Ana Sayfa Blog Sayfa 3768

AKP’de firelerin lideri Şahin mi?

1AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, partisinin Yüce Divan oylamasında verdiği fireler hakkında konuştu. Kamuoyu tarafından dinlenen “tape”lerin de doğruluğuna işaret etti.

Firelerin yolsuzlukla ilgisi olmadığını savunan Şahin, A Haber canlı yayınında yaptığı açıklamasında,”Tepki oylarıdır onlar. 700 bin liralık saate ve Bakara suresine tepki olaylarıdır” dedi.

“Kusura bakmasın bu eski bakan arkadaşlarımız. Dobra dobra konuşuyorum. AK Parti’nin Genel Başkan Vekili olarak konuşuyorum. Asgari ücretin yeni bin liraya çıktığı bir ülkede bir siyasetçi 700 bin TL’lik saat alamaz kardeşim. Bu 700 bin liralık saati kolunda taşıyamaz. Bu siyasi etik açısından son derece yanlış bir davranıştır. Ben o işte sayısını bilmiyorum; 20-30-40 arkadaşımızın bu nedenle tepki oyu olarak bu şekilde davrandıklarını düşünüyorum”diyen Şahin, “Diğer bir arkadaşımızın sosyal paylaşım sitesindeki bir açıklaması; bir Kur’an-ı Kerim’in suresiyle ilgili açıklamasının hala milletvekillerinin içerisinde bir sızı olduğunu biliyorum. Gittiğimizde konuşuyoruz. Buna bir tepkidir. Yoksa Soruşturma Komisyonu Yüce Divan’da yargılanmayı gerektiren deliller buldu da bu arkadaşlarımız bunu göz ardı ettiler şeklinde bir anlayışla bu şekilde davrandıkları kanaatinde değilim. Bu bir tepkidir” ifadelerini kullandı.

Şahin şunları söyledi:

“Dolayısya bu arkadaşlarımız gerekli sonucu çıkartmaları gerekir. Aksi halde her hangi bir sorumluluğu olmadığı geniş şekilde kabul gören Erdoğan Bayraktar’a 288 tane oy çıkmazdı, o arkadaşlarımız onada vermezlerdi, aynı tavırlarımı devam ettirirlerdi. Bazı arkadaşlarımızın, o üç eski bakan arkadaşımıza bir takım kişisel kusurları zaafları ve etik olmayan davranışları nedeniyle bir ders vermek amacıyla bu şekilde davranıldığını düşünüyorum.”

(Cumhuriyet-Yeşil Gazete)

SYRİZA, sonra Podemos, belki yarın HDP – Pelin Cengiz

Avrupa’da 2008’den beri süregelen finansal kriz ortamında Yunanistan ve İspanya’nın siyasi ve ekonomik durumu çok tartışıldı. Bu iki ülke son zamanlarda yine Avrupa sahnesinde ama bu kez tartışma farklı. Avrupa’da sadece aşırı sağ değil sol da yükseliyor, her iki ülkede de solun yükselişini kimileri heyecanla kimileri tedirginlikle izliyor. Meselenin özünde farklı önceliklere sahip yeni bir sosyal demokrasinin doğuşu var. Geleneksel oligarşik partilere sırt çeviren milyonların umudu SYRİZA ve Podemos gibi partilerde.

Krizin en ağır dönemlerinde Yunanistan’da sol parti ve siyasi hareketlerin ittifakıyla oluşan SYRİZA’yı (Radikal Sol Koalisyon) İspanya’da Indignados (Öfkeliler) ekonomik ve siyasi düzene karşı çıkan sokak hareketinin bir yıl önce siyasi partiye evrilmiş hâli Podemos (Yapabiliriz) izledi.

Kamuoyu araştırmalarında, pazar günkü seçimlerde SYRİZA, kasımdaki İspanya seçimlerinde ise Podemos birinci parti çıkıyor. Yunanistan’daki seçimin ardından SYRİZA’nın hükümet kurması ya da bir koalisyon hükümetinde yer almasıyla AB Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF’den oluşan Troyka ile çetin pazarlıklar başlayacak. Bu pazarlıklardan SYRİZA’nın elde edeceği başarı doğrudan Podemos’un seçimlerdeki başarısını da etkileyecek. İki parti arasında güçlü bir dayanışma var. Podemos lideri Pablo Iglesias, seçim öncesi SYRİZA’nın son mitingine katılmak ve Alexis Tsipras’a destek vermek için Atina’ya gidiyor.

İlginçtir, aynı yakınlaşma sağcı liderler Yunanistan Başkanı Antonis Samaras ile İspanya Başbakanı Mariano Rajoy arasında da var. Rajoy, destek için geçen hafta Samaras’ı ziyaret etti. Rajoy, Samaras koltuğundan olursa sıranın kendisine geleceğini gayet iyi biliyor çünkü… Elbette durum Almanya Başbakanı Angela Merkel için de büyük sıkıntı, “Yunan halkı sorumlulukla oy kullansın” sözü boşa değil.

Bu iki partinin ortaklaştığı birkaç konu mevcut. İki parti de siyasetin, ekonominin ve toplumun üzerindeki Troyka diktasını yenmek istiyor. Teşhisleri ortak: Bu kemer sıkma artık bitmeli!

Yunanistan’da yıllarca ülkeyi idare etmiş ND ve PASOK gibi sistem partileri bunalım içinde. İspanya’da da durum aynı. Franco sonrası dönemde PP ve PSOE liderliğinde iki partili bir gelenek süregeldi. Bu ikili oligarşik geleneği yıkmak üzere yola çıkan iki parti sözkonusu. Belki de en önemlisi ise şu. Bu köhnemiş ikili oligarşi geleneğinin artık toplumu, gençleri, emekçileri gerçek anlamda temsil etmemesi. Siyaset alanını yozlaşmış siyasetçilerden arındırma motivasyonu da az buz değil.

Seçimlerde The Ecologist Greens’in (Yunanistan Yeşiller Partisi) SYRİZA’yı destekleyeceğini açıklaması da değerli bir gelişme. Zira, SYRİZA The Ecologist Greens’in birkaç ay önce duyurduğu 22 maddelik “Green Lines” (Yeşil Çizgilerimiz) protokolünü de kabul etti. SYRİZA’nın hükümette yer alması hâlinde Avrupa’da yeşil siyaset açısından önemli bir kale de kazanılmış olabilir.

Kapital kitabıyla son dönemin dikkat çekici ekonomistlerinden Thomas Piketty, Yunanistan ve İspanya’da kemer sıkma karşıtı partilerin yükselişini “Avrupa için iyi bir haber” olarak niteliyor ve ekliyor: “SYRİZA’nın politikalarının çok net olmadığını iddia edilebilirsiniz ancak hepimizin ihtiyacı olan demokratik bir Avrupa sağlama isteklerini desteklemek zorundasınız.”

Gelişmeler, HDP için de bu Avrupa network’ünün bir parçası olma imkânı doğurabilir. SYRİZA’ya destek için başlatılan imza kampanyasına HDP Eş Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile HDK Eş Sözcüleri Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü imza attı. Elbette çıkış noktaları, siyaset sahnesinde yer alış biçimleri ve öncelikleri farklılık gösterse de eşitlikçi, özgürlükçü siyaset, özgün muhalefet tarzlarıyla aralarında bir sinerji yaratılması mümkün. Demirtaş da zaten “SYRİZA ile HDP benzeşiyor” derken bu yenilikçi siyaset tarzından bahsetmiyor muydu? SYRİZA’nın, Podemos’un başardığını HDP niye başaramasın ki?

Pelin Cengiz – Taraf

Cehennem varolsun, başka şey istemiyorum – Ümit Kıvanç

Soru basit, cevap ihtimalleri çok çeşitli: Bu, neyin fotoğrafıdır?

6 egemenBagisOylama

Şöyle bir resimaltı konabilirdi buna: “Koca bir toplumun yüzüne tükürülürken…” Veya “Hepimize -haydi nah demeyeyim- nanik yapılırken” de olabilir.

Hayır, İslâmcı muhteremler, yanlış anlamayın, kimse sizden tavır, tepki vs. beklemiyor. Sakın kendinizi faşizan baskılar altında hissetmeyin. Ali İsmail’in katillerine sarılabilirsiniz rahat rahat.

Zaten artık kimsenin size bir şey yapması gerekmiyor. Yapacağınızı yaptınız kendinize. Silemeyeceksiniz, unutturamayacaksınız, düzeltemeyeceksiniz.

Tekmelerle hatırlanacaksınız. Bin dört yüz sene önceki o kısacık Asr-ı Saadet’e dair hikâyenizin yaratabileceği, artık sadece acı bir tebessümdür. İç kaldıran kafa kesme görüntülerinin yüreklerinizi pırpır ettirişini unutalım haydi bir anlığına. Buradaki şu hazin fotoğrafla yaşayacak ve yaşatılacaksınız.
Oylamadan başka sonuç bekliyordum da hayal kırıklığına uğradım, o yüzden bunları yazıyorum sanmıyorsunuzdur herhalde. Umarım… Yüce Türk adaletinin Ali İsmail’in cansız bedenine indirdiği son tekme de beklenmedik bir şey değildi. Hayal kırıklığını, öldürülen çocukların, gözü çıkarılan gençlerin yüzüne bakarak, tâ içimde yaşadım, atlattım. Tedavi oldum. IŞİD’den bu yana, artık sizden bir şey beklememeyi öğrendim. Kalan son saflık kırıntılarımı da Paris katliamının rüzgârı süpürdü götürdü. Hiçbir şey beklemiyorum. Aman ha! Size bişey olmasın…

Çok şey öğrendim sayenizde. Babaannemin tertemiz, adaletçi Müslümanlığından sözettiğimde kızdınız: “Din eve hapsolsun, babaanneninki gibi kalsın, di mi!” dediniz. Hapsolmasın. Dindar olmayan herkesi önüne katıp kovalasın. Kırbaçlasın. Kafa da kesebilir. Sokakta döve döve insan da öldürebilir. Konunun sizinle alâkası yok, kaygılanmayın. Zaten sizinkiler kafa kesmedi ki! Vurdu, döverek öldürdü, yaktı, göz çıkardı. “Yarın bu meydanda cesetlerinizi sayamazsınız!” diye haykırdı. Çoluk çocuğun eline sopa tutuşturup üstümüze saldı. Palayla kadına saldırdı. “Emri ben verdim” diye övündü.

Bir de çaldı. Odalara sığmayacak kadar parayı evlerine istifledi. Eşi görülmemiş bir soygun çarkı dönsün diye, şehirleri mahvetti, ırmakları kuruttu, memlekette ne güzellik varsa bozmaya ahdetti. Kazandı. Ahlâkı gökyüzüne uzanan cam-çelik yığınlarının altında kaldıkça, Süleymaniye’nin önünde arkasında rant tapınakları yükseldikçe kazandı da kazandı. İhale çarkları, olağan hortum mekanizmaları yetmedi, altın kaçakçılığı, saatler, tepsilerde neme lazım rüşvetleri (“proaktif rüşvet”), saklayacak yer bulunamayan parayla mecburen alınan villalar, “kucağımıza oturacak”lar hediye edildi ortamımıza. Süflîydik, hepten sakil olduk.

Bunları dindarlar yaptı. Evet, o kadar basit: bütün bu gaddarlıklar ve düzenbazlıklar dindarların işi. Rüşvet paraları dualarla sayıldı, rüşvetçilere dualarla sahip çıkıldı. Bilumum kirli işlere besmele çekilerek başlandı, inşallahlarla her şey ama her şey eğilip büküldü, memleketin her yeri açgözlü şebekeler kurulup paylaşıldı, sonra namaza gidildi. Ali İsmail’in katilleriyle saf tutmaktan gocunacak kaç kişi çıkar? Hırsızlığı aklayanlarla, Meclis’i, millî iradeyi lağıma sokup çıkaranlarla selamı sabahı kesecek ümmet mensubu kaç kişidir? (Gözünde dolar işaretleri, yüreğinde tahakküm hırsıyla mükâfatlı alçaklık seferine çıkmamış, zalime biat etmemiş Müslümanların sanırım çoğunu tanıyorum, isim isim saysam kaç eksik kalır acaba? Temiz saydıklarımın çoğu da listeden çıktıklarına göre, bu şimdi daha kolay.)

Bu dünyaya hükmetmek, bu dünyanın zevkini tatmak, keyfini çıkarmak, malla mülkle kendini güçlü, mütehakkim hissetmek için, başkalarına boyun eğdirdikçe duyulan sapıkça tatmin duygusu için oldu bütün bunlar. Tahakkümünüz batsın. Zulüm, hırsızlık, yolsuzluk. Dindarlar yaptı. Dindarlar savunuyor. Canhıraş bir savunma telaşıdır gidiyor gazete sütunlarında, televizyon ekranlarında.

Ben, dine ve dindarlara atfettiğim iyilikler, dürüstlükler, en azından kötülük sınırları nedeniyle çok yanıldım, çok ıztırap çektim. Nöbetler geçirdim, titredim, sayıkladım. Çok gördüm, çok dinledim. Riya perdesinin gerisinde, içinizden yükselen alkış seslerini duydum; İslâm sandığınız şey mevziler, topraklar, cariyeler, iş merkezleri, oteller, HES ihaleleri kazandıkça. Gençler, çocuklar öldürüldükçe, gözler çıkarıldıkça, sizin yüreğinizde tel dahi titremedikçe söylediğimden, hissettiğimden, yaşadığımdan utandım. Öyle bir utanç ki bu, yaratıyor yaratıyor ortalığa yayıyorsunuz, hepimiz boğuluyoruz bu utançla; bir tek size bir şey olmuyor. Sizin tavır göstermeniz gerekmiyor, siz sorumlu değilsiniz, üstünüze gelenler emperyalistler gibi davranıyor, muazzam faşizan baskılar altında çile çekiyorsunuz. Halbuki ne kadar mazlum ve mağdursunuz. Şu fotoğraftaki kadar saf, temiz, mazlum ve mağdursunuz.

Ateşim düştü. Nöbet geçti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Hepimiz kaybettik. Dindarlık tarafını seçti. Sahiden, şu fotoğraftakisiniz işte.

Mütehakkim sahtekâr laikçiler sizin layığınızdır. Üçkağıtçı müteahhitler layığınızdır. Faşist polis şefleri, gizli dümenlerin kalpsiz yürütücüleri, ajanlar, layığınızdır. Darbeci dolapçı generaller layığınızdır. “İdealist subay – üçkağıtçı politikacı” piyesi tekrar sahnelenebilir. Adaleti tam da canevinden, aranacağı, bulunamayacağı yerden, bulunamadığında hepimizi yaralayacağı yerden vuran hizmetkâr savcılar, yargıçlar layığınızdır. Ali İsmail’in katillerini kucaklayan güruh sizindir; buyurun. “Yol ver geçelim…”ciler, komşusunu kesen, çocuğuna insanların yakılışını seyrettirenler layığınızdır. Adnan Oktar’ın kedicikleri layığınızdır. Akit layığınızdır. Doğru dürüst hapse sokmamak için özel otel kurduğunuz Mehmet Ağar layığınızdır. Nihayet kucaklaştığınız Doğu Perinçek, layığınızdır.

Kendi kendinize atfettiğiniz saflık, duruluk, arılık, şu anda dünyanın en pespaye yalanına dönüşmüş bulunuyor. Plakası sökülmüş polis aracı kadar masum ve temizsiniz ancak. Şu fotoğraftaki kadar. Buna karşılık pişkin pişkin dolaşıyorsunuz ortalıkta. Sizi Müslümanlığa Allah tayin etmiş, seçmiş, sizin işleyeceğiniz günahı baştan affetmiş. Çift okeyiniz doğuştan “verilmiş”, zarınız doğuştan düşeş.

İşte bu yüzden şu yukarıdaki, yalnız sıradan bir günahkârın hepimize küfür ve hakaret etmesinin değil sizin kendi suçlarınız karşısındaki pişkinliğinizin resmidir. Egemen Bağış layığınızdır.

Çok fena şeyler yaptınız kendinize. Bize yaptıklarınız, yapacaklarınız, bunların yanında hiç kalır. Aç çocuklar çıplak ayaklarını soğuğa batıra çıkara yavaş yavaş ölüme yürürken milyonluk Mercedes’lerde gezen din âlimleri, layığınızdır. Helâl saray olmaz; o koskoca haram abidesi layığınızdır.

Hayalim şudur: Kabul etmediğimiz için bizi ezmek istediğiniz her şey gerçek olsun, Allah öbür dünyaya geçen her kuluna, günahına sevabına göre muamele ediyor olsun. Cennet, ama öncelikle, özellikle cehennem varolsun.

Cehennem varolsun, başka bir şey istemiyorum.

______________________________

(NOT: Bu fotoğrafı Al Jazeera Türk‘ten Zeki Öztürk çekmiş. Eline sağlık.)

Bu yazı riyatabirleri.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

Ümit Kıvanç

 

Ümit Kıvanç 

Polis, Ali İsmail Korkmaz davasından çıkanlara saldırdı

Ali İsmail Korkmaz davasında mahkemenin son tekmeyi attığı iddia edilen ve bu durum kameralara da yansıyan polis memuru Mevlüt Saldoğan’a  10 yıl 10 ay,  diğer poli memuru Yalçın Akbulut’a 10 yıl, ve polislere yardım eden üç fırıncıya da her biri çin 6’şar yıl 8’er ay hapis cezası vermesinin ardından mahkeme çıkışı polis Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi ile davayı takip etmek için gelenlere saldırdı.

3...

Kararın ardından salonda güvenliği sağlamakla görevli polislerin Ali İsmail’in ailesine ve salondakilerin yüzüne gülmesi salondakileri tahrik etti. Dışarıda bulunan kitle polis barikatlarına yönelince, polis saldırısı başladı. Polis, adliye önündeki kitleye yoğun gaz bombasıyla saldırdı.

 

Ali İsmail Korkmaz Davası’nda katillere “iyi hal”

fft81_mf3250196Eskişehir’de, üniversiteli Ali İsmail Korkmaz’ın Gezi Parkı direnişi sırasında dövülerek öldürülmesine ilişkin davada karar çıktı. Dördü polis olmak üzere sekiz kişinin yargılandığı davada, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi sanıkların son savunmalarını aldıktan sonra kararını açıkladı.  Mahkeme Ali İsmail Korkmaz’a son tekmeyi attığı iddia edilen polis memuru Mevlüt Saldoğan’a  10 yıl 10 ay hapis cezası verirken diğer poli memuru Yalçın Akbulut’a 10 yıl hapis ve tutuklanmasına üç fırıncıya ise her biri çin 6’şar yıl 8’er ay hapis cezası verdi.

Ali İsmail Korkmaz Davası’nda dördü sivil olmak üzere sekiz kişi yargılanıyordu. Savcı esas hakkındaki mütalaasında, polis Saldoğan hakkında kasten adam öldürme suçundan müebbet hapis cezası istenirken,  sivil sanıklar İsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu, Muhammet Vatansever ve Ebubekir Harlar hakkında ise nitelikli yaralama suçundan sekiz yıldan 12 yıla, polis Yalçın Akbulut hakkında da nitelikli kasten yaralama suçundan 12 yıldan 26 yıla kadar hapis cezası isteniyordu. Sanık polis Şaban Gökpınar ve Hüseyin Engin’e ise beraat kararı verilmesi yönünde görüş bildirilmişti.

Ali İsmail Korkmaz Davası’nda karar veriliyor

sssGezi Direnişi sırasında Eskişehir’de dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın dava duruşması başladı. Mahkeme heyeti karar için saat 11.00’e kadar ara verdi.

Eskişehir’de, Gezi Parkı protestoları sırasında saldırıya uğrayan ve tedavi gördüğü hastanede 38 gün komada kaldıktan sonra kurtarılamayan Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü 1’inci sınıf öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın ölümünden sorumlu tutulan 3’ü polis 8 kişinin yargılandığı davanın duruşmasına bugün Kayseri’de devam edildi.

Duruşmada, sanıklara son sözleri soruldu. Sanık fırıncı İsmail Koyuncu: “Suçsuzum, beraat istiyorum.” Sanık E.Harlar: “Ben kimseyi dövmedim öldürmedim, polis yakala dedi yakaladım, beraat istiyorum” dedi.

Sanık Mevlüt Saldoğan salona Ankara’dan SEGBİS ile bağlandı. Saldoğan, Gezi direnişçilerine hakaret edince sesi kapatıldı.

Mahkeme heyeti karar için saat 11.00’e kadar ara verdi.

Greenpeace’den imza kampanyası, “Akkuyu ÇED’ine itirazımız var!”

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu’na karşı dava açan Greenpeace Akdeniz, eksiklerle dolu rapora karşı hukuk mücadelesine herkesin katılımı için başlattığı imza kampanyasına katılım hızla artıyor.

imza.greenpeace.org/akkuyu adresinden sizin de katılabileceğiniz kampanyaya imza verenler şimdiden 220 bin kişiye yaklaşmış durumda.

8...

Greenpeace’in “Akkuyu ÇED’ine itirazımız var!” başlıklı imza kampanyası ile ilgili açıklaması şu şekilde;

“Nükleer konusundaki skandallarıyla ünlü Rosatom Şirketi, Mersin Akkuyu’da kurmayı planladığı nükleer santralin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Raporu’nu 3. kez Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sundu ve rapor onaylandı. Greenpeace raporun iptali için dava açtı. Bu rapor reddedilmeli, çünkü…

Tüm ÇED süreci şeffaflıktan ve katılımcılıktan uzak yürütüldü. İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu’nda ve halkın katılımı sürecinde iletilen itirazların dikkate alınıp alınmadığı hâlâ bilinmiyor.

Herhangi bir nükleer kaza halinde; bu kaza ile ortaya çıkacak olan zararların giderilmesinden kimlerin sorumlu olacağı ve bu zararların nasıl karşılanacağına dair yeterli bilgi bulunmuyor.

Atıkların nasıl yönetileceğine dair yeterli bir çalışma bulunmuyor. Atıkların nerede tutulacağı; nasıl taşınacağı ve devamında da bu sürecin güvenliliğinin nasıl karşılanacağı konusu cevapsız bırakılmış durumda.

ÇED raporu, bu ve bunun gibi onlarca eksiklikle dolu.

Ayrıca “Türkiye’nin kalkınması ve kendi enerjisini üreten bir ülke olması için bu santrale ihtiyaç var” iddiası tamamen yanıltıcı. Hammaddesi, teklnolojisi, şirketi yerli olmayan bir nükleer santralle enerjide dışa bağımlılıktan kurtulamayız.

Nükleer kumarını oynamak istemiyorsan, sen de nükleer mücadelesinde yanımızda ol.”

(Yeşil Gazete)

Mersinde elektriğini güneş enerjisinden sağlayan fabrika

MERSİN’in Akdeniz İlçesi’nde faaliyet gösteren Eren Tarım, fabrikanın çatısına kurulan güneş enerjisi santrali ile kendi elektriğini üretiyor.

7...

Eren Tarım Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Sefa Çakır, 4 kıtadan 60 ülkeye narenciye ürünleri ve sebze ihraç ettikleri fabrikanın çatısında 5 bin metrekarelik bir güneş santrali kurduklarını söyledi. 550 bin Euro bütçeli proje için Kırsal ve Kalkınmayı Destekleme Kurumu’ndan 400 bin TL’lik destek aldıklarını belirten Çakır, “Fabrikamızın çatısı 12 bin metrekare. Bunun 5 bin metrekaresine güneş enerjisi panelleri kurduk. Devlet lisanssız olarak 1 Megawatt’a kadar elektrik üretimine izin veriyor. Biz 500 kw elektrik üretim yapıyoruz” dedi.

“300 gün güneş gören bölgede nükleer santral kurulması yanlış”

Mersin’de, tarımın ve turizmin olduğu bir yerde nükleer satral kurulması kesinlikle yanlış diyen Çakır, “300 gün güneş gören bir bölgede, güneş ile her şey yapılabilecekken nükleere gerek olmaması lazım. Güneş kalitesinin çok iyi olduğu Türkiye’nin her bölgesinde bu güzel güneşi kullanmamız lazım. Van’da da, Konya’da da, İç Anadolu’da da güneş kalitesi çok iyi. Buralarda güneş enerjisi sistemleri kurulabilir. Devletimizde bu konuda destek veriyor ve 10 yıl süre ile üretilen elektriği alma garantisi veriyor. Bu sistem konutlarda da kullanılır ve yaygınlaşırsa nükleer santrale hiç gerek kalmaz. Güneş enerjisi sistemleri olduğu sürece nükleere karşı alternatiflerimiz her zaman var. Zaman içerisinde tüm kapalı alanlarımı güneş enerjisi sistemleri ile donatacağım.” diyerek sözlerini noktaladı

Kurdukları sistem sayesinde fabrika içerisinde tüketilen elektriğin tamamını üretebildikleri kaydeden Çakır, “Bizim yıllık elektrik tüketimimiz yaklaşık 190 bin TL. Kurduğumuz bu güneş santrali ile yıllık yaklaşık 200 bin TL’lik elektrik üreteceğiz. Fazlasını da devlete satma imkanımız var. Hem çevreci hem de maddi açıdan çok avantajlı bir proje. Mersin’de 300 gün güneş görülüyor. Çatılarımızın hepsi boş ve güneşimiz boşa gidiyor. Proje kendini normal şartlarda 8 yılda amorti ediyor” diye konuştu.

(Interajans)

Sun gazetesi ‘3. sayfa güzeli’ geleneğine son verdi

150120085607_sun_624x351_paİngiltere’de yayımlanan tabloid Sun gazetesi, “3.sayfa güzeli” geleneğine son verdi.

1970 yılında gazeteyi Avustralyalı medya patronu Rupert Murdoch’un satın almasıyla başlayan bu gelenek, Sun’ı İngiltere’nin en çok satan bulvar gazetesine dönüştürmüştü.

Times gazetesi, Sun’ın bundan böyle üçüncü sayfada yarı çıplak model fotoğrafları yayımlamayacağını duyurdu.

Sun gibi News Corporation grubuna ait olan gazete böylece İngiltere’de gazeteciliğin en tartışmalı geleneklerinden birinin son bulduğunu aktardı.

Sun gazetesinden bu konuda açıklama yapılmadı.

Murdoch geçtiğimiz yıl Eylül ayında Sun’ın üçüncü sayfasındaki modellerin üstsüz fotoğraflarının artık eski moda olduğunu söylemişti.

Ancak gazete internet sitesinde modellerin üstsüz fotoğraflarına yer vermeyi sürdürecek.

Modeller, gazete tarafından desteklenen kampanyalarda ve özel etkinliklerde “iyi niyet elçisi” olarak görev yapacak.

Gazetenin çıplak modellerin fotoğraflarını yayımlaması sık sık protestolara hedef oluyordu. Son olarak internette başlatılan bir imza kampanyasına 215 bin kişi destek vermişti.

Sun gazetesinin İrlanda baskılarında 3’ncü sayfadaki üstsüz kadın fotoğraflarına iki yıl önce son verilmişti.

(BBC)

Berlin Film Festivali’ne Türkiye’den üç film

5-15 Şubat tarihlerinde düzenlenecek 65,Berlin Film Festivalinde bu yıl 19 film “Altın Ayı” ve “Gümüş Ayı” ödülleri için yarışacak. Festivalin açılışını Isabel Coixet’in “Nobody Wants the Night” adlı filmin yapacağı bildirilmişti.

6...

Yarışma bölümünde bu yıl Türkiye’den bir film bulunmuyor. Festivalde “Altın Ayı” ve “Gümüş Ayı” ödülleri için yarışacak filmler şöyle:

Yarışma Filmleri

“Almanya ve ABD yapımı  Werner Herzog’un ‘Queen of the Desert’,
Almanya’dan Sebastian Schipper’in ‘Victoria’, Andreas Dresen’in ‘Als wir traeumten’, ABD’den Terrence Malick’in ‘Knight of Cups’,
İspanya’dan Isabel Coixet’in ‘Nobody Wants the Night’,
İngiltere’den Peter Greenaway’in ‘Eisenstein in Guanajuato’, Andrew Haigh’in ’45 Years’, İran’dan Cafer Panahi’nin ‘Taksi’,
Fransa’dan Benoit Jocquot’un ‘Journal d’une femme de chambre’,
Guatemala’dan Jayro Bustamante ‘Ixcanul Volcano’,
Rusya’dan Aleksei German’ın ‘Under Electric Clouds’
Polonya’dan Malgorzata Szumowska’nın ‘Body’,
Vietnam’dan Di Phan Dang’ın ‘Cha va con va’
Çin’den Wen Jiang’in ‘Yi bu zhi yao’,
Romanya’dan Radu Jude’nin ‘Aferim!’
Şili’den Patricio Guzman’ın ‘Der Perlmuttknopf’, Pablo Larrain’in ‘The Club’
Japonya’dan Sabu’nun ‘Chasuk’s Journey’ ve
İtalya’dan Laura Bispuri’nin ‘Sworn Virgin”.

 

Türkiye Sinemasında 3 Film Yer Alıyor

http://youtu.be/PzqpoHNeULY

65.Berlin film festivali  programında Türkiye’den 3 film sinemaseverle buluşacak. Berlinale Generation bölümünde Türkiye’den Faruk Hacıhafızoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi Snow Pirates / Kar Korsanları yarışacak.Derya Durmaz’ın yeni kısa filmi Gri Bölge “Berlinale Generation 14plus” bölümünde yarışacak.Ich Liebe Dich belgeseliyle tanıdığımız Emine Emel Balcı’nın ilk uzun metrajlı filmi Nefesim Kesilene Kadar / Until I Lose My Breath ise festivalin Berlinale Forum programında gösterilecek

Özel Gösterimler

Yarışma bölümünde Kenneth Branagh’ın yönettiği ve Cate Blanchett, Lily James’in oynadığı “Cinderalla”, Bill Condon’un “Mr. Holmes”, Oliver Hrischbiegel’in “Elser” ve Wim Wenders’in “Every Thing Will Be Fine” filmlerinin yarışma dışı gösterileceği, “Altın Ayı” için yarışmayacağı kaydedildi.
65.Berlin Film Festivali Ödülleri, 14 Şubat Cumartesi günü sahiplerini bulacak.

(Yeşil Gazete, Başka Sinema, Ntv)