Ana Sayfa Blog Sayfa 3781

[Özel Haber] Fransa, ülke çapında Plan Vigipirate (Olağanüstü Hal) uygulamasına geçti

Dünya iki gündür Paris’te Charlie Hebdo siyasal mizah dergisine yapılan ve 12 kişinin hayatını kaybettiği terör saldırısını konuşuyor. Peki, Fransa’da iki gündür neler yaşanıyor. Paris’te Sciences Po‘da eğitimini sürdüren erasmus öğrencisi Zeynep Ertuğrul, Yeşil Gazete’ye son iki günde yaşananları değerlendirdi. Ertuğrul’un aktardıklarını aynen paylaşıyoruz.

* * *

Charlie Hebdo saldırıları sonrasında Fransa’da panik ve paranoya hali başladı. Saldırıdan birkaç saat sonra okuldan “Plan Vigipirate” uygulamasına geçildiğine dair mail aldım.

Plan Vigipirate

20...

Plan Vigipirate, her şeyin kısıtlanması, okula giriş çıkışlarda kart kontrolü hatta çantaların aranması anlamına geliyor. Sadece okullarla da sınırlı değil bu plan. Kamusal alanlarda kontrolün genel olarak arttırılması söz konusu.

Charlie Hebdo saldırılarından bir gün sonra Paris’te ve La Rochelle’de tren garlarında muhtemelen unutulmuş çanta ve koli patlatmak için gar boşaltıldı ve bu işlem tüm trenlerin en az bir buçuk saat rötarla hareket etmesine yol açtı.

Marine Le Pen, “İdam tekrar yasallaşsın”

Fransız aşırı sağ partisi Front National (Milli Cephe) lideri Marine Le Pen, saldırının gerçekleştiği gün radikal bir açıklama yapmayıp diğer politikacıların söylediklerine benzer şeyler söylemekle yetindiyse de, saldırıdan bir gün sonra resmi twitter hesabından, idam cezasının tekrardan yasallaştırılması gerektiğine dair bir açıklamada bulundu.

19
Le Pen, 4500’e yakın kişi tarafından paylaşılan mesajında, “”Fransızlara idam cezası üzerine bir referandum teklif etmek istiyorum, bence bu ihtimal hep varolmalı” diyor

Fransız aşırı sağı zaten son yıllarda yükselişteydi ve şimdi bu saldırının yarattığı korkudan beslenerek daha da güçleneceğinden endişe ediliyor.

“Neden sırf Müslümanım diye başkasının suçu için özür dilemek zorundayım?”

Fransa azımsanamayacak bir Müslüman azınlığa sahip. Fransız Müslümanları bu olaya karşı tam olarak ne tepki vereceklerini bilemiyorlar. Kendi yaşımdan (21) Cezayir ya da Fas asıllı Fransız arkadaşlarımın tepkisi “Neden sırf Müslümanım diye başkasının suçu için özür dilemek zorundayım?” şeklinde.

Saldırganlardan birinin kimliğinin arabada unuttuğu kimlik kartı sayesinde belirlenmiş olması da insanlarda bir güven kaybına sebep oldu. Sosyal medyada sık rastlanan sorulardan bir tanesi,“Gayet profesyonel ve soğukkanlı bir şekilde gazetenin yayın toplantısına girip on iki kişi öldüren adam, ait olduğu grubun bayrağını ve kimlik kartını nasıl arabada unutur?” şeklinde.

Fransa Müslümanları her ne kadar ne tepki vereceklerini şaşırmış olsalar da, özür dileme veya karşı olduklarını gösterme şeklinde tepki veriyorlar. Tüm bunlara rağmen saçma sapan islamofobik şakalardan ve Müslüman olmasa da sırf Fransız’a değil de Arab’a benzediği için sokakta korkulu bakışlara maruz kalmaktan bıkan tanıdıklarım var.

“Je ne suis pas Charlie, Je suis Ahmed” (Charlie değil, Ahmed’im.)

21

Her şeye rağmen,  saldırıda ölen polislerden birinin 42 yaşında Ahmed adında bir polis olması sebebiyle, Müslüman kesim tarafından “je ne suis pas Charlie, Je suis Ahmed” (Charlie değilim, Ahmed’im.) şeklinde başka bir kampanya da başlatıldı.

Fransa’nın diğer şehirlerinde ise camiler işaretlendi ve neyseki ölüm ya da yaralanma ile sonuçlanmayan patlamalar meydana geldi.

 

Haber: Zeynep Ertuğrul – Yeşil Gazete Paris

(Yeşil Gazete)

CHP’den baraj çağrısı

leventgökmainCHP Grup Başkanvekili Levent Gök seçim barajının düşürülmesi ve bunun ilk seçimde uygulanması için iktidara Anayasa değişikliği çağrısı yaptı.

CHP Grup Başkanvekili Levent Gök Meclis’te düzenlediği basın toplantısında seçim barajının düşürülmesi yönünde Meclis Başkanlığı’na yasa teklifi verdiklerini hatırlattı. CHP’nin seçim barajı konusundaki görüşünün ‘ berrak’ olduğunu söyleyen Gök verdikleri yasa teklifinin seçim barajının yüzde 3’e düşürülmesini öngördüğünü belirtti. 

Gök, seçim barajının düşürülmesi ve bunun ilk seçimde uygulanabilmesi için Anayasa değişikliği önerisini dile getirdi:

“Meclis’te bütün oylar temsil edilmelidir. Seçim barajının düşürülmesi Kürt sorununun çözümünde son derece önemli bir payı işgal etmektedir.” 

Tapelerin imhası tartışması

Gök  dört eski bakan hakkında kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu’nun tapeleri imha kararını da eleştirdi. Tapelerin imhasının suç olduğunu söyleyen Gök “Meclis Başkanı’nı göreve davet ediyoruz, duyarlı olmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

Komisyon raporunun bugün Meclis Başkanlığı’na sunulacak olmasına rağmen komisyon üyelerine dağıtılmadığını söyleyen Gök ” Bu rastlanmamış bir durum. Muhalefet milletvekilleri raporu görmeden muhalefet şerhi yazıyorlar” dedi.

(Al Jazeera)

 

Shell’in Nijer Deltası’nı petrole boğmasının bilançosu sadece 84 milyon dolar

Shell, 2008 ve 2009’da Nijer Deltası’nda neden olduğu iki petrol sızıntısı için 84 milyon dolar (yaklaşık 195 milyon TL) tazminat ödemeyi kabul etti. Şirket sızıntı nedeniyle kirlenen Bogo Nehri’ni temizleme çalışmaları yürüteceğini de iddia etti.

Shell’in Nijerya’daki iştiraki SPDC şirketi SPDC genel müdürü tarafından yapılan açıklamada sorumluluk kabul edilerek “Bizler, başından beri, derin üzüntü duyduğumuz Bodo’daki iki sızıntının sorumluluğunu kabul ediyoruz” denildi.

Nigerian farmers take Shell to court in a landmark oil polllution case

Sızıntıya boru hattında meydana gelen operasyonel bir arızanın neden olduğu açıklayan Shell, bölgedeki çevre kirliğinin sorumluluğunu ise üstlenmiyor. Şirket, çevre kirliğinin sebebinin ‘petrol hırsızlığı ve yasadışı arıtma’ olduğunu iddia ediyor.

15 bin 600 Nijeryalı balıkçının ve bölge halkının avukatlığını sürdüren Leigh Day hukuk bürosuna bağlı çalışan avukatlar sızıntıdan güney Nijerya’daki binlerce hektarlık alandaki mangrovun (hindistansakızağacı) da etkilendiğini belirtti.

Nijerya’da bu boyutlardaki bir petrol sızıntısı için ilk kez tazminat ödemesi yapılacağının altını çizilirken her bir balıkçının kişi başına 3 bin 300 dolar tazminat alacakları ifade ediliyor.

(Diken)

Taksim’de Charlie Hebdo saldırısı protesto edildi

12Fransa’da 12 kişinin ölümüne neden olan mizah dergisi Charlie Hepdo’ya yapılan saldırı, Taksim’de gerçekleştirilen eylemlerle protesto edildi.

Yerli ve yabancı yazarlar, sanatçılar ve sendika temsilcilerinin bir araya gelerek gerçekleştirdiği ilk eylem saat 18.00’de Fransız Başkonsolosluğu önünde yapıldı.

Üzerinde Fransızca “Je Suis Charlie”, Türkçe “Ben Charlie’yim” yazılı pankart açan eylemciler adına konuşan tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, Avrupa’da her yerde insanların saldırıyı lanetlediğini söyledi. Aydın, “Hollanda’dan İngiltere’ye, İtalya’ya, Yunanistan’a kadar her yerde insanlığın sokağa çıkıp bu terör saldırısını lanetlediğini, onurlarını birleştirdiğini biliyoruz. Biz bu ülkenin yurttaşları ve sanatçıları olarak bu saldırıya karşı sessiz kalamazdık. Çünkü biz bu terör saldırılarını en yoğun biçimde yaşayan ülkelerden birisiyiz. 2 Temmuz’da Sivas’ta olan saldırı ile Paris’te yaşanan saldırı arasında hiçbir fark yoktur. Akıl çünkü aynı akıldır. O akıl, Paris’te sahneye çıkmıştır. Yarın nerede çıkacağı belirsizdir. Yapılması gereken şey, bütün dünya insanlığının ve sanat hareketinin bu konuda yan yana gelip onurlarını birleştirmesi gerekir. En yüksek sesle barışı haykırması gerekir” diye konuştu.

Grup adına basın açıklamasını okuyan Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) Genel Başkanı Mustafa Köz ise şunları söyledi:

“Zalimlerin kaba baskıları, zulümleri, katliamları, özgür düşüncenin ışıklı ırmağını kurutamayacaktır. Paris’teki karikatürist dostlarımızın katledilmesinin kalplerimizde açtığı yara çok sıcak ve çok derindir. Bu yaranın daha da açılmaması için, yeryüzünün bütün  sanatçılarının yan yana gelmesi tarihi bir zorunluluktur. Bizler bugün burada, bu zorunluluğu, vicdani sorumluluğu dünya kamuoyuna yeniden duyurmak için buluştuk. Komşusunun evini yakıp, o ev yanarken, o ateşte yumurtasını kaynatmak isteyen vicdansızları, o ateşin kıyısında din siyaseti yapan din tacirlerini lanetliyoruz. Dünya yanarken, sanatçılar öldürülürken gündelik dillerini yine ayrıştırıcı, düşmanlaştırıcı algı üzerine kuran siyasi bezirganları lanetliyoruz.”
 
İKİNCİ EYLEM MİS SOKAK’TA

Charlie Hepdo’ya yönelik saldırıyı protesto amacıyla düzenlenen ikinci eylem saat 19.00’da İstiklal Caddesi Mis Sokak üzerinde başladı. Burada bir araya gelen “Birleşik Haziran Hareketi” üyesi bir grup, üzerinde “Eşitlik, özgürlük ve kardeşlik için, Charlie Hebdo için sokaktayız – Je Suis Charlie” yazılı bir pankart açarak, Fransız Başkonsolosluğu’na doğru yürüyüşe geçti. Ellerinde Türkçe ve Fransızca olarak ‘Özgürlük’, ‘Kardeşlik’, ‘Eşitlik’ yazılı dövizler taşıyan grup üyeleri, yürüyüş boyunca saldırıyı kınayan sloganlar attı.

Fransız Başkonsolosluğu önüne kadar yürüyen eylemciler, burada, ölenlerin anısına 1 dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından grup adına basın açıklamasını okuyan tiyatro sanatçısı Barış Atay, “Dünya Charlie Hepdo için ayakta. Dün Paris’te dinci bir örgüte üye oldukları anlaşılan 3 kişi tarafından Charlie Hepdo’ya düzenlenen saldırı sonucunda 12 kişi katledilmiştir. Aralarında çok sayıda insan tarafından tanınan ve sevilen karikatüristlerin de katledildiği bu saldırıyı kınıyoruz. Gericiliğin ve İslamcı faşizmin Türkiye’de olduğu gibi dünya üzerinde de saldırgan bir hale geldiği apaçık görülüyor” dedi.

Yapılan açıklamanın ardından, ölenler için Başkonsolosluk merdivenine karanfiller atıldı. Bazı eylemciler de ölenlerine anısına mum yaktı.

(Cumhuriyet)

[Son Dakika] Paris katilleri kıstırıldı

0

Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırının zanlılarını yakalamak için seferber olan Fransız güvenlik güçlerinin Paris’in kuzeyinde çatışmaya girdiği bildirildi. Kıstırılan zanlıların bir fabrikada çalışanları rehin aldığı belirtildi.

Rehine alma olayı öncesinde, National 2 otoyolunda şüphelilerle onları izleyen polis arasında silahlı çatışma yaşandığı bildiriliyor.

Fransız haber ajansı AFP, çatışmanın polisin şüphelilerin aracını takibi sırasında açılan ateş esnasında olduğu bilgisini verdi.

Fransız RTL radyosunun çatışma sırasında en az bir kişinin öldüğü yolundaki haberi ise Paris savcılığı tarafından yalanlandı.

Fransa İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve, zanlıları gözaltına almak için operasyonun devam ettiğini söyledi.

Bölgeye bir polis konvoyunun hareket ettiği ve zanlıların bulunduğu bina çevresindeki güvenlik önlemlerinin artırıldığı görülüyor.

Günün erken saatlerinde zanlıların bir arabayla kaçarken polis tarafından kovalandığı bilgileri gelmişti.

Çarşamba günü Paris’teki mizah dergisine saldıran silahlı kişiler, ikisi polis 12 kişiyi öldürmüş ve olay yerinden kaçmayı başarmıştı.

(BBC)

Rusya’da ‘Transseksüellere ehliyet yok’

150109083015_russia_traffic_624x351_afpRusya’da transseksüeller araba ehliyeti alamayacak kişiler listesine ekledi. Gerekçe ise transseksüelliğin ‘akli dengesizlik’ olarak sınıflandırılması.

Ülkede yapılan yeni düzenlemeyle transseksüelliğin yanı sıra fetişizm ve teşhircilik de kişilerin ehliyet alamamasına yol açacak eğilimler olarak kabul edildi.

Rusya’da çok fazla araba kaası yaşandığını düşünen hükümet, ehliyet başvurularında sağlık kontrollerinin sıkılaştırılmasını istiyordu.

Artık kumar bağpımlılığı ve kleptomani de kişilerin ehliyet almasına engelen olacak ‘akli dengesizlikler’ listesinde.

Rusya’daki psikiyatrlar ve insan hakları savunucuları açıklanan yeni düzenlemeyi kınıyor ve atılan bu son adımı uzun süredir transseksüellere yönelik devam eden baskının son adımı olarak yorumluyor.

Rusya 2013’te “Gelenek dışı yaşamn tarzlarının yüceltilmesini” yasa dışı ilan etmişti.

Rusya Psikiyatrlar Birliği’nden Valery Evtushenko, ehliyet düzenlemesini BBC Rusça Servisi’ne değerlendirirken “İnsanlar ehliyet yasağına takılmamak için psikolojik destek almaktan vazgeçebilir ve sorunlarını gizler hale gelebilir” dedi.

Rusya’daki Avukatlar için İnsan Hakları örgütü ise son düzenlemeyi ‘ayrımcılık yapılıyor’ diyerek eleştirdi. Örgüt hükümet yetkililerinden konuya açıklık getirmelerini istedi ve durumu uluslararası insan hakları örgütlerine ileteceklerini vurguladı.

Ülkedeki Şoförler Sendikası ise kararı destekliyor. Sendika lideri Alexander Kotov, “Kazalarda çok insan ölüyor. Sağlık kontrollerinin daha sıkı hale getirilmesi son derece yerinde bir karar” dedi.

Ancak sendikaya göre profesyonel olmayan sürücüler için şartlar bu kadar katı olmamalı.

BBC Rusça Servisi’ne konuşan Ruspsikiyatr Mikhail Strakhov, yeni düzenlemedeki ‘kişilik bozukluğu’ tanımlamasının çok muğlak olduğunu söyledi ve bazı bozuklukların da araba sürmeye engel olmayacağının altını çizdi.

(BBC)

Paris saldırısı sonrası gözler Almanya’da yükselen Pegida hareketinde

Paris’teki mizah dergisine yönelik kanlı baskından sonra gözler Almanya’da bir süredir İslam aleyhtarı söylemlerle sokağa dökülen Pegida hareketine çevrildi.

Deutsche Welle’den Peter Hille’nin haberine göre geçen ekim ayından bu yana Almanya’nın değişik kentlerinde İslam karşıtı gösteriler düzenleyen Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar (Pegida) oluşumu 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıdan pay çıkarma telaşına girdi. Aşırı sağ eğilimli oluşum Facebook sayfasında Paris’teki saldırıyla ilgili yayınladığı mesajda, “12 haftadır dikkatleri üzerine çekmeye çalıştığımız İslamcılar bugün Fransa’da demokrasiye uygun olmadıklarını gösterdiler. Şiddet ve ölümü çözüm olarak gördüklerini ortaya koydular. Almanya’da da benzer bir trajedi mi meydana gelmek zorunda?” diye bir soru yönelttiler.

15...

Konrad-Adenauer Vakfı uzmanlarından Nico Lange, Paris’te meydana gelen trajik saldırının Pegida’ya yarayacağını belirterek şöyle konuşuyor: “İslam’la ilgili korkusu olanlar Paris’teki saldırıdan sonra korkularının haklı gerekçeleri olduğuna bir kez daha inandılar. Bu durum, Pegida gösterilerini de etkileyecek. Çünkü Pegida hareketi işte tam bu korkulardan besleniyor.”

Pegida’nın “Pazartesi yürüyüşleri”: Birkaç yüz kişiden 18bin’e

Pegida hareketi ekim ayında Dresden’de “Pazartesi yürüyüşleri” olarak ortaya çıktığında sadece bir kaç yüz kişinin katılımıyla gerçekleşiyordu. Ancak bu rakam giderek arttı. Nitekim Dresden’deki son “Pazartesi yürüyüşüne” 18 bin kişi katıldı. Önümüzdeki pazartesi kalabalığın daha da artması işten bile değil. Konrad Adenauer Vakfı’ndan Nico Lange, Pegida ve onun zihniyetini paylaşanların Avrupa’ya göç eden tüm Müslümanların Paris’tekine benzeyen terör saldırıları yapabilecekleri şeklinde klişeler üzerine çalıştıklarını belirtiyor.

(Deutsche Welle Türkçe)

Fransız polisi #CahrlieHebdo zanlıları için alarmda

Fransa genelinde binlerce polis ve asker, Paris saldırısının zanlılarını yakalamak için seferber oldu. Arama çalışmaları üçüncü gününe girdi.

14...

Paris’in 80 kilometre kuzeydoğusundaki Villes-Cotterets’teki bir petrol istasyonunda iki şüphelinin görüldüğü yönündeki ihbar üzerine güvenlik güçleri bölgeye yoğunlaştı. Ancak bölge binlerce güvenlik görevlisiyle adım adım taranmasına rağmen zanlıların izine henüz ulaşılamadı. Böylece zanlıları arama çalışmaları üçüncü gününe girmiş oldu.

Operasyon, Paris’in kuzey doğusundaki bölgede yoğunlaşıyor.

13

Fransa’daki Müslümanların temsilcisi örgütler, Cuma namazları için imamlara, terörü ve şiddeti en üst düzeyde kesinlikle kınamaları istendi.

Yetkililer, Reims, Charleville-Mezieres ve Paris’te Kouachi kardeşlerle bağlantılı en az dokuz kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

(Deutsche Welle Türkçe, BBC Türkçe)

Bir Marilyn Monroe Hezeyanı: Kusursuz Güzellik – Fırat Devecioğlu

’ Kapitalizmin temel özelliklerinden biri sürekli olarak kendine yeni pazarlar yaratmasıdır. Bu yeni pazarlar için, sürekli olarak kendimizde bir ‘yanlışlık’ hissetmeliyiz ki kendimizi ‘daha iyi’ yapmak için ürünler, kıyafetler ve estetik ameliyat hizmetleri satın almaya devam edelim.’’

8

 

İnsanoğlu, tarihinin karanlık süreçlerini, hayatta kalma becerileri ile atlatmasını bildi; var olmaya devam ederek, en büyük mucizesini gerçekleştirdi. Yok olmadık. Şehir devletler, ortaçağ, ulus devletler, savaşlar, lordlar, güçlü kiliseler, krallar, devrimler v.s hepsi geride kaldı…

Yaşadığımız çağda ise, tarih perdeleri, geçmişin güç odaklarına kapanırken, firmalar için tekrar açıldı. Biz, benzer yıllarda dünyaya yuvarlananlar ve gidecek olanlar, insanlık tarihimizin firmalar çağına denk gelenleriz. Tanıklık ettiğimiz bu yıllarda, doğal olduğu sanılan, ancak gerçekte, yaşadığımız çağa uygun olarak tasarlanmış bir yaşam formu önümüze serilir. İnsanlar, piyasalarda yaşar, şirketler tarihine daha iyi hizmet edebilmesi için, benzer eğitimden geçerek törpülenir. İnsanoğlu tasarımı bir hayat, sorgusuzca yaşanılır.

Çağımızda, mutluluk, ulaşılması gereken bir hedef olarak konumlandırılır. Sahip olunmazsa yaşayamayacak gibi hissettirilen sanal ihtiyaçlar yaratılır. Mal ve hizmetleri satın aldıkça, kişisel başarı peşinde koştukça (kendimizi ve ‘niçinimizi’ unuttukça), konfor dolu hayallere ulaşmayı daha fazla hayal ettikçe, insanlar mutlu olacaktır! Bu aldatan yalanlara, sürekli tekrar eden reklam ve türlü pazarlama faaliyetleri ile inandırılır. Ne gariptir ki bu işi kurgulayan çalışanlar da, bir başkasının yalanına inanmış halde yaşar.

Köpürtülmüş arzularının peşinde, katlanılmaz hayatlar yaşayan ve bu akıl almaz sürecin normal olduğuna aldanmış insanların sayesinde, çağımızın sisteminde süreklilik sağlanır.

Bu noktada, çarkların dönmesini sağlayan önemli bir dayatmadan söz edebiliriz; kusursuz olma/görünme düşüncesi…

Taktir edilme, güçlü-bilinir olma, saçma toplumsal düzende yer edinme gibi, doğuştan boşluklara sahip insan için, kusursuz görünme fikri, uğruna aklını oynatabileceği bir arzudur ve şirketler eliyle bu düşüncenin tohumu ekilir ve arzusu kışkırtılır. Kusursuz görünmek ya da güzellik dayatması, önemsiz gibi gözükse de, farkedilmesi zor, sinsi bir fikirdir. Etrafımıza bir yabancı gibi baktığımızda, bu sinsi tohumun etrafında şekillenen bir dünyayı farkedebiliriz.

9

Kusursuz görünme dayatması, henüz çocuk yaşlarda türümüzün karşısına dikilen bir durum…Mesela İngiliz Daily Miror gazetesinin 2014’ün henüz başında yaptığı bir araştırma ile,10 yaş ve altındaki binlerce çocuğun depresyona girdiğini gösterdi.  Araştırma sonucunda, bu kadar küçük yaşta depresyon yaşamalarının nedeni olarak mükemmel bir vücuda sahip olmaya zorlanmaları olduğu belirtildi.

Neredeyse kusursuz güzelliğin simgesi, seks sembolü, pop ikonu Marilyn Monroe güzelliği ile dünyanın dilinde olduğu 35 yaşında çok ciddi yaşlanma korkusu yaşıyor ve dünya güzeli olduğunu tekrar tekrar hatırlatılmasını çevresinden istiyordu. Dillere destan bir güzel olsa da kendi küçük odasında için için beğenilmemektenkorkuyordu. 36 yaşında öldüğünde, eski kocasına yazdığı bir mektup yanı başındaydı; “Artık ne yaparsam yapayım bir erkeği kendime tam olarak bağlayamıyorum… Hiçbir erkeğin gereksinimlerini tam olarak karşılayamıyorum…”

Şirketler çağında, kusursuz olma/güzellik pazarlaması ile sistemin devamlılığını sağlayan fikirler pompalanır; hayattaki en önemli şey nasıl göründüğünüzdür ve sizde hep değişmesi gereken bir şeyler vardır! Kilonuz, saçınız, boyunuz, burnunuz, arabanız, eviniz, kıyafetleriniz v.s . Kendinizi güzel değil, biraz da çirkin hissetmeli ve dünyanın size sunduğu güzellik imkanları ile hayatınızı değiştirmelisiniz!

Yazar Tansy Hoskins şöyle der; ‘’ Kapitalizmin temel özelliklerinden biri sürekli olarak kendine yeni pazarlar yaratmasıdır. Bu yeni pazarlar için, sürekli olarak kendimizde bir ‘yanlışlık’ hissetmeliyiz ki kendimizi ‘daha iyi’ yapmak için ürünler, kıyafetler ve estetik ameliyat hizmetleri satın almaya devam edelim.’’

Bu yıllarda, içerik ya da derinlikten öte, satın alınabilir olduğundan ‘görüntüler’ önemlidir. Estetikli vücut, bindiğiniz araba, gömleğin hayvanlı simgesi, gittiğiniz ‘mekanlar’ v.s… Herşeyin görüntüdeki önemine bayılan insan, şöyle derinlemesine dinleyecek, konuşacak birilerini bulamaz hale gelir. Yılışık bir yüzeysellik bulaşıcıdır. Yavşak erkek, hırsından tutuşan kadın modeller her yerde artış gösterir. Çağımız insanı, birbirine hem hava atar hem de birbirinin gözüne girmek için çocuk gibi uğraşır durur.

10

Şirketler çağı, ‘kusursuz görünme, güzel olma’ fikri etrafında, birgün mutlu olacağını düşünen ‘aklı bir dünya’ bireyi yaratır.

Ona makyaj yapar, sanal podyumlarda dolaştırır, kendini gösterebilme şehveti yaşatır ve buna zahmetsizce ulaşabileceğine inandırır.

Ve nihayet kişinin gerçeklikle ilişiği kesilir. ‘Bir kamera olsa da kafayı uzatsam’ derdindeki çağımızın ürünü ‘görüntü’ hayranı insan, yavaş yavaş ‘komik’ diyebileceğimiz şeyler düşünmeye başlar; reklamda kaplan gibi yürüyerek saatine bakan adam, o olacaktır. Katalog çekiminde 70 model bir klasiğin mavi kaputuna uzanıp, şapkasını havaya atan model odur. Arkadaşının paylaştığı fotoğraf gibi, o da  Santorini’ de sevgilisinin parmağındaki çikolatayı ısırma oyunları oynayacak, masajlardan gevşemiş, şımarmayı hak eden eşsiz öpülesi teni Akdeniz güneşi ile buluşarak bir başka doğa mucizesini yaşatacaktır! Anlamsızlık melankolisinden para kazanan bir yazarın kumsal kitabını göğsünün üstünde tutarak, aynı karede bacaklarını ve denizin fotoğrafını çekip, paylaşacak, sonra da ilgi beklemek en büyük telaşı olacaktır!

Kim bilir şans bir gün onu bulacaktır, aslında ne kadar da farklı olduğunu bir gün herkes anlayacaktır! Belki bir yarışma programına katılacaktır, belki de onu gören ressam resmini çizmek isteyecek, fotoğrafçı portre çekimleri için ricada bulunacaktır! Akıllı bir iş girişimi ile parayı bulacak ve ne kadar da akıllı olduğu dilden dile dolaşacaktır. İnternette bir cümle yazacak binlerce insan onu tanıyacaktır. Belki bir resimdeki bir bakışı herşeyi değiştirecektir. Yeteneklerini dünya iyisi insanlar görecek ve ona el uzatacaklardır. Onu bu güzel kıyafetlerle gören biri, bir an durup ‘senin gibi birinin buralarda ne işi var’ diyecektir. Bir an gelecek tüm ışıklar sönecek ve tek bir ışık onun üzerinde dolaşacaktır. Herkes onu alkışlarken o parmaklarını ısıracaktır. Bir gün bir şey olacaktır; yat, kat, lüks, şöhret onu hiç bırakmayacak ve nihayet kusursuz görünecektir!

11

Kusursuz görünme, öylesine güçlü bir arzudur ki, bir yandan şirketler çağının endüstrilerini ayakta tutarken,kişinin gerçeklikle olan tüm bağını koparıverir.  Karıncayı dahi incitmemeye çalışan birinin üzerinde kürk görebilirsiniz. Lüks bir caddede, vitrinleri süsleyen Avrupalı tekstil ürünlerinin büyüsüne kapılan moda düşkününün aklına, o ürünlerin üretildiği, ayda 38 dolara çalışılan, yıkılıp giden çürük bir binada ölen 1.200 kişi (Rana Plaza felaketi) gelmez.

Ya da  karşınıza ‘gerçeklik bağı kopuk’, enkazın önünde, havalı bir fotoğraf çekip, paylaşma telaşı ile yanan tutuşan bir gazeteci çıkabilir.

Filistin’de savunmasız binlerce kadın, çocuk ölürken, facebookta açılan ‘İsrail Savunma Güçlerinin yanındayız’ adlı bir grupta, dünyanın dört bir yanından kadınlar, seksi fotoğraflarını savaşa destek mesajları ile birlikte yayınlayabilir.

Modern zaman, şirketler çağı, piyasası ile insanların üzerine düş pompalar. Göz gözü görmeyecek kadar her yanımızı sarmalamış sabun düşler, bizleri rüya halinde tutar.

Biz şirketler çağına, tarihimiz ise kafası karışık, rüya aleminde, büyü içinde kalmış insan türümüze şahitlik ediyor.Kılıktan kılığa girerken bir tek kendi olamayan, anlamsız bir kusursuzluk peşinde koşan, boşluklarını örtme hevesinde, aklı bir dünya nesli temsil ediyoruz. Sistem için ise tükettiği kadar var olan, bir başka tüketen gelene kadar varlığına katlanılabilinen bir nesil…

Bu yazı dunyalilar.org/ dan alınmıştır

 

Fırat Devecioğlu

Fırat Devecioğlu 

www.firatdevecioglu.com

www.facebook.com/firatdvcgl

twitter.com/firatdevecioglu

Hasankeyf sular altında kalırken – Önder Cırık

Hasankeyf’in, Ilısu Barajı suları altında kalacağı kesinleşti. İlçedeki tüm kamu kurumları Yeni Hasankeyf denilen bölgeye taşınmış. İlçedeki dükkânlar tek tek kapanıyor. Yöre halkı yeni evlerini beğenmişler. Yakında taşınacaklarmış. İlçede bugünlerde Hasankeyf sular altında kaldıktan sonra turizmi nasıl geliştiririz konulu çalıştaylar yapılıyormuş. 1.100 ton ağırlığındaki Zeynel Bey Türbesinin taşınması için ihaleler açılmış.Koruma statüsü “TAŞINMAZ KÜLTÜR VARLIĞI” olan bir yapıyı taşıyacaklar anlayacağınız. En geç 2 sene içinde Hasankeyf tamamıyla sular altında kalacak. Bir kültürel miras ve Dicle Nehri’nin yaratmış olduğu ilk yerleşik hayatın, ilk tarımın, ilk hayvancılığın, ilk merkezi devletlerin ve bürokrasinin, ilk bilimin ve ilk yazının mümkün olabilmesine olanak sağlayan çevrenin yok olması gerçekleşecek. 

Hem geçmişi hem de geleceği silmek

Fotoğraf: Önder Cırık
Fotoğraf: Önder Cırık

Türkiye’nin kültürel mirasına sahip çıkma konusunda sicilinin ne kadar bozuk olduğu aşikâr. Oysa nehirleri ve nehir ekosistemlerini yok ederek çevresel ve doğa mirasını da yok etmek konusunda en az kültürel miras kadar bozuk bir sicile sahip ülkemiz. Kültürel miras değerleri daha görünür, bilinir ve marka değerleri yüksek olduğu için insanımıza dev enerji projeleri sadece kültürel mirası yok ediyor gibi gelir. Oysa kültürel mirastan çok daha fazla zararı, çevremize ve içimizde yaşadığımız doğaya verir. Bir tarih ve kültürel miras sular altında kaldığında geçmişimizi sileriz, ama çevresel ve doğal mirasımızı sular altında bıraktığımızda ise geleceğimizi silmiş oluruz.

Nehirler su döngüsünün en büyük parçalarından biridir. Yağmur ya da kar suları olarak biriken sular nehirler aracılığıyla denizlere taşınır. Bu taşıma esnasında zengin bir habitat çeşitliliği ve biyolojik çeşitlilik oluşur. Bu zenginlik de yaşamın ta kendisidir aslında. Yaşam nehirlerden ibaret olmasa hiçbir uygarlık nehirlerin kenarına kurulmazdı. Türkiye nehir zengini, dolayısıyla kültür zengini, dolayısıyla uygarlık zengini bir ülkedir. Yaklaşık 800 bin kilometrekare ülkede toplam 26 nehir havzası bulunur. Bu havza bolluğunun temel nedeni Anadolu yaylasının, etrafına göre yüksek olmasıdır. Anadolu yaylası batıdan doğuya gittikçe yükselir ve ortalama 1100 metre gibi oldukça yüksek bir rakıma ulaşır. 26 havza, sularıyla bu nehirleri besler ve bu nehirler de suyu Akdeniz, Karadeniz, Ege ve Marmara Denizlerine taşır. Buharlaşan su yağmur olur, kar olur ve döngü yeniden başlar. Bu yükseklikten dolayı nehirlerimizin akış hızı yüksektir. Bu nedenle nehirlerimiz, nehir taşımacılığına pek olanak vermez. Hatta Çoruh Nehri 10 sene öncesine kadar coşkunluğu nedeniyle dünyanın en iyi üçüncü rafting yapılan nehriydi. Üzerine yapılan 9 adet baraj, kollarına yapılan sayısız Hidroelektrik Santrali nedeniyle bugün durgun bir göl haline gelmiş durumda.

Su, yani Yaşam döngüsünün en önemli parçası: Nehirler

Fotoğraf: Nizamettin Yavuz
Fotoğraf: Nizamettin Yavuz

Suyun önemini fark etmemiz gelişmiş batılı ülkelerle aynı döneme rastlar. Fakat fark etmemizin şekli 180 derece farklıdır. Avrupa, suyun öneminden su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımını anlamışken, biz suyun öneminden nehirlerin üzerine ne kadar çok baraj ve HES yapılabileceğini anladık.

Avrupa Komisyonu 23 Ekim 2000 tarihinde 2000/06/EC sayılı AB Su Çerçeve Direktifini kabul etmiş ve tüm üye ülkelerine bu direktifin kapsamını dikte etmiştir. Avrupa Birliği bu direktifle üyelerine su kaynaklarının korunmasını, sürdürülebilir su kullanım planlarının yapılmasını, sulak alanların korunmasını, yeraltı su kirliliğinin azaltılmasını, sellerle ve kuraklıkla mücadele için gerekli çalışmaların yapılmasını zorunlu kılıyor. Biz ise 2003 yılında içinde nehirlerimizin, temiz su kaynaklarımızın olduğu sayısız doğal alanı enerji yatırımları için lisanslamaya başladık. Avrupa ülkeleri havza bazında planlamalarını yapıp endüstri, enerji, tarım, orman, turizm yatırımlarını o ana plana uygun, sürdürülebilir, ekolojik dengeyi gözeten yatırımlar halinde yaparken biz şırıldayan her şeye lisans verip HES, baraj, maden yatırımlarına izin verdik.

Kaynak: Zarfl, C., Lumsdon, A. E., Berlekamp, J., Tydecks, L., & Tockner, K. (2014). A global boom in hydropower dam construction. Aquatic Sciences
İnşaatı tamamlanan ve Planlanan Barajlar (Kaynak: Zarfl, C., Lumsdon, A. E., Berlekamp, J., Tydecks, L., & Tockner, K. (2014). A global boom in hydropower dam construction. Aquatic Sciences)

Avrupa Birliği finansal kaynak ayırıp su kaynaklarının korunması gibi konularda çiftçinin desteklenmesi, doğa dostu tarım faaliyetlerinin sübvanse edilmesi, yöre insanının farkındalığının arttırılması için bilinçlendirme projeleri yapıyor. Örneğin Avrupa Birliği tarafından desteklenen, ülkemizde Doğa ve Yaban Hayatı Koruma Derneği’nin de ortağı olduğu, Karadeniz’e kıyısı olan diğer ülkelerden Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Gürcistan’dan sivil toplum kuruluşlarıyla beraber yürütülen “Temiz Nehirler – Temiz Deniz” Projesi böyle bir proje. Biz ise son 10 yılda yöre halkını yerinden yurdundan eden, onların köylerini, tarlalarını sular altında bırakan, onları şehre göç etmek zorunda bırakan su politikaları izledik. Ve bunların hepsine üstün kamu yararı dedik. Üstün kamu yararı olması için bir projeden bizim, bizden sonra çocuklarımızın faydalanması gerekir. Her şeyden önce o projenin akılcı olması gerekir.

Birleşmiş Milletler verilerine göre dünyadaki elektrik enerjisi üretimi 1993 ile 2010 yılları arasında %72 artmış. 2040 yılında kadar bu üretimin %56 daha artacağı tahmin ediliyor. Yine 2040 yılına kadar dünyadaki tüm hidroelektrik enerji potansiyeli değerlendirilse bilse dünyanın toplam elektrik ihtiyacının yarısı bile karşılanmayacak. Öte yandan suyun potansiyel enerjisini kinetik enerjiye çevirip elektrik üretmek için suyun devamlı ve istikrarlı bir debide olması lazım. Suyun biriktirildiği, su havzalarının oluşturulduğu büyük baraj projelerinde bu sorun değil. Ama verimliliği akan derelerin debisine bağlı olan ve başta Doğu Karadeniz ve Akdeniz derelerine yapılmış sayısız HES bu açıdan verimsiz çalışır. Bu nedenledir ki 49 yıllığına hiç durmadan elektrik üretip, para basacaklarını düşündükleri HES’leri şu an ellerinden çıkarmak isteyen sayısız yatırımcı var.

Türkiye akarsularının debisi düşüyor

5 hasankeyf2_ÖNDER_CIRIK...
Fotoğraf: Önder Cırık

Oysa 2007 yılında Meteoroloji Mühendisi Enise Neyran Cebe’nin yapmış olduğu ve Türkiye akarsularının trendlerini çalıştığı tezinin de ortaya koyduğu gibi Türkiye’de akarsularımızın debisi düşüyor. Aslında bunu anlamak için bilimsel analiz yapmaya da çok gerek yok. Hafızamızı zorlayıp sadece son yıllarda yağan yağmur ve karı bir düşündüğümüzde ülkemizde akarsuların debisinin düşüyor olduğunu kendimiz de tahmin edebiliriz. Yağmur ve kar olmazsa nehirler dolmaz. Toplam 31 istasyondan alınan DSİ verilerine göre Türkiye akarsularında yıl bazında azalan yönde bir trend gözlemlenmiş, bu veriler 4 mevsime yayıldığında da sonuç değişmemiş ve her mevsim akarsu debilerinin azaldığı yönünde bir trend elde edilmiş. Yani göz göre göre susuz derelere HES yapıp elektrik üretmeyi bekliyoruz. HES yaparken de tüm nehir ekosistemini, yollarla ormanı, orman tahribatıyla erozyonu, suyu boruların içine almayla başta balık yaşamı olmak üzere doğal yaşamı yok ediyor, yöre insanını bölgeden kaçırıyor, turizm ve rekreasyon değeri çok yüksek eşsiz vadileri talan ediyoruz. İşte size üstün kamu yararı! 

Hazıra dağ dayanmaz!

Türkiye akarsularının trendleri haritası (Kaynak: Cebe, E. N. (2007). Türkiye Akarsularında Mevsimsel Trend Analizi. Y. Lisan Tezi. İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü)
Türkiye akarsularının trendleri haritası (Kaynak: Cebe, E. N. (2007). Türkiye Akarsularında Mevsimsel Trend Analizi. Y. Lisan Tezi. İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü)

Gelişen, büyüyen Türkiye’ye, artık sığamaz olduğumuz şehirlere bakıp hep daha fazla elektrik üretmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Oysa anlamamız gereken bu değil. Türkçemizde güzel bir söz var “Hazıra dağ dayanmaz!” diye. Yani birikim akılcı şekilde kullanılmadığında bir gün o birikimin biteceğine vurgu yapar bu güzel atasözü. Demek ki sorunumuz üretimde değil, tüketimde. Biz tüketimimizi azaltmadıkça, verimli hale getirmedikçe, enerji tasarruflu teknolojilere geçmedikçe ne kadar ve ne şekilde üretirsek üretelim her zaman daha fazla elektriğe ihtiyaç duyacağız. Çözüm sadece diğer yenilenebilir enerji üretim şekilleri güneş ve rüzgâr teknolojisinde de değil. Çözüm bu yenilenebilir enerji teknolojilerini verimli ve tasarruflu tüketim şekilleriyle birleştirip az üretmek ve az tüketmekte. Sonuçta ne şekilde üretirseniz üretin enerji üretmenin finansal ve çevresel bir faturası her zaman olacak.

ONDER_CIRIK

 

 Önder Cırık