Ana Sayfa Blog Sayfa 3769

Avrupa Birliği LGBTİ Hakları Kılavuzu Türkçe’ye çevrildi

Kaos GL Derneği, Avrupa Birliği’nin 24 Haziran 2013’te kabul ettiği “Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks (LGBTİ) Kişilerin Tüm İnsan Haklarını Kullanmalarının Desteklenmesine ve Korunmasına Dair Kılavuz”u (LGBTİ Hakları Kılavuzu) Türkçe’ye çevirdi.

5...

Kaos GL’den Murat Köylü’nün haberine göre dünyada LGBTİ haklarına ilişkin en gelişmiş siyasi metinlerden biri olma özelliğini taşıyan Kılavuz, AB’nin dış ilişkiler faaliyetleri dahilinde, AB kurumlarının ve üye devletlerin finansal araçlarını da içeren mevcut farklı araçlar yoluyla, bu hakların kullanılması çabalarını çerçevelendiriyor.

Kılavuz kapsamında Avrupa Birliği’nin;

“LGBTİ kişilerin hakları mevcut uluslararası insan hakları hukuku tarafından korunsa da, LGBTİ kişilerin insan haklarını tam olarak kullanabilmelerini sağlamak için belirli eylemlere sıkça ihtiyaç duyulmaktadır.”

“LGBTİ kişiler diğer tüm kişilerle aynı haklara sahiptir; kendileri için yeni insan hakları oluşturulmadığı gibi hiçbir haktan da mahrum bırakılmamalıdırlar.”

“AB insan haklarının evrenselliği ilkesine bağlıdır ve kültürel, geleneksel ya da dini değerlerin LGBTİ kişilere karşı ayrımcılık da dâhil olmak üzere hiçbir ayrımcılık türünü gerekçelendirmek için kullanılamaz.” şeklindeki yaklaşımı yeniden teyit ediliyor.

LGBTİ Hakları Kılavuzu’na bu bağlantı üzerinden erişim mümkün

(Kaos GL)

 

ÇED raporunda bile “tarım cenneti” denen yere Termik Santral

Çanakkale Biga ve çevresinde demirçelik, termik santral, liman gibi yatırımları olan İÇDAŞ şirketi, 4. termik santralini Lapseki Kocadalyan’da yapıyor.

Çevre ödülleri almasına rağmen deniz, hava ve toprak kirliliğine yol açtığı iddialarının hedefi olan şirketin son termik santral kuracağı yer şirketin ÇED raporunda bile tarım cenneti olarak tarif ediliyor.

4...

Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre İÇDAŞ Şirketinin hazırladığı ÇED raporunda tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Lapseki’de polikültür tarım yapıldığı bilgisi veriliyor. Aynı raporda ilçedeki tarımla ilgili şu ifadelere yer veriliyor; “Türkiye’de üretimi yapılan Tarım ürünlerinden çay, muz ve narenciye hariç tüm meyve ve sebze çeşitleri ilçede yetiştirilmektedir. Özellikle meyve yetiştiriciliği konusunda ilçe önemli bir potansiyele sahip olup, Çanakkale’de yetiştirilen kirazın yüzde 70’i, şeftali ve nektarinin yüzde 73’ü ve eriğin yüzde 61’i Lapseki’de yetiştirilmektedir.”

Kuş Cenneti ve Çardak Lagünü de tehdit altında

Manyas Kuş Cenneti Milli Parkına 73 kilometre, Kaz Dağı göknarı tabiatı koruma alanına mesafesi 68 kilometre uzaklığa sahip temrin santral alanında tespit edilen 71 kuş türünden Bern sözleşmesine göre korunması gereken çok sayıda tür bulunduğu dile getiriliyor.

Ayrıca bölgede Çanakkale’nin biyolojik envanteri tamamlanmadığı için henüz koruma statüsü bulunmayan Çardak lagünü de yer alıyor.

Lapseki’den ihraç edilen kiraz, şeftali ve nektarinin büyük kısmının, farklı ülkelere ihraç edildiğinin belirtildiği ÇED raporunda, sebzecilik konusunda da ilçenin yüksek üretim potansiyeline sahip olduğu dile getirilirken özellikle açık alanda sırık domates yetiştiriciliğinde elde edilen ürün miktarının Türkiye ortalamasının yaklaşık 4 katı olduğunun altı çiziliyor.

Raporda ayrıca alanın Gökçeada Özel Çevre Koruma Alanına (ÖKA) 92, Saros Körfezi ÖKA’sına 17 ve Kaz Dağları özel koruma alanlarına da kuş uçumu 54 kilometre uzaklıkta olduğu bilgisi yer alıyor.

Bölgede İÇDAŞ’ın yaptığı termik santral de dahil olmak üzere kuş uçuşu 24 kilometrelik mesafede bir kısmı çalışan bir kısmı proje aşamasında tam 11 termik santral bulunuyor.

(Evrensel)

 

İzmir Gaziemir’de nükleer tehdit sürüyor

İzmir Gaziemir’deki Aslan Avcı Kurşun Fabrikası arazisinde tespit edilen ve 2014 yılının Şubat ayında temizlenmeye başlanan radyoaktif atıkların temizleme çalışmalarına 3 aydır ara verilmesine mahalleli isyan etti. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü temizlemenin bitip bitmediği konusunda bir açıklama yapmazken, temizleme çalışmaları sırasında ortaya çıkan ve tesiste öylece bırakılan cüruflar (saf olmayan metal) ise Emrez Mahallesi halkı için tehlike saçıyor.

İzmir’in Gaziemir ilçesi sınırlarında bulunan Aslan Avcı Kurşun Fabrikası arazisinde 2007 yılında tespit edilen radyoaktif atıklar, 2012 yılında kamuoyuna açıklanmasına rağmen 2014 yılında temizlenmeye başlanmıştı. Temizleme işlemi İzmir Turanlar Çevre A.Ş. firması tarafından alanda çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) yapılmadan ve insan sağlığı gözetilmeden gelişi güzel yapılırken, 2014’ün Şubat ayında başlayan atık temizleme çalışmalarına 3 ay önce son verildi. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü temizlemenin neden bitirildiğine dair herhangi bir açıklama yapmazken, temizleme esnasında ortaya çıkan ve tesiste öylece bırakılan cüruflar (saf olmayan metal) da Emrez Mahallesi halkı için tehlike saçıyor. Mahallede bulunan çocuklar radyasyon dolu alanda oyun oynuyor, hayvancılıkla uğraşan mahallelilerin hayvanları da alanda başı boş olarak dolaşıyor. Bu duruma tepki gösteren mahalle sakinleri, yetkililere seslenerek yaşanan mağduriyetin bir an önce giderilmesini ve atıkların temizlenmesini istedi.

‘Eksik temizlemeyi de 3 aydır durdurdular’

26 yıldır Emrez Mahallesi’nde yaşayan Nazmiye Akdağ, yıllardır fabrika atıkları nedeniyle mağdur olduklarını, etrafa yayılan radyasyon nedeniyle mahallede fazlasıyla sakat doğum ve düşük olayı yaşandığını söyledi. Mahallelinin uzun uğraşları sonucu temizleme işleminin başladığını belirten Akdağ, düzgün bir şekilde yapılmayan temizleme işleminin son 3 aydır durduğunu söyledi. Yetkililere seslenen Akdağ, “Temizliyoruz dediler gösteriş yaptılar. İki tane iş makinası geldi bir süre çalıştı sonra onlar da gitti. 3 aydır temizlemeyi de durdurmuşlar. Yetkililere çağrımız buranın bir an önce temizlenmesidir, bu kadar insan zarar görüyor. Mahallenin tamamı etkileniyor vicdanlı olsunlar” diye konuştu.

‘Çocuklar radyasyonlu alanda top oynuyorlar’

Mahalle sakini İbrahim Çorlu ise özellikle rüzgar estiği ve yağmur yağdığı zamanlarda kötü kokunun mahalleye yayıldığını söyleyerek, ayrıca yağmur yağdığında alanda bulunan kimyasallar nedeniyle toprakta patlamalar meydana geldiğini belirtti. Alana çekilen tel örgülerle mahallelinin kandırılmaya çalışıldığını da belirten Çorlu, “Sözde temizlik yapıyorlar hiçbir temizlik yaptıklarını da görmüyoruz. Tel örgü çektiler insanlar oraya geçmesinler diye, yani demek istiyorlar ki o taraf zehirli burası zehirsiz. Ama alakası olduğunu düşünmüyoruz radyasyon bu. Zaten herkes giriyor. Çocuklar içerde tel örgüleri geçiyorlar top oynuyorlar. Benimde yeni çocuğum oldu ne yapacağım bilmiyorum” diye konuştu.

‘Evimizi satacak duruma geldik’

Emine Yaşar ise mahallelinin çabası sonucu açılan davaların bir gelişme yaratmadığını ifade ederek, temizleme işlemi adı altında yalnızca toprağın alan içerisinde farklı bir yere taşındığını söyledi. Evlerinin atıkların bulunduğu alana yakın olması nedeniyle özellikle gelen kokudan rahatsız olduklarını belirten Yaşar, “Bu mahalleden taşınmak istiyoruz. Ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Evimizi mi satalım ne yapalım bilmiyoruz, çaresiziz. Çocuklar da giriyorlar oynuyorlar zararlı olduğunu biliyoruz ama ne yapalım? Tek isteğimiz buranın temizlenmesi” dedi.

Valiliğin ‘ÇED gerekli değil’ kararına dava açıldı

Öte yandan şirket yetkililerine açılan davanın avukatı Arif Ali Cangı, Gaziemir’deki nükleer atıkların ayrıştırılması için yapılan projeye İzmir Valiliği’nin ‘ÇED gerekli değil kararı’ verdiğini ve bu kararın iptali için dava açtıklarını belirterek, bu sayede aynı zamanda alanda neler yapıldığını bilimsel ve hukuksal olarak denetletebileceklerini ifade etti. Cangı, dilekçede söz konusu işlemin yürütmesinin derhal durdurulması gerektiğini belirttiklerini söyledi.

(DİHA)

4 eski bakan içinde en fazla fire Egemen Bağış’ta

TBMM Genel Kurulu’nda Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar hakkında yapılan Yüce Divan önergeleri reddedildi

1

AKP, oylamada en büyük fireyi ‘bakara-makara’ tapesi ile gündeme gelen Egemen Bağış oylamasında yaşadı. Egemen Bağış için yapılan oylamada 245 kabul oyuna karşılık 255 reddedilirken, çekimser boş ve geçersizle toplam 48 fire verdi.

T24’den Hülya Karabağlı’nın haberine bakanlar hakkında yapılan Yüce Divan önergeleri oylamalarında süreç şu şekilde işledi:

20.18 . Zafer Çağlayan‘la ilgili Yüce Divan oylaması başladı.

22.05 AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal 38 fire verdiklerini söyledi.

22.28 Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler‘in Yüce Divan’a gönderilip gönderilmemesine ilişkin gizli oylamaya geçildi.

23.25 Muammer Güler’in Yüce Divan’a gönderilip gönderilmemesine ilişkin önerge 241 evet oyuna karşılık, 258 hayır oyu ile reddedildi. Yapılan oylamada 6 çekimser, 4 boş, 4 de geçersiz oy çıktı.

00.30 TBMM’de Egemen Bağış‘ın Yüce Divan’a gönderilip gönderilmemesine ilişkin oylamaya geçildi

01.20 Egemen Bağış’ın Yüce Divan’a gönderilmesi 245 evet oyuna karşı, 255 hayır oyuyla reddedildi. Genel Kurul’daki gizli oylamaya, 517 milletvekili katıldı. Oylamada, 245 kabul, 255 ret oy çıkarken, 7 milletvekili çekimser kaldı, 6 oy boş çıktı, 4 oy da geçersiz sayıldı.

01.50 Erdoğan Bayraktar‘ın Yüce Divan’a gönderilip gönderilmemesine ilişkin oylamaya geçildi

02.44 Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Bayraktar’ın Yüce Divan’a sevk edilmesini içeren önerge TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmedi. Genel Kurul’daki gizli oylamaya, 515 milletvekili katıldı. Oylamada, 219 kabul, 288 ret oy çıkarken, 3 milletvekili çekimser kaldı, 3 oy boş çıktı, 2 oy da geçersiz sayıldı.

(T24)

 

TBMM Genel Kurulu’nda Yüce Divan oylaması

17-25 Aralık soruşturmasında yolsuzluk iddialarına adları karışan eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, eski AB Bakanı Egemen Bağış ve eski Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar için TBMM Genel Kurulu’nda Yüce Divan oylaması devam ediyor. Zafer Çağlayan için yapılan oylamada 242 evet oyuna karşı, 264 hayır oyuyla Yüce Divan’a gönderilmesi önergesi reddedildi.

49

Zafer Çağlayan’ın oylamasında 26 AKP’li Zafer Çağlayan’ın Yüce Divan’a gitmesi için EVET oyu vermiş durumda. Bunun yanında AKP’den toplam 18 kişi oy vermedi. 7 çekimser, 3 geçersiz ve 1 boş var. Toplam fire ise 55.

Muhalefetin vereceği önergenin kabul edilmesi ve Yüce Divan kararı alınması için Meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun sağlanması gerekiyor.

Yani en az 276 milletvekilinin oyuna ihtiyaç var. Bağımsız milletvekilleri eklendiğinde ve hiç fire verilmediği varsayıldığında muhalefet milletvekillerinin toplam sayısı 223’e ulaşıyor. 276 sayısına ulaşılması ancak AKP’nin fire vermesi durumunda mümkün görünüyor. Yani Yüce Divan’a gönderip göndermeme kararında AKP milletvekillerinin oyu belirleyici olacak.

Şu anda TBMM’de eski İçişleri Bakanı Muammer Güler ile ilgili oylamaya geçilmiş durumda.

(Yeşil Gazete)

Bu 19 Ocak Başkaydı – Güven Gürkan Öztan

Her 19 Ocak, Türkiye’de toplumsal vicdanın tüm saldırılara rağmen tamamen yok edilemediğinin bir kanıtı olarak tarihe yazılıyor. Hrant’ın katledilmesinin bizlerde yarattığı derin travma ve üzüntü, her 19 Ocak’ta ilk günkü kadar derin, ilk günkü kadar ağır yaralı ruhumuzda. Bu yazı yıllardır yüreğimize sığmayan acıyı tarif etmek için değil 2015’te 19 Ocak’ın nasıl başka bir biçimde deneyimlendiğini anlatmak için yazıldı.

8 yıldır her 19 Ocak’ta benzer sloganlarla Agos’un, Hrant’ın ikinci evinin önüne yürüyoruz. Her anma sonrasında da birbirimize kalabalığı soruyoruz. Öndekiler ‘arkada’ ne kadar kalp atışının yeri göğü salladığını, arkadakiler ise ‘ön’ denilen yerin nereye kadar uzandığını merak ediyor. Çok ama çok kalabalık olmak istiyoruz, öyle taşalım öyle çoğalalım ki dursun bu kan, ölmesin Hrantlar diyoruz. Evet her 19 Ocak’ta soruyoruz, merak ediyoruz, fotoğraflardan sayımızı tahmin etmeye çalışıyoruz çünkü acı tecrübelerin şekillendirdiği kolektif hafızamızda birçok toplumsal olayın anmasında zaman geçtikçe azalışımızın ‘bilgisi’ saklı. 16 Mart anmalarında azalıyoruz, Kızıldere ya da İbrahim Kaypakkaya’nın ölüm yıldönümünde azalıyoruz, Gezmişlerin idamını gösterdiğinde takvim sokakta azalıyoruz, medyada küçülüyoruz, YÖK protestolarında azalıyoruz, Uğur Mumcu anmalarında azalıyoruz… Liste uzun ve yorucu ama gerçek ortada her sene daha az insan devletin imzasını taşıyan katliamlara ses çıkarıyor maalesef. Hrant’ın anmasında da belli ki azalmaktan korkuyoruz. Hâlbuki tam 8 yıldır 19 Ocak’larda biz büyüyoruz, yaprak yaprak açıyoruz, aramıza yeni tomurcuklar katılıyor. Sesimiz daha çok insana ulaşıyor. 8. yılında ilk defa Agos önüne gelenler olduğunu öğrenince umudumuz katmerleniyor.

Bu 19 Ocak hepsinden çok farklıydı. Sayı saymayı bıraktım ben, arkama ya da önüme bakma gereği de duymadım. Dostlarımın orada olacağını zaten biliyordum. Öte yandan Hrant’ın arkadaşları tartışmalarına kulak kabartmadım. İktidar kalemşorlarının Ergenekon’dan paralel’e ‘evrilen’ senaryolarını ise mizah malzemesi yapmaya dahi layık bulmadım. Bu 19 Ocak gerçekten başkaydı, çünkü bu 19 Ocak, soykırımın 100. yılında makaranın sarılmaya başladığı zamanı, tastamam 1915’i işaret ediyordu.

Hrant’a sıkılan kurşun sonrasında ilk kez o görkemli cenaze esnasında bu ülkenin güzel insanları, Ermeniler böylesine tek vücut sokaklara çıkmıştı. Gözü yaşlı kadınların yüz çizgilerinde doksan küsur yıllık hüzün vardı. Hrant’ı, kayıp ninelerinden, dedelerinden miras gibi bağrına basmış insanlardı onlar; oğullarıydı, torunlarıydı, kardeşleriydi Hrant. Çekinerek biraz ama büyük bir yas ile caddelerden akan kalabalığın içindeydiler. İsyandan çok yürekburukluğu, öfkeden çok hayalkırıklığı vardı gözlerinde. Biz ise düpedüz öfkeliydik, yas tutamayacak kadar hiddetli ve sert. Bizlere sanki zaman yas zamanıdır der gibi baktılar; önce bir yas tutun sonra inanın daha çok duyulacak sesimizi dediler ama anlamadık.

19 Ocaklar peşi sıra gelirken devletin bildiğimiz yüzü ile yeniden karşılaştık; muktedirlerin failleri koruyan ve terfi ettiren ‘rutini’ isyanımızı da öfkemizi de arttırdı. Bu esnada 19 Ocaklar sadece Hrant Dink’in değil tüm ‘faili meçhullerin’ hesabının sorulduğu bir güne dönüştü. Ahmet Taner Kışlalı’dan Uğur Mumcu’ya, Sabahattin Ali’den Metin Göktepe’ye kim varsa elimizden çalınmış hepsi için bir haykırıştı artık 19 Ocak. Roboski de unutulmadı, Berkin Elvan da… Biliyorduk katledenin sureti değişse de kimliği aynı. Lice’den Okmeydanı’na çocuk sesleri katıldı aramıza.

Bu 19 Ocak’ta ise sadece faili meçhullerin takipçisi olduğumuzu söylemek için değil aynı zamanda 100 yıllık bir yüzleşme talebini dillendirmek için de Agos’daydık. İlk defa bu kadar gür bir biçimde soykırımın yüzüncü yılında kitlesel bir yüzleşme çağrısı yapıldı. 2007’de sadece yasına sahip çıkmayı önceleyen dostlarımız cesaretle, açıksözlülükle “yüzleşin” dedi bu topraklarda kafasını kuma gömen herkese. Hrant’ın katledilmesiyle yüzleşmenin, soykırımla yüzleşmede önemli bir mihenk taşı haline geldiğini görüyoruz. İnkârcılığın, kurbanları ve geride kalanları bir kez daha öldürdüğünü bilen ve hisseden herkes Ermenilerin yüzyıllık bekleyişinin Türkiye’nin vicdan bekleyişi olduğunu görmek zorunda. Bu 19 Ocak’ta gencecik Ermeni gençleri sloganları ve enerjileriyle Agos’a yürüdüler, birçok Ermeni, evlerinden soykırımla yüzleşin demek için sokaklara çıktı. Zamanında devlet korkusuyla 1915’i inkâr edenlere inat unutmadık dediler. Berkin’in annesine selam verirken de Kobane’ye dayanışma mesajı gönderirken de bizimleydiler.

Bu 19 Ocak başka… Artık yas tutma zamanı değil yüzleşme zamanı. Devletin Hrant’ın katillerini sakladığı gibi 100 yıllık acıyı da gizleyebileceğini düşünmesi ne kadar trajikomik. Bu ülkenin halkları, 1915 ile yüzleşmeden yola devam etmenin imkansız olduğunu artık biliyor. Devletin ‘ali menfaati’ ya da uluslararası telkinlerin zorlaması ile değil kolektif vicdanımız ve geleceğimiz için bugün Hrantlara 1915’te kıymaya başlayan devlet aklı ve ondan nemalanan toplumsal örüntü ile hesaplaşma zamanıdır. Bu 19 Ocak, vicdanların arşivlere, saraylara, hariciye koridorlarına sığmadığının kanıtıdır.

Güven Gürkan Öztan – Bianet.org

Yemen’de isyancılar Başkanlık Sarayı’nı ele geçirdi!

Yemen'deki olaylarYemen’in başkenti Sanaa’da Şii Husi militanları ve ordu arasında bu sabah yaşanan çatışmaların ardından militanlar kuşattıkları Başkanlık Sarayı’na girdiler.

Fransız haber ajansı isyancıların içeri girmeden önce Saray muhafızlarıyla kısa süre çatıştığı bilgisini geçti.

Sabah saatlerinde ordu ve militanlar arasında çatışma çıkmış ve sekiz kişinin hayatını kaybettiği bildirilmişti. Ardından taraflar arasında kısa süreli bir ateşkes yapıldı.

Başkanlık Sarayı’nın basılmasıyla birlikte bu ateşkesin de bozulduğundan endişe ediliyor.

Geçen haftadan bu yana Yemen’de şiddet olayları tırmanışta. İsyancılar daha önce Devlet Başkanı Abdrabbuh Mansur Hadi ile bir anlaşma imzalamış ve birlik hükümeti kurulduktan sonra yönetimini ele geçirdikleri başkent Sanaa’dan ayrılacaklarına söz vermişlerdi.

Ancak milisler şu ana kadar geri çekilmiş değil. Ülkenin çoğunlukla Sünni olan orta ve batı kesimlerindeki varlıklarını ise artırmış durumdalar.

Pazar günü Husi militanlarının Genelkurmay Başkanı’nı kaçırmasıyla birlikte ülkede gerilim iyice tırmanmıştı.

Husi militanları ne istiyor?

Yemen’in kuzeybatısında etkin olan Husiler, Şii mezhebinin Zeydiyye kolundan. 23 milyonluk Yemen nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturan Husiler,1970’li yıllara kadar Sünni çoğunluk ile sorunsuz biçimde birlikte yaşamıştı.

1970’lerde imam Bedrettin El Husi’nin Zeydiyye mezhebine vurgu yapmaya başlamasıyla birlikte özerklik ve yönetim içerisinde daha fazla söz hakkı istemeye başlayan Husiler, 2004’te taleplerini silahlı mücadeleye dönüştürdü.

2011’de ülkenin batısındaki Saada bölgesini kontrol altına alan Husiler, Devlet Başkanı Ali Abdullah Saleh’i istifaya zorlamıştı.

2014’ün Temmuz ayında Yemen merkezli Arap Yarımadası’ndaki El Kaide örgütü ile silahlı mücadeleye girişen Husiler, ülkede artan Sünni etkisine karşı Şiilerin haklarını savunmayı amaçladığını söylüyor.

(BBC)

Mandalara 3. Köprü, 3. Havaalanı bölgesindeki meralarda beslenme cezası

İstanbul’a yapılacak üçüncü köprü ve üçüncü havalimanı inşaatları nedeniyle tarihi kentin köylerinde meralar azaldı. Havalimanı için kamulaştırılan alan zemin uygunsuzluğu nedeniyle küçülünce, buralara giren mandalara, ‘ormanlık alana izinsiz girdiği’ gerekçesiyle ceza kesildi.

Cihan Haber Ajansı’ndan Halil Özcan’ın haberine göre köylüler, bin 500 lirayla 5 bin lira arasında kesilen cezayı nasıl ödeyeceklerini düşünürken, mandaları satmaktan başka çareleri olmadığını söylüyor.

44...

Köylülerin havalimanı için kamulaştırılan alanın bir bölümünü mera olarak kullandığı öğrenildi. Bu alanlarda köylülerin hayvanlarını otlamasına izin verilmesine karşın kamulaştırılan alan uygunsuz zeminden dolayı geri çekilip köy sınırlarından uzaklaştıktan işin rengi değişmeye başladı. Buranın yeniden ormanlık alan olduğunu belirten Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri ise iddiaya göre köylülere haber vermeden manda sahiplerine ceza kesti.

Ceza yiyen manda sahiplerinden Adnan Oruç, “Bizim burada havalimanı olduğu için, sınırları köyün içine kadardı. Zemin bozuk çıktığı için sınırı geri çektiler. Bu sefer çamlık alan açıkta kalınca devlet buraya yeniden sahip çıktı. Bizim bundan haberimiz yoktu. Ceza yedik. 12 mandam kaldı. Çoğunu sattım. Meramız yok. İyice daraldı. Burası maden, orası havalimanı, diğer tarafı otoban. Hayvancılık bitti burada.” şeklinde konuştu.

Maden ocakları arasındaki heyelanlı bölgelere fidan dikmek için dikenli telle çevrilen fakat henüz içinde fidan olmayan bu yerlere keçileri girdiği için ceza kesilen Rıfat Akın ise “Karşı taraf havalimanı oldu oraya giremiyoruz. Terk edilmiş heyelan bölgelerini ormancılar telle çevirdi. Hayvanlarımız buraya girdiği için ceza yazıyorlar. Burasının çamlık olduğunu söylüyorlar ama her yer bataklık, çamurluk. Ne fidan var ne bir şey. Yasak diyor, tellerden geçmek yasak. Bin 500 lira ceza yedim. Hayvanlarımızın merası kalmadı. Ormancılar bize hayvanları satmamızı söylüyor. Yoksa ceza yersiniz diyorlar. Hayvanlarımı otlatmak için her gün 6 kilometre yürüyorum.” dedi.

Çaresizlikten ne yapacağını şaşırdığını söyleyen Binnaz Kalpaklı ise “Şimdi hiçbir yere gidemiyoruz. Hayvanlarımız içeride. Şimdi kış ama yaz gelince dışarı çıkarınca ne yaparız bilmiyorum. Otlatacak yerimiz de kalmadı. Geçinecek halimiz, çabalayacak halimiz de kalmadı. Nereye gideceğimizi de bilmiyoruz. İşimiz hep karışık.” diye konuştu.

(Cihan)

 

Hrant Dink ölümünün 8. yılında Agos gazetesi önünde anıldı

Hrant Dink’in bir suikast sonucu aramızdan ayrılışının 8. yıldönümünde Agos Gazetesi önündeki anma programına katılan arkadaşımız Ercüment Gürçay‘ın anma sırasında çektiği fotoğrafları; ve hazırladığı ses kayıtlarını paylaşıyoruz.

* * *

HRANT DİNK’ İN 8. ÖLÜM YILDÖNÜMÜ ANMASI KONUŞMASI: MURATHAN MUNGAN (19 OCAK 2015)

 


HRANT DİNK’ İN 8. ÖLÜM YILDÖNÜMÜ ANMASI… paylaşan: ercumentgr

 

RAKEL DİNK’ İN KONUŞMASI (24 OCAK 2007)


DÜŞÜNCELERİMİZ RÜZGAR OLSUN: 19 OCAK PAZARTESİ… paylaşan: ercumentgr

 

RUH HALİMİMİN GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİ (OKUYAN: TUNCEL KURTİZ)


RUH HALİMİN GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİ (10 0CAK 2007… paylaşan: ercumentgr

 

HRANT’ A ŞİİR (ŞAİR: KIRIKKALEM YALÇIN)


HRANT’ A ŞİİR/ KIRIKKALEM YALÇIN ( 20 OCAK 2010… paylaşan: ercumentgr

Ercüment Gürçay

 

 

Ercüment Gürçay

Nükleersiz bir gelecek için yürüyerek Validebağ’dan Akkuyu’ya

Akkuyu’ya yapılması planlanan Nükleer Güç Santralı ısrarı sürerken, nükleersiz bir dünya için yayan olarak yola çıkacak Timur Danış ve Olgun Yıldız’ın Validebağ’dan başlayıp Akkuyu’da sona ermesi planlanan yürüyüşleri yarın başlıyor.

16...
Olgun Yıldız ve Timur Danış’ın nükleersiz bir gelecek için yürüyüşleri yarın başlıyor

 Validebağ Menekşe Parkı’ndan Mersin Akkuyu’ya

Birgün’den İrem Özcan’ın haberine göre Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) ÇED raporlarında ortaya çıkan  sahte imza skandalı sonrası Akkuyu’ya nükleer santral yapılması isteğine karşı Timur Danış ve Olgun Yıldız nükleersize doğru yürüyecek. Yarın saat 12.00’de Validebağ Menekşe Parkı’nda yapılacak vedanın ardından Kuzguncuk, İmrahor, Yeldeğirmeni, Moda Gezi ve Gezi Bostanı’ndan geçilerek İğneada, Sinop ve ardından Akkuyu’ya doğru yola çıkılacak.

15 nukleereyuruyoruz2

Zaman yürüyüş zamanıdır diyen Olgun Yıldız, “Sistem kâr elde etmek, varlığını devam ettirebilmek için çılgınca tüketen, düşünmeyen toplumlar yarattı. Bu tüketimden kaynaklı enerji ihtiyacını gidermek için de santralleri devreye sokuyor. Amaç hem enerji açığını kapatmak hem de kendi savunması için nükleer silahlar üretmek istiyor. Bizler bu noktada doğanın geri dönülemez yok olma sürecine girdiğini görüyoruz. Tüketmeden üreterek doğayla barışık, doğanın sahibi değil bir parçası olarak yaşamın ‘mümkün olduğu’nun farkındayız. Bu yüzden yapılacak ve yapılmak istenen tüm santrallere yürüyerek bu enerji politikalarını protesto etme kararı aldık” şeklinde konuştu.

1990 yılından beri Türkiye Nükleer Karşıtı Hareketi’nin parçası olduğunu belirten ve 1995 Brüksel Moskova Nükleersiz Bir Dünya İçin Avrupa Uzun Yürüyüşçülerinden de olan Timur Danış ise nükleersiz yürüyüşle ilgili olarak, “1990’lı yıllar sonunda Akkuyu’da kurulmasına izin vermediğimiz nükleer santraller 2000’li yıllarla birlikte Akkuyu’ya ilave olarak, Sinop ve İğneada’da gündeme geldi. Nükleer santrallerin ve enerjinin santralizasyonu insan, hayvan, bitki ve madde ekolojisini yok ettiği gerçeğine karşı, yaşamı savunan direniş bostanlarımızdan çıkıp, en yakınımızdaki, henüz nükleersiz olan alana yürüyoruz. Validebağ’a, oradan da Moda bostanına yürüyeceğiz. 7-8 Şubat’ta, İğneada’ya bir yürüyüş günü mesafede kamp kurup dostlarımızın bize gelmesini bekleyeceğiz. Yürüyüşümüz boyunca ve Nükleersiz Kampta, nükleer santralleri nasıl engelleyeceğimizi konuşacağız. 7-8 Şubat kampında İğneada-Sinop-Akkuyu’da “nükleersiz”e yürümeyi önereceğiz. 10 Şubat’da İstanbul’a dönüp nükleere karşı mücadelemizi bostanlardan sürdüreceğiz” diye konuştu.

(Birgün)