Ana Sayfa Blog Sayfa 3782

Gazeteci Metin Göktepe, 19. ölüm yıldönümünde mezarı başında anıldı

8 Mart 1996’da görevi başındayken gözaltına alınan ve polisler tarafından dövülerek öldürülen gazeteci Metin Göktepe, İstanbul’daki mezarı başında anıldı.

30...

Metin Göktepe’nin Esenler Kemer Mezarlığı’ndaki kabri başında gerçekleşen anma törenine annesi Fadime Göktepe sanatçı Ferhat Tunç, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, HDP Milletvekili Levent Tüzel, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, Gazeteci Ahmet Şık ve birçok meslektaşı katıldı. Rahatsızlığı nedeniyle anmaya gelemeyen Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto’nun da anma sırasında mesajı okundu.

“Je Suis Charlie” dövizleri

Anma sırasında, dün Paris’te mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı kınanırken, Göktepe’yi öldüren zihniyetle, Charlie Hebdo saldırısını yapanların aynı olduğu vurgulandı.

Anmada bir konuşma yapan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, Paris’te Charlie Hebdo’ya yönelik düzenlenen saldırıya değinerek, “Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı aslında Metin Göktepe’ye yapılan saldırının bir benzeriydi. Aynı kafanın barbarlığı, aynı kafanın bir saldırısıydı. O yüzden de burada, ‘hepimiz Charlie’yiz’ diyoruz. Orada ölen herkesi saygıyla anıyoruz” dedi. Anmaya gelenlerden bazıları ‘Je Suis Charlie’ (Ben Charlie’yim) yazılı dövizler taşıdı.

Charlie Hebdo yayına devam kararı aldı

Fransa’nın başkenti Paris’teki kanlı saldırının yaşandığı mizah dergisi Charlie Hebdo, ‘Aptallık kazanamayacak’ dedi ve önümüzdeki hafta yeniden raflarda olacağını açıkladı.

29...

Derginin saldırıdan sağ olarak kurtulan editörlerinden Patrick Pelloux, AFP’ye yaptığı açıklamada derginin önümüzdeki hafta Çarşamba günü yeniden satışa çıkacağını belirtti ve bunun “aptallığın kazanmayacağını” göstermesi açısından önemli olduğunu ifade etti.

Pelloux, derginin çalışanlarının kısa süre içinde toplantı yapacağını da sözlerine ekledi.

 

Fransızlar bağnazlığa karşı sokaktaydı

Fransız haftalık mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Paris’teki merkezine düzenlenen saldırı sonrası 100 binden fazla insan sokağa çıkarak, “Korkmuyoruz” mesajı verdi.

24En az 12 kişinin hayatını kaybettiği saldırı sonrası başta Paris’teki Cumhuriyet Meydanı olmak üzere sokaklara dökülen Fransızlar, ‘Je Suis Charlie‘ (Ben Charlie’yim) afişleri taşıdı.

Saldırıda hayatını kaybedenler için mumlar yakaldı, Charlie Hebdo dergileriyle saldırı kınandı.

Saldırıya karşı birçok ülkede insanlar sokağa çıkarak Fransızca ‘Ben Charlie’yim’ yazan afişlerle Fransa 8halkıyla dayanışmada bulundu.

 

(Diken)

Charlie Hebdo katliamı ve “ama”lar – Sevil Turan

0

Dün insanlık tarihinin kara günlerine bir yenisi eklendi. Fransa’daki Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırıda 10’u gazeteci 2’si polis olmak üzere 12 kişi katledildi. Bu kara gün bize, hafızalardan silinmeyecek infaz görüntüsü ile birlikte heybelerimizde biriktirdiğimiz katliamları hatırlattı.

Toplumların hafızasındaki bu ve daha başka infaz görüntülerinin vücut bulacağı gelecek ise uluslararası toplumun huzuru, barış içinde bir arada yaşamı ve insanlık tarihinin biriktirdiği evrensel değerleri açısından endişe veriyor.

Bu endişeye dair en büyük pay, yaşatılan bu ‘şiddet’in ‘şiddet’le kınandığı, ‘ama’lar ve ‘ancak’ların izlediği cümlelerin satır aralarında gizlinen imalara ait. Amasız, imasız cümleler kuramamak geçmişle ve katliamlara sebep olan/olacak politik tercih ve yanlışlarla yüzleşemeyen aklın ve vicdanın ibresinin şaşmasından olsa gerek.

Bu nedenledir ki katliama sadece katliam diyemiyoruz, acıyı yürekten paylaşamadığımızdan şiddeti kınamalarımız ‘şiddetle’ kınanan ‘şiddet’li kelimelerden ibaret kalıyor. Olaylara ortak vicdanda kabul gören adını koyamayıp hep bir tarafında kalıyoruz, kimliklerimiz üzerinden ilişkiyi kuruyoruz ve kendi tarafımızdan değerlendiriyoruz. Çünkü katliamın sorumluları cezalandırılmıyor, eylem kabul edilip fiiliyatta kınanmıyor, mağduriyetler tanınmıyor. Bu yüzleşememe hali, yapılan eylemin meşruiyetini korumasına ve her yeni yaşanan katliama hak verecek ‘ama’lı cümlelerin normalleştirmeye yardımcı oluyor, gelecek nesillerin omuzuna geçmişin yükünü yüklüyor ve gelecek tasavvurunu şekillendiriyor. Üstelik en önemlisi de cezalandırılmayan ve yüzleşilemeyen katliamlar, hala meşruiyetini de koruduğundan bir başkasına sebep oluyor ve bütün toplumun üstlenmediği bu suç, o katliamın mağdurlarının mağduriyetlerini ve travmalarını devam ettiriyor.

Tıpkı Sivas katliamında olduğu gibi failler belli değil, cezalandırılmış değil ve dolayısıyla ‘resmi’ olarak katliam değil. Ortak toplumsal vicdanda resmi olarak adı konulmamış bu eylem ise ‘ama’lı cümlelerle, karşılaştırmalı şiddet eylemleri ve haksızlıklar ve başka katliamlarla tartışılıyor.

Charlie Hebdo  saldırısına geri dönersek, bu katliamda da unuttuğumuz ve yüzleşemediğimiz sorun alanları var.

Bunların başını, evrensel insan hakları ve ifade özgürlüğüne yapılan saldırının es geçilmesi çekiyor.

Charlie Hebdo, basın ve ifade özgürlüğüne karşı yapılan vahşi bir saldırıydı. Saldırıda katledilen 12 kişiden 10’u gazeteciydi ve Charlie Hebdo dergisi hedef alındı. Radikalleşen hareketlerin, kendi inanç ve kimliklerinin farklı tarz ve uslup ile eleştirilmesine karşı şiddetini haklı gösterecek herhangi bir söylem, şiddet tehlikesini zaman/mekan/konu/özneden bağımsız olarak var eder. Charlie Hebdo nefret söylemi üretmiyor ifade özgürlüğü hakkını kullanıyordu.  Avrupa Konseyi’nce kabul gören nefret söylemi tanımı ve şimdiye kadar hakaret gerekçesi ile dergiye açılan davaların ifade özgürlüğü temelinde reddedilmesi, bu değerlendirmenin kabulüne zemin sunmakta.  Bu nedenle olayı değerlendirirken, bağlamı kimlik üzerinden kurulacak aidiyet ilişkisi ile değil evrensel değerlerin çizdiği kriter üzerinden kurmak durumundayız.  Bir hükümet yetkilisinin “derginin yayınlarına biz de çok öfkelendik ama tepkimizi demokratik yollardan gösterdik” ifadesi, nefret söylemi içermeyen bir medya faaliyetine karşı yapılan saldırının sebebi olan öfkeyi haklı çıkarma tehlikesi taşıyor.

Basın ve ifade özgürlüğüne dair kurulacak her ‘ama’lı cümlenin, şiddeti meşrulaştırma ve kapımıza getirme tehlikesi taşıdığı unutulmamalıdır.

Diğer yandan olayı, insanlığa karşı işlenmiş bir saldırı ve basın ve ifade özgürlüğü bağlamından koparıp olayın sonuçlarını, nedenleri olarak ele alıp tartışmak da benzer tehlikeleri içeriyor.

Türkiye medyası ve başta hükümet yetkilileri olmak üzere siyaset dünyası, saldırının yaratacağı toplumsal travmada sadece islamofobi tehlikesi üzerine yoğunlaştı. Üstelik bir sonuç olacak durumu kendinden menkul analizlerle neden bağlamına oturtarak yaptılar bunu.

İkinci sorun; medyanın bu haberi verirken, katledilenlerin basın mensubu -yani kendi meslektaşları- olduğunu unutmasıydı. Gazeteciler, bir siyasi kavganın tarafı, bir sorunun müsebbibi kişiler olarak lanse edildi. Algı böyle olunca zaten yukarıda ifade ettiğim basın ve ifade özgürlüğü bağlamının hepten ve baştan yok sayılması normalleşiyor.

Bir çok medya kanalı bu durumu unuturken, saldırıya dair basın etiğine uymayacak görüntüleri yaratacağı toplumsal travmaları da unutarak açıktan verdi.

Üçüncü sorun alanı ise; saldırıda yoğunlaşılan islamofobi  kavramının, kabul görmüş evrensel  değerler sisteminden kopartılarak ayrı bir olgu olarak tartışılmasıdır. İslamofobi ya da islamofobiye dayalı ayrımcılık ve eşitsizlik, farklı etnik, dini, cinsel kimliklere karşı olan ayrımcılık ve ırkçılıktan daha farklı ve özel bir tehdit değildir.  İslamofobi ile mücadele, temel insan hakları, eşitlik ve özgürlük için yapılan mücadelelerin bir parçasıdır. Bu mücadelede evrensel değerleri ve eşitliği savunan herkes taraftır, öznedir, uluslarası toplumun sorumluluğu vardır. Ancak; katliamlar için ‘ama’ların arkasından mazeret cümleleri kuranların ‘sadece’ kimlikleri üzerinden kurdukları bağlar nedeniyle özne olma hakları yoktur. Bir kez daha, en önemlisi islamofobi her zaman neden değil sonuçtur da, üstelik müsebbibi bir ülke ya da toplumla sınırlı olmayan…

Son olarak da bir ülke ve coğrafya ile sınırlı olmayan bu katliamın nedenleri olduğu gibi ve sonuçları da olacaktır. Bu nedenler ve sonuçlara karşı olan sorumluluk tarihseldir, bu sorumluluk günümüz politikalarının uzantısıdır. Ortadoğu’da yaşanan savaş ortamı, yarattığı toplumsal çalkantılar bütün dünyayı etkiliyor. Kutuplaşmalar, şiddet, bir takım siyasi çıkarlarla beslenip büyütülen radikalleşme tehdidi ile karşı karşıyayız. O nedenle maalesef ‘ama’lı cümleler bir cevap değil mazeret bile olamıyor. Önemli olan ‘şiddet’le kınanan ‘şiddet’e dair uygulanacak politikaların nasıl şekilleneceği. Bu politikalar ile toplumsal barış ve huzur mu inşa edilecek, yoksa sonuçlar neden olarak lanse edilerek cehennem ateşine odun atılmaya devam mı edilecek?

Sevil Turan

Patriotlar bir yıl daha Türkiye‘de

0,,18108850_303,00Türkiye’nin NATO’dan talebi üzerine Kahramanmaraş‘a konuşlandırılan Alman Patriotlar ve askerî personelin görev süresi bir yıl daha uzatıldı.

Almanya Bakanlar Kurulu, Türkiye’de bulunan iki Patriot füze bataryası ve Patriot sisteminde görevli yaklaşık 250 Alman askerin görev süresinin bir yıl daha uzatılmasını kararlaştırdı. Federal Meclis’in de Bakanlar Kurulu kararını onaylaması gerekiyor.

Alman Patriotları ve askerleri, 2013 Ocak ayından bu yana Kahramanmaraş’ta bulunuyor.

Federal Meclis’te geçen yıl yapılan tartışmalarda Beşar Esad rejiminin kimyasal silah stokunun imha edildiğine dikkat çekilerek misyonun gerekliliği tartışılmıştı.

Patriot tartışmasıyla birlikte Alman kamuoyunda Türkiye’nin cihatçılar tarafından transit ülke olarak kullanıldığı iddiaları gündeme gelmişti.

(DW)

 

Katliamı savunmak, katliam savunmaktır – Ümit Kıvanç

Charlie Hebdo katliamı, ne kadar inkâr ederlerse etsinler, Müslümanların bir yol ayrımında olduğunu herkesin gözüne soktu. Tanıdığım, güvendiğim, birçok yönden kefil olacağım az sayıdaki insanı tenzih ederek, kısa, açık ve net konuşmaya çalışacağım.

20

“Gerçek İslâm bu değil”cileri anlıyorum. Hem insanın hakikati kabullenmesi çoğu zaman kolay değildir hem de sahiden, gerçek İslâm bu olmayabilirdi. Ne yazık ki, artık bunu söylemeye hakları yok, çünkü vahamet, gerçek İslâm’ın ne olduğunun tartışılabileceği aşamaları çoktan geçti. Kendilerini kandırabilirler belki, ama dönüp dolaşıp bin dört yüz yıl önceki kısacık bir Asr-ı Saadet’i hikâye etmekle başka kimseyi kandıramayacaklarının sanırım onlar da farkındadırlar. Tabiî ki uçuruma giden bu yoldan dönüş mümkün; ama böyle bir gayret, sanırım hiç bilmedikleri ve alışık olmadıkları cinsten bir cesaret gerektiriyor.

Daha fecisi, ötekiler. Müslümanların işlediği her korkunç suça, üstelik dinî bahane ve gerekçeler üretenler. On iki insanın öldürüldüğü bir olayda, Batı’daki İslâmofobi şu bu diye ortaya atlayanlar bile ehveni şer kalıyor. Çünkü öldürülenlerin bunu hak ettiğini, başkalarına da aynı muamelenin yapılabileceğini gerine gerine savunanlar var. Bu insanlar, Kahramanmaraş’ta komşusunu kesen, Sivas’ta insanlar yakılırken kafirlerin cehennem ateşinde yanmakta olduğunu çocuğuna anlatanlardır. Daha fenası, kendisi sokağa çıkıp kimseyi öldürmeyecek, elini asla kirletmeyecekken başkalarını bu işlere kışkırtanlardır. Bugün gazeteci, siyasetçi kisvesi altında karşımızda boy gösterenlerin bir kısmı, bu katliam organizatörleridir.

Yine de öncelikli meselem bu değil.

Şahsen, dinden ve dindarlardan, başta ahlâk ve dürüstlük, biraz da toplumsal adalet bekledim. Onlara böyle şeyler vehmettim. Şimdi her şeyi yeniden düşünüyorum. Ama mesele Kur’an’ı mızrağına takıp zengin olan tahakkümcü siyasetçiler veya hükmetme duygusunun en aşağılık tarzıyla tatmin olan kelle avcıları değil. Tuhaf görünmesin; mesele Paris katliamını yapanlar da değil. Dünyada ne güzel düşünceler uğruna ne korkunç işler yapıldı. Mesele, bir inanç adına yapılan katliama veya hırsızlığa o inanç sahiplerinin nasıl tepki gösterdiği.

Şunu açıklıkla söylemeliyim ki, bugünlere (son bir-iki yılı kastediyorum) kadar değer verdiğim birçok Müslüman insanın Türkiye’de, Irak’ta, Nijerya’da, son olarak Paris’te olan biten karşısındaki tavrı bende moral bırakmadığı gibi, giderek içimde öfke büyütüyor. O laf dolandırmalar, o kınayamamalar, o kaçınmalar, o pısırıklıklar, o ufak hileler, o yüreksizlikler, kalpsizlikler… niye bunlar? Affedemeyeceğimi ve yüzlerine bakmak istemeyeceğimi hissediyorum. Bir zehir akıyor içime.

Niyesinden de vazgeçtim. Bütün bu hileli oyundan sonra Allah’ın kendilerinden razı olacağını sanabiliyorlarsa, işte orada dinden de şüphelenmenin sınırına gelinmesi gerekmez mi? Benim anladığım, din size sadece, çok geniş manada söylüyorum, bir muhit temininden başka bir şeye yaramıyor. Tabiî rastgele bir muhit değil bu; çoğunluğun muhiti. Şöyle bir silkinip dürüstçe aynaya bakmayacaksanız, buyurun, saraylarınızla, para dolu kutularınızla, göz çıkaran, çocuk öldüren polisinizle, kafa kesen mücahitinizle, katliamcı profesyonelinizle, ölmüş çocukların annelerini yuhalayarak, Batı’nın İslâmofobisindan bahsederek birlikte yaşayın. Ve işlenen günahlara, sırf Müslümanlar işlediği için meşruiyet bahaneleri üretin.

Şu iki basit gerçeğin üstünü kimse örtemez, yaratacağı sonuçları kimse önleyemez:
Bir inanç, görüş, vs. adına yapılan katliam, o inancı, görüşü vs. kirletir.
Ve işlenen günah karşısındaki tavır, topluca o inanç sahiplerinin cibiliyetini ortaya koyar.

Bu yazı riyatabirleri.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

21 Ümit Kıvanç

 

Ümit Kıvanç

Charlie Hebdo saldırısının şüphelileri belirlendi

Fransız polisi, Çarşamba günü başkent Paris’te 12 kişinin ölümüne neden olan Charlie Hebdo dergisi saldırısını gerçekleştirdiğinden şüphelenilen iki kişinin kimliğini belirledi. Polis, Şerif ve Sair Kuaçi adlı iki kardeşin fotoğraflarını yayınladı ve onlardan ‘silahlı ve tehlikeli’ diye bahsetti.

10...

Fransız medyası üçüncü şüphelinin Hamid Murad olduğunu bildirdi. Ancak daha sonra 18 yaşındaki Murad’ın, isminin sosyal medyada yayıldığını gördükten sonra polise teslim olduğu açıklandı.

Saldırganları arama çalışmaları sürüyor. Polis saldırganların “Peygamberin intikamını aldık” diye bağırarak kaçtıklarını söyledi.

France TV Televizyonu ise saldırı sırasında kaydedilen videoda silahlı bir kişinin “Allah-u Ekber” diye bağırdığını bildirdi.

Fransa İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve, saldırının üç kişi tarafından düzenlendiğini açıkladı.

Saldırganların binerek kaçtıkları ve aracın başkent Paris dışında bulunduğu kaydedildi.

(Ajanslar)

Avrupa, #CharliHebdo için ayakta: #JeSuisCharlie

Fransa’da mizah dergisi Charlie Hebdo’ya düzenlenen ve 12 kişinin ölümü ile sonuçlanan saldırı, Avrupa’nın çeşitli kentlerinde kitlesel gösterilerle protesto edildi.

12 kişinin öldüğü, dördü ağır 11 kişinin yaralandığı saldırıyı kınayanlar, “Je Suis Charlie” (Ben Charlie’yim) yazılı pankartlar ve sembolik kalemlerle eylemlere katıldı.

3

Fransız haber ajansı AFP, Paris’teki ofislerinden bu fotoğrafı tweet attı.

Fransız futbol takımı Evian TG’nin oyuncuları, birbirlerine sarılarak bir çember oluşturdu ve hayatını kaybeden 12 kişiyi andı.

8

Paris Normande gazetesi yarınki baskısında adını değiştirerek “Charlie Normande” yaptı.

2

Gazete “Özgürlük katledildi” manşetiyle çıktı.

Paris’teki Cumhuriyet Meydanı’nda binlerce kişi toplandı.

9

Bazı kişiler meydandaki heykele tırmandı ve ellerindeki “Ben Charlie’yim”, “Hepimiz Charlie’yiz” yazılı pankartları havaya kaldırdı.

6

Fransa’nın diğer şehirlerinde de yüzlerce kişi sokağa çıktı.

Londra’da onlarca kişi Trafalgar meydanında toplanarak, destek gösterisi yaptı. Grup, Fransa milli marşını söyledi.

4

Almanya’nın başkenti Berlin’de toplanan bir grup, Fransa Büyükelçiliği önüne çiçekler bıraktı ve ölenler anısına mumlar yaktı.

(BBC Türkçe)

 

Kahkahayı katledenler – Ahmet İnsel

Bugün Charlie Hebdo karikatüristleri, çalışanları insanlık dışı bir bağnazlık tarafından katledildiler. Gülmeyi, yaşam sevincini, neşeyi, tabulara dil çıkarmayı katlettiler. Charlie Hebdo insanlığın gülen yüzüydü. İnsanlığa karşı savaş ilan edenler bu kahkahayı susturamayacaklar.

Charlie Hebdo, sadece Fransa’nın değil, özgür düşüncenin günümüz dünyasındaki fenerlerinden biridir. Her türlü tabuya, her türlü samimiyetsizliğe, iki yüzlülüğe, kaba güç kullanımına, güç ve güçlünün yanında olmaya, riyakarlığa karşı, bunlarla acımasızca alay ederek ve sadece bunu yaparak karşı durmanın timsalidir bu dergi. Bugün ellerinde Kalaşnikovlarla Charlie Hebdo’nun haftalık yayın kurulu toplantısını basan üç kişi, derginin ünlü karikatüristlerini, çalışanları, koruma polislerini öldürdü. Görgü tanıkları, dakikalarca süren saldırının kurşun sesleri arasında, saldırganların Allahu Ekber diye bağırdığını ve bir saldırganın dışarı çıkarken “peygamberin öcünü aldık” diye haykırdığını aktarıyor. Olay anında dama kaçan bir kişinin çektiği video kaydı da bu iddiayı doğruluyor.

Neden bu katliam? 1969 yılında yayına başlayan Charlie Hebdo, 2006 yılında Danimarka’da Jyllands-Posten dergisinde yayımlanan Hz. Muhammed’le ilgili karikatürleri yayınladı. Fransa’daki Müslüman örgütler dergi hakkında dava açtılar ama mahkemeler basın özgürlüğünü gerekçe göstererek toplatma talebini reddetti. Tazminat davalarını da. O tarihten itibaren, Türkiye’de Leman dergisinin kardeş dergi olduğu bu haftalık mizah dergisi tehdit altındaydı. Bugün ölen yayın sorumlusu ve karikatürist Charb’ı polis koruyordu. Koruma polisi de öldürüldü. Derginin bundan önceki binasına 2012’de molotof kokteyli ile saldırıda bulunulmuş ve çok büyük hasara neden olmuştu.

Charlie Hebdo, elbette İslam’la özellikle derdi olan bir mizah dergisi değildi. Hatta Charb, bundan iki yıl önce yayımlanan bir söyleşisinde, “Biz bir tanrı tanımaz olarak bu ülkede herşeyden önce Katolikleri hedef alırız, çünkü onlar bu toplumda çoğunluk dinidir ve onlar bu toplumda, Fransa’da insanların din aracılığıyla yabancılaşmasının sorumlusudur” demiş ve “İslam bu ülkede azınlık dini olduğu için bizim esas konumuz değildir” diye ilave etmişti. Gerçekten de Charlie Hebdo’nun esas hedefi hep sağ ve özellikle aşırı sağ liderler, görüşler oldu. Milliyetçi Cephe lideri Le Pen ve şimdi kızı derginin hemen her sayısında acımasız, zaman zaman belden aşağı olmaktan çekinmeyen mizahının malzemesi oluyorlardı. Charlie Hebdo, 1960’da yayın hayatına başlayan Hara-Kiri dergisi geleneğinin devamcısıydı. 1969’da yayın hayatına yeni başlamışken General De Gaulle’ün ölümünü mizahi bir dille verince kapatılmıştı. Adını, Fransa’ya tanıttığı Peanuts’un çizgi kahramanlarından Charlie Brown’dan almıştı.

Charlie Hebdo hep solda yer alan bir dergi oldu. Charb derginin genel çizgisini, “çoğul solun tüm parçalarını, hatta oy vermeyenleri temsil ettiğini” belirtiyordu. Charlie Hebdo sağcı fikirleri, sağ siyasal lider ve şahsiyetleri var gücüyle eleştirir, samimiyetsizliklerini, riyakarlıklarını, bağnazlıklarını, kötücül tavırlarını teşhir ederken, sol partileri, sol siyasetçileri, hele iktidardalarsa mizah oklarının hedefi yapmakta hiç geri kalmadı. Anarşist tınılı bir özgürlükçülüğün timsali oldu. Bunun yanında araştırmacı gazeteciliğin başarılı örneklerini de zaman zaman sergiledi.

Charlie Hebdo, 1981’le 1992 arasında yayın hayatına ara vermişti. Sonra 1992’de, bugün öldürülen Cabu, Wolinski gibi 1960’ların Hara-Kiri dergisi geleneğinden gelen ünlü karikatüristleri bir kez daha biraraya getirerek yayın hayatına yeniden başlamış ve zaman zaman iki yüz bini aşan haftalık satış sayılarına ulaşmıştı. Papa öldüğünde de ona dil çıkarmaktan çekinmeyen tavizsiz mizah dergisi Charlie Hebdo tehdit altındaydı. Wolinski, 26 Ekim 2014’de fransızca yayın yapan bir İsviçre radyosunda yayımlanan söyleşisinde, dergiye yönelik tehditler konusunda şu acı gerçeği dile getiriyordu: “Çok fazla özgür olunca, bir an gelir toplum öcünü alır.” Wolinski’nin işaret ettiği toplum, tabularının esiri, bağnazlığının mağduru, gülmeyi, mizahı yasaklayan, dünyayı kendileri ve özellikle başkaları için bir cehenemme çevirerek içinlerindeki büyük nefrete, ruhuna hakim olan insanlık dışı itkiye teslim olanlardan oluşur. fft16_mf3108861

Chab, Charlie Hebdo’nun yayın sorumlusu derginin son sayısında kendilerini tehdit edenlere meydan okuyan ilişikteki karikatürü yayınlamıştı. Karikatürlerini tasarlarken öldürüldüler.

Bugün Charlie Hebdo karikatüristleri, çalışanları insanlık dışı bir bağnazlık tarafından katledildiler. Gülmeyi, yaşam sevincini, neşeyi, tabulara dil çıkarmayı katlettiler. Charlie Hebdo insanlığın gülen yüzüydü. İnsanlığa karşı savaş ilan edenler bu kahkahayı susturamayacaklar.

Ahmet İnsel – Radikal

Biber gazı öldürüyor, yasaklansın sempozyumu

İstanbul Tabip odası, 31-Mayıs-2011 tarihinde Hopa’da düzenlenen gösteriler sırasında Metin Lokumcu’nun biber gazı nedeniyle öldüğünün tespit edilmesinden sonra, biber gazının ölümcül etkilerini tartışmaya açmıştı. Gezi Parkı direnişi sırasında ve ardından göğüs hastalıkları uzmanlarının gaza maruz kalanlar üzerinde yaptığı araştırmalar biber gazının ölümcül yan etkilerini bir kez daha ortaya koymuştu.Hekimler arasında biber gazının yasaklanması gerektiğine ilişkin görüşler, İstanbul Tıp Fakültesi Kemal Atay Amfisinde yapacakları sempozyumla kampanyaya dönüşüyor.

Dünyada gösteri kontrol ajanları- göz yaşartıcı gazlar olarak en sık Oleoresincapsicum (OS) ve chlorobenzylidenemalononitrile (CS) isimli kimyasallar bilinmektedir. Türkiyede de Gezi Direnişi süresince en sık  CS kullanılmıştı.

Aynı zamanda sempozyum katılımcısı olan Göğüs Hastalıkları Uzmanı doktor Nilüfer Kongar ”niçin bu gazların yasaklanması gerektiğine” ilişkin, Yeşil Gazetenin sorularını yanıtladı:

Ani ölüm vakaları

Yapılan hayvan deneylerinde göz yaşartıcı gazların dakikada 25000 – 150000 mg/m3 solunmasının erişkin sağlıklı deneklerin % 50’sinde ölüme neden olduğu bilgisini veren Doktor N. Kongar, biber gazına maruz kalındıktan sonra, kalp damar sisteminde ortaya çıkan çeşitli sorunların ardından solunum yetmezliği nedeniyle  ani ölüm olguları bildirildiğini söyledi.

Ölümlerin tümünde ağır hava yolu lezyonları var

Göz yaşartıcı gazların neden olduğu ölümlerin tümünde ağır hava yolu lezyonları, pulmoner ödem ya da solunum sisteminde var olan patolojiler tespit edilmiştir diyen Doktor N. Kongar astımlı bir hastada ve bronşioliti olan bir diğer erişkinde hızlı gelişen ölümün nedeni olarak biber gazının olgu sunumu olarak bildirildiğini açıkladı. Doktor Kongar diğer bir olgu olarak da kaza sonucu gaza maruz kalan bir ”yeni doğanda” ölüme yol açabilecek ağır akciğer hasarının gözlendiğini anlattı.

Doktor N. Kongar, biber gazının solunum yolu hastalığı, kalp hastalığı olanlar ile beyin anevrizması tespit edilenler için ayrıca tehlikeli olduğunu, çocuklar, immun yetmezliği olanlar ve gebeler için de ölüm riski taşıdığını bu yüzden de kesinlikle yasaklanması gerektiği görüşünde olduğunu açıkladı.

18

Herkesin Katılımına Açık

Sempozyum, İstanbul Tabib Odası başta olmak üzere ilgili uzmanlık dernekleri ve hekimlerin katkıları ile düzenleniyor. Biber gazı yasaklansın temalı sempozyumda biber gazının ölümcül etkilerini tespit eden bilimsel çalışmalar ve olgu sunularının yanısıra, tıp etiği ve hukuku boyutta irdeleniyor. Yarattığı fiziksel ve ruhsal travmalar konusunun da tartışılacağı toplantı herkezin katılımına açık olacak…

Print

 

Yer: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Kemal Atay Amfisi

10/Ocak/2015 saat: 9 30-17 15

(Yeşil Gazete)