Ana Sayfa Blog Sayfa 3763

Demis Roussos Atina’da hayatını kaybetti

Ünlü Yunan şarkıcı Demis Roussos Atina’da tedavi altında olduğu Hygeia hastanesinde bugün hayatını kaybetti.

Demis Roussos
Demis Roussos

1946’da İskenderiye’de doğan, 1970’lerde ve 80’lerde hit olan Forever and Ever, Goodbye and Quand je t’aime gibi şarkılarla bütün dünya gibi Türkiye’de de yakından tanınan şarkıcı 69 yaşındaydı.

Roussos ayrıca Aphrodite’s Child adlı progresif rock grubunun solisti olarak tanınmıştı.

(BBC, Greek Reporter, Yeşil Gazete)

Yunanistan’da kemer sıkma karşıtı koalisyon

150126101150_tsipras_kammenos_624x351_reutersYunanistan genel seçimlerini kazanan radikal sol Syriza ile kemer sıkma politikalarına karşı çıkan sağcı Bağımsız Yunanlar partisi koalisyon kurma konusunda anlaştı.

Bağımsız Yunanlar Partisi Başkanı Panos Kammenos, Syriza lideri Aleksis Tsipras ile görüşmesinin ardından “Bu andan itibaren artık bir hükümet vardır, yeni başbakana güven oyu vereceğiz” dedi.

AFP haber ajansının aktardığına göre bir Syriza yetkilisi de ‘iki partinin parlamentoda çoğunluğu sağlamak ve hükümet kurmak için aralarında ittifak kuracağını’ söyledi.

Seçimlerde oyların yüzde 36’dan fazlasını alan Syriza 300 sandalyeli parlamentoda 149 sandalyeyi garantilemişti. Syriza’nın salt çoğunluğu elde etmek için iki sandalyeye daha ihtiyacı vardı.

Yunanistan’ın yeni Başbakanı olması beklenen Aleksis Tsipras’ın yeni kabineyi de bugün açıklaması bekleniyor.

Syriza’nın Mali Planlama yetkilisi Giorgos Stathakis bugünkü açıklamasında, yeni hükümetin Avrupa Merkez Bankası, IMF ve Avrupa Komisyonu’ndan oluşan troykayla görüşme planları olmadığını, onun yerine doğrudan hükümetlerle masaya oturmayı düşündüklerini söyledi.

Yunanistan’ın yeni Maliye Bakanı olması beklenen Yanis Varufakis de BBC’ye yaptığı açıklamada, ‘kemer sıkma rejiminin Yunanistan’ı borç sömürgesine dönüştüren bir tür işkence politikası olduğunu’ ifade etti. Syriza lideri Tsipras, seçim vaadinde ülkenin 240 milyar euro’luk kurtarma paketini yeniden müzakere edeceği ve Yunanistan’ın ‘onurunu yeniden inşa edeceği’ sözünü vermişti.

Bazı Avrupalı liderler Yunanistan’ın yeni yönetiminin ‘ülkenin daha önceden imzaladığı anlaşmalara uyması gerektiği’ yorumunu yapıyor.

Almanya Merkez Bankası Bundesbank Başkanı, Jens Weidmann, “Yeni Yunanistan hükümetinin tutamayacağı ve ülkenin kaldıramayacağı sözler vermemesini umduğunu” söyledi.

Belçika Maliye Bakanı Johan Van Overtveld de VRT televizyonuna yaptığı açıklamada “Yunanistan’ın para birliği kurallarına saygı duyması gerektiğini” belirtti ve yine de bazı esneklikler tanınabileceğini ifade etti.

BBC’ye konuşan İngiltere Maliye Bakanı George Osborne da, Syriza’nın sözlerinin yerine getirilmesinin çok zor olduğunu ve euro bölgesinin mevcut talepleriyle uyumlu olmadığını dile getirdi.

İtalya’nın AB Bakanı Sandro Gozi ise diğer liderlere kıyasla daha iyimser yaklaştı ve “Avrupa’da büyüme, yatırım ve işsizliğe karşı mücadeleye doğru bir değişim için yeni fırsatlar olduğundan” bahsetti.

(BBC)

Fukuşima’nın 1000 ayrı geçici depolama alanındaki 43 milyon ton radyoaktif katı atık ne olacak?

Japonya , yüzölçümü 13 783 kilometrekare olup kazadan önce 2 milyon kişinin yaşadığı Fukuşima’nın , Kawauchi kasabasından çıkan tonlarca radyoaktif atığını yakmaya karar verdi . Atıklar, Kawauchi’de patlamanın olduğu Fukuşima nükleer santralin iki yanında 20 kilometre kadar uzanan yolun çevresinde torbaların içine istiflenmiş. Radyoaktif temizlik görevlilerinin topladığı çoğu toprak, bitki karışımı radyoaktif bulaşığı katı atık en fazla 8000bq*/kg radyoaktiviteye dayanıklı hacmi 1 metre küplük (kapasite ağırlığı 1 ton)torbalarda muhafaza ediliyor . Kawauchi Minamisoma , radyoaktif temizlik pratikleri için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve Japon Hükümeti tarafından model alınan bir köy . Burda hummalı bir çalışma başlatılarak kazadan sonraki 1 yıldan az bir sürede devlet tarafından civardaki evleri ve ormanın içinde en kuytu yerleri dahil eden bedeli 10 milyar Euro’luk  bir temizlik başlatılmış bulunuyor.

fukuşimanın torbaları

 

Halihazırda geçici depolama alanlarında kasabalıların tercihlerine göre siyah, gri ya da mavi renkli torbalarda tutulan 43 milyon ton ağırlığındaki katı atık 1000 farklı geçici depolama alanına dağıtılacak . Torbaların içinde çoğunlukla radyoaktivite bulaşmış bitki , çimen var. Bir de radyoaktif topraktan , pirinç tarlalarından , çocuk oyun alanlarından toplanan radyoaktif kirli toprak atıklar var ki bunlar üzerlerine radyoaktif yağmur/evlerin su oluklarında biriken radyoaktif toz partikullerin yağmış olduğu toprak . Japon hükümeti 1 Ocak 2015 bu plastik torbalarda istiflenen atıklarla itibariyle ilgileneceğine söz verdi.

2012 yaz aylarından itibaren 17 000 temizlik görevlisi radyoaktif temizlik sürecinde çalışmış bulunuyor

Çalışanların söylediği kendi ailelerinin bile Fukuşima’ya geri gelmeye çekindiği yönünde . Otsube deposundan bir çalışanın söylediğine göre bu temizleme işlerinin asla belirlenen zamanda bitirilemeyecek çünkü, ağzı bağlı torbalardaki bitkilerin radyoaktivitenin etkisiyle de büyümesi neticesinde torbaların mühürleri açılıveriyor , etrafa radyoaktivite yayılıyor ,mevcut işler bitirilemiyor .

Japon hükümeti Fukuşima Daiichi Nükleer santrali yakınındaki Futaba ve Okuma kasabalarından toplanan en yüksek (100 000bq/kg) radyoaktivite oranı ile en düşük (8000bq/kg) radyoaktivite oranı olan katı atıkları önce yakmayı sonra depolamayı planlıyor .

fukuşimanın torbaları 2

Radyoaktivitesi en yüksek olanlar (100 000Bekrel/kg ) 30 sene için belli bir alanda depolandıktan sonra , 200 sene muhafaza edileceği nihai depo alanına gönderilecek.

Öte yandan, IAEA tarafından nükleer atıkların yakılmasının en iyi çözüm olarak değerlendirse de uzmanlar yarılanma ömrü 30 yıl olan Sezyum 137 izotopunun tamamen yok olmasının mümkün olmadığını ve radyoaktif emisyonun atmosfere karışmaması için yeni teknolojik geliştirmelerin şart olduğunu söylüyor . Fakat problem şu ki ; Japonya’daki bu atıklar yakıldığında, Radyolojik Korunma ve Nükleer Güvenlik Enstitüsünce kabul edilebilir emisyon seviyesinde olmayacak .

Buna rağmen nükleer atıkların yakılabileceği tesis sözkonusu normların dışına çıkarak çalıştırılıyor. Areva’dan bir yetkilinin açıkladığına göre ; Areva’ya ait Marcaoule adlı tesisinde yakma kapasitesi sadece yılda 3000 ton iken Japon Hükümeti ‘nin kurtulmak istediği katı atık 22 milyon ton civarında olduğu Hükümet yetkilileri tarafından ifade ediliyor . Japonya ‘nın teknolojisi ne kadar iyi olursa olsun 22 milyon ile 3000 ton arasında büyük fark var ki teknoloji farkı bile ,kapasiteyi bu kadar alakasız hale getirmez . Bu durum Japonya’nın atmosfere ciddi anlamda radyoaktif emisyon karıştırdığı anlamına gelecektir . Üstelik yakma işlemi radyoaktiviteyi yok etmez çünkü radyoaktif atığın tamamen bertarafının önünde çeşitli engeller vardır.

5 Ocak 2015 tarihinde ; 2011 nükleer kazasının meydana getirdiği radyoaktif maddenin bir yerde depolanması için ilk karşı çıkış, depo alanlarının kurulmasının planlandığı ilçelerde yaşayanlardan gelen itirazlardır. Hükümet 12 geçici alanındaki katı atığın toplanıp 5 eyalete taşınmasını planlamıştır Bu eyaletler : Miyagi ,İbaraki ,Tochigi ,Gunma ve Chiba’dır . Buralardaki tesisler 8000bq/kg dan fazla olan radyoaktif atıkları muhafaza edecektir ve bu katı atık torbalarının içinde kül ,çamur,kompost , çeltik samanı bulunmaktadır .

2014 yılı Eylül sonunda Çevre Bakanlığı tarafından 12 eyalete 152 236 ton atık gönderilmişti. Hükümet nihai imha işlemleri için potansiyel sahalar olarak Tochigi ile Miyagiyi belirlemiş ise de bu, yerel yöneticilerin,belediye başkanlarının ve kent sakinlerinin karşı çıktığı bir uygulama olmuştu .   Potansiyel alanlardan Tochigi eyaletindeki Shioya kasabasının sakinleri Japoyada en meşhur 100 kaplıcadan biri olan Jojinzawa kaplıcasının yakında olduğu gerekçesiyle bu seçime itiraz etmişti.

Shioya Belediye Başkanı Kazuhisa Mikata bakanlığa yönelik bir imza kampanyası başlatarak atıkların başka bir yerde depolanması için 170 000 imza toplamış ,atıkların Fukuşima eyaetinde nükleer santral sahasında depolanması gerektiğini savunmuştu .

Sonuç olarak atıkların geçici bir alanda belirsiz bir şekilde bekletilmesi mümkün olmadığı için ilerleyen günlerde Hükümet ve Çevre Bakanlığı , 127 513 ton katı atığı mevcut tesislerle , bunların 100 000 bq/kg olan en tehlikeli kısmını ise yerel yöneticilerin ve halkın istediği gibi Okuma ve Futaba’da özel arazi satın alarak depolamaya karar verdi . İşlemlere 2015 in ilk birkaç ayı içinde başlanması bekleniyor.

*bekerel(bq) :Ölçü sisteminde radyoaktivite birimidir ; atom çekirdeğinin bir saniyede bozulması demektir. Kaynak: Uludağ sözlük

Nuclear –News , Japantimes ,Yeşil Gazete

Pınar Demircan

CHP’den çevre ve doğa davaları için harç kalksın talebi

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, çevreyi ve doğayı korumak amacıyla açılacak davaların harçlardan muaf olması amacıyla hazırladığı yasa teklifini TBMM Başkanlığına sundu.

11...

Teklif, Harçlar Kanununda “Harçdan müstesna işlemler”de değişiklik öngörüyor. Buna göre “Doğa ve çevreyi korumak ve çevre kirlenmesini önlemek amacıyla açılan davalar ile buna ilişkin takipler” harçdan müstesna olacak.

CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi
CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi

Teklif, Harçlar Kanunu’nda yapılması öngörülen değişiklikle çevre sağlığı, doğa ve çevrenin korunması konusunda anayasayla devlete ve vatandaşlara yüklenen ödevin, vatandaşların çevreye karşı duyarlılığının önünde bir engel olmaması ve mali külfet yüklememesi için “doğa ve çevreyi korumak ve çevrenin kirlenmesini önlemek amacıyla açılan davalar ile buna ilişkin takiplerin” yargı harcından istisna edilmesini öngörüyor.

(Gerçek Gündem)

HDP’den ÇED Yönetmeliğine karşı dava

Halkların Demokratik Partisi (HDP), ÇED Yönetmeliği’nde halkın katılımını düzenleyen maddelerin iptali istemiyle Danıştay’a dava açtı.

9...

HDP Eş Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş konu ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada davaya konu olan değişikliklerin “kapitalizm ve şirketlerin doğayı ve yaşamı metalaştırmasına ve yaşam alanlarını yok etmesini kolaylaştırmak için” yapıldığını belirtti.

10ÇED Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerle; enerji projelerinde, maden işletmelerinde, radyoaktif atık gömü sahaları değerlendirmelerinde; suların vadiler arası taşınmasını ve ticarileştirilmesini arttırmak, meraların, ormanların, denizlerin, derelerin, tarım alanlarının şirketler tarafından kullanımını kolaylaştırmak için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın olumlu kararlarını arttıracak, hızlandıracak, yetkiyi valilere dağıtarak ‘ÇED gerekli değildir’ kararlarının meşrulaştırılacağına dikkat çeken Beştaş; HDP olarak kendilerinin halkın kendi yaşam alanlarını doğrudan veya dolaylı etkileyen ve tahrip eden projeleri tartışmasının ve karar mekanizmalarına doğrudan katılımının önündeki tüm engellerin kaldırılmasını hedeflediklerini belirtti.

İptal edilmesi gereken yönetmelik değişiklikleri hakkında da bilgi veren Beştaş, mevcut yönetmelik ile;Anadolu ve Mezopotamya topraklarının atık sahası haline getirileceğini. Meraların, ormanların, derelerin, yeraltının, denizlerin, tarım alanlarının şirketlere teslim edilmesinin önündeki yasal engeller etkisizleştirileceğini ve  ekolojiyi ve yaşamı korumak için halkın kararları ve iradesi yok sayılacağını kaydetti.

(Yeşil Gazete)

 

Kemah Deliçay’daki HES projesi iptal edildi

Erzincan Kemah’ta daha önce yürütmesinin durdurulmasının ardından şirketin elindeki dinamitleri köylünün merasına gömüp gittiği Deliçay HES projesi şimdi de iptal edildi. Avukat Ümit Altaş, iptal gerekçesine konu olan eksikliklerin bölgede yer alan diğer projelerde de mevcut olduğunu ifade ederek, “Diğer projeler de iptal olabilir mi?” sorusunun gündeme geldiğini söyledi.

7...

Evrensel’den Sinem Uğurlu’nun haberine göre 11 nisan 2013’te Çevre ve Şehircilik Bakanlığından “ÇED olumlu” kararı alan Erzincan’ın Kemah ilçesinde, Deliçay Nehri üzerinde yapılması planlanan Hidroelektirik Santral Projesi (HES) yöre halkı tarafından, bölgenin 1. derece deprem bölgesi olması, havzada bulunan endemik türlerin yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacağı, Alevilerin inanç merkezlerine zarar vereceği gibi gerekçelerle mahkemeye taşındı. Sivas İdare Mahkemesi de, köylüleri haklı bularak projenin durdurulmasına karar verdi.

Önce Proje Durdurma Şimdi ÇED İptal

Sivas İdare Mahkemesi, son olarak Bakanlık tarafından verilen “ÇED olumlu” kararını iptal ettiğini açıkladı. Mahkeme kararında, şirketin hazırladığı çevresel etki değerlendirmesi raporunun aksine, HES projesinin önemli çevresel etkilerinin olduğunu ve bu etkilerin kabul edilebilir düzeyde olmadığını ifade etti.

Deliçay Platformundan Avukat Ümit Altaş, bölgede ilk kez bir HES projesinin iptal edildiğini ifade ederek, bu iptal kararıyla birlikte “Erzincan’daki diğer HES projeleri de iptal edilebilir mi?” sorusunun gündeme geldiğini söyledi. Çünkü, başta Kemah HES ve baraj projesi olmak üzere, bölgedeki diğer HES projelerinin ÇED raporlarında da benzer eksiklikler bulunuyor. Altaş bu durumu, “Projede ayrıntılı risk analizi yapılmamış, bölge deprem bölgesi. Endemik bitki ve korunması gereken canlı tespitlerinde eksiklikler var. Tüm bunların diğer projelerde de yapılmadığını görüyoruz. Bu dava, Kemah vadisinde yapılabilecek projeler açısından da öneme sahip bir davaydı ve iptal kararı geldi. Mahkemenin verdiği karar ders niteliğindedir” diye konuştu.

(Evrensel)

Mısır’da gösterilerde 18 ölü

Mısır’da eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in halk ayaklanmasıyla devrildiği 25 Ocak 2011’in dördüncü yıl dönümünde birçok kentte Abdülfettah el Sisi hükümetine karşı gösteriler düzenlendi.

Mısırlı yetkililer, ülke genelindeki gösterilerde en az 18 kişinin öldüğünü duyurdu.

Ölenler arasında üç polis öğrencinin de bulunduğu ve onlarca eylemcinin ise yaralandığı belirtildi.

Polis yaklaşık 400 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Geçen yılki ayaklanma yıldönümünde de onlarca kişi öldürülmüştü.

Kahire ve İskenderiye’de yüzler toplandı

Müslüman Kardeşler’e yakın, Katar merkezli Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Şeyf Yusuf el Karadavi, 25 Ocak ayaklanmalarının yıl dönümünde Mısır’da protesto çağrıları yapmış ve Muhammed Mursi’nin ‘Mısır’ın meşru lideri olduğunu’ söylemişti.

Yetkililer, ölen eylemcilerin Kahire ve İskenderiye’deki gösterilere katıldığını kaydetti.

Buna göre Pazar günü Kahire’de Müslüman Kardeşler ve 3 Temmuz 2013’te askeri darbeyle görevinden uzaklaştırılan Muhammed Mursi destekçisi yaklaşık 900 kişi toplandı.

İskenderiye’de ise 300’e yakın Müslüman Kardeşler destekçisi bir araya geldi.

Polis, gruplara göz yaşartıcı gazla müdahale etti.

Reuters haber ajansı, yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı Kahire’nin dışında da bir emniyet merkezine yangın bombalı saldırı düzenlendiğini bildirdi.

Kahire’de kadın eylemci öldürüldü

Ayaklanmaların yıl dönümünden bir gün önce, başkent Kahire’de solcu eylemcilerin düzenlediği yürüyüşe katılan Sosyalist Halk İttifakı Partisi üyesi İskenderiyeli 32 yaşındaki Şeyma el Sabbah, polis müdahalesi sırasında, nereden geldiği henüz belli olmayan saçmaların başına isabet etmesiyle yaşamını yitirmişti.

El Sabbah ve beraberindeki kalabalık, “Ekmek, özgürlük ve sosyal adalet” sloganları atarak ayaklanmaların simgesi haline gelen Tahrir Meydanı’na doğru yürürken polis engeline takılmıştı.

Eylemciler El Sabbah’ın ölümünden polisi sorumlu tutarken, Mısır hükümeti de olayın aydınlatılması için internetteki videoları incelemeye aldığını duyurdu.

Associated Press haber ajansının aktardığına göre vurulma görüntülerinde ateş sesleri duyuluyor ve El Sabbah bir erkek göstericinin elinde ağzından kanlar çıkarak yığılırken görülüyor.

Şeyma el Sabbah’ın Pazar günü kaldırılan cenazesine yaklaşık bin kişi katıldı.

Mısır Sağlık Bakanı sözcüsü Hüssam Abdel Gaffar, solcu eylemcinin yüzünden ve arkasından vurularak öldüğünü söyledi.

El Sabbah’ın üyesi olduğu Sosyalist Halk İttifakı Partisi Başkan yardımcısı Midhat el Zahid, “Şeyma acımasızca ve soğukkanlı bir şekilde öldürüldü” dedi.

BBC türkçe

Haftanın Tortusu

1470985898_cdb231c9ef1* Dört eski bakan için Yüce Divan oylaması yapıldı. Oylar 276’yı geçemedi. * Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu’na başkanlık etti. * Öldürülmek istenen katırlar firar etti. * Ali İsmail Korkmaz’ın katillerine iyi hal indirimi! * Yunanistan’da SYRIZA iktidara yürüyor, Türkiye’de benzerlik kavgası büyüyor.

* Dört eski bakan için Yüce Divan oylaması yapıldı. Oylar 276’yı geçemedi. 17-25 Aralık günü ortaya saçılanlara yönelik olarak Adalet ve Kalkınma Partisi’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü mücadelede son adım TBMM’de yaşandı ve dört eski bakan için yapılan Yüce Divan oylamalarının hiçbirinde gereken 276 oya ulaşılamadı. Böylelikle bakanlar rahat bir nefes almış oldular.

Fakat oylamada ortaya çıkan sonuç ve sonrasında gelen yorumlar, oylamanın etkisinin biraz daha süreceğini gösteriyor. Öncelikle şimdiye kadar blok halinde ve yüksek disiplinle hareket etmesine alışık olduğumuz Adalet Kalkınma Partisi farklı sayılarda fireler verdi. (Belki bu derece bir yarılma en son 1 Mart Tezkeresi oylamasında görülmüştü) Fire rakamlarını net olarak hesaplamak pek mümkün değil ama ortaya çıkan tablo anlamlı. Çağlayan hakkındaki önerge 242’ye karşı 267, Güler hakkındaki önerge 241’e karşı 258, Bağış hakkındaki önerge 245’e karşı 255, Bayraktar hakkındaki önerge ise 219’a karşı 288 oyla reddedildi.

Bu tabloya bakınca en net gözüken AKP’nin hiçbir bakan için 276 oyu (Yarıdan 1 fazla, güvenoyu) geçemediğini gösteriyor. Mecliste şu anda 535 vekil olduğunu düşünürsek güncel “yarıdan 1 fazla” oya ise Zafer Çağlayan ve Erdoğan Bayraktar ulaşabilmiş görünüyor. Oylamadan bir kaç gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan oylamayla ilgili “muhalefetin 276’ya neden ulaşamadığını düşünmesi lazım” anlamına gelen açıklamalar yaptı. Bu belki de kendi partisine yönelik bir göndermeydi çünkü iktidar da 276’yı geçemedi ve bunun muhalefetin geçememesinden daha büyük bir gerileme olduğunu da ortada. Zaten daha oylama sürerken bu gerilemeyi ihanet olarak adlandıran açıklamalar da gelmeye başladı AKP vekilleri içinden. Her şeye “darbe” diyen vekiller, AKP’nin firelerine de parti içi darbe demekten çekinmedi.

Bu oylamaya dair bir başka enteresan konu ise, Erdoğan Bayraktar’a diğer bakanlardan daha fazla sahip çıkılmış olması. Bana kalırsa muhalefetin bunun üzerinde durması gerekiyor. Çünkü üç bakana dair suçlamaların izlediği yolun sonu ile Bayraktar’a ait suçlamaların izlediği yolun sonu arasında önemli bir fark var.

* Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu’na başkanlık etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta Bakanlar Kurulu’nu topladı ve oldukça uzun bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantının sonuçları açısından önceki toplantılardan pek bir farkı olduğunu söyleyemesek de, sembolik açıdan oldukça ses getirdi. Öncelikle yandaş/yalaka basın tarafından heyecanla “Başkanlık” üzerinde duruldu. Sevinçli ve mutlu manşetler atıldı. Manşetler ne kadar sevinçli ve mutluysa Başbakan Ahmet Davutoğlu da o kadar mutsuz ve somurtkandı toplantıda. Onun somurtkan yüzü internette insanları gülümsetti. Koltuğa daha yeni yeni ısınan Davutoğlu tekrar “bakanlardan biri” konumuna düştü ve bu da yüzüne yansıdı.

Seçime yaklaşılması, seçim sonrasında Başbakanlık koltuğunda kimin oturacağının belli olmaması gibi sebepler Davutoğlu’nun bu yaşananlara ses çıkaramamasının nedeni. Zaten en başta bunların olacağını bilerek o görevi kabul etmiş olmalı. Erdoğan açısından ise bu hareketin anlamını anketleri toparlamak olarak görmek mümkün. 13 yıllık bir parti de olsa AKP, aslına tek kişilik bir parti ve arada o kişinin elini parti üzerinde tutması gerekiyor kamuoyundaki değeri korumak için. Elini ve gölgesini çektiğinde (Yüce Divan oylamasında girilen kabinde yalnız kalan vekiller) neler olabildiğini de bu hafta gördük.

* Öldürülmek istenen katırlar firar etti. Hakkari’de askerler tarafından ele geçirilen 97 tane katırın mahkeme kararıyla öldürülecek olması haberi yayıldıktan sonra genel bir tepki ortaya çıktı. Düşünsenize sınırı geçmiş 97 tane katır, “ele geçiriliyor” ve ülkenin morfolojik özelliklerini taşımadıkları için riskli kabul edilip öldürülmek isteniyor. Buna sessiz kalmak mümkün değil ama tam bu haber iyice yayıldıktan sonra yeni bir tanesi duyuldu. Ülkenin morfolojik özelliklerini ve canlılara olan yaklaşımını beğenmeyen katırlar Türkiye’den kaçıp sınırı geçtiler. Hayatlarını kurtardılar. Türkiye öyle bir ülke ki belki de bu haber son zamanlarda duyulan en güzel haberlerden bir tanesi bile denebilir. Katırlar Türkiye sınırını geçtikten sonra yakalanmak isteniyor ama İran askerleri tarafından da yakalamak istenenler engelleniyor. Yani iki devlet arasındaki çelişkilerden yararlanıp hayatlarını kurtarıyor 97 katır. Sonuç? 97 katır bizi bu ülkede kendi kaderimize bırakıp, sınırların insanları durdurduğu ama katırları durduramadığı bir hayata devam ediyorlar.

* Ali İsmail Korkmaz’ın katillerine iyi hal indirimi! Ali İsmail Korkmaz. Sokak ortasında “destan yazan” polisler ve “yeri geldiğinde alperen” olan esnaflar tarafından dövülerek öldürülen 19 yaşında bir genç. Mahkemesi tamamlandı. Katillere kasten adam öldürmekten ceza verilmedi. Katillere iyi hal indirimi yapıldı. Mahkemeden çıkan annesi, elinde oğlunun fotoğrafları varken polisin attığı gazların içerisinde kaldı. Kısacası Ali İsmail’e son tekmeyi hukuk attı.

* Yunanistan’da SYRIZA iktidara yürüyor, Türkiye’de benzerlik kavgası büyüyor. Geçtiğimiz Pazar günü Yunanistan’da erken genel seçim yapıldı. Seçimi anketlerin de gösterdiği doğrultuda radikal sol parti SYRIZA kazandı ve Avrupa’nın siyasi havasını temizleyecek güzel bir pencere açılmış oldu Yunanistan taraflarından. Daha özel olarak bakarsak SYRIZA’nın oluşturduğu birlik içerisinde Yunanistan Yeşilleri de var ve geçen seçimde 0.06 ile barajın altında kalan (Yunanistan’da baraj %3) Yeşiller bu seçimde mecliste temsil edilecek. Bu da güzel bir haber.

Olayın bu kısmı Yunanistan’ı ve Türkiye’nin de içinde olduğu tüm Dünya’yı etkileyen kısmı. Krizin vurduğu ülkelerden bir tanesi yeni sağ ideolojilere saplanmadan ve o ideolojileri geri plana iterek ekolojik bir radikal sol bakışı başa geçirebiliyor. Bir de sadece bizi etkileyen bir “Türk işi” kısım var. SYRIZA’nın seçim başarısı ihtimali belirginleştiğinden beri, Türkiye’nin “sol kamuoyunda” “SYRIZA’nın bu başarısından kim faydalanmalı?” tartışması başlamış durumda. SYRIZA’nın orada aldığı oy oranının burada sandığa nasıl yansıyacağı gibi aslında çok temel ve yanıtı boş küme olan bir soruyu bir kenara bırakırsak, bugünlerde en çok sahip olunmak istenen sıfat “Türkiye’nin SYRIZA’sı”. SYRIZA’ya ya da “Önce Atina, Sonra Madrid” sloganı ile elele verdikleri İspanya’nın Öfkeliler hareketine bakınca ise bu sıfatı almaya çalışmayı düşünmek bile Türkiye’de herhangi bir siyasi hareket için çok çok uzak. Hem ortaya çıkış, hem form, hem de söylemler açısından aradaki fark Ege Deniz’inden fazla.

Av. Berna Babaoğlu Ulutaş: “İztuzu’nu koruyacak olan Dalyanlılar’dan başkası değildir.”

Dalyan İztuzu geçtiğimiz haftalarda tekrar gündeme geldi. Deniz kaplumbağalarının (caretta caretta) yumurtladığı en önemli doğa koruma alanlarından biri olan İztuzu sahilindeki yapılaşma tehdidi 1980’lerin ortalarında başladı. Kaplumbağaları korumak için yapılan eylemler Türkiye’de ekoloji hareketinin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Hatta ilk Yeşiller Partisi’nin amblemi bu nedenle kaplumbağa ve ayçiçeğiydi.

Av. Berna Babaoğlu Ulutaş
Av. Berna Babaoğlu Ulutaş

Peki İztuzu’nda şimdi neler oluyor? Çevre ve Şehircilik Bakanı Güllüce’nin iddia ettiği gibi çevreciler boş yere gösteri mi yapıyor, yoksa tehdit sürüyor mu? Bu konuları Muğla-Dalyan’da yaşayan çevre hareketleri avukatı ve aktivist Berna Babaoğlu Ulutaş ile konuştuk. Berna Babaoğlu Ulutaş 1975 doğumlu, liseyi Muğla’da bitirdi, Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu, 13 yıldır avukatlık yapıyor. Çevre ve Ekoloji Hareketleri Avukatları arasında çalışmalarını sürdüren Ulutaş, Türkiye Barolar Birliği Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu üyesi; ayrıca İztuzu Kumsalını Kurtarma Platformu’nun (İKUP) ve Ortaca Belediyesi’nin avukatlığını yürütüyor

– Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce geçen haftayaptığı bir konuşmada Dalyan’ın İztuzu sahilinde eylem yapan çevrecilerle ilgili eleştirilerde bulundu ve “Her şeye bir bahane bulmaya çalışıyorlar. Caretta carettalarla ilgili çadır, madır kurdular. Sanki bu ülkedeki insanların hayvan, tabiat sevgisi yokmuş gibi davranıyorlar. Orayı öyle bir hale getireceğiz ki insan ayağının değdiğinden başka, şezlong, mezlong, şemsiye, memsiye hiçbir şey olmayacak. Biz hayvanları onlardan daha çok seviyoruz” dedi. Siz Dalyanlı çevreciler olarak neden bu protestolara başladınız? Amacınız gerçekten her şeye bir bahane bulmak mıydı? Öncelikle bunu merak ediyorum.

Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın enteresan sözleri oldu İztuzu hakkında, politikacıların anlık cevaplar, çözümler bulma isteği var. Bakan ile bire bir görüşme imkanımız olmadı mücadelemizi anlatmak için.

eylem9
İztuzu sahili

Dalyanlılar olarak, İztuzulular olarak mücadelemiz, plajda bulunan  Pamukkale Üniversitesi’ne bağlı deniz kaplumbağası rehabilitasyon merkezi DEKAMER‘in mevcut tesislerinin yerine büyük bir hastane yapmak istemesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu inşaat projesini desteklemesi, imar planı yapması, Orman ve Su Bakanlığı’nın plajdaki 22 dönüm ormanlık araziyi bu hastane yapımı için tahsis etmesiyle başladı. İztuzu Kumsalını Kurtarma Platformunun (İKUP) kurulması da buna dayanır, 2013 Ekim ayında kurulmuştu. Bu konuda açtığımız davalar ve yürüttüğümüz karşı kampanya sebebiyle de Bakanlık hastaneyi yapmaktan vazgeçtiğini 2014 yılı Mart ayında açıklamıştı.

Plajların işletilmesi, kimin nasıl işleteceği her zaman bizlerin takip ettiği bir konu olmuştur. Bizlerin, her birimizin yaşamında plajımız büyük öneme sahip. Haliyle, kumsalda doğanın korunması, hiçbir şekilde yapılaşma olmaması, plajların kimin tarafından ve nasıl işletileceği her zaman Dalyanlının gündeminde yer alan bir konudur. İztuzu kumsalı Dalyanlının burada var olma sebebidir.

– Bakan Güllüce aynı konuşmasında bir de “Yaptırdığım araştırmada bilim adamaları İztuzu Plajı’nda şezlongun da olmaması gerektiğini belirtti. Ben bunu bilmiyordum, çok yakınlarda öğrendim. İztuzu Plajı’nda insan ayağından başka hiçbir şey olmaması lazımmış” dedi. Benim hatırladığım kadarıyla İztuzu sahilindeki ve diğer yumurtlama alanlarındaki deniz kaplumbağalarını korumak için ta 1986’dan beri eylemler, koruma çalışmaları yapılıyor, Dalyan, Çıralı, Yumurtalık gibi bütün Caretta Caretta sahillerinde benzer koruma önlemleri zaten uygulanıyor. Çevre Bakanı’nın bunu bilmiyor olması bana pek mümkün değilmiş gibi geliyor. Bu sahilleri korumaya şimdi karar vermiş gibi davranmaları da biraz tuhaf. Nedir Dalyan’daki sorunun geçmişi? Dalyan’da hala bir otel yapılaşması niyeti de var mı? Çevre Bakanı’nın bu sözlerini siz nasıl yorumluyorsunuz?

İztuzu'nda eylem
İztuzu’nda eylem

Bu açıklamasından önce de açık ihale yaptık, 1 Lira fazla veren alır demişti. Halbuki şirkete ihalesiz olarak plaj verilmişti. Bakanın sözleri, plajı işleteceklerin kim olacağına dair siyasi tercihlerine bir kılıf oluşturma niyetini göstermektedir. Bakanın İztuzu plajının neden koruma altında olduğunu bilmemesi düşünülemez. Ayrıca, İztuzu sadece deniz kaplumbağalarının yuvalama alanı değil, arkeolojik sit alanı, ormanlık alan, göçmen kuşların konaklama alanı, endemik türlere ev sahipliği yapan doğa alanıdır. İztuzu plajı deniz kaplumbağaları ile insanların ortaklaşa kullanımının dünyadaki en başarılı örneklerinden olduğunu biliyoruz. Kaplumbağa hastanesi, araştırma birimi, eğitim kampı gibi gerekçelerle plajın yapılaşmaya açılması ihtimali olduğunu bildiğimizden durumu takip etmeyi bırakmıyoruz.

İztuzu eyleminden
İztuzu eyleminden

Dalyan halkı, 80’li yıllara kadar tüm yazını burada inşa ettiği ahşap barakalarda geçirirken, bu plajlar bir nevi yerleşim yeriyken, o dönemde plaja otel yapılmak istenmesi nedeniyle buna karşı bir mücadele başlattı. Bu sırada kumsalın nesli tehlikede bir tür olan caretta caretta deniz kaplumbağalarının yumurtlama alanı olduğu ortaya çıkınca, henüz Çevre bakanlığı bile yokken, halk bu plajı Carettalar’la paylaşmayı kabul ederek, barakalarını, lokantalarını yıkıp, plajı sadece günübirlik kullanmaya, kaplumbağalarla paylaşmaya başladı.

Özel Çevre Koruma bölgesi ilan edildikten sonra, yap-işlet-devret modeliyle bugünkü plaj tesisleri kuruldu ve 10 yıl kadar özel şirketler yönetti plajı. Halk bundan memnun olmadığından ve halkı temsilen Belediye’nin işletmesi yönünde iradesini ortaya koyduğundan, 1998’den itibaren karayoluyla ulaşılan İztuzu tarafını, 2005’den itibaren de teknelerle gidilen Boğazağzı tarafını Dalyan Belediyesi işletiyordu.

İztuzu'nda iş makinaları
İztuzu’nda iş makinaları

Caretta caretta’ları ve korunmuş doğasıyla meşhur İztuzu kumsalı 25 yıl önce büyük bir turizm tesisinden kurtarılmasından beri böylesine bir kabus görmemiştir herhalde. Son 2 yıldır birilerinin rüyası gerçekleşecek diye, Türkiye’nin doğa koruma geçmişinin başlangıcı, Çevre Bakanlığı’nın var olma sebebi sayabileceğimiz İztuzu ne yazık ki 25 yıl sonra tekrar tehdit edilir hale geldi. Dalyanlılar, önce bilimsel ihtiyaç arkasına gizlenmiş devasa bir kaplumbağa hastanesi projesi ile kumsalın yapılaşmaya açılmak istendiğini gördü, şimdi de plajların özel şirkete verilmek istenmesiyle doğa korumanın arka plana atıldığını görüyor. Herkes duruma tepkili.

Dalyan, Mart 2014 yerel seçimlerinden sonra yeni büyükşehir belediyesi yasası sonucu Dalyan Belediyesi kaldırılınca Ortaca’ya bağlı bir mahalle oldu. Halk, plajı Ortaca Belediyesi işletir diye beklerken, 2014 Haziran’ında plajın özel bir şirkete verildiğini öğrendi ve 15 yıldır ortaya koyduğu iradesine ters düşen bu durumu kabul etmedi, 7 aydır mücadelesini sürdürüyor.

– Konuyla ilgili ne gibi eylemler yaptınız? Şu anda eylemler ne durumda? Amacınıza ulaştınız mı?

İztuzu kumsalının kiralanarak özel şirketlere verildiğini öğrendiğimiz Haziran 2014’ten beri çeşitli eylemler yaptık. Plajlarda, Ortaca festivalinde, çeşitli basın açıklamaları, imza kampanyaları düzenledik. Halen devam eden imza kampanyalarımız şunlar:

1- İztuzu’nda imara, hukuksuzluğa ve ranta hayır! Türkçe, İngilizce, Almanca, Hollandaca olarak şu an 75000 imzaya yaklaşıyor. Bu İztuzu kumsalının özelleşirilmesine karşı yürüttüğümüz imza kampanyasıdır.

2-  NO to UK financing of Turtle Beach privatisation!  İngilizce olarak şu an 3000 imzayı geçti. İztuzu kumsalının özelleşirilmesi ile ilgili, DALÇEV’in iki İngiliz ortağına bu işten vazgeçmeleri için çağrıda bulunan Avaaz sitesinde açılan imza kampanyasıdır.

3- Yeni NO to UK financing of Turtle Beach privatisation! İngilizce -Almanca olarak şu an 700 imzada. İztuzu kumsalı özelleştirilmesi ile ilgili, DALÇEV’in iki İngiliz ortağına bu işten vazgeçmeleri için çağrıda bulunan change.org sitesinde açılan imza kampanyasıdır.

keskekgunu1
Keşkek gününden

Son olarak, mahkeme kararlarına ve yürürlükteki kanun ve uygulamalara rağmen kumsalın Boğazağzı mevkiindeki tesislerin ihale edildiği özel şirketin bir gece baskınıyla beraberinde jipler, traktörler ve bir kepçeyle İztuzu’na girmek istemesi halkı isyan ettirdi. Her kesimden insanın katılımıyla gerçekleşen 11 günlük İztuzu Nöbeti ve mahkeme kararlarının taraflara ulaşması sonucunda şirket kumsaldan çıkarılmasıyla nöbet sona erdi.

Plajda bu durumu kutlamak ve varlığımızı hatırlatmak, dayanışma için keşkek ve lokma günü yaptık.

Şu an Dalyanlılar bir taraftan hukuki süreci takip ediyor, bir taraftan 25 yıldır değişmeyen doğanın korunması yönündeki tercihini ve 15 yıldır değişmeyen tesislerin belediye tarafından işletilmesi yönündeki iradesini her platformda kurumlara hatırlatıyor.

– Dalyan’da halkın bu konudaki tavrı nedir? Hem çevre, hem de bölge turizmi açısından İztuzu’nun yapılaşmaya açılması ihtimali ne gibi sonuçlar doğurur? Yerel çevre hareketleri bundan sonra ne gibi çalışmalar düşünüyor?

eylem2İsteğimiz, İztuzu’nda doğa korumacı bir yaklaşım sergilenmesi, kumsalda her ne sebeple olursa olsun yapılaşma olmaması, mevcut plaj tesislerinin özelleştirilmemesi ve ilgili kanun ve uluslararası sözleşmelere uyulmasıdır. İztuzu kumsalıda doğa koruma herşeyden önce gelmelidir. Özel Çevre Koruma bölgesinin bir parçası olarak bu kumsal, devlet tarafıdan gelir kaynağı zihniyetiyle yönetilmemelidir.

“Doğa koruma”dan maksat tesislerin modernliği, lükslüğü değildir. Doğa korumadan anladığımız, “burayı nasıl çok daha güzelleşirebiliriz?” değildir, kumsalı kullanırken “nasıl doğaya daha az baskı üretiriz?”dir.

Bütün Dalyan İztuzu'nda
Bütün Dalyan İztuzu’nda

İztuzu gibi önemli doğa alanlarındaki tesisler, kazançtan önce doğa korumanın ön planda tutulabilmesi amacıyla kamu tarafıdan işletilmelidir. Burayı en çok koruyacak olan Dalyanlılar’dan başkası değildir. Israrla, böylesine önemli bir kumsaldan para kazanılacaksa, buradan elde edilecek gelirin sadece bir şirkete verilmesi değil, tüm Dalyanlılara hizmet olarak geri gelmesi tercih edilmelidir; kamu yararı bunu gerektirir.

Dalyan’da 80’li yıllardan bu yana yerleşmiş bir doğa korumacı refleks vardır, bunun sonucu olarak da plajların durumu takip edilip, hızlı şekilde biraraya gelerek müdahalede bulunabilmektedir.

– Sizin ayrıca Yuvarlakçay’daki HES mücadelesinde ve bir avukat olarak benzeri diğer mücadelelerde de etkin bir rolünüz olduğunu biliyoruz. Şu anda yörenizdeki HES mücadeleleri ne durumda? Yürüttüğünüz çevre davaları, son dönemde alınmış kararlar var mı? Bunları da okurlarımızla paylaşabilir misiniz?

İztuzu'nda eylem
İztuzu’nda eylem

Yuvarlakçay’da yapılmak istenen HES projesine karşı mücadelede köylülerin ve Yuvarlakçayı Koruma Platformu’nun avukatıydım, o davaların bir çoğu kesinleşti, bir kaçı idare tarafından temyiz edildiği için Danıştay’da bulunuyor.  Şu an için Yuvarlakçay’da yapımı planan HES projesi bulunmuyor. Yuvarlakçay süreci bize kendimizi ifade edebilmemiz için çok farklı yollar bulmayı öğretti. İztuzu ile ilgili davalara hem Kaplumbağa Hastanesine dair olanlara hem de İztuzu’nun kiralanmasına dair olanlara bakıyorum. Ayrıca Çevre ve Ekoloji Hareketi Avukatları olarak açtığımız davalarda yer almakla birlikte bu davaların takibi benim tarafımdan değil davaların açıldığı yerdeki meslektaşlarımız tarafından yapılıyor. Ben, yaşadığım yerdeki halkın yaşam alanlarını tehdit eden çevre sorunlarıyla ilgili konularda aktif olarak çalışmayı tercih ediyorum.

– Teşekkür ediyoruz, kolay gelsin.

 

İztuzu’nun özelleştirilmesindeki hukuki süreci özetleyebilir misiniz?

31.12.2013 tarihinde her iki taraf için yapılan protokollerin süresi dolmuştu. Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, 6360 sayılı yasaya göre Muğla Büyükşehir olduğundan Dalyan Belediyesini devralacak Ortaca Belediyesine plajları işletip işletmeyeceğini sordu, Ortaca Belediyesi işletmeye devam edeceği cevabını verdi. Buna rağmen Genel Müdürlük bu plajların işletilmesi için ilgili işlemlere başlamadı.

04.04.2014 günü kurulan MUÇEV Ltd.Şti. (%50 hissesi ÇŞB’nin kuruluşu olan Türkiye Çevre Koruma Vakfı TUÇEV’e, diğer %50 hissesi de Muğla Valiliğinin kuruluşu olan Muğla’ya Hizmet Vakfı’na ait), Muğla ilinin tüm ÖÇK bölgelerindeki plaj ve iskelelerin işletmesine 12.05.2014 tarihinde talip oldu, Başbakanın oluru ile de 28.05.2014 günü tüm bu işletmeler ile ilgili olarak Bakanlık adına TVK Genel Md. ile ptorokoller yaptı.

Bu protokollere istinaden MUÇEV Ltd.Şti. Boğazağzı kısmını telefon ile teklif alarak, şartnamesiz ve ihale duyurusu yapmadan DALÇEV A.Ş.’ye ihale etti. MUÇEV Ltd.Şti ihaleyi adilane yaptığını iddia ediyor.

Biz tüm bunları 18 Haziran’da gelen tahliye talebi ile öğrendik. Ortaca Belediyesi tahliye kararlarına idari yargıda dava açtı, ve yürütmeyi durdurma kararı verildi. O tarihte verilen bu kararlar Ekim ayında kalktı ve bunun üzerine Kasım ayında yeniden tahliye için geldiler. Yine Ortaca Belediyesinin bu işlemlere açtığı davada da yürütmeyi durdurma kararı verildi. Buna ilaveten , Belediye 16.12.2014 günü Ortaca 1.Asliye Hukuk Mahkemesinde de protokollerin iptali davası açtı.

Muğla İdare Mahkemesi son verdiği yürütmeyi durdurma kararını 22.12.2014 günü kaldırdı. Ancak hemen 3 gün sonra, bu sefer Ortaca 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 16.12.2014 tarihinde Belediyenin açtığı protokollerin iptali davasında ara karar vererek 25.12.2014 tarihinde devir protokollerine ihtiyati tedbir kararı getirdi. Bu karar ertesi gün Muğla Valiliğine, Muğla İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğüne ve Ortaca Kaymakamlığına kurumlararası yazışma yoluya Belediye tarafından elden, ÇŞB’na da kargo ile tebliğ edildi. 22 Aralık tarihli yürütmenin durdurulmasının kaldırılması kararı ise MUÇEV Ltd.Şti.’ne 29 Aralık’ta ulaştı.

MUÇEV Ltd.Şti., bu son iki karardan en sonki ihtiyati tedbir kararını kendisine resmi olarak ulaşmadığı gerekçesiyle tanımadı ve bir önceki “yürütmeyi durdurmanın kaldırılması” kararına göre hareket etti. 29.12.2014 tarihinde bu kararı alır almaz DALÇEV A.Ş. ile devir teslim yaptı, DALÇEV A.Ş. de buna dayanarak aynı gün geceyarısı tesislere girmeye çalıştı. Tabi, teknelerle malzemelerini taşıması mümkün olmadığından kara tarafından plaja araçlarla giriş yapıp Boğazağzı’na karadan ulaşmak istediler, ancak iş makinasını ve jeneratörleri sokamadan halk bunu engelledi.

2015’in ilk günlerinde ihtiyati tedbir kararları resmi olarak da MUÇEV Ltd.Şti.’ne ve ÇŞB’na ulaştı. Kurumlar bu kararlara uymaya başladılar.

Muğla 2. İdare Mahkemesi 15.01.2015 tarihli kararı ile Muğla İlindeki ÖÇK( Özel Çevre Koruma) Bölgelerindeki 14 işletmenin MUÇEV Turizm LTD.ŞTİ. ne kiralanmasına izin veren 26.05.2014 tarih ve 1345 sayılı Başbakanlık onayı işleminin yürütmesini İztuzu bakımından durdurdu.

Hukuki süreç devam edecek, halihazırda bu konularda açılmış (bir kısmı adli yargıda, bir kısmı idari yargıda)  sekiz dava devam ediyor.

 

İKUP’u takip etmek için İKUP web sitesiİKUP Facebook grubu, Twitter adresi, email: [email protected]

Röportaj: Ümit Şahin (Yeşil Gazete)

Demirtaş’tan Syriza liderine, “Yolun açık olsun kardeşim”

HDP Eşgenel Başkanı Selahattin Demirtaş, Yunanistan seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Radikal Sol Koalisyon Syriza’nın lideri Aleaksis Tsipras’ı sosyal medya hesabından gönderdiği mesajla kutladı.

5

Selahattin Demirtaş resmi twitter hesabı @hdpdemirtas üzerinden Aleaksis Tsipras’ın resmi twitter hesabı @atsipras‘a Türkçe ve Yunanca  gönderdiği mesajında, “Yoksullar için, emekçiler için özgür bir dünyaya doğru yolun açık olsun kardeşim tsipras” sözleri ile Yunanistan’ın yeni liderini kutladı.

(Yeşil Gazete)