez ana değişiklik olmak üzere 17 kez değişikliğe uğradı. Son olarak Ekim 2013’te yayımlanan yönetmelik tam bir yıl sonra tekrar değiştirildi. Çevre Mühendisleri Odası’nın yaptığı açıklamaya göre, Avrupa Birliği’nde 1985’te yayımlanmış olan bu yönetmelik sadece üç kez değiştirilmiş. Bu bile başlı başına Türkiye’deki ÇED süreçlerindeki gayriciddiliği, çevre sorunlarıyla mücadeleye ilgisizliği ve çevre korumada konusunda bütüncül bir politikanın olmayışının çok net bir göstergesi.

ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) kavramı, ilk kez Ağustos 1983’te 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. maddesiyle çevre mevzuatına girdi. Ancak, ÇED Yönetmeliği çeşitli ihmal ve gecikmeler sonucu ancak 7 Şubat 1993’te yani neredeyse 10 yıl sonra yayınlandı. Yayınlanan ilk yönetmeliğin geçici 3. Maddesi ile Şubat 1993 tarihli ÇED Yönetmeliği yürürlüğe girmeden önce onay, ruhsat, izin, kamulaştırma kararı alınmış projeler ÇED sürecinden muaf tutuldu. Bu 10 yıllık gecikmeden kaynaklanan ihmale yasal kılıf hazırlanarak, 7 Şubat 1993’ten önce uygulama projeleri onaylanmış veya Çevre Mevzuatı ve diğer ilgili mevzuat uyarınca yetkili mercilerden izin, ruhsat veya onay ya da kamulaştırma kararı alınmış veya ilgili mevzuat gereğince yer seçimi yapılmış veya yatırım programına alınmış faaliyetler ÇED sürecinden muaf bırakıldı.

AYM kararı hiçe sayılıyor

Çevre Kanunu’na geçici 3. Madde olarak konan ve çok sayıda büyük projeye ÇED muafiyeti getiren değişiklik, Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları’nın ve Çevre Mühendisleri Odası’nın katkılarıyla hazırlanan CHP üyesi 125 milletvekilinin davacı sıfatıyla yer aldığı geçen yıl yapılan başvuru sonucu, Anayasa Mahkemesi tarafından 3 Temmuz 2014’te durduruldu. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı tamamen göz ardı edilerek, 25 Kasım 2014 tarihi itibariyle yayımlanan yönetmeliğe aynı madde yani geçici 3. Madde tekrar eklendi.

Anayasa Mahkemesi’nin temmuzda verdiği bu karardan da anlaşılacağı üzere, projelerin niteliği ne olursa olsun bu projelerin ÇED süreci dışında tutulup tutulmayacağı tartışması, projenin hangi tarihte yatırım kapsamına alındığı ve hangi tarihte yatırıma başlanacağı tartışmasının ötesinde bir anlam taşıyor. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı, çevresel bozulmaya sebep olacağı belli projeler konusunda önlemlerin nasıl alınacağının belirlenmesi ile ilgili olması açısından önemli bir karardı.

İnşaat sektörüne her yol mübah!

Değişikliklerin ağırlıklı olarak enerjiye değil de inşaat projelerine ilişkin olması dikkat çekici. Sil baştan yeniden değiştirilen ÇED Yönetmeliği, inşaat sektörüne sınırsız olanak tanıyan, rantı genişleten, inşaat ve dev altyapı projelerinin çevresel etkilerini hiçe sayan bir düzenlemeye imza atmış durumda. Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, “Bu düzenlemelerle çevre sorunlarının, kuraklığın, havza kirliliğinin, kentlerdeki toz miktarının daha da artacağını söylemek yerinde olacaktır. Öte yandan, hiç kuşkusuz halkı göz ardı eden bu düzenleme toplumsal olayları da arttırabilecektir” diyor.

Türkiye’nin altyapı, enerji ve inşaat projelerini ÇED’sizleştirecek son yönetmelik değişikliğini 10 maddede özetleyelim:

1-   Kuş göç yoluna yapılan ve kuşların ölümüne neden olan tren projesi herkesin zihinlerinde henüz tazeyken, 100 kilometre ve altı demiryolu projeleri, bu yönetmelik değişikliğiyle artık ÇED’den muaf. Yeraltından geçen demir yolu hatları, metrolar da ÇED’den muaf.

2-   3 milyon metreküp altındaki dip taraması ile denizden, göllerden ve nehirlerin dibinden malzeme çıkartılması ÇED’den muaf. Yönetmelik bize denizlerdeki, göllerdeki, nehirlerdeki ekosistemin bu tarama çalışmalarından nasıl etkileneceğinin bir önemi yok diyor kısaca.

3-   Akarsu havzaları arasında su aktarımında 100 milyon metreküp altı ÇED’den muaf. Bu aynı zamanda HES projelerine dolaylı muafiyet demek. Farklı akarsuların yatağını değiştirerek yapılan HES projelerinde önceden 300 bin m3/yıl olan sınır 100 milyon m3/yıl’a çıkartıldı.

4-   Seramik üreten tesislerde ÇED uygulama sınırı 100 bin tondan 300 bin tona yükseltildi. Toplu konut projeleri, hastane projeleri (örneğin şehir hastaneleri), golf tesisleri, alışveriş merkezleri, beyaz eşya boyama tesisleri ÇED’den muaf. Neden? Henüz bilen yok. Yönetmelikteki bazı değişiklerin belirli fabrikaları muaf tutmak amaçlı nokta atışı olup olmadığı soru işareti.

5-   Yeraltı suyu çıkartılmasına dair projelerin sınırı 300 bin m3/yıldan 1 milyon m3/yıla çıkartıldı. Türkiye’nin kuraklıkla karşı karşıya kaldığı bir dönemde yeraltından çekilecek suyun etkilerinin değerlendirmemenin akılla, mantıkla açıklanabilir bir yanı yok.

6-   Tuz çıkartılması da ÇED’den muaf. Tuz Gölü’nde doğayı yok eden tesislerin ÇED olumlu kararları iptal edilmişti. Nokta atışı bir düzenlemeyle bu tesisler ÇED’den muaf.

7-   Orman alanlarının dönüştürülmesi projeleri ÇED’den muaf. Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, yaban domuzlarının şehre inmesini “magazinsel”  bir gelişme olarak nitelemişti, anlaşılıyor ki bu düzenlemeyle magazine devam.

8-   Sanayi ve enerji tesislerinin sökümü ÇED’den muaf. Örneğin nükleer santral, termik santral, kurşun fabrikası gibi tesislerin sökülmesi işlemlerinin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi gibi bir süreç işlemeyecek.

9-   Kentsel dönüşüm alanları ÇED sürecinden muaf. Madde 24’te afet riskindeki alanların dönüştürülmesinde etkilerin değerlendirilmesindeki yöntem Bakanlığa bırakılıyor. Planı yapan Bakanlık, kentsel dönüşüme karar veren Bakanlık, icraata geçen Bakanlık, kendi faaliyetinde ÇED uygulayıp uygulamayacağına karar veren de haliyle Bakanlık!

10- Rüzgar enerji santrallerinde türbin sayısı üzerinden değil, güç üzerinden ÇED sürecine karar verilecek. Ancak, asıl çevresel etki türbin sayısındadır.

Pelin Cengiz – www.t24.com.tr

Yeryüzüne Özgürlük Derneği “Vegan Beslenme Tablosu” yayınladı

Yeryüzüne Özgürlük Derneği, 1-30 Kasım Dünya Vegan Ayı etkinlikleri kapsamında vitamin ve minerallerin hangi bitkisel gıdalarda bulunduğunu gösteren resimli bir tablo yayınladı

Dernek tarafından Türkçe’de bir ilk olduğu belirtilen tabloda dünyadaki benzer tablolardan esinlenilmekle birlikle Türkiye`de yaşayan veganların kolay ve ucuza bulabileceği yiyeceklere öncelik verildiği vurgulandı.

36 vegan beslenme tablosu basın görseli...

Tablodaki bilgiler, sadece veganlara değil bitkilerin mucizesinden faydalanmak isteyen veya gut hastalığına, kolesterole, kalp-damar hastalıklarına çare arayan herkese hitap ediyor. Mesela günde 50 gram kabak çekirdeği yemek, magnezyum ve çinko ihtiyacımızın yarısından fazlasını, lif ve protein ihtiyacımızın üçte birini karşılıyor. Gün boyunca yemeklerimize serpiştireceğimiz 10 gram nane, demir ihtiyacımızın yarısını, omega-3 ihtiyacımızın çeyreğini ve kalsiyum ihtiyacımızın beşte birini karşılıyor. Tabloda D vitamini sıkıntısını aşmak için mantarları güneşte kuruttuktan sonra yemek gerektiği gibi ilginç bilgiler de yer alıyor.

Bitkisel gıdalardaki vitamin ve minerallere ilişkin raporun yayınlanması ile ilgili Yeryüzüne Özgürlük Derneği adına açıklamada bulunan Özge Özgüner, ““Herkesi hiçbir canlının eti için öldürülmediği ve sütü için tecavüze uğramadığı bir dünya adına vegan olmaya çağırıyoruz”. Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin, dünyadan köleliğin ve sömürünün silinmesi için farkındalık yaratmaya çalışan bir kurum olduğunun altını çizen Özgüner; dernek üyeleri olarak günümüzde en az konuşulan hayvan köleliği meselesini de eylemlerinin odağına almış olduklarını kaydetti.

37

Dernek üyesi Güray Tezcan ise bu tablodaki gıda önerilerinin yalnızca hayvan ürünlerine değil aynı zamanda ilaçlara alternatif olabileceğini belirterek, “Kendimize iyi bakmayı öğrenirsek sağlımızı kâra indirgeyen ve hayvan deneyleriyle ilerleyen ilaç endüstrisine muhtaç kalmayız. Kendine bakmak, hayvan özgürlüğü mücadelesinin bir parçası; çünkü biz de birer hayvanız” şeklinde konuştu.

Bu rapordan önce hazırlanan Türkçe rapor Vegan Kolektif tarafından, Amerikan Beslenme Derneği`nin vegan-vejetaryen beslenme raporunu baz alınarak hazırlanmıştı.

Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin Vegan beslenme tablosu

Vegan Kollektif tarafından hazırlanan Vegan-vejetaryen beslenme raporu

(Yeşil Gazete)

 

Kıymet Teyze’nin parkı mahkeme koruması altında

Edirne’de Kıymet Peker’in (75), iş makinesinin önüne sandalye koyup oturarak yıkımını engellediği çocuk parkıyla ilgili mahkeme kararını verdi. Edirne İdare Mahkemesi, parkın yıkılmasının hukuka aykırı olduğuna hükmetti.

Al Jazeera Türk’den Murat Eğilmez’in özel haberine göre oy birliğiyle alınan kararda, bölgedeki kamu ve yeşil alan ihtiyacını karşılayan dava konusu parselin ticaret alanına dahil edilmesinin kamu yararına uygun olmadığı yönünde görüş bildiren bilirkişi raporuna atıfta bulunuldu.

33...

Edirne İdare Mahkemesi’nin karar metninde, “Bahsi geçen alanın ticaret bölgesine dahil edilmesine ilişkin 05.06.3013 tarihli Edirne Belediye Meclisi kararının, İmar Kanunu’nun ilgili esasları çerçevesinde şehircilik ilkelerine, planlama esaslarına ve kamu yararına uygun olmadığından hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.” denildi.

Davayı açan mahalleli Süleyman Sır, Kıymet Peker’in dozerin önündeki direnişiyle gündeme gelen parkın, yeşilin korunması anlamında Türkiye’nin sembol parklarından biri haline geldiği ve artık burada bir inşaat yükselebileceğini düşünmediğini ifade ederek, “Burada eski belediye meclisinin aldığı inşaat ruhsatı kararının iptali söz konusu. Davalı olan belediye, müteahhit firmanın yapacak bir şeyi yok, olaya müdahil ya da taraf değil. Ben ve Kıymet Teyze’nin damadı Ahmet Yalçınkaya, mahalleli adına belediyeyi dava etmiştik. Yaptıkları işlerin hukuka aykırı olduğunu iddia ettik, mahkeme de bizi haklı buldu” şeklinde konuştu.

(Al Jazeera Türk)