Ana Sayfa Blog Sayfa 3752

Venezuella’da prezervatif fiyatları 755 $’a fırladı!

Ekonomisi büyük oranda petrol üretimine dayalı olan Venezuella’da, küresel petrol fiyatlarının düşmesi nedeniyle ekonomik kriz baş gösterdi. Hiper-enflasyon yaşanan ülkede, petrol-temelli olmasına rağmen fabrikası olmayan prezervatifin bir kutusu 755 ABD dolarına kadar yükseldi.

2014 yılını %4 küçülmeyle tamamlayan Venezuella’nın 2015’te ise %7 küçüleceği tahmin ediliyor. Enflasyon %64 civarında. Huğa Chavez’in ölümünün ardından devlet başkanı olan Nicolas Maduro’ya halk desteği %22’ye kadar inmiş durumda. Gelirinin %95’i petrolden gelen ve dünyanın en büyük 4. Petrol üreticisi olan Venezuella, petrol fiyatlarındaki düşüşten ciddi anlamda etkileniyor. Halkın sabun ve süt gibi temel ihtiyaçlar için bile saatlerce süpermarket kuyruklarında beklediği belirtiliyor. Üç eyalette ”geceden kuyruğa girmek” yasaklandı.

Venezuella'da prezervatif fiyatlarındaki artış, ülkenin ekonomik ve sosyal durumunu yansıtıyor. Görsel: Shutterstock
Venezuella’da prezervatif fiyatlarındaki artış, ülkenin ekonomik ve sosyal durumunu yansıtıyor. Görsel: Shutterstock

Prezervatif gibi ”lüks” ve vazgeçilebilir olduğu düşünülecek bir ürünün fiyatının 755 $’a kadar çıkmasının ise geçerli sebepleri var: Venezuella, AIDS ve 18 yasından küçükken hamile kalma olaylarının en sık görüldüğü Güney Amerika ülkelerinden biri. Dahası, ülkede kürtaj yasak.

Devlet Başkanı Nicolas Maduro, ”Venezuella gençliğini kapitalist pornografinin zararlarından korumak için” ülkede bir seri prezervatif fabrikası yaptırma sözü vermişti. Ancak henüz ülkede prezervatif üreten bir fabrika bulunmuyor.

Ağustos 2014’te varılı 100 ABD doları civarında seyreden küresel petrol fiyatları, bugün itibariyle 50 doların altına inerek %50 düşüş yaşadı. Türkiye’de kurşunsuz benzin fiyatları ise aynı dönemde 4.97 TL’den yalnızca 4.20 TL civarına indi.

(Yesil Gazete, Grist, Guardian)

Bugün kanserle ilgili kimseden duyamayacaklarınız – Buket Atlı

03c5115Bugün 4 Şubat Dünya Kanser Günü, çağımızın en büyük sorunlarından birisi olan kanserin daha fazla can yakmasının engellenebilmesi için hepimizin bir gün de olsa dikkatimizi verdiğimiz gün. Türkiye’de de maalesef ölüm nedenlerinin en büyük sebebi erkeklerde akciğer ve kadınlarda meme kanseri geliyor. Fakat bugün bile kimse size her nefes alışınızda kansere yaklaşmanıza neden olan ‘sessiz katiller’den bahsetmeyecek. O yüzden konunu uzmanı olmasak da, gönlümüz el vermedi bari biz anlatalım dedik.

Hava kirliliği, çevre kaynaklı en büyük kanser nedenidir

2013 yılında Dünya Sağlık Örgütü tarafından hava kirliliği ve özellikle gözle görülemeyen parçacık maddelerin başta akciğer ve mesane kanseri olmak üzere pek çok kanser çeşidine sebep olduğunu resmen ilan edildi. Böylece sadece havadaki bazı maddelerin değil, bir bütün olarak kirli havanın tamamının solunduğunda kanser yaptığı ve karşılaşılan tehlikenin büyüklüğü ortaya çıkmış oldu. Yani hava kirliliği çevre kaynaklı en büyük kanser sebebidir. İşte bu nedenle konu hepimizi ilgilendiriyor çünkü çevre sağlıktır, çünkü temiz hava haktır.

Aldığımız her nefeste kanser soluyoruz

Havadaki kirliliğin sebepleri arasında en tehlikeli olanı, sessiz bir katil gibi soluduğumuz, saç telinin 1/30’u kadar ince olan partikül maddelerdir (PM 2.5). Her gün milyonlarca ton kömür, termik santrallerde yakıldığı zaman havaya karışan bu parçacık maddeler, havayla taşınarak pek çok insan tarafından solunuyor, kana karışıyor. Stuttgart Üniversitesi’nin modellemesini kullanarak hazırladığımız Sessiz Katil raporu sonuçları 2010 yılında, Türkiye’de 7900 kişinin var olan kömürlü termik santraller yüzünden hayatını kaybettiğini gösteriyor. Afşin- Elbistan ve Soma Termik Santralleri de 2010 yılında Avrupa’nın en çok can alan santralleri oldular. Ayrıca, Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre de, 2012 yılında Türkiye’de şehirlerde yaşayanların %97,2’sinin sağlık sınırlarının üzerinde kirlilikte hava soluduğunu gösteriyor. Kısacası, aldığımız her nefesle adeta kanser soluyoruz fakat kimse size bunu söylemiyor.

4. Büyük kömür tehdidi olabiliriz

Bu korkutucu gerçeklerin üzerine, Türkiye’de şu anda 80 tane yeni kömürlü termik santral planı daha var. Yani 80 yeni baca, gözle görülmeyen sessiz katillerle havamızı kirletip, akciğer ve mesane kanseri başta olmak üzere pek çok kanser çeşidine yakalanmamıza neden olacak. Bu 80 santral gerçekleşirse Çin, Rusya ve Hindistan’ın ardından dünyanın en büyük 4. kömür tehdidi olacağız. Parçacık madde ve hava kirliliğinin kanser yapacağı bilimsel olarak ispatlanmış iken, Sağlık Bakanlığı bu santrallere izin verilirken nerede diye soruyoruz? Bu santrallerin yapılacağı yerlerde kaç tane kanser hastası var ve santraller yapılınca bu sayı ne kadar artacak? 80 yeni baca temiz hava hakkımızı elimizden almasına izin verip; ardından erken tanı, teşhis ve tedavi ile kanserle savaş yapılabilir mi?

Sağlık Bakanı harekete geçmeli

Halk Sağlığını her türlü hastalık riskinden korumayı birinci amacı olarak tanımlayan Sağlık Bakanlığını, yapılması planlanan kömürlü termik santrallerle ilgili harekete geçmeye davet ediyoruz. Eğer hepimiz bir an önce Halk Sağlığı Kurumu ve Sağlık Bakanlığı’na Çanakkale’de toplam 14 santral, Adana-Mersin-Hatay’da toplam 25 santral, Bursa’da şehir merkezinde, Amasra, Amasya, Şırnak, Samsun, Konya, Yırca hemen her şehirde bir kömürlü termik santrale izin verilirken kocaman bir kanser atlası yarattığının farkında olup olmadığını sormazsa, seneye Kanser Gününde bizleri çok daha fazla kömürlü proje ve çok daha fazla kanser vakası bekliyor olacak. O yüzden bugün kanserle savaş için temiz hava hakkımızı korumaya başlamanın tam zamanı…

 

Buket Atlı

Silivri’de rüzgar gülü inşaatından antik rum kenti çıktı

Silivri Fenerköy’de rüzgâr gülü inşaatında Rumlara ait 500 yıllık yerleşim merkezi ortaya çıktı. Kazılarda tarihi sur, küp ve mezarlar bulundu. Havanın soğumasının ardından çalışmalara ara verildi. Güvenliği sağlayan 2 bekçiye “Evinize gidin” denildi. Tarihi köy korumasız kaldı.

2...

İstanbul Silivri Fenerköy’deki rüzgâr gülü inşaatı sırasında toprak altında arkeolojik kalıntı olduğu ortaya çıktı. Yetkililer durumu İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü’ne bildirdi. Tarihi eser çıkan alana giden arkeologlar, iki ayrı alanı çevirerek kazı çalışmalarına başladı.

Güvenliğinin sağlanmamasına bir anlam veremediklerini anlatan Fenerköy Muhtarı Muharrem Eren, “Bizim köyde rüzgar gülü alanı vardır. Burada 2 rüzgâr gülü daha eklemek istediler. Araziyi istimlak ettiler. Tarihi eserler ortaya çıkınca alanı çevirdiler, yoğun bir şekilde çalışmaya başladılar. 2 bekçiyle de güvenliği sağladılar. Tüm çalışmalar devam ederken bize hiç bilgi vermediler. Biz ne olduğunu anlamadık. Sonra da birden bu çalışmaları durdurup gittiler. Bu alanların güvenliğini neden sağlamıyorlar? Buradan tarihi eserler çalınsa bunun hesabını kim verecek?” dedi.

(Arkeoloji Haber)

 

Plastik torba – Güngör Uras

Plastik çarşı pazar torbaları sağa sola atılınca, çevre kirliliği hepimizi rahatsız ediyor. Torbalardan sonra en fazla göze batan ve çevreyi kirleten plastik maddeler pet şişeler.

Plastik, petrolden elde edilen bir madde. Plastiğin bir defa üretildi mi, bir daha yok olmama özelliği var. Bu nedenle sonsuz “geri dönüşüm” imkânına sahip.

Plastik torba ve pet şişenin özelliği, insanların her gün tükettikleri ürünlerden olması ve çevrede görünürlüğü. İnsanların her gün tükettikleri başka plastik maddeler de var. Bunlar genelde gıda ambalajında kullanılan plastikler.
Günümüzde plastik torbayı, pet şişeyi, plastik gıda ambalajlarını hayatımızdan tamamen çıkarmak zor görünüyor. Çare, bunların dönüşümünü sağlamak.

Plastiğin en büyük özelliği bir defa üretildiğinde yıllar boyu yok olmaması. Fakat devamlı dönüşüm imkânı var. Açık anlatımıyla, kullanılanı toplayıp tekrar eski haline getirmek mümkün.

Plastikte şampiyonuz!

Plastik sanayicilerinin tepe kuruluşu PAGEV’in verdiği bilgilere göre Türkiye’de yılda 7 milyon ton plastik kullanılıyor. Türkiye Avrupa’da en fazla plastik kullanan 3’üncü ülke.

Toplam plastik kullanımının yüzde 3’ü plastik torba yapımında kullanılıyor. 235 firma torba üretiyor. Yılda 210 bin tonluk plastik torba piyasaya çıkıyor.. (Pet şişe için kullanılan plastik miktarı ise yılda 180 bin ton).

Burada sadece plastik torbadan, alışveriş torbasından, çöp torbasından söz ediyoruz. Özellikle sanayi ve ticarette kullanılan plastik ambalaj malzemeleri üretim ve tüketimi de önemli.

Sanayi ambalaj malzemelerinde geri dönüşüm yüzde yüze yakın. Torba ve tüketime dönük ambalaj malzemelerinde geri dönüşüm yüzde 50’ye yaklaşmış durumda.

Torbada geri dönüşüm az

Plastik torbaları ve pet şişeleri, mukavva toplayan çek-çekçiler gibi toplayan yok. Bunlar şehirlerin çöp toplama merkezlerinde ayrılıyor. Bana verilen bilgiye göre, büyükşehirlerde toplanan çöpün onda biri plastik maddeler.
Tahminlere göre yetişkin bir kişi yılda 350-500 plastik torba kullanıp, bir yerlere atıyor. Bazı ülkeler (örneğin Çin) plastik torba kullanımını yasakladı. Bazı ülkeler (örneğin İtalya) plastik torbaların doğa dostu olmasını ve kâğıt torba kullanılmasını kararlaştırdı. Bazı ülkeler (örneğin İrlanda, Fransa) plastik torbaya vergi koyduğundan torbayı kullanmak isteyen kasaya para ödüyor. İngiltere’de ise “Bag for Life” sloganıyla plastik torba ilk defa parayla satılıyor. Torbayı geri getirene yeni torba veriliyor.

Bizde, bez torba kullanımını savunanlar giderek çoğalıyor. www.beztorbakullanalım sitesi bu hareketi başlattı. Ama kesin çözüm geri dönüşümü sağlamak. Tüketicinin plastik torba ve ambalaj malzemeleri atıklarını ayrı kaplarda çöpçülere vermesi.

(Plastik torbaya alternatif, ”Doğa dostu-doğada yüzde 100 çözünür plastik torba” nedir, onu sonraki yazıda anlatacağım.)

Bu yazı milliyet.com.tr/ den alınmıştır

12

 

 

Güngör Uras

İnternet erişimi temel insan hakkı mı? – Ümit Kıvanç

Bundan yaklaşık dört yıl önce, Birleşmiş Milletler’in Düşünce İfade Özgürlüğü Hakkının Korunması ve Geliştirilmesi Hakkında Özel Raportörü, insanların internet bağlantısını kesmenin insan haklarına ve uluslararası hukuka aykırı bir işlem olduğuna karar vermişti. Raporun hazırlanmasına yolaçan, Suriye rejiminin ülkenin üçte birinde interneti ulaşılamaz kılmasıydı. Telif meseleleri yüzünden internete müdahale edebilmeyi öngören yasalar çıkarmış Fransa ve İngiltere bu karara itiraz etmişlerdi.

11Foreign Policy‘de David Rothkopf, “Sınırsız internet erişimi modern insan hakkı mıdır?”başlıklı bir yazı yazdı ve meseleyi kurcaladı. Bizim gibi, anayasa ve yasaların iktidar sahipleri nezdinde pek hükmünün olmadığı ülkeler için tartışmanın zemini lüks görünebilir, ancak Rothkopf, internet özgürlüğünü öncelikle anayasa kavramıyla ilişkisi açısından konu ediyor. Ve diyor ki: “İnsanlar, bir vakit anayasa yapmış olanların hayalgücünün ötesine geçen haklar talep edemezler, demek saçmalıktır, hem de tehlikeli bir saçmalık”.

Şüphesiz her anayasa, yapıldığı dönemin teknolojik koşullarıyla sınırlı, onlara bağlı. Telefonun varolmadığı bir dünyada, kimin telefonunu kimin ne koşullarda gizlice dinleyebileceği gibi bir mesele de olmazdı haliyle. İnterneti, sosyal medyayı, bu mecralarda oluşan alternatif haberleşme, yayın, duyuru, ifade kanallarını varsaymış herhangi bir yasal zemin ve çerçeve olamaz. 2011’de bağımsızlığını elde etmiş Güney Sudan’ınki belki..?

Bu açığı gidermek isteyenler var. Rothkopf’un belirttiğine göre, Kosta Rika, Estonya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan ve İspanya, anayasalarında veya yasalarında internet erişim özgürlüğüne dair bazı eklemeler, düzeltmeler yapmışlar.

İnternet özgürlüğü tartışması, şüphesiz, Rothkopf’un da vurguladığı üzre, şu temel gerçekten kaynaklanıyor: İnternet erişimi olmaksızın bugünün dünyasında sürüp giden “modern” hayata tam anlamıyla katılmak çok zor. Hattâ artık bu hayatın yerleşik, vazgeçilmez unsuru sayılabilecek bazı bölgelerine girmek, dokunmak imkânsız. Rothkopf haklı olarak, insanların ne kadar çok işlemi, alışverişi hiçbir şekilde ellerini hakiki paraya sürmeden yapabildiklerine dikkat çekiyor. Önce madenî, sonra kağıt paraların saklanması, el değiştirmesi, alınıp verilmesi, bir döneme kadar yasa koyucular için veriydi. Oysa şimdi bazı hallerde para ancak sanal işlemlerle “el değiştiriyor”, başka türlüsü olamıyor bile.

Tabiî bu noktada hemen, 4 milyar 400 milyon insanın internet erişiminin bulunmadığı gerçeğini hatırlamak gerekiyor; Rothkopf da böyle yapıyor. Gerçi internet erişiminin hızla yayıldığı görülüyor. 2025’te 5 milyar kişilik bir internet nüfusundan bahsedilebilecek. Ama o zaman bile, “günümüzün hayatı”na katılamayacak milyarla insanın bulunacak oluşu, bambaşka soruları ortaya getiriyor.

Yine de, erişimin yayılmasını ve günün birinde eksiksiz bütün insanlığı kapsayacağını varsayalım. Bu durumda, yine temel insan hakları konusunu ilgilendiren ikinci bir soruyu soruyor Foreign Policy yazarı: İnternet vazgeçilmez insan hakkıysa, bunu elde edebilmenin temel koşulu olan elektriğin konumu nedir, peki? Şu anda elektriksiz 1 milyar 300 milyon insanın “bugünün hayatına” katıldığından sözedebilir miyiz?

Tahmin etmişsinizdir. Sorular sırasına ite kaka biri daha dalıyor: Peki bu elektriğin yüzde 80’inin fosil yakıtla üretiliyor oluşuna ne buyurulur? Sağlıklı, temiz çevre hakkını ne yapacağız?

Çağı geçmiş anayasalar ve bütün bu sorular ortadayken, insanlığın olabilecek yegâne anlamlı amacına ne kadar yaklaşılabilir? Bu amacı şöyle tanımlayabiliriz herhalde: İnsan varoluşunun bugünün şartlarıyla mümkün en gelişkin tarzına olabildiğince çok insanın ulaşması.

Rothkopf, yazısının sonunda, gelişen imkânlara göre yeni hamleler yapmanın, yöneticilerin sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor. Gelişmeden sadece pek sınırlı sayıda insanın yararlanması gibi bir “trajedi”nin gelişmeyi gölgelememesi gerektiğinden sözediyor. Burada da, onun sormadığı bazı hayatî sorular gündeme geliyor: Bu yöneticiler oralara hangi yollardan geliyor, kimleri temsil ediyor, güç sahipleri herkesin yararına olacak birtakım değişikliklere kolay kolay izin verirler mi, vs…

(Fikir ve sorular aktardığım bu yazı, ABD devletini yönetenlere yakınlığı “kurumlaşmış” olan bir dergiden. Orada böyle birşeyler tartışılabiliyor, çünkü “medeniyet”in bugün ulaşılmış aşamasına uygun olan bu. ABD’ye, Batı’ya bakınca sadece emperyalizm veya “yanlış din” görenler olarak bizim içinde bulunduğumuz medeniyet aşaması da… işte, bildiğiniz…)

Bu yazı riyatabirleri.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

10

 

 

Ümit Kıvanç

Gezi’de çadır yakan zabıtalara beraat

Gezi Parkı’nda direnişin başladığı 30 Mayıs 2013’te ağaçların kesilmesini engellemek isteyen Gezi Parkı Nöbetçileri tarafından parkın içine kurulan çadırları yaktıkları iddiasıyla yargılanan 7 zabıta, “görevi kötüye kullanma” ve “kasten yangın çıkarma” suçlarını işledikleri ispatlanamadığı gerekçesiyle beraat etti.

9...

Cumhuriyet gazetesinden Canan Coşkun’un haberine göre, İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıkan sanıklar suçlamayı kabul etmezken sanıklardan M.S., polis müdürü Ramazan Emekli’nin kendisini çağırarak kalan çadırların yakılmasını istediğini aktardı. Dava dosyasını karara bağlayan mahkeme , zabıtalar hakkında “görevi kötüye kullanma” ve “kasten yangın çıkarma” suçunu işlediklerinin ispatlanamadığını gerekçesiyle beraat kararı verdi.

Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı’nda bulunan ağaçlarının kesilmesini protesto etmek için parkın içine kurulan çadırların yakılmasına ilişkin başlatılan soruşturmasonucunda savcılık tarafından 7 zabıta hakkında “görevi kötüye kullanma” ve “kasten yangın çıkarma” suçlarından 1.5 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmıştı.

Dönemin İstanbul İl Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Emekli’nin çadırların yakılması talimatını verdiği gerekçesiyle 6 yıla kadar hapsinin istendiği davaya ise önümüzdeki günlerde başlanacak.

(Cumhuriyet)

Veliefendi eylemcilerinden basın açıklaması, “Para, hayvanı esir alamaz”

Pazartesi günü İstanbul Veliefendi’de koşulan at yarışları sırasında pankart ile pist üzerinde eylem yapan hayvan hakları aktivistleri Canlı Yaşam Kuşağı facebook hesabı üzerinden yaptıkları yazılı açıklama ile eylemi önceden planladıklarını açıkladı.

8

“02.02.2015 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Veliefendi Hipodromu baskınının başarılı olduğunu, hayvanları bir sermaye olarak görenlerin verdiği tepkiden anlayabiliyor ve bundan gelen mutluluğumuzu belirmek istiyoruz.Öncelikle protestomuzun anlık gelişmediğini daha öncesinde gerçekleşen uzun sohbetler ve planlar sonucunda piste çıktığımızı belirtmeliyiz” diyen hayvan hakları aktivistleri pankartın üzerinde ise “İYİ BAKIMIN KARŞILIĞI KIRBAÇ OLAMAZ, PARA HAYVANI ESİR ALAMAZ” yazıldığını belirttiler.

Aktivistlerin basın açıklamasının tam metni şu şekilde;

02.02.2015 tarihinde gerçekleştirdiğimiz Veliefendi Hipodromu baskınının başarılı olduğunu, hayvanları bir sermaye olarak görenlerin verdiği tepkiden anlayabiliyor ve bundan gelen mutluluğumuzu belirmek istiyoruz.Öncelikle protestomuzun anlık gelişmediğini daha öncesinde gerçekleşen uzun sohbetler ve planlar sonucunda piste çıktığımızı belirtmeliyiz.

”Korkutan,ürküten,insan ve hayvan canıyla oynayan tehlikeli !” Protestomuzun başına bu sıfatları yerleştirenler kim? Bu sıfatları protestomuzun başına getirenler: doğa ve hayvan özgürlükçüsü ve canlı yaşam dostu gençlerin, eziyet ve paradan oluşan düzenlerine gerçekleştireceği yıkıcı isyanlarından korkan patronlar,sözde iş adamları, kumarbazlar ve bunların yandaş medyalarıdır.

”İYİ BAKIMIN KARŞILIĞI KIRBAÇ OLAMAZ, PARA HAYVANI ESİR ALAMAZ” pankartıyla gerçekleştirdiğimiz protestomuzun sebebi çokça açıktır. Hayvanları üzerine bahis oynanan köleler haline getiren onları mal gibi alıp satan anlayışa dur demek, bu duruma kamuoyu oluşturmak ve bu monoton döngünün yıkımı için bir adım attık.

GELECEKTE GERÇEKLEŞECEĞİNİ GÖRDÜĞÜMÜZ KÜRESEL ÇAPTAKİ DOĞAL YAŞAM İSYANLARINA ÜLKEMİZİ HAZIRLAMAYI BİR BORÇ BİLİYORUZ VE EYLEMLERİMİZE DEVAM EDECEĞİMİZİ BELİRTİYORUZ.”

(Hayvan Özgürlüğü Çevirileri)

TMSF, Bank Asya yönetimine el koydu

Gülen Cemaati’ne yakınlığı ile bilinen Bank Asya’nın yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ‘na (TMSF) geçti. Tüm yönetim kurulu değişti. TMSF tarafından Bank Asya Genel Müdürü olarak atanan Aydın Gündoğdu, “Bugün Bank Asya dünden daha güçlü bir banka” dedi.

7...

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, (BDDK) Bank Asya’nın yönetim kurulunu belirleyen imtiyazlı payın yüzde 63’lük bölümünün TMSF tarafından kullanılmasına karar verdi.

BDDK karara gerekçe olarak, Bank Asya’nın Bankacılık Kanunu kapsamındaki “kurumun etkin denetimini engellemeyecek şeffaf ve açık bir ortaklık yapısı ve organizasyon şemasına sahip olması” şartını ihlal etmesini gösterdi.

BDDK’nın konuyla ilgili yaptığı açıklama şu şekilde;

“Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun 03.02.2015 tarihli ve 6187 sayılı Kararı ile; 5411 sayılı Bankacılık Kanunu (Kanun) kapsamında Asya Katılım Bankası A.Ş. (Banka) ile ilgili olarak Kurum tarafından yapılan denetimler neticesinde, imtiyazlı paya sahip bazı ortakların kurucularda aranan nitelikleri taşıdıklarını gösterir bilgi ve belgelerin verilen süreye rağmen Kuruma intikal ettirilmediği, dolayısıyla söz konusu imtiyazlı pay sahipleri açısından Kurumun etkin denetimini engellemeyecek şeffaf ve açık bir ortaklık yapısının Banka tarafından sunulamadığı, bu itibarla imtiyazlı pay sahiplerinin kurucularda aranan nitelikleri taşıdığına ilişkin bilgi ve belgelerin Kuruma ibrazına ve Kurum tarafından yapılacak değerlendirmeler sonuçlanıncaya kadar, Kanunun 18. maddesi beşinci fıkrası hükmü uyarınca, mezkur ortakların paylarına ilişkin temettü dışındaki ortaklık haklarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından kullanılmasına karar verilmiştir.”

Bülbülü Öldürmek romanının devamı yazıldıktan 60 yıl sonra yayımlanıyor

Bülbülü Öldürmek romanının yazarı Harper Lee’nin daha önce hiç yayımlanmamış bir eseri, 60 yıl aradan sonra 14 Temmuz’da kitapçı raflarına yerleşecek.

5...

Lee Türkçeye “Git Bir Bekçi Dik” diye çevrilebilecek olan Go Set a Watchman adlı kitabı 1950’lerin ortalarında yazmış, ama yayıncısının tavsiyesi üzerine bir kenarda bırakmıştı. Roman, Bülbülü Öldürmek (To Kill a Mocking Bird) romanının baş kahramanı Scout Finch’in yetişkinlik yıllarını konu alıyordu.

Şimdi 88 yaşında olan Harper Lee, “Kitabın gayet iyi yazılmış olduğunu gördüm. Onca yıl sonra şimdi yayımlanacak olması benim için hem şaşırtıcı hem de onur verici.” dedi.

Romanın yazarı Harper Lee
Romanın yazarı Harper Lee

1950’lerin ortalarında ABD’nin güneyindeki hayali Maycomb kasabasında geçen romanda, Scout’un babası avukat Atticus Finch’i ziyaret etmek üzere New York’tan dönüşü anlatılıyor.

Harper Lee’nin yayıncısı, kitabın konusuyla ilgili olarak, “Scout, babasının toplum karşısındaki tavrını anlamaya çalışırken hem kişisel hem de siyasi sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyor. Bir yandan da, doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği yer hakkındaki kendi duygularını irdelemek zorunda.” dedi.

Yayımlanacak roman, geçen sonbaharda, “Bülbülü Öldürmek” romanının daktiloyla yazılmış özgün metnine iliştirilmiş halde bulundu.

Harper Collins yayınevinden Jonathan Burnham, Go Set a Watchman’ın gün yüzüne çıkmasını “çok önemli bir edebiyat olayı” diye niteledi ve bunun “Bülbülü Öldürmek romanının hayranlarına ve pek çok okura verilecek olağanüstü bir armağan olduğunu” söyledi.

(BBC Türkçe)

Ürdün, IŞİD’in pilotu öldürmesinin ardından Rişavi ve Kerbuli’yi idam etti

IŞİD’in rehin tuttuğu Ürdünlü pilot Kasasbe’yi öldürmesinin ardından Ürdün de pilotla takas edilmesi planlanan Sacide Rişavi’yi ve Ziyad Kerbuli’yi idam etti.

4

Rişavi, 9 yıldan daha uzun süredir Ürdün’de hapiste tutuluyor. [Fotoğraf: Al Jazeera]
IŞİD’in uçağının düşmesi sonucu Aralık ayında rehin aldığı Ürdünlü pilot Muaz Kasasbe ile 2005 yılında Ürdün’de canlı bomba olarak saldırı girişiminde bulunan Sacide Rişavi ile takası gündeme gelmişti. Kasasbe’nin yakılarak öldürüldüğünü gösteren videonun IŞİD tarafından yayınlanmasının ardından Ürdün de Rişavi’yi sabah saatlerinde idam etti.

AFP’ye konuşan Ürdün Hükümet sözcüsü Muhammed Momani, Iraklı kadın intihar bombacısı Sacide Rişavi ve Irak El Kaide üyesi “Ebu Huzeyfe” lakaplı Ziyad Kerbuli’nin yerel saatle 04:00’te idam edildiğini söyledi.

Rişavi, 2005 yılında Ürdün’de canlı bomba olarak saldırı girişimde bulunmuş, ancak üzerindeki bombalar patlamadığı için yakalanmıştı. IŞİD’in Rişavi’nin serbest bırakılması talebi üzerine Ürdün, pilotunun serbest bırakılmasını istemiş pilot Kasasbe’nin durumunun iyi olduğuna dair delil istemişti.

İdamların iki kişi ile sınırlı olmayabileceği belirtiliyor

(Al Jazeera)