Ana Sayfa Blog Sayfa 3580

Oy ve Ötesi: İtibarsızlaştırma politikalarının hedefindeki sivil oluşum – Baran Alp Uncu

Aslında yazının başlığı “Oy ve Ötesi: Seçimi hak olarak gören yurttaşlar” olacaktı. Ama Türkiye’de yaşıyoruz. Bırakın yazının bitmesini, neredeyse cümlenin ortasında yeni bir gelişme oluyor ve gündem değişiveriyor.

Oy ve Ötesi’nin yurttaşlık haklarına sahip çıkma konusunda ne kadar önemli bir işlev yerine getirdiğini yazmak üzere masanın başına oturuyorsunuz. Durduk yere bir anda karşınıza Oy ve Ötesi’ni itibarsızlaştırmaya yönelik haberler  çıkıyor.

Anlaşılan o ki, iktidar ve -başta medyası olmak üzere- yandaşları herhangi bir sivil oluşumu/girişimi kendilerine karşı tehdit olarak görmeye devam edecek. Hatta siyasi partiler üstü bir anlayışla demokrasi mekanizmalarının sağlıklı işlemesini sağlamayı amaçlayan Oy ve Ötesi gibi başka bir düzeyde çalışan ve asıl amacı iktidara doğrudan muhalefet etmek olmayanları bile.

İktidarın ve çevresinin bildiği en iyi sindirme yolu da “şeytanlaştırmak” ve “itibarsızlaştırmak”.  Ancak bunu yapmak bile belli bir altyapı ve tutarlılık gerektirir. Bir iktidar -ve çevresini- düşünün ki önüne geleni kendi yarattığı aynı “hainler” çuvalının içine sokmaya çalışıyor. O zaman da ortaya atılan iddialar komik olmaktan öteye gitmiyor.

Örneğin zamanlaması son derece “manidar” haber ve yazılarda, Oy ve Ötesi’nin yaptığı seçmen gözlemciliğini “gayrı resmi” olarak tanımlanmakta. Ancak, sivillerin seçim süreçlerine olabildiğince katılımı insan haklarını merkezine almış demokrasilerde tanınmış bir hak.  İnanmayan 1948 Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin 21’inci maddesine, o da yetmezse  1966 Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Anlaşması’nın 25’inci maddesine baksın.

Daha da ötesinde, demokrasinin yerleşmesi ve pekişmesi için dünya genelinde desteklenen bir durum.

Bunu söyleyenlerden biri Birleşmiş Milletler (BM).  BM Genel Kurulu, demokratikleşmenin desteklenmesinde sivil toplumun rolünün ve aktif katılımının önemini öteden beri üzerine basa basa vurgulamakta. 2014 yılında aldığı kararla da, üye ülkeleri sivil toplumun seçim süreçlerine tam katılımını sağlamaya çağırmıştı.[i] Tabi bunun üzerine birileri BM’yi de koca “gayri-milliler” çuvalına sokmaya çalışırlar mı bilinmez.

Dahası, şu anda dünyanın 5 kıtasındaki 90’dan fazla ülkede Oy ve Ötesi benzeri sivil oluşumlar kendi ülkelerindeki seçimleri benzer yollarla denetlemekteler. Ama bakarsınız yarın öbür gün karşımıza “bunlar kendi demokratik işleyişlerini gözetlemeyi paravan olarak kullanan, aslında AKP iktidarını hedeflemek üzere kurulmuş küresel bir ağın parçasıdır” diyen bir yazı karşımıza çıkıverir.

Peki Oy ve Ötesi nedir, nasıl ortaya çıkmıştır ve nasıl işler?

2013 yılında “Nasıl olur da sade yurttaşlar olarak siyasal alanda bir etki yaratabiliriz?” diyerek bir araya gelen toplam sekiz yurttaş Oy ve Ötesi’nin temellerini attı. Kendi kısıtlı kaynaklarını birleştirerek tuttukları konferans salonunda ilk toplantılarını düzenlediler. Konuşmacı sayısı 12 , dinleyici sayısı  ise sadece 3 idi. Ancak çok kısa bir zamanda destekleyicilerinin sayısında hızlı bir artış oldu. Geçtiğimiz kısa süre zarfında gönüllü sayısı 107 bine ulaşan Oy ve Ötesi –tekrarlanan Yalova seçimleri dahil olmak üzere- toplam 3 buçuk seçimi gözlemledi.

Gönüllü sayısındaki bu hızlı artışın nedenini anlamak için Gezi protestolarıyla ortaya çıkan siyasal ve toplumsal dinamikleri hatırlamak gerekir. Gezi temelde işaret ettiği adaletsizlikler ve eşitsizlikler kadar yeni bir siyaset ve demokrasi arayışının da ifadesiydi. Bu çerçevede, muhalefetini sadece aktörlerle sınırlamayan, onun da ötesinde demokrasinin an azından daha katılımcı ve derin hâle getirmeye çalışanların da hareketiydi. Buna bağlı olarak, düzenlenen park forumlarından, kurulan hareket ağlarına kadar birçok yeni siyasal pratik ortaya çıktı.

Yeni siyaset arayışının yollarından biri de hâlihazırda var olan demokratik süreçlerin şeffaflaşmasını sağlayabilecek mekanizmaların oluşturulması oldu.

İşte Oy ve Ötesi de, oyunu seçimden seçime kullanıp, geri çekilen pasif yurttaşlık yerine süreçlere doğrudan müdahil olan aktif yurttaşlık anlayışını savunanların önemli bir mecrası oldu. Kısaca, Oy ve Ötesi, seçimleri yerine getirilecek bir görevin ötesinde sahip çıkılacak bir hak olarak görenlerin katılımıyla genişledi.

Öte yandan Oy ve Ötesi’ne yöneltilen bir iddia da, belirli bazı siyasi görüşlerin doğrultusunda hareket ettiği yolunda. Ancak demokrasinin genel işleyiş ve prensipleri üzerine faaliyet gösteren Oy ve Ötesi, gönüllüleri ve bağlantıya geçtikleri diğer aktörler arasında hiç bir siyasi duruş veya ideoloji farkı gözetmeden yoluna devam etmekte. Öyle ki, kuruluş aşamasından itibaren kendilerini tanıtmak ve destek alabilmek amaçlarıyla altı kalın çizgilerle çizilecek şekilde tüm siyasi partilerle temasa geçtiler. Her birine gidip kendilerini anlattılar. Şayet demokrasiyle pek işi olmayanlar kapıları kapattıysa, bundan Oy ve Ötesi kesinlikle sorumlu tutulamaz.

Oy ve Ötesi’nin şu ana kadarki faaliyetlerinin anlam ve önemine gelirsek…
Birinci olarak, Oy ve Ötesi aynen hedeflediği gibi seçimlerin daha şeffaf geçmesine yardımcı olurken, gözlem yaptığı sandıklardaki bazı usulsüzlük ve hataların önüne geçmekte.

Örneğin, geçtiğimiz 7 Haziran seçimlerinde toplam 2640 durumda refakatçilerden kaynaklanan usulsüzlük tespit ettiler. 2077 vakada kapılara seçim tutanağının asılmaması, 1086 durumda sandık başkanlarının sürece hakim olamaması, 922 salonda polis gibi yetkisiz kişilerin müdahalesi ve 715 kere de seçim gözlemcilerine istedikleri sandıkta oy verme izni veren 142 belgesinin kötüye kullanıldığını belirlediler.

Oy ve Ötesi gönüllerinin seçimler sırasındaki tanık oldukları bazı olaylar ise şöyle:

“Sandık görevlilerinden biri sayım esnasında ‘siz kenarda oturun; sadece duyduklarınızla haberdar olacaksınız, not almayacaksınız’ şeklinde konuşmaya başladı. Bunun bizim yasal hakkımız olduğunu söylediğimizde kabul etmek durumunda kaldı.” Oy ve Ötesi Gönüllüsü, Malatya

Konya’dan başka bir örnek:

“Sandık başkanımız engelli ve okuma yazması olmayan maddelerini karıştırdı. Okuma yazma bilmeyenin yanında bir yakınını kabine soktu. O sırada başkana asıl olması gerekeni anlattım. Uzlaşmacı bir insandı ve yasaların yazılı olduğu kitapçığa baktık. Maddeleri karıştırdığını gördü. Hatasını anlayıp kabul etti.” Oy ve Ötesi Gönüllüsü, Konya

“Salondan çıkarıldım. Avukatlar aracılığıyla tutanak tutuldu ve tekrar salona alındım.” Oy ve Ötesi Gönüllüsü, Ankara

Kısaca, Oy ve Ötesi seçimlerdeki herhangi hata veya usulsüzlüğe anında müdahale etme ya da rapor etme işini fazlasıyla yerine getirmekte.

Asıl ilgi çekici olan ise, Oy ve Ötesi tarafından yayınlanan raporda 7 Haziran seçimleri hakkında harfi harfine şunlar söylenmekte:

“Belli başlı sorunlar dışında seçim gününün kapsamlı ve sistematik usulsüzlüklerle karşılaşılmadan yürütüldüğü gözlemlenmiştir. “

Dolayısıyla iddiaların aksine, Oy ve Ötesi seçimlerin güvensiz bir ortamda yapıldığı mesajını vermiyor.  Aksine varlığıyla, seçimlerin kurallarına uygun yapılmasını garanti ediyor.

Oy ve Ötesi’nin bir diğer önemli işlevi ise yurttaşlık hakları hakkında bilinçlendirme ve hatta yeni bir tip politizasyonu sağlıyor olması.

Verdikleri saatler süren yurttaşlık hakları çerçevesindeki eğitimler bir yana, Bölgesel Önceliklendirme Haritası (BÖH) gibi projeler ile seçimden seçime ortalığa çıkan bir sivil toplum kuruluşu olmanın ötesine geçmeyi planlanmaktalar. BÖH projesi, seçilen belediyelerin yönetimindeki mahallelerde ihtiyaçların tespitini, raporlanmasını ve giderilmesini içermekte. Bunun için yurttaşların yerel yönetimlerle düzenli, şeffaf ve açık bağlar kurabilmesi hedefleniyor. Amaç yerel yönetim ve politikaların iyileştirilmesine katkı sağlamak.

Belki bir ileride bir gün ulusal düzeyde uygulandığında, temsili demokrasinin sınırlarının genişletilmesine ve yurttaşların düzenli olarak karar alma süreçlerine katılımına katkı sağlayabilecek bir modelden bahsediyoruz.

Ancak, Türkiye geçtiğimiz iki yıldır bir ‘olağanüstü seçim hâli’ yaşamakta. Bu durum, BÖH gibi projelerini yeterince hızlı bir şekilde hayata geçirmelerine izin vermemekte.

Özetle, Oy ve Ötesi’nin yoluna devam etmesi Türkiye demokrasisinin gelişimi için oldukça önemli. İtibarsızlaştırma çabaları mı?  Oy ve Ötesi’nin sağladığı bu kadar önemli katkının yanında esamisi bile okunmayacaktır

baran-alp-uncuBaran Alp Uncu – www.t24.com.tr
[i] BM Genel Kurul Kararı 68/164, 21 Şubat 2014, Madde 17.

” Doğa’yı kalkınmanın merkezine koyun” – Pelin Cengiz

Türkiye’nin tarım arazisi 2001’de 26,4 milyon hektar iken, 2014’te bu 24 milyon hektara düştü. Son 13 yılda 2,4 milyon hektar (tarım arazilerinin yüzde 9’u) tarım arazisi kaybedildi.

  • 1920’lerin başında Türkiye’deki arazilerin yüzde 56’sını oluşturan meralar bugün yüzde 19’a geriledi.
  • 2020’de nüfusu 5 milyon nüfus artacak Türkiye’nin bu nüfusu beslemek için tahıl üretimini 1 milyon ton arttırması gerekli. Verimlilik artışı sağlanamazsa Karabük kadar (400 bin hektar) tarım alanına ihtiyaç var.
  • Son 30 yılda Türkiye’nin önemli su havzalarına düşen yağış miktarı yüzde 25 azaldı. Nüfus artışıyla Türkiye, 2050’ye doğru “su fakiri” bir ülke konumuna gelecek.
  • 2013 sonuna kadar Orman Kanunu’nun ilgili maddeleriyle 414 bin 222 hektar ormanlık alanda madencilik, ulaşım, enerji tesisleri kurulmasına izin verildi.
  • Türkiye’de taşınan toprak miktarı 743 milyon ton/yıl. Bu her yıl 0,8 cm, 12 yılda 1 cm üst toprağın kaybedilmesi demek. 1 cm toprağın oluşmasının 300-400 sürdüğü düşünüldüğünde verimi en yüksek toprak hızla yok oluyor.
  • Türkiye, IPCC (Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli) raporlarına göre iklim değişikliği etkilerine en hassas bölgelerde. Türkiye’de sıcaklığın gelecek yıllarda 2,5- 4 derece artacağı, Doğu ve Güneydoğu’da yüzde 20-40 arasında, iç ve batı bölgelerde ise yüzde 40’ı aşan oranlarda yağışların azalacağı belirtiliyor.
  • Türkiye’de enerji ithalatının yüksekliği gerekçesiyle kömür ve nükleer santral yatırımları hız kazandı. Oysa bu politikaların temel alındığı dönemde Türkiye öngörülen büyüme hedeflerine ulaşamadı, enerji ihtiyacı da azaldı.

Bilimsel raporlarla ortaya konmuş bu veriler, TEMA Vakfı’nın EkoSiyaset 2015 Bildirgesi’ne ait. Beton makinesinin sesini seven siyasilerin hamaseti bir yana doğaya verdiğimiz kıymet de rakamlarla ortada. TEMA Vakfı, seçimlere girecek tüm partilere son durumla ilgili bazı tespitleri aldığım bu belgeyi ileterek, partileri doğayla ilgili sorunları ve çözümleri, siyasetin merkezine taşımaya çağırdı.

Aslında TEMA’nın bu çağrıları gelenekselleşti, 20 yıldır her seçim öncesi bu çağrıları siyasilerin önüne getirip koyuyorlar. “Doğayı kalkınma politikalarının merkezine koyun” diyen bu belge, Meclis’te temsil edilen partilerin başkanlarına gönderilmiş, beş partinin de konuyla ilgili başkan yardımcılarına bizzat sunulmuş. Hepsi, ağız birliği etmişçesine “dikkate alacağız” demiş.

Uygulamalar, bize bugüne kadar doğanın korunmasının acil görülmediğini ortaya koydu. Bu konuda yanılmayı tercih ederim ancak bundan sonraki süreçte durum pek değişecek gibi değil.

Ülkeler, Aralık’ta Paris’te yapılacak İklim Zirvesi öncesi sera gazı emisyonları azaltım hedefleriyle ilgili ulusal katkı niyetlerini BM’ye sundu. Düşük karbonlu kalkınma yaklaşımı kapsamında ülkeler sera gazı emisyonlarını ne kadar, ne şekilde ve ne kadar süre içinde azaltacaklarının taahhüdünü veriyor. Gelecek 15 yılda emisyonları iki kat artırmayı hedefleyen Türkiye, 2030’da yüzde 21 azaltım öngörüyor. Ama bundan önce 2021-2030 arasında toplam sera gazı emisyonları 430 milyondan 929 milyon tona çıkacak, bu indirim senaryosuna göre bile emisyonlarda yüzde 116 artış olacak.

Özetle, Türkiye iklim değişikliğiyle mücadelede sorumluluk almıyor. Bu durum artık “tescil” de edildi zira iklim araştırma kuruluşlarının oluşturduğu Carbon Action Tracker, Türkiye’nin hedeflerini inceleyerek, “Eğer tüm ülkeler benzer zayıflıkta ve yeterince arzulu olmayan hedefler koysaydı, 21. yüzyılda küresel sıcaklık değerlerinin 3-4 derecelik bir artışla geri dönülmez felaketleri getirmesi kaçınılmaz olurdu açıklaması yaptı.

TEMA Vakfı Genel Müdürü Barış Karapınar’ın tespiti bu noktada önemli: “Türkiye, 1970’lerde Asya Kaplanları’nın, 1980’lerde Çin’in başını çektiği ihracat merkezli kalkınma trenini kaçırdı. 1990’larda ABD ve AB’nin başı çektiği bilişim merkezli kalkınma trenini kaçırdı. Şimdilerde sürdürülebilir yaşam trenini kaçıracağız. Artık medeniyetin tanımı bile değişti, ne kadar otomobil ürettiğiniz değil ne kadar sürdürülebilir yaşam sunduğunuz önem kazanıyor.

3.pelin-cengizPelin Cengiz – Taraf

Polis tarafından vurulan Dilek Doğan hayatını kaybetti

İstanbul Sarıyer’deki DHKP-C operasyonu sırasında polisin silahından çıkan kurşunla yaralanan Dilek Doğan, tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti.

32

Akşam saatlerinde öldüğü öğrenilen Dilek Doğan’ın cenazesi, genişgüvenlik önlemleri altında hastaneden alınarak, zırhlı araçlar eşliğinde Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’na getirildi. Adli Tıp ve hastane çevresinde de polis ekiplerinin geniş güvenlik önlemi aldığı görüldü.

25 yaşındaki Doğan’ın öldüğünü duyan yakınları hastaneye akın etti. Dilek Doğan’ın ağabeyi Emrah Doğan, yakınlarına sarılıp gözyaşı döktü. Hastaneye gelerek aileye başsağlığı dileyen CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Acıyı paylaşmaktan başka bir şey ifade edemiyorum. Hesap soracağımız vahim olayların sayısı artıyor bu hükümette. Sadece bunu söyleyebilirim” dedi.

Dilek Doğan’ın ailesi Doğan’ın polislerden galoş giymelerini istediği için vurulduğunu iddia ederken, emniyet çıkan arbedede vurulduğunu öne sürmüştü.

25 yaşındaki Dilek Doğan, evlerine yapılan polis baskını sırasında vurulmuş ve ağır yaralanmıştı. Baskın sırasında evde olan Doğan’ın abisi Emrah Doğan, polisin kız kardeşini hedef alarak ateş ettiğini ileri sürmüştü. Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan, da daha sonra yaptığı açıklamada “Polisler eve ayakkabı ile girdi. Kızım da ‘galoş giyin’ deyince tartışma çıktı. Silah sesi duydum ve kızım yere yığıldı” ifadesini kullandı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada ise arama sırasında evde bulunan kişilerden birinin, polisin silahını almaya yeltenmesi üzerine çıkan kargaşada göğsünden vurulduğu belirtilmişti.

(Radikal, T24)

 

Gençlik Örgütleri Forumu’nun 1. Olağanüstü Genel Kurulu sona erdi

Gençlik Örgütleri Forumu (Go-For) ve Gençlik Örgütleri Forumu Derneği 1. Olağanüstü Genel Kurulu, 23 – 25 Ekim tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi.

GO For üyesi stk ve oluşumların temsilcileri toplu halde
GO- FO- üyesi STK  ve oluşumların temsilcileri toplu halde

56 üyenin 42’si ile gerçekleştirilen genel kurula gözlemci üye statüsünde katılan Kaos GL ve İletişimciler Derneği, Go-For üyelerinin oyları ile tam üye statüsü kazandılar.

Go-For, Türkiye’deki bütün gençlik STK’ları ve tüzel statüye sahip olmayan oluşumların (inisiyatif, gençlik meclisleri, öğrenci kulüpleri vs.) meydana getirdiği bir çatı kurum  vazifesi görüyor. Türkiye’de gençlerle ilgili alınan kararlara ve yasama süreçlerine etki edebilmek ve gençlerin bu süreçlere dahil edilmesi amacıyla kurulan ve Türkiye Ulusal Gençlik Konseyi olarak faaliyetlerine devam eden  Go-For’a ülkenin her tarafından gençlik üzerine çalışan, faaliyetleri arasında gençlik bulunan STK ve oluşumlar katılabiliyor.

28

Go-For’a üye olmak ve daha fazla bilgi almak için burayı tıklayabilirsiniz.

1. Olağanüstü Genel Kurul sonucu oluşan yeni asil ve yedek yönetim kurulu ise şu şekilde belirlendi:

YÖNETİM KURULU ASIL ÜYE LİSTESİ

Go-For'un yeni yönetim kurulu
Go-For’un yeni yönetim kurulu

1 – Eş sözcü: Ceylan İnceoğlu – Gençlik Servisleri Merkezi Derneği
2 – Genel Sekreter: M. Sedef Gürü – Genç Avrupalılar Derneği
3 – Sayman: Ümit Kaan Cengiz – Gençlik Kültür Evi Derneği
4 – Üye:  Sinan Kaymaz  –  Avrupa Gençlik Derneği
5 – Eş sözcü: Sinan Erdoğan – Toplum Gönüllüleri Vakfı

YÖNETİM KURULU YEDEK ÜYE LİSTESİ

1 – Büşra Demirbaş – Genç Engelliler Gençlik ve Spor Kulübü
2 – Şeyma Koç – Lykia İzcilik ve Doğa Sporları Kulübü Derneği
3 – Çağlar Çalı –Gençlik Sanat Araştırma ve Eğitim Derneği
4 – Büşra Açıkbaşgil – Çanakkale Koza Gençlik Derneği
5 – Özge Yavuz – Doğal Yaşam Derneği

(Yeşil Gazete)

Enseyi karartmayın – Nurten Demirel

Çetin Altan da hayata veda etti.

Ne çok veda var bu yıl; üst üste, yaprak gibi dökülen.

Ve her dökülen yaprak boşluk bırakıyor içim(iz)de.

Hiç ölmeyecek sanırdım, kızının söylediği gibi, yine ayağa kalkar diyordum. Artık günlük yazılarını okumasam da, takip etmesem de o vardı, yaşıyordu. Ara sıra röportaj verdiğinde keyifle ve özlemle okuyordum.

Yıl 1979 sonbahar, yaşım on üç, halamın evi; ortalık kitap dolu, tam bana göre. VİSKİ’yi buldum, bir çırpıda okuyup bitirdim, çarpıldım.

Acıyla mizahın karşı karşıya geldiği, hayır dediği için her gün linç edilen bir insanın çok değişik öyküsünü anlatan bir romandı. O yıllarda yaşıma uygun olup olmadığına aldırmaksızın bulduğum her kitabı okurdum. VİSKİ de onlardan biriydi, asi çıkışlarımın, muhalif ruhumun oluşmasına ilk katkılardandı belki.

12177893_1045362992151337_485174503_n

Yıllar geçti, 12 Eylül ihtilaliyle apolitik hale getirilen gençliğin bir parçası olarak Adapazarı’nda üniversiteye başladım. Okul kantininde elinde siyasi dergi ve kitap olan bir kaç kişiden biriydim. Kimsenin umurunda değildi emek, sömürü, haysiyet vs. Biz bir kaç kişi okur tartışırdık o kadar. Kanlı 1 Mayıs 1977 pazarını yaşamış olan Fevzi abiyi de bu yazı sayesinde hatırladım bak şimdi, hey gidi günler…

İşe başladım 1986’da; patron müessesesiydi ve iki kardeş patronum vardı. Ölene kadar hayırla yad edeceğim bu güzel insanların sayesinde ikinci kez tanıştım Çetin Altan’la.

Çok iyi eğitimli, görgülü, kültürlü, dürüst ve mütevazı bu insanlarla hemen her gün sohbet ederdik, her şey üzerine. Ne sosyalizmle ne de sol düşünceyle yakınlıkları olmadıkları halde her gün aldıkları Milliyet Gazetesi’nde hiç aksatmadan Çetin Altan’ı okurlardı, Şeytanın Gör Dediği köşesinde. Gel zaman git zaman ben de tiryakisi oldum Altan’ın yazılarının. O kadar geniş bir perspektiften bakardı ki dünyaya, “ben bunu hiç düşünmemiştim şimdiye kadar” dedirtirdi insana. Her konuda bilgi sahibiydi sanki. Çok tekrar yapardı, bu tekrarlar sayesinde ne anlatmak istediğini daha iyi anlar ve beynime kazırdım adeta.

COSMOS derdi evrene. Ülkemizin mesleksiz yığınlar topluluğu olduğunu söylerdi. Meslek çok önemliydi, mesleğin oldu mu, dünyanın neresine gidersen git aç kalmazdın. Önemliler ve Değerliler diye ikiye ayırırdı insanları. Önemlilere takılıp kalmamak gerektiğini, Değerliler’den beslenmemiz gerektiğini öğrenmiştim. En önemlisi ise Enseyi Karartmamak gerektiğini…

Umudu her daim taşımalıydık içimizde, Yaşanılası güzel bir dünya için mücadele ederken enseyi karartmamalıydık.

İşyerim kitap cenneti Cağaloğlu’ndaydı, gazete yazıları ile yetinmeyince o dönem kitaplarını basan İnkılap Yayınevi’nden bir dolu kitabını aldım. Ama beni en etkileyeni, eşi Solmaz Kamuran’ın derleyip Sel Yayıncılık’tan çıkardığı İPEK BÖCEĞİ CİNAYETİ, Fotoğraflarla Çetin Altan’ın Yaşam Öyküsü oldu. Adı gibi çetin şartlarda geçen zorlu yaşam öyküsünü, tarihi bilgilerle birlikte çektim içime.

12179225_1045363035484666_4327148_n

Dört ay önce, “Torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz ülke bu değildi. Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan.” demişti.

Öyle oldu, maalesef.

Zaman zaman düşünürüm; belki o idealist neslin son çocuklarından biriyim ben de. Hep güzel bir dünya düşledim saf ve idealist duygularla. Romantik dediler, dinozor dediler bana, aldırmadım, aldırmıyorum. Belki ben de düşlediğim güzellikleri göremeden ölüp gideceğim, ancak biliyorum ki bir gün mutlaka sevgi ve barış galip gelecek. Oğlum, torunum görsün yeter, başka bir şey istemiyorum.

Son yılları için kim ne derse desin, benim için çok değerli olan Çetin Altan’ın Hayat Dersi gibi bazı sözlerine yer vererek bitiriyorum yazımı:

1- Başarı yalan söylemek zorunda kalmadan yaşayabilmektir.

2- İnsanlar değerli olmayı unuttular, önemli olmaya çalışıyorlar.

3- Hayat yaşandığı kadar vardır. Gerisi ya hafızalardaki hatıra, ya da hayallerdeki ümittir. Hüsranı ise bir tek yerde kabul ediyorum. Yaşamak mümkünken yaşamamış olmakta.

4- Politika demek, kazığı atarken söylediğin nutukları, kazığı yiyenlere alkışlatmak demektir.

5- İyi yaşamak zamanı olanaklar çerçevesinde en unutulmaz bir tat içinde.

6- Mutluluk sevdiğinle zamanı unutmaktır.

7- Neyi merak ediyorsan, o önemlidir hayatta. Merak etmediğin şey görünmez sana.

8- Yazı dediğin, 100 sene sonra birileri baktığı zaman sana ‘dangalak’ demesinler diye özenle yazılmalıdır.

9- Uydurunuz. Uydurdukça dünya ile belki daha kolay anlaşırsınız. Nasıl olsan onun için de ‘yalan dünya’ diyorlar. Ama unutmayın ki, uydurma gereği duymayanlar için de ‘adam’ diyorlar.

10- İnsan gerçekleşmeyecek şeyi düşünemez. Kristof Kolomb mutlu olsa denizlere açılır mıydı? 

Bu yazı nurtendemirel.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

12180035_1045366708817632_1400785620_n

 

Nurten Demirel

 

“Daha tutuklanmamış” Belediye Eş Başkanları, Demirtaş ile biraraya geldi

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partisinindaha tutuklanmamış belediye eş başkanlarıyla Batman’da bir araya geldi.

Diken.com.tr‘nin haberine göre toplantının yapıldığı salona asılan Daha tutuklanmamış belediye eş başkanları ile buluşma toplantısı’ pankartının önünde eş başkanlara hitap eden Demirtaş, Her gün cenaze. Neden? Tek başına iktidar için. “HDP %13 aldı, barış vardı. Barış ortamı olmazsa bu oyu alamaz” diye düşündüler. Görüşme masasını, Dolmabahçe Mutabakatını inkar ettiklerinde devirmişlerdi. Çünkü “Cenazeler geldikçe HDP’ye yükleniriz” dediler” diye konuştu.

43

Partisine yönelik ekran ambargosu uygulandığını belirten Demirtaş,“Bazı programcılar beni davet etti, ama onu da biz reddediyoruz. Ben bir iki programa çıkacağım diye HDP’ye ambargo yok olmaz” dedi.

44

İMC TV muhabiri Saadet Yıldız ise bugün paylaştığı tweet’te, son dönemde HDP ve DBP’li 20 belediye başkanının tutuklandığını, 22’sinin görevden alındığını, altısı hakkında ise yakalama kararı çıkarıldığını belirtti.

 

(Diken)

Bursa halkı başardı: DOSAB Termik Santraline yürütmeyi durdurma!

Bursa 2. İdare Mahkemesi, DOSAB termik santrali için yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bugün (24 Ekim Cumartesi) 12.30 da DOSAB Termik Santralına Hayır platformu tarafından düzenlenen basın toplantısında mahkeme kararı basın ve Bursa halkı ile paylaşıldı.

Platform tarafından yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde;

42

“Bildiğiniz gibi, yaklaşık 1.5 yıldır, Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi Yönetimi (DOSAB) tarafından Demirtaş’a kurulmak istenen Termik Santrale karşı bir mücadele yürütüyoruz. Çevre Bakanlığı’nın , Bursa’nın göbeğinde yılda 524 bin ton kömür yakacak bir tesise, bilim insanlarının ve akademik meslek odalarının bütün bilimsel kanıtlarını hiçe sayarak 23.07.2015 tarihinde ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi’ olumlu kararı vererek Çevre Bakanlığı yani siyasal iktidar halkın değil, sermayenin yanında olduğunu ortaya koymuştu. DOSAB’da bulunan patronların çıkarı için, yüz binlerce yurttaşın sağlığının olumsuz etkileyecek bu ölüm santraline Bakanlıkça verilen “ÇED Olumlu Kararı”na karşılık 25.08.2015 tarihinde meslek odaları, dernekler ve yurttaşlar olarak dava açmıştık.

İşte bu davada mahkemenin verdiği sevindirici bir kararı halkımızla paylaşmak için bugün burada toplandık. Bursa 2. İdare Mahkemesinde görülen davada, 19.10.2015 tarihi itibariyle mahkeme, oybirliği ile ölüm santrali projesinin yürütmesini durdurmuştur. Mahkeme kararının sonuç bölümünü sizinle paylaşıyoruz:

41

“…Mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra bu konuda yeniden bir karar verilinceye kadar 2577 sayılı yasanın 27. Maddesi uyarınca teminat alınmaksızın yürütmenin durdurulmasına 19.10.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”

Bu karar ile Bursa’nın üzerine zehir saçmak isteyen DOSAB yönetiminin bilirkişi incelemesi sonucuna kadar elleri bağlanmıştır. Ölüm santrali projesine ilişkin ihale, ruhsat veya inşaat sürecine ilişkin yasal bir adım atmalarının önü tamamıyla kapanmıştır. Bursa’nın başına büyük belalar açacak bu projeden tamamen kurtulmadık fakat sürecin şu an için durmasının mutluluğunu sizlerle paylaşıyoruz.

Bir kez daha hatırlatıyoruz:

Bursa kent merkezine kömürlü termik santral yapılması bir kent cinayetidir. Güzel Bursa’mızın içindeki insanlarla birlikte ölüme gönderilmesidir.

Ölüm değil, yaşam kazanacak, direnenler kazanacak !

Ve bir kez daha buradan tekrar ediyoruz:

Yürütmenin durdurulması yetmez; ölüm santralini yaptırmamak için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Bu cinayete karşı durmak için DOSAB’da Termik Santrale Hayır Platformu olarak sonuna kadar direneceğiz!

Halkımızın zehirlenerek yavaş yavaş öldürülmesine;
Toprağımızın, suyumuzun ve havamızın kirletilmesine ASLA İZİN vermeyeceğiz.

DOSAB TERMİK SANTRALİNE HAYIR PLATFORMU

 

(Yeşil Gazete)

Bonn’dan çıkan sonuç, “Paris’te anlaşmaya hiç olmadığımız kadar yakınız”

Paris’te yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Taraflar Konferansı (COP 21) öncesinde hükümetlerin ve devletlerin iklim müzakerecilerinin son defa bir araya geldiği Bonn İklim Müzakereleri bitti. Müzakereciler 5 gün boyunca yoğun bir biçimde ülkelerinin pozisyonlarını tartıştı.

40

 

Toplantı sonunda basına açıklama yapan UNFCCC Yönetici Direktörü Christiania Figuerres, Bonn müzakereleri boyunca üç önemli gelişmenin olduğunu açıkladı.  Hafta başında hepimiz farklı bir konumdaydık, oturumların eş başkanlarının hazırladığı taslak metinle başlamıştık, sadece bu müzakere de değil herhangi bir uluslararası müzakerelerde görevlilerin hazırladığı metnin müzakereciler tarafından sahiplenilmesi bu haftanın çok ama çok önemli bir çıktısı” olduğunu söyleyen Figuerres, “İkinci olarak ise bu metin hafta başında eksik ve yeteri kadar kapsayıcılığı olmadığı konusunda eleştiriliyordu, şimdi elimizdeki metin son oturumda tamamlanmış olarak ifade edildi. Üçüncü olarak, çok fazla değil ama yine de hatırı sayılır sayıda gruplar metne dengesiz diyordu, şimdi dengeli diyorlar. Yani özellikle artık taraflar tarafından sahiplenilen bir metnimiz var ve bu güzel haber” diye konuştu.

Figuerres, kötü haberin ise metnin artık Bonn müzakerelerinin başındaki gibi kısa ve öz olmadığını, artık 25+30 yani 55 sayfalık bir metine ulaştıklarını, bazılarına metin halen öz gelse de, dışarıdaki insanlar için yeterince açık olmadığını ifade etti.

Paris’te yapılacak olan Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yapacak olan Fransa’nın İklim Özel Temsilcisi Laurence Tubiana ise, artık taraflar tarafından kabul edilmiş ve yönetilebilir bir metne ulaşıldığını belirtirken diğer bir yandan da artık her tarafın pozisyonunun ve taleplerinin bilindiğini, anlaşmaya dair tüm opsiyonların net bir biçimde masada olduğunu açıkladı.

Liderler 29 Kasım’da Paris’te Olacak!

Müzakerecilerin yeterince insiyatif alamadığını ve bir çok konunun liderler tarafından karar verilmesi gerektiğini düşündüklerini söyleyen ve bu yaklaşımı eleştiren Laurence Tubianna “tam da bu amaçla Paris’e liderler zirvenin başında gelecekler ve gerekli olan politik desteği sağlayacaklar” dedi. Ancak zirvenin başında liderler her hangi bir politik açıklama yapmayacak.

Laurence Tubianna, Bakanların metni içselleştirmesi, her ülkenin pozisyonunu öğrenmesi ve müzakerelerin geldiği noktayı görmesi için 8-9 Kasım’da 2 günlük bakanların katılacağı bir gayri resmi danışma etkinliği olarak Pre-COP’u da düzenliyor olacaklarını belirtti.

Fransız Özel Temsilcisi, umudunun ve tahminin Paris’te ilk haftada herşeyi tamamlamak olduğunu belirterek Fransa’nın ilk haftada iklim anlaşmasının masaya konmasını istediğini ortaya koydu. Özel temsilci, Copenhag’daki gibi son dakika krizleri de istemediklerini belirterek Paris’te bir çok diğer paydaşla anlaşmayı kutlamak istediklerini ifade etti.

CAN International adil ve etkin bir iklim anlaşması için tüm gözler Paris’te

900’den fazla sivil toplum kuruluşunun oluşturduğu bir platform olan CAN (Uluslararası İklim Eylem Ağı) da müzakerelerin sonunda Bonn’da basın açıklaması yaptı.

39

Müzakerelerin halen devam ettiğine vurgu yapılan basın toplantısında Bir haftalık dikkatli müzakerelerin sonunda, bazı noktalarda taraflar uyuşurken, diğer konularda ise Devlet Başkanları ve Bakanlar olmadan ulaşılabilecek en mümkün noktaya ulaşıldığını müzakereler sırasında, tarafların taslak anlaşma metnini sahiplendiğini, ülkelerin kendi pozisyonlarını olabildiğince terk ederek tartışmalı noktalarda belli bir mesafe kaydetmeyi başardığını belirtti.

CAN adına konuşan Greenpeace temsilcisi Martin Kaiser, “herkes elindeki kartları en son oynamak istiyorlar. Ama herkesin elinde kare as yok. Bu süreç, bir yüksek riskli poker oyunu oynanmayacak kadar çok önemli. Herkes elindeki kartları açmalı ve bir takım olarak beraber oynamalı” dedi.

Basın toplantısının görüntülü kaydına UNFCC’nin sitesi üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

 

Şişli’de ‘Toplumsal Eşitlik Birimi’ kuruldu

Şişli Belediyesi, geçen ay trafik kazasında hayatını kaybeden LGBTİ aktivisti ve Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü’nün danışmanı Boysan Yakar’ın, ölmeden önce öncülüğünü yaptığı ‘Toplumsal Eşitlik Birimi’ni kurdu.

işli Belediyesi, trafik kazasında hayatını kaybeden geçen LGBTİ aktivisti ve Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü’nün danışmanı Boysan Yakar’ın, ölmeden hayata geçirmek için çalıştığı ‘Toplumsal Eşitlik Birimi’ni hayata geçirdi. Birimin açılış törenine Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, ABD İstanbul Başkonsolosu Charles F. Hunter, Kanada, İsrail ve Brezilya konsolosları, Türkiye Musevileri’nin Hahambaşı İshak Haleva, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Program Koordinatörü Meltem Ağduk ve çeşitli STK kuruluşları katıldı.

25

Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, “Boysan’ın kurulmasında büyük emek verdiği, öncülük ettiği ‘Toplumsal Eşitlik Birimi’ miz ekonomik,sosyal ve kültürel ayrımcılıklara maruz bırakılan kadın , çocuk, genç, yaşlı, engelli, azınlık LGBTİ’li bireyler,göçmenler, mülteciler, sığınmacılara yönelik belediye politikaları geliştirecektir. ‘Toplumsal Eşitlik Birimi’ miz başlangıç olarak toplumsal cinsiyet eşitliğine odaklanmasını planlıyoruz. Daha sonraki süreçte çalışma alanlarını genişleterek her türlü ayrımcılığa karşı mücadele eden bir yapı oluşturmayı planlıyoruz” dedi.

Şişli Belediyesi’nin yerel eşitlik ve insan hakları temel merkezli hareket ederek hayata geçirdiği Toplumsal Eşitlik Birimi, Şişli ilçesi sınırlarında bulunan STK’lar ile iletişime geçerek kadın, çocuk, gençlik, LGBTİ, yaşlı, engelli, mülteci ve azınlıklar konusunda ihtiyaç, öneri ve talepler doğrultusunda çeşitli çalışmalar organize etmeyi amaçlıyor. Kentin toplumun tüm kesimleri tarafından eşit kullanımı için, katılımcı bir yerel yönetim anlayışını daha da güçlü bir şekilde örmek, Toplumsal Eşitlik Birimi’nin öncelikleri arasında yer alacak. Toplumsal Eşitlik Birimi’nde Elif Avcı, Zelal Yalçın ve Çelik Özdemir gibi aktivist isimler görev alacaklar.

(Radikal)

Bağımsız Seçim İzleme Platformu’ndan, “1 Kasım’da Bağımsız Seçim Gözlemcisi olun” çağrısı

Bağımsız Seçim İzleme Platformu, 1 Kasım seçimleri öncesi Demokratik seçimlerin gerçekleştirilmesi için Sivil Toplum Örgütlerine ve Seçmenlere açık çağrıda bulundu.

22...

1 Kasım Genel Seçimleri’nde de uluslararası kriterlere uygun Bağımsız Seçim Gözlemi yapmak için çalışmalarının devam ettiğini ifade eden Bağımsız Seçim izleme Platformu, “Hepimizin hiçbir ayrımcılığa uğramadan, seçme ve seçilme hakkını daha etkin ve daha eşit kullanabileceğimiz demokratik seçimler için hak eksenli çalışan tüm sivil toplum örgütlerini 1 Kasım’da birlikte Bağımsız Seçim Gözlemi yapmaya davet ediyoruz.” çağrısını yaptı.

Bağımsız Seçim İzleme Platformu, 2011 yılından itibaren seçimleri takip ediyor

Dünyanın birçok ülkesinde sivil toplum örgütleri seçim süreçlerinde insan hakları, seçme ve seçilme hakkına erişim, şeffaflık ve sonuçların güvenirliği bakımından Bağımsız İzleme ve raporlama yapıyor. Demokratik seçimler için uluslararası kriterlerden bir olarak da kabul edilen Bağımsız Seçim Gözlemi için belirlenmiş evrensel kriterler de mevcut.

Türkiye’de Kadın, Engelli, İnsan Hakları, Zorunlu Göç, LGBTİ, Azınlık Hakları, İnanç Özgürlüğü ve Ayrımcılık alanlarında hak temelli çalışan sivil toplum örgütleri 2011 yılında kurdukları Bağımsız Seçim İzleme Platformunu kurdular. Bağımsız Seçim İzleme Platformu’nun hiçbir siyasi parti ya da adayla doğrudan veya dolaylı bir ilişkisi bulunmuyor. Platformun koordinatörü Eşit Haklar İçin izleme Derneği, 87 ülkede 190 üyesi bulunan Global Network of Domestic Election Monitors GNDEM (Yerel Seçim Gözlemcileri Global Ağı)’na üye ve GNDEM tarafından Türkiye’de bağımsız gözlem yaptığı teyit edilerek üye olarak kabul edilen tek sivil toplum örgütü.

Bağımsız Seçim İzleme Platformu, Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) seçimler öncesinde başvuruda bulunarak dünyanın bir çok ülkesinde sivil toplum örgütlerine tanınan gözlemcilik yapma statüsünün Türkiye’de de tanınmasını talep etmiş ancak İHD ve ESHİD tarafından tüm başvurular YSK tarafından ret edilmişti. YSK ret kararlarına rağmen platform üyesi örgütler 2011 Genel Seçimleri, 2014 Yerel Seçimleri, 2014 Cumhurbaşkanı Seçimi ve 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde İl Seçim Kurulları’na bildirim yaparak Bağımsız Seçim Gözlemi ve raporlamasını gerçekleştirdi.

Seçim raporlarına ulaşmak için: http://www. esithaklar.org/yayinlarimiz/ raporlar/

1 Kasım seçimlerinde Bağımsız Seçim İzleme Platformu’na dahil olmak ve seçim günü tanık olduğunuz ihlallerinim seçim raporunda yer alabilmesi için Eşit Haklar İçin İzleme Derneği ile irtibata geçebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)