Ana Sayfa Blog Sayfa 3673

BM Köle Anıtı Mimarı’ndan “Geri Dönüş Gemisi”

Birleşmiş Milletler sitesinde yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Özge Geyik‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

Altı yıldır süren çabalardan sonra, köle ticareti kurbanları adına yapılan anıtın nihayet açılmasıyla bu seneki Uluslararası Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Kurbanlarını Anma günü etkinlikleri ayrıca önem taşıyor.

Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Kurbanları Kalıcı Anıtı mimar ve tasarımcısı Rodney Leon. UN Foto/Devra Berkowitz
Kölelik ve Transatlantik Köle Ticareti Kurbanları Kalıcı Anıtı mimar ve tasarımcısı Rodney Leon. UN Foto/Devra Berkowitz

2013 senesinde 83 ülkeden 310 katılımcının yer aldığı uluslararası yarışmayı kazanan Haiti kökenli Amerikalı mimar Rodney Leon tarafından tasarlanan “Geri Dönüş Gemisi” anıtı, sayısı 15 milyonu bulduğu tahmin edilen zorunlu göç kurbanı kadın,erkek ve çocuklara adandı.

“Tarihin böylesi önemli bir gününü unutmamak için yapılan bir projede yer almaktan gurur duyuyorum.” diye belirtiyor Leon bir röportajında. “Her yıl yapılan anma töreni için somut bir sembolümüz ve bir araya gelebileceğimiz bir yerimiz olmasının bizi daha ileriye taşıyacağına inanıyorum ve bundan gurur duyuyorum.”

Leon daha önce de aşağı Manhattan’daki 1690 ile 1794 yılları arasında yaklaşık bir asır boyunca 15.000 Afrika kökenli insanın gömüldüğü noktaya inşaa edilen Afrika Ulusal Anıt Mezarı’nın tasarımını yapmıştı. Bu nedenle Leon ayrıca kölelik ve Amerika kıtasındaki Afrika’lı deneyimlerinden yola çıkarak sanat üretimine de aşina.

Leon kendi geçmişinin bu tasarım yarışmasına katılmada etkili olduğunu belirtiyor. Haiti-Amerikalı bir birey olarak Haiti’nin bağımsızlığıyla ve Haiti halkının Batı hegemonyasındaki yarıkürede bağımsızlık için mücadele veren ilk Afrika ülkesi olmak için verdiği mücadeleyle bir bağ hissettiğini de ekliyor.

“Ailemiz bize her zaman tarih ve kültürümüzü tanıttı. Bunun Haitili ve Afrikalı olmaktan gurur duymamda önemli bir payı olduğunu düşünüyorum. Böyle bir mirasa ve fırsata sahip olmanın beni bu alanda çalışmaya yönelttiğine inanıyorum. “ diyor Leon.

Kölelik mirası anıtından yakın çekim bir kare. BM Foto/Devra Berkowitz
Kölelik mirası anıtından yakın çekim bir kare. BM Foto/Devra Berkowitz

Leon yarışmayı kazandıktan sonra mimar, mühendis, heykeltraş, çelik işçileri, ışık tasarımcıları ve peyzaj mimarlarından oluşan geniş çaplı bir ekip oluşturdu.

“Oldukça uluslararası bir proje ve süreç olması çok iyi hissettirdi.” diyerek Karayipler, Afrika ve Avrupa’dan pek çok farklı insanın projede yer aldığını da ekledi. “Bence bu çeşitlilik, bu noktaya nereden ve nasıl geldiğimizi ve bunun, yaraları sarma sürecinde nasıl rol oynayabileceğini gösteriyor.”

Kölelerin, kölelik karşıtlarının ve pek çok isimsiz kahramanın cesaretini ve aynı zamanda kölelerin ve torunlarının dünya genelinde toplumlara yaptığı katkıları onurlandırmak adına tasarlanan projenin ismi “Geri Dönüş Gemisi” üçgen biçimindeki köle ticareti rotasından ve Senegal’deki Goree Adası’nda bulunan köle kalesinden ilham alıyor.

Köleler gemilerle yola çıkmadan önce bu adada tutsak ediliyordu. Kalenin kapısı “dönüşü olmayan kapı” olarak biliniyordu. Leon bu resmin ona çok trajik geldiğini söylüyor.

Leon “Bu köle gemilerinin insanları korkunç koşullar altında yeni dünyaya taşıması fikriyle de ilgileniyorduk. Bu yüzden ruhani bir dönüş alanı ve yaşananları geri alabilmek , karşı-anlatı yaratabilmek adına bir “Geri Dönüş Gemisi” yapmanın iyi bir karşı-eylem olacağını düşündük.” dedi.

Amaç yalnızca belgelemek ve hatırlamak değil, aynı zamanda ileriye bakıp bu şekilde adımlar atarak insanların hem bu trajediyi deneyimlemesini hem de aynı zamanda iletişim kurarak yaralarını sarmasını sağlamak.

Anıtın açılışının ardından BM Haber Ajansı Leon rehberliğinde “Geri Dönüş Gemisi”yle kısa bir yolculuğa çıktı. Leon, BM’ye gelen diğer ziyaretçilerden de anıt etrafında yürüyerek onunla iletişime geçmesini, tasarımın amacını anlamaya çalışmasını bekliyor.

Leon, anıt içerisindeki kabartmalı imgelerin onunla daha derin bir etkileşime geçmek için tasarlandığını ve anıtın hem halk için bir nevi ruhani yolculuk yeri hem de BM liderleri için bir yandan küresel sorunlarla uğraşırken bir yandan da geçmişten ders çıkarmalarını sağlayacak bir totem haline gelmesini umduğunu söylüyor.

Anıttaki üçgen biçimli mermer yapılar üçgensel köle ticareti rotalarını temsil ediyor. Dahası, haritaların kendisi de insanların rahatsız edici bu gerçekle yüzleşmeleri için açık bir şekilde duvarlara iliştirilmiş durumda.

“Bu üçgen şekiller Batı Afrika’dan başlayıp Afrika ve Güney Afrika boyunca ilerleyerek Karayipler, Orta Amerika ve oradan Kuzey Amerika’ya uzanan köle rotasını gösteriyor. Bu haritaların amacı trajedinin büyüklüğünü, etkilerini, küresel köle ticaretinin ölçeğini göstermek ve bu durumun dünyayı aslında nasıl şekillendirdiğini anlatmak.” diyor Leon.

Proje boyunca Leon ve ekibini en çok etkileyen bir diğer ayrıntı da köle gemileri çizimlerinde görünen olabildiğince çok insan sığdırabilmek için yük gemilerine benzer bir biçimde yapılan tasarımlar.

Gemi çizimlerini gösteren mermer detayından yakın çekim bir kare. BM Foto/Devra Berkowitz
Gemi çizimlerini gösteren mermer detayından yakın çekim bir kare. BM Foto/Devra Berkowitz

Oturmaları neredeyse imkansız olacak şekilde üç kat boyunca sıkıştırılmış insanları kastederek “Deneyimin görsel olarak tarif edilmesi gereken bir şey olduğunu düşündük.” diyor Leon. “Ortalama bir köle yolculuğunda bu insanların en az %15’inin hayatını kaybettiğini düşünüyorum.

Anıttaki en önemli figürlerden biri “kutsal üçlü” olarak anılan ve Transatlantik köle ticareti boyunca hayatını kaybeden Afrika’nın erkek, kadın ve çocuklarının ruhunu temsil eden çift cinsiyetli heykel.

“Pek çok insan daracık yerlerde acı çekmeye mahkum kaldı. Heykelin çift cinsiyetli olmasının sebebi ise erkek, kadın ve çocuk olmak üzere üç öğeyi de temsil etmesi.”

Bu figürün bacakları, elleri ve yüzü Zimbabwe granitinden yapıldı.

“Heykelin eli gelen insanlara uzanırcasına dışarıda kalıyor ve bu da gözlere dolan yaşı temsil ediyor. Bu gözyaşı akarak projenin üçüncü bileşenini oluşturuyor.”

“Trinity Figure (Kutsal Üçlü) ” BM Foto/Devra Berkowitz
“Trinity Figure (Kutsal Üçlü) ” BM Foto/Devra Berkowitz

Üçüncü bileşen ise “kutsal üçlü”den dökülen göz yaşlarının yarattığı üçgen havuzlar. Leon, anıtın dışında konumlanan bu havuzların geleceğe doğru baktığını ifade ediyor.

“Bu bileşen, modern kölelik koşullarıyla ve bunun mücadele etmemiz gereken bir durum olduğuyla ilgili. Gerçekleri kabullenip gelecek nesillere odaklanarak ve onları eğiterek bu yaşananların bir daha tekrarlanmamasıyla ilgili ve bu yüzden önümüzdeki yolu işaret ediyorlar.”

Leon, bu bileşenin eğitimi temsil ettiği için çok kritik olduğunu söylüyor. Bu yüzden, anıtı ziyaret eden ve onlarla etkileşime geçen bu tarihi öğrenen öğrencileri gördükçe mutlu ve rahatlamış hissettiğini belirtiyor.

“Bunlar en çok keyif aldığım anlar. Açılış gününde burada olmak elbette heyecanlı olacak, fakat burada sürekli devam edecek olan eğitim tatminiyet duygumun da sürekliliğini sağlıyor.”

Haberin İngilizce Orjinali

Yeşil Gazete için çeviren: Özge Geyik

(Yeşil Gazete, United Nations)

Havalimanında Suriyelilere özel güzel bir uğurlama! – Rodeen Quflee

0

Göçmenlerin mantığa aykırı olarak çeşitli şekillerde ortaya çıkan ayrımcılığa karşı korunmasız kalmalarıyla ihtiyaçlarını, haklarını ve isteklerini ikamet ettikleri topluluktan ya da ülkeden talep etmeye çalıştıklarını görüyor ve farkediyoruz. Bir Suriyeli olarak ben kendimi kesinlikle “kendi anavatanını terk etmiş ve başka bir bölgede yaşamaya razı olmuş insan” olarak tanımlayabileceğimiz bir “göçmen” olarak hissetmiyorum. Aslında Suriyeli deyişiyle, biz hakları olmayan mültecilerin ta kendisiyiz.

noborder

Burada, Türkiye’de Suriyeliler açıkça farkında olabileceğimiz bir şekilde emniyet müdürlüğü ve bazı devlet kuruluşları gibi resmi taraflarca genel olarak agresif ve rahatsız edici yaklaşıma maruz bırakılıyorlar. Bunların arasında yaşadıklarımın en kötüsü kesinlikle havalimanıydı!

Bir ay önce ben ve vize beklerken İstanbul’da geçirdiği 8 aylık işkence gibi bir süreçten sonra kocasıyla buluşmak için Almanya’ya doğru yola çıkacak olan Suriyeli bir akrabam gece ikiden sabah ona kadar yani yaklaşık sekiz saati Atatürk havalimanında geçirdik.

Neden 8 Saat? Basitçe, ilgili ofislerden imza almamız gerektiğini iddia ederek bize havalimanındaki bütün ofisler arasında defalarca gel git yaptıran kontrol kadrosu ve vize ihlal ofisinin trajik tutumu yüzünden. Mesai saatleri içerisinde bunlardan birisinden aldığımız bir belgenin Vize İhlal Ofisi tarafından bir sonraki mesaide kabul edilmemesi ve geri çevrilmesi de cabası. Burada geçen her kelimeyi ve imzayı anlatmaya gerek yok. Ancak yarım yamalak Türkçemle nazik bir şekilde konuşurken bile biz Suriyelilerle nezaket dışı ve mide bulandırıcı bir tarzla iletişim kuran polis memurlarının ve kontrol kadrosunun kötü ve agresif davranışları vardı. Elbette içlerinden İngilizce konuşan birini buldum ve o da bize en başta Türkçesi “Hadi Git” olan Arapça “Yalla” kelimesini söyleyen adamdı.

Kısaca Suriyeliler seyahat süresince havalimanında garip ve hayal kırıklığı yaratan bir davranışa maruz kalıyorlar. Uçuştan 10 saat önce havalimanında bulunmak zorunda olmaları da gerçekten inanılmaz! Öbür türlü havaalanı görevlilerince yaratılacak engeller yüzünden uçuşu kaçırabilirler.

Savaş yüzünden dünyanın en kötü yerinden kaçmış olan insanlara böyle davranmak uygun mu ya da doğru mu? Bu durum Türkiye devletinin Suriyeli yolculara uyguladığı “Hoşgeldiniz” ve “İyi Uçuşlar Dileriz” stratejisi mi?

Göçmenlerle ve onların kariyerleriyle ilgili birçok zorluk bulunuyor. Ancak bu, göçmenlere karşı yapılan korkunç şeylerden birini kişisel olarak deneyimlediğim bir olaydı.

Değerli Havaalanı Memurları karşınızdakilere saygılı ve insancıl davranmayı deneyin. Karşınızdaki de minnetle size aynı şekilde davranacak.

Patrick Lynch “Bir insanın değeri Tanrı vergisi haysiyetiyle tanımlanır ve belirlenir, taşıyıp taşımadıkları kağıtlarla değil.” demiştir.

Lütfen bizi kağıtlar ve numaralarla kandırmayın.

Bunları duyacak bir kulak var mı sadece merak ediyorum.

Yardıma muhtacı olan herkese bir el uzatan insanlara samimi dileklerimle,

Rodeen Quflee

Çeviri: Beril Özbaş

Gezegenin geleceğini yazmak için gençler buluşuyor

İklim için gençler 15 Mayıs Cuma akşam 18.00’de Boğaziçi Üniversitesi NH102’de buluşuyor.

“İklim değişikliğinden en çok etkilenecek olan benim kuşağım ve benden sonra gelecek olanların kuşağı. Büyükler gezegende bir parti verdiler, şimdi de biz çocuklara ‘ortalığı silip süpürmek size kaldı’ dediler… Ama bu, insanı duraklatacak bir şey değil. Aksine, tam bir fırsat aslında: Şu çağda doğmuş olmaktan daha büyük nimet olur mu? Çünkü bu kuşağın, bu salondakilerin, yandaki komşuların … hepimizin önünde tarihi yeniden yazmak, tüm toplumun temel inanışlarını değiştirmek için önemli bir fırsat var.

Gezegenimizin kahramanlarından 14 yaşındaki aktivist Xiuhtezcatl Martinez’i dinlediniz. 2014 yılının Eylül ayında New York’taki Birleşmiş Milletler acil iklim zirvesinden önce, 400 bin kişilik tarihin en büyük iklim yürüyüşünden önce yaptığı konuşmasından bir parça yukarıdaki alıntı.

Dünya ve Türkiye nüfusunun yarısı 30 yaşının altında, ve Xiuhtezcatl gibi tarihi yeniden yazacak gezegenin kahramanlarının İstanbul ayağı Cuma akşamı toplanıyor.

Toplantının facebook etkinliği: https://www.facebook.com/events/1591410624449546/

iklim icin bulusuyoruz afis yatay

 

Ömer Madra’nın İklim İçin basın açıklamasında da dediği gibi: “Xiuhtezcatl gibi pek çok genç lider var dünyada. Bu genç kızlarla delikanlılar herşeyin birbiriyle bağlantılı olduğu yeryüzünde kendi toplumlarıyla ve dünyayla bir taahhüt paylaşıyorlar. Gençliğin, yeryüzünde pozitif değişim yaratmak için insanları bir araya getirecek gücü olduğunu biliyorlar çünkü.”

 

Yine aynı konuşmada sözü edilen büyük çevre aktivisti genetik bilimci David Suzuki’nin söylediği gibi,

“İnsanlar bir araya geldiği zaman da ortaya birdenbire sihir çıkar!… Gençlerin çoğu henüz oy kullanacak yaşta değiller ama, bugün alınacak kararların doğuracağı pislik yığınlarını temizleyecek olan da onlar. Dolayısıyla, onların kuşağına bırakmak istediğimiz dünyaya ilişkin kararlar üzerinde dikkatle düşünme zamanı.”

Her yaştan gençler, Cuma İklim İçin görüşmek üzere…

Gezegenin kahramanı olmaktan başka çare yok çünkü.

Eksik kalan bir hikaye… Soma

Bugün Soma Maden Faciası’nın 1. yıldönümü. Yıldönümünde Çanakkale muhabirimiz Güneş Dermenci‘nin facianın birinci ayında gerçekleştirilen Soma ziyareti sonrası kaleme aldığı yazısını paylaşıyoruz.

* * *

O gün bindiğimiz otobüs ilk kez sapacaktı
Çanakale İzmir yoluyla uzun yıllara dayanan tanışıklığımda
önünden hep hızla geçtiğim tabeladan, Bergama’ya.
Yaklaşık bir saat sonra da
coğrafya dersinde yeraltı kaynaklarımızı ezberlemeye çalışırken
yakaladığım bir harf benzerliğinden,
linyit kaynaklarımızda ilk aklıma gelen, Manisa – Soma’ya…
Soma,  çocukken kurduğum bu yarım uyaklık masum oyundan şimdi çok uzakta.
Yüzlerce çocuk var orada oysa…
Çoğu çok küçük, ders kitabımdan öğrendiğim yaştan Soma’yı.
Yağmurdan mı havanın ağırlığı, yoksa değil şehre, ülkeye sinen ağıttan mı?
Şehrin girişinde kara dumanını aralıksız gökyüzüne salan termik santralin ürkütücü bacasından mı?

51

Yakınından geçtik bir kamyon dolusu oyuncakla.
Kitap, defter, kalem, flüt, top, uçurtma… Ve bisiklet.
Tüm bunlar yeter mi kömür karasının bulaşıp eksik bıraktığı hayatlara bir an olsun renk katmaya?

Babasıyla hiç oyun oynayamamış, tanışamamış ya da oyunu yarım kalmış çocuklara dokunmak, sarılmak için çıktık yola. Annelerinin elini tutmaya, konuşmaya,  susmaya, ağlamaya, dinlemeye, acılarını paylaşmaya. Söz vermeye onları hiç unutmayacağımıza…

45

Çanakkale Tabip Odası önderliğinde başladı kampanya.
Soma’da babasını maden faciasında kaybeden çocuklara psiko-sosyal travma noktasında destek vermek amacıyla, özellikle yaz tatilinde dikkatlerini başka alanlara odaklayacak kitap, oyuncak, bisiklet, uçurtma ve kırtasiye malzemeleri gibi yardımlar toplandı iki hafta boyunca…
Çanakkale Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. İlhan Pirinçciler, fotoğrafçı Aykan Özener aracılığıyla eski öğrencisi Soma Galatasaray Taraftar Derneği Başkanı, sürecin, gelişmelerin Soma’daki canlı takipçisi, maden işçilerinin ailelerini ve hikayelerini çok iyi bilen gönüllü Mehmet Ali Işık’la birlikte planladı izlenecek rotayı…
Çanakakale Tabip Odası’nın başlattığı kampanya, çeşitli kamu kurumları, meslek kuruluşları, sendikalar ve halk da büyük destek verince hızla büyüdü Çanakkale dayanışmasına. İki otobüs,
bir kamyon oyuncak ve ne diyeceğiz kaygısıyla vardık Çanakkale’den Soma’ya.

48

Sıla ve abisi Samiyle tanıştık ilk girdiğimiz evde.
Savaştepe köyünde.
Sıla kitaplarına sarıldı, çok sevdi,
babasının iş güvenliği kurallarının hiçe sayıldığı maden ocağına inmeden önce evden çıkarken önünden geçtiği, kapısında uyulmadığı takdirde 5 TL ceza isteyeceği “kurallar” ını yazdığı çizgili defter kağıdının asılı olduğu odasını ve oyuncaklarını gösterdi.
Duvarda Sami’nin sünnet kıyafeti… Neyse ki iki yıl önce giymişti.

55

Babasına son dokunuşu, ona veda ettiğinden, herşeyden habersiz
tabutuna kondurduğu öpücük olan 2 yaşındaki Hira Nur’un evindeyiz şimdi.
Bu anı haberlerde izlerken boğazımız düğümlenmişti.
Uyuyor… Melek gibi…
Annesi lokum tutuyor.
Oğlunun fotoğrafının siyah bantlarla asılı olduğu pencerenin gerisinde, gözü yaşlı,
onun Hira Nur’unu  on yıl nasıl beklediğini, hiç doyamadan gittiğini anlatıyor.
Odanın kenarında, üzerinde Hira Nur’un kıyafetlerinin asılı olduğu bir soba.
Yanmıyor. Nasıl yanar ki bundan sonra?
Ellerim lokum, rutubet ve acı kokuyor…

Hep garibanlar mı ölür?

46

Arada, küçücük bir ev tarif ediyorlar sonra…
Ev diyorum ama tek göz oda, mutfak aynı zamanda.
İçeride dünya tatlısı esmer bir oğlan…  Hasan… 4 yaşında.
Meğer daha büyük bir ev yapabilmek için girmiş babası maden ocağına.
Son çıkarılanlardanmış… Ne anlatayım ki diyor annesi, dert ortağımdı, eşimdi.
Şimdi kimseye bir şey anlatamıyorum, kimse anlamıyor.
En fenası geceleri, boşluğu herkes gidince ortaya çıkıyor.
Oğlumuz doğuştan  hasta, köylüyüz biz, garibanız.
Hep garibanlar mı ölür?
Ne anlatayım diyor yine, bir şey soramadım ki, ne sorulur ki?
Röportaj yapan muhabirlerin “kaç yıldır madendeydi” sorusundan öteye neden gidemediklerini
şimdi anlıyorum.  Ne söylenebilir ki ?
Hiçbir şey Hasan’ın babasını geri getirmez ki…
İki çam fidesi siyah poşette, leğenin içinde, evin önünde.
Başına dikeceğim diyor, ellerimle… Ne söyleyeyim ki…

Bizim ziyaretimizden yaklaşık bir hafta önce dernek kurdu madenciler Savaştepe’de.
Hayat… Davullu zurnalı gelin çıkacak birazdan bir evden az ötede.
Derneğin camında düğün davetiyeleri, yanında ölenlerin isimlerinin listesi.
Ayda on beş lira aidat, yirmi beş kuruşa çay.
Bu dernek madenciler çok önemli, ilk yürüyüşlerini o hafta başında yaptılar.
Konuşurken madencilerle, genç bir kadın geldi yanımıza.
Üç kızı var, bundan sekiz ay önce kaybetmiş eşini madende iş kazasında.
Duyulmadı dedi, tekti.
Senin öldüğünü zannetmiştim dedi sonra içlerinden birine, iyi olduğuna sevindim.

47

Sarıbeyler köyüne geçiyoruz oyuncak kamyonuyla.
Acı elle tutulacak kadar büyük burada da…
Evler daha küçük ve bakımsız Savaştepe’ye bakınca.
Tek oğullarını kaybetmiş, barakadan bozma bir evde yaşayan çok yaşlı bir madenci ailesine sarılıyoruz.  Dostlar sağolsun evladım diyor dede.
Yufka açılıyor hemen aşağıda taşların üzerinde.
İkram etmeden göndermiyorlar.

Köyün çocukları kamyonun başında, etrafta flüt sesleri,
bozuk yollarda bir aşağı bir yukarı bisiklet sürenlerin neşesi.
4 yaşında iri gözleri mahcup gülümsemesiyle küçük bir kız çekiyor dikkatimizi.
Adı Ceren, dünya güzeli.
Çok şükür ki babası hala yanında, o da madenci.
Bebeğini çok sevdi, bir de bisiklet istedi.
Onun boyuna göre bisiklet kalmamıştı, başka hediyeler verdik ama çocuk işte…
Çok ağladı, babası ben sana alırım kızım dedi, çaresizdi.
Ağlamasına çok üzüldüğü için gitti, Ceren duymadı ama biz duyduk, keşke ben de ölseydim dedi.
Berçem Ablası giderken ona bisiklet alacağına söz verdi.
Birkaç gün sonra Mehmet Ali Abisi götürdü Ceren’e pembe bisikletini…
Ceren bir daha hiç ağlamayacağım dedi, önce bisikletinin üzerinde poz verdi,
sonra tekerleklerini annesine sildirtip babası gelinceye kadar evde bekledi.
Baba madenden eve geldi, mutluluktan ağladı, Ceren babasına kocaman sarıldı.

54

Çocukların hayatlarına değerken, avuçlarımızda kaldı minik elleri…
Emirhanla Sudenaz gibi…
Anne, anneanne, babaanneyle birlikte yaşıyorlar aynı evde.
Dört kadınlı bir evin on bir yaşında, tek erkeği.
Bisikletleri bahçede kuruldu, Sudenaz’ınkinin bir vidası o an kayboldu. İlhan Hocam vidayı nasıl halledeceğimiz konusunda endişelenirken Aykan Hocam, Emirhan halleder dedi.
Emirhan hemen atılıp, bisikletçinin yerini tarif etti, ben yarın yaptırırım dedi.
Aykan Hocam, ayrılmadan önce, sizi hep bisikletlerinizle hatırlayalım çocuklar diyerek bahçede fotoğraflarını çekti. Benim ömür boyu unutamayacağım kareyse,
Emirhan’ın, bahçenin ortasında kalan babasının iş çantasını kenara kaldırışı,
bir omzu aşağıda, ağır adımları…

Soma’da hayaller de eksik kaldı hayatlar gibi, hikayeler de…
Belki de onun için babalarının mezarları başına bırakmış çocuklar en sevdikleri oyuncaklarını, sallanıp çıkan süt dişlerini, kıyafetlerini, karnelerini, fotoğraflarını…
Madenin içinde kalan parçalarına, yeryüzünden bir hatıralarını.
Arkada kalan sevgililer gözyaşlarını,
anneler parmaklarıyla takip ede ede okudukları dualarını.
Babalar, kardeşler, akrabalar ağıtlarını…
Bugün Soma Faciasının birinci ayı…
Sahi, kaç zaman geçerse unutulur ya da unutturulur acı?

49

Büyük bir boşluk ve yalnızlıkla,
ihmaller zincirinin öfkesi, o madene girme zorunluluğundaki çaresizlik ve
güvensizlikle, eksik kalan hayalleri, dilekleri, aileleri, sevgileriyle yüzlerce insan orada.
Seslerini duyuyoruz, çok yakınımızda.
Ve binlerce maden işçisi, her sabah boyunlarında fenerleri,
çok düşük ücretlerle kömür çıkarmaya iniyorlar insana yakışmayan koşullarda.
Resmi rakamlara göre 301 madencimiz yaşamını yitirdikten sonra öğrendiğimiz ocaklarda,
kıyafetleri gibi, hayatlarını da asıyorlar o paslı zincirlerle kirli kovalara…
Hatta bazen o kovaların içinde indiriliyorlar ocağa.
Bir gün daha çıkarsa yüzünde karasıyla madenci ışığa
şükrediyor ailesine kavuştuğuna…
Yarının garantisi var mı yine böyle bir facia yaşanmayacağına?
Sadece madenler değil, her gün işçiler ölüyor  Soma faciasına sebep olan düzende, koşullarda, iş başında…  Acımız çok büyük, derin…
Dileyelim ki, ışık olsun madencinin başından düşen güneşi tüm karanlıklara.

56.Güneş Dermenci

 

Güneş Dermenci

Soma faciasının 1. yılı: Türkiye, kömüre bağımlı enerji politikalarından hemen vazgeçmeli – Elif Gündüzyeli

Bu yıl G20 zirvesine Başkanlık yapacak Türkiye, iş ve gelir güvensizliği yaratan, yoğun hava kirliliği yaratarak insan sağlığını doğrudan etkileyen, sürdürülebilir olmayan, yüksek ölçüde sera gazı ortaya çıkaran kömüre bağımlı enerji politikalarından derhal vazgeçerek sürdürülebilir, temiz, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmelidir.

* * *

13.05.2015 

Geçtiğimiz yıl 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma maden patlamasının birinci yılında Türkiye, halen insan sağlığını ve doğayı tehdit eden kirli kömür politikalarından vazgeçmiyor.

Halihazırda 22’si 50MW gücün üstünde olan 50 adet aktif kömürlü termik santralı olan Türkiye, 2023 enerji vizyonu dahilinde 84 adet yeni termik santral kurmayı planlıyor. Planlanan yeni santrallerin 44ü ise resmi olarak açıklanmış durumda[1].

42
Foto: Kerem Yücel

 

Çevre ve doğa koruma alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları bu durumu kabul edilemez olarak nitelendiriyor. STK temsilcileri, Kasım ayında G20 üyesi ülkelerin üst düzey liderlerine ev sahipliği yapacak Türkiye hükümetini, kömür yatırımlarına bağımlı enerji politikalarından vazgeçmeye, gelişmekte olan ülkeler liginden gelişmiş ülkeler ligine geçebilmek için temiz enerji kaynaklarına dayalı bir yol haritası çizmeye davet ediyor.

İklim finansmanı ve fosil yakıt teşviklerinin konuşulacağı G20 zirvesi öncesinde iklim hareketi, Türkiye’den insiyatif almasını bekliyor. Ancak Türkiye, kirli enerjiden, fosil yakıt teşviklerinden vazgeçip Dünya’ya örnek olabilecekken, kömür planları yapmayı tercih ediyor

Kömür Santralleri İnsan Sağlığını Tehdit Ediyor

Greenpeace’in geçtiğimiz yıl Soma’ya bağlı Yırca Köyü’nde yaptığı 24 saatlik hava kirliliği ölçümünün sonuçları köydeki hava kirliliğinin Dünya Sağlık Örgütü’nün güvenilir olarak belirttiği günlük limitlerin iki katından fazla olduğunu gösteriyor[2].

39
Foto: Kerem Yücel

 

Greenpeace Araştırmacısı Buket Atlı, “Buradaki kirliliğin en büyük nedenlerinden biri, Yırca köyünün yanı başında olan Soma kömürlü termik santrali. Bu santral, Avrupa’nın en çok can alan ikinci kömürlü termik santrali. Kömürlü santrallerin yaydığı gözle görülemeyen partikül maddeler sessiz bir katil gibi başta akciğer kanseri ve KOAH olmak üzere akciğer hastalıklarına, astım, bronşit gibi solunum yolu rahatsızlıkları gibi hastalıklara neden oluyor.” diye belirtti.

Tüm bu sağlık risklerine rağmen Türkiye hükümeti, 80’in üzerinde yeni kömür yakıtlı enerji santralini teşvik ederek ve bunlara izin vererek, Avrupa çapında en fazla yeni santral planına sahip ülke konumuna geldi. Bu planlar, Türkiye’yi kirli enerji konusunda dünya ölçeğinde üst sıralara yükseltti. Türkiye bugün Çin, Hindistan ve Rusya’nın ardından dünyanın en ciddi dördüncü kömür tehdidi olarak göze çarpıyor[3].

Kömür santralleri iş ve gelir güvenliğini de tehdit ediyor

Geçtiğimiz yıl Soma Eynez kömür madeni ocağındaki patlama, yalnızca 301 madencinin yaşamına mal olmamış, aynı zamanda 2.191 madencinin işinden olmasına yol açmıştı. Kömüre dayalı istihdamın yarattığı zor ve tehlikeli çalışma şartları, iş güvenliği yetersizliği ile uzun vadede kömüre bağımlı gelir güvenliğini sağlayamama sorunları, yenilenebilir enerji sektöründeki istihdam potansiyeliyle giderilebilir.

40
Foto: Kerem Yücel

 

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 2008 yılı raporuna göre güneş ve rüzgârın kurulu güç başına yarattığı istihdam, kömür ve doğalgazdan çok daha yüksek[4]. Dünya Bankası da, üretilen birim elektrik başına yaratılan iş miktarında yenilenebilir enerji teknolojilerinin fosil yakıtlar ve nükleer enerjinin oldukça ilerisinde yer aldığını belirtiyor[5].

Birçok ülkenin enerji kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla yenilenebilir enerjiye yaptığı yatırımlar sayesinde alandaki istihdamın da önü açılıyor.

Dünyada milyonlarca insana doğrudan ya da dolaylı olarak iş imkanı sunan yenilenebilir enerji sektörü, göz ardı edilemeyecek bir boyuta ulaştı. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Kurumu (İRENA) verilerine göre, yenilenebilir enerji alanında 2013 yılında 6,5 milyona kişiye iş sağlandı[6]. Bu istihdamın 2,4 milyonu güneş, 800 bini ise rüzgâr enerjisi sektörlerinde gerçekleşti. Kıyaslamak gerekirse, enerji arzında yenilenebilir enerjinin 5 katı pay sahibi olan en büyük 20 petrol ve doğalgaz şirketi, 2,1 milyon insana iş sağlıyor[7].

Türkiye’nin kömür planları iklim değişikliğini tetikliyor

Türkiye’nin kömür ve fosil yakıta bağımlı bir enerji politikası benimsemesinin küresel düzeyde de etkilerinin mevcut olduğuna dikkat çeken STK temsilcileri, Türkiye’nin, iklim değişikliği etkileri açısından kırılganlığı yüksek bir bölgede yer aldığını[8]  da hatırlatıyor.

Örneğin, kömür ilçesi Soma’nın bağlığı olduğu Manisa ili ve ilçelerindeki üzüm bağları, bu yılki beklenmedik don ve kar fırtınasından dolayı yüzde yüze yakın zarar gördü. Binlerce üzüm üreticisi ailenin bu yıl bağlarından ürün alamayacağını belirten Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, “Küresel iklim değişikliklerinin son mağdurları Manisa bölgesindeki üzüm üreticileri oldu. Manisa bölgesi için ‘Doğal afet durumu’ ilan edilmeli,” diye belirtti[9].

Türkiye, enerji politikalarını değiştirmelidir

41
Foto: Kerem Yücel

 

Bu yıl Antalya’da olacak G20 zirvesinden hemen sonra Aralık ayında Paris’te gerçekleşecek 21. İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’na katılacak Türkiye, konferans öncesinde bu anlaşmanın öngördüğü küresel sıcaklıkları 2°C altında tutacak şekilde sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunarak yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı sürdürülebilir bir enerji yol haritası ortaya koymak zorundadır.

Gündeminde fosil yakıt ve iklim finansmanı konularının da olacağı G20’nin öncesinde Türkiye, kirlilik, sağlık, iş güvenliği ve iklim değişikliğini kötü olarak etkileyen kömüre bağımlı enerji politikalarından sürdürülebilir bir çıkış yolu bulmalıdır.

 

[1]      Kaynak: Algedik, O. 2015, Komuru Finanse Etmek raporu:   http://www.onderalgedik.com/wp-content/uploads/2015/05/KomuruFinanseEtmek-Son.pdf 

[2]             Kaynak: http://www.greenpeace.org/turkey/tr/news/yircayi-tehdit-eden-sessiz-katil-171114/

[3]      Kaynak: Greenpeace, Sessiz Katil raporu: http://www.greenpeace.org/turkey/Global/turkey/image/2014/05/Sessiz%20Katil%20Raporu.pdf

[4]      Kaynak: UNEP/ILO/IOE/ITUC, 2008. http://www.unep.org/PDF/UNEPGreenjobs_report08.pdf

[5]      Kaynak: Dunya Bankasi, Haziran 2011 http://siteresources.worldbank.org/INTOGMC/Resources/Measuring_the_employment_impact_of_energy_sector1.pdf

[6]      Kaynak: http://www.dunya.com/dunya/global-ekonomi/yenilenebilir-enerjide-istihdam-6-5-milyonu-asti-228274h.htm

[7]    http://www.oilgaspost.com/2013/04/25/top-20-largest-oil-gas-employers/

[8]      Kaynak: Sen, O. 2013, Istanbul Politilkalar Merkezi http://ipc.sabanciuniv.edu/en/wp-content/uploads/2012/10/Tikdek_2013_bildiri_OLS.pdf

[9]      Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/uzum-sen-genel-baskani-adnan-cobanoglu-manisa-yerelhaber-754270/

43.Elif Gündüzyeli

 

Elif Gündüzyeli

Çanakkale Masalcılar Buluşması 13-17 Mayıs’ta

Sırlar alemine yolculuk başlıyor.
Masalcılar, 13-17 Mayıs tarihleri arasında  Çanakkale’de buluşuyor.
Buğday Derneği, Çanakkale Kent Müzesi, ÇAYEK, Maya Masal Topluluğu ve MAGMA Dergisi’nin birlikte düzenlediği Çanakkale Masalcılar Buluşması, “Sırlar Alemine Yolculuk” temasıyla  masalları evvel zamandan şimdiye taşıyor.

Şahmaran şehirde !

Buluşmanın Kent Müzesi ve Halk Bahçesi’nde gerçekleşecek ücretsiz etkinliklerinde masal çemberleri kurulacak, film gösterimleri, atölyeler, seminerler yapılacak. Beş gün boyunca şehirde masal konuşulacak. Masallara inanan, bildiği masalları unutan, masal dinlemeyi seven ya da özleyen büyükler ve masallarla büyüyen çocuklar, masalcıların getirdiği kahramanları birlikte tanıyacak. Anadolu masalları anlatılırken kayıp masallar aranacak. Kadın müzisyenlerden oluşan Dina Etnik Ensemble, Maya Masal Topluluğunun anlatacağı kadın masallarına müzik katacak.

El emeği rengarenk afişleri ve masal bebekleriyle merakla beklenen Çanakkale Masalcılar Buluşması, Kaf Dağı’nın ardındaki diyarlara yolculuk yapmak ve masalların sırrına varmak isteyen herkesi bekliyor.

59Gün Gün Program

13 Mayıs Çarşamba

17:00 – 18:00  Film Gösterimi
Yarısı Yılan Yarısı İnsan
Şahmaran’ın İzinde

18:00 – 19:00  Şahmaran Masalları / Tacettin (Ebuburak) Toparlı
Yer:  Kent Müzesi

14 Mayıs Perşembe 

13:30 – 16:30  Camaltı Resim Atölyesi / Tacettin (Ebuburak) Toparlı
Yer:  Kent Müzesi

15 Mayıs Cuma

13:30 – 16:30  Camaltı Resim Atölyesi / Tacettin (Ebuburak) Toparlı (devam)

13:00 – 16:30  Hikayeli ürünler ve etiket tasarımı atölyesi / ÇAYEK
Yer: Karaüzüm Restaurant

17:00 – 19:00  Film Gösterileri ve Sohbet
Kayıp Masallar
Saklı Dil
Kenan Özer ile muhabbet
Yer:  Kent Müzesi

16 Mayıs, Cumartesi

10:00 – 13:00  Seminer
Mitoloji ve Psikoloji, Masallar ve Gerçekler: Sırlar dünyasına yolculuk / Günnur Başar
Masallar ve Toplumsal Cinsiyet / Melek Özlem Sezer
Sanat tarihi ve Mitoloji / Zerrin İren
Yer: Kent Müzesi

13:30 – 14:30  Atölye / Maya Masal Topluluğu Gösterisi
Yer: Halk Bahçesi

15:00 – 16:30  Atölye / Türküler ve Öyküler / Bülent Genç
Yer: Kent Müzesi

17:00 – 19:00  Masal Çemberi / Sezai Sarıoğlu
Yer: Kent Müzesi

17 Mayıs, Pazar

13:30  Seminer
Arkeolojik Araştırmalarda Destan ve Mitlerin Yeri, Bir Örnek: Homeros Destanları / Rüstem Aslan
Çanakkale Masalları / Ömer Gözükızıl
Masal Masal Matitas / Melek Özlem Sezer
Yer: Kent Müzesi

12:00 – 14:00  Çocuklara masallar
İzmir’den gelen masal anlatıcıları (Bengü Demiray, Asuman Memen, Özge Sönmezcan,
Argın Kubin, Merve Yıldız, Elif Serra Çiçek, Cihan Çiçek)
Yer: Halk Bahçesi

14:00 – 15:30  Atölye / Lazlarda Destani Geleneği / Refika Kadıoğlu
Yer: Çanakkale Kent Müzesi

15:30 – 16:30  Serbest Masal Çemberi
Yer: Halk Bahçesi

17:00 – 19:00  Film Gösterileri ve Sohbet
Anadolu Masalları
Emin Fırat Övür ve Sinan Yabgu Ünal ile muhabbet
Yer: Kent Müzesi

19:30 – 20:00  Dina Ethnic Ensemble ve Maya Masal Topluluğu
Yer: Halk Bahçesi

Haber: Güneş Dermenci 

( Yeşil Gazete)

17 Aralık savcıları meslekten ihraç edildi

HSYK 2. Dairesi, savcılar Zekeriya Öz, Celal Kara, Muammer Akkaş, Mehmet Yüzgeç ile hakim Süleyman Karaçöl’ün meslekten ihracına karar verdi.

58

Dairenin kararını, Hakimler ve Savcılar Kanunun 69. maddesinin son fıkrasına göre aldığı öğrenildi. Kanunun 69. maddesi, “Disiplin cezasının uygulanmasını gerektiren fiil suç teşkil etmezse ve hükümlülüğü gerektirmese bile mesleğin şeref ve onurunu ve memuriyet nüfuz ve itibarını bozacak nitelikte görüldüğü takdirde de meslekten çıkarma cezası verilir” hükmünü içeriyor.

HSYK 3. Dairesinin “17-25 Aralık soruşturmaları”nın savcılarıyla ilgili aldığı soruşturma izni kararı, o tarihte HSYK Başkanı da olan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından onaylanmıştı. Daire, savcılarla ilgili soruşturma sonuçlanıncaya kadar görevden uzaklaştırılmaları talebinde de bulunmuştu. HSYK 2. Dairesi de Cumhuriyet savcıları Öz, Kara, Akkaş ve Yüzgeç ile hakim Karaçöl’ün haklarındaki soruşturma sonuçlanıncaya kadar görevden uzaklaştırılmalarına karar vermişti.

Bu kişiler hakkında yargılama izni de verildiğinden savcılar ile hakim Karaçöl hakkındaki dosya, iddianame hazırlanmak üzere Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmişti. Dosyanın gönderildiği Bakırköy Başsavcılığı, savcı Akkaş ve hakim Karaçöl ile ilgili iddianameyi tamamlamış, Başsavcılık da hazırladığı iddianameyi Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesine göndermişti. Bu kişiler, birinci derece hakim ve savcı olmaları nedeniyle ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtayda yargılanacak.

(Milliyet)

Çıralı’da yıkım başladı, direniş devam ediyor

Antalya Kemer’e bağlı Çıralı Köyü’nde Kemer Belediyesi’ne ait araçlar Odile Oteli’ni yıkıyorlar. Yeşil Gazete olarak Çıralı’da yaşayan Erdem Şenyer‘e ulaştık ve yaşanan son durumu bizlerle paylaşmasını istedik.

57

Çıralı’nın bir sit, bir orman alanı olduğunu ve bu nedenle koruma altında kalması gerektiğini belirterek sözlerine başlayan Şenyer, son bir haftadır Kemer Belediyesi’nden görevlilerin bölgeye gelerek yıkıma başlanacağı tehdidinde bulunduklarını aktardı.

Çıralı’nın koruma altında bulunması nedeniyle burada büyük işletmelerin devasa turistik tesis yapamadığını anımsatan Şenyer, bölgede daha önceden yerleşmiş küçük işletmelere tapular verilip vergi alındığını şimdi ise Kemer Belediyesi’nin bu durumu bahane ederek, “Kaçak yapıları yıkacağız” iddiası ile yıkımı gerçekleştirerek belediyenin ardındaki başka güçlerin bölgeden rant sağlama peşinde oldukları kanısının yaygın olduğunu dile getirdi.

56

Telefon konuşmamız sırasında devam etmekte olan bir eylem olduğunu da bizimle paylaşan Erdem Şenyer, Çıralı Direnişi’ndeki arkadaşlarının yanında yer alabilmek için bizimle olan söyleşisini kısa kesmek zorunda kaldı.

Çıralı Direnişi’ndeki yeni gelişmeleri Yeşil Gazete’den duyurmaya devam edeceğiz.

 

Fotoğraflar: Erdem Şenyer

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Kıbrıs’ta barış rüzgarları: Anastasiadis ve Akıncı biraraya geliyor

Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, KKTC Cumhurbaşkanı seçilen Mustafa Akıncı ile 15 Mayıs’ta masaya oturacak. BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espen Barth Eide, “Rum ve Türk liderler 15 Mayıs Cuma günü görüşmelere yeniden başlama kararı aldı. Kıbrıs’ta müzakereler yeniden başlıyor” dedi.

55

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, Lefkoşa ara bölgede bir araya geldi.

İki lider müzakerelerin yeniden başlamasına karar verdi. Ara bölgedeki Ledra Palace Otel’de gerçekleştirilen ve iki lider arasında ilk özelliği taşıyan görüşmeye önce Rum Yönetimi Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, ardından Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı geldi.

Liderler, BM tören birliği eşliğinde BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Espn Barth Eide ve Özel Temsilcisi Lissa Buttenheim tarafından karşılandı.

Görüşmeye yağışlı havaya rağmen Kuzey ve Güney Kıbrıs’ta toplanan birçok sivil toplum kuruluşu da destek verdi. Radikal’de yer alan habere göre, görüşmenin ardından bir açıklama yapan BM Genel Sekreteri’nin Özel Danışmanı Espn Barth Eide, iki liderin müzakerelerin yeniden başlamasına karar verdiğini ve bu kapsamda ilk görüşmenin 15 Mayıs’ta olacağını duyurdu.

Kıbrıs Rum yönetimi Ada’da tek taraflı ilân ettiği Münhasır Ekonomik Bölge’ye Türkiye ‘nin savaş gemileri sokmasını gerekçe göstererek, 8 Ekim 2014’te müzakerelerden çekilmişti. Türk bandıralı sismolojik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin Paşa, 20 Ekim sabahı KKTC ile Türkiye’nin yaptığı anlaşma çerçevesinde Münhasır Ekonomik Bölge’ye girerek doğalgaz arama çalışmalarına başlamıştı.

Ada’nın garantör devletlerinden Türkiye, Kıbrıs sorununun alt başlığı haline gelen doğalgaz konusunda Kıbrıs Rum yönetiminin tek taraflı adım atmasına karşı çıkıyor, Doğu Akdeniz’deki doğalgaz kaynaklarından Ada’nın tamamının yararlanmasını istiyor ve gelirlerin paylaşımı konusunda ortak noktaya varmaya çalışıyor.

(T24)

Saha kapatma cezasına, “Cumhurbaşkanı teşrif edecek” affı!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pazar günü PTT 1’inci Lig şampiyonu Kayserispor’a kupa vermesinin kesinleşmesi ardından sarı kırmızılı kulübe verilen 1 maçlık saha kapatma cezası Türkiye Futbol Federasyonu tarafından yeni sezona ertelenerek, tribün kapatma cezasına dönüştürüldü. Böylece Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kupa törenine katılacak olmasıyla Kayserispor-Karşıyaka maçı sadece doğu tribünü kapatılarak oynanacak.

54

Futbol Federasyonu, iki hafta önce oynanan Kayserispor-Antalyaspor maçında Süper Lig’e dönüşü kesinleşen sarı-kırmızılı kulübe Passolig’i bulunmayan yaklaşık bin seyirci tribüne alındığı gerekçesiyle TFF Profesyonel Ceza Kurulu tarafından toplam 155 bin lira para cezası ve 17 Mayıs pazar günü kesinlikle oynanması nedeniyle 1 maçlık saha kapatma cezası verdi.

Kayserispor’un, Tahkim Kurulu’na yaptığı, “17 Mayıs’ta Karşıyakaspor maçı sonrası şampiyonluk turu atacağız. Ceza tribün kapatmaya dönüştürülsün veya kaldırılsın” önerisi ile yaptığı itiraz kabul edilmedi. Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pazar günü toplu açılışlar için Kayseri’ye gelerek önce mitingde konuşmayı, ardından da kupa törenine katılmayı planlaması nedeniyle, Futbol Federasyonu, sarı- kırmızılı ekibe verilen saha kapatma cezasını, ‘Doğu Tribünü’nün kapatılması’na, 1 maçlık kapatma cezasını ise, Kayserispor’un Süper Lig’de 2015-16 sezonundaki ilk maçta yerine getirilmesine çevirdi.

(Ajanslar)