Ana Sayfa Blog Sayfa 3758

Mersinli kadınların Perşembe yürüyüşleri 3. haftasında

Mersin Kadın Platformu üyesi kadınlar, platform tarafından alınan karar sonrası8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne kadar her Perşembe kadın cinayetlerine dikkat çekmek için yürüyor.

30 Ocak Perşembe günü saat 17:00’de üçüncü kez Mersin’in en işlek yeri Forum AVM havuz başında toplanan kadınlar basın açıklamasını okuduktan sonra yürüyüş gerçekleştirdi. Platform adına basın açıklamasını okuyan Akdeniz Belediyesi İştar Kadın Danışmanlık Merkezi’nden Şerife Karabeğ kadına yönelik şiddetin araştırılmasına dönük TBMM’de kurulan komisyona bir erkek üyenin başkan yapılmasına tepki gösterdi.

3...
Platform adına basın açıklamasını Akdeniz Belediyesi İştar Kadın Danışmanlık Merkezi’nden Şerife Karabeğ okudu

 

“Şiddetinizle barışmayacağız”, “Jin jiyan azadi”, “Kadın / trans cinayetleri politiktir”, “Boşanmayı değil cinayeti engelle”sloganları eşliğinde Forum AVM içinde yürüyen platform üyeleri havuzbaşında basın açıklamasının okunmasının ardından dağıldı.

2

Türkiye çapında kadın cinayetlerini önlemek için biraraya gelen Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu’nun Kadın ve trans cinayetlerinin önlenmesi için taleplerini okuyan Şerife Karabeğ, İstanbul Sözleşmesi’nin hayata geçirilmesi için gerekli adımların bütün kesimlerce derhal atılmasını, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Türkiye İstatistik Kurumu’nun şiddet ile ilgili bütün gerçek verileri kamuoyuna açıklamasını, Mecliste oluşturulan soruşturma komisyonu ve meclisin, başta cinsiyet eşitliği ve ev içi şiddetle mücadele alanında çalışan kadın ve LGBTİ örgütleri olmak üzere, hak mücadelesi ve insan hakları alanlarında bu meseleyi sahiplenen bütün örgütlerin görüşlerinin dikkate alınarak acil önlemler oluşturulması gerektiğini dile getirdi.

Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu’nun 31 Ocak Cumartesi günü ülke çapında hayata geçireceği eylem hakkında da bilgi veren Karabeğ, “Kobane’nin Kadın mücadelesi şahsında özgürleşmesinden ve hemen yanı başımızda yaşanan Kadın Devrimi’nden aldığımız güç ve heyecanla taleplerimizi bir kez daha dile getirmek üzere 31 Ocak Cumartesi günü bütün Türkiye’de alanlardayız” şeklinde konuştu.

Haber: Özgecan Aşlamacı Şahin

(Yeşil Gazete)

 

Esrarengiz nebulaya ait yeni görüntü

cg4_innerrGökbilimciler, 1300 ışık yılı ötede yatan ve kökeni halen bilinmeyen esrarengiz nebula CG4’ün yeni ve detaylı bir fotoğrafını elde etti. ‘Canavarın Ağzı’ olarak adlandırılan gök cisminde yıldızların nasıl oluştuğu halen sır.

Avrupa Güney Gözlemevi’ne (ESO) bağlı Çok Büyük Teleskop (VLT), 1300 ışık yılı ötedeki CG4 nebulasını görüntüledi. Ağzını açmış bir canavarı anımsatan görüntüsüyle  ‘Canavarın Ağzı’ olarak da adlandırılan gaz ve toz bulutu, detaylı fotoğrafında yapısına ait yeni bilgiler sundu.

Gökbilimciler, yeni detaylar sayesinde Puppis Takımyıldızı’nda yer alan nebulada yıldız doğumunun nasıl gerçekleştiğini anlamaya çalışıyor. Araştırmada yer alan Paranal Gözlemevi’nden Dr. Henri Boffin, ‘fotoğraftaki kürelerin görünür ışığı bloke eden çok soğuk gaz ve tozdan oluştuklarını’ belirtti. Boffin, CG4’ün kendi yerçekiminin etkisiyle etkileşime girerek ısındığını ve yeni yıldızların doğumuna tanık olduğunu söyledi.

Görünümleri itibariyle ‘kuyrukluyıldız kürecikleri’ olarak ifade edilseler de, küreler kuyrukluyıldızlarla hiçbir bağlantı içermiyor.

Nebuladaki materyallerin yoğun etkileşimi ‘kafa’ olarak adlandırılan ve 1.5 ışık yılı genişliğinde bir yapı ortaya çıkarırken, yıldızlardan saçılan yoğun radyasyon kafanın sanki çözülüyormuş gibi görünmesine neden oluyor. Nebulanın başını oluşturan yapı, altında kalan materyali yakınlardaki yıldızlardan korurken, aşağılara uzanan 8 ışık yılı uzunluğunda bir kuyruk oluşturuyor.

Gökbilimciler koza görevi gören kürelerin, sıcak kozmik fırtınalar ve şiddetli morötesi ışıkla temasa geçtiğini ve bu şekilde yıldız oluşumunu sağladığını düşünüyor. CG4’e hakim olan kırmızı renk, nebulanın erozyona uğruyormuş görüntüsüne neden olan radyasyonla etkileşime giren hidrojen gazıyla ortaya çıkıyor.

Sen.com’a açıklama yapan Boffin, CG4’ün düzenini açıklayabildiklerini ancak bu tür gaz bulutlarının yeni yıldızların doğumunu nasıl sağladığını henüz kesin olarak anlayamadıklarını söyledi. CG4’ün sıcaklık, kütle ve içerdiği materyallerin özellikleri analiz edilerek, Evren’in önemli bir sırrının ortaya çıkarılması amaçlanıyor.

CG4’ün anlaşılmasıyla, bir diğer yıldız fabrikası olan Yaratılış Sütunları hakkında da yeni bilgilere ulaşılması amaçlanıyor.

(Al Jazeera)

 

Polisi sıraya dizene para cezası, kapıda bekletene 5 yıl

d-5AKP Hatay Milletvekili H. Bayram Türkoğlu’nun oğlu İstemi Kağan Türkoğlu ile ihalesiz kantin işletmecisi AKP Dörtyol Gençlik Kolları Başkanı Ömer Uzun’un Dörtyol İlçe Emniyet Müdürlüğünde 24 Çevik Kuvvet polisini sıraya dizdirerek teşhis etmesi ile patlak veren skandala dair dava sonuçlandı. Dörtyol 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 23 Ocak 2015 tarihinde görülen 11. duruşmada milletvekilinin oğlu İstemi Kağan Türkoğlu ile eski gençlik kolları başkanı Ömer Uzun’a adli para cezası ve 5 yıl adli denetim süresine tabi tutulması kararı çıktı. Sıraya dizilen polise ise hapis cezası verildi.

AKP Hatay Milletvekili Bayram Türkoğlu’nun oğlu olan İstemi Kağan Türkoğlu, Komiser Yardımcısı Murat Emer ve polis memuru Alper Atilla’ya yönelik basit tehdit nedeniyle toplam 50 günlük adli para cezası karşılığı olan 1000 TL adli para cezasına ve 5 yıl adli denetim süresine tabi tutulmasına karar verildi.

Emniyet Müdürlüğü’nün kantinini ihalesiz işleten eski AKP Gençlik Kolları Başkanı Ömer Uzun’a ise polis memuru Alper Atilla’ya yönelik hakaretten dolayı 25 günlük adli para cezasına karşılık olarak 500 TL adli para cezası ve 5 yıl adli denetim süresine tabi tutulmasına karar verildi.

Bu arada,gazeteci Sedef Kabaş için ikinci bir soruşturma başlatıldı. 5 ocak günü ikinci defa adliyeye çağrılan Gazeteci Kabaş, polisleri kapıda beklettiği için Savcı Yiğit’e ifade vermişti. Zaman’ın haberine göre, polislerin şikayetçi olmadığı Kabaş ‘görevli memura direnme ve hakaret’le suçlanmıştı. Fakat, Sedef Kabaş hakkında Savcılık bir idianame daha hazırladı, 5 yıl hapsini istedi.

 

Can Dündar mahkemeye zorla getirtilecek

candundar_03Cumhuriyet’in yazarı Can Dündar’ın, 18 Temmuz 2014’de yazdığı köşe yazısında o dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan’a hakaret ettiği iddiasıyla yargılanmasına başlandı.

Cumhuriyet yazarı Can Dündar’ın yargılandığı davada duruşmaya ‘zorla getirilmesi’ kararı çıktı.

Yurt dışında bulunan Can Dündar’ın bir daha ki duruşmaya ‘zorla getirilmesine’ karar veren mahkeme, müştekiler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan’ın suçtan zarar görme ihtimali düşünülerek davaya katılmasına karar verdi.

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmaya, sanık Can Dündar katılmadı. Dündar’ı avukatı Bülent utku temsil etti.

Müştekiler Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan’ı avukat Hatice Özay, temsil etti.

Duruşmada söz alan Bülent Utku, müvekkilinin yurt dışında olduğunu ve bu sebeple duruşmaya katılamadığını söyledi. Dündar’ın bir sonraki duruşmada hazır olacağını ifade etti.
Ardından söz alan avukat Hatice Özay da şikayetlerinin devam ettiğini belirterek Dündar’ın cezalandırılmasına karar verilmesini talep etti.

Davaya ait ara kararını açıklayan söz konusu mahkeme heyeti, Can Dündar’ın ‘zorla getirilmesine’ karar vererek eksik evrakların tamamlanması için duruşmayı 26 Şubat’a erteledi.

Türkiye’ye otoriter yönetime kayma eleştirisi

3C6DAB1D-51D6-4BF7-9AE0-516F9FDEB133_w640_r1_sİnsan Hakları İzleme Örgütü 2015 dünya raporunda yargı sisteminin hükümet kontrolu altına alınması, polisin yetkilerinin arttırılması ve basının susturulmasının Türkiye’nin uluslararası saygınlığını zedelediği gibi Kürt çözüm sürecini de tehdit ettiği görüşünü savunuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü yayınladığı 2015 Dünya Raporu’nda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve kurucusu olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin insan hakları ve yasaları hiçe sayarak Türkiye’nin son on yılda yakalamış olduğu başarıları zedelediğini öne sürdü.

Rapora göre AKP hükümeti daha önce görülmemiş bir şekilde Türk yargı sistemini kontrol altına almaya, sosyal medya ile internete birçok kez sansür getirip gazetecileri hapisle korkutarak Türk medyasını sindirmeyi çalışıyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Türkiye uzmanı Emma Sinclair-Webb’e göre, “Seçimden zaferle çıkmak, Türkiye Hükümetine ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a son on yılda yapılan reformları ve Türkiye’yi bir demokrasi ülkesi yapan kurumları zayıflatmak için bir mazeret olmamalı. “Webb, yargı sisteminin hükümet kontrol altına alınması, polisin yetkilerini arttırırken denetlenmemesi ve basının susturulmasının ülkenin uluslararası itibarını zedelediği görüşünde.

İnsan Hakları İzleme Örgütü her yıl yayınladığı 656 sayfalık dünya raporunda, 90 ‘dan fazla ülkenin insan hakları uygulamalarını inceliyor. Rapor’un önsözünde, kurumun direktörü Kenneth Roth, hükümetlerden çaklantılı dönemlerde insan haklarını kendilerine bir ahlaki rehber olarak görmeleri gerektiğini,  insan haklarının ihlal edilmesinin olayları daha da şiddetlendireceği uyarısında bulunuyor. Roth “Özgürlük ve eşitlilik gibi temel değerlerin altının oyulmasından elde edilecek kısa vadeli kazanımlar, hiçbir şekilde uzun vadede uğranacak zararın bedeline değmez” diyor.

İzleme örgütü raporunda AKP hükümetinin polisin arama ve yakalama yetkilerini daha da artıran ve hatta göstericilere karşı öldürücü güç kullanma hakkı veren yeni güvenlik paketini de kaygıyla karşılıyor.

Rapor, AKP hükümetinin yolsuzluklardan ya da hoşgörüsüzlükten yakınan kamu görevlilerine yönetime “hakaret” ettikleri suçlamasıyla açılan soruşturma ve tutuklama sayısında artışa dikkat çekiyor.

İnsan Hakları İzleme örgütü PKK ile yıllardır süren çatışmaları bitirmek için başlatılan çözüm sürecini olumlu karşılamakla birlikte Kürt siyasi eylemciler, gazeteciler, öğrenciler ve avukatlar hakkında sık sık kullanılan “silahlı örgüt üyeliği” gibi terör suçlamalarının devam etmesini eleştiriyor.

Örgütün Türkiye uzmanı Sinclair-Webb, Kürt barış sürecinin Türkiye’nin insan hakları konusunda yapacağı ilerlemede kritik bir önem taşıdığı görüşünde. Webb, ancak insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne inanışın olmadığı bir yönetimin barış sürecin başarıya ulaştıramayacağı uyarısında bulunuyor.

(VOA)

TBMM, yolsuzluk tapelerini defter yaptı, dağıtıyor

6TBMM’de eski dört bakan hakkında kurulan Soruşturma Komisyonu’ndaki Rıza Sarraf’ın konuşma tapelerinin bulunduğu belgelerin, kullanılmayan kâğıt kapsamında bloknot olarak basılması kriz çıkardı.
 
TBMM Başkanlığı, bloknotların haber olması üzerine yaptığı açıklamada; çevrenin korunması ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakılmasına destek olunması amacıyla “Çevre Dostu Meclis” projesi kapsamında bir dizi etkinliğin hayata geçirildiğini bildirdi. Açıklamada, söz konusu proje kapsamında kullanılmış kâğıtların bloknot haline getirildiği ve TBMM basımevindeki atık kâğıtların bu çerçevede biriktirilerek tekrar kullanılmak üzere not defteri yapıldığı belirtildi. Açıklamada, bazı bloknotlarda kullanılan belgelerin Soruşturma Komisyonu’nun raporunda yer aldığı ve herhangi bir gizliliğinin bulunmadığı ifade edildi.

Soruşturma Komisyonu Başkanvekili Yılmaz Tunç, söz konusu belgelerin soruşturma komisyonu raporunda yer alan muhalefet şerhinde yer alan tapeler olduğunu ve kullanılmayan kâğıt kapsamında
TBMM tarafından bloknot olarak basıldığını ifade etti. TBMM Genel Kurulu’nda söz alan CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, kürsüde bir elinde tapelerin bulunduğu bloknotu bir elinde de Soruşturma Komisyonu raporunu tutarak şunları dile getirdi:

“Bakın, Meclis Soruşturma Komisyonu raporu elimde, bir tuğladan daha da fazla kalın, tam 1178 sayfa. Biz ‘Bunu halka nasıl mal edelim, nasıl anlatalım?’ diye düşünürken, eksik olmasın, Meclis Başkanlığımız önemli bir çalışma yaptı ve herkese okunabilir bloknotlar gönderdi. Ne var bu bloknotlarda? Şimdi açıyoruz sayfanın bir tanesini, Rıza Sarraf diyor ki bloknotta: ‘Ağabey, yarın güzel bir çikolata kutusu yaptır, çok pahalı olmasın. Bir tane de gümüş tepsi al, 500 bini yerleştir içine.’”

Söz alan AKP Grup Başkanvekili Ahmet Aydın, bunun bir skandal olduğunu savunarak “Bu konu hakkında soruşturma başlatılmalı” dedi.

AKP’den gelen sert eleştiriler üzerine belgelerin gizliliği olmadığı açıklaması yapan TBMM Başkanlığı çark ederek konu hakkında jet hızıyla soruşturma başlattı. TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, genel kurula tapelerin bloknot olarak basılması konusunda soruşturma başlatıldığı bilgisini milletvekillerine de duyurdu. Kulislere bırakılan ve personele dağıtılan çok sayıda bloknot da geri alındı.

Tsipras’tan uzlaşma mesajı

0,,18225019_303,00Yunanistan Başbakanı Aleksis Tsipras, Avrupa Birliği’nin endişelerini gidermeye çalışıyor. Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, Atina’nın uzlaşmaya açık olduğunu söyledi.

 

Atina’da Yunanistan Başbakanı Tsipras’la bir araya gelen Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz, Atina’daki yeni hükümetin müzakereye açık olduğunu belirterek Yunanların borç krizi konusunda tek başına hareket etmeyi düşünmediğini söyledi.

“Yunanistan Avrupalı ortakları ile ortak bir zeminde çözüm arıyor” diye konuşan Schulz, hükümetin vergi kaçakçılığı ve yolsuzluklarla mücadele etmek istemesini övgüyle karşıladı.

Tsipras da Atina’nın borçlarıyla ilgili bir konferans düzenlenmesini istediğini belirterek hükümetinin Euro Bölgesi’ndeki ortakları ile ele almak istediği önerilerin bir listesini yakında sunacağını ifade etti. Halkının sert tasarruf politikalarından kurtarılması gerektiğini belirten Tsipras, hükümetinin vergi kaçakçılığı ve yolsuzluk olaylarıyla mücadele edeceğini de sözlerine ekledi.

Tasarruf politikalarının ve sürekli artan yeni borçlanmaların başarısızlığa uğradığını, Atina ile Avrupalı ortakları arasında yeni bir ilişki kurulmasını istediğini vurgulayan Tsipras, ortak amacın büyüme ve istihdamın artırılması olması gerektiğini de kaydetti.

Benzer ılımlı mesajlar Berlin’den de geldi. Yunan mevkidaşı Nikos Kotzias’la Brüksel’deki AB dışişleri bakanları toplantısında görüşen Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, Atina’daki hükümetin tutumunun eskisinden daha az endişe verici olduğunu belirtti. Steinmeier, Kotzias’la yapıcı bir görüşme gerçekleştiğini kaydetti.

(DW)

Sevdalınız komünisttir! – Zülfü Livaneli

Yunanistan’da Syriza’nın zaferi hiç şaşırtmadı beni. Çünkü bu ülkede olup bitenin; yoksullaşan, krizlerle sarsılan Latin Amerika ülkelerinde merkez siyasetin çöküp sol partilerin iktidara gelmesinden farklı bir yanı yok. Benzeşen  ögeler; kriz ve sol.

Bizde de kriz var ama benzerlik burada biter; ikinci kanat yani ‘’sol’’ tartışmalı.

*  *  *

Birkaç gündür bizim basında Tsipras üstüne yazılanları görünce aklımı kimlere emanet edeyim bilemiyorum.   En ciddi sandığınız beyinlerde bile magazin kalıpları öyle bir yerleşmiş ki;  Yunanistan’daki büyük dip dalgayı göremiyor, her zaman olduğu gibi gözlerini yine kişilere, dedikodulara çeviriyorlar; gördükleri şey genç, yakışıklı, motosiklete binen bir kişinin başbakan oluşu; eşiyle birbirlerine duydukları aşk, modern tavırlar, dini törenlere karşı çıkmalar vs.   Neredeyse Tsipras mı yakışıklı yoksa bizim dizi oyuncuları mı diye yarışma açacaklar.   Başka bir  akl-ı evvel de niye bizde böyle iyi eğitimli, iyi aile çocuğu  gençler siyasete girmiyor diye soruyor, keşke YDH devam etseymiş, kimisi CHP niye Syriza gibi yapamıyor diye yakınmakta.

Beyler, hanımlar; Alexis Tsipras sizin hayalinizde canladırdığınız gibi bir ‘’kalo pedi’’ (cici çocuk) değil.  Mücadeleci bir komünist, eşiyle birlikte bir sınıf savaşçısı; proletarya diktatörlüğünü, üretim araçlarının kollektifleştirilmesini, Marx’ı, Engels’i, Lenin’i izleyen bir devrimci. Yani Nazım’ın şiirinde dediği gibi ‘’Sevdalınız komünisttir.’’

11

İktidara gelen de tatlı su solcuları ya da sosyete gülleri değil adı üstünde ‘’RADİKAL SOL KOALİSYON’’dur. Yani içinde Troçkistler’den, Leninist’lere kadar  birçok devrimci grubun yer aldığı radikal oluşum.

İşte Yunan halkı tarihi seçimde bu insanlara yani sizin deyimizle ‘’dinsiz komünistlere’’ oy verdi.  Onların da ilk uygulaması özelleştirmelerin iptali oldu.

Var mısınız buna?

Bizim basında yıllarca vatan haini olarak sergilenen, hapislere atılan, işkence gören, operasyonlarda katledilen, sayın muhbir vatandaşlarca ihbar edilen  devrimcilere saygı duymaya, onların arkasından gitmeye var mısınız?

Eğer dinsizlik, komünizm, proletarya diktatörlüğü aklınıza yatmıyorsa, o zaman bırakın Tsipras’ların peşini. Bu adamlar kavgaya baş koymuş; bizim Etiler barlarının magazin malzemeleri değiller.

(Bizimkiler aynı tavrı Picasso sergisi sırasında da göstermişerdi. Çünkü onlara göre, Komünist Partisi üyesi, faşizme karşı dimdik savaşan Pablo diye bir adam yoktu, resimleri çok pahalıya satılan bir sosyete figürü vardı.)

Kriz var da sol işkencede

Aynı krizi biz de yaşadık; 2001’de dibe vurduk ama o zaman Türkiye’de bir Syriza çıkıp aynı seçim programıyla halktan oy isteseydi; emin olun yüzde 1 bile oy alamazdı.  Tsipras ve arkadaşları da büyük bir olasılıkla hapsedilirdi bu ülkede, hatta işkence görürdü. Ateist olduklarını açıkladıkları için hayatları tehlikeye girerdi. Basında da olmadık hakaretlere uğrarlardı.

İslam ülkelerinde sol

Uzun süredir anladığım ve inandığım bir olgu var: Yoksul kesimler birçok ülkede kendini sol iktidarlarla ifade ediyor ama  Müslüman ülkelerdeki geleneksel sol düşmanlığı yüzünden böyle bir şans oluşamıyor.  Böyle ülkelerde en alt gelir düzeyinde bulunan insanlar yoksullaştıkça artan bir hevesle İslamcı partiye oy veriyorlar.  Latin Amerika’daki ve Avrupa’daki onca sol iktidarı anlamak mümkün ama bu model ne yazık ki bu topraklarda işlemiyor.

Zaten ‘’sol’’ tanımının da içi boşaltıldı, farklılaştırıldı; dünya ölçülerine göre merkez hatta merkez sağ sayılacak partilere ‘’sol’’ denilmeye başlandı bu ülkede.  Şimdi de Syriza ile CHP  kıyaslanıyor, solun Türkiye’deki şansı tartışılıyor.

Oysa CHP’nin Yunanistan’da kıyaslanabileceği parti PASOK’tur, SYRİZA değil.

*  *  *

Bizim ülkemizde de SYRİZA’yı oluşturan insanlar gibi yiğitler çıktı; bağımsız, sol politikalar için canlarını ortaya koydular ama sonucu biliyorsunuz.  Binlerce genç katledildi, yüzbinlerce genç hapishanelerde süründürüldü,  milyonlarca aydınlık, sağlam insan yok edildi.

Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin komşusu olarak, ileri karakol haline gelen ülkede basının da büyük katkısıyla gerçek solcular imha edildi ve ‘’sol’’ kavramının içi boşaltılarak Türkiye Batı güdümlü dincilere teslim edildi.

Nazım’ı ezbere bilen Yunan balıkçı

Kırk yıldır Yunanistan’la çok yakın temaslarım oldu; o halk ile bizim halk arasındaki fark üzerine yıllarca kafa yordum.

Yunanistan’da çok büyük bir sol kitle vardır. Sosyalistler,  komünistler marjinal insanlar değildir o ülkede.  Halkın içindedirler halktan çıkmışlardır.  Bizdeki gibi yüzde 70  sağ çoğunluktan söz edemezsiniz.

Size bir örnek vereyim. Yunan adalarında  yoksul bir balıkçı iken, basit bir lokanta açmış bir arkadaşım var; adı Takis. Birgün onunla hangi denizin daha güzel olduğunu konuşurken ‘’Nazım’ın bu konuda çok güzel bir şiiri vardır’’ dedim ve ‘’En güzel deniz henüz gidilmemiş olandır’’ dizesini söyledim. Ne oldu biliyor musuz: Bu adalı balıkçı şiirin kalanını ezberden okudu. Siz Türkiye’de böyle balıkçılar bulun, Syriza’sı da peşinden gelir.

Theodorakis diyor ki

Syriza zaferi üzerine Mikis Theodorakis’i kutladım ve ne düşündüğünü sordum: İşte söyledikleri:

‘’ Yunan halkının büyük bir zaferidir bu ama durum çok zor. Seçim zaferi, nihai zafer anlamına gelmiyor.  Bu bir başlangıç.’’

Mikis Theodorakis, ulusal bağımsızlığı, bütünlüğü koruduğu ve yoksulluğa karşı mücadele ettiği sürece hükümete tam destek vereceğini söylüyor.

*  *  *

Yunanistan’da iktidara gelenler sol kültürün çocuklarıdır.  Yannis Ritsos’larla, Mikis Theodorakis’lerle  yetişmişlerdir.  Adım kadar eminim ki Alexis Tsipras, eşi ve bakan arkadaşları Nazım Hikmet şiirlerini ezbere bilirler.

Yunan halkı büyük bir devrime imza attı. Syriza başaracak ama yarın bir gün, dünyanın komploları sonucunda yenilse bile onurlu bir yenilgi olacak bu.  Spartaküs gibi, Şeyh Bedreddin gibi , Che Guavera gibi, Deniz Gezmiş gibi yenilecekler.

Türkiye’de yıllardır sağ iktidarlara hizmet eden solcular dahil herkes, bu delikanlılar karşısında başını önüne eğmeli.

Bu yazı ilk olarak facebook.com/zlflvnl sayfası ve livaneli.gen.tr/en/ web sitesinde yayınlanmıştır.

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

zulfu-livaneli

 

 

Zülfü Livaneli

ÇMO, “Hava kirliliği birçok ilde tehlike sınırlarını kat kat aştı”

Çevre Mühendisleri Odası tarafından hazırlanan “Türkiye’nin Hava Kirliliği Raporu”, hava kirliliğinin birçok ilde “tehlike sınırlarını kat kat aştığı” vurgulandı. Kirlilik, Düzce, Denizli, Samsun dışında, Başkent Ankara’da da Avrupa Birliği değerlerinin çok üzerine çıktı.

8...

Hürriyet’ten Zeynep Gürcanlı’nın haberine göre; TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, raporda çıkan sonuçları “vahim” olarak değerlendirdi. Bozoğlu, kirlilik değerlerinin artmasına örnek olarak da Düzce, Denizli, Samsun ve Ankara’yı gösterdi. Bozoğlu, Düzce’de 13 kat, Denizli’de 4 kat, Samsun’da 210 gün, Ankara’da 297 gün hava kirliliği değerlerinin aşıldığını söyledi.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu

Hava kirliliğinin kritik eşiği aşmasında, Türkiye’de bir yılda üç seçim yaşanması ve bu seçimlerde vatandaşlara “ucuz kömür dağıtılmasının” da etkili olduğu vurgulanan raporda vatandaşlara ucuz kömür dağıtılması yerine, doğalgaz yardımı yapılmasının önerildi.

Raporda ayrıca, “2015 yılında hala kalitesiz kömür ile ısınma ihtiyacının gideriliyor olması hava kirliliğini dönüşü olmayan bir hale sokmaktadır. 1 yıl içerisinde 3 seçim olması nedeniyle kömür dağıtımı arttırılmış ve kalitesiz kömür kullanımı teşvik edilmiştir. Yoksul yurttaşlara yardım amacıyla yapıldığı belirtilen kömür desteği aslında yurttaşların yaşam kalitesini düşürmekte, sürdürülebilir olmayan bağımlı bir ısınma politikasını hayata geçirmektedir.” denildi.

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Bozoğlu, “Hava kirliliği ülkemizin en önemli çevre ve halk sağlığı sorunudur. 21. Yüzyılın ilk çeyreği biterken 90’ların başındaki hava kirliliği problemi kentlerimizde tekrar hortlamıştır. Doğalgazın yaygınlaşmasına rağmen bu sorunun tekrar ortaya çıkması ve daha da kritik hale dönüşmesinin ekonomik ve toplumsal sebepleri olduğu bir gerçektir” diye konuştu.

(Hürriyet)

 

 

 

HDP ve baraj – Bekir Ağırdır

Haziran genel seçimlerine dönük en büyük merak konularından birisi HDP’nin barajı geçip, geçemeyeceğini sorusunun cevabı olduğu anlaşılıyor. Bu merak gerçekçi de çünkü HDP’nin parti olarak girip, girmeyeceği ve girerse de barajı geçip, geçememesi 8 Haziran sabahı oluşacak seçim aritmetiğini doğrudan etkileyecek sonuçlar doğuracak. Çıkacak sonucun meclis aritmetiğinden öte ülkenin geleceğini etkileyecek siyasal sonuçlar doğuracağı da çok açık.

HDP yönetiminin kararlı bir biçimde seçime parti olarak girmeyi hedeflemesinin ve söylemesinin anlaşılır tarafları var. BDP’den HDP’ye dönüşürken Türkiyelileşme hedefinin önüne koymuş, bu yolda örgütlenmeye ve kongrelerini yapmaya çalışan bir partinin bunu söylemesi doğal. Yoksa bu hedef ilk günden gevşer, katılımları ve örgütlenme heyecanını düşürürdü. Ama hedefin önemli handikapları olduğu da açık.

Bu nedenle HDP yönetimi son güne kadar bu hedefe kilitleneceği ve o gün nihai bir değerlendirme yapacağı beklenmelidir.

Asıl soru, HDP’nin barajı geçebilmek için hangi strateji, politika ve söylemi geliştireceği üzerinedir. Kamuoyundaki Kürt siyasetini ve HDP yönetimini acemi sanan ve hatta küçümseyen ya da gizli pazarlıklarla suçlayan, olası risklere karşı uyarıdan çok korkutmayı hedefleyen tartışmalar bir yana, HDP’nin meselenin risklerini ve fırsatlarını gerektiği biçimde değerlendirmekte olduğunu sanıyorum.

Önce bazı sayıları anımsamakta yarar var. Aşağıdaki tabloda gördüğünüz gibi 2011 genel seçimlerindeki alınan oy da 2014 yerel seçimlerindeki alınan oy da barajın epey ırağında kalıyor.

5

Ama denebilir ki Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki Selahattin Demirtaş oyu asıl çıkış noktasıdır. Bu yaklaşım doğrudur ama 6-7-8 Ekim olaylarının Demirtaş’ın aldığı 3.6 milyon oyu zedeleyip, zedelemediğini ya da o heyecanın aynı dirilikte sürüp, sürmediğini bilemiyoruz.

7 Haziran genel seçimlerinde katılımın yine yüzde 80’ler mertebesinde olacağını varsayarsak kabaca 45-46 milyon geçerli oy içinde HDP’nin 4.6 milyon oy eşiğini aşması gerekmektedir.

HDP oyu hangi demografik, sosyolojik ve kültürel kümelerden gelecek olan artışlarla barajı aşma noktasına gelebilir? İlk ve doğal olan oy artış kaynağı Kürt seçmen olacaktır elbette. Peki, bu olasılık ne denli güçlüdür?

Önce KONDA araştırmalarına ve yine KONDA’nın yaptığı seçim analizlerine dayanarak Kürt ve Zaza’ların oy dağılımlarını not edeyim. Kürtlerin tüm ülke genelindeki siyasi tercihlerine bakıldığında Ak Parti yüzde 49, HDP yüzde 40, diğer partiler de yüzde 11 oranında. Zaza’larda ise Ak Parti yüzde 52, HDP yüzde 22, diğer partiler de ağırlığı CHP olmak üzere yüzde 26 oranında.

KONDA’nın gerçekleştirdiği Kürt meselesi ve Türkiye’nin toplumsal yapısına dair araştırmalara göre Kürt seçmen nüfus yüzde 15 oranındadır ki bu oran da yaklaşık 7 milyon seçmene tekabül etmektedir. Yukarıdaki oranlara uygulandığında Ak Parti’ye oy veren Kürt/Zaza seçmen 3,4 milyon, BDP / HDP’ye oy veren Kürt/Zaza seçmen ise 2,6 milyon dolayındadır. Ki bu rakamlar 2011 genel ve 2014 yerel seçimleri ile de benzer ve tutarlıdır.

Yine KONDA bulguları farklı siyasi tercihte bulunan bu iki Kürt/Zaza seçmen kümesinin yalnızca siyasi tercih farklılaşması ötesinde siyasi kutuplaşma içinde de olduklarını göstermektedir. Kutuplaşma ve siyasi tercih farklılığının Kürtler arasındaki demografik, sosyolojik ve kültürel farklılıklarından mı beslendiği sorusu anlamlı olacaktır.

HDP seçmeni Kürtler daha erkek, daha genç, daha eğitimlidir. Yine HDP seçmeni Kürtler’in dindarlık seviyeleri biraz daha düşük, hayat tarzları daha sekülerdir. HDP seçmeni daha yoksul ve daha metropollüdür. Ak Parti’li Kürtler ile HDP’li Kürtler arasında bariz demografik ve ekonomik farklılıklar vardır.

KONDA’nın gerçekleştirdiği Kürt Meselesi Algı ve Beklentiler Araştırmasının yorum ve değerlendirmelerinde Murat Somer’in tespitiyle, tarihsel perspektiften bakınca Kürtler arasında bir başka açıdan da farklılaşmış iki kümeden söz etmek mümkündür. Kürtlerin bir kesimi yüzyıllardır devlete yakın olmuş, devletin bazı imkanlarından yararlanmış, diğer bir kesimi ise devlete muhalif kalmıştır. Bu iki küme arasındaki siyasi farklılaşma böylesi farklı süreçlerde yaşanan geçmişin de ürünüdür de aynı zamanda.

Özetlersek, ister dindar / seküler, ister devlete yakın / muhalif ayrımından bakalım, istersek de aralarındaki siyasal kutuplaşma ve siyasi tercih farklılığından bakalım Kürtler arasında net bir ikili yapı gözlenmektedir. Bu nedenle de iki kümenin siyasi tercihleri arasındaki geçişgenlik son derece düşük olacaktır. Nitekim son 12 yılın seçim sonuçları da bu durumu teyit etmektedir.

HDP’nin lehine olacak unsur ise, bölge ve metropoller dışında ülkenin dört bir yanına dağılmış, bulundukları mahalde sayıları anlamlı büyüklükte olmadığı için aday çıkaramamış, bu nedenlerle de ağırlıkları hakkında tam da fikrimizin olmadığı dağınık Kürtlerden gelecek oylardır.

Bu nedenle kimlik üzerinden değil coğrafya üzerinden risk ve fırsatlara bakmak gerekir. Aşağıdaki tablo 2014 yerel seçimlerin sonuçlarını seçim çevreleri büyüklüklerine göre gruplamaya dayanmaktadır.

6

Tablodan da anlaşıldığı gibi HDP’nin oyunun asıl metropollerde artırması gerekmektedir. En büyük 8 metropolde HDP oyunun en az üç katına çıkarılmadan barajı aşmak çok zor olacaktır.

Kaldı ki Selahattin Demirtaş’ın aldığı oy ve bu oyların illere dağılımı esas alınırsa baraj geçilebilse bile milletvekilliği sayısı en fazla 5-6 milletvekili artmaktadır. Yani HDP’nin barajı geçebileceği oyu yalnızca bölgesindeki artışla sağlaması anlamlı milletvekili sayısı değişikliği üretmeyecektir.

Bir başka nokta, HDP’ye dönüşme sürecinde üretilen yol arkadaşlıklarının, ittifakların aktörleri olan geleneksel sol, sosyalist parti ve akımların şimdiye kadarki seçimler üzerinden bakıldığında ortaya çıkan seçmen içindeki büyüklükleri de barajı aşmaya yetmediği gerçeğidir.

Dolayısıyla HDP’nin Kürtlere ve bölgeye, şimdiye kadar ki oluşturulmuş ittifaklara sıkışmayan bir oy artışına ihtiyacı vardır. HDP’nin strateji ve politikasının kültürel kimliklerin ve geleneksel ittifakların dışından oluşturulması gerekmektedir. HDP’leşme ya da Türkiyelileşme projesinin de bu olması gerekir. Bu da Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki “radikal demokrasi” söylemidir.

Eğer HDP söylemin içini doldurabilir, aday listelerini bu içeriğe uygun düzenleyebilirse başarılı olabilir. Ama bunun için de önce bu politikaların ve söylemin hedefi olacak özgürlükçü ve demokrat Türklerin de ihtiyaç ve taleplerinin dikkate alınması gerekir. Hele potansiyel oyun kaynağı olan bu kesimde korkuları depreştirecek, “gerekirse parlamento dışı kalırız, nasıl olsa hayatın her alanında örgütlüyüz” türü söylemlerden vazgeçilmesi gerekir. Bunun yolu da gerçekten Türk-Kürt demeden toplumun önüne bir demokrasi ütopyası koymakla mümkündür. HDP bunu yapabilecek mi göreceğiz.

Bu yazı t24.com.tr/ den alınmıştır

1

 

 

Bekir Ağırdır